|

MEHMET UÇUM İLE BAŞKANLIK SİSTEMİ İLE İLGİLİ SÖYLEŞİMİZDEN NOTLAR

-Başkanlık sistemi ihtiyacı neden doğdu? AK Parti'nin 14 yıllık geçmişinde başkanlık sistemi teklifi hiç yoktu, birden bire çıktı deniliyor. Bu doğru mu?

Başkanlık sistemi tartışması çok partili rejime geçildikten sonra Türkiye’de her zaman gündeme gelmiştir. Süleyman Demirel, Turgut Özal, Alparslan Türkeş gibi siyasi liderler zaman zaman bu yöndeki görüşlerini dile getirdiler. Anayasa öğretisinde de bu konuyu ele alan çalışmalar yeterli olmasa da hep olagelmiştir.  Zaten Cumhuriyetin kuruluşundan sonra gerek tek parti döneminde gerekse “milli şef” döneminde fiilen başkanlık sistemi benzeri uygulamalar yaygın olarak siyasal tarihimizde yer almıştır. Bu ihtiyacın ortaya çıkmasının sebeplerinden biri etkin verimli ve esnek bir hükümet biçimine duyulan gereksinimdir. Siyasi liderlerin bu hususa vurgu yapmalarının nedeni Türkiye’nin hükümet pratiklerini yaşadığı krizler sebebiyledir.

Bu krizler iki yönde ortaya çıkmıştır: Bunlardan birincisi AK Parti hükümetlerinden önce sık sık kurulan koalisyon hükümetlerinin ülkeye verdiği zararlar, diğeri ise siyasi sorumluluğu olan hükümetlerin bürokratik yapıya egemen olamamasıdır. Bunun kökeninde yatan asli mesele ise Devletin kuruluşunu milli egemenlik yerine bürokratik kurumsal egemenliğine dayandırılmasıdır. Bürokratik kurumsal egemenlik anlayışı vesayeti iki yönde tesis etmiştir. Bunlar kurumsal vesayet ile mevzuat vesayetidir. Milli egemenlik üzerinde bu iki yönlü vesayetin yaptığı baskılar demokratik meşrutiyete dayalı hükümetlerin etkili ve verimli olmasını önemli ölçüde engellemiştir. AK Parti hükümetleri döneminde kurumsal vesayet önemli ölçüde geriletilmesine rağmen anayasal çerçeveye sahip mevzuat vesayeti büyük ölçüde varlığını sürdürmüştür. AK Partinin 2011 yılında seçilen 24. Dönem meclisinde başkanlık sistemine ilişkin teklifi gündeme gelmiştir. Bu teklif 24. Dönemde kurulan Anayasa Uzlaşma Komisyonunun çalışmaları sırasında AK Parti heyetince sunulmuştur. Görüldüğü üzere başkanlık sistemi tartışmaları birden bire ortaya çıkmış değildir. Tartışmaların bu kadar güncel ve yaygın olmasının temel sebebi ise 2007 yılında ortaya çıkan Cumhurbaşkanlığı seçim krizidir. Meclisin meşru iradesi ile millet adına yaptığı Cumhurbaşkanlığı seçim işlemi, Anayasa Mahkemesinin yetki gaspı yoluyla iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesi adeta milli iradeyi hiçe saymış kurumsal egemenliği, meclis iradesinin üstünde tutmuştur. O günün koşullarında yapılan erken seçimle AK Parti büyük bir oy oranıyla mecliste yüksek bir çoğunluk sağlamıştır. Seçimden sonra ortaya çıkan kriz sebebiyle Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesine ilişkin Anayasa değişikliği mecliste kabul edilmiştir. Bu değişiklik referanduma sunulmuş ve Millet p e yakın bir kabulle Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesine karar vermiştir. Bir anlamda Halk 2007 yılı referandumuyla Cumhurbaşkanlığı makamına hukuken el koymuştur. 10 Ağustos 2014 yılında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde ise, Bu Millet R oy oranıyla Cumhurbaşkanı’nı seçerek bu makama fiilen de el koymuştur. Halk bu seçimle siyasetin merkezini Cumhurbaşkanlığı pozisyonuna kaydırmıştır. Artık 10 Ağustos 2014 ten sonra Türkiye’de halkın Cumhurbaşkanını seçmesi ve seçilen Cumhurbaşkanının aktif olması hususu toplumsal siyasal ve hukuki meşruiyet kazanmıştır. Yeni anayasal sistem tartışılırken hükümet biçimi tartışmaları da kaçınılmazdır. İşte bu noktada hükümet biçimi tartışmalarında halk tarafından seçilmiş Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanlığının siyasi güç merkezi olması hususu belirleyici bir konuma gelmiştir. Bu durumun ürettiği sonuç ise hükümet biçimi tartışmalarında başkanlık sisteminin en önemli seçeneklerden biri haline gelmesidir. Diğer bir deyişle halkın Cumhurbaşkanı’nı seçme hakkı ve seçtiği Cumhurbaşkanı’nın sembolik değil etkin, yetkili ve sorumlu olması hususu üzerinde müzakere edilebilecek bir konu olmaktan çıkmıştır.

-Parlamenter sistemle devam etmek neden sorunlu?

Biraz önce de belirttiğim gibi, halk tarafından seçilmiş siyasi güç merkezi olan Cumhurbaşkanlığı pozisyonunda geri adım atılamayacağı için zaten bizde birçok sorunu olan parlamenter sistemin ihya edilmesi mümkün değildir. Çünkü, hiç bir demokratik süreç içinde halk ele geçirdiği bir hakkı kendi özgür iradesiyle geri vermez. Bugün halkın karşısına Cumhurbaşkanı’nı yeniden parlamento tarafından seçilmesi veya halk tarafından seçilse bile sembolik konumda olması seçeneği ile gidilirse halk bu seçeneği kabul etmez. Böyle bir sosyolojik ve siyasi olgu varken ve bunun anayasal dayanağı da bulunurken bu durumu göz ardı ederek parlamenter sistemi revize etmek üzerine geliştirilen yaklaşımlar halk iradesini dikkate almamak, milli egemenliği göz ardı etmek veya en hafif değimiyle siyaseti bilmemek anlamına gelir.

-Parlamenter sistemle başkanlık sistemi arasındaki fark nedir?

Temel fark başkanlık sisteminde sert kuvvetler ayrılığı, parlamenterler sistemde yumuşak kuvvetler ayrılığı olarak tarif edilir. Dünyada son derece başarılı İngiltere ve Almanya gibi parlamenter sistem örnekleri de vardır. Başkanlık sisteminin anavatanı olan ABD ise en başarılı örnek olarak gösterilir. Her iki sistem açısından da, başarının koşulu; kendi sosyolojik, kültürel, tarihsel ve siyasi gerçekliklerine dayalı olarak sistemi kurmaları ve geliştirmeleridir. Parlamenter sistemde yürütme ile yasama arasında kuvvetler ayrılığının belirsizleştiği durumlar ortaya çıkar. Tek parti hükümetlerinin parlamento çoğunluğunu oluşturduğu durumlarda hem kanun yapma hem de hükümetlerin denetlenmesi açısından parlamentonun etkisi önemli derecede azalır. Parlamenter geleneğe sahip ülkelerde yine de parlamento hükümet ilişkilerinde kuvvetler ayrılığının korunabildiği pratikler belirleyici olabilmektedir. Bununla birlikte siyasi partiler ve seçim sistemi ile parti genel başkanının ve başbakanın güçlü konuma getirildiği sistemlerde bir anlamda yürütme kontrolünde meclis pratikleri ortaya çıkar. Bu olgusal durum yürütme ve yasama arasındaki denge ve denetleme işlemini devreden çıkarabilecek sonuçlar ortaya koyar. Özellikle Türkiye’nin, zaten kusurlu olan parlamenter sisteminde sözü edilen yürütme yasama özdeşliği çok sık ortaya çıkmaktadır. Bu durum tek parti hükümetlerinde çok daha belirgin bir hale gelmiştir. Kuvvetler ayrılığı basitçe sınırlandırılmış kuvvet sistemi anlamına gelir. Yani meclis kanun yapar ama kanunların icrasında yetki kullanamaz. Yürütme kanunların icrasını sağlar ama kanun yapmakta belirleyici yetkisi olmaz. Yargı, adalet ve denetim amacına yönelik faaliyet yapar ancak kendini meclisin ve hükümetin yerine koyamaz. Hal böyleyken Türkiye’nin sahip olduğu sistemde hiç bir kuvvet bakımından bu kurallara uygun bir işleyiş görülmez. Geçmişte Anayasa yargısı ve İdari yargı birçok kararıyla kendilerini meclisin ve hükümetin yerine koyan pratikler üretmiştir. Türkiye siyasi parti kapatmalarıyla, siyasi parti mezarlığına çevrilmiştir. Anayasa mahkemesi, dışlayıcı bir ideolojik anlayışla birçok siyasi partiyi kapatarak milleti siyasal yaşama katılma hakkını engellemiştir. Meclisin çıkardığı bir çok kanunu ve hatta yetkisi olmadığı halde anayasa değişikliklerini yine dışlayıcı bir ideolojik anlayışla iptal ederek, meclisin iradesini sınırlamıştır. İdari yargı yürütmenin bir çok düzenleyici işlemini ve bir çok bireysel işlemi iptal ederek hükümet çalışmalarını önemli ölçüde aksatmıştır. Tek parti çoğunluğuna sahip hükümetler ise hem meclisin kanun çıkartma yetkisini belirlemiş hem de meclisin hükümeti denetleme yetkisini önemli ölçüde sınırlamıştır. Dolayısıyla mevcut sistemimize baktığımızda kuvvetler ayrılığından değil, kuvvetler karmaşasından söz edilebilir. Böyle bir sistemde milli egemenliğin sağlıklı bir denge ve denetim mekanizmasıyla işletilmesi anayasal çerçevede asla mümkün olmaz. Bunların üstüne millet karşıtı örgütlenmiş bürokratik oligarşi, tüm kuvvetlerin üstünde bir rol oynamaya çalışmıştır. Son olarak Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi ve siyasi güç merkezinin Cumhurbaşkanlığına kaymasıyla birlikte sistem anomalisi sınır noktasına varmıştır. Türkiye’nin böyle bir sistemle yürümesi artık mümkün değildir. Son on dört yılda Türkiye’de hak ve özgürlükler alanında, sosyal politikada, iktisadi süreçlerde gerçekleşen değişim güçlü siyasi iradelere dayanmıştır. Ancak siyasi iradeye dayalı bu pozisyon mevcut anayasal sistem içerisinde hiçbir yanıyla hukuki güvenceye sahip değildir. Bu fiili duruma uygun ancak evrensel değerleri ve standartları esas alan bir hukuk düzenine kavuşturulması zorunludur. Gerçek anlamda hukukun üstünlüğü ancak böyle sağlanabilir.

-Başkanlık sisteminde kuvvetler ayrılığı ilkesi rafa mı kaldırılacak?

Tam tersine ‘Başkanlık Sistemi’ katı kuvvetler ayrılığı prensibine dayandığı için, kuvvetler ayrılığı güçlenecektir. Başkanın kanun teklif etme ve kanunların çıkarılmasında belirleyici olma yetkisi olmadığından meclis kanun yapma fonksiyonunda daha bağımsız hale gelmektedir. Başkanın bakanları meclis dışından seçmesi, bakanlarla meclis gurupları arasında organik ilişki olmaması, meclisin hükümetli denetlemesi açısından çok daha güçlü olmasını sağlamaktadır. Başkanlık sistemine yatkın olan dar bölge seçim sistemi ile milletvekillerinin parti genel başkanlarını ve meclis içinde gurup başkanlığına bağımlılığı ortadan kalkacağından, milletvekili asıl olarak seçmene karşı sorumluluk içerisinde hareket edecektir. Siyasi partilerin sadece seçimden seçime işlevi olma hadisesi, seçim sisteminin değişmesiyle önemli ölçüde azalacağından siyasi partiler ağırlıklı olarak temsil ettikleri sosyolojinin talep ve ihtiyaçlarını siyasete dönüştürme işiyle uğraşacaklardır. Halk tarafından seçilen parlamento ve yine halk tarafından seçilen başkan, yargının yapısal oluşumunda halk adına atama yetkilerine sahip olduğundan yargı yapısının işlevsel olarak bağımsızlığı ve tarafsızlığı güvence altına alınabilecektir. Öte yandan başkanlık sistemi ile birlikte mahalleden ülke yönetimine kadar yerinden yönetim ilkesi güçlendirileceği için kamusal tasarruflarda halkın rolü sadece seçimden seçime değil iki seçim arasındaki dönemde de daha etkin olacaktır. Görüldüğü üzere, Türkiye açısından ilkesel yaklaşımları belirlenen yeni anayasa ve başkanlık sistemi halkın devletle ilişkisini yeniden yapılandıran, devleti tüm kuvvetleri ve kurumlarıyla milli egemenliğin kontrolüne sokan bir siyasal sisteme işaret etmektedir.

-Başkanlık sisteminde koalisyon gibi bir problemle karşılaşmayacağımız söyleniyor. Bazı hukukçular ise başkanlık sisteminde dahi bu krizlerin yaşanabileceğini ifade ediyor. Hangisi doğru?

Başkanlık sisteminde, partiler koalisyonuna dayanan hükümet seçeneği yoktur. Halk yürütmenin başı olan başkanı seçtiği gün, hükümet problemi çözülmüş olur. Başkan, bakanlarını belirler bakanların bir kısmı ve bazı sistemlerde tamamı parlamentonun onayı ile göreve başlar. Ancak parlamentonun bir bakanlık pozisyonu için başkanın önerdiği adayları ilanihaye reddetme hakkı yoktur. Sonuç itibari ile aday seçeneklerinden birisini uygun bulması gerekir. Dolayısıyla başkanın halk tarafından seçilmesinden sonra kriz seviyesinde bir hükümet kurma sorunu yaşanmaz.

-Başkanlık sisteminde başkanın konumu ile mevcut parlamenter sistemdeki başbakanın konumu arasındaki farklar nelerdir?

Başkanlık sisteminde başkan doğrudan halka karşı sorumludur. Parlamenter sistemde başbakan parlamentonun güven oyuyla sürekli göreve başladığı için halka karşı sorumluluğu dolaylıdır. Başkanlık sisteminde başkan parlamento çoğunluğu üzerinde, yürütmenin başı sıfatıyla yada parlamento grup başkanı sıfatıyla bir yetkiye sahip değildir. Buda kuvvetler ayrılığını güvence altına alan ilkelerden biridir. Oysa parlamenter sistemde başbakan hükümetin başı ve parlamento grup başkanı sıfatıyla parlamento çoğunluğu üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir. Bu da yürütme ve yasama arasındaki kuvvetler ayrılığı ilkesini zayıflatan bir sonuç doğurur.

-Başkanlık sisteminin tek adam rejimi doğurması ihtimali nedir? Başkanlık sisteminde başkanı da denetleyecek kurumlar mevcut mudur?

Başkanlık sisteminde katı kuvvetler ayrılığı ilkesi olduğu için, başkan ve yürütme meclis tarafından daha objektif bir şekilde denetlenir. Bütçe kabulü üzerinde başkanın inisiyatifi olmadığından bütçeyi kabul eden meclis objektif bir bütçeleme yapabilir ve bunun uygulamasında başkanı ve yürütmeyi rasyonel ilkelere göre denetler. Bakanların kısmen veya tamamen ve bazı üst düzey yöneticilerin tamamının atanmasında parlamentonun onay yetkisi olduğundan liyakat esaslı görevlendirmelerin kapsamı genişler. Yargı başkanın ve yürütmenin idari işlemlerini denetleme yetkisine sahip olduğundan yargısal faaliyet üzerinden de bir dengeleme mekanizması söz konusu olur. Başkanın kararname çıkarma yetkisi olması halinde bu kararnamelerin hem anayasa yargısı denetimine tabi olması, hem de kararnamenin düzenlendiği alana ilişkin kanunun çıkması halinde kararnamenin yürürlükten kalkması diğer bir denge ve denetim mekanizmasıdır. Yine başkana seçimleri yenileme yetkisi verilen durumlarda kendi görevinin de sona ermesi ve ortaya çıkan sorunun, krizin veya uyumsuzluğun halk iradesiyle seçimler yoluyla çözülmesi, halkın da denge ve denetleme sürecinde belirleyici bir konumda olmasını sağlar.

-Başkanlık sistemiyle yeni anayasa arasındaki ilişki nedir? Başkanlık için yeni anayasa şart mı?

Başkanlık sistemi tartışması yeni anayasadan bağımsız bir tartışma değildir. Başkanlık sistemiyle yeni anayasa arasında bütünlük ve organik bir ilişki vardır. Türkiye’nin yeni anayasa tartışması esas itibariyle devletin yeniden yapılandırmasıyla ilgili bir tartışmadır. Yani esas teşkilat tartışmasıdır. Zaten anayasanın eski adı esas teşkilat kanunudur. Esas teşkilattan kasıt bizatihi devletin kendisidir. Devlet bütün kuvvetleri ve kurumlarıyla anayasanın konusudur. Anayasayı tartıştığımız zaman parlamentoyu, yürütmeyi, yargıyı, hak ve özgürlükleri ve anayasal kurumları tartışıyorsunuz demektir. Hükümeti tartıştığımız zaman da hükümet biçimlerinden olan başkanlık sistemlerini de tartışmak zorundasınızdır. Yani yeni anayasa hükümet biçimleri ve başkanlık sisteminde bağımsız tartışılamaz ancak yeni anayasa tartışması da sadece başkanlık sistemi tartışmasına indirgenemez. Bu bütünlüğü göz ardı etmek eğer bilinçli bir çarpıtma değilse bilgisizlikten kaynaklanır. Bu nedenle çeşitli partilerin yeni anayasa tartışmasına evet, başkanlık sistemine hayır yaklaşımı milletin talebi olan devleti yeniden yapılandırma ihtiyacına aykırı bir tutumdur. Yukarda açıklandığı üzere sistemde ortaya çıkan anormallikler sebebiyle Türkiye yeni anayasa ile birlikte başkanlık sistemini iç içe tartışmak zorundadır. Bir kez daha vurgulayalım, halk tarafından seçilmiş aktif cumhurbaşkanının olduğu gerçeklik karşısında başkanlık sistemini tartışmaktan kaçınmak halkın elinde bu hakkı geri alma çabasıdır ama bilinsin ki bu beyhude bir çabadır.

-Başkanlık sisteminde başkanın yetkileri, şimdiki cumhurbaşkanının yetkilerinden daha mı geniştir?

Mevcut sistemde cumhurbaşkanlığı pozisyonu 12 Eylül darbeci zihniyeti tarafından halkın iradesine karşı bir vesayet makamı oluşturduğundan çok geniş yetkilerle donatılmıştır. Ancak vesayetçi zihniyet sahipleri bir gün bu pozisyona halkın el koyacağını hesaba katamadıkları için şu anda bu geniş yetkileri kullanma imkanına sahip halk tarafından seçilmiş bir cumhurbaşkanı vardır. Ancak Sayın Cumhurbaşkanı bu yetkileri demokratik teamüllere, milli egemenlik prensibine uygun olarak kullandığı için şu anda sistem krizi açığa çıkmamaktadır. Üstelik mevcut anayasal sistemde Cumhurbaşkanının pozisyonu vatana ihanet dışında sorumsuzluk olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıyla mevcut sistem sorumsuzluğa dayalı son derece güçlü bir yetki sistemidir. Bu sistemin demokratik bir siyasal sisteme uyumlu olduğu asla söylenemez. Ayrıca yine mevcut sistemde Anayasanın 104. Maddesi gerektiğinde başka görevlerinde kanunla Cumhurbaşkanına verilebileceğini düzenlemektedir. Halka dayalı siyaseti düstur edinen milli iradeyi esas alan, milli egemenlik üzerinden siyaset yapan Sayın Cumhurbaşkanı, bu pozisyonu fiilen demokratik siyasetin gereklerine uygun kullanmaktadır. Başkanlık Sistemi 21. YY tamamında etkili ve güçlü olacak Türkiye toplumu ve o topluma ait bir devlet kurmak için gereklidir. Bu ihtiyaç önümüzdeki beş on yılın ihtiyacı değil bu yüzyılın güçlü ve doğru bir biçimde yürüme gerekliliğinin bir sonucudur.

-Eğer başkanlık sistemine geçeceksek bu ne tür bir sistem olacak? Başkanlık mı, yarı-başkanlık mı, yoksa başka bir şey mi?

Hedef reform anayasasıdır. Devleti bütün kuvvetleriyle kurumlarıyla yeniden yapılandırma ihtiyacı milli egemenliği tam olarak tesis etme gerekliliği ancak reform anayasasıyla karşılanabilir. Ayrıntılı olarak izah edilmeye çalışıldığı üzere sistem reformu hedefine yönelik yeni anayasal yapıda başkanlık hükümet biçimi Türkiye için en uygun ve doğru olandır. Ancak sistemdeki anomaliyi gidermek için anayasa değişikliği yoluyla partili Cumhurbaşkanına geçiş ara aşama olabilir. Fakat böyle bir geçiş yeni anayasa ve sistem reformu hedefini ortadan kaldıramaz. Toplumun ve siyasi aktörlerin mutabakat seviyesine göre yarı başkanlık sistemi de elbette seçeneklerden biri olarak tartışılabilir. Ama bu dahi sistem reformunu tam olarak karşılamaya yetmeyebilir. Bu nedenle, bize göre doğru ve uygun olan Türkiye Toplumunun, MİLLET ‘in ihtiyacını karşılayacak olan yeni anayasal sistem ve başkanlık modelidir. 

Mehmet Uçum kimdir?

1965 Kars doğumlu olan Mehmet Uçum, İstanbul Barosuna kayıtlı serbest avukat olarak çalışmaktadır. 2015 yılından itibaren Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı olarak görev yapmaktadır.

  • Kadın Kolları
  • Gençlik Kolları
  • AKIM
  • Yaşlılar Koordinasyon Merkezi
  • Engelliler Koordinasyon Merkezi
  • Akparti Siyaset Akademisi
  • Kütüphane
Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Merkezi : Söğütözü Caddesi No : 6 Çankaya / ANKARA . Tel: 0312 204 50 00 (Pbx) Faks : 0312 204 50 44