BASIN TOPLANTISI-11.11.2009
AK PARTi Tanıtım ve Medyadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sayın Hüseyin Çelik, MKYK toplantısı sonrası düzenlediği basın toplantısında şöyle konuştu:

Değerli basın mensupları,
Merkez Karar ve Yürütme Kurulumuz Sayın Genel Başkanımız, Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlığında bugün saat 10:00'da olağan bir toplantı yapmıştır. Bu toplantıda iç ve dış siyasi gelişmeler, demokratik açılım, partimiz ve grubumuzun işleyişiyle ilgili olarak diğer konular ele alınmış ve gerekli görüşmeler yapılmıştır. Bu arada pazartesi, dün ve bugün bazı basın yayın organlarında gerek Sayın Genel Başkan'ımız gerek partimizle ilgili olarak ileri sürülen bazı iddialar ve kullanılan bazı ifadelerle ilgili olarak da gerekli düzeltmeleri ve açıklamaları huzurunuzda yapmak istiyorum. Pazartesi günü Sayın Başbakan'ın, Pazar günü TRT1'de katıldığı demokratik açılım programında kullanılan bazı ifadelerden yola çıkan bir gazetemiz ‘Görevden Almayı Çalışmış!' şeklinde bir manşet atmıştır. Sayın Başbakan bu televizyon programında sadece bu konuyla ilgili olan yasal mevzuatı ve prosedürü ifade etmiş, böyle bir çalışma yaptığını veya yaptırdığını asla ifade etmemiştir.

Değerli basın mensupları, en tepedekinden en küçük devlet memuruna kadar kimin nasıl incelemeye, soruşturmaya veya yargılamaya tabii olacağı ile ilgili olarak bizim yasalarımızda, mevzuatımızda gerekli düzenlemeler vardır ve pek tabiidir ki Sayın Başbakan da bunları bilir. Sayın Başbakanın ilgili mevzuatı ifade etmiş olması görevden almayı çalışmış şeklinde ifade edilebilir mi? Bunu sizlerin ve kamuoyunun takdirine sunuyorum. Öte yandan dün bir köşe yazarımız hızını alamayarak, Sayın Başbakanın Başbakanlıkta uzmanlara bir çalışma yaptırdığını, Sayın Genelkurmay Başkanı ve dönemin Genelkurmay İkinci Başkanını görevden alabilmek için, almak için bir çalışma yapmalarını, bunun nasıl olacağını araştırmalarını istediğini ifade ediyor. Onların da böyle bir çalışma yaptığını ve bir rapor yazdığını, bu raporu da Sayın Başbakana sunduklarını yazıyor. Bu da kesinlikle doğru değildir arkadaşlar. Sayın Başbakanın böyle bir talimat verdiği doğru değildir, böyle bir çalışma yaptırdığı doğru değildir, bu raporun tamamlanarak Sayın Başbakan'a da sunulduğu kesinlikle doğru değildir, bunu tekzip ediyoruz, Sayın Genel Başkanımız adına bunu tekzip ediyoruz.

Bugün yine bir gazetemizde bir manşet var. Dünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde demokratik açılımla ilgili genel görüşmenin ön görüşmelerinde olup bitenlerle ilgili olarak, Sayın Başbakanımız bir ara verildiğinde diğer grup başkan vekilleri nasıl ki arkaya gidip, sayın başkanın sayın başkan vekillerinin kullandığı odada sayın başkanla veya sayın meclis başkan vekilleriyle görüşlerini nasıl paylaşıyorlarsa, Sayın Başbakan da bir grup başkanı olarak, oraya bir Başbakan sıfatıyla değil ama AK PARTi grubunun Başkanı olarak gitmiştir. Ve özellikle Cumhuriyet Halk Partililer'in Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin mehabetine uygun düşmeyen ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılması da esasen doğru olmayan bazı davranışlarından dolayı kendi tepkisini ifade etmiş, görüşlerini dile getirmiştir. Meclisin işleyişi esnasında hepiniz buna şahit oluyorsunuz, muhalefet grubu başkan vekilleri oturdukları yerde veya kürsünün yanına giderek, zaman zaman da maksadını aşan, zaman zaman da Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlık makamına asla hitap edilmemesi gereken ifadelerle hitap ettiklerini biliyorsunuz. Ama bir şeyin tekrar altını çizmek isterim; Sayın Başbakanın Grup Başkanı sıfatıyla Meclis Başkanına, meclis başkanlığı sıfatına, meclis başkanlığı makamına kesinlikle uymayacak bir şekilde talimat vermesi veyahut da buna benzer bir ifade kullanması söz konusu değildir. Sadece orada bu görüntülerin doğru olmadığını, bu pankartların Türkiye Büyük Millet Meclisinin Genel Kurulu'nda olmaması gerektiğini ifade etmiş ve Sayın Başkan'dan bunlara müdahale edilmesini rica etmiştir. Grup başkan vekilleri defalarca herhangi bir şey söz konusu olduğu zaman, hatta sayın başkanın veya başkan vekillerinin tutumu ile ilgili olarak biliyorsunuz usul tartışması açarlar ve yapılanlara itiraz ettikleri taktirde bu itirazlarını dile getirirler, görüşlerini ortaya koyarlar. Sayın Başbakan böyle bir hakkını kullanmıştır ama Sayın Meclis Başkanının şahsına yönelik ve kesinlikle Sayın Başbakana da yakışmayan Sayın Meclis Başkanına da yakışmayan bir tutum sergilenmesi, ifade kullanılması, bir müdahale teşebbüsünde bulunulması asla söz konusu değildir, bunu özellikle ifade etmek istedim. Sayın Ana Muhalefet Partisinin Genel Başkanı Sayın Baykal, buradan hareketle kendisine sorulan bir soru üzerine; efendim Meclis'teki görüntülerle ilgili olarak demokrasilerde böyle şeyler olur demiştir. Değerli basın mensupları, demokraside neyin nerede olacağıyla, neyin nerede olamayacağıyla ilgili hükümler çok kesindir ve bizim de yasalarımızda, mevzuatımızda bunlar vardır. Özgürlük, her istediğinizi istediğiniz yerde, istediğiniz şekilde ifade etme anlamına gelmez. İki üniversite öğrencisi dinleyici localarında pankart çıktığı zaman onları hapse atacaksınız, onları cezalandıracaksınız, ama milletvekili olarak ellerinizde pankartlarla mecliste sokakta herhangi bir vatandaşın tepkisini dile getirmek için kullandığı bir vasıtayı, bir şekli orada siz icra edeceksiniz, bu kabul edilebilir bir şey değildir. Ve Meclis'in mehabetiyle, Meclis'in ciddiyetiyle bağdaşan bir şey de değildir.

Değerli basın mensupları, her zaman söylüyoruz siyaset aynı zamanda rekabettir, ama rekabet bir nezaket zemininde yapılır. Nezaketten soyutlanmış bir rekabet bize ve medeni insanlara yakışmaz. Genel görüşme öncesinde, daha doğrusu genel görüşmenin ön görüşmesi öncesinde değerli basın mensupları bize hep sordular; bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde gürültü patırtı kavga olur mu? Değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisi bir arena değildir, milletvekilleri de gladyatör hiç değildir, tenzih ederim bütün milletvekillerini. Orası, çeşitli konuların, ülke meselelerinin düzeyli bir şekilde müzakere edildiği, konuşulduğu bir mekandır, demokrasinin tecelligahıdır, millet iradesinin yansıdığı Türkiye'deki en üst kurumdur. Buranın saygınlığı ve buranın ciddiyeti hepimizi ilgilendirir. Taban tabana zıt şeyler düşünebiliriz, taban tabana zıt fikirlerimiz olabilir, tekliflerimiz olabilir ama; medeni insanlara yakışan bir üslupla ve bir vakarla bunu ifade etmek zorundayız. Bazı insanlar anladığım kadarıyla henüz mikrofonun icat edildiğinden falan haberdar değil. Bir insan çok bağırıyorsa, bir insan şiddete yöneliyorsa, şiddeti sadece elle yapılan şiddet olarak değerlendirmeyin. Eğer karşınızdakini tahkir ediyorsanız, hakaret ediyorsanız, tezhif ediyorsanız bu da bir sözlü aslında şiddettir. Şiddeti sadece elle kolla yapılan hareketler olarak değerlendirmememiz gerekiyor değerli arkadaşlar. Demokratik açılım sürecinin başladığı tarihten bu yana, maalesef muhalefetin yaptığı muhalefeti üç kelimeyle özetlemek mümkündür:
Birincisi; hamaset.
İkincisi; husumet.
Üçüncüsü de; hakarettir.
Sayın Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Bahçeli'nin Pazar günü yapılan kongresinde, Sayın Başbakan'a, Hükümete, partimize ve tüm camiamıza yönelttiği bazı ifadeleri burada tekrar bile etmek istemem, ağzıma bile almak istemem. Kendileri her türlü hakareti yapma hakkını ve imtiyazını kendilerinde buluyorlar, ancak kendileri en ufak bir eleştiriye tahammül etmiyorlar, en ufak bir eleştiri kendilerine yöneltildiği zaman Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında, hatibin üzerine yürümek veya Meclis kürsüsüne yürümek, Meclis kürsüsünü işgal etmek gibi maalesef hiç de hoş olmayan, hiç de oraya gitmeyen bazı davranışlara tevessül edebiliyorlar. Dün grubumuz adına konuşan Sayın Grup Başkan Vekili Suat Kılıç Bey, siz kapalı görüşme istediğiniz zaman, kapalı oturum talebinde bulunduğunuz zaman, siz memleketinin bir menfaatini mi satıyorsunuz ki bize böyle bir şeyle itham ediyorsunuz anlamına gelebilecek bir ifade kullandı ve ifadesini tamamlamasına müsaade etmeden maalesef muhalefet milletvekilleri, özellikle Milliyetçi Hareket Partililer dün hatibin üzerine yürüdüler ve olup bitenleri hep beraber gördük. Ben bu görüntüleri, sergilenen bu tutumları, milletimizin basiretine ve ferasetine havale ediyorum.

Bir kez daha bir şeyin altını çizmek istiyorum değerli arkadaşlar; siyasi partiler aynı şeyleri düşünmedikleri için farklı siyasi partilerdir. AK PARTinin CHP'lilerle, CHP'lilerin MHP'lilerle, MHP'lilerin DTP'lilerle veya DTP'lilerin AK PARTililer'le her meselede, her konuda aynı düşünmesi gerekmez, bu eşyanın tabiatına aykırıdır. Ama, farklı düşüncelerimizi ve farklı konularımızı birbirimize hakaret etmeden, birbirimize haksızlık etmeden, işin içine iftira ve yalan atmadan katmadan, çamur atmadan dile getirmek zorundayız, çünkü biz topluma örnek olmak durumundayız. Milletin temsilcileri Türkiye Büyük Millet Meclisindeki değerli milletvekilleri, bütün siyasi parti grupları, halkın temsilcileridirler. Halkımız bizi seyrediyor ve bundan örnek almaya çalışıyor. Kötü örnek olmamamız gerektiğini bir kez daha altını çizerek ifade etmek istiyoruz. Ve bildiğiniz gibi genel görüşme talebi kabul edilmiş, üzerinden 48 saat geçtikten sonra da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde tekrar genel görüşme müzakeresinin yapılması kabul edilmiştir. Ancak, Perşembe günü çok geç vakte geleceği için, grubumuz bu görüşmelerin Cuma günü yapılması için Danışma Kuruluna öneri götürecektir, değerli basın mensupları. Ve ümit ediyorum ki Cuma günü genel görüşmeler esnasında, Türkiye'nin bu en önemli ve hayati meselelerinden birisi olan demokratikleşmeyi, demokratik açılımı, milli birlik ve kardeşlik projesini yine kendi milletimizin ve kendi ülkemizin menfaatinin gerektirdiği bir üslup, dil, tarzla müzakere ederiz ve bundan da ülkemiz, bundan da insanımız kazançlı çıkar. Benim size bu basın toplantısında ifade edeceklerim bunlar.

Hüseyin Çelik, basın toplantısına katılan gazetecilerin sorularını ise şu sözlerle yanıtladı:

- Sayın Başbakanımızın Cuma günkü oturumda konuşması önceden kendisinin kararıdır; Perşembe olsa Perşembe konuşacaktı, Cuma olacağına göre, Cuma günü kendisi konuşacaktır.

- Değerli arkadaşlar, Grup Başkanı sıfatıyla Sayın Başbakan Meclis Başkanına bu görüntülerin Türkiye Büyük Millet Meclisinde olmaması gerektiğini rica ettiği zaman bile maalesef bu farklı taraflara çekilebiliyor, kaldı ki Sayın Başbakan bu fikrini olup bitenlerle ilgili tepkisini gizlememiş dışarıda basın mensuplarına da bunu açıklamıştır. Dolayısıyla sükunet içinde geçmesi elbette Danışma Kuruluna katılacak arkadaşlarımız bunun sükunet içinde geçmesi, Meclisin büyüklüğüne, milletimizin büyüklüğüne yakışır bir vakar ve üslup içinde geçmesini elbette talep edeceklerdir. Diğer siyasi parti mensuplarıyla da şüphesiz ki Danışma Kurulu'na gelen diğer grup başkan vekilleriyle de bunu konuşacaklardır, olması gereken budur değerli arkadaşlar.
Saatle ilgili olarak da grubumuz saat 13:00 olarak bir teklifte bulunacaktır ama Danışma Kurulu'nun vereceği karar şüphesiz ki farklı olabilir, daha önce olabilir, daha sonra olabilir, ama Cuma günü saat 13:00 için bir teklif götürecek grubumuz.
Değerli arkadaşlar, Danışma Kurulu toplanmadığı sürece bu kesinleşmez. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde AK PARTi'nin dışında da siyasi parti grupları var. Bir kararın danışma kurulu kararı haline gelmesi için Meclis'te grubu bulunan 4 siyasi partinin ittifak etmesi geriyor, yani hemfikir olması gerekiyor, oy birliğiyle onun çıkması gerekiyor. Eğer herhangi bir siyasi parti grubu buna katılmazsa o zaman grup önerisi olarak gelir. Ama ben diğer değerli grupların da bu konuda farklı düşüneceklerini zannetmiyorum, çünkü gece yarısı sabahlara kadar yapılacak bir görüşmenin sağlıklı olmadığını onlarda defalarca çeşitli oturumlar vesilesiyle söylemişlerdir. Ama bizim grubumuzun teklifi budur, mesele bundan ibarettir.

- Efendim, zaten söyledik, dedik ki; bu demokratik açılımın muhatabı millettir, 72 milyon milletimizin hepsidir, Edirne'den Kars'a kadar 81 vilayet ve tüm milletimiz bunun muhatabıdır. Hepimizi etkileyen, olumlu veya olumsuz etkileyen, süreçler yaşanıyor ülkemizde. Bundan dolayı önce milletin temsilcisi olan milletvekillerine, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne bunu sunacağız, ardından da daha geniş halk kitlelerine, kendi parti teşkilatlarımıza bunu anlatmak için elbette bir çabamız olacak. Zaten değişik medya kuruluşlarında yapılan açık oturumlar var, birebir katılan programlar var. Oralarda bu güne kadar bunlar çeşitli yönleriyle dile geldi. Bundan sonra da bütün yurt sathında Sayın Başbakanımızın şüphesiz ki il gezileri var, Sayın Başbakanımızın gidemediği il gezilerine diğer arkadaşlarımız, bakanlarımız, özellikle genel başkan yardımcılarımız ve diğer milletvekillerimiz de bu sürece elbette katılacaklardır. Biz zaten halkın sürekli arasında olan bir partiyiz. Mensuplarımız, milletvekillerimiz, başta Sayın Başbakanımız olmak üzere tüm bakanlarımız kendilerini Ankara'ya hapsetmiş, kilitlemiş olan insanlar değildir, bu süreç devam edecektir.
Sayın Baykal'ın tabii bir eleştirisi daha var. Efendim, içerikle ilgili yine hiçbir şey yok deniyor. Açıkçası ben size şunu ifade etmek istiyorum arkadaşlar: Bu demokratik açılım sürecinin ne faydası var diye sorarsanız, son 4-5 ayda yapılan tartışmaların bizatihi kendisi bile Türk demokrasisi adına büyük bir kazançtır. Sayın Baykal, Cuma gününe kadar da beklerse eğer sabrı da buna müsaitse ki olduğunu sanıyorum, çok eski ve tecrübeli bir politikacı. Cuma günü de yapılan açıklamalarda herkes görecektir ki, Sayın Baykal'ın, Sayın Bahçeli'nin genel olarak muhalefetin; Türkiye bölünüyor, Türkiye elden gidiyor senaryolarının bir ham hayalden ibaret olduğunu herkes görecek. Türkiye'nin üniter yapısı asla tartışma konusu değildir, kimse bir federasyonu bir otonomiyi tartışmıyor, efendim Türkçenin resmi dil olması üzerinde hiç kimsenin bir şüphesi yok, Başkentin Ankara olduğu, bayrağımızın da ay yıldızlı Türk bayrağı olduğu konusunda hiç kimsenin bir tereddüdü yok. Bunlara yönelik AK PARTi bir tartışmanın içinde de değildir, olamaz da. Ama her nedense, tribünlere oynama adına, hamaset yapma adına maalesef çok büyük çapta kara propaganda yapılmıştır, ama halkımız doğruları öğrenince ha diyecektir ki bu benim için, çocuklarım için, geleceğim için olması gerekendir.
Son cümlem şu olsun değerli basın mensupları; Siyaset bugünü idare etme ve yarını inşa etme faaliyetidir. Eğer bugünü idare edemiyorsanız ve yarını da inşa etmek için hiçbir projeniz yoksa, bu işi yapmamalısınız. Etnisite üzerinden siyaset yapmak ve demokrasinin özellikle Cumhuriyetimizin temel değerli üzerinden siyaset yapmak, Atatürk üzerinden siyaset yapmak, onları istismar etmek, onları kendi emellerine alet etmek bugüne kadar hiçbir insanımıza fayda sağlamamıştır, Cumhuriyetimize, devletimize fayda sağlamamıştır. Bu yönüyle gerek ana muhalefet partisi gerekse Milliyetçi Hareket Partisi de bu tavırlarını gözden geçirmeye ve bu konuda daha makul olmaya, daha işbirliği içerisinde olmaya da davet ediyorum ve hepinize saygılar sunuyorum.
Teşekkür ederim.