AK PARTi Grup Toplantısı
(26 OCAK 2010)
Saygıdeğer misafirler,
Değerli milletvekili arkadaşlarım,
Hanımefendiler, beyefendiler,
Sizleri en samimi duygularımla selamlıyor, tüm misafirlerimize hoş geldiniz diyor, haftalık grup toplantımıza başarılar diliyorum.
Konuşmamın hemen başında, ülkemiz ve milletimiz adına son derece sevindirici ve iftihar vesilesi olacak bir gelişmeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Az önce grup başkan vekilimiz ifade ettiler bildiğiniz gibi dün, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanlığı'na çok değerli bir arkadaşımız, kardeşimiz Antalya Milletvekilimiz Mevlüt Çavuşoğlu seçildi.
Türkiye Konsey'e 1949'da üye olmuştu. 1949'dan bu yana, yani yaklaşık 60 yıl sonra ilk kez bir Türk milletvekili Parlamenterler Meclisi'ne Başkan olarak seçildi. Bu aynı zamanda ilk kez Doğu Avrupa'dan bir ülke temsilcisinin Başkan olması anlamını taşıyor.
Değerli arkadaşımız Mevlüt Çavuşoğlu'nu tebrik ediyorum. Çalışmalarında başarılar diliyorum. Seçilmesinde katkısı bulunan tüm üyelere de buradan teşekkür ediyorum. Orada desteklerini esirgemeyen batılı dostlarımıza huzurlarınızda yine ayrıca teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlarım...
Türkiye genelinde çok çetin kış şartlarını yaşıyoruz. Sıcaklığın, özellikle Karadeniz kıyılarında mevsim normallerinin çok altına düştüğüne, ülkenin büyük bölümünde yoğun kar yağışına şahit oluyoruz.
Tüm valilerimizin, belediye başkanlarımızın bu zor günlerde daha bir teyakkuz halinde olmalarını, tedbirleri önceden almalarını, uyarılarını yapmalarını hassaten rica ediyorum.
Özellikle, yaşlıların, çocukların, kimsesizlerin korunmasında yetkililerle birlikte tüm vatandaşlarımıza da dayanışma içinde olmaları hususunu hatırlatmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Türkiye'de çetin kış şartları devam ederken, biz, bu şartlara aldırmadan hafta sonunda Ankara, Bilecik ve Sakarya'da tarihi önemi haiz açılışlar gerçekleştirdik. Nitekim az önce ekranlarda izlediniz.
Ankara'nın, Doğusundaki 43 ille ulaşımını sağlayan bölünmüş yolun Elmadağ kesimi ki "ölüm rampaları" olarak bilinirdi sürücüler için adeta bir kabus olma niteliği taşıyordu.
Nice canları bu rampalarda kaybettik, nice ocaklar burada söndü, nice sürücü, yolcu burada sakat kaldı.
2008 Ramazan ayında buraya bir ziyarette bulundum, işçi kardeşlerimizle müteahhit firma bakan arkadaşım beraber orada bir iftar ettik, çalışmaları yerinde inceledim ve inşaatın hızlandırılarak bir an önce bitirilmesi talimatını verdim.
İşte Cumartesi günü de gittik. Soğuk ve kar yağışına rağmen coşkulu bir kalabalık eşliğinde yolları hizmete aldık.
Yolun yapımı için yeni rakamla 223 milyon eski rakamla 223 trilyon harcadık. Ancak, yolun kısalmasından dolayı yılda 113 milyonluk yani 113 trilyonluk bir tasarruf şu anda öngörüyoruz.
Ertesi gün, Pazar günü de Bilecik'te, Bozüyük-Mekece-Sakarya yolunun açılışını yaptık. Ve gerçekten bu yolda bizler için gurur vericiydi. Bizi onurlandıran gururlandıran şu; bu tür yolları Türkiye'de görmeye pek alışık değiliz. Ve orada da yine ölüm virajları olarak bilinen ve bir şerit bilemediniz iki şerit olan yerler vardı. Oraları kullanan vatandaşlarım şuanda ekranları başında bizleri izliyorlar çok iyi bilirler. Şimdi ne oldu? Şimdi bazı yerlerde iki gidiş iki geliş, bazı yerlerde üç gidiş üç geliş olmak üzere hamdolsun bu yollar bir sanat şaheseri olarak bitirildi. Ve Ertuğrul Gazi tüneli yaklaşık 3000 metre, onun ilerisinde yine Osman Gazi tüneli o da yaklaşık 1500 metre kadar uzunluğunda. Tünellerle dağları deldik.
Her zaman söylediğimiz gibi biz Ferhat'ız milletimiz Şirin. Ve ona kavuşuyoruz, ve ona ulaşıyoruz.
Bu delinmez denilen dağları deldik. Ve yollar gerçekten bir başka güzel oldu. İnanıyorum ki baharla birlikte oralar çok daha farklı bir güzellikte arz edecektir.
Şu rakamları da en güncel haliyle sizlerle tekrar paylaşmak istiyorum. Çünkü tekrar etmekten başka çaremiz yok. Tekrar edeceğiz. Niçin? E, medya ne yapalım bunları anlatmıyor. İşlerine gelmiyor. Medya nerede ufak bir olumsuz şey bulsun onu döne döne anlatıyor. Ya şu güzelliği de anlat. Yok o güzelliği anlatmıyor. Niye? İşlerine gelmiyor. Ya şu güzelliği bir anlat. Bak bu millet bunlara çok muhtaç. 79 senede 6 bin kilometre yol yapılmış bu ülkede bölünmüş yol. Biz yedi senede 11 bin kilometre yol yapmışız. Şunu gel bi göster, anlat ya. Ne kaybedersin ya? Milletimizin bu heyecana ihtiyacı var. Bu gurura ihtiyacı var. Bunu niye anlatmaktan, göstermekten kaçınıyorsun? Göster şunları. Öbür tarafta bakarsın bir tane çeşme açarlar o çeşmeleri göstere göstere... Benim milletim bunları yutmayacak.
O yollardan gelip geçenler bunları yutmayacak. Ama bu işe muhalefet edenler sizler de bu yollardan geçiyorsunuz geçeceksiniz. Size de helal olsun. Çünkü biz görevimizi yapıyoruz. Atalarımızın dediği gibi hareket ediyoruz. At denize balık bilmezse halik bilir diyoruz ve yola devam ediyoruz. Bizim farkımız bu.
Şu anda bölünmüş yol uzunluğu 17 bin 500 kilometreye ulaştı. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde. Olay bu. Ziya Paşa'nın da biliyorsunuz sözü şu hep söylüyoruz bunun da kafalara nakşedilmesi lazım. Eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri. Bunlar ortada. Ve bu eserlerle yad edileceğiz.
Yine aynı gün Sakarya'mızda, kar tipi bora... Bunların altında kamunun ve hayırseverlerin yaptırdığı 26 ayrı tesisi hizmete açtık. Öyle tabi tek tek gitmemiz mümkün değil. Tek merkezden bu açılışları yaptık.
Yaptığımız her üç açılış töreninde de halkımızın o havaya rağmen büyük bir coşkuyla, büyük bir heyecanla bizlerle birlikte olması bizleri ayrıca mutlu etmiştir. Ve bu sevinci bizlerle paylaşmaları bizleri ayrıca mutlu etmiştir. Ve bundan dolayı ayrıca vatandaşlarıma da çok teşekkür ediyorum.
Değerli kardeşlerim,
Türk siyasetine, iktidar olmaya, hükümet etmeye, bizim, AK PARTi'nin kazandırdığı tarzdır budur.
Bizim ne olduğumuz, neyi arzuladığımız, neyi hedeflediğimiz, Türkiye'yi nereye taşımak istediğimiz; sözlerimizin, yazılı dökümanlarımızın yanında eserlerimizde kendisini anlatıyor.
Siyaset yapmayı, Hükümet etmeyi Ankara'da kayıkçı kavgası yapmak olarak bilenlerin tersine, AK PARTi iktidarı ülkenin 81 vilayetine bu hizmetleri götürmek suretiyle çok farklı bir uygulama ortaya koyuyor. Şu anda 81 vilayetine eser kazandırmış bulunan bir AK PARTi iktidarı var. 72,5 milyonun her birine tek tek ulaşmanın mücadelesini veren bir AK PARTi iktidarı var.
Biz bugüne kadar eserlerimizle konuştuk, yaptıklarımızla konuştuk, Türkiye'ye kazandırdıklarımızla konuştuk ve aynı şekilde eserlerimizi, hizmetlerimizi konuşturmaya devam edeceğiz.
Sadece şu son iki haftaya, Elmadağ, Bilecik ve Sakarya'da yaptığımız açılışların yanında, İstanbul'da Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nun açılışını, 2010 İstanbul Kültür Başkenti Açılışını, Rusya, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan temaslarını sığdırdık.
Ankara'ya takılıp kalsak, Ankara'daki tartışmalara takılıp kalsak biz bunlara yetişemeyiz.
İşte AK PARTi iktidarıyla, muhalefet arasındaki fark budur değerli kardeşlerim...
Onlar burada kaos üretiyorlar, biz Anadolu'nun, Trakya'nın şehirlerinde iş üretiyoruz.
Onlar burada yapay tartışmalar üretiyor, biz tüm Türkiye'de hizmet üretiyoruz.
Onlar bayat tartışmaları ısıtıp ısıtıp gündeme sürüyorlar, biz milletimize hizmet edecek eserler üretiyoruz.
Onlar "yıkıcı" diyor, biz yapıyoruz. Farkımız bu.
Onlar sivil dikta diyor, sivil faşizm diyor, biz demokrasiyi daha da kökleştirmenin mücadelesini veriyoruz.
Kısacası, onlar konuşuyor, biz ise ülkemizin hayrına iş yapıyoruz.
Biz, sadece söylemlerimizle değil, eylemlerimizle ve uygulamalarımızla ne olduğumuzu, ne olmadığımızı ortaya koyuyoruz.
AK PARTi demokrasi ve değişim mücadelesi verirken, onu ithamlarla yıpratmak isteyenler, statükonun, çözümsüzlüğün, gerilimin temsilciliğini yapıyorlar.
AK PARTi'nin demokrasi karnesi altın yıldızlarla süslü iken, bizi karalamaya çalışanların demokrasi sicili kara lekelerle dolu...
Bu ülkede burası çok önemli tek parti zihniyetinin temsilciliğini kimin yaptığı çok açık bellidir. Şüphem yok biliyorsunuz.
Bu ülkede çetelerin avukatlığını kimin yaptığı çok açık ortadadır. Bakıyorsunuz parlamentoda muhalefetin milletvekilleri avukatlık için Silivri'den hiç ayrılmıyorlar. Hep oradalar. Çünkü geçmişten bu yana hep bunu yaptılar. Bakınız, tep parti diktası değil mi? Bu ülkede tek partili dönem deyince akla ne geliyor? CHP gelir. Düşünün CHP'li İl Başkanı o zaman aynı zamanda o ilin valisi, Belediye Başkanı. Ya demokrasinin tarihinde hangi gelişmiş ülkede veya gelişmekte olan ülkede bu var? Bu ancak otoriter veya totaliter rejimlerde olan bir olaydır. Bu da CHP'ye yakışır, onun tarihinde var.
Şimdi, yandaş kalemleri bize kalkıp ne diyorlar? Tek parti diktası. Ayıptır. Önce aynaya bir bakın. Aynada kimi göreceğiniz belli olur.
Biz talimatla gelmedik. Biz milletimizin yeter söz milletin karar milletindir gerçeğiyle sandıklardan geldik. Ve biz değerli kardeşlerim şurası da tabi çok çok önemli. Gizli tasniflerle de gelmedik. Bunu benim vatandaşım çok iyi bilir. Biz her şeyimizle açık şeffaf olarak buraya geldik. Öyleyse milletimizin bu kutsal emanetini sonuna kadar da biz hakkıyla sürdüreceğiz, taşıyacağız.
Bu ülkede hizipçilik deyince, tahammülsüzlük deyince, gerilim deyince, kriz deyince hemen kimin akla geldiği çok bellidir.
Siyaseti vesayet altına sokmak isteyenler de, demokrasiye gölge düşürülmesine seyirci kalanlar da, millet iradesinin örselenmesine çanak tutanlar da açık seçik ortadadır.
Benim aziz milletim, bu maskeleri de, maskelerin arkasındaki yüzleri de çok iyi tanıyor, çok iyi biliyor.
Milletim hem bu senaryoları çok iyi biliyor, hem bu oyunların aktörlerini artık ezberledi... Niçin CHP'ye bu ülkede iktidar verilmiyor? Milletim bunlardan yaka silkti, illallah dedi de onun için... İşte zaman zaman kenarından, köşesinden... Bunlar çünkü yamalı siyaset yaptıkları için bir yerlere onu da yamalıyorlar, zaman zaman.
Bakın, açık söylüyorum, Türkiye adına son derece önemli bir sürecin içinden geçiyoruz.
Demokrasimiz adına, milli egemenlik adına, hukuk devleti adına, geleceğimiz adına, şeffaflık adına son derece önemli günlerden geçiyoruz.
Mesele şudur değerli arkadaşlarım:
Türkiye değişecek mi, yoksa "böyle gelmiş, böyle gider" deyip kendi haline mi bırakılacak?
Türkiye statükoculuk yaparak içine mi kapanacak, yoksa çağdaş dünya rotasında değişime devam mı edecek?
Kronik sorunlar, milletimizi inletmeye, ülkemizin menfaatlerini yok etmeye, Türkiye'nin birlik ve bütünlüğünü hedef almaya devam mı edecek, yoksa tüm sorun alanlarını çözüm yoluna koyup, milletimize rahat bir nefes mi aldıracağız?
Aksak bir demokrasi bu aziz millet için yeterli mi, yoksa demokrasinin nitelikleri, standartları daha ileri seviyelere taşınacak mı?
Türkiye ileri demokrasiye, çağdaş bir hukuk sistemine mi sahip olacak, yoksa kendine özgü, yarım yamalak, geri kalmış bir yapıda yoluna devam etmek zorunda mı bırakılacak?
Bizim bu ve benzeri sorular karşısında tavrımız 7 yıldır çok açık, çok net.
Değerli arkadaşlarım, ekranları başında bizileri izleyen sevgili vatandaşlarım...
Biz değişimden yanayız, biz statükonun değişmesinden yanayız, biz demokrasiden ve demokratikleşmeden yanayız, Türkiye'nin daha fazla atılım yapmasından yanayız, ileri bir demokrasiden, gelişmiş bir hukuk sisteminden, daha fazla özgürlükten yanayız.
7 yıldır nasıl demokratik reformları hayata geçirdiysek, bundan sonra da demokratikleşmeye hız kesmeden devam edeceğiz.
Türkiye'ye biçilen elbisenin dar olduğunu görüyoruz, biliyoruz, hissediyoruz ve Türkiye'nin ufkunu da, vizyonunu da genişletmekten yanayız.
Açık söylüyorum: Etliye sütlüye karışmadan, tatlıya tuzluya karışmadan statükoyu devam ettirmek, sorun alanlarından uzak durmak, elimizi taşın altına sokmamak bir siyaset tarzı olabilirdi.
Bugüne kadar, birkaç istisna dışında tüm hükümetlerin yaptığı gibi "idare-i maslahatla" işi götürebilirdik.
Ama bu tavır, milletin emanetine hıyanet olurdu ve biz asla böyle bir tercih yapmadık.
Sorunlara gözümüzü yumup, milletimizin dertlerine kulaklarımızı tıkayıp, "adam sen de aldırma" diyebilirdik.
Ama biz, bu millete sevdalıyız, biz bu ülkeye sevdalıyız.
Sorunların devamından menfaati olanlar, sorunları kendi çıkarları için istismar vesilesi görenler, çözüme sırtını dönebilirler.
Ancak biz, her türlü istismar zemininin, her türlü menfaat düzeninin, bu ülkeye zarar verdiğini görüyoruz.
Hiçbir zaman kişisel, partisel bir çıkarın peşinde bu kadro olmadı, olmayacağız.
Her zaman dedik ki, Türkiye kazanacaksa, biz kaybetmeye hazırız.
Önemli olan bizim alacağımız oy, geleceğimiz makam değildir, önemli olan Türkiye'nin selametidir, milletimizin geleceğidir.
Asıl menfaat şebekeleri, asıl istismar tacirleri bu ülke için bir tehlikedir, bu millet için bir tehdittir.
Kim ki sorunların devamından yanaysa, kim ki statükodan yanaysa, kim ki vesayetçi anlayıştan yanaysa, biliniz ki, istismarcı olan odur, Türkiye'nin menfaatine aykırı olarak, kişisel, partisel veya kurumsal menfaatini düşünen odur.
Kim de çözümden yanaysa, hukuktan yanaysa, demokrasiden yanaysa, milletin dertleriyle dertleniyorsa, yine bilin ki, Türkiye'yi düşünen, Türk milletini düşünen, bu millete sevdalı olan da odur.
İşte AK PARTi, milletin yolundadır, milletin rotasındadır, bu yüzden de çözümden yanadır, değişimden yanadır, demokrasiden yanadır, hukuktan yanadır.
Çünkü AK PARTi Türkiye sevdalısıdır...
AK PARTi'nin varlık sebebi Türkiye'ye hizmettir, millete efendilik yapmak değil, hizmetkar olmaktır.
Bugün eğer, çeteler gün yüzüne çıkıyorsa, çeteler yargının önüne çıkıyorsa, kirli oyunlar deşifre ediliyorsa, bu, sergilenen sağlam duruş sayesindedir.
Bugün eğer, kirli planlar, kirli senaryolar açığa çıkıyor, özgürce eleştirilebiliyor, özgürce tartışılabiliyorsa, bu, ortaya konan kararlı iradenin bir neticesidir.
Bugün eğer, Türkiye tek yürek halinde kirli emellere karşı cesur bir duruş sergiliyorsa, bu, hükümetin cesur duruşu, AK PARTi'nin cesur duruşu, sizlerin cesur duruşu sayesindedir.
Değerli kardeşlerim, bazı köşe yazarları da bize, kusura bakmasınlar, gaz vermeye çalışıyor. Kimse bize gaz vermesin. Biz ne yaptığımızı gayet iyi biliyoruz. Ne zaman ne yapacağımızı da gayet iyi biliyoruz. Biz bu yola çıkarken bütün bunların planlamasını yaparak çıktık.
Eğer bugün köşenizde bu tür yazıları rahatlıkla yazabiliyorsanız, şöyle insafa gelin de, acaba 7 yıl önce bu yazıları niye yazamıyordunuz diye kendinize bir sorun... Yazanlar yok muydu, yazanlar da vardı... Vardı... Onları da zaten her zaman takdir ettik, yine ediyoruz.
Ama o gün yazamadığı halde bugün yazanlar şöyle bir kendilerini muhasebeye çeksinler. Ve bize de gaz vermeye çalışmasınlar. Önce yasaları iyi tahlil etsinler, iyi incelesinler, ve hukuk devleti içerisinde bu işlerin nasıl yürütüleceğini de gayet iyi bilsinler, iyi görsünler.
Biz öyle öfkeyle kalkıp zararla oturanlardan olmayacağız. Milletimizi zararla oturtanlardan olmayacağız. Biz dik duracağız ama dikleşmeyeceğiz; Türkiye'nin buna ihtiyacı var.
Biz, Türkiye'nin selameti için, demokratik hukuk sistemimizin selameti için risk alıyoruz, mücadele veriyoruz, dik duruyoruz, sorumlu davranıyoruz.
Türkiye'ye, demokrasiye, hukuka, milli iradeye, özellikle bunu söylüyorum, milli iradeye inanan herkes ve her kurum da aynı sorumluluk duygusuyla hareket etmelidir.
Türkiye'nin hukukunu koruyamayanlar, kendi hukuklarını da koruyamazlar.
Haddini ve hukukunu bilmeyenler, bu ülke için sorumlu da davranamazlar, dirayetli de olamazlar, aydınlık bir geleceğe de ulaşamazlar.
AK PARTi'yle baş edemeyen siyasi partilerin başka yerlerden medet umması, demokrasi dışı yöntemlerden medet umması, demokrasi ve hukuka yönelik girişimlere duyarsız kalması Türk siyaseti açısından büyük bir talihsizliktir.
Bakınız, bundan 17 yıl önce, 24 Ocak'ta Uğur Mumcu evinin önünde katledildi.
O saldırının hemen ardından belli kesimler töhmet altında bırakıldı, adres saptırıldı, maalesef dosya bir çok soru işaretine mahal verecek şekilde kapatıldı, azmettirenler ortaya çıkarılamadı.
Aynı şey Bahriye Üçok için de geçerli, aynı şey Çetin Emeç için de geçerli, Necip Hablemitoğlu için de geçerli, aynı şey Abdi İpekçi için de geçerli.
Nice saldırı, nice suikast azmettirenler ortaya çıkarılmadan, işleniş gayeleri net olarak belirlenemeden belli kesimlere bunlar ne yapıldı, fatura edildi.
Ah, ah... Tarih gerçekleri ortaya koyuyor. Ama bak, şimdi yavaş yavaş her şey açığa çıkmaya başladı.
Bugün bizim yaptığımız, Hrant Dink'in, Abdi İpekçi'nin, Uğur Mumcu'nun, diğer tüm kirli saldırıların üzerindeki sis perdesini kaldırmak, tüm bu olayları aydınlığa kavuşturmak ve gelecekte benzer melanetlerin yaşanmasını önlemeye yöneliktir; biz bunu yapıyoruz.
Biz yasamadaki gücümüzle, yürütmedeki gücümüzle bunu yapıyoruz. Bunun dışı yargınındır. Biz ancak bunu yapabiliriz ve şu ana kadar da bunu yaptık, yapıyoruz. İşte Hrant Dink olayında, hamdolsun 32 saatte, biliyorsunuz, failler, uzantılarını söylemiyorum, failler yakalandı. Ama daha sonra bunun artık bağlantıları ortaya çıkmaya başladı.
Aynı şey Danıştay olayında, hemen manşetler nasıl atıldı hatırlayın. Şimdi ne oldu? Hop, o da Ergenekon'la birleşti. Bakın neler çıkıyor ortaya? Bunlar bu kadar aceleci hareket ederek faturayı sürekli olarak o önyargılarıyla, önkabulleriyle hep malum çevrelere kesmeye alışmışlar.
Tetikçilerin, maşaların, kiralık katillerin, figüranların nasıl bir tezgahın, nasıl bir kirli oyunun parçası olduğunu göstermektir ki, bu yaptığımız çalışmalar, hamdolsun bunları yapıyoruz, ve bu oyunlar artık bu ülkede sahnelenmesin.
Çünkü her kirli plan, bu ülkenin demokrasisine, bu ülkenin hukuk sistemine, bu ülkenin kardeşliğine, bu ülkenin birlik ve bütünlüğüne, vatandaşımın işine, aşına, huzuruna, refahına kastetmektedir.
Demokrasiyi zafiyete uğratacak her girişim, hukuku çiğneyen her plan bu milletin, bu devletin bekası için bir tehdittir, bir tehlikedir.
Bundan nemalananlar, bunu istismar vesilesi kılanlar, bundan menfaat devşirenler, bundan medet umanlar, bilmelidir ki, bu karanlık senaryoların hepsi lanetlidir ve bu lanet hepsini karanlığın içine çekip insanlık vicdanında ebediyen mahkum edecektir.
Açık söylüyorum, bu kanunsuzluklarla mücadele, bizim tek başına gerçekleştireceğimiz bir konu değildir... Muhalefet başta olmak üzere tüm kesimlerin samimi desteği bu noktada hayati derecede önemlidir.
Bu biliniyor olmasına rağmen, muhalefetin çetelere avukatlık yapıyor olmasını, kamuoyunun zihnini bulandırmak için gayret göstermesini, süreci her fırsatta provoke etmesini ben aziz milletimin takdirine bırakıyorum.
Faili meçhullerin faili malum haline gelmesinden kim niye korkuyor, kim niye çekiniyor, kim neden bunların üstünü örtmeye çalışıyor?
Gizli kapaklı işlerin aydınlığa çıkmasından kim neden endişe ediyor?
Her olayı küçümseyerek, her olaya kılıf bularak bu ülkede hukuku korumak mümkün müdür?
Demokratikleşme adına, şeffaflaşma adına hangi adımı atsak, karşımızda statükoyu buluyoruz, karşımızda değişime, dönüşüme karşı bir direnç buluyoruz.
Daha Anayasa kelimesi gündeme gelir gelmez, malum çevreler bir anda sahneye fırlıyor... Ortada böyle bir şey yok ya... Yani biz parlamenter demokrasinin vazgeçilmez unsuru değil miyiz? Anayasa, yasa bunları yapmak, değiştirmek bu parlamentonun görevi değil mi? En önemli görevi, birincil görevi.. Yeri gelirse bunlar Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana nasıl yapıldıysa, gene yapılır. Ama daha bunun adını zikrettiğiniz anda, hemen, "istemezük", başlıyor. Çünkü bunlar "istemezük" familyasının mensuplarıdır. Hep böyle...
367 garabetiyle bu ülkenin enerjisini heba edenler, suskunluklarını bozup, demokrasiye, millet egemenliğine, milletin bizatihi kendisine meydan okurcasına rol üstleniyorlar.
Maalesef muhalefet de bu akıldanelerin kuyruğuna takılıyor ve o da kervanda yerini alıyor.
Demokrasi mücadelesinde iktidar-muhalefet yoktur.
İktidar demokrasi istiyor diye, hukuk istiyor diye, özgürlük istiyor diye, bunlara da karşı çıkmak bir muhalefet tarzı olabilir mi Allah aşkına?
Demokrasi konusunda iktidar da muhalefet de taraftır, aynı tarafta olmalıdır.
Biz ortada dolaşan iddialar, senaryolar karşısında sağduyuyu, soğukkanlılığı değerli arkadaşlarım elden bırakmayacağız. İsteyen istediği tavrı takınsın ama biz samimi olacağız.
Bizi çekmek istedikleri tartışmalara biz girmeyeceğiz, bizi düşürmek istedikleri tuzaklara düşmeyeceğiz.
Biz yapıcı olmaya devam edeceğiz, biz eserlerimizle, hizmetlerimizle, Türkiye için iyiyi, güzeli hedefleyen niyetlerimizle kendimizi anlatacağız.
Meclis içi ve Meclis dışı muhalefetin hırçın tavrı karşısında biz hırçınlaşamayız; onların sorumsuz tavırları karşısında biz de sorumsuz tavır sergileyemeyiz.
Her sorunu hukuk çerçevesinde çözeceğiz... Demokrasiyi de, hukuku da yüceltmeye devam edeceğiz. Çünkü biz bir kanun devleti olma peşinde değiliz. Biz bir hukuk devleti olmanın peşindeyiz. Bizim derdimiz bu.
Ama gerçekleri de tüm boyutlarıyla milletimizle paylaşacağız.
Biz yetkimizi milletimizden aldık, hesabımızı da doğrudan milletimize veririz.
Aziz milletimize, kendisinin iradesine karşı oynanan oyunları, kurulan tuzakları, kirli senaryoları özelikle gösterecek, milletimizin sağduyusunu, ferasetini her şeyin üzerinde tutacağız.
Bakınız, Cumhuriyetimizin en önemli, tarihimizin en önemli projelerinden biri, Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi'nde önemli bir eşiğe geldik. İstediğimiz ne? Milli Birliği istiyoruz. Beraberliği istiyoruz. Kardeşliği istiyoruz ve bunu bir demokratik açılım süreci içinde gerçekleştirmek istiyoruz.
Öncelikle şu hususu belirtmekte fayda görüyorum: Biz bu adımları atarken, muhalefet, tamamen ve tamamen şahsi hırs uğruna bizim bu adımlarımıza karşı çıktı.
MHP'yi bir kenara bırakıyorum... Zaten hakaret cümleleri kurmanın ötesinde yaptıkları, söyledikleri hiçbir şey yok.
Ama, CHP'nin geçmişte hazırladığı raporlar, bizim bu süreçte üzerinde çok ama çok düşünmemizi gerektiren bir çelişkidir, bir tutarsızlıktır.
"Özel okullarda Kürtçe eğitim verilmelidir" diyecek kadar ileri görüşleri öne sürenler, bugün, dikkat ediniz, ana dilde eğitime değil, anadilin özgürce konuşulmasına, ana dilde yayın hakkına, anadilin seçmeli ders olarak okutulmasına karşı çıkıyorlar ve bunu bölücülük olarak nitelendiriyorlar.
"Bizim öyle bir raporumuz yok" diyorlar... O raporlar CHP'nin resmi web sitesinde hala duruyor, başlıklarında da CHP ibaresi var, RAPOR ibaresi var. Parlamento'da bu konuşmayı yaptığım gün oradan bağırdı Sayın Genel Başkan, "Yok bizim öyle bir şeyimiz yok dedi." Biliyorsunuz ertesi gün kendilerinin web sitesinden bunun durduğunu, lütfen bir siteyi açsında orada neyin olduğunu görsün diye açıkladık. Ve o gün nasıl olduysa bazı medya grupları yazdı. Başbakan haklı çıktı diye. Biz araştırmadan, soruşturmadan bu adımları atmayız. Araştırarak soruşturarak atarız.
En küçük bir hadise olduğunda, bunu doğrudan Milli Birlik ve Kardeşlik Projesiyle ilişkili hale getiriyorlar.
Bakın, samimi bir şekilde şunu görmek durumundayız... 30 yıldır devam ede gelen terör olayları, içten içe, alttan alta, çok sinsi bir şekilde toplumsal barışın, kardeşliğimizin, huzurumuzun altına nifak tohumları ekiyordu.
Birileri görmek istemeyebilir, gözlerini, kulaklarını kapatabilir ama, lokal olaylar, belli etnik gruplara, inanç gruplarına yönelik tepkiler bu dönemde ortaya çıkmadı.
Çıkmışlar, "Başbakan etnik grupları telaffuz ediyor, sorun oradan çıkıyor" diyorlar... İşte bu körlüktür, bu sağırlıktır, bu kafayı kuma gömmektir.
Halktan, milletten, toplumdan, ülkenin gerçeklerinden kopuk olmak işte budur.
Terörü, fitneyi bu noktalara taşıyan zihniyet de esasen budur.
Terör meselesini görme, benim Kürt kökenli vatandaşlarımın meselesini görme, Romanların, Alevilerin, azınlıkların meselelerini görme.
Sen görmezden gelince bu meseleler ortadan kaybolmuyor. Tam aksine büyüyerek devam ediyor.
Mevlana'nın da dediği gibi, sen gözünü kapatınca alem yok olmuyor.
Bu sorunlar, görseniz de görmeseniz de gizliden gizliye büyüyor, fitne ve fesat çürümeye sebep oluyordu ve bizim niyetimiz bu nifak tohumlarına, bu fitne tohumlarına engel olmaya yöneliktir.
Şimdi bu hususta parti olarak bir kitapçık hazırladık ve Cuma gününden itibaren dağıtımına başladık.
Kitapta, fısıltıyla yayılan 30 ayrı iddiada asıl niyetimizi ortaya koyuyor ve sorulara net cevaplar veriyoruz.
Teşkilatımdan rica ediyorum... Bu kitabı dikkatli şekilde okuyalım ve oradaki cevapları ulaşabildiğimiz herkesle paylaşalım.
Bakın, Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi kapsamında bizim şu ana kadar yaptıklarımız var.
Son dönemde attığımız adımlar var.
Şimdi de kısa, orta ve uzun vadede yapacağımız çalışmalara odaklanıyoruz.
Orta vadede çıkarmayı planladığımız yasaları önümüzdeki günlerde Meclis Genel Kurulu'na inşallah getiriyoruz.
Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, Ayrımcılık Komisyonu, Bağımsız Kolluk Şikayet Mekanizması gibi yeni mekanizmalarla demokratikleşme yolunda tarihi adımlar atıyoruz.
Bu ve benzeri yasal düzenlemelerin yanında, mevzuata dönük çalışmalarımıza hız veriyoruz, ekonomik ve sosyal alanda planladığımız çalışmalara ivme kazandırıyoruz.
Süreç bugüne kadar nasıl istismar edildiyse, bundan sonra çok daha fazla istismara başvurulacaktır.
Sorunun çözümünden rahatsız olan kesimler çok daha fazla hırçınlaşacak ve süreci engellemek isteyecektir.
Buna izin vermeyecek, buna mahal vermeyecek, yapıcı bir dille, samimi bir üslupla ne yapmak istediğimizi, Türkiye'ye nasıl bir aydınlık kapı araladığımızı hep beraber anlatmak durumundayız. Onun için Tanıtım ve Medya Başkanlığımız şöyle önümüzdeki haftalar içerisinde yoğun bir şekilde Türkiye genelinde illerimizde konferanslar düzenlemek suretiyle gerek parti teşkilatımıza ve halkımıza açık olarak illerin en büyük salonlarında bu toplantıları başlatacağız. Ve bu toplantılarda arkadaşlarımız bu illerde gelip konferanslar verecek. Milli birlik ve kardeşlik projemizi, demokratik açılım sürecimizi ikinci tur olarak arkadaşlarımızla başlatacağız. 20 kadar genel başkan yardımcımız, bakanımız, milletvekillerimiz bu çalışmalara katılacaklar ve Türkiye Geneli'nde bu konferansları sempozyumları süratle başlatacağız.
Bu arada yine üzerinde durmamız gereken bir önemli husus da şu değerli kardeşlerim: Ekranları başında bizi izleyen kardeşlerime sesleniyorum hangi düşünceden olursa olsun tüm vatandaşlarımızın bizim gönlümüzde müstesna bir yeri var. Nedir bu? Irkçılık konusundaki tavrımızdır.
Değerli arkadaşlarım... Bu topraklarda hiçbir dönemde ırkçılık kendisine yer edinememiştir.
Bu topraklarda ayrımcılık kendisine asla zemin bulamamıştır.
Irkçılık noktasında dünyanın birçok ülkesinin sicilinde lekeler bulunurken, bizim tarihimizde ırkçılık hiçbir zaman tutunamamıştır.
Bunun nedenlerini iyi görmek, iyi kavramak durumundayız...
Irkçılık, bizim kültürümüzün, bizim medeniyetimizin, bizim tarihimizin ve inançlarımızın kesin dille reddettiği bir hastalıktır.
Bizim medeniyetimizde zenginin yoksula, akın karaya, şehirlinin köylüye, batılının doğuluya, güneylinin kuzeyliye tahakkümü asla yoktur ve olmamıştır.
Hiç kimse, anne-babasının etnik kökenini, inancını, mezhebini, rengini, kültürünü, dilini taşıyor olduğu için suçlu sayılamaz, kusurlu sayılamaz, ikinci, üçüncü sınıf sayılamaz; bunu böyle görmemek de insanlık suçudur.
Birlik mefkuresi ancak farklılıkları zenginlik olarak gören bir anlayışla hayata geçirilebilir. Eğer bir olacaksak, beraber olacaksak farklılıkları zenginlik olarak göreceğiz.
Birlik demek, insanların farklılıklarını yok saymak, törpülemek, ortadan kaldırmak, herkesi tektip vatandaş haline getirmek değildir.
Irkçılık yaparak, farklılıkları yok sayarak, birlik sağlanamaz, bu sadece ayrışmayı artırır, kin ve nefreti körükler.
Şu anda Türkiye genelinde gizliden gizliye yayılmak istenen ırkçı ajitasyon karşısında son derece dikkatli olmak zorundayız.
Bazıları, bu insanlık suçunu kullanarak kendisine siyasi rant ve oy devşirmenin gayesinde olabilir. Buna karşı bizim tarihimizle, kültürümüzle, medeniyetimizle cevaplar üretmemiz gerekli hale gelmiştir.
Millet kavramı, etnik kökenlerin, ırkların, hatta inançların, mezheplerin üzerinde, onların tümünü kapsayan bir kavramdır.
Gerçek Milliyetçilik asla ve asla ırkçılık değildir.
Gerçek Milliyetçilik, bir ırkın diğerine tahakkümü, diğerini hor görmesi değildir.
Gerçek Milliyetçilik ortak tarihten, ortak medeniyetten yola çıkarak ortak bir geleceği inşa etmektir, ortak idealleri savunmaktır.
Bizim tüm devletlerimiz, Selçuklu da, Osmanlı da, Türkiye Cumhuriyeti de bu anlayış üzerine bina edilmiştir.
Değerli kardeşlerim, tarihimizle, kültürümüzle, medeniyetimizle tamamen çelişen, tamamen ters düşen bir ırkçı anlayışa karşı; ortak idealler çerçevesinde kenetlenmiş, Türkiye'nin bekası için hep birlikte, elele, gönül gönüle geleceğe yürüyen bir milliyetçilik anlayışını ön plana çıkarmak zorundayız. Bizim milliyetçilik anlayışımız kafa tası milliyetçiliği değildir. Bunu böyle bileceğiz.
Bugün milliyetçilik diye toplumun önüne konan içe kapanmacı, dünyaya sırt çeviren, evrensel değerleri yok sayan, temel hak ve özgürlükleri yadsıyan, Türkiye'yi çağdaş dünyadan ve kavramlardan koparan ilkel bir ulusalcılıktır.
Bu ulusalcılık biçiminin sağı-solu yoktur.
İşte onun için diyoruz ki, CHP ile MHP'yi ele geçiren yönetim anlayışları ruh ikizidir, ruh ikizi.
Statükoculuk, inkarcılık, dayatmacılık bu iki partinin de yönetici genlerine işlemiştir.
Bunlar sadece hamaset bilirler, kriz üretmeyi bilirler, gerilimden beslenirler, çözümsüzlükten medet umarlar.
Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi akl-ı selimin asla karşı çıkamayacağı, tereddütle karşılayamayacağı bir kardeşlik ve dayanışma projesi olduğu halde buna karşı çıkarlar.
Irkçılık temelli siyaset üretenler, ajitasyonla, provokasyonla, kışkırtmayla hem süreci engellemek, hem de istismar mekanizmalarını hızlandırmak istiyorlar.
Zor bir süreçten geçiyoruz, ama aynı zamanda tarihi bir süreçten geçiyoruz...
7 yıldır her zaman yaptığımız gibi, bugün de ülkenin çıkarlarını, milletin çıkarlarını, Türkiye'nin bekasını her şeyin üzerinde tutuyor ve bütün zorluklara göğüs gererek yolumuzda ilerliyoruz.
Ne yapıyorsak Türkiye için yapıyor, ne yapıyorsak bu aziz millet için yapıyoruz. Çok koşacağız. Kar, bora, fırtına demeden koşacağız. Gece-gündüz demeden koşacağız. Çünkü açık büyük, bu açığı biz kapatacağız ve biz kapatıyoruz.
Heyecanımızı, coşkumuzu, samimiyetimizi, cesaretimizi muhafaza ederek yürüyeceğiz. Eğitimde de sağlıkta da adalette de emniyette de enerjide de taa köylere varıncaya kadar KÖYDES projesiyle başlattığımız o projelerle tarımda da aynı şekilde bu yolculuğu devam ettireceğiz.
Gönül dilini muhafaza edeceğiz, gönüllere hitap etmeye devam edeceğiz, eserlerimizle, hizmetlerimizle konuşacak, bu şekilde farkımızı ortaya koyacağız.
Değerli kardeşlerim, ben bu düşüncelerle sözlerime son verirken, her birinize Meclis çalışmalarında başarılı bir hafta diliyorum, tüm misafirlerimize bu haftalık grup toplantımızda bizi yalnız bırakmadıkları için ayrıca teşekkür ediyorum, hoş geldiniz diyorum, sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Sağolun, varolun, Allah'a emanet olun.