AK PARTi GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ DOÇ. DR. HÜSEYİN ÇELİK'İN BASIN TOPLANTISI


AK PARTi Genel Başkanı Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Sayın Doç. Dr. Hüseyin Çelik, AK PARTi Genel Merkezi'nde bugün bir basın toplantısı düzenledi. Çelik, basın toplantısında şöyle konuştu:

"Değerli basın mensupları;
Bildiğiniz gibi demokratik açlım süreciyle ilgili çalışmalar ve demokratik açılım süreci etrafındaki tartışmalar devam etmektedir.
Geçen Cuma günü hükümetimizin talebi üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir genel görüşme yapıldı ve bu genel görüşmede gerek AK PARTi adına konuşan değerli Adana Milletvekilimiz Sayın Ömer Çelik, gerek Sayın İçişleri Bakanımız Beşir Atalay, gerekse de Sayın Başbakanımız bu süreçle neyi kastettiğimizi, ne yaptığımızı, ne yapmakta olduğumuzu, ne yapacağımızı bütün açıklığıyla halkımızla ve halkımızın temsilcileriyle paylaştılar. Bu görüşmeler esnasında olup bitenleri de bir parça sizlerle, sizlerin aracılığıyla kamuoyumuzla paylaşmak istiyorum.
Bildiğiniz gibi, biz en büyük gruba sahip olmamıza rağmen, 338 AK PARTili milletvekili olmasına rağmen hiçbir muhalefet sözcüsüne müdahale edilmemiştir, büyük bir olgunlukla, büyük bir sükunetle gerek muhalefet sözcüleri, gerek sayın genel başkanlar büyük bir sükunetle dinlenmiştir. Onların insicamını bozacak en ufak bir harekette bulunulmamıştır. Ancak bizim sözcülerimiz kürsüye çıktıktan sonra başta Sayın Ömer Çelik olmak üzere, AK PARTi adına konuşan arkadaşımız olmak üzere daha sonra Sayın Başbakanımıza maalesef muhalefet sıralarından koro halinde sataşmalar olmuştur ve onların insicamını bozmaya yönelik Türkiye Büyük Millet Meclisinin bozmaya yönelik, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ciddiyetiyle bağdaşmayan tutumlar sergilenmiştir. Bununla da yetinilmemiş, bir Cumhuriyet Halk Partili milletvekili bugüne kadar hiç alışık olmadığımız, hiç karşılaşmadığımız bir veya birden fazla eylemciyi dinleyici locasına getirerek onların eylem yapmasını maalesef sağlamıştır, onlara bu konuda yardım etmiştir; bu da kamuoyunun takdirine sunmak istediğimiz maalesef çok ilginç, üzerinde düşünülmeye değer bir olaydır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin ciddiyetiyle, mehabetiyle asla bağdaştırmadığımız bir olaydır.
Daha önceki Salı günkü görüşmelerde bizatihi Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinin kendileri Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir pankartlı eylem yapmış, bu da Meclis tarihine maalesef bir olumsuzluk olarak geçmiştir. Bunu da kabullenmek, bunu da doğru saymak mümkün değildir. Bunu da milletimizin sağduyusuna havale ediyoruz.
Değerli arkadaşlarım, dün muhalefet partilerinin grup toplantıları vardı. Bu grup toplantılarında maalesef yine duymak istemediğimiz, milletimizin duymak istemediği sözler sarf edilmiştir. Yaptığım bir basın toplantısında ifade etmiştim, demiştim ki; muhalefetin bu demokratik açılım sürecinde 3 H'li bir yaklaşımı var. Nedir bunlar? Birincisi; hamaset, muhalefet hamaset yapıyor ve bunu tehlikeli bulduğumu ifade etmek istiyorum. İkincisi; husumet yayıyorlar, halkımız arasında husumet yayıyorlar. Üçüncüsü de, alabildiğine hakaret ediyorlar.
Peki, muhalefetin bu sergilemiş olduğu 3 H'li tutuma karşı, yani hamaset, husumet ve hakarete karşı AK Parti Hükümetinin tutumu nedir? Sayın Başbakanımızın İzmir'de ifade ettiği gibi bizim de 3 H'miz var. Biz halkımıza hizmet ediyoruz, birinci H'miz hizmettir. İkincisi hukuktur, üçüncüsü de hürriyettir. Biz herkesin daha özgür olduğu bir ülke için çalışıyoruz, herkese daha fazla hizmet götürülen bir ülke için çalışıyoruz. Hukuk devleti olan ülkemizde hukukun üstünlüğüne dayalı bir yapının oluşması için büyük bir gayret içerisindeyiz. Ama, hukukun üstünlüğüyle üstünlerin hukukunu kesinlikle karıştırmamamız gerekiyor. Bu anlamda muhalefetin tavrı kabul edilebilir değildir ve bunu yine milletimizin basiretine, ferasetine havale ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, kem söz sahibine aittir. Fikretmeyenler küfür ederler. Fikri sığlık içerisinde bulunanlar, ucuz kabadayılıklara ve efelenmeye yeltenirler. Bu, devlet adamına yakışan, siyaset adamına yakışan bir tutum değildir; bunu da benimsemek mümkün değildir. Sayın Başbakanımız ve Hükümet mensuplarımızın devlet adamlığı sorumluluğu, bizim siyaset adamı sorumluluğumuz ve siyasetin gerektirdiği nezaketten dolayı eğer biz onlara aynı dil ve üslupla muhatap olmuyorsak, birileri bunu bizim zaafımız olarak telakki etmemeli, bizim zaafımız olarak değerlendirmemelidir. Böyle değerlendirirlerse yanlış yapmış olurlar.
Sayın Bahçeli'nin dün Grup Toplantısında Sayın Başbakanımıza, Hükümetimize ve Partimize yönelik olarak sarf ettiği sözleri burada tekrarlamaya bile benim aldığım terbiye, aldığım aile terbiyesi müsait değildir. Benim edebim buna müsait değildir, bunları şüphesiz ki tekrarlamayacağım. Ve dediğim gibi, bu sözleri, bu üslubu, bu tavrı, bu tarzı milletimizin büyük sağ duyusuna havale ediyoruz. Millet herkese en iyi şekilde notunu verecektir, bunlar asla yakışmıyor değerli arkadaşlarım. Daha önce söylemiştim, bir kez daha söyleyeyim; siyaset aynı zamanda rekabettir, siyaset rekabet zemininde yapılır. Ama, nezaketten soyutlanmış, zarafetten soyutlanmış bir siyaset anlayışı insanları canavarlaştırır, kimsenin böyle bir tutum içerisinde olmasını asla temenni etmeyiz. Kendi saadetini başkasının felaketinde arayanlar veya kendi saadetini başkasının felaketinde arayan siyasi anlayış, komşunun evi yansa da ben de yumurtamı pişirsem diyen siyasi anlayış bizim ayaklarımızın altındadır. AK PARTi bu tarzı, tavrı, üslubu asla benimsemedi, bundan sonra da kesinlikle benimsemeyecektir, bunu milletimizle paylaşmak istiyorum. Bizim gündemimiz, milletin gündemidir. Bizim yapmaya çalıştıklarımız, milletin arzularıdır ve talepleridir. Biz 2023'e doğru giderken Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yılını karşılamaya hazırlanırken, Türkiye'nin ayaklarındaki prangaları sökmeye çalışıyoruz, Türkiye'nin önüne konulan takozları ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Başkalarıyla paylaşılmadan tadı çıkarılamayacak en önemli şey özgürlüktür. Bu ülkede herkes için özgürlük istiyoruz, herkes için aş-iş olsun istiyoruz ve bunun için Hükümetimiz, bütün arkadaşlarımız büyük bir gayret içerisindedirler ve mesele bundan ibarettir.
Değerli arkadaşlarım, tehdit, şantaj, meydan okumalar, ama siyasi meydan okumadan söz etmiyorum. Bunlar soğuk savaş döneminde kalan şeyler olması lazım. Bu üslup, tarihe karışmış, artık millet tarafından diskalifiye edilmiş siyasetçilerin kullandığı bir üsluptur. Bunu tercih edenler ve sürdürenler, eminim ki yine millet tarafından diskalifiye edileceklerdir ve yine siyasi arenanın dışına atılacaklardır, bunu özellikle ifade etmek istiyorum. Demokratik açılım sürecinden rahatsız olanlar, aslında terör sektörünün devam etmesini isteyenlerdir. Terör sektöründen nemalanan, varlığını terörün devamına bağlayanlar demokratik açılım sürecinden değerli arkadaşlarım rahatsız oluyorlar. Elbette vatandaşımızın kafasında soru işaretleri olabilir. Vatandaşlarımız bu süreçle ilgili olarak bazı endişeler taşıyabilirler. Onları bilgilendirmek, onlara doğruları aktarmak, olmayacakları onlara söylemek Hükümetin görevidir, bizlerin görevidir, nitekim biz bunu yapmaya çalışıyoruz. Cuma günü yapılan genel görüşmeden sonra tüm arkadaşlarımız, yetkili arkadaşlarımız 81 vilayete dağılmışlardır, parti teşkilatı her vilayette AK Parti genişletilmiş il danışma meclisleri düzenlenmiştir, Partililerimiz bu konuda birinci ağızlardan bilgilendirilmişlerdir. Ve Türkiye çapında konuyla ilgili olarak aynı zamanda vatandaşın nabzı tutulmaya çalışılmıştır, mahalli televizyonlarda programlar yapılmıştır, vatandaşın kılcal damarlarına dokunulmaya çalışılmıştır, vatandaşın yürek atışları hissedilmeye çalışılmıştır. Ve vatandaşlarımız artık evlatlarının şehit olmasını istemiyor, artık ekonomik kaynaklarımızın heba olmasını istemiyoruz, artık enerjisini Türkiye'nin bu meseleyle tüketmesini vatandaşlarımız istemiyor. Peki bunları ortadan kaldırmanın yöntemi nedir? İşte tam işin bu noktasında biz diyoruz ki, biz iktidar olarak bunun yöntemini bulmakla kendimizi vazifeli hissediyoruz, ama muhalefetin de bu sürece yapıcı katkı sağlamasını istiyoruz. Muhalefetin bir endişesi varsa, muhalefetin olmaması gerektiğini düşündüğü bir şey varsa, onu da Hükümetle paylaşmak durumundadır. Ama Hükümete hakaret etmek, ama yaptıklarımızı İmralı'nın, yaptıklarımızı Kandil'in, yaptığımızı Öcalan'ın yol haritası olarak değerlendirmek, vicdan ve izan ölçüleriyle barışmamaktadır, bağdaşmamaktadır, bunu özellikle değerli arkadaşlarım ifade etmek istiyorum. Biz her vesileyle kırmızı çizgilerimizi belirledik ve söyledik, Sayın Başbakanımız söyledi, Sayın Koordinatör Bakanımız söyledi, bütün sözcülerimiz bunu ifade ettiler; biz Türkiye'nin üniter yapısını asla tartışma konusu yapmadık, yapmıyoruz, yapmayacağız.
Türkiye, devleti ve milletiyle bir bütündür, resmi dili Türkçe'dir ve başkenti Ankara'dır, milli marşımız Mehmet Akif Ersoy'un sözlerini yazdığı istiklal marşımızdır ve bu konularda kesinlikle bir taviz, bayrağımızda ay yıldızlı Türk bayrağıdır. Bu konuda bir tartışma söz konusu değil, buradan taviz söz konusu değil, bir ödün verilmesi söz konusu değil, bir federasyon tartışması, bir otonomi tartışması, bir özerklik tartışması Türkiye'nin gündeminde değildir. Ama bunlar olmadığı halde ve Türkçe'de eğitim yapılması, eğitim dilinin Türkçe olması konusunda da bir tereddüt söz konusu değildir. Ancak insanların kendi ana dillerini öğrenmeleri, kendi ana dillerinin öğretilmesi, kendi ana dillerinde müzik yapılması, kendi ana dillerinde yayın yapılması, kendi ana dillerinde ağıtlarını yakmaları, sevinçlerini ifade etmeleri, gerekirse dualarını yapmaları önünde demokratik bir devlette, laik bir devlette, medeni bir toplumda bir engel olmamalıdır düşüncesindeyiz. Bu konuyla ilgili olarak yapılanlar bununla sınırlıdır.
Sayın Baykal dünkü gurup konuşmasında, bizim söylemediklerimizi bize izafe etmiştir, Sayın İçişleri Bakanımızın, Sayın Başbakanımızın asla söylemediğini, düşünmediğini bize izafe etmiştir, bizi bunlarla itham etmiştir. Bu sözlerinin doğru olmadığını, kesinlikle doğrularını yansıtmadığını ve sadece bunların Sayın Baykal'ın kurgulamaları olduğunu milletimle paylaşmak istiyorum. Yok böyle bir şey ve burada teker teker kullandığı ifadeleri buradan tekrarlamak istemiyorum ama Sayın Baykal'ın bu konuyla ilgili söyledikleri sözler, kesinlikle bizim söylediğimiz sözler değildir, söylemediklerimizi bize mal etmesini de kesinlikle doğru bulmuyoruz, bunu huzurunuzda tekzip ediyorum.
Sayın Baykal bizi laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmakla Anayasa Mahkemesi'nin mahkum ettiğini söylüyor. laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmak sübjektif bir değerlendirmedir, Anayasa Mahkemesi böyle bir karar vermiş olabilir, mahkemelerin vermiş oldukları kararlar bağlayıcıdır ama biz bunu asla kabul etmedik, etmiyoruz. Ama kamuoyunun bilmesi gereken başka bir şey var; Anayasa Mahkemesi bu milletin parasını Hazine'den Cumhuriyet Halk Partisi'ne vermiştir ve Cumhuriyet Halk Partisi bunu çarçur etmiştir, bu parayı istismar etmiştir, bu parayı suiistimal etmiştir ve bu da mahkeme kararıyla tescil edilmiştir, burada sübjektif bir durum yok, bu tamamen objektif belgelerle ortaya konmuştur. Ayrıca, yine İş Bankası paralarını Türk Dil Kurumu'na vermediğinden dolayı yine Anayasa Mahkemesi'nde Cumhuriyet Halk Partisi mahkum olmuştur, bu mahkumiyetleri de millet tarafından bilinmektedir.
Esas büyük bir mahkemeden söz etmek istiyorum. Bildiğiniz gibi Anayasa Mahkemesi başta olmak üzere Türkiye'deki bütün mahkemeler değerli basın mensupları, karar verirken Türk milleti adına diye karar verir ve Türk milleti 1950'den bu yana Cumhuriyet Halk Partisi'ni 59 yıldır milletin vicdan mahkemesinde hep mahkum etmektedir. Milletin vicdan mahkemesinde her zaman mahkum edilen Cumhuriyet Halk Partisi, milletten hiçbir zaman vize alamayan Cumhuriyet Halk Partisi, demokratik usullerin, demokratik hayatın hakim olduğu bir ortamda iktidara gelemeyeceğini bilmektedir, dolayısıyla Türkiye'nin demokratikleşmesi önünde de Cumhuriyet Halk Partisi de maalesef diğer küçük muhalefet partisi gibi bir tıkaç olarak bulunmayı vazife addetmektedir, bunu özellikle sizinle paylaşmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, Cuma günkü görüşmeler esnasında Cumhuriyet Halk Partisi adına, Parti adına kürsüde bulunan sözcü Sayın Onur Öymen bir laf söyledi, bazı sözler sarf etti. Bütün kamuoyu gibi biz de bunu bir gaf olarak değerlendirdik, bireysel bir gaf olarak değerlendirdik, keşke söylemeseydi diye düşündük, kendisi adına da bu bir gaftır, bir talihsizliktir, Partisi adına da bir gaftır, talihsizliktir, keşke bunu söylemeseydi diye herkes içinden geçirdi ama daha sonra meydana gelen gelişmeler gösterdi ki, bu çok bireysel bir gaf filan değil, bu parti tarafından sahiplenilmiş olan bir söylemdir ve aynı zamanda dervişin biliyorsunuz fikri neyse zikri odur. Cumhuriyet Halk Partisi'nin Sayın Genel Başkanı başta olmak üzere, mevcut Parti yönetimi bu söyleminden dolayı Sayın Onur Öymen'e sahip çıkmıştır. Sayın Onur Öymen istifa etsin mi etmesin mi diye kamuoyunda tartışma vardır, bazı televizyonlar anketler uygulamaktadırlar, bunu çok anlamlı bulmadığımı ifade etmek istiyorum, çünkü bu sadece Sayın Onur Öymen'in şahsıyla sınırlı bir şey değildir, bu Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurumsal görüşü haline gelmiştir aynı zamanda. Sayın Baykal dün Sayın Onur Öymen'i yanına alarak gurupta da kendisine olan desteğini adeta ifşa etmiştir, ortaya koymuştur, Parti sözcüsü, Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi olarak Sayın Onur Öymen'in arkasında olduklarını ifade etmiştir. Bunu da milletimize havale ediyorum. Bu son derece önemli bir meseledir değerli arkadaşlarım. Biz tarihteki yaşanmış olan acıları deşerek bugüne getirme göreviyle görevlendirilmedik; tarihteki acıları deşmek, bugüne getirmek ve bugün o yaraya tuz biber dökmek siyasetçinin görevi değildir, varsa tarihte bir yanlış, varsa tarihte bir acı bundan ibret dersi almak siyasetçinin ve devlet adamlarının görevidir. Ama ne yazık ki Sayın Onur Öymen bunu yapma yerine, geçmişte tarihteki bir acıyı, bir yanlışlığı kutsamıştır, bugüne taşımıştır, bugün için de geçerli bir yöntem olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne bunu sunmuştur. Huzurunuzda bu söylemi kınadığımızı ifade etmek istiyoruz. Alevi vatandaşlarımızı rencide etmiştir. Alevi vatandaşlarımızdan ve bütün Türkiye'den sadece Onur Öymen'in değil Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurumsal olarak özür dilemesi gerektiğini ifade etmek istiyorum, çünkü Parti olarak bu meseleye sahip çıkmışlardır.
Bu mesele burada bitmemiş, dara ağaçlarını, sürgünleri ve kıyımları meşrulaştırmaya çalışan bu söyleme ne yazık ki ikinci muhalefet partisinden de bir anlamda destek gelmiştir. Sayın Bahçeli'nin şu sözleri çok manidardır, bu isyanlardan söz ediyor diyor ki, "Hükümet tarafından Cumhuriyet döneminde farklı nedenlerle ortaya çıkan ayaklanmaların Hükümet tarafından kutsandığı ve alkışladığı, buna haklı veya haksız yöntemler, bastırmaya çalışan devlet gücünün ise aşağılandığı, vahim bir manzara Türkiye'nin gözü önünde cereyan etmiştir." Hükümet olarak eğer bizim Dersim'de olup bitenlere müdahale yöntemlerimizi meşrulaştırmamızı istiyorsa biz böyle bir günahın içerisinde olmayız ve Sayın Bahçeli bakın haklı veya haksız yöntemlerle diyerek oradaki haksızlıkları kendisi de kabul etmiştir. Ama haksız yöntemleri yapan, devletin şahsi manevisi değildir, orada bu işleri yapanlar bazı insanlardır. Dolayısıyla, bir yanlış varsa, kim tarafından yapılırsa yapılsın o yanlışın yanlış olarak algılanması ve yanlış olarak sahiplenilmemesi gerekiyor.
Değerli basın mensupları, Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir tavrı vardır, kendi yaptığı yanlışları Büyük Atatürk'ün arkasına gizlenerek, saklanarak savunmak gibi bir refleksi vardır. Türkiye'de Atatürk'le ilgili 3 tavırdan söz etmek söz konusudur:
Birisi; biliyorsunuz malum, Türkiye'de Atatürkçüler vardır.
İkincisi; Atatürkçü geçinenler vardır.
Üçüncüsü de; Atatürk'ten geçinenler vardır. Maalesef Cumhuriyet Halk Partisi Atatürk'ten geçinen parti olarak halkımız tarafından bilinmektedir, çünkü Sayın Baykal her vesileyle Atatürk'ün koltuğunda oturduğunu ifade etmektedir ve son olaylarda da yine Atatürk'ü kendilerine adeta siper yapmaya çalışmışlardır, fakat halkımız bunu kesinlikle kabul etmemiştir, halkımız bu tavrı da onaylamamıştır. Bütün milletin ortak paydası olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin milli lideri, Kurtuluş Savaşının Komutanı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurucusunu bu tür tatsız tartışmaların malzemesi haline getirmek de milletimiz tarafından onaylanmamıştır ve eminim ki milletimiz bu yönüyle de onlara gereken dersi verecektir.
Değerli basın mensupları, her devletin elbette isyanlara kalkışmalara, başkaldırılara karşı olarak kendini müdafaa etmek meşru hakkına sahiptir, meşru müdafaa hakkına sahiptir. Bunu elbette yadırgayamazsınız, bu dünyanın her yerinde böyledir, hukuk devleti olmanın gereği budur. Ancak, bunun yöntemiyle ilgili olarak yapılan yanlışları eğer kutsarsanız, eğer bunları savunursanız, bunlara doğru derseniz kamu vicdanını, millet vicdanını kanatırsınız. Bu tutumdan, bu davranıştan herkesin kaçınması gerekiyor.
Son olarak şunu da ifade etmek istiyorum değerli basın mensupları: Şehit cenazeleriyle ilgili olarak, şehitlerimizle ilgili olarak çok şey söyleniyor. Şehitlerimizin o pak naaşlarını omuzlarımızda değil biz başımızda taşırız. Şehit aileleri onların bize bırakmış oldukları kutsal emanetlerdir. Gazilerimizin özellikle hayatlarını onurlu bir şekilde sürdürmeleri devletimizin ve Hükümetimizin vicdan borcudur, bunun için ne gerekiyorsa yapıldı, yapılmaktadır ve yapılacaktır, bunu herkesin bilmesi gerekiyor. Bizim rahatsız olduğumuz şey; şehitlerimize dini, insani ve milli vecibelerin yerine getirilmesi değildir, bunu biz bizatihi yapıyoruz ve bunun en iyi şekilde yapılmasını istiyoruz. Rahatsızlık veren şey, şehitlerin temiz kanı üzerinden kirli siyaset yapılmasıdır. Şehit cenazelerin yapıldığı, dini merasimlerin yapıldığı alanların bir ideolojik gösteriye dönüşmesi bizatihi şehitleri rencide etmektedir, onların ailelerini rencide etmektedir ve milleti rencide etmektedir, rahatsızlık veren şey budur değerli arkadaşlarım. Şehitler; milletimizin şehitleridir, hepimizin şehitleridir, onlar da bizim ortak paydalarımızdır, kimse şehitler üzerinde hesap yapmamalıdır, kimse şehitler üzerinden siyasi propaganda yapmamalıdır, onu siyasi propagandasına malzeme yapmamalıdır ve ideolojik gösterilerin bir enstrümanı haline onları getirmemelidir. Şehit ailelerinin de bu konuda bugüne kadar duyarlı davrandıkları gibi bundan sonra da bu duyarlılık içerisinde olacaklarına ben şahsen inanıyorum, ama biz onlara gerekli vazifemizi elbette yerine getirdik, getiriyoruz ve getireceğiz. Birileri Sayın Başbakanın ve Hükümetimizin bu konuda rahatsızlık gösterdiğini söylüyor. Bizim rahatsızlığımız sadece bu yönedir.
Benim size bu basın toplantısında değerli basın mensupları söyleyeceklerim bunlardan ibarettir. Gelişmeler oldukça sizlerle Partimiz adına tekrar toplantılar yapıp bilgilenmelere devam edeceğiz."


Çelik, gazetecilerin sorularını ise şöyle yanıtladı:

"Değerli arkadaşlar, halkımız, özellikle Hükümetimiz halkımızın bu yöndeki talepleriyle ilgili olarak iradesini, yapmak istediklerini Cuma günkü Türkiye Büyük Millet Meclisinde ifade etmiştir. Bildiğiniz gibi köy isimleri ve belde isimleriyle ilgili yapılmak istenen değişiklikler oradaki meclislerde, meclisler yoksa küçük bir referandumla tespit edilir ve İçişleri Bakanlığına bildirilir. İçişleri Bakanlığı burada idari tasarruf yetkisini kullanarak bunlara karar verebilir. Ancak ilçe isimleri ve il isimlerinin değiştirilmesi söz konusu olacaksa, bunun kanunla yapılması gerekiyor, böyle bir zorunluluk vardır. Ancak hangi isimlerin değiştirileceği, hangi isimlerin değiştirilmeyeceği, hangisine gerek olduğu, hangisine gerek olmadığı şüphesiz ki Hükümetin sorumluluğunda olan bir meseledir, bu meseleler uzun boylu tartışılacaktır, konuşulacaktır. Buna gerek var mı, gerek yok mu, buna karar verilecektir. Ben hafta sonu Diyarbakır'daydım. Şimdi Diyarbakır'a birileri başka bir isim söyleyebilir, ama hangi Diyarbakırlıyla konuşursanız köydeki nineden, ilkokula giden çocuğa kadar herkes Diyarbakır'ı Diyarbakır olarak bilir. Dolayısıyla, diyelim ki Diyarbakır'la ilgili böyle bir teklifte de bulunmak, bir değişiklik önerisinde de bulunmak anlamlı değildir, buna da sıcak bakılmaz; örnek olarak söylüyorum.
Dersim'le ilgili olarak da Hükümetimizin bugüne kadar ortaya konmuş, bu değiştirilecektir, buna destek verilecektir şeklinde bir tutumu söz konusu değildir. Gazetelerde çıkan haberler özellikle kulis haberleridir, birileri birileriyle konuşuyor, bunlar yetkili ve resmi ağızlardan yapılmış açıklamalardan değildir, özellikle basın mensuplarımızın bunlara çok fazla itibar etmemesini özellikle rica ediyorum.
Bütün bu konuşmaları, Sayın Başbakanımızın özellikle hukukçuları, avukatları bunları takip etmektedir. Elbette suç unsuru olduğu zaman, aleni bir hakaret, aleni bir tahkir ve tezyif söz konusu olduğu zaman, madem ki Türkiye hukuk devletidir, elbette hukukun gereği yapılır. Ama buna tabii ki Sayın Başbakanın kendisi karar verecektir ama, kurumsal olarak bize yapılan bir hakaret söz konusuysa o da hukukçularımız tarafından inceleniyor, onun da elbette gereği yapılır."


***

"Değerli arkadaşlar, Sayın Başbakanımızın hassaten açılım başlıklı seyahatlerinden söz etmek söz konusu değildir. Bildiğiniz gibi Sayın Başbakanımız Cuma günü aslında Adıyaman'a gidecekti, genel görüşme müzakerelerinin Cuma gününe alınmasından dolayı bu iptal edildi. Cumartesi günü Sayın Başbakan Malatya'ya gitti ve Pazar günü de İzmir'e gitti. Sayın Başbakan bu ve benzeri konular gündemde değilken de, kendini Ankara'ya kilitlemiş, hapsetmiş olan bir başbakan değildir. Sürekli olarak özellikle açılışlar yapmak, memleket meselelerini yerinde incelemek, iş adamlarımızla toplantılar yapmak, çeşitli vesilelerle Türkiye'nin 81 vilayetini Sayın Başbakanımız dolaşan bir liderdir, bir Başbakandır. Bu çerçevede gerek Sayın Başbakanımızın, gerek bakanlarımızın, gerek biz Genel Başkan yardımcılarımızın ve diğer milletvekillerimizin bu amaçla veya bu amacın dışındaki seyahatleri yurt çapında elbette devam edecektir."


***

"O anket biraz birilerinin temennisidir. Ben dün katıldığım bir televizyon programında da söyledim, adı geçen kuruluşun daha önce yapmış olduğu anketlerde de çok fazla isabet bulmadığımızı söyledim, şimdi aynı şeyi yine söylüyorum, milletin havası çok farklıdır. Ama dediğim gibi, milletimizde, eğer halkımızda bir kafa karışıklığı, bir soru işareti, bir istifham varsa, bütün boyutlarıyla, ki sürecin ortaya çıkmasıyla birlikte özellikle Kandil ve Silopi görüntüleri sergilenerek milletin kanaatleri yönlendirilmeye çalışıldı, bir kara propaganda yapıldı maalesef. Buna kanıp da özellikle üzülenler olabilir, ama şunun özellikle altını çizmek istiyorum arkadaşlar: Siz doğru bir şeyi yapmaya çalışırken bu doğrunuzu baltalamaya çalışan, bunu sabote etmeye çalışanlar da olabilir. Biz başkalarının yanlışlarından hareket ederek kendi doğrularımızdan vazgeçmeyeceğiz. Devletimiz adına, milletimiz adına, insanımız, ülkemiz adına doğruları yapmaktan vazgeçmeyeceğiz. Biz bugün bunları yapmazsak, 10 sene sonra belki bunlar yapılamaz hale gelir. Biz yaranın kangren olmasını istemiyoruz."


***

"Efendim, dinlemelerle ilgili olarak şunu söyleyeyim önce: İllegal dinlemenin her çeşidine kim kimi dinlerse biz buna kesinlikle karşıyız, bir hukuk devletinde bunlar kabul edilemez, bu özellikle özel hayatın dokunulmazlığına ve masumiyetine yönelik bir tecavüz olarak da değerlendirilebilir, bunu kabul etmek kesinlikle mümkün değildir. Sayın Başbakanımız, illegal olarak beni de dinlediler şeklinde bir açıklamada bulundu. Bunu da birileri sağa-sola çektiler. Birisi ülkenin Başbakanını eğer dinlemek için illegal bir şey yapıyorsa, bakanları dinlemek için illegal bir kumpas kuruyorsa veya başka insanları dinlemek için illegal bir faaliyet içerisindeyse, bizim bunları kabullenmemiz mümkün değildir.
Diğer yasal dinlemelere gelince, dün Adalet Bakanımız Sayın Sadullah Ergin Bey bu konuyla ilgili çok detaylı bir açıklama yaptı. Bugüne kadar özellikle yargıda kimler dinlendi, kim tarafından hangi karar üzerine dinlendi, yargı kararları üzerine dinlendiği ifade edildi. Ve Yargıtay'ın asla dinlenmediği ifade edildi, bu ki ortaya da çıktı.
Özellikle bu dinlemeler arkadaşlar, Ergenekon akrabalığı olan insanlar tarafından bu telekulak meselesi ve dinleme meselesi bugünlerde servis ediliyor. Bu mesele farklı taraflara çekilmeye çalışılıyor, farklı boyutlar kazandırılmaya çalışılıyor. Ama Hükümetimiz üzerine düşeni yapmıştır, illegal dinlemelerle ilgili olarak kesinlikle cezaların artırılacağı ve astronomik cezaların getirileceğiyle ilgili Hükümet Sözcümüz tarafından gerekli açıklama zaten yapılmıştır. Bu konuda Hükümet üzerine düşen sorumluluğu yerine getirecektir. Ama illegal dinlemeler ayaklarımızın altındadır.
Buyurun Hanımefendi. Ne kadar çok soru varmış, son bir soru daha alıp bitirelim arkadaşlar."

***

"Valla biz ihtimaller üzerinden yol haritası çok fazla belirlemiyoruz. Dediğim gibi, Türkiye bir hukuk devletidir, hukukun kuralları işleyecektir, çalışacaktır, bununla ilgili olarak da Hükümet Sözcümüz gerekli açıklamaları yaptı, ben bu konuyla ilgili ilave bir şey söylemek istemiyorum."