Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, ''Türkiye'nin her metrekaresiyle ilgilenmeye çalışıyorum ama sevincim de hüznüm de bu tarihi yarımadadır. Kubbeler ve minareler bu şehrin başında bir taç gibidir" dedi.
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, ''Türkiye'nin her metrekaresiyle ilgilenmeye çalışıyorum ama sevincim de hüznüm de bu tarihi yarımadadır. Kubbeler ve minareler bu şehrin başında bir taç gibidir. Dünyada, İstanbul gibi başında taç taşıyan başka bir şehir yok'' dedi.
Çemberlitaş'taki Birlik Vakfında düzenlenen konferansta konuşan Günay, 1 Eylül 2007'den bu yana Kültür ve Turizm Bakanlığı yaptığını belirterek, ''turizm ve kültür bir arada olur mu?'' diye eleştiriler olduğunu, ancak kıyı turizmiyle yetinilemeyeceğini kaydetti.
''Sivil mimarlık örnekleri, arkeolojik eserleri, minareleri, camileri, folkloru, türküler işin içine girmezse, sadece kıyı turizmi yaparız'' diyen Günay, kültür ve turizmi iç içe düşünmek gerektiğini ve bunun da bereketini görmeye başladıklarını söyledi.
Günay, 2009'dan bu yana dünyada turizmin geri gitmeye başladığını anlatarak, ''Biz 2009'da dünya turizmine göre gelişme sağladık. 2010 ve 2011'de turist sayısında artışımız sürdü. AK Parti kurulduğunda Türkiye'ye gelen turist sayısı 13 milyondu, bu yıl 31 milyon 500 bin yabancı pasaportlu ziyaretçi girişi oldu. Gelirimizi de 10 milyar dolar seviyesinden bu yıl asgari ölçülerle 23 milyar dolar seviyesine çıkardık. Kıymetli eşya alışverişini kattığımızda bu rakam 30 milyar dolar seviyelerine ulaşıyor'' dedi.
Kültür alanları ve sanat mekanlarına çekidüzen verildiğini aktaran Günay, 2007'de müzelerden elde edilen gelirin 70 milyon TL olduğunu, müze mağazalarının ve gişelerin iyileştirilmesinin ardından bu rakamın 254 milyon TL'ye çıktığını kaydetti.
Günay, Türkiye'nin kültür altyapısını her alanda iyileştirmeye çalıştıklarını belirterek, şunları söyledi:
''Bizden önceki insanların bıraktığı eserler bu ülkenin malıdır. 3 bin yıl öncesine ait, 12 metre yerin altından çıkardığımız lahitle ilgili çalışıyoruz. Açık hava ve mekan çalışması yapıyoruz. Menteşeoğlu'nun aynı yerde dağın tepesine kurduğu kalesi, külliye, han, cami ve mescit süslemeleriyle ilgili çalışıyoruz. 3 bin yıl öncesiyle ilgili de 500 yıl öncesiyle ilgili de çalışıyoruz. Türkiye'ye gelen insanlar, onlarca uygarlığın izlerinin emanet gibi korunduğunu görsünler. Bu bizim teslim aldığımız bir felsefenin emridir. Yunus Emre, 'Sen kendine ne istersen, başkasına da onu iste' der. İnsanlığın ayak izlerini korumamız gerekiyor. Hacı Bayram Cami'nin yanında eski bir tapınak var. Hacı Bayram o tapınağı yıkmamış. Caminin saçağını tapınağın duvarının üzerine oturtmuş. Öyle oturtmuş ki tapınağı yıkarsanız cami yıkılır.
Bizim medeniyetimiz anıtları yıkmamış, sağlamlaştırıp teminat altına almış. Biz barış içinde yaşamayı başarmışız. Bizim işimiz, Anadolu toprağında ne varsa sahip çıkmaktır. Bir yandan Roma tapınağı, Selçuklu ve Osmanlı eserlerini korumaya çalışıyoruz. Türkiye'nin her metrekaresiyle ilgilenmeye çalışıyorum ama sevincim de hüznüm de bu tarihi yarımadadır. Dünyada, birçok uygarlığın izlerini bulunduran başka bir şehir yok. Kubbeler ve minareler bu şehrin başında bir taç gibidir. Dünyada, İstanbul gibi başında taç taşıyan başka bir şehir yok.''
''Bütün eserler, ait oldukları topraklara gelecek''
Tarihi eserlerin kıymetinin 1800'lerde anlaşıldığını belirten Günay, şunları kaydetti:
''Yabancı müzeden bize bir talep geldiğinde, 'Senin müzende bana ait bir şey var. Vermiyorsan ben de seninle işbirliği yapmıyorum' diyoruz. 3 binden fazla eseri Türkiye'ye getirdik. Dünyanın dört bir yanında eserlerimiz var. Çok ciddi bir şekilde uğraşıyorum. Herakles heykelini Amerika'da bulduk. Tesadüf denk geldi, Başbakanımız Amerika'dayken kendi uçağına koydu, heykeli aldı getirdi. 35 sene önce bizim toprağımızdan çalınmış. 1912'de 'tamir edin' diye Almanya'ya gönderilmiş Hitit uygarlığına ait eserin birini almış, birini vermiş. Son 3 yılda nerede karşılaşsak 'Bunu verin' diye istedim. 95 yıl sonra geçen yaz bize geldi.
Padişah türbesindeki çini pano Fransa'da. Bizim müzemizde taklidi duruyor, Fransa'daki müzede gerçeği. Fransızlardan yatıp kalkıp bunu istiyorum. Camimizin mihrabını yükleyip götürmüşler. Hacı İbrahim Efendi'nin sandukasını ve daha da neler götürmüşler. British Museum'da, 'Bu eser Bergama'dan, şu Konya'dan getirilmiş' diyorlar. 'Haykırsam deli derler, ağlasam kimse bilmez' diye bir söz var. İçimden bu geçti. Bütün eserler, ait oldukları topraklara gelecek. Bakanlık olarak en fazla üzerinde çalıştığımız zor bir alandır. Fransız Meclisinden çıkan bir karar var ya, bu eserleri geri almak o kararı geri aldırmaktan daha kolay değil.''
''Anadolu topraklarının bir tek barışa ihtiyacı var''
Günay, Türkiye'nin her yerinde gezilecek birçok tarihi eser bulunduğunu ifade ederek, ''Anadolu topraklarının bir tek barışa ihtiyacı var. Denizli Pamukkale nasıl turist alıyorsa, Van da, Diyarbakır da o kadar turist alacak, gidilip görülecek'' dedi.
Edirne Yeni Sarayı da ihya ettiklerini anlatan Günay, ''Topkapı Sarayı bizim için çok önemlidir. 5 yıl önce vahim durumdaydı. Sarayın avlusunda 5 tane gecekondu vardı. Otoparkı, hastanesi, Savunma Bakanlığının deposu... Ya, dünyaya hükmetmiş bir imparatorluğun sarayı tutanın elinde kalır mı- Gidin diğer ülkelerin saraylarına bakın. Saraysa, bütünün bir plan çerçevesinde yönetilmesi lazım. Saray içinde hemen hemen işgal kalmadı'' diye konuştu.
Yıldız Sarayı'nın Mabeyn Köşkü'nü devletin kabul mekanı yapmayı planladıklarını aktaran Günay, İstanbul'daki kütüphanelerin de ihya edileceğini, Süleymaniye'nin, yazma eserlerin merkezi olacağını söyledi.
''Göğe doğru tırmanmaya çalışanlar, Mimar Sinan'ı örnek alsın''
Günay, Süleymaniye'de 40 yıldır kuru fasulyecilerin olduğunu belirterek, en önemli yazma eserlerin bulunduğu yerde ocağın olmaması gerektiğini kaydetti.
Çevresindeki yapılaşmadan dolayı Süleymaniye Camisi'nin kubbelerinin gözükmediğini ifade eden Günay, sözlerini şöyle tamamladı:
''Bu kadar göğe tırmanmaya çalışmak doğru değil. Dünyaya kazık çakmak gibi bir örfümüz yok. Koca koca binalar var. Ayasofya 1500 yıldan bu yana ayakta duran bir yapıdır. Her zaman ayakta duracak. Ayasofya ve Sultanahmet Camisi'nde bu yılki ziyaretçi sayısı 3 milyon seviyesine geldi. Ayasofya'daki padişah türbeleri Türk çiniciliğinin müzesi gibi, bütün güzellikleri orada sergilenmiş. Bizim insanımızın görmesi lazım. Galata Mevlevihanesi de restore edildi. Bizim Anadolu topraklarımızda çeşitli medeniyetlerden 9 tane dünya miras alanı vardı. Bu, birçok ülkede var ama biz biraz geç kalmışız. 12 yıl aradan sonra büyük emekle Selimiye Camisi'ni dünya mirası listesine yazdırdık. Doğrudan doğruya Osmanlı eseridir. Mimar Sinan'a borcumuzun çok küçük bir kısmını ödedik. Göğe doğru tırmanmaya çalışanlar, Mimar Sinan'ı örnek alsın. Küçücük, mütevazı bir mezarda yatıyor. Türk İslam Eserleri Müzesi'ne, Mevlana Müzesi'ne ta Amerika'lardan gidiliyor. Konya Beyşehir en güzel yerlerden biridir. Hacı Bayram, Hacı Bektaş, Mevlana'nın yerleri Anadolu'da bir tanedir. Yunus Emre'nin 15 mekanı vardır. Yunus'la özdeşleşmiş neresi varsa orayı bulup ihya edeceğiz. Sivas Divriği Camisi'nin etrafındaki yapıları da kaldırıyoruz. Kapısındaki işçiliğin dünyada örneği yok. Her yeri kamulaştırdık. Vatandaşa paraları ödendi. Gaziantep'te büyük bir mozaik müzesi yaptık. Müze bitti, 10 kez gitmişiz. Gidince ağladım, 'Bizim de dünyaya göstereceğimiz güzel yerler oldu' dedim. Vatandaşın biri, 'Bakan burada amele gibi, genel müdür temizlik işçisi gibi çalıştı' dedi. Tüm bu emeklerin en güzel mükafatı budur.''
