AK PARTi Grup Toplantısı...
22.06.2010
Çok değerli misafirlerimiz, çok değerli milletvekili arkadaşlarım, hanımefendiler, beyefendiler; AK PARTi Haftalık Olağan Grup Toplantımızda hepinizi muhabbetle selamlıyor, toplantımızın ülkemiz, milletimiz, demokrasimiz için hayırlı sonuçlar doğurmasını Allah'tan temenni ediyorum.
Bugün güne yine ne yazık ki acı bir haberle uyandık, İstanbul Halkalı'da bir servis otobüsüne, bir askeri servis otobüsüne yola bomba yerleştirilmesi suretiyle yapılan saldırıda üç askerimiz ve 17 yaşındaki bir çocuğumuz şehit edildi. İkisi ağır olmak üzere 13 yaralımız var. İstanbul, Diyarbakır, Hakkari ve Elazığ'da şehit düşen 16 Mehmedimize, İstanbul'da hayatını kaybeden kızımıza Allah'tan rahmet diliyor, ailelerine, yakınlarına, milletimize başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Ayrıca, yaralanan askerlerimize de acil şifalar diliyorum.
Bu arada yine Gümüşhane'de yapılan operasyonda da üç terörist etkisiz hale getirilmek suretiyle, bir tanesi de sağ olarak ele geçirildi; bu da bugünün bir diğer gelişmesi.
Pazar günü malum İstanbul'daki programlarımızı iptal ederek Van'a gittim. Arkadaşlarımızla birlikte şehitlerimiz için gerçekleşen oradaki törene katıldık. Van'daki şehitlerimizi uğurlama töreninin ardından beraberimde Genelkurmay Başkanımız, ilgili bakanlarımız, kuvvet komutanlarımız olmak üzere Şemdinli'deki Tekilli Taburu'na gittik. Burada çatışmada yaralanmış askerlerimizle konuştuk, kısa bir sohbetimiz oldu. Ardından da çatışmanın yaşandığı, 9 şehidimizin olduğu Gediktepe mevkii'ne Genelkurmay Başkanım ve Kara Kuvvetleri Komutanımla birlikte geçtik. Ve Mehmetçiğin kahramanca mücadele verdiği mevzilerde inceleme yaptık. Tabii benim arzum, buralar görülmeden değerlendirmeler yapılıyor, aslında buraların görülerek değerlendirilmesi yapılırsa, o zaman yazılanların, konuşulanların ne denli doğru veya yanlış olduğu ortaya çok açık, net çıkacaktır. Yani Gediktepe denilen bu tepenin yüksekliği yaklaşık 2 bin 500 metre, 2 bin 623 metre. Ve ortalaması oranın yükseklik olarak 3 bin metre civarında, böyle bir yer. Tamamıyla sarp kayalıkların olduğu yer. Ama bunların aralarında vadiler ve bu vadilerden de teröristlerin sızma hareketleri oluyor. Tabii dönüşte oradaki gerek komuta kademesinde olan subaylarımız, gerek astsubaylarımız, gerek uzman çavuşlarımız, gerekse er ve erbaşlarımızla birlikte o mevzilerde mevzilenişlerini gördük, yani oralar kapalı karakol birliği filan değil, etrafı kum torbalarıyla çevrili olan mevziler. Ve bu mevziler de oradaki seyyar birliğimizin durumunu gördük. Yakından görmemiz için de, bu dışarıdan değerlendirildiği gibi, anlatıldığı gibi, yazılan çizilenlerin veya televizyonlarda anlatılanlardan çok çok farklı şeyler, farklı durum. Tabii temenni ederim ki, bunu Genelkurmay Başkanıma da söyledim, şöyle muhalefet partilerinin liderleri de oraya bir gitsinler, bir görsünler, yerinde buraları bir incelesinler. Ondan sonra değerlendirmelerini yapsınlar, ondan sonra yani bu ülkede bu mücadelenin veriliş şeklinin değerlendirmesini yapsınlar ve hataları, eksikleri ona göre değerlendirelim, ona göre masaya yatıralım.
Dönüşte Derecik beldesi Umurlu Karakolunu ziyaret ettik. Burada askerlerimizle, köy korucularımızla birlikte bir yemek yedik. Ve dar çerçeve de olsa vatandaşlarla sohbet etme imkanı bulduk. Şunu büyük bir gururla ve gönül huzuruyla ifade etmek istiyorum: Askerimizin, Mehmetçiğimizin morali son derece yüksek. Sıfır noktasında nöbet tutan erimizden en yüksek rütbeli komutanımıza kadar bütün askerlerimiz kendisine yakışan bir vakurla, tabii hatalar olabilir, eksiklikler olabilir, ayrı, cesaretle sınır namustur anlayışıyla topraklarımızı koruyor ve bu noktada hiçbir fedakarlıktan kaçınmıyor. O Gediktepe denilen bölge ile Irak arası 3 kilometre, sınır noktası. Ondan daha uç bir karakol veya daha uç bir mevzilenme yok. Bir diğer tarafı da İran. Yani, böyle bir İran-Irak-Türkiye üçgeni.
Dün basına da yansıdı. Gediktepe'de teröristlere karşı canını ortaya koyan Adanalı Necati Yurt, o ziyaretimizde gördük, orada Genelkurmay Başkanımızın, terhisine 28 gün kalmış, artık bir tanesinin 54 gün, sizleri şöyle geri saflara alsak, yaralılar, orada hizmet versinler önerisi karşısında söylediği söz çok anlamlıydı: "28 gün değil, ömrüm boyunca o tepede görev yapmak istiyorum. 9 arkadaşımı ben orada şehit verdim, beni karakola almayın, ben burada kalmak, o tepede vatanımı savunmak istiyorum."
Bu toprakları bize vatan kılan, bu topraklar üzerinde güvenle ve umutla yaşamamızı sağlayan işte bu aziz ruhtur, işte bu asil karakterdir. O gün orada sınır sıfır noktasında sohbet ettiğim her bir Mehmet'in, her bir kahramanın gözlerinde bu asaleti gördüm, oradaki Mehmetlerimizin gözlerinde Çanakkale'deki, Sarıkamış'taki, Sakarya'daki, Dumlupınar'daki kahramanlarımızın asaletini, yiğitliğini, bütün o kahramanlarımızın ruh halini gördüm. Şunu bir kez daha anladım ki, bu milletin asaleti, gençlerimizin gözünde parlayan umut ışığı, bizim Mehmetçiklerimizin yiğit duruşu sayesinde ay-yıldızlı bayrağımız ülkenin her karış toprağında şanla, şerefle dalgalanmaya devam edecek.
Güvenlik güçlerimiz en zor şartlar altında bile sarsılmaz bir inançla görev yapıyor. İnsani özelliklerini yitirmeden, hukuka bağlılığını kaybetmeden Türkiye Cumhuriyeti için, Türk milleti için fedakarca mücadele ediyor. Hükümetimiz, askeriyle, polisiyle, jandarmasıyla geçici köy koruyucularıyla, tüm güvenlik birimleriyle yoğun bir mücadele yürütüyor. Terörle mücadelede ne gerekiyorsa yapılıyor. Ortaya çıkan ihtiyaçlar tamamen karşılanıyor. Güçlü ve kararlı bir iradeyle bu mücadele sürdürülüyor. Teröristle etkin mücadele konusunda da, terörle çok boyutlu mücadele konusunda da AK PARTi iktidarı hiçbir mazerete sığınmadan, hiçbir fedakarlıktan kaçınmadan, hiçbir ihmale sebebiyet vermeden üzerine düşenleri fazlasıyla yapmaya çalışıyor. İradeyse irade, kararlılıksa kararlılık, uyumsa uyum, cesaretse cesaret, fedakarlıksa fedakarlık, terörle mücadele için gereken her şey Hükümet tarafından samimiyetle ortaya konuyor. Kimse kalkıp da şunu söyleyemez: Güvenlik güçlerimiz şunu talep ettiler de Hükümet vermedi diyemez. Bizden bugüne kadar ne talep edildiyse A'dan Z'ye hepsini temin ettik, hepsini verdik.
Elbette terör, bugünün sorunu olmadığı, uzun yıllardan bugüne devam ettiği gibi sabahtan akşama bitecek bir sorun da değil. Değerli arkadaşlarım, biz onlarca yıldır terörle mücadele ediyoruz. Ama bazı çevreler terörle yeni tanışmış, ilk kez böyle bir olay yaşamış gibi tepkiler veriyorlar. Uzun soluklu bu mücadelede inancını yitirmeden, azmini yitirmeden, kararlılığını yitirmeden, sabır ve kararlılıkla yol almak gerekiyor. Bunun içeride mücadeleyle ilgili kapsamı var, dışarıyla ilgili kapsamı var. Bunların hepsi masaya yatırılmış, hepsinin üzerinde de bu şekilde gidiliyor. Bu süreçte sorunla yeni tanışmış gibi şaşkınlık yaşamak, ürkmek, yılgınlığa düşmek, inancını yitirmek ne kadar yanlışsa, meseleyi siyasallaştırmak, polemik malzemesi yapmak, haksız ve mesnetsiz suçlamalarda bulunmak da o kadar yanlıştır. Terörle mücadele veren güvenlik güçlerimizin moralini bozmak, toplumda yılgınlık üretmek, iç çekişme görüntüsü vermek; ancak terör örgütünün işine gelir, terörün ekmeğine yağ sürer. Terörle mücadele, sadece devletin, Hükümetin ve güvenlik güçlerinin meselesi değildir. Muhalefet de, sivil toplum da, medya da kendisini bu mücadelede bir taraf olarak görmeli, sorumsuz davranışlardan kaçınmalıdır. Allah aşkına görüntülü medya, yazılı medya böyle bir milli meselede birlik beraberliğe her zamankinden daha fazla ihtiyacımızın olduğu dönemde kalkıp da evin içine girmek suretiyle orada o içi yanık, canı yanık annelerin tavırlarını her taraftan çekerek bunları sürekli göstermek, oradaki ayılıp bayılmalarla ilgili bu görüntüleri yayınlamak kime hizmet eder Allah aşkına, ülkeye mi, terör örgütüne mi? Terör örgütünün en önemli amacı, 1 numaralı amacı kendi propagandasını yaptırtmaktır. Kusura bakmasınlar, burada medya ne yazık ki bilerek veya bilmeyerek terör örgütüne burada ciddi manada yandaşlık yapmaktadır, bu kadar ağır konuşuyorum, bu kadar ağır konuşuyorum.
Artık değerli arkadaşlar, burada, Türkiye'mizde meseleyi kalkıp da Hükümetin üzerine yıkıp buradan sıyrılmak, kaçmak kimsenin haddine değil. Herkes görevini bilecek; medyası da bilecek, STK'ları da bilecek, el ele verilecek ve bu mücadele birlikte sürdürülecek. Zira bu konuya eğer biz milli bir dava olarak bakmıyorsak, o zaman bakmayanlar da kendilerini lütfen ilan etsinler. Terör konusunda taraf olmak, sadece bir ülkeye, bir devlete, bir vatana bağlılıkla da izah edilemez. Terör konusunda taraf olmak, insan olmanın, vicdan sahibi olmanın, hak hukuka önem vermenin de bir gereğidir. Maalesef uzun yıllardır terörle mücadele veriyoruz; ama, hâlâ terör karşısında nasıl muhalefet yapılır, nasıl yayıncılık yapılır, nasıl tavır takınılır, nasıl eleştiri yapılır bunu bilemiyoruz. Öyle eleştiriler getiriliyor, öyle yayınlar yapılıyor, muhalefet olsun diye öyle söylemler üretiliyor ki, bu terörle mücadeleye destek vermekten çok terör örgütünü sevindiriyor, terörün amacına hizmet ediyor. Geldiğimiz bu noktada durup düşünmeli, öz eleştirimizi yapmalı ve sorumlu davranmanın, yapıcı olmanın yollarını öğrenmeliyiz. Aksi halde millet olarak, toplum olarak kaybederiz, başkalarını sevindiririz.
Değerli arkadaşlar; son dönemde artan bu terör saldırıları aslında beyhude bir çabayı yansıtıyor. Terör örgütü de çok iyi biliyor ki bu tür eylemlerle ulaşılacak bir hedef, varılacak bir yer yoktur. Bu yol çıkmaz yoldur, bu tünel ucu olmayan, çıkışı olmayan bir tüneldir. Tabii ki acısı var, bedeli var. Bu tür kanlı saldırılar yıllardır yapılıyor, yapıldı, bu tür eylemler gerçekleştirildi. Peki kim kazandı, hangi amaca ulaşıldı? 10 binlerce insan yaşamını yitirdi, ülkenin kaynakları heba oldu, bölge insanı bizar oldu.
Bakınız değerli arkadaşlarım; ilk kanlı eylem 1984'te Eruh'ta gerçekleştirildi. 1984'ten bugüne 26 yılda bütün kanlı saldırılarda, bütün şiddet eylemlerine, tüm tahriklerine rağmen hiçbir şey elde edemediler, hiçbir sonuç alamadılar. Güya sözcüsü olduklarını iddia ettikleri benim Doğu'daki, Güneydoğu'daki kardeşlerime kandan, gözyaşından, yoksulluktan, evlat acısından başka hiçbir şey vermediler, veremediler. Analarının kucağından, baba ocağından koparıp aldıkları 18-19-20 yaşındaki gençleri kendi şahsi hırsları, kendi ikballeri, kendi kanlı iktidarları için korkakça, alçakça ön saflara sürdüler, onları göz göre göre ölüme yolladılar. Asla kazanamayacakları terör eylemlerinde bölgenin gençlerini bir piyon gibi hem cinayet işlemeye, hem de ölmeye, yani intihara gönderdiler, göndermeye de devam ediyorlar. 6 yaşındaki, 7 yaşındaki çocukları ellerine taş vererek polise, askere saldırtacak kadar alçaklaştılar. Çocukları dahi istismar edecek kadar insanlık onurundan uzaklaştılar. Bunlar kazanamadılar, kazanamayacaklar. Ama bölge insanının kaybetmesi, yoksullaşması, daha fazla acı çekmesi, daha fazla gözyaşı dökmesi için de ellerinden geleni yapmaktan geri durmuyor.
Değerli arkadaşlarım; şiddetin olduğu yerde akıl yoktur. Şiddet devreye girerse, mantık devreden çıkar. Şiddetin dili egemen oluyorsa, sağduyu, soğukkanlılık, basiret uzaklaşır. Biz bu şiddet diline teslim olmayacağız, olmamalıyız. Biz geçmişte defalarca yapılanı tekrar etmeyecek, şiddetin diline esir düşerek aklı, mantığı, sağduyuyu ve soğukkanlılığı dışlamayacağız.
Şimdi şu ibretlik tabloya lütfen dikkat ediniz: Bu ülkenin Mehmetleri, yani şairin deyimiyle "Tertemiz alnından uzanmış yatıyor, bir hilal uğruna ya Rab ne güneşler batıyor." Aradan saatler geçmeden, daha benim şehidimin kanı kurumadan Ankara'dan şiddetin diline şiddetle cevap veriliyor. Ana Muhalefet Partisi, diğer muhalefet partisi çıkıyorlar olağanüstü hal ilan edilsin, açılımdan vazgeçilsin, erken seçime gidilsin diye açıklama yapıyorlar. Allah aşkına soruyorum, bunun zamanı mı? 73 milyon büyük bir acının içindeyken, 73 milyonun yüreği sızlarken bunu konuşmanın zamanı mı? O aslan gibi delikanlılar daha toprağa bile verilmeden siyasi kavgaya soyunmanın zamanı mı? Onlar üzerinden siyaset yapmanın zamanı mı? Bu hangi vicdana sığar? Terör örgütü Şemdinli'de vuruyor, istismarcılar anında Ankara'dan ses veriyor. Terör örgütü siyasete yön vermek için vuruyor, Ankara'dan bazıları anında bu tuzağa düşüyor. Terör örgütü olağanüstü hal yeniden ilan edilsin, Türkiye yeniden 90'ların Türkiye'si olsun, Türkiye 3'üncü dünya ülkesi gibi görünsün diye kanlı eylemler yapıyor. Ankara'dan birileri anında terör örgütünün ekmeğine yağ sürüyor. Eğer olağanüstü hal kalksın diyenler samimi olsaydı, olağanüstü hali kaldıran bu iktidar, biz kaldırdık. Ama şimdi eylemleriyle neyi talep ediyorlar? Olağanüstü hali talep ediyorlar. Buna şimdi kim yataklık ediyor? Malum Muhalefet Partisi. Ne diyor? Olağanüstü hal ilan edilsin. Geç o işi geç. O sizin karakterinizde var, bizim iktidarımızın karakterinde yok. O sizin aczinizin gereğidir. Terör örgütü bu ülkede milli birlik ve kardeşlik sesi tesis edilmesin, kardeşlik tesis edilmesin, bu sorun çözülmesin, istismar kaynakları kurutulmasın diye kanlı eylemler yapıyor, birileri de Ankara'da terör örgütünün amaçlarına hizmet edecek bir dil kullanıyor. Ne diye olağanüstü hal? Bunun bölgede yaşayan benim insanım, kardeşim iyi bilir. Orada görev yapan askerim, polisim iyi bilir. Bunu Ankara'dan başını çıkaramayan siyasetçi bilemez. Olağanüstü hal öyle gerekiyor diyerek belli bölgelerde yerleşimi engellemektir, giriş-çıkışı sınırlamaktır, yerleşim bölgelerini boşaltmaktır. Olağanüstü hal, terörle mücadele bunu gerektiriyor diyerek her derecedeki okullarda eğitime ara verme demektir. Olağanüstü hal tehlike arz ediyor bahanesiyle binaları yıkmaktır. Böyle gerekti diyerek zaruri ihtiyaç maddelerinin dağıtımını düzenlemektir. Temel ihtiyaç maddelerine el koymaktır. Sokağa çıkmayı yasaklamaktır, sınırlamaktır, üst aramasıdır, ev aramasıdır, gazete yayınlarını, gazete dağıtımını engellemektir. 19 Temmuz 1987'de olağanüstü hal ilan edildi ve 30 Kasım 2002'de biz kaldırıncaya kadar devam etti. Hangi yaraya merhem oldu, hangi sorunu çözdü? Açın terör olayı istatistiklerini olağanüstü hal dönemlerinde zirve yaptığını göreceksiniz. Bırakın teröre çare olmayı, olağanüstü hal terörü derinleştirdi. Bölge halkını mağdur etti. Terörün istismar zeminini güçlendirdi. Olağanüstü hal istemek, terörün diline teslim olmaktır.
Türkiye'nin bugün ulaştığı demokratik seviyenin ve çağdaş standartların gereklerini idrak edememektir. İşte sorunu bu hale getirenler, geçmişte bu idraksizliği sergileyenlerdir. Sorunu bu hale getiren, bu muhalefet partilerinin iktidar oldukları dönemdeki ufuksuz, çapsız politikalardır. Sorunu bu hale getiren, bunların ayrımcı, dışlayıcı inkar politikalarıdır, şiddet politikalarıdır.
Terör örgütünün lideri size altın tepsi üzerinde sunuldu. Uluslararası konjonktür en uygun dönemindeydi. Terörü neden bitirmediniz, neden ekonomik, sosyal, siyasal tedbirlerle o bataklığı kurutmadınız? Terör uykuya dalınca kendileri de mışıl mışıl uyuyanlar, fırsatı değerlendiremeyenler bugün çıkmış terörün diliyle, terör örgütünün diliyle Hükümeti suçluyorlar. O zaman idam vardı. Eee niçin sumen altı ettiniz, niçin görmezden geldiniz, niçin gereğini yerine getirmediniz? Neden? Çünkü, birilerine söz verdiniz söz, o sözün gereğini yerine getirdiniz, söz verdiniz. Size terörist başını teslim edenler sizden o sözü aldılar, o yazılı belgeyi aldılar ve siz o sözü çiğneyemediniz. Şimdi sıkılmadan çıkmış bunu bize fatura etmek istiyorsunuz. Bunun faturası eğer kesilecekse size kesilecek, size. Ve bunu benim milletim aslında biliyor, bilecek, anlatacağız. Terör varken açılım yapılmaz, terör varken hak ve özgürlük verilmez diyenler, niçin terörün uykuya daldığı dönemde meselenin çözümü için adım atmadılar? Niçin insanları en temel haklarından bile mahrum bıraktılar? Niçin terörün istismar sebeplerini ortadan kaldırmadılar? Çünkü, bunların zihniyeti terörün istismar sebeplerini üreten zihniyettir. Erken seçim isteyerek mi bu sorunu çözeceksiniz? Siz zaten iktidardaydınız, 5 yıllık iktidar vermişti size halkımız. Yürütemediniz, daha 3,5 yıl doldu o zaman ifade ediyorsunuz bizim dönemimizde terör sıfırlanmıştı. Ne sıfırlanmıştı be, ne yalan söylüyorsunuz, dürüst olun. 2000'de 41 şehidimiz var, 2001'de 41 şehidimiz var, 2002'de sayı biraz daha düştü. Yine var, sıfırlandığı bir an yok. Olay sayılar hep binin üzerinde, bunlar hep var, ki o dönem terörist başının teslim edildiği dönem, akıbeti meçhul bir dönem. Bunun avantajlarıyla böyle bir süreç ve halkımız bu işi bitireceksiniz diye sizden netice bekledi. Ama bunlar netice ile uğraşmadılar, başka şey yaptılar. Terör örgütüyle aynı dili kullanarak şimdi Hükümete yükleniyorlar. Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine hakaret ederek mi bu sorunu çözeceksiniz? Terörle mücadele eden Hükümeti, güvenlik güçlerini top ateşine tutarak mı bu sorunu çözeceksiniz? Cenazelerdeki hamaset çığlıklarıyla mı bu sorunu çözeceksiniz? Cenazelerde slogan atmak suretiyle mi bu sorunu çözeceksiniz? Bu şehide saygısızlıktır. Bu, mensubu bulunduğumuz dinin gereklerini değil; olmayan şeyleri orayı istismar mekanı, zemini haline getirmektir, başka bir şey değildir. Her zaman söylüyorum, şehit dua bekler, şehit slogan beklemez. Yine aynı şeyi söylüyorum, eğer bir şey biliyorsanız, gidin şehidin cenazesinde bizim İslami ve insani görevimiz neyse onu yapın. Bırakın slogan atmayı, bırakın oralarda görevini yapmaya gelenlere hakaret etmeyi. Bunun gereklerini yerine getirin. Fırsatçılık yaparak, terörle birlikte vurarak şehit cenazeleri üzerinden siyaset üreterek mi bu sorunu çözeceksiniz? Bugüne kadar ülkenin birlik ve bütünlüğü için, hak ve özgürlükler için, kronik meselelerin çözülmesi için ne önerdiniz, hangi katkıyı verdiniz? Hukuka, demokrasiye, akla, mantığa uygun olmayan boş laflarla, kuru sıkı tehditlerle mi bu sorunu çözeceksiniz? Neymiş efendim, terör örgütü yok edilmeliymiş. Peki, bu mümkün de, niçin iktidardayken terör örgütünü yok etmediniz? Gücün mü yoktu, iraden mi yoktu, cesaretin mi yoktu? Şunu herkes çok iyi bilmeli: Şu anda Ana Muhalefet Partisinin iktidar ortağı olduğu dönemlerde verdiğimiz şehit sayıları zirve yapmıştır. 84'ten bu yana şehidimizin en çok olduğu dönem onların iktidar oldukları, iktidar ortağı oldukları dönemdir. Aynı şekilde diğer yavru muhalefetin de yaptığı budur. Onun döneminde de asla sıfırlanmamıştır. Terörün sıfırlanması, tamamen yok olması gibi bir şey söz konusu değildir. Terör, etkisiz hale getirilir, yalıtılır, en aza indirilir. Elbette devletin ve güvenlik güçlerinin görevi; son terörist etkisiz hale getiriline kadar mücadele etmektir. Ama bu mücadele uzun soluklu, sabır gerektiren bir mücadeledir. Bu mücadelede değerli arkadaşlarım, yaygara yapmak, esip gürlemek, tehditler savurmak, hamaset yapmak, boş konuşmak sadece toplumun direncini kırar, terör örgütünün elini güçlendirir. Muhalefet yapmak, boş konuşmak değildir. Muhalefet yapmak, askerin, polisin moralini bozacak şekilde afaki laflar etmek değildir. Muhalefet yapmak, toplumun direncini kıracak, ümidini tüketecek şekilde felaket tellallığı yapmak değildir. Muhalefet yapmak, toplumu tahrik etmek, ajite etmek, galeyana getirmek değildir.
Şunu da buradan bir kez daha açıkça söylemek istiyorum: Milli birlik ve kardeşlik sürecinin sona erdiğini, demokratik açılımın kapatılması gerektiğini, kapandığını söyleyenler çok açık bir gaflet içindeler. Çok açık bir basiretsizlik içindeler. Açılımdan geri adım atmayı isteyenler değerli kardeşlerim, teslimiyet projesi içerisindedirler. 1984'ten beri her terör olayı karşısında geri adım atanlar, şiddete teslim olanlar bugün de aynı şekilde teslimiyet tavrı sergiliyorlar. Ne zaman demokrasi güçlense, ne zaman demokrasi büyüse, terör örgütü devreye girer, devreye girdi. Ne zaman ekonomi atılım gösterse terör örgütü devreye girdi. Ne zaman Türkiye bu noktada çok daha farklı bir sıçrama ortaya koysa terör örgütü devreye girdi. Ne yazık ki bütün hükümetler terör örgütü karşısında hep geri adım attı, vazgeçti, erteledi, üzerini örttü. Görüyorsunuz, duyuyorsunuz, eli kanlı terör örgütü hiç tahmin edilemeyecek, yan yana gelmesi tahayyül dahi edilemeyecek başka birtakım kirli odaklarla iş birliği içinde, koordinasyon içinde çalışmış ve çalışmaya devam ediyor. İddianameler ortada, deliller ortada, açığa çıkan gerçekler ortada.
Değerli arkadaşlarım, biz geri adım atmayacağız. Her zaman söylüyorum, terör örgütü hiçbir zaman benim Kürt kökenli vatandaşlarımın, kardeşlerimin temsilcisi olmadı, sözcüsü olmadı, bugün de değildir, yarın da olmayacaktır; bunu böyle bilin. Biz açılımı, terör örgütü için başlatmadık. Biz milli birlik ve kardeşlik projesini, demokratik açılımı, Türkiye'nin kronik meseleleri için başlattık. Türkiye'yi büyütmek, yüceltmek, bölgesinde ve dünyada bir güç haline getirmek, Türkiye'yi huzura ve güvenliğe kavuşturmak için başlattık. Açılımdan vazgeçmek de, açılımın karşısında durmak da, açık söylüyorum; bu ülkeye, bu ülkenin evlatlarına, bu ülkenin gençlerine, çocuklarına ihanet olur ve biz bu ihanetin içinde olmayacağız.
Şimdi burada size somut bir örnek veriyorum. Dışarıda bu işin müdafaasını yapanlara karşı bu çok önemli. Açılım, terörü azdırdı şeklinde, terör örgütünün ağzıyla konuşanlar, soruyorum size, 26 yılda bu ülke -küsuratlı konuşmuyorum- teröre yaklaşık değerli arkadaşlarım 7 bin şehit verdi, sadece asker ve polis olarak söylüyorum, vatandaşlarımız ayrı. Şimdi yine soruyorum, açılım mı vardı o zaman? Soruyorum, açılım mı vardı? Hayır. Peki proje mi vardı? Hayır, kardeşliğimizi yüceltecek tek bir adım mı atılmıştı? Hayır. Peki, Doğu ve Güneydoğu'ya yönelik tek bir yatırım mı yapılmıştı? Hayır. Açılım bitti diyenler, açılım kapandı diyenler, terör açılım nedeniyle yoğunluk kazandı diyenler teröre ve terör örgütünün kampanyasına değerli arkadaşlarım boyun eğmişlerdir. Biz boyun eğmeyecek, aziz milletimizin bir kez daha hayal kırıklığı yaşamasına müsaade etmeyeceğiz; bizim farkımız bu.
Defalarca söyledim, milli birlik ve kardeşlik, şu ifadeye bak, başlığa bak; milli birlik ve kardeşlik projesi, bunun neyine karşısın ya? Peki ne var bunun içinde? Bir; Türkiye'deki sorun alanlarını ne yapacağız, minimize edeceğiz. Öncelikli sorunumuz ne? Terör sorunu, buna mı karşısın? Gel arkadaş oturalım, aynı masada oturalım konuşalım bu işi. Terör sorununu nasıl minimize edeceğiz, nasıl yok edeceğiz, bunu CHP'nin Liderine söyledim mi o zaman? Söyledik. MHP Liderine çağrı yaptık mı? Yaptık. Kadrolarına yaptık mı? Yaptık. Koordinatör Bakanım hepsinden randevu talebinde bulundu mu? Bulundu. Hangisi bu işe olumlu cevap verdi? Hayır, hiçbirisi cevap vermedi, hiçbirisi bu noktadaki randevularımıza olumlu cevap vermedi. Şimdi sıkılmadan çıkıyorlar bu konuda farklı konuşuyorlar. Sen kardeşim, bu işe olumlu yaklaşmazsan, biz aydınlarımızla, entelektüelimizle, bu konuda sözü olan kim varsa bunlarla görüşmelerimizi, çalışmalarımızı Koordinatör Bakanımızın riyasetinde sürdürdük, yürüttük ve kapıları tek tek çaldık. Peki bu ülkede etnik unsurların sorunları var mı? Var. Türk'ünün de, Kürt'ünün de, Laz'ının da, Çerkez'inin de, Gürcü'sünün de, Abhaza'sının da, Roman'ının da, hepsinin kendine göre sorunları var. Şimdi bu sorunlara eğilmek yanlış mı? Çok açık, net soruyorum. Bir başkası, bu ülkede inanç gruplarının sorunları var mı? Sünni'sinin de sorunu var, Alevi'sinin de sorunu var. Başka inanç grupları, onların da kendilerine göre sorunları var. Yüzde 99'u Müslüman eyvallah, bunun dışında Hristiyan'ı, Musevi'si kendilerinin de az veya çok sorunları var. Bunlara yönelik, bunları çözmeye yönelik adımlar atmayacak mıyız? Bu ülkede azınlıkların sorunu yok mu? Var. Efendim, zaten bizde azınlıkların oranı ne ki yüzde 1. Yüzde 1 değil, bir kişi dahi olsa sen devletsin o sorunu çözeceksin arkadaş, çözeceksin, senin görevin bu.
Bu ülkede ekonomik sorunlarımız yok mu? İşsizliğinden tut, diğer sorunlara varıncaya kadar var. Bunlara yönelik çözüm önerilerimiz olmayacak mı? Olacak. Peki siz bunlara yönelik ne söylediniz? Biz iktidara gelince söyleriz, şimdi söylemeyiz. Sen zaten iktidara gelemeyeceksin ki ya, benim milletim seni iktidara getirmez. Yani bu anlayışta olanı benim milletim iktidara getirmez, bu yolu açmaz. Niye? Dürüst değilsin, samimi değilsin, yok senin bir projen aslında. İhanet projesi diyerek açılım sürecine karşı çıkanlar, bu sürecin demokratikleşme boyutuna da, terörle mücadele boyutuna da bu davranışlarıyla karşı çıkıyorlar. Açılım sürecini sabote etmek için ellerinden gelen provokasyonu yapanlar, demokratikleşmeyi de, terörle mücadeleyi de sabote etmiş oluyorlar. Açılım sürecini Hükümetin yıpranması için taşa tutanlar, milli birlik ve kardeşlik gayretlerini akamete uğratmış oluyorlar.
Bakın değerli arkadaşlarım, bütün bu atılan adımlar AK PARTi iktidarını acaba nasıl iktidardan düşürebiliriz; bütün bu yapılanlar buna yöneliktir, bunu biliniz. Ama benim milletim bu oyunu evvel Allah bozacak.
Erken seçim, bu işi geçin. Bu ülkede AK PARTi iktidarının erken seçim gibi bir lüksü yoktur. Ve erken seçim yapacak kadar da acze düşen bir iktidar da yoktur. AK PARTi iktidarı güçlüdür ve işinin başındadır.
Milli birlik ve kardeşlik projesi, bir devlet projesidir, bir milli meseledir, biz bu yola çıkarken böyle hayati bir meselede Türkiye'yi çok yakından ilgilendiren, Türkiye'nin gençlerini çok yakından ilgilendiren, milli menfaatlerimizi çok yakından ilgilendiren böyle tarihi bir meselede açıkçası muhalefetin bu kadar ölçüsüz, bu kadar seviyesiz, bu kadar sorumsuz davranacağına ihtimal vermedik. Sürece katkı vermeyi bırakın, süreci bu derece sabote etmeye çalışacaklarına ihtimal vermedik. Milletin oyuyla, milletin tercihiyle şu çatının altına gelenlerin milletin emanetini üzerinde taşıyanların, ülkenin en can alıcı sorununa kayıtsız kalacaklarını -açık söylüyorum- düşünemedik. Ama kapılar yüzümüze kapansa da, çıkar hesapları devreye girse de, ülkenin meseleleri değil günlük politik çıkarlar öne çıksa da biz bu süreci başlatacağız dedik ve şu anda bu süreci başlattık yürüyor. Hiçbir şey yapılmadı diyenler doğru konuşmuyorlar, yalan söylüyorlar. Olağanüstü hali biz kaldırdık. Türkiye'nin her köyüne, yaylalarına, hatta mezralarına kadar yol götürdük, yol götürüyoruz. Su götürdük, elektriği olmayanlara elektrik götürdük. Doğu ve Güneydoğu'da bugüne kadar ihmal edilmiş alt yapı yatırımları için, üst yapı için 15 katrilyonu aşan yatırım yaptık. Anneler hapisteki çocuklarıyla kendi dilleriyle konuşamıyordu, bu yasağı biz kaldırdık. Şimdi kendi diliyle konuşuyor. Ana dilde öğretim, bu kursların önünü biz açtık, yayınların önünü biz açtık. Üniversitelerde farklı dil ve lehçeler üzerine enstitüler kurulmasının önünü biz açtık. TRT Şeş'i biz kurduk, TRT Arap'ı, Arapça yayını biz kurduk, özel kanallarda farklı dil ve lehçelerde yayın yapılmasının önünü biz açtık, her şehre üniversiteyi biz kazandırdık, eğitimin kalitesini yükselttik, çocuklarımızı Doğu'da, Güneydoğu'da bilgisayarla, bilişim teknolojisi sınıflarıyla biz tanıştırdık. GAP, DAP, KOP Eylem Planıyla bölgelerimiz arasındaki gelişmişlik farklarını azaltma adımlarını biz attık. Hem bölge illerinin, hem Türkiye'nin çevresini değiştirecek yatırımları hızlandırdık. İnsaf, ayıp yahu, bak bunları sana ben başlıklar halinde veriyorum. Yollarını, duble yolları, bölünmüş yolları, Güneydoğu'nun, Doğu'nun bütün illerine kadar biz götürdük. Hava alanlarını çalışamıyordu, biz yaptık, çalıştırdık. Şu anda oralara kadar Türk Hava Yolları, özel hava uçuşları hep bu dönemde yapıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki tüm engellemelere, tüm yavaşlatma çabalarına rağmen, demokratikleşmeyle ilgili yasaları çıkarttık, çıkartıyoruz. Açılımın içi boş diyenler AK PARTi iktidarında daha önce konuşamadıklarını şimdi konuşuyorlar, yazamadıklarını şimdi yazıyorlar, sorgulayamadıklarını şimdi sorguluyorlar. Statükonun inkarcı, dışlayıcı dilini biz kırdık, devletin şefkat eline her kesime biz uzattık. Devlet-millet arasındaki duvarları biz yıktık, bozulan ilişkileri biz onardık. Güneydoğu Anadolu'da şu anda bizim Partimizin dışında yerel yönetimi kazanmış olan belediyeler kendileri yapması gerektiği halde yapamadıkları alt yapıyı, DSİ olarak, merkezi yönetim olarak biz yaptık. Şırnak'ın suyunu biz getirdik, Siirt'in suyunu biz getirdik, Kurtalan'ın suyunu biz getirdik, bütün buralara bir bakın. Halbuki bunlar belediyenin yapması gerekenler. Yaptık, yapıyoruz, gene yapacağız. Niye? Bizi oradaki yönetimler ilgilendirmez. Hangi zihniyette olursa olsun bizi ilgilendirmez. Bizi ilgilendiren tek şey var; orada yaşayan benim vatandaşımdır, orada yaşayan insandır, biz oraya hizmet götüreceğiz.
Birlik beraberlik mefkuresini, bütünlük felsefesini, kardeşlik duygusunu biz geliştirdik. Dışlananları, yok sayılanları, ihmal edilenleri biz kucakladık. Tabuları biz yıktık, kirli oyunları biz deşifre ettik, ezberleri biz bozduk. Pazar günü Van'daki cenaze törenine 19 Avrupa Birliği büyükelçisi ve Avrupa Komisyonu temsilcisi katıldı ve orada onlar da terörü lanetlediler. Bütün dünyaya tezlerimizi anlattık, anlatıyoruz. Terörün tüm bağlantılarını kesmek için uluslararası platformda da tam bir kararlılık içindeyiz. Yine söylüyorum, elimizi değil bütün bedenimizi, kalbimizi, yüreğimizi taşın altına koyduk. Bundan sonra da sorumlu davranmaya, cesur davranmaya, gelecek nesilleri düşünerek hareket etmeye devam edeceğiz. Bazı partiler şehitler üzerinden istismar siyasetini sürdürse de, süreci tahrik etse de, biz yolumuzda yürümeye devam edeceğiz. Bazıları geçmişte hazırladıkları raporlara ters düşmek, dün söylediğini bugün inkar etmek pahasına süreci bulandırsa da, biz yolumuzda yürümeye devam edeceğiz teröre rağmen, sabotajlara rağmen, provokasyonlara rağmen, tahriklere rağmen demokrasiden taviz vermeyeceğiz.
Milli birlik ve kardeşlik çalışmalarından vazgeçmeyeceğiz, geri adım atmayacağız, yolumuzdan dönmeyeceğiz. Eğer açılımdan vazgeçersek, eğer açılımı kapatırsak, bilin ki terör kazanır, savaş baronları kazanır, silah tüccarları kazanır, gençlerin kanıyla beslenen vampirler kazanır; biz buna müsaade etmeyeceğiz.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kazanması için, milletimizin kazanması için, elimizi, yüreğimizi ortaya koymaya devam edeceğiz. Şiddetin değil, aklın hakim olması gereken bir süreçten geçiyoruz değerli arkadaşlarım. Öfkenin, husumetin, nefretin değil; kardeşliğin, sağduyunun, dayanışmanın egemen olması gereken bir süreçten geçiyoruz. Şehitler üzerinden siyaset hesabı yapma değil ülkenin bu ortak meselesi karşısında ortak bir söylem, ortak duruş sergileme sürecindeyiz. Herkesi, siyasetçilerimizi, sivil toplum örgütlerimizi, özellikle medyamızı, gençlerimizi akılla, mantıkla, sağduyuyla hareket etmeye davet ediyorum. Öfke, terörün ekmeğine yağ sürer, husumet terörün amacına hizmet eder. Yıkıcı söylemler, fırsatçı tavırlar, terörün gayesine hizmet eder. Kardeşliğin dilini muhafaza edelim, dayanışmamızı güçlendirelim, birlik ruhundan, bütünlük ruhundan kopmayalım. Meseleyi bir AK PARTi meselesi gibi, bir Hükümet meselesi gibi, bir siyasi mesele gibi vurgulayıp, terör saldırıları üzerinden Hükümeti hedef alanlar, ülkenin, milletin, en önemlisi kendilerinin hayrına bir tavır sergilemiyorlar. Bu tuzaklara düşmeyelim.
Buradan CHP'ye, MHP'ye, BDP'ye de sesleniyorum, diğerlerine de sesleniyorum, Parlamento dışında olanlara da sesleniyorum; istismar siyaseti kimseye kazandırmaz. Millet önünde de, tarih önünde de er ya da geç kaybedersiniz. Hiçbir şey için geç değil, gelin bu sürece destek verin, gelin milli birlik ve kardeşlik projesine katkı sağlayın, gelin dün söylediklerimizin, dün raporlarınızla ortaya koyduklarınızın bugün dürüstçe arkasında durun. Bu mesele sadece bizim meselemiz değil, bu mesele ülkenin meselesi, hepimizin meselesi. Şahsi çıkarlarınızı bir kenara koyun ve gelin millet için, milletin huzuru için birlikte hareket edelim.
Değerli arkadaşlarım, burada sizlere özel bir hatırlatmam var. Partimin en üst kurulları dahil, bakan arkadaşlarım dahil, milletvekilli arkadaşlarım, tüm teşkilatımın mensupları, kim ne derse desin bundan böyle görevlisi, sorumlusu olduğunuz illere çok daha fazla gideceksiniz. Arkadaşlar, gitmediğiniz takdirde açık konuşuyorum, çok büyük bir vebal altındasınız. Çünkü sizlere 22 Temmuz'da benim halkım emanet verdi. Bu emanetin gereğini hakkıyla yerine getireceksiniz. Bu emanet gidin Parlamento'da oturun istediğiniz zaman ilinize turistik seyahat yapmaya gelin emaneti değildir. Bu emanet, hafta içinde git, yasama görevini yap, Partinin üst düzey yöneticisi isen orada çalışmanı yap, bakansan bakanlık görevini yap, ama bunun dışında da sürekli olarak iline, ilimize gel, burada da teşkilatımızla, halkımızla iç içe ol. Bunu yapacağız ve bütün bu anlattıklarımızı gittiğimiz her yerde anlatacağız. Konuşacağız, çünkü biz değerli kardeşlerim, yazılı ve görsel medyayla bu sorunlarımızı anlatamayız. Biz onlara rağmen geldik. Nasıl onlara rağmen geldiysek, şimdi de yine biz teşkilatımızla el ele vereceğiz, halkımızla el ele vereceğiz, çünkü bu Partiyi milletimiz kurdu, rotasını milletimiz çizdi ve o istikamette yürümeye devam edeceğiz, bu işi biz başaracağız. Gençler ölüyor değerli arkadaşlarım, gençler. Gencecik yavrularımız yaralanıyor, sakat kalıyor. Önceki gün, dün ve bugün Türkiye'nin dört bir yanından 17 eve, 17 ocağa ateş düştü. Daha önce de söyledim, anneliğin siyaseti yoktur, anneliğin sağcılığı-solculuğu yoktur. O anneler siyasi nutuklar duymak istemiyor. O anneler erken seçim çağrıları, olağanüstü hal çağrıları değil, siyasi propaganda sözleri değil, yüreklerindeki sızıyı azaltacak, acılarını hafifletecek çözüm çareleri duymak istiyor; olay bu. Aynı şekilde bir babanın evlat acısını dindirmek mümkün değildir. Bir anne-babanın yürek acısını, bir eşin, kardeşin yürek sızısını dindirmek hiç de kolay değildir. Bütün siyasi partilere, bütün sivil toplum örgütlerine, medyaya, aziz milletimize tekrar sesleniyorum; anne, babalara umut sözleri söyleyelim. Dayanışmayla, kardeşlikle ortak bir dille onlara teselli sözleri söyleyelim. Bu acıların bir daha yaşanmaması için tek yürek olduğumuzu bu ülkenin anne, babalarına gösterelim. Eğer vazgeçersek bir kez daha ülkemiz kaybeder. Eğer geri adım atarsak bir kez daha gençler kaybeder. Eğer boynumuzu bükersek bir kez daha çocuklar kaybeder. Biz yoksulluğa çare bulmak için geldik. Garip-gurebanın umudu olarak, umut ışığı olarak geldik. Biz milyonlarca kardeşimizin hayır duasını alarak buraya geldik. Üzerimizdeki emanetin gereği neyse onu yapıyoruz, onu yapacağız, o emaneti yere düşürmeyecek ve milletimize de mahcup olmayacağız.
Değerli arkadaşlarım; geçtiğimiz hafta Yargıtay'ın bir Hukuk Dairesi karar aldı ve Ergenekon davasıyla ilgili tutuklama kararı veren 9 hakimin tazminat ödemesine hükmetti. Bakın buradan tek tek sayıyorum. Bu karar, ilgili yasalara, Anayasaya aykırıdır. Bu karar, Anayasaya açık şekilde, aleni şekilde aykırıdır. Bu karar, Venedik Komisyonu ilkelerine, Birleşmiş Milletler yargı bağımsızlığının temel ilkelerine, Avrupa Hakimleri Danışma Konseyi görüşlerine aykırıdır. Bu karar ideolojiktir, bir yargı süreci vardır, ideolojik bir kararla hakimlerimizi, savcılarımızı korkutmaya, yıldırmaya, sindirmeye yönelik bir hukuk skandalıdır. Hukuk herkese şüphesiz eşit uygulanmalıdır. Sade bir vatandaşa, sıradan bir vatandaşa uygulanan hukuk ile zengine, seçkine, güçlüye uygulanan hukuk farklı olamaz. Ama maalesef 9 hakime yönelik tazminat davasıyla adeta adamına göre hukuk uygulanmış, hukukun değerleri ayaklar altına alınmış, hukuk çiğnenmiştir. Hukuk siyasallaştı diye bas bas bağıranlara soruyorum. Neden şimdi sesiniz çıkmıyor, neden şimdi sesiniz çıkmıyor? Ne yuttunuz, hayırdır. Hükümet yargıya müdahale ediyor diyenlere soruyorum. Neden şimdi sesiniz çıkmıyor? Görülmekte olan davalara müdahale edilmesi karşısında, anayasal suç işlenmesi karşısında, neden bu ideolojik yaklaşımlar sorgulanmıyor? Kirli ilişkiler, kirli senaryolar haftalar öncesinden deşifre ediliyor, kirli planlar ortaya dökülüyor. Ama öyle bir cesaret, öyle bir pervasızlık, öyle bir kural ve kanun tanımazlık içindeler ki deşifre olan bütün o senaryoların, bütün o kirli planların gereğini yerine getirmekten kimse imtina etmiyor.
Şimdi buradan bir yere geliyorum. Anayasada yaptığımız değişikliğin ne kadar isabetli olduğu, ne kadar hayati ve Türkiye'nin yararına olduğu işte bu son olayla bir kez daha ortaya çıkmıştır değerli arkadaşlarım, olay ortada. Yine söylüyorum, biz üstünlerin hukukunu değil, hukukun üstünlüğünü savunmaya geldik ve buna devam edeceğiz. Hukukun adeta katledilmesi manası taşıyan bu hukuksuz tazminat kararını da milletimize anlatacağız. Bizim herkesle kavgalı olduğumuzu iddia edenlere de buradan sesleniyorum. Tabii şu anda mahkum olanlar, tutuklu olanlar onlar için de tabii bu bir emsal teşkil edecek. Çünkü, herhalde onlar da bundan sonra davalar açarlar. Yükümüz çok fazla diyorlardı, hayırlı olsun bu yeni yükünüz. Buradan da ben duyuru yapıyorum, durmayın, bütün o tutuklu olanlar, mahkum olanlar onlar da dava açsınlar, onlar da bu süreci aynı şekilde başlatsınlar. Olması gereken bu değil mi? Madem böyle 9 tane hakimi rahatlıkla kalkıp bu tazminata mahkum ediyorsun. Diğerleri hakkında da her mahkum, her tutuklu bu tür davaları açsın. Bu bir yoldur. Milletle kavga eden, milli iradeye karşı bu mücadeleyi sürdüren, milletimizle birlikte biz mücadele veriyoruz, vermeye devam ediyoruz, biz susmayacağız değerli arkadaşlarım.
Ve ben bu düşüncelerle sözlerime son verirken, Grup Toplantımızın ülkemiz ve milletimiz için hayırlar getirmesini temenni ediyorum. Genel Kurul çalışmalarında sizlere başarılar diliyorum. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum, sağ olun, var olun.