AK PARTİ 14. İSTİŞARE VE DEĞERLENDİRME TOPLANTISI
AK PARTi Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın açılış konuşmasının tam metni:
Değerli yol arkadaşlarım,
Sevgili kardeşlerim,
Hanımefendiler, Beyefendiler…
Sizleri en kalbi duygularımla selamlıyor, bugün 14’üncüsünü gerçekleştirdiğimiz istişare toplantımızın ülkemize, milletimize, demokrasimize hayırlı sonuçlar getirmesini Allah’tan temenni ediyorum.
İstişare toplantılarımızın siyasetimiz için, partimiz için, demokrasimiz için büyük yarar sağladığına, büyük anlamlar taşıdığına gönülden inanıyorum.
Bu AK PARTi’ye ait olan, AK PARTi’nin adeta bir özelliği olarak siyasette yerini aldı. Bazıları gerçi yapmak için adımlar attılar ama gerisini getiremediler. Nedendir bilemem. Bizim de derdimiz, meselemiz değil. Biz kendi işimize bakacağız.
Türkiye’ye ve Türk siyasetine ilkleri kazandıran AK PARTi, demokrasi noktasındaki hassasiyetini parti çalışmalarına da yansıtmış, PARTİ İÇİ DEMOKRASİ’yi en ideal şekilde işleterek, çalıştırarak siyasette adeta yeni bir çığır açmıştır.
Teşkilatımızın her bir mensubu, her bir kademesi, partimizin her bir kurulu, siyasetimizin belirlenmesinde söz sahibidir, yetki sahibidir, etki sahibidir.
AK PARTi, işte bu şekilde milletin partisi olmuştur ve milletin partisi olarak da yoluna devam etmektedir.
Bildiğiniz gibi, 3 Ekim’de, partimizin 3’üncü Büyük Kongresini gerçekleştirdik…
Dün, Genişletilmiş İl Başkanları toplantımızda teşkilatıma, o muhteşem kongre için şükranlarımı ifade etmiştim.
Bugün de burada, siz değerli milletvekillerimize, kurucularımıza, kadın ve gençlik kollarımıza, Parti Yöneticilerimize ve Genel Merkez çalışanlarına, AK PARTi’ye gönül vermiş herkese bir daha huzurunuzda teşekkür ediyorum.
Ankara’dan bütün Türkiye’ye, coşku içinde, heyecan içinde hizmet aşkımızı, hizmet sevdamızı bir kez daha gür bir sesle ifade ettik.
Orada bir kez daha, BİZ TÜRKİYE’YİZ dedik…
Orada bir kez daha, BİZ, HEP BİRLİKTE TÜRKİYE’YİZ dedik…
Demokrasiye sahip çıkacağımızı, daha da yücelteceğimizi, daha da güçlendireceğimizi oradan bir kez daha söyledik.
Milletin emanetine bugüne kadar sahip çıktıysak, bundan sonra da aynı şekilde sahip çıkacağımızı, o emaneti asla ve asla yere düşürmeyeceğimizi orada kuvvetlice ifade ettik, tekrarladık.
Bize emanet edilen bu coğrafyanın tarihidir, bize emanet edilen bu coğrafyanın namusudur, bize emanet edilen bu milletin huzuru ve emniyetidir, bu milletin refahı ve esenliğidir.
Bize emanet edilen bayrağımızdaki hilalin, bayrağımızdaki yıldızın hürriyeti ve istiklalidir.
O bayrağı, o hilali, o yıldızı 72 milyon adına daha yükseğe çekmek için 7 yıl boyunca var gücümüzle çalıştık, o bayrağı çok daha yükseklere diktik, çok daha engin ufuklarda dalgalandırdık, bundan sonra da bu gayreti Allah’ın izniyle, milletimizin hayır duasıyla yılmadan, yıkılmadan sürdüreceğiz…
Hamdolsun, başlattığımız adalet ve kalkınma yürüyüşünde milletimizin ufkunu açmak, devletin gücüne güç katmak, devlet millet bütünleşmesini daha da perçinlemek noktasında muazzam mesafeler kat ettik, muazzam başarılar yakaladık.
Asla popülizme tevessül etmedik, asla hileye, desiseye tevessül etmedik, asla hukuksuzluğa tevessül etmedik…
Çetelere göz yummadık, mafyaya eyvallah demedik, kirli ilişkilere, kirli örgütlenmelere, asla hoşgörü göstermedik.
Ne tür kirli senaryoların gündeme geldiğini, hukukun konusu olduğunu görüyorsunuz…
Bütün bunlara rağmen biz İNADINA DEMOKRASİ dedik…
Bütün bunlara rağmen BİZ, HUKUK DEDİK, BİZ ADALET DEDİK…
Ve buradan bir kez daha bunu ifade ediyorum…
Millet aşkına, ülke aşkına, hizmet aşkına CEHENNEM OLSA GELEN, GÖĞSÜMÜZDE SÖNDÜRÜRÜZ / BU YOL Kİ HAK YOLUDUR, DÖNME BİLMEZ YÜRÜRÜZ!.. Dedik ve bu şekilde yürüdük.
AK PARTi’nin demokrasi ve hukuk yolunda dimdik ayakta kalmasını, sarsılmaz bir güçle yoluna devam etmesini, kararlı bir duruş sergilemesini, sadece bir partinin meselesi olarak değil, bir ülkenin meselesi olarak, bir demokrasi meselesi olarak gördük. AK PARTi’nin kaderini, ülkemizin kaderinden asla ayrı düşünmedik…
Değerli kardeşlerim…
Millet olarak, tarih boyunca, elde ettiğimiz zaferler ve başarılar yanında çok sayıda badireler de atlattık.
Ülkemiz, topraklarımız, vatanımız tehdit altında kaldı; birlik ve bütünlüğümüz tarih boyunca defalarca sınandı.
İşte en son, Kurtuluş Savaşımızın öncesinde, Osmanlı Devleti toprak kaybederek küçüldü, Misak-ı Milli sınırları dahi bir süre işgal altında kaldı.
Balkanlarda, Erzurum’da, Kars’ta, Ege’de, Güney illerimizde, hatta ve hatta İstanbul’da ağır travmalar yaşadık…
Bu travma, kabul etmeliyiz ki, milletimizin derin hafızasında izler bırakmıştır…
Ancak bu millet, yaşadığı acıları geride bırakıp ileriye yürümesini her zaman başarmıştır, Kurtuluş Savaşımızdan sonra da başarmıştır, bundan sonra da başaracaktır…
Biz, millet olarak, yaşadığımız acıları sürekli taze tutmayız…
Hiçbir dönemde sömürge olmayan bu millet, yaşadığı acılarla baş etmesini bildiği gibi, her daim ümitvar olmayı, geleceğe özgüven ve umutla yürümeyi bilmiştir.
Yaşanan acılardan, yaşanan felaketlerden ders aldık, yaralarımızı sardık ve yolumuza devam ettik…
Sevgili kardeşlerim, şuraya özellikle dikkatlerinizi çekiyorum…
Tarihte yaşanan acıları, millet olarak yaşadığımız travmaları, milletimizin derin hafızasını, kolektif bilincini bir korku aracı olarak kullananlar çıkabiliyor.
Atılan her adımda, geçmişte yaşananları hatırlatıp, bu milleti korkuya teslim etmek, korkuya mahkum etmek isteyenler çıkabiliyor. Yani bir korku toplumu oluşturma gayreti içerisinde olanlar çıkabiliyor.
Tarih yeterli gelmediğinde, sanal korkular, hayali tehditler üretip, milleti bu şekilde dize getireceklerine hala inananlar olabiliyor.
7 yıl boyunca AK PARTi olarak bunu defalarca yaşadık, defalarca gördük…
Türkiye’nin hangi meselesine elimizi uzatsak, orada önümüze engeller çıkarıldı…
Avrupa Birliği dedik, ‘kimliğimiz tehlike altında’ dediler…
Kıbrıs dedik, ‘milli menfaatlerimiz tehdit altında, peşkeş çekiyorlar ’
Komşularla sıfır problem dedik, ‘eksen kayıyor’ dediler…
Ermenistan dedik, Sevr dediler…
Çetelerle mücadele dedik, sakın ha! dokunma dediler…
Hukuk dedik, yaklaşma dediler…
Demokrasi dedik, uzak dur dediler neyine lazım…
Şimdi de Milli Birlik ve Kardeşlik Süreci diyoruz, ihanet diyorlar, hıyanet diyorlar, müzakere, mütareke, bölünme diyorlar…
Aynı siyaset, aynı tavır, aynı tutum ve üzülerek söylüyorum, aynı korkak yaklaşımı sergiliyorlar…
EFLATUN NE GÜZEL SÖYLEMİŞ…
“KORKAKLAR, HİÇ BİR ZAMAN ZAFER ANITI DİKEMEMİŞLERDİR…”
Değerli arkadaşlarım,
Eğer, Alparslan korksaydı, Malazgirt olur muydu?
Kılıçarslan korksaydı, işgal orduları Anadolu’da durdurulabilir miydi?
Selahaddin Eyyübi korksaydı, ismi tarihe yazılabilir miydi?
Orhan Gazi korksa, Bursa; Fatih korksa, İstanbul olur muydu?
Pir Sultan korksa, Dadaloğlu korksa o muhteşem dizeler dillerinden dökülür müydü?
Mimar Sinan korksa, muhteşem minareler, Anadolu’dan, Rumeli’den göğe yükselebilir miydi?
Mimar Hayrettin korksa, azgın nehirlere bir gerdanlık gibi o köprüler kurulabilir miydi?
Kahraman Mehmetçik korksa, Çanakkale’de o destan yazılabilir miydi?
Hasan Tahsin, Sütçü İmam, Nene Hatun, Şerife Bacı korksalar, bu millet Kurtuluş Savaşı’nda istiklaline kavuşabilir miydi?
Ve soruyorum sizlere, Mustafa Kemal korksa, bu Cumhuriyet inşa edilebilir miydi?
Merhum Menderes korksaydı, bize bu demokrasi mirasını bırakabilir miydi? Merhum Özal korksaydı, kendisine yapılan suikast girişiminin hemen ardından “Allah’ın verdiği ömrü ondan başka alacak yoktur” sözünü söyleyebilir miydi?
Belki bir çoğumuz üzerinde durmuyoruz, dikkatimizi çekmiyor ama, bizim milli marşımız, İstiklal Marşımız, KORKMA kelimesiyle, KORKMA uyarısıyla başlıyor…
KORKMA, SÖNMEZ BU ŞAFAKLARDA YÜZEN AL SANCAK
SÖNMEDEN YURDUMUN ÜZERİNDE TÜTEN EN SON OCAK
O BENİM MİLLETİMİN YILDIZIDIR PARLAYACAK
O BENİMDİR, O BENİM MİLLETİMİNDİR ANCAK… İşte mesele bu. Korkma ile başladı ve nerelere geldi. Ve daha da ilerilere gideceğiz. Korkarak değil korkmayarak.
Değerli arkadaşlarım…
Korku aklın katilidir… Bunu böyle biliniz.
Korku köleleştirir…
Korku üzerine ülke inşa edilmez…
Korku üzerine gelecek inşa edilmez…
Korku üzerine demokrasi bina edilemez…
İşte onun için, 7 yıldır korkmadık, 7 yıldır üretilen korkulara boyun eğmedik, 7 yıl boyunca korkanlardan, korkaklardan olmadık, bundan sonra da Allah’ın izniyle korkmadan yolumuza devam edeceğiz…
Bugünlerde görüyorsunuz…
Birileri milletimizi korkutmak için ellerinden geleni yapıyor…
Bölünmeyle korkutuyorlar…
Parçalanmayla korkutuyorlar…
Hayali senaryolarla, hayali tehditlerle korkutuyorlar…
Korkutup, sindirmek istiyorlar…
Korkutup, sorunları çözümsüz bırakmak istiyorlar…
Korkutup, bu korkudan nemalanmak, bu korkudan istifade etmek istiyorlar…
Onlara da sesleniyorum…
Bu millet azizdir… Bu millet kahramandır… Bu millet, sizin o korku senaryolarınıza prim vermez, sizin korku tünellerinize girmez, sizin korkak tavırlarınıza asla teveccüh göstermez diyorum.
Bu millet, korkuyla amel etmeyecek kadar büyüktür, cesurdur, dirayetlidir, özgüven sahibidir.
Biz, korkuyla değil cesaretle yol alırız.
Biz korkuyla değil, özgüvenle hareket ederiz. Biz ürkeklikle değil, azimle, kararlılıkla adım atarız.
Büyük milletler korkuyla hareket etmez. Büyük düşünenler eziklikle, ürkeklikle hareket etmez.
Siyasetlerini korku üzerine kuranlar, yönetimlerini korkuya dayandıranlar, korkuya dayalı bir gelecek arzu edenler yanlış yaparlar, kaybetmeye mahkumdurlar.
Korku üzerine bir gelecek kurulmaz… Korku üzerine demokratik bir sistem inşa edilmez…
Korkuya dayananlar da, korkutmayı siyaset zannedenler de, korkuyu tahrik edenler de her zaman kaybetmiştir, bundan sonra da kaybedecektir. Bunu böyle bilelim.
Değerli arkadaşlarım,
Dikkat edelim, on yıllardır bu ülkenin siyasetinde söz sahibi oldular… Bunların bir kısmı kimi zaman iktidar ortağı oldu, kimi zaman Başbakan yardımcısı oldular, kimi zaman bakan oldular…
Peki bu ülke için ne yaptılar?
Altına imzalarını atabilecekleri, “bunu da biz yaptık” diyebilecekleri eserleri var mı?
Türkiye’nin hangi meselesine el attılar…
Hangi kronik meselede ellerini cesaretle taşın altına koyabildiler? İnanın sıkıştılar hemen daha seçimlere bir buçuk yıl kala bırakıp kaçtılar. Biz yapamıyoruz, bu işi yürütemeyeceğiz dediler. Ama şimdi bakıyorsunuz kabadayı olmuşlar maşallah. Ve bizi erken seçimle tehdit ediyorlar. Biz siz değiliz. Biz bu ülkede milletin bize verdiği süreyi nasıl ki bundan önce beş yıla yaklaşana kadar devam ettirdik şimdi de dört yıllık süreyi aynen ettiririz. Boşuna heveslenmeyin. Boşuna öyle küçük hesapların içine girmeyin. Ve milletin aklını karıştırmayın. Ve bu ülke artık zamanında seçim yapmaya alışmıştır bundan sonra da bu böyle devam edecektir. Bunu böyle bilelim. Ve bu şekilde çıkarılan yaygaralarla ülkeye bunlar aslında zarar veriyorlar, ihanet ediyorlar. Eğer piyasalar rahatsız oluyorsa bu tür dedikodulardan rahatsız oluyor. Bunların işi gücü bu zaten. Ülkenin ekonomisini sıkıntıya düşürmek. Yoksa biz bu ekonomiye katkıda bulunalım, yardımcı olalım, bunların böyle bir derdi yok. Hiç, böyle bir meseleleri yok. Bunların tek meselesi o; ülkeyi karıştırmak. Bunlar mikser, mikser. Görevleri bu.
Milli Birliğimizi, kardeşliğimizi pekiştirmek için hangi adımı attılar?
Terör meselesi için, Alevi vatandaşlarımızın, azınlıklarımızın sorunları için, Etnik unsurların sorunları için, ekonominin kronik problemlerini çözmek için, sözden, laftan, nutuktan başka bugüne kadar ne ürettiler?
Şimdi çıkıyorlar, yapanı taşlamaya çalışıyorlar…
Benim aziz milletim bu acziyeti, bu korkaklığı, bu tutarsızlığı ibretle seyrediyor…
Ama ben onlara, “GÖLGE ETMEYİN, BAŞKA İHSAN İSTEMEZ” demiyorum…
Her şeye rağmen bunu söylemiyorum…
YOL YAKINKEN DÖNÜN diyorum… Gelin, siz de milletin yönüne, milletin rotasına, milletin güzergahına girin” diyorum…
Milletimizin sorunlarına gözünüzü yummayın, milletimizin hissiyatına kalbinizi kapatmayın, milletimizin sesine kulağınızı kapatmayın…
Başınızı kuma gömmeyin, adam aldırma geç demeyin, gemisini kurtaran kaptan anlayışıyla hareket etmeyin, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın demeyin…
Aldırın, dokunun, dert edinin, hissedin diyorum. Mesele bu.
Siyaset, milletin hissettiğini hissetmek, gördüğünü görmek, duyduğunu duymak sanatıdır. Eğer milletin hissiyatından, beklentilerinden, sorunlarından koparsanız, ayakta kalamazsınız…
Siyasetin amacı, sorun çözmektir, hizmet etmektir, insanı yüceltmektir, insanın refah ve huzurunu temin etmektir.
Bütün sorun alanlarını minimize edecek gücümüz var. İşte onun için Milli Birlik ve Kardeşlik Projesini demokratik açılım süreciyle sorun alanlarını minimize etmek üzere ortaya koyuyoruz. Bunları sıfırlamak demiyorum dikkat edin. Minimize etmekten bahsediyorum.
Ve bütün sorun alanlarını işte Salı ve Cuma günleri yaptığımız müzakerelerde, başta koordinatör bakanım olmak üzere, tek tek açıkladık. Ama onlara sorarsanız hala ne diyorlar? Ne söylediler? Gözü var, görmüyor; kulağı var, duymuyor; dili var, gerçekleri söylemiyor. Vakıa bu…
Türkiye’nin bütün sorunlarına el atacak, hal yoluna koyacak irademiz var bizim, birikimimiz var, potansiyelimiz var ve yedi yıldır da biz bunu yapıyoruz.
Alevi kardeşlerimizin bu topraklarda yüz yıllardır kendilerine göre sorunları var, talepleri var… Buna daha ne kadar kulak tıkayabiliriz?
Azınlıkların meselelerini daha ne kadar görmezden gelebiliriz?
Demokratik sorunları, ekonomik sorunları daha ne kadar erteleyebiliriz?
Türkiye yıllarca bu meseleleri erteledi, öteledi, görmezden, duymazdan geldi… Peki ne oldu? O sorunlar çözüldü mü?
Hayır… Tam tersine daha da büyüdü…
Biz diyoruz ki, tamamını minimize edelim… Tamamını ele alalım… Türkiye’ye ayak bağı olan her konuyu cesaretle tartışalım, istişare edelim… Diyorlar ki, bunları burada tartışacak mıydık? Bunları savaş yıllarında, o Parlamento tartışmış, şimdi niçin Parlamento’da bunları tartışmaktan kaçıyorsunuz? İşte bak, “Parlamento” dediniz, getirdik. Önce “Parlamento” dedik, milletin vekillerine gittik. Şimdi milletin asıllarına gittik. Hemen Cuma günü Parlamento’dayız, Cumartesi ve Pazar günü 81 vilayetimi dolaştık. Bütün teşkilatımızla birlikte dolaştık. Bitti mi? Bitmedi… İlkbahar sonuna kadar bu süreç devam edecek. Milletimizle hasb-ı halde bulunacağız. İl-il, ilçe-ilçe, belde-belde, köy-köy, hatta ev-ev gerekirse dolaşacağız, dolaşıyoruz. Niye? Çünkü biz bu yola bunun için çıktık.
7 yıldır samimiyetle yaptığımız da budur işte…
Ekonomiyle birlikte, diplomasiyle birlikte, demokratikleşmeyi kararlılıkla sürdürdük ve bugünlere getirdik.
Hiç konuşulmayan, hiç tartışılmayan, telaffuz edilmesine cesaret dahi edilmeyen meseleleri biz gündeme taşıdık.
2005’te Diyarbakır’da “Kürt meselesi benim meselemdir” dediğimde, kıyamet koptu. İşte sorun alanlarından bir tanesi. Tüm etnik unsurların sorunları var bu ülkede. Kürt vatandaşımın da sorunu var, Türk vatandaşımın da sorunu var, Laz’ının da, Çerkez’inin de, Roman’ının da vs. Arnavut’unun da, Boşnak’ının da hepsinin kendilerine göre sorunları var. Ama bakınız, ben Parlamento’da “alt kimlik, üst kimlik” dediğim zaman, adeta çılgına dönen Ana Muhalefetin lideri, benden sonra, baktım o da “üst kimlik” lafını kullanmaya başladı. Ben alt kimlik olarak tüm etnik unsurları saydığımda, üst kimliğin de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı olduğunu söylediğimde, “Alt kimlik, üst kimlik diye ülkeyi bölüyorlar” diyordu. Sonra baktım, kendisi kullanmaya başladı. Çünkü Sayın Baykal akşam farklıdır, sabah farklıdır. Yapısı budur. Bu yeni bir şey değil. Şöyle, geçmiş Meclis tutanaklarına baktığınızda, orada da bunları görürsünüz.
TRT 6’yı açtık… Ne oldu? Ülke mi bölündü?
5 tane Alevi Çalıştayı yaptık, birliğimiz mi bozuldu?
Azınlıklara en tabii demokratik haklarını verdik, veriyoruz; bütünlüğümüz mü koptu? Adalar’da kendileriyle bir araya geldim, hemen şunu söylediler: “Bak, gizli gizli toplantılar yapıyor.” . Yok, yok, gizli değil, Adalar’da herkesin gözü önünde yaptık, ne gizlisi? Ama senin gizli dünyan var, ben ne yapayım? Biz her şeyi açık yapıyoruz.
Daha da fazlasını yapabiliriz, yapmalıyız… Yeter ki bunların gerekli olduğuna, Türkiye’nin hayrına olduğunu görelim…
Bakınız değerli kardeşlerim…
Bu yola, “ANNELER AĞLAMASIN” diyerek çıktık…
Bu hayati projeyi “analar ağlamasın, gözyaşları dinsin, şiddet son bulsun, terör son bulsun” diye ilan ettik.
Bakınız, ana vatanımızın bir adı da Anadolu’dur. “Babadolu” değil, “Anadolu”. Bu çok anlamlıdır.
Türkiye baştanbaşa Anadolu’dur.
Biz de bu demokratikleşme ve kardeşlik sürecine Anadolu’nun rızasıyla, onayıyla başladık.
Bu süreçte bize karşı çıkmakla kalmayıp “analar ağlasın” diyenler, ellerini vicdanlarına koymayanlar daha şimdiden Anadolu ile bağlarını koparmışlardır.
Çünkü Anadolu anaların vicdanıdır, yüreğidir.
Daha ilk cümlelerinde sorunların çözüm yoluna girmesinin siyasi ikballerini karartacağını görmüşlerdir. Çünkü istikbal ve istismar kapıları onların kapanacaktır.
Gelecekte kendilerine yer kalmayacağı için eski yaraları kanatmaya çalışıyorlar.
Biz diyoruz ki, bugün yangını söndürme günüdür.
Ama onlar, yangına suyla değil, benzinle gitmeyi tercih ettiler…
ANNELER TABİİ Kİ AĞLAYACAK diyerek, tarihe kazınacak talihsiz ifadeler kullandılar…
Şuraya dikkatlerinizi çekiyorum… Dediler ki, Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda, Şeyh Sait isyanında, Dersim’de anneler ağlamasın mı diyecektik…
Değerli arkadaşlarım… Çanakkale’de benim yürekli anam, oğlunun başına kına yakarak askere gönderdi…
“Kurbanlık koyunlara nasıl kına yakılırsa, ben de onun için senin başına kına yaktım, git, vatanın için, toprağın için, memleketinin namusu, onuru, şerefi için şehit ol!” diyerek evladını cepheye gönderdi…
Kurtuluş Savaşı’nda oğlunu cepheye gönderen bir annenin, oğluna hitabını burada sizlerle paylaşmak isterim… Belki, birileri de duyar.
“HÜSEYİNİM, ASLAN OĞLUM BENİM… DAYIN ŞIPKA’DA, BABAN DİMETOKA’DA, KARDEŞLERİN ÇANAKKALE’DE YATIYORLAR!
SEN BENİM SON YONGAMSIN!
MİNARELERDEN EZAN SESİ KESİLECEKSE, CAMİNİN KANDİLLERİ KÖRLENECEKSE SÜTLERİM SANA HARAM OLSUN.
ÖL DE KÖYE DÖNME.
YOLUN ŞIPKA’YA UĞRARSA, DAYININ RUHUNA FATİHA OKUMAYI UNUTMA.
HAYDİ OĞUL! ALLAH YOLUNU AÇIK ETSİN.”
Değerli kardeşlerim… İşte Çanakkale’de analar ağlamadı, Kurtuluş Savaşında analar ağlamadı… Ama Dersim’de analar ağladı, Kahramanmaraş’ta analar ağladı, Çorum’da analar ağladı, Sivas’ta, Başbağlar’da, Gazimahallesi’nde analar ağladı…
30 yıldır benim 81 vilayetimin tamamında ağlayan, gözyaşı döken analar var…
Necip Fazıl Üstat, DERSİM’deki manzarayı şu kelimelerle ifade ediyor:
“Mazgirt, Tersemek nahiyesinin halkı doğranmakta… Merhamet sahiplerinden biri, birle on yaşı arasında 20 kadar çocuğu alıp bir derenin içine saklamıştır… Vaziyet birden haber alınıyor… Çocukların öldürülmeleri emri veriliyor. Fakat bu emri yerine getirebilecek kimse zuhur etmiyor. En katı yürekliler bile böyle müdafaasız masumlara silah kullanamayacaklarını söylemeye mecbur kalıyorlar. Tecrübe birkaç defa akamete uğruyor ve hayli sıkıntı mevzu oluyor. Nihayet, …….. karanlık suratlı bir adam bulunuyor ve bir dere içinde titreşe titreşe bekleyen 20 masumun işini bitiriyor…
Murat suyunun kandan kıpkızıl aktığını görenler olmuştur…” Üstat Necip Fazıl.
Ne o tablonun savunulacak bir tarafı vardır, ne de bugün yaşanan manzaranın…
Kurşunların vızıltısını duymuyorlar, gözyaşlarına dokunamıyorlar, acıları hissetmiyorlar…
Biz, “Analar ağlamasın” dedikçe, onlar bunu hafife alıyor; “anaların gözyaşlarını, anaların acılarını abartmayın” diyorlar, “geçmişte analar nasıl ağladıysa, bugün de ağlamaya devam etmelidir” diyorlar. Çünkü kendi çocukları böyle öldürülmedi, kendi çocukları böyle ölmedi. Çünkü onlar bunu yaşamadılar. Yaşamadıkları için, “Yaşasınlar” diyorlar.
“Anaların gözyaşları, terörle mücadelede ayaklarımıza pranga olmamalıdır”, diyorlar.
Biz “Evlat acıları son bulsun” dedikçe, onlar pervasızca “geçmişte nasıl evlat acıları yaşandıysa, bugün de bu acılar sürmelidir” diyorlar.
Gözyaşını gözyaşıyla besliyorlar; kanı kanla yıkıyorlar, öfkeye öfkeyle karşılık veriyorlar.
Dünün nesline söyleyecek bir sözleri yoktu, bugünkü nesillere söyleyecek bir sözleri de yok, yarınki nesillere söyleyecek bir sözleri de olmayacak bunların.
Hani bir türkü vardır, adı DRAMA TÜRKÜSÜ’dür… Hem Drama türküsüdür, hem de dramatiktir…
"MEZAR TAŞLARINI HASAN KOYUN MU SANDIN,
ADAM ÖLDÜRMEYİ BRE HASAN OYUN MU SANDIN..." der…
Türkiye’nin yaklaşık 30 yıldır gördüğü manzara oyun değil değerli kardeşlerim…
Bu süreç bu şekilde devam edemez, etmemelidir.
Bu oyunları inşallah bozacağız… İstismar zeminlerini inşallah kaldıracağız ve Türkiye’ye yeni bir ufku hep birlikte çizeceğiz…
Bir kez daha söylüyorum…
GÜN NUTUK GÜNÜ VEYA NUTUK ATMA GÜNÜ DEĞİLDİR…
GÜN, SÜSLÜ SÖYLEVLER İRAD ETME GÜNÜ DEĞİLDİR…
GÜN ÖLÜMLERE ÇARE BULMA GÜNÜDÜR, GÜN AKAN KANI DİNDİRME, ANNELERİN GÖZYAŞINI BİTİRME GÜNÜDÜR…
BUNDAN GERİSİ LAF-U GÜZAFTIR…
Hükümet olarak 7 yıl boyunca bu konuda önemli adımlar, somut adımlar attık…
Bir yandan terörle mücadele ettik, bir yandan dağa çıkışları engellemek için, ekonomik, sosyal, psikolojik tedbirleri kararlılıkla aldık. Çünkü biliyorduk ki, sadece askeri tedbirlerle, güvenlik tedbirleriyle bu iş çözülmüyor. İşte, 25 yıldır çözülmedi. Öyleyse atmamız gereken daha farklı adımlar var. “Psikolojik alanda atmamız gereken adımlar var, sosyolojik alanda atmamız gereken adımlar var, ekonomik alanda, diplomatik alanda atmamız gereken adımlar var” dedik ve bu alanların hepsine yoğunlaştık ve yoğun adımlar attık.
Biz, boş oturup, nutuk atıp, acziyet içinde “akan kan dursun” demedik, demiyoruz. Biz, çalışarak, çabalayarak, yatırım yaparak, hizmet üreterek, hak ve özgürlükleri geliştirerek, aktif dış politika yürüterek, terörle etkin bir mücadele yaparak “akan kan dursun” diye uğraşıyoruz.
Bizim çağrımız kuru bir temenni, karşılığı olmayan bir iyi niyet ifadesi değildir.
Biz, 7 yıldır sürdürdüğümüz çalışmaların neticesinde bu kritik noktaya gelindiğine inanıyoruz.
Yürüttüğümüz etkili politikalar neticesinde tarihi adımlar atılabileceğini görüyoruz.
Değerli kardeşlerim, tekrar etmekte fayda görüyorum, bu ülkede bir dönem OHAL isminde, Olağanüstü Hal Uygulaması vardı…
Ülkenin diğer kesimlerindeki vatandaşlarım bunu bilmiyor olabilir, OHAL’in ne anlama geldiğini, nasıl bir uygulama olduğunu yaşamamış olabilir…
Değerli kardeşlerim,
Bakın, ekmek karneyle alınıyordu…
Çay gramla alınabiliyordu…
1940’ların CHP yönetimi altındaki Türkiye’sinden bahsetmiyorum, 1990’ların, 2000’li yılların CHP’li yönetimlerinden, MHP’li yönetimlerinden bahsediyorum.
Şehirler arasında ancak konvoyla seyahat edilebiliyordu…
Dikkat ediniz, Elazığ’dan Tunceli’ye gitmek istediğinizde, özgür bir ülkenin özgür bir vatandaşı gibi özgürce seyahat edemiyordunuz. Ancak haftanın iki gününde yolculuk yapabiliyordunuz…
Aydın-İzmir arasında böyle bir şey olduğunu tahayyül edebiliyor musunuz?
Kocaeli-İstanbul arasında böyle bir şey olduğunu tahayyül edebiliyor musunuz?
Ama Türkiye bunları yaşadı.
Ve bu manzarayı, bu tabloyu ortadan kaldıran da yine biz olduk… Biz olduk, biz… Bir şeylere “rağmen” bunu kaldırdık. Bunun devamını isteyenler vardı bu ülkede, ama bölge insanı, artık buraya gelmişti. “Yeter ki bizi OHAL’den kurtarın, başka bir şey istemiyoruz” diyorlardı. Ama biz bunu gerçekleştirdik ve bunu kaldırdık. Bunu kaldıran kim? AK Parti İktidarı…
Değerli arkadaşlarım, birileri laf yapar, birileri icraat. Biz icraat sahibiyiz.
Son derece hassas bir süreçten geçiyoruz…
Muhalefet partilerinin tahrikleri ve istismarları, vatandaşlarımız arasında maalesef soru işaretleri oluşturuyor.
Böylesine hayırlı, böylesine samimi ve böylesine kararlı bir girişim karşısında bile, ülkenin, milletin hassas değerleri istismar ediliyor, oy avcılığına kurban edilmek isteniyor.
Habur sınır kapısında yaşanan manzara ne kadar nahoşsa, ne kadar istismarsa, ne kadar tahrikse, açık söylüyorum, bir şehit annesini, elinden tutarak Meclis’e taşımak, O’na orada slogan attırmak, onun üzerinden şehitlerimizi ve şehit ailelerimizi istismar etmek de o kadar nahoştur, o kadar istismardır, o kadar provokasyondur…
Hiç kimse vatandaşlarımın hissiyatıyla oynamaya kalkmasın…
Hiç kimse, milletin kutsal değerleri üzerinden siyaset yapmaya yeltenmesin…
Hiç kimse, bizim aziz şehitlerimizi, kendi çarpık siyasi görüşlerine malzeme yapma gafletine düşmesin…
Bu, şehitlerimizin aziz hatırasına yapılacak en büyük haksızlık olur…
Ben buradan milletvekillerimize de bir tavsiyede bulunmak istiyorum…
Doğu ve Güneydoğu illerinde olduğu gibi, tüm vatan sathında, ülkenin her bir köşesinde yaşananları anlamaya çaba göstermek durumundayız.
Empati yapmak, kendimizi oradaki vatandaşın, oradaki kardeşlerimizin yerine koymak zorundayız.
Oradaki atmosferi, oradaki iklimi, oradaki ruh halini teşhis etmek zorundayız…
Bunu yapalım ki, diğer bölgelerdeki, Batı’daki, Güney’deki, Kuzey’deki vatandaşlarımızın da sorunu samimi bir şekilde anlayabilmelerini sağlayalım…
Onlarca yıldır yaşanan sorunları görmezden gelemeyiz. Orada sadece bölge insanını değil, topyekün Türkiye’yi etkisi altına alan sorunlar var. Ekonomik, sosyal, psikolojik sorunlar var…
Terör, işte bu sorunları istismar ederek besleniyor, bunlardan nemalanarak bugünlere geldi. Bu sorunları kullanarak, bu sorunları sömürerek faaliyet gösteriyor…
Muhalefetin göremediği, aslında görüp çok iyi bildiği ama görmezden geldiği bir nokta var: Terörün olmadığı dönemde de orada sorun vardı… Şimdi silahlar sussa bile, o sorunlar çözülmediği takdirde mesele sona ermeyecektir…
Size burada, ismini de vereceğim, Van Milletvekilimiz Gülşen ORHAN kardeşimin bize aktardığı, son derece anlamlı bir anekdotu sizlerle paylaşmak istiyorum. Dertler aslında, tabii çok:
Van’ın Bahçesaray ilçesinde, bir mezrada, 12-13 yaşlarında bir kızcağızı, ne acıdır ki, malum, bilirsiniz geneli itibariyle, para karşılığında yaşlı bir adamla evlendiriyorlar. Kızcağız mezrada doğmuş, Gülşen Kardeşim yanlış anlatıyorsam uyar, yanlışlık olmasın, ömrü boyunca da mezradan başka bir yer görmemiş… Gün geliyor, kız hastalanıyor, bir katıra bindirip yola indiriyorlar. Daha sonra, hayatında ilk kez bir arabaya biniyor ve hayatında ilk kez Bahçesaray gibi bir şehre gidiyor. Çünkü mezradan başka bir yer görmemiş. Bahçesaray’ı görünce tabii, o, mezranın yanında bir şehir. Tabii Bahçesaray’ı görmeyenlere de görmelerini ayrıca tavsiye ediyorum, o ayrı mesele.
Dönüşte, minibüs’te bir teyze yaklaşıyor: “Kızım” diyor; gençsin, güzelsin, neden bu yaşlı adamla evlendin, neden direnmedin, neden karşı çıkmadın…
Değerli arkadaşlarım, kızcağızın verdiği cevap son derece anlamlı…
“Ne edeyim Teyze” diyor… “DÜNYANIN BU KADAR BÜYÜK OLDUĞUNU BİLMİYORDUM Kİ…”
Değerli kardeşlerim, dünya, bizim gözümüzün görebildiği kadar değil…
Hayat, sadece bizim var olduğumuz mecrada akıp gitmiyor…
Gözümüzü kapattığımızda dünya kararmıyor, dünya yok olmuyor.
Türkiye İzmir’den ibaret değil, Türkiye İstanbul’dan ibaret değil…
Türkiye’nin meseleleri, Osmaniye’den, Antalya’dan, Ankara’dan ibaret değil.
Türkiye çok büyük…
Bu topraklar, hepimizin kardeşlik içinde, barış içinde, huzur içinde yaşayabileceği kadar büyük ve geniş.
Komşumun derdi benim derdimdir…
Kardeşimin meselesi benim meselemdir…
Bu ülkede yaşayan, bu vatanın üzerinde, bu bayrağın altında yaşayan herkesin problemi, bizim problemimdir…
Çünkü biz böyle bir kültürden, böyle bir medeniyetten geliyoruz…
Biz, herkesi, birbirine anlamaya, birbirini tanımaya davet ediyoruz.
Muhalefetin tüm kışkırtmalarına, tüm tahriklerine, tüm çirkin iftiralarına rağmen, ülkemin her köşesindeki vatandaşımın, bu meseleyi enine boyuna düşünmesini istiyorum…
Öncelikle siyasi mülahazalarla değil, insani ve vicdani açıdan meseleyi değerlendirmek durumundayız.
Ölen her insan bu vatanın, bu milletin bir parçasıdır. Tek bir insanın ölmesini bile insanlık vicdanı onaylayamaz.
Yaşanan acılar ilave olarak millet olarak, devlet olarak neleri kaybettiğimizi, enerjimizi nasıl heba ettiğimizi de hesaba katmak zorundayız.
Buraya nasıl geldik?
Ne bedeller ödedik?
Eğer çözmezsek ne bedeller ödeyeceğiz?
Ekonomik olarak ne bedel ödedik, daha ne bedel ödeyeceğiz?
Bunu benim her bir vatandaşımın hesap etmesi gerekiyor.
Bakın, bizim ödediğimiz borçlanma faizinin, lütfen buna dikkat edin burası çok önemli bizim ödediğimiz borçlanma faizinin, yaklaşık dörtte biri, terör riskinden kaynaklandı.
On yıllar boyunca, terör riski nedeniyle bu ülke yüksek faizlerle borçlanmak zorunda kaldı.
O faizin bedeli benim 72 milyon vatandaşımın cebinden çıkıyor…
Bu meseleyi çözdüğümüzde, bu riski ortadan kaldırdığımızda, göreceksiniz o faiz oranları daha da düşecek, o bedel benim topyekün milletimin cebinde kalacak…
Güneydoğu Anadolu Projesi sadece Güneydoğu Anadolu illerimiz değil, tüm Türkiye’nin çehresini değiştirecek…
Doğu Anadolu Projesi sadece Doğu Anadolu’nun değil, Türkiye’nin kaderini değiştirecek…
Konya Ovası Projesi tamamlandığında sadece Konya Ovası’na değil, bütün ülkemin yüreklerine su serpilecek.
İşte böyle bütüncül yaklaşma durumundayız, işte böyle kucaklayıcı olmak durumundayız…
Konuyla ilgili Meclis’teki genel görüşmede atacağımız adımlarla ilgili genel bir bilgilendirme yaptık.
Ne oldu, muhalefet atacağımız adımların hangisine itiraz edebildi? Atacağımız hangi adımın, Türkiye’yi böleceğini, parçalayacağını söyleyebiliyorlar? Sadece üstü örtülü olarak “bunlar bölücü”… Bu kadar. Neden? Niçin? Neye dayanarak söylüyorsun? Var mı böyle bir şey? Yok…
Aylardır toplumu yanıltmaya, milletimizi yanıltmaya, karanlığa yumruk sallayarak süreci provoke etmeye çalışıyorlar…
Demokratik açılım süreciyle ilgili suçlamalarının, karalamalarının, iftiralarının, hayali senaryolarının hepsinin boş olduğu, dayanaksız olduğu ortaya çıktı.
AK PARTi’ye karşı büyük bir haksızlık içinde oldukları görüldü.
Milli Birlik ve Kardeşlik sürecinin sadece ve sadece bu milletin, bu ülkenin, bu devletin selametini, huzurunu, refahını hedeflediği, milli birliğimizi güçlendirmekten, kardeşliğimizi pekiştirmekten başka bir amacının olmadığı daha iyi anlaşıldı.
Şimdi bize düşen bu sürecin ne olduğunu, ne olmadığını halkımıza anlatmak. Cumhuriyet Halk Partisi’nin üst kadrosuna değil. Çünkü onlar anlamamakta direniyor. Ama Cumhuriyet Halk Partisi’nin oy verenlerine kardeşlerimize anlatmamız lazım. MHP’nin lider kadrosuna değil, onların ne anlayıp anlamadığı ortada. Ama MHP’ye oy veren, sempatizan olan kardeşlerime sesleniyorum: Onlar başlarını iki ellerinin arasına alarak, inanıyorum ki bu süreci çok daha farklı değerlendireceklerdir. Bu yanlış bilgilendirmelerin, karalama kampanyalarının haksızlıklarına onlar da şahitler, görüyorum.
Değerli kardeşlerim…
Ben burada artık Cumhuriyet Halk Partisi’ne herhangi bir eleştiri getirmek istemiyorum…
Sağolsunlar, onlar bize iş bırakmıyor, yapacaklarını zaten kendi kendilerine yapıyorlar…
4 tane rapor hazırladılar, bugün tüm o raporlarda ifade ettikleri görüşlerin tersini ifade ediyorlar…
5 yıl, 10 yıl, 20 yıl önce söylediklerinin tam tersini iddia ediyorlar…
1990 yılında rapor hazırlamışlar, özel okullarda lütfen buna dikkat edelim Kürtçe eğitim yapılabilir demişler, bugün Kürtçe kelimesine bile tahammül edemez duruma geldiler.
Ben onları kendi hallerine bırakıyorum…
Ancak burada, Sayın Bahçeli’ye yine bazı hatırlatmalarda bulunmakta fayda görüyorum…
Biz hep söylüyoruz… Meclis’in tutanakları var, milletin hafızası var, geçmişte ortaya koyduğunuz icraatlar, çıkardığınız paketler var, altına imzanızı attığınız kanunlar var…
Sayın Bahçeli, bunlardan kaçamazsınız… Tarihinizden sıyrılamazsınız…
Şimdi eminim ki yine sinirleneceksiniz, yine öfkeleneceksiniz, yine hop oturup hop kalkacaksınız…
Ama bunlar gerçekler, bunlar sizin geçmişiniz…
Tarih, 8 Aralık 2000…
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, o meşhur af tasarısı görüşülüyor…
Bir milletvekili söz alıyor ve bakın neler söylüyor…
“Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz af tasarısı, Meclisimize art niyetli olarak getirilmiştir... Çirkin ve tehlikeli bir hesabın ürünüdür. Amaç, Anayasamızın 14’üncü maddesini delerek, Meclisin yetkisinde bulunmayan, vatan hainlerini, PKK'lı canileri ve onun terörist başını affetmek ve bu büyük vebale bu büyük Meclisi alet etmektir. Aynen tutanaktan okuyorum. (DYP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
Değerli milletvekilleri, bunları söylerken, tasarıyı hazırlayıp Meclise gönderen hükümete haksızlık yaptığımı düşünmüyorum, bir kehanette de bulunmuyorum; çünkü, bu hükümet, kuruluşunun hemen akabinde, ilk iş olarak, pişman olduğunu söyleyen PKK'lılara af çıkarmıştır; takiben, yine, basın suçlarına verilen cezaların ertelenmesi adı altında, adı basın olan paçavralarda kalem oynatan PKK'lıları affetmiştir.
Şimdi, bu tasarıyla, 169’uncu madde kapsamında, PKK canilerine bilerek yardım ve yataklık edenlere af getirilmektedir.
Yine, hepinizin malumudur ki, bu hükümet, Abdullah Öcalan'a bağımsız yargının verdiği idam cezasını Meclise göndermemiştir.Milliyetçi Hareket Partili, Doğru Yol Partili ve Anavatan Partili değerli arkadaşlarıma hatırlatmak istiyorum: Bu derece çirkin ve tehlikeli bir af yasasını, MHP teşkilatı ve ülkücülerin kabul etmesi hiçbir şartta mümkün değildir. (DYP sıralarından alkışlar) Doğru Yol Partisi ve Anavatan Partisi teşkilatlarının da rıza göstermeyeceğini biliyorum.
Değerli milletvekilleri, bu çirkin ve tehlikeli af tasarısını geldiği yere, Sayın Başbakana ve onun bakanlarına, yakıştığı yere göndermek, bu Meclisin yapacağı en hayırlı iş olacaktır. (DYP ve FP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Bırakalım bu çirkin tasarı, geldiği yerde ve yakıştığı yerde kalsın.”diyor.
Değerli arkadaşlarım… Bu sözler, bu ifadeler size tanıdık geliyor mu? Belki içimizdeki birkaç arkadaşım için tanıdık geliyor olabilir.
Bu ifadeler, bu üslup, bugün Sayın Bahçeli’nin üslubuna benziyor mu?
Peki kime ait bu ifadeler?
MHP İÇEL MİLLETVEKİLİ SAYIN ALİ GÜNGÖR’E AİT…
Ve bu milletvekili, Sayın Bahçeli tarafından 10 Ocak 2001’de partisinden ihraç ediliyor…
O gün, kendi milletvekili tarafından dile getirilen bu ifadelere tahammül edemeyen Sayın Bahçeli, o gün ifade edilen iddiaları hazmedemeyen Sayın Bahçeli, bugün ondan çok daha ağır ifadeleri, hem de haksız yere bize yöneltmek cüretini gösteriyor.
O gün, Ali Güngör’ü, üslubundan, dilinden, tavrından dolayı ihraç eden Sayın Bahçeli, aslında bugün kendisini MHP’den ihraç etmiştir…Bu ifadelerle onu gösteriyor.
Düşünebiliyor musunuz? Biz Orhun Anıtları’nı yaptık diyoruz, kızıyor, sinirleniyor, “tabi ki yapacaksın, görevin!” diyor… Peki Sayın Bahçeli, sizin göreviniz değil miydi?
3,5 sene iktidardaydınız, vakıf eserlerine sahip çıkmak, Selçuklu’nun, Osmanlı’nın, Cumhuriyetin eserlerine çıkmak sizin göreviniz değil miydi?
İktidarları döneminde, 3,5 yılda sadece 46 eser onarılmış…
Biz, 2003 yılından bugüne kadar, sadece yurt içinde, sadece Vakıflar Genel Müdürlüğü Kültür ve Turizm’i söylemiyorum sadece Vakıflar Genel Müdürlüğü eliyle, tam 3 bin 383 adet eser onardık. Buna Kültür ve Turizm’i de ilave ettiğimiz de yaklaşık 5 bin. Aramızdaki fark bu.
Bitlis Tatvan’da Rahva Hanı, Ankara Altındağ’da Vakıf Eserleri Müzesi, Yozgat’ta Çapanoğlu Camii, Kayseri’de Gıyasiye Medresesi, Van’da Hüsrev Paşa Camii bizim dönemimizde gün yüzüne çıkarıldı…
Şuraya dikkatinizi özellikle çekiyorum…İnşallah meşhur İshak Paşa Sarayı’da her şeyiyle bitmek üzere.
Gazi Mustafa Kemal, bakın burası çok önemli, hani maalesef çok çok çirkin ama burada onu ifade etmeyeceğim zaten bilenleriniz var. Anlatmaya da gerek yok. Gazi Mustafa Kemal Başvekil İnönü’ye 19 Şubat 1931 tarihinde ACELE ve MÜHİMDİR notuyla bir telgraf çekiyor ve şunları söylüyor: Bak biz belgelerle konuşuyoruz. Ala rivayetin değil, belgelerle, delillerle.
“Konya'da asırlarca devam etmiş ihmaller sebebiyle büyük bir harabe içinde bulunmalarına rağmen, sekiz asır evvelki Türk medeniyetinin hakiki şaheserleri kıymettar bazı mebani vardır. Bunlardan bilhassa Karatay Medresesi, Alaaddin Camisi, Sahipata medrese, cami ve türbesi, Sırçalı Mescid ve İnce Minare, derhal ve müstacelen tamire muhtaç bir haldedir. Bu tamirin gecikmesi, bu abidelerin kamilen inhirasını mucip olacağından, evvela şimdi altını çiziyorum, burayı düşünün ve araştırın. Evvela asker işgalinde bulunanların tahliyesinin ve kaffesinin mütehassıs zevat nezaretiyle tamirinin temin buyrulmasını rica ederim.Cumhuriyet Halk Partisi’nin bugünkü yönetimine de atfen bunu söylüyorum. Onlar da bir araştırsınlar bakalım. Tarihe saygıları nedir Atatürk’e saygıları nedir? Buyurun. Atatürk’ün emri ortada, Başvekil Sayın İnönü’nün icraatı ortada. Kendilerinin bugüne kadar ne yaptıkları ortada. Araştırsınlar. Ben artık bunu da söyleyecek değilim.
Değerli arkadaşlarım, işte bu beş eser, bizim dönemimize kadar köklü bir tamirat görmedi… İlk kez biz bu eserleri ele aldık ve tarihe, kültüre, medeniyetimize biz kazandırdık…
Milliyetçiyim diyeceksiniz, vakıf eserine sahip çıkmayacaksınız, tarihinize medeniyetinize sahip çıkmayacaksınız. Bize kirli iftiralar atıp, sahip çıktığımız ata yadigârlarını “tabi ki yapacaksınız deyip” hafife alacaksınız…
Tarih, size bunu sormaz mı? Senin için bu bir görev değil miydi? Bu görev sadece AK PARTi iktidarının görevi mi? 7 yıllık bir iktidarız biz. AK PARTi gibi bir parti kurulmamış olsaydı ne olacaktı bunların hali? İyi ki kurmuşuz AK PARTi’yi.
Ben inanıyorum ki samimi milliyetçi kardeşlerim, bunun hesabını soracaklardır.
Bu tutarsızlık, bu çelişki, bu zig zaglar karşısında merhum Türkeş’in kemikleri sızlamaz mı?
Değerli arkadaşlarım,
TİKA, bizden önce de vardı…
Bizden önce ortaya konan eser ortada…
Bizim dönemimizde yapılanlardan sadece bir kaçını sizlere ben sıralayım. Bunların iktidarları döneminde ne yaptıklarını görün.
Kazakistan da Hoca Ahmet Yesevi Türbesi’nin Restorasyonu, onarım ve çevre düzenleme işini yaptık, bitirdik.
Türkmenistan’da bulunan Sultan Sancar Türbesi’nin restorasyon çalışmalarını yine biz tamamladık.
Moğolistan’da, Türk tarihinin bugün için bilinen en eski yazılı belgeleri olma özelliğine sahip olan Göktürk Abidelerinin bulunduğu bölgede, Orhun Müzesinin teşhir ve tanzim çalışmalarını tamamladık, Ayrıca Orhun müzesine kadar 46 kilometrelik, yol yoktu orada adeta bir çöldü. Sayın Beşir Bey’le beraber de gitmiştik. Daha sonra o dönemde Başbakan Yardımcım olan Hayati Bey, MHP’nin Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şandır Bey’le birlikte gidip açılışını yaptılar. Gördük her şeyi yani. 46 kilometrelik yok, asfalt. Karakurum’dan ta oraya kadar.
Kırım Zincirli Medrese ve Hacı Giray Han Türbesi Restorasyonu ve Çevre Düzenlemesi Projesini tamamladık. Biz yaptık.
Ukrayna Akkerman Kalesi Kazı Çalışmaları, Romanya Sarı Saltuk Türbesi restorasyonu, Bosna-Hersek Saraybosna’da Konyic Köprüsü, Biliyorsunuz Mostar, Drina bunların hepsi bu iktidarın gerçekleştirdiği hizmetlerdir. ARNAVUTLUK İŞKODRA Yusuf Ağa Camii tezyinatı, KOSOVA PRİŞTİNE Sultan Murat Hüdavendigar Türbesi ve selamlık binası, Prizren’deki Namazgah Restorasyonu, Osmanlı Mezarlığı, YUNANİSTAN, FİLİSTİN, LÜBNAN’da ata yadigarlarını onardık, restore ettik, hizmete açtık.
ARNAVUTLUK, BOSNA HERSEK, BULGARİSTAN, KARADAĞ, KOSOVA, MAKEDONYA, LÜBNAN, SURİYE, SUUDİ ARABİSTAN, bütün buralarda SIRBİSTAN’da çalışmalar, oralardaki projeler devam ediyor şu anda …
Ta AFGANİSTAN’da, Mevlana hazretlerinin hocasına ait Hoca Bahauddin Veled Medresesi’ni biz şu anda tamir ediyoruz. Hatta Belh’teki inşallah Mevlana Hazretleri’nin doğduğu evin de restorasyonunu her şeyi yapacağız. İşte asıl milliyetçilik budur, işte milletini, medeniyetini, tarihini sevmek budur; tarihine, kültürüne sahip çıkmak budur…
Hamasetle, öfkeyle, nefretle, çocukları bile korkutacak, ürkütecek bir siyasi üslupla milliyetçilik yapılmaz…
Kardeşlik projelerine, bütünleşme projelerine, Türkiye’yi yüceltecek, Türkiye’yi büyütecek projelere karşı çıkmak, asla ve asla milliyetçilik değildir…
Değerli kardeşlerim
Bizim hedefimiz yeniden Büyük Türkiye’yi inşa etmek…
Bizim hedefimiz, Türkiye’yi her boyutuyla, her alanda büyütmek, yüceltmek…
Bizim amacımız, sevgiyi, kardeşliği, birlik ve bütünlüğü, bin yıldır olduğu gibi bu topraklar üzerinde muhafaza etmek, pekiştirmek…
Elbirliği yapacağız ki bu millet daha güçlü olsun.
İşbirliği yapacağız ki, bu millet daha hızlı kalkınsın.
Gönül birliği yapacağız ki, husumetleri, kinleri, öfkeleri içimizden söküp atacağız…
Düşmanlıkta değil, dostlukta; çatışmada değil, kucaklaşmada birlik olacağız.
Kavgada değil, sevgi de birlik olacağız.
Bizler, sevgi tohumlarını ekiyoruz…
Bunu bütün Türkiye’ye hep beraber tüm teşkilatımızla anlatacağız…
tek tek vatandaşlarımıza ulaşacağız…
Bütün yalanları, bütün iftiraları, bütün tahrik girişimlerini boşa çıkaracağız…
Samimiyiz, hesabi değiliz hasbiyiz ve Allah’ın izniyle, milletimizin hayır duasıyla bu işi inşallah başaracağız.
Türkiye bu meseleyi geride bıraktığında çok daha farklı bir ülke olacak…
Ekonomisiyle farklı olacak, demokrasisiyle farklı olacak, tarımıyla, enerji politikalarıyla, dış politikasıyla çok daha farklı olacak…
Hiç kimse ama hiç kimse kaybetmeyecek, hep birlikte kazanacağız. Türkiye kazanacak. Benim ülkem, benim milletim kazanacak…
Bu bir süreçtir… Uzun soluklu bir süreçtir…
Dün konuşulmayan meseleler, dikkat edin bugün cesaretle konuşuluyor…
Tüm kesimler, birbirini anlamaya çalışıyor, sürece yapıcı katkılar sunuyor…
Türkiye Büyük Millet Meclisi, 2 tam gün boyunca enine boyuna bu meseleleri konuştu.
Türkiye 7 yılda çok farklı bir yere geldi, daha da iyisini görecek…
Değerli arkadaşlarım, Yeter ki birbirimize inanalım, yeter ki gücümüzü kardeşliğimizden, dayanışmamızdan alalım…
Değerli arkadaşlarım,
Birkaç hususu daha burada ifade etmek durumundayım.
Küresel krizin ardından Türkiye ekonomisinin hızla toparlandığına şahit oluyoruz.
Uluslar arası bir çok kuruluş, Türkiye’nin krizde iyi bir sınav verdiğini ve krizden en az etkilenen ülkeler arasında yer aldığını teyit etti, ediyor…
Bakın, en son, OECD Ekonomik Görünüm Raporu’nda ABD ekonomisinin 2010’da yüzde 2,5 büyüyeceği, Avro bölgesinin yani Avrupa Birliği’ne üye ülkeler bölgesinin binde 9 büyüyeceği, Türkiye’nin ise yüzde 3,7 oranında büyüyeceği öngörüldü.
2011’de ABD’nin yüzde 2,8, Avro Bölgesi’nin yüzde 1,7 büyüyeceği tahmin edilirken, Türkiye için beklenti yüzde 4,6 oranında…
İşsizlik noktasında kriz süresince çok köklü tedbirler aldık ve İspanya gibi, Ukrayna gibi büyük oranlar görmedik… Pozitif büyümeyle birlikte işsizlikte de önemli düşüşler yaşanacağını biliyoruz.
İstikrarı, güveni, huzuru pekiştirme noktasında attığımız adımlar ekonomiyi önümüzdeki dönemde inanıyorum ki son derece olumlu bir şekilde etkileyecek… Turizm, ihracat ve uluslararası yatırımlar konusunda Türkiye yeni rekorlara doğru emin adımlarla ilerleyecek. Şu anda bir sıkıntılı dönemdeyiz. Ama Allahın izniyle bu aşılacak.
Bir başka konu, hükümetimizin insafsız ve haksız yere eleştirildiği dinleme tartışmaları…
Bu konuda, ilgili kurumlarımız, ilgili bakan arkadaşlarımız gayet net açıklamalar yaptılar. Ulaştırma Bakanımın yaptığı açıklamalar var, Adalet Bakanımın yaptığı açıklamalar var. Çok açık, net.
Meseleyi hükümetle bağlantılı gösterenler, art niyetli davranıyorlar, kamuoyunu etkilemeye, zihinleri bulandırmaya çalışıyorlar…
Bu meselenin hükümetimizle yakından uzaktan bağlantısı yoktur, zaten olamaz da… Her şey hukuki süreç içinde gelişiyor, sorunun çözümü de yine hukuk içinde olacaktır…
Hükümet olarak, istismarları, suistimalleri önleyecek adımları elbette atacağız… Atıyoruz da. Karşınızda dinleme mağduru olarak, usulsüz şekilde dinlenen bir başbakan olarak hakkımda her hangi bir mahkeme kararı yok, olmaksızın ama dinlenen bir başbakan var bu ülkede. Acaba şu anda bazı senaryolar hazırlayanlara sormak lazım. Bu senaryoları hazırlıyorsunuz da acaba dergilerinde şurada burada başbakanın dinlendiğini açıkça yazıp çizenlere bu hesabı niye sormuyorsunuz diye acaba bunu soranlar var mı? Yazılı ve görsel medyaya sesleniyorum. Bunun hesabını yapıyor musunuz? Eğer bu dinleme konusunda teknoloji o kadar ileri ki muktedir olabilsek önce art niyetli olsam ben kendi dinlememi veya bana ait olan dinlemeleri ortadan kaldırırım. Bu kadar basit bu olay. Bununla ilgili bizim attığımız yasal adımlar var. Aştığımız tedbirler var. Şimdi yeni bir adım daha atıyoruz. Kusura bakmasınlar. Atabileceğimiz en ileri adım ne ise bu adımı atıyoruz ve atacağız. Teknolojik olarak alabileceğimiz tedbirler en ileri anlamda ne ise bunu da alacağız. Ve biz, kim olursa olsun, insanların dinlenmesini haklarında bir mahkeme kararı olmaksızın dinlenmesini bir defa âdeta insana saygısızlık ve gerçekten düşüncede, fikirde ama hepsinden öte saygısızlık olarak görüyoruz. Ve gereği de neyse bunu yapmak için yasal düzenlemeleri yapmayı bir görev telakki ediyoruz.
Değerli arkadaşlarım,
Sevgili gönüldaşlarım,
Hanımefendiler, beyefendiler…
Türkiye’ye 7 yıldır kazandırılan bu büyük eserler, milletimizin desteğiyle Türkiye için üretilmeye devam ediyor, devam edecek.
İnşallah önümüzde yoğun bir şekilde açılış programlarımız var. Bu barajlardan tutunuz, duble yollara, bölünmüş yollara varıncaya kadar, bütün alt yapı çalışmalarına varıncaya kadar bu açılışları devam ettiriyoruz, devam ettireceğiz.
Tabi bunları yazılı ve görsel medyada göremeyeceksiniz. İzleyemeyeceksiniz. Onun için teşkilattan bunları takip edin, ve bizim bütün açılış törenlerimize lütfen katılın, o heyecanı bizimle paylaşın. İşte önümüzde bakın Ankara Kırıkkale arasında biliyorsunuz yıllar yılı bir sıkıntı. Elmadağ’ın o ölüm virajları. Hamdolsun şu anda bitti, bitmek üzere. Ve önümüzdeki haftalarda oranın açılışını yapıyoruz. Bu güne kadar gelenler acaba hiç akıllarından geçmez miydi, niçin bu yol yapılmaz? Neden burayı yapmıyoruz? Hiç akıllarından geçti mi? Yok. Mekece Sakarya arası ölüm virajları, biliyorsunuz. Şu anda o da bitti. Oranın da açılışını yapacağız. Ya peki bu güne kadar gelenler acaba hiç sorarlar mıydı. Ya arkadaş bu dar yollardan, bu ölüm virajlarından uçurumlara uçanlar var, ölenler var. Bu ne biçim hükümet bunlar? MHP, ANAP DSP iktidar olmadınız mı ya. İktidardaydınız ya. Niçin bir kazma çakmadınız ya. CHP sen bugüne kadar ortaklıklarda bulundun. Niçin bir kazma çakmadın ya? Söyle ya. Ben şuraya bir kazma çaktım de ya. Var mı böyle bir şey? Yok. Biz varız. Biz varız, biz. Ve inşallah bir çok barajların da bu arada açılışlarını yapacağız. Gerek içme suyu noktasında, gerek enerji temininde birçok barajların açılışını yine bu arada halledeceğiz. Ve doğalgazda enerji noktasında çok ciddi adımlar attık ve atıyoruz. Bunlar devam ediyor. Gerçekten bir enerji üssü durumuna ülkemiz geldi, geliyor. Ve bu nokta da güzel gelişmelerimiz var.
Ve değerli kardeşlerim,
Bu kadroyu, bu teşkilatı, siz değerli arkadaşlarımı, Türkiye aşkınızdan, Türkiye sevdanızdan, hizmet heyecanınızdan dolayı bir kez daha tebrik ediyorum…
Şimdi daha fazlasını yapacağız… Birlikte yapacağız… 7 yılda Türkiye’ye tarihi başarılar kazandırdık, şimdi hep birlikte bir kez daha tarih yazmaktan öte yeniden tarih yapacağız. Ve yapıyoruz.
Milletimizin her bir ferdine tek tek ulaşacağız… Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da gönüller yapmaya, gönüller kazanmaya devam edeceğiz…
bir kez daha Şeyh Edebali’yi bu safhada hatırlamamak mümkün değil.
ÖFKE ONLARA, UYSALLIK BİZE… Arasıra biz de kızıyoruz tabi. O ayrı mesele.
GÜCENİKLİK ONLARA, GÖNÜL ALMAK BİZE…
SUÇLAMAK ONLARA, KATLANMAK BİZE…
ACİZLİK ONLARA, HOŞGÖRMEK BİZE…
ANLAŞMAZLIK ONLARA, ADALET BİZE…
HAKSIZLIK ONLARA, BAĞIŞLAMAK BİZE
EY OĞUL… SABRETMESİNİ BİL… VAKTİNDEN ÖNCE ÇİÇEK AÇMAZ… ŞUNU DA UNUTMA: İNSANI YAŞAT Kİ, DEVLET YAŞASIN…
Yolumuz, yolunuz açık olsun, Allah yar ve yardımcımız olsun…
14’üncü İstişare Toplantımıza başarılar diliyor, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum…