GENİŞLETİLMİŞ İL BAŞKANLARI TOPLANTISI
(20 KASIM 2009)
Değerli kardeşlerim,
Hanımefendiler, Beyefendiler,
Sizleri sevgiyle selamlıyor, Genişletilmiş İl Başkanları Toplantımızın partimize, ülkemize, milletimize, demokrasimize hayırlı olmasını temenni ediyorum.
Konuşmamın hemen başında, 3'üncü Büyük Kongremizde ortaya koyduğunuz coşku ve heyecan için, gösterdiğiniz ahde vefa için, sergilediğiniz olgun ve demokratik duruş için hepinize; sizler aracılığıyla teşkilatımın tüm mensuplarına en kalbi şükranlarımı sunuyorum.
3 Ekim'de, o muhteşem salondan, o coşkulu salondan tüm Türkiye'ye son derece anlamlı mesajlar verdik...
Hizmete hasret kalmış köylere, beldelere, ilçe ve illere hizmet götürme aşkımızın devam ettiğini gösterdik...
Türkiye'yi büyütmek için ortaya koyduğumuz azim ve kararlılığın hiç eksilmediğini orada bir kez daha ispat ettik.
Huzura, güvene, istikrara, adalete susamış gönüllerin bu susuzluğunu gidermek için gayretlerimizin artarak devam edeceğini orada bir kez daha ortaya koyduk...
Heyecanımızın, aşkımızın, sevdamızın, coşkumuzun asla ve asla eksilmediğini, Türkiye için umut olduğumuzu, Türkiye için, aziz milletimiz için bir ufuk olduğumuzu orada tüm Türkiye'ye bir kez daha ifade etme fırsatını bulduk...
En önemlisi de, o muhteşem salon, AK PARTi'nin bir Türkiye partisi olduğunu, Türkiye'nin tüm renklerini, tüm seslerini samimiyetle kucakladığını gayet somut bir şekilde ortaya koydu.
O gün, 81 vilayetimizden gelen teşkilat mensuplarımızla, delegelerimizle, misafirlerimizle, gönüldaşlarımızla birlikte, tüm Türkiye'nin, hatta dünyanın duyacağı şekilde, gür bir sedayla haykırdık...
BİZ TÜRKİYE'YİZ dedik...
BİZ, BİRLİKTE TÜRKİYE'YİZ dedik...
Değerli arkadaşlarım,
Bakınız, 3 Kasım'da, 2002 seçimlerinde elde ettiğimiz zaferin yıldönümünü de kutladık... Ama "Biz birlikte Türkiye'yiz" diyerek kutladık; bir bölgenin, bir sahil şeridinin partisi olduğumuzu söyleyerek değil. 81 vilayetin tamamında temsil yetkisini almış bir parti olarak ortaya çıktığımızı söyleyerek, haykırarak, bunu ispat ederek ortaya koyduk.
Önceki gün, 18 Kasım'da, tek başına iktidara gelişimizin 7'inci yılını doldurduk.
Şunu, tüm teşkilatım adına büyük bir gururla ifade etmek istiyorum...
Partimizi kurduğumuz andan itibaren, siyaseti, ilkeler üzerinden yapmanın mücadelesi içinde olduk...
Yeni bir siyaset geleneğini Türkiye'ye kazandırmak, siyaseti hizmet anlayışı üzerine inşa etmek, altını çizerek ifade ediyorum, yeni bir siyaset dili kurgulamak için çok büyük bir hassasiyet içinde gayret sarf ettik.
Tutarsızlık bizim siyasetimizde kendisine yer bulamadı...
Hamaset, istismar bizim siyasetimizde kendisine zemin bulamadı...
Çamur atmak, iftira atmak, karalamak bizim siyaset dilimize nüfuz edemedi.
Biz ayrımcı bir dil kullanmadık, gerilimlere kapı aralayan bir üsluba asla tenezzül etmedik.
Her zaman yapıcı olmaya, her zaman tutarlı olmaya, tutabileceğimiz sözler vermeye ve verdiğimiz sözleri tutmaya özen gösterdik, gayret gösterdik.
Biz, gönüller yıkmaya değil, gönüller yapmaya geldik; her zaman gönüllere hitap ettik.
Bu toprakları bize vatan kılan, bu topraklarda sevgi medeniyetinin tohumlarını saçan ulular her zaman bizim rehberimiz oldu...
Osmanlı Devleti'nin gönül mimarı Şeyh Edebali'ye kulak verdik ve dedik ki...
ÖFKE ONLARA, UYSALLIK BİZE...
GÜCENİKLİK ONLARA, GÖNÜL ALMAK BİZE...
SUÇLAMAK ONLARA, KATLANMAK BİZE...
ACİZLİK ONLARA, HOŞGÖRMEK BİZE...
ANLAŞMAZLIK ONLARA, ADALET BİZE...
HAKSIZLIK ONLARA, BAĞIŞLAMAK BİZE dedik...
Ve yine, ŞEYH EDEBALİ'nin diliyle dedik ki:
EY OĞUL... SABRETMESİNİ BİL... VAKTİNDEN ÖNCE ÇİÇEK AÇMAZ... ŞUNU DA UNUTMA: İNSANI YAŞAT Kİ, DEVLET YAŞASIN...
Partimizi kurduğumuz ilk günden itibaren, bu anlayış, bu ilkeler üzerinde yolculuğumuzu sürdürüyoruz, sürdürmeye gayret ediyoruz.
Değerli kardeşlerim, bakın, bugün burada, teşkilatımın tüm mensuplarına sizler aracılığıyla önemli bazı hususları bir kez daha hatırlatmak istiyorum...
Zor, ama bir o kadar da hayırlı bir yolculuğa çıktık... Bu yolculuğumuz devam ediyor.
Türkiye'nin kanayan yarasına merhem bulmak için, yıllardır çözülemeyen meselelere neşter vurmak için, ihmal edilmiş, ötelenmiş birçok sorunları çözmek, asgariye indirmek için cesur bir adım attık.
Altını bir kez daha çiziyorum... Son derece samimi hislerle, son derece hasbi ama hesabi değil, niyetlerle ve annelerin akan gözyaşlarını dindirmek hedefiyle yola çıktık...
Bu ülkede, değerli arkadaşlarım, bir terör meselesi var mı? Evet, var... O zaman bu meseleyi çözmek zorundayız, iktidarıyla, muhalefetiyle.
Bu ülkede, terörün istismar ettiği, hatta nemalandığı bir Kürt Meselesi var mı? Evet, var, o zaman bu meseleyi çözmek, iktidarıyla, muhalefetiyle tüm vatandaşlarımızın bu ülkeye aidiyetlerini güçlendirmek, birliği, bütünlüğü, kardeşliği pekiştirmek ve Türkiye'ye yeni ufuklar açmak durumundayız.
Bu ülkede benim Alevi kardeşlerimin, vatandaşlarımın meseleleri, talepleri var mı? Evet, var... O zaman onu da çözmek, o taleplere de karşılık aramak bizim boynumuzun borcu...
Bu ülkede, azınlıkların meseleleri var mı? Evet var... Bunları çözmek de bizim vazifemizdir...
Aynı şekilde, ekonomik sorunları, işsizliği, yoksulluğu çözmek de, bu meseleleri minimize etmek de bizim görevimizdir...
Türkiye yıllar yılı bu sorunları konuştu, bu sorun alanlarını asgariye indirmek için netice alan hiçbir uygulama ne yazık ki yapmadı. Sadece konuştu, tartıştı, gündemine taşıdı ama ne yazık ki kalıcı çözümler üretilmedi.
"BÖYLE GELMİŞ, BÖYLE GİDER" diyenler, bu anlayışın, bu yaklaşımın, bu siyasetin ardına saklananlar, sorunları kalıcı hale getirmek, kronik hale getirmekten başka bir amaca hizmet etmediler...
Statükonun devam etmesi demek, daha fazla şehit demektir, daha fazla ölüm demektir, daha fazla kan ve daha fazla yüreği parçalanmış anne demektir...
Açık söylüyorum... "SATÜKO DEVAM ETSİN" demek, ölümlere, çatışmalara, yıkıma, haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe ORTAK OLMAK demektir...
Ne diyorlar; "BIRAKIN ANNELER AĞLASIN"; bunu DEMEK, VİCDANSIZLIKTIR...
"ANNELER TABİİ Kİ AĞLAYACAK" DEMEK, MERHAMETSİZLİKTİR...
ÖLÜMLERİ, KATLİAMLARI, İŞKENCEYİ, MASUM YAVRULARIN MAĞARALARDA BOĞAZLANMASINI ONAYLAMAK, HATTA VE HATTA YÜCELTMEK, SEVGİDEN, ŞEFKATTEN, MERHAMETTEN NASİBİNİ ALMAMAKTIR, ALAMAMAKTIR...
Bırakın, ister Alevi olsun, ister Sünni olsun... Biz hepimiz, Kerbela faciasını dinleyerek, Peygamberin torunlarının nasıl susuzluğa mahkum edildiklerini, nasıl katledildiklerini, sahranın ortasında nasıl zulme maruz kaldıklarını okuyarak büyüdük...
2-3 yaşımızdan itibaren, annelerimiz, babalarımız, dedelerimiz bizlere, Hazreti Ali Cengleri'nin yanında Kerbela'yı anlattılar...
Bizim, tüm bir toplum olarak, insan sevgimiz bu ibret dolu vaka'nın tekrar tekrar anlatılmasıyla şekillendi...
Cinayetin, öldürmenin, insana zulmetmenin ne feci olduğunu Kerbela örneği üzerinden biz benliğimize yerleştirdik...
Bir insanı öldürmenin, tüm bir alemi öldürmek olduğunu bu şekilde öğrendik.
"EVLADI KERBELAYIK... BÎ HATAYIK... AYIPTIR, ZULÜMDÜR, GÜNAHTIR" DİYENLERE YAPILAN KERBELA MUAMELESİNİ, ONAYLAR ŞEKİLDE MECLİS KÜRSÜSÜNE TAŞIMAK, MİLLET SEVGİSİYLE, İNSAN SEVGİSİYLE NASIL BAĞDAŞIR?
SIKIŞTIKLARI HER YERDE ATATÜRK'ÜN ARKASINA SAKLANIYORLAR...
KENDİ KÖHNE ZİHNİYETLERİNİ ATATÜRK'Ü İSTİSMAR EDEREK PERDELEMEK İSTİYORLAR.
"ATAM İZİNDEYİZ" PANKARTLARININ ARKASINA GİZLENİNCE, MİLLETİN GÖRÜŞ ALANINDAN ÇIKTIKLARINI ZANNEDİYORLAR...
EMİNİM Kİ BENİM AZİZ MİLLETİM BU İSTİSMARIN CEVABINI EN GÜZEL ŞEKİLDE VERECEKTİR.
İNANIYORUM Kİ BENİM ALEVİ KARDEŞİM, BU İSTİSMARCILARIN GERÇEK YÜZÜNÜ GÖRECEKTİR...
Bakınız... Çok samimi olarak söylüyorum... Biz, bir dil sürçmesinin, bir yanlış anlamanın, yanlış algının peşine düşen, onu istismar eden siyasetçilerden olmadık, olmuyoruz...
Siyasi tarihimiz boyunca, sözlerimizin nasıl çarpıtıldığını, nasıl yanlış aksettirildiğini defalarca gördük, yaşadık...
Ancak burada bir dil sürçmesi, bir yanlış anlama, bir yanlış aksettirme durumu yok... Burada, bir zihniyetin, bir niyetin, bir bakış açısının dışavurumu var.
Nitekim şu ana kadar, samimi bir şekilde özür dilemek yerine, sözlerinin arkasında durdular, Atatürk'ü istismar ettiler ve koltuklarında oturmaya devam ediyorlar. Ne yazık ki, ne yazık ki, bakıyorsunuz Tuncelili, Nazımiyeli, o da tutmuş oradan bu sözleri alkışlıyor. Daha sonra manevra yapıyor, daha sonra tepkiler gelince, bizde biat kültürü yok diyor, ama arkasından hemen gerekli olan şeyler yapılınca, bu sefer yeni bir manevra yapıyor. Yani bir ileri, iki geri; böyle bir durum...
Değerli kardeşlerim, işte biz bu üsluba karşıyız; işte biz bu tavra karşıyız; bu tutuma, bu davranışlara karşıyız. Ülkem de karşı ve bize bölücü yaftasını yakıştırmaya çalışanların ta kendisi, aynada kendilerini seyrediyorlar, asıl bölücü onlar, ortaya bunu koydular zaten. Asıl bu tür kampanyaları sürdüren ana muhalefettir, muhalefettir. Niye? Çünkü sen eğer 81 vilayette halkınla kucaklaşamıyorsan, halkınla bütünleşemiyorsan, "Ben Türkiye'nin partisiyim" diyemezsin. "Biz hep birlikte Türkiye'yiz" diyoruz, ama bunlar diyemez. Niye? Vakıa o değil de onun için. Bunu görmek lazım, bu lafla olmuyor, uygulamayla oluyor. Şu anda vakıa nedir? Türkiye'nin 81 vilayetinde, evet, bütünüyle olabilen tek parti AK PARTi'dir. Bundan başka gerçek yok.
Çünkü biz halkımızın arasında en ufak bir ayrıma gitmedik, asla böyle bir şey düşünmedik, düşünmüyoruz. Ülkemizin gerçeklerini görerek, tespitlerimizi yaptık ve buna göre hareket ettik.
İşte biz bu tutarsızlıkları görüp, asıl niyetlerinin, asıl hedeflerinin ne olduğunu tek tek milletimizle, değerli kardeşlerim, paylaşmamız gerekiyor. Bu kadro bunu yapacak. Bakın, geçen hafta ne yaptık? Cumartesi, Pazar arkadaşlarımızla 81 vilayetimizi dolaştık. Oralarda gerek Genişletilmiş İl Danışma Meclislerimizi, gerek Siyaset Akademilerimizi toparlamak ve oralarda yapılan hitap ile, şu ifade; "Milli Birlik ve Kardeşlik Projemizi", "Demokratik Açılım" sürecimizi anlattık. Milli birlik ve kardeşliğe aykırı düşünenler ne istiyorlar? Demek, milli birliği istemiyorlar, onlar başka bir şey istiyorlar. Kardeşliği istemiyorlar, demek başka bir şey istiyorlar. O zaman diyoruz ki çıkın, ne istediğinizi söyleyin. Ne istediklerini söylüyorlar mı? Hayır. Söyledikleri hep şu: "Hani, siz gene bir şey getirmediniz ki!" Biz getiriyoruz da, senin gözlerin görmüyor, kulakların duymuyor, dilin gerçekleri söyleyemiyor, ben ne yapayım? Rahatsızlık burada.
Bu süreç başladığı andan itibaren, bizim birleştirici, bütünleştirici, yapıcı üslübumuza, söylemlerimize karşı, sürekli yakıcı, tahrip edici, tahrik edici, ayrıştırıcı bir üslup kullandılar...
Değerli kardeşlerim,
Geçen haftaki her iki Meclis oturumunda da, Salı ve Cuma, CHP ve MHP liderlerinin ve milletvekillerinin kullandığı ifadeleri şöyle alt alta koyup lütfen bakınız...
Benim burada o ifadeleri tekrar etmeye terbiyem müsaade etmiyor.
Ve buradan, bizi izleyen tüm vatandaşlarıma da samimi bir ricada bulunuyorum: LÜTFEN, BU LİDERLER KONUŞURKEN, ÇOCUKLARINIZI TELEVİZYON BAŞINDAN UZAKLAŞTIRIN, LÜTFEN.
LÜTFEN, BU ÖFKEYİ, BU NEFRETİ, BU SEVİYESİZ ÜSLUBU GÖRMESİNLER.
AĞZA ALINAMAYACAK KELİMELERİN MECLİS KÜRSÜSÜNDEN PERVASIZCA SERDEDİLDİĞİNİ LÜTFEN ÇOCUKLARIMIZ DUYMASINLAR...
GELECEĞİN NESİLLERİNDE, SİYASETLE İLGİLİ OLARAK BÖYLE BİR İMAJ OLUŞMASIN...
VE YİNE BURADAN BİR KEZ DAHA TEKRAR EDİYORUM... NE BEN, NE DE TEŞKİLATIMIN HERHANGİ BİR MENSUBU BU DİLİ, BU ÜSLUBU ASLA KULLANMAYACAKTIR, KULLANAMAZ.
ATILAN HER İFTİRAYA ANINDA CEVAP VERECEĞİZ...
HER İTHAMI ANINDA YANITLAYACAĞIZ...
HER İDDİANIN GERÇEK BOYUTUNU HIZLI BİR ŞEKİLDE ORTAYA KOYACAĞIZ...
MİLLETİMİZİN ALDATILMASINA, YANLIŞ YÖNLENDİRİLMESİNE, TAHRİK EDİLMESİNE ASLA MÜSAADE ETMEYECEĞİZ.
Değerli kardeşlerim,
Her milletin, her toplumun hassasiyetleri vardır, kutsalları vardır, tartışılmaz değerleri vardır...
Bu değerler, bu hassasiyetler üzerine konuşan kişi, bin düşünüp bir kelime etmek zorundadır...
Bayrağımızı, vatanımızı, topraklarımızı, Cumhuriyetimizi, Cumhuriyetimizin ilkelerini, millet değerlerimizi, ortak değerlerimizi ayrıştırıcı siyasetlerine alet edenler, ülkemize de, milletimize de büyük haksızlık yapıyorlar.
İhanet gibi, hıyanet gibi, bölücülük gibi, terörle işbirliği gibi, bakın hâlâ gerekli cevapları verdiğimiz halde dün yine buna benzer ifadeleri kullanmaya devam ediyor, muhaliflerden bir tanesi. Müzakere gibi, mütareke gibi kavramları dillerine dolayanlar, tam bir gözü dönmüşlük içinde ülkemizin huzuruna kastediyorlar.
Ülkenin doğusuyla, güneydoğusuyla iletişim kuramayanlar, gönül köprüleri inşa edemeyenler, ülkemizin diğer bölgelerini istismar ederek, buradan siyasi rant elde etmek gibi düşüncesiz bir tavır içindeler...
Allah aşkına soruyorum... Bir şehit annesini, 13 Kasım'da, çok önemli bir meselenin görüşüldüğü Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne getirmek, oradan ona slogan attırmak, provokasyon değil de nedir? Gençleri alıp, ellerinden tutup izleyici tribününe getirmek suretiyle orada slogan atmak, alkış her şey yasak olduğu halde onlara oradan slogan attırmak soruyorum bir provokasyon değil de nedir?
Şehit ailelerini, yalanla, iftirayla galeyana getirip, onlar üzerinden toplumun tamamının hissiyatını zedelemeye gayret etmek, tahrik değil, istismar değil de, nedir?
Bunlar, aziz milletimizin bu oyunları, bu senaryoları görmediğini, anlamadığını zannediyorlar...
Yıllarca yaptıkları gibi, millete "onlar anlamaz, onlar göbeğini kaşıyan adamlardır, onlar bidon kafalıdır" muamelesi yapıyorlar...
Bakın, Meclis'te Genel Görüşme sırasında da ifade ettim...
Bu meseleleri ilk kez gündeme taşıyan biz değiliz...
Cumhuriyetin ilk yılları, Gazi Mustafa Kemal de, İnönü de, Menderes de, Merhum Özal da, bugün bu Meclis çatısı altında bulunan siyasi parti liderleri de bu meseleyle ilgili zaman zaman görüş bildirdiler, çözüm önerilerini ortaya koydular. İşte o gün müzakerelerde arkadaşlarım söyledi, ben de söyledim.
1990 SHP Raporu, 1996 CHP TUNCELİ RAPORU, 1999 CHP DOĞU GÜNEYDOĞU RAPORU, bizim bugün kabul edemeyeceğimiz önerileri dile getirmiştir.
Şu ifadelere lütfen dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Bakınız çok ilginç. Çünkü, Sayın Baykal akşam yatarken söylediği ile sabah kalktığında söylediği hiçbir zaman birbirini tutmaz. Böyle birisi. Aynen böyle birisi. Bakın ben şimdi size yine delille konuşuyorum. Çünkü bugün söylediği ile şimdi söyleyeceğimin ne kadar farklı olduğunu göreceksiniz.
"Anadil yasağı ile ilgili her türlü yasal düzenleme yürürlükten kaldırılacak, yurttaşların anadillerinde serbestçe konuşabilmeleri, yazabilmeleri, lütfen dikkat edin öğretebilmeleri, bu dillerde değişik kültür etkinliğinde bulunmaları güvence altına alınacaktır. Kim söylüyor bunu? Baykal.
Anadil yasağının kalkması ile anadillerin yurttaşların yaşamında özgürce kullanılması ve bu dillere yayın yapılması olanağı sağlanmış olacaktır..." diyor.
Bu ifadeler bana ait değil... Bu ifadeler, 1990'da, SHP Genel Sekreteri Sayın Deniz Baykal tarafından hazırlanmış olan SHP Raporundan aynen alınmış ifadelerdir.
Bir başka örnek...
"Kürt kökenli yurttaşlarımız da; dil, kültür, folklor ve kimliklerini koruma, geliştirme ve açıklayabilme, geçiyorum şimdi, yine önemli olan yer, kendi ana dillerinde, yazılı basın, radyo ve televizyon dahil her türlü medya aracılığı ile yayın yapabilme, şimdi asıl yere geliyorum, özel okullarda kendi ana dilleri ile eğitim yapabilme, Kürt dil ve kültürü üzerinde araştırma yapacak enstitüler ve benzeri kurumların kurulabilmesi, haklarına kavuşmalıdırlar " diyor.
Bu ifadeler de bana ait değil...
Bunlar da 1996 CHP Tunceli Raporu'ndan alınmış ifadeler...
"İsteyenlerin, kendi ana dillerinde, Milli Eğitim Bakanlığı kuralları içinde, özel eğitim görebilmeleri, bakınız gene geliyorum
Üniversitelerde ilgili araştırma enstitüleri kurabilmesi,
Her türlü özel iletişim, yazılı basın, yayın ve medyadan bu amaçla ve bu çerçevede yararlanılabilmeleri, sağlanmalı; bu konulardaki tüm yasak ve fiili engeller kaldırılmalıdır".
Ve işte bu ifadeler de, Haziran 2001'de yine CHP tarafından hazırlanan rapordan...
Bu raporlar orada öyle dururken, bu raporların altında Sayın Baykal'ın imzası dururken, Sayın Baykal çıkıyor, dil konusunda yapılanları bölücülük olarak değerlendirmek gibi bir gaflet sergiliyor...
Tamam da... O raporda ifade ettiğiniz görüşleri o zaman nereye koyacağız?
O gün, "Özel okullarda kendi dillerinde eğitim yapsınlar" diyorsun... Bu kadar ileriye gidiyorsun... Ama bugün, dil konusunda atılan her adıma sert bir şekilde karşı çıkıyorsun...
Merhum Alparslan Türkeş'in, hoşgörülü, yapıcı, birleştirici tutumu hatırlatıldığında Sayın Bahçeli öfkeleniyor... Hop oturuyor, hop kalkıyor.
Merhum Alpaslan Türkeş'in meseleye ilişkin yıllar önce dile getirdiği tespitler, bugün mirasçılarının tutum ve davranışlarından fersah fersah ileridedir, özgürlükçüdür, açılımcıdır.
Bu kadar da değil...
Birinci, İkinci ve Üçüncü Uyum Paketleri DSP-MHP-ANAP Koalisyonunda çıkarıldı... Sadece 3'üncü uyum paketinden birkaç örnek vermek istiyorum... Biz delille konuşacağız. Belgelerle konuşacağız. Öyle âfâki değil. Tarih hiçbir zaman affetmez. İşte bunları da affetmiyor. Ne söylediniz, bunların hepsi kayıt kuyut altında. Bir yere kaçamazsınız. Ama hafıza-i beşer nisyan ile malül. Nasıl olsa biz unuttururuz. Ve böylece de yuttururuz diyorlar. Yaptıkları iş bu.
• İdam cezası Türk hukuk sisteminden savaş ve yakın savaş tehdidi halleri dışında çıkarılmıştır.
• Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun'da yapılan değişiklikle, Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerde yayın yapılmasının önündeki hukuki engeller kaldırılmıştır.
• Yabancı Dil Eğitimi ve Öğretimi Kanunu değişiklikleriyle Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçeleri öğrenmelerinin önündeki hukuki engeller kaldırılmıştır.
Bu ve benzeri bir çok düzenleme, MHP'nin de içinde olduğu koalisyon tarafından yapılmıştır.
Bunlar orada dururken, bu paketlerin altında Sayın Bahçeli'nin imzası orada öyle dururken, bugün attığımız adımlara karşı çıkmak, tutarlılık mıdır, dürüstlük müdür, dik bir duruş mudur?
Bu zig zagların Türkiye'ye bir yararı olabilir mi?
Bu tutarsızlık siyasete bir şey katar mı, bir seviye kazandırır mı?
İşte onun için diyorum ki... Teşkilat olarak da, ben özellikle MHP ve CHP‘nin yönetimine değil tabanına sesleniyorum. Lütfen, ne olur başınızı iki elinizin arasına alın düşünün. Ya bu gidilen yol doğru mu? Şöyle bir hesabı sorun. Bu yaklaşım metodu doğru mu? Onun için biz MHP'ye gönül vermiş kardeşlerimize de, CHP'ye gönül vermiş kardeşlerimize de sesleniyoruz. Bu süreci ülkemizin birliği, ülkemizin kardeşliği için lütfen iyi düşünelim. İyi değerlendirelim. Bunu yapalım ki, ülkemiz geleceğe çok daha farklı, çok daha emin adımlarla yürüsün.
Biz, tüm bir teşkilat olarak bu tahrikleri, bu provokasyon senaryolarını da sizlerle beraber bozacağız.
Ben, başta il başkanlarım olmak üzere, teşkilatımın tüm mensuplarından, bu oyunu demokrasi ve hukuk çerçevesinde boşa çıkarmak için her an uyanık olmalarını rica ediyorum...
Onlar bölmeye çalıştıkça biz birleştireceğiz.
Onlar ayırdıkça biz bütünleştireceğiz...
Onlar tahrik edecek, biz sakinleştireceğiz.
Onlar yalan söyleyecek, iftira atacak, karalama kampanyaları yürütecek, biz bunların tamamını boşa çıkaracağız.
Parti Genel Merkezimiz inşallah şu anda doküman çalışmalarını yapıyor. Bunları en kısa zamanda sizlere ulaştıracağız. Bunların içinde çeşitli cdler olacak, çeşitli broşürler olacak. Ve süreçte sürekli olarak güncellemeler gerektiğinde bu güncellemeleri de yapacak ve sizlere ulaştıracağız. Ama benim sizden ricam siz de bunları çoğaltacak hatta hatta il il, ilçe ilçe, belde belde, köy köy bunları anlatacaksınız. Kahvelerde halkımızı toplayacak orada hemen anında sinevizyon yayını ile bunları göstereceksiniz. Ve halkımızla birebir ru be ru, bunları inşallah dertleşerek kendilerine anlatacaksınız. Sadece genişletilmiş İl Divanı değil buradan döndükten sonra tüm yönetim kurullarımıza, tüm Belediye Meclis Üyelerimize, İl Genel Meclisi Üyelerimize, Kadın Kollarımızın, Gençlik Kollarımızın tüm mensuplarına, taa sandık baş müşahit müşahitlerine varıncaya kadar, mahalle yönetimlerine varıncaya kadar hepsini devreye sokacaksınız. Önce onlarla, daha sonra halkımızın geneline bunları ne yapacağız, yayacağız.
Ve bunun dışında da hakkı her yerde güçlü bir şekilde savunacak, bu zorlu yolculuğu hep birlikte tamamlayacağız.
Şu hususu da özellikle vurgulamak istiyorum...
Geçen hafta TBMM'de yapılan Genel Görüşme sonrasında, Milli Birlik ve Kardeşlik Süreci'ne karşı bazı çevrelerden olumsuz yaklaşımlar sergilendiğini gördük.
Bakınız, "DAĞ FARE DOĞURDU, HAVANDA SU DÖĞDÜLER" gibisinden yaklaşımlarla süreci hafife alanlar, ya kasıtlı davranıyorlar, ya da meseleyi anlamaktan uzaktalar.
Şunu hepimiz görmek durumundayız... Bu mesele, dün ortaya çıkmış, Türkiye'nin gündemine yeni girmiş, hatta Türkiye'nin gündemini sadece 25-30 yıldır işgal eden bir mesele değildir.
Son derece köklü, girift, karmaşık bir meseleyi çözmek için adım atıyoruz...
Akşamdan sabaha her şeyi çözmek keşke mümkün olsaydı ama değil... onun için bu projenin, bu sürecin kısa, orta, uzun vadeli bir takvimi var. kısa vadede yapacaklarımız var, ki bunu yapmaya başladık zaten, yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz. Orta vadede yapacaklarımız var, ki yasal düzenlemelerle süratle onları da yapacağız, yapıyoruz. Uzun vadede yapacaklarımız var ki bu anayasal bazı değişiklikler gerektiriyor. Onları da bu şekilde yapacağız. Hemen anayasal değişiklik deyince baktık Ana Muhalefetin lideri her yeri jest mimik hareketlenmeye başladı. Evet, niye bundan gocunuyorsun? Bunu ilk defa dile getirenlerden birisi sensin. Efendim işte bunlar değiştirilemez, teklif dahi edilemez, bu maddeleri değiştirecekler. Böyle bir şey ne benden, ne herhangi bir arkadaşımdan bu günde kadar sadır olmadı. Böyle bir şeyi söylemediğimiz halde bunu dile getirmek bunların ne kadar art niyetli olduğunu gösteriyor. Biz anayasamızda şu anda özellikle üzerinde konsensüs temin edilen bir çalışmayı yaparak sorun alanlarını gidermeye yönelik adımlar atmanın gayreti içerisinde olacağız. Anayasanın bazı maddelerinin değiştirilmesi geçmişten bu yana, ki büyük bir çoğunluğunun değiştirilmesi bugün toplumumuzun genelinde kabul gören ve geneli tarafından istenen, talep edilen bir konu. Niye rahatsız oluyorsun? Neden? Hadi buyurun millete gidelim. Millete soralım. Yaptır çalışmalarını, bak bakalım millet ne istiyor, ne talep ediyor. Ama millet anlamaz. Çünkü onlar onlara göre göbeğini kaşıyanlar. Göbeğini kaşıyanlar anlamaz. Sadece bunlar anlar. Hayır. Biz diyoruz ki, milletim ne kadar anlıyorsa biz de o kadar anlarız. Farkımız o.
Değerli kardeşlerim,
Demokrasilerde unutmayın seçilmek maharet değildir. Aslında seçmek maharettir. Zaten, seçmede başarı olduğu anda bir ülke aydınlık yarınlara çok daha farklı bir şekilde gider. Onun için de özellikle eğitimli bir toplum, yetişmiş bir toplum... İşte özlediğimiz bu. Bunun gayreti içerisindeyiz. Göreve geldiğimizde yüzde seksenin altında bir eğitim varken, şu anda eğitim düzeyi hamdolsun yüzde doksanı aştı, okuma yazmayı kastediyorum ve şimdi hedef yüzde yüze doğru toplumumuzu götürebilmek. Bunun gayreti içindeyiz.
Bakınız, ben, 2005 yılında Diyarbakır'da "Kürt meselesi benim meselemdir" dedim...
Bizi, bunun üzerine hiçbir şey yapmamakla eleştirenlere şimdi sesleniyorum...
2005 yılında Kürt meselesi benim meselemdir dediğimde, bu, Türkiye'de büyük yankı bulmuş, umut verici bulunmuştu... Bugün ise, dikkatinizi çekiyorum, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 2 tam gün boyunca bu meseleyi bütün boyutlarıyla özgürce tartışmıştır, tartışabilmiştir...
İşte açılım budur...
Bu bir süreç... Ve bu süreç, bir anda başlayıp bir anda bitecek bir süreç de değil...
Bundan tam 7 yıl önce, 18 Kasım 2002'de aslında biz bu süreci başlattık. AK PARTi'nin programını açan, bu sürece yönelik oradaki ifadeleri çok açık ve net görebilirler. Aşama aşama, kademe kademe bugünlere getirdik ve bugün de geleceğe doğru bu süreci devam ettiriyoruz.
Şimdi değerli arkadaşlarım,
Bakın şu başlıklar çok önemli. O gün, Cuma günü Beşir Bey bu konuları çok açık net başlıklar halinde ifade etti. Ben kısa özet geçiyorum. Ki, ama bu çok önemli.
Olağanüstü Hal Uygulamasını biz kaldırdık. Güneydoğu'da bu bölgelerde Olağanüstü Hal kalksın, yeter diyen vatandaşlarım, Olağanüstü Halin kim tarafından hangi iktidar tarafından kaldırıldığını biliyor. Biz kaldırdık.
7 yıl boyunca, Doğu ve Güneydoğu bölgelerimize, diğer bölgelerimizle birlikte yaklaşık 15 katrilyon tutarında yatırım yaptık. 79 yıllık sürece bakın bunu göremezsiniz. Ama biz bunu gerçekleştirdik. Eğitimde, sağlıkta, adalette, emniyette, ulaşımda, enerjide, tarımda, toplu konutta, hepsinde.
GAP, DAP ve KOP için eylem planını hazırladık ve hızlı uygulama safhasına şu anda girdik.
5233 Sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun ve uygulama yönetmeliğini çıkardık. Ve uygulamaya koyduk.
Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kaldırılmasından, Dernekler kanununa, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri kanunundan Ceza Muhakemeleri Usulü kanununa kadar çok geniş alanda değişim dönüşüm gerçekleştirdik.
Nüfus Yasası'ndaki değişiklikle, isim koyma konusundaki kriterleri yeniden düzenledik, farklı kültürlere ve örf-adetlere sahip bireylerin özel hayatlarına ve aile hayatlarına ilişkin özgürlükleri koruduk.
TRT, ilk olarak 2004 yılında, Avrupa Birliği'ne uyum için yapılan düzenlemeler çerçevesinde, TRT 3 ekranlarından Kürtçe, Zazaca, Boşnakça, Arapça ve Çerkezce yayına başladı.
İlk etapta sadece kamu televizyonlarına verilen 'yerel dil ve lehçelerde yayın yapma' hakkını 2005 yılında özel kuruluşlara da verdik.
TRT 6 yayına girdi. Ne oldu? Ne kaybettik? Devletin bit kanalı şu anda 24 saat Kürtçe yayın yapıyor. Şimdi Farsça'ya başlayacağız. Yine devletin kanalı o bölgede tamamen Farsça yayın yapacak. Yine aynı şekilde şimdi yakın bir zamanda inşallah Arapça, o bölgede bir kanalımız yayın yapmaya başlayacak.
Cezaevlerinde Kürtçe görüşme yasağını kaldıran yönetmeliği devreye soktuk. Düşünebiliyor musunuz? Anne evladıyla, kardeş kardeşle Kürtçe görüşemiyordu. Kaldırdık. Şimdi rahatlıkla görüşebiliyor.
Alevi vatandaşlarımızın ihtiyaçlarına kulak verdik, şu ana kadar 5 Çalıştay yaptık. Bakanımızın riyasetinde bu çalışmalar yürüyor. İlgili tüm kesimleri dinledik ve samimi bir şekilde sürece yaklaşıyoruz meselelere yaklaşıyoruz.
Azınlıklarla ilgili 7 yılda önemli düzenlemeler yaptık. Ülkemizde bizim vatandaşımız olan azınlıklar var. Hakları var ama verilmemiş. Bu haklarını onlara vermenin mücadelesini verdik. Bir taraftan yargı süreci devam ederken bir taraftan bizler de bunu takip ederek uygulamaya koyduk.
Farklı din ve inançlara sahip bireylerin ibadet yerlerine ilişkin özgürlüklerinin genişletilmesi amacıyla "İmar Kanunu"nda düzenlemelere gittik. Eskiden sadece cami yazarken imar planlarında şimdi cami değil mabet ifadesi yazıyor. Olur ki Müslümanların dışında Hıristiyanların, Musevilerin oturdukları bölgeler varsa oralarda da bu tür talepler geldiğinde rahatlıkla imar planlarında yer bulabilsin.
2004 yılından bu yana "Azınlık Sorunlarını Değerlendirme Kurulu" faaliyet gösteriyor. Daha önce böyle bir şey yoktu ama biz bunu da kurduk. Kurul bugüne kadar değerli arkadaşlarım 4 toplantı gerçekleştirdi.
Türkiye'nin ihmal edilmiş, kendi kaderine terk edilmiş, yoksulluğa itilmiş tüm illerini, tüm ilçelerini, Doğu'da, Batı'da, Kuzey'de, Güney'de, her nerede olursa olsun, ayağa kaldırmanın, okulla, yolla, su ile, iş ile, aş ile buluşturmanın mücadelesini verdik ve hamdolsun son derece olumlu neticeler elde ettik...
Her ilimiz, her ilçemiz, kendi imkanlarıyla üretsin, istihdam etsin, ihraç etsin diye çalışmalar yaptık ve bunun zeminini oluşturduk.
İşte son olarak, 13 Kasım'da TBMM'de İçişleri Bakanımızın açıkladığı yeni adımlar, 7 yıldır devam eden bu sürecin bir devamı niteliğindedir. Bunların hepsini zaten size vereceğiz.
Burada ayrıntısına girmek istemiyorum, ancak, AYRIMCILIKLA MÜCADELE KOMİSYONU, İNSAN HAKLARI KURUMU ve BAĞIMSIZ KOLLUK ŞİKAYET MEKANİZMASI bile, tek başına devrim niteliğinde uygulamalardır.
4 yıl önce bu ülkede konuşulamayan meseleler bugün konuşuluyor, hem de TBMM'de konuşuluyor...
7 Yıl önce telaffuz dahi edilemeyen sorunlar bugün enine boyuna tartışılıyor.
Benim vatandaşlarım artık birbirini anlama çabası gösteriyor, kendisini diğerinin yerine koyarak onun acısını, onun derdini, onun kaygısını paylaşmanın mücadelesini veriyor...
Bu meselenin önemli bir boyutu da ekonomik boyutudur...
Bunu da her fırsatta milletimizle paylaşmanızı sizlerden rica ediyorum...
25 yıl boyunca, terörle mücadele için kullanılan kaynak, bir hesaplamaya göre 300 milyar dolar olmuştur...
Bu 300 milyar dolar, 25 yıl boyunca, benim Edirneli kardeşimin, Tekirdağlı kardeşimin, İstanbullu, Sakaryalı, Yozgatlı, Kayserili, Osmaniyeli, Antalyalı, Diyarbakırlı, Muşlu, Vanlı, Bitlisli kardeşimin cebinden çıkmıştır.
Bu 25 yılda, terör meselesi çözülebilseydi, Türkiye'nin kaynakları yine Türkiye için kullanılsaydı, 9 tane GAP yapabilirdik, 75 tane Atatürk Barajı inşa edebilirdik, binlerce kilometre otoyol, 15 bin hastane, 100 bin okul yapabilirdik, tam 2 milyon kişiye iş bulabilirdik...
Bakın, biz iktidarı devraldığımızda, Türkiye'nin borçlanma faizi yüzde 63 seviyesinde idi...Devletin borçlanma faizi...Değerli kardeşlerim şimdi nerde? Bakın tek haneli rakama indik. Şu anda 8,7,9 buralarda dolaşıyoruz. Bakın nerden nereye...Bu aradaki fark kimin cebinde kaldı? Halkımın cebinde kaldı. Devletin kasasında kaldı. Yüzde 54 fark var arada ortalama. İnsaf...Bu yüzde 63 faizi kim uyguluyordu? MHP'nin de ortağı olduğu bizden önceki koalisyon. Bu ödeniyordu acımasızca. Şu anda bizi faizle yargılamaya kalkanlar önce aynaya baksınlar. Siz nasıl faizler ödediniz bu ülkede. Biz nereden nereye indirdik bunu. İnsaf edin. Enflasyon yüzde 30'du sayenizde. Şu anda enflasyon yüzde 5. Arada 25 gibi bir fark var. Bu benim vatandaşımın, köylümün, memurumun, işçimin cebindeki paranın erimesiydi. Bu şimdi kar hanesine yazıldı. Şimdi onun maaş artı yüzde 25'lik buradan da kaynaklanan nesi var? Bir zenginliği var. Ama bunu hiç konuşmuyorlar. Devlet borçlanıyor diyorlar. İnsaf edin. Bak bakalım gayri safi yurt içi hasılaya oran neydi şimdi nerde? Dünyadaki bu küresel finans krizine rağmen hamdolsun biz devraldığımız dönemle mukayese edilemeyecek bir noktadayız. Çok da aşağılardayız. Çok daha aşağıdaydık krizde biraz tırmandı. Ama yine devraldığımızdan çok çok aşağıdayız. Asgari şu anda yaklaşık 20 puan altındayız. Böyle bir konumdayız. Aynı şekilde değerli kardeşlerim yatıyorlar kalkıyorlar işsizlik sorunu... Doğru var. Tamam da şu söylediği lafa bak dünyanın dördüncüsü diyor. İşsizlikte oran itibariyle dördüncüyüz diyor. Ekonomiden bihaber ama bunun tabi kılavuzunu değiştirmesi gerektiğini kaç kere söyledim. Ama bu kılavuzunu değiştirmediği sürece bu tür rakamları hep söyleyecek. Biz dünyada borçlu ülkeler sıralamasında dördüncüymüşüz. Maliye Bakanım bu konularda şu bütçe müzakerelerinde bunları şöyle güzel sıralamalarıyla falan bir anlat da bana kalmasın bu yükler, bunları bir görüversinler. Nerdeyiz, hangi konumdayız, bunu öğrenmeleri bilmeleri lazım. Ve son küresel borçlanmada Amerika nerden nereye çıktı, Japonya nerden nereye çıktı, İspanya nerden nereye çıktı, Avrupa Birliği üyesi ülkelerde borçlanmalar nerden nerelere tırmandı. Bunların örneklerini vermek lazım ve bizi G20 ülkeleri arasında mı bu sıralamayı yapıyor yoksa dünyanın tüm 200'e yakın devleti içerisinde mi böyle bir sıralamayı yapıyor onu da bilmiyorum çünkü dünyadaki ülke sayısını da bilmiyor olabilir yani, bunları da tabi bir değerlendirmemiz lazım. Ona göre bunu açıklamakta fayda var.
Ve 30 yıl boyunca değerli kardeşlerim Türkiye sadece terörle mücadele etmedi, terörün neden olduğu ekonomik bedelleri de, işte bu faizi de ödemek zorunda kalarak maalesef yudumladı.
Bu faiz, benim İzmirli, İstanbullu, Antalyalı, Diyarbakırlı, Samsunlu, Artvinli, Vanlı kardeşimin cebinden çıktı.
Bu faiz benim 81 vilayetteki her bir vatandaşımın emeğinden, ekmeğinden kesildi. CHP iktidarda olduğu dönemlerde bunu yapmadı mı? MHP yapmadı mı? Ama en az bizim dönemdir. Hep rakamlar, oranlar hepsi ortada.
Bu meseleyi çözdüğümüzde, Türkiye, terör sorununu diyorum demokratik, emniyetli, huzurlu, istikrarlı bir ülke olarak yüksek faiz sorunundan da inşallah kurtulmuş olacak...
Değerli arkadaşlarım...
Bu ve benzeri konuları milletimizle sizlerle birlikte, hep birlikte tek tek paylaşacağız...
Bize atılan iftiraların yalan olduğunu milletimizle paylaşacağız...
Muhalefetin, Milli Birlik ve Kardeşlik Süreci'ni engellemek uğruna, ülkeyi nasıl ateşe atmak istediğini, yangına nasıl benzinle gittiğini her boyutuyla milletimize göstereceğiz.
Bu süreç sonunda Türkiye'nin neler kazanacağını anlatacağız.
7 yıl boyunca bu meselenin çözümü için yaptıklarımızı da anlatacağız, ülkenin 7 bölgesi için kazandırdıklarımızı da anlatacağız...
Terör meselesine, alevi meselesine, azınlıklar meselesine samimiyetle yaklaşırken, milli çıkarlarımızı, milli değerlerimizi nasıl koruyup kolladığımızı, şehitlerimize, gazilerimize nasıl sahip çıktığımızı da anlatacağız...
Dil birliği ile, üslup birliği ile, el birliği ile bu zorlu süreci sabır ve suhuletle sürdüreceğiz...
Şunu lütfen hatırınızdan çıkarmayınız...
Hani, Erzurumlu İbrahim Hakkı diyor ya...
HAK ŞERLERİ HAYREYLER
ZANNETME Kİ GAYREYLER
ARİF ONU SEYREYLER
MEVLA GÖRELİM NEYLER
NEYLERSE GÜZEL EYLER...
Yeter ki milletimizin desteği, milletimizin hayır duası arkamızda olsun... Türkiye çok daha güzel günler görmeye devam edecektir.
Tabi böyle bir sürecin içerisinde bir şeyi de burada vurgulamadan geçemeyeceği. O da özellikle ülkemizde biliyorsunuz ekonomik süreç, ülkedeki atmosferle hep doğru orantılıdır. Gerilim olduğu sürece değerli kardeşlerim bunu bedeli bize çok ağır olmaktadır. Ve bu gerilimi adeta tahrik eden mahfiller var. Bu bazen siyasetten kaynaklanıyor. Bazen medyadan kaynaklanıyor. Bu süreci bizim dikkatle takip etmemiz gerekiyor ve bu oyuna da asla gelmememiz gerekiyor. Yine son zamanda özellikle yargıya intikal etmiş bir çok konuların partimizle de alakalı olsa biz gereğini bir taraf olarak biz yapmasını biliriz ve burada özellikle bazı şeyler var ki bunlar abartılı bir şekilde yargıda olduğu halde bakıyorsunuz üzerine üzerine gelmek suretiyle kurum ve kişilerin zedelendiğini görüyorsunuz, yıpratıldığını görüyorsunuz. Bu zaman zaman bakıyorsunuz devletin en önemli kurumları Silahlı Kuvvetler gibi diğer güvenlik birimlerimiz için İç İşleri Bakanlığımız gibi, bakıyorsunuz bazen Sağlık Bakanlığımız gibi, Milli Eğitim Bakanlığı'mız gibi yani olmayan şeyler zaman zaman devletin kurumlarına yönelik bunlar yapılıyor ve medyanın bu noktadaki hassasiyet göstermeyişinin bedelinin ülkemize ne denli ağır olduğunu burada hatırlatmak istiyorum. Olay yargıya intikal etmişse bu işi bu kadar kurcalamanın ne anlamı var? Bırakın bunu yargı zaten araştırıyor, götürüyor. İşte son olarak yine dün bir gazetede bununla ilgili maalesef bir kampanya var, bu kampanyalar tabi ki bu kurumlarımızı zedeliyor, yıpratıyor, tahrip ediyor, tahrik ediyor ve bunları bizler doğru bulmuyoruz. Yargıya intikal etmişse artık lütfen burada biz izleyelim, takip edelim ama bu işi sürekli olarak körüklemenin hiçbir anlamının olmadığını ve bunun ülkemize kişilere zarar vereceğini düşünüyorum. Burada hassasiyeti özellikle bir genel başkan olarak, Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı olarak da beklemek, istemek hakkımızdır diye düşünüyorum. Bakınız daha geçenlerde bunu söyledik binlerce on binlerce öğretmen alıyoruz bakıyorsunuz bir televizyon kanalında çıkmış başbakan 2002'de bize söz vermişti. Kime söz vermişsem bilmiyorum. Onları okullara alacakmışız. En büyük kadroyu biz Milli Eğitim'e ayırıyoruz zaten ve şu anda yine dün müzakereleri yapıldı 2009 bütçesine ait olarak 10.000 kadronun çıkarılması komisyondan geçti ki 2010'a bu iş dahil edilmesin diye ve 10.000 öğretmen şimdi yine Milli Eğitim'e alınacak. 2010'da çok daha fazlasıyla gerçi 25.000 rakamları telaffuz edildi ama en son nereye bağladı arkadaşlarım bilemiyorum bunun çok daha üstünde olması gerekir. Çünkü biz boş sınıf istemiyoruz. Bütün okullarımızda inşallah öğretmenlerimizle orada süreci değerlendirmeye devam edelim istiyoruz. Sağlıkta eksiklerimiz açıklarımız var. Bakınız geliyorlar GDO'dan bindiriyorlar, geliyorlar bakıyorsunuz öbür taraftan domuz gribinde. Yani bunları artık gündemimizden düşürmemiz lazım. Bunları gündemde tutmak suretiyle domuz gribi yok olmuyor. Sağlık Bakanlığımız bütün tedbirlerini kendine göre almıştır. Bu kadar yazıp çizmek her gün işte bir ölüm haberini vermek bununla domuz gribi şifa bulmuyor. İlgili merciiler zaten yeteli çalışmayı, gerekli çalışmayı yapıyorlar. GDO ile ilgili bakanım kaç kere açıklamasını yaptı. Bakıyorsunuz hala bunun üzerine üzerine geliyorlar. Arkadaşlar Amerika'da, Avrupa'da dünyada ne varsa bütün bunlar üzerinde çalışmalarını incelemelerini yapmışız ve buna göre de gerekli açıklamaları bu noktada GDO'lu olan ürünlerin giremeyeceği noktasında zaten bakanımız da gerekli açıklamaları yaptı ve yönetmelik noktasında da yine gerekli değişiklikler vesaireler yapıldı şimdi de bunun inşallah 2010 ile birlikte öyle zannediyorum ki Şubat Mart gibi yasasını da çıkaracağız. Bütün bu adımlar atılıyor ama hep birlikte bakıyorsunuz, yazılı-görsel medya hep birden yükleniyor. Bilen de yükleniyor bilmeyen de yükleniyor. Devlet yıpranıyor. Kurumlar kişiler bu noktada yıpranıyor ve bunlar bize fayda değil zarar getiriyor ve devletini milletini sevenler sürece destek versinler köstek olmasınlar diyorum.
Bu düşüncelerle sözlerimi tamamlarken, hepinize bir kez daha sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Şimdiden Kurban Bayramınızı tebrik ediyorum. Tüm milletimize, İslam alemine, insanlığa hayırlar getirmesini Allah'tan diliyorum.
Sağolun, varolun. Allah'a Emanet Olun...