Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 13 Haziran 2017 tarihinde TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşması

Değerli milletvekili arkadaşlarım, kıymetli misafirler, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.

AK Parti Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Toplantısının ülkemiz, milletimiz, demokrasimiz ve geleceğimiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden temenni ediyorum.

Grup Toplantımıza teşrif eden misafirlerimize de hoş geldiniz diyorum.

Bugün 18. gününe ulaştığımız Ramazan-ı Şerifinizi tebrik ediyorum. Rabbimden bizleri de aynı şekilde Ramazan’a kavuşturduğu gibi bayrama da sağlıkla, esenlikle ulaştırmasını diliyorum.

Değerli arkadaşlarım; AK Parti olarak son 14 yılda her alanda milletimizi tarihi nitelikte reformlarla özlemini çektiği yatırımlarla buluşturduk. Eğitimi önceliklerimizin bildiğiniz gibi ilk sırasına aldık. Dedik ki; Türkiye’yi 4 temel taş üzerinde yükselteceğiz; eğitim, sağlık, adalet, emniyet. 2002 yılında 7,5 milyar lira olan Milli Eğitim Bakanlığı bütçesini 11 katlık artışla bu yıl 85 milyar liraya çıkardık; nereden nereye. Bildiğiniz gibi ders kitaplarını öğrencilerimize ücretsiz veriyoruz. Tablet bilgisayarlar ve akıllı tahtalarla eğitimin teknolojik altyapısını adeta sıfırdan ele aldık. 270 bin yeni derslik inşa ederek 561 bin yeni öğretmen atayarak hem kalabalık sınıfları, hem boş geçen dersleri ortadan kaldırmanın gayreti içerisinde olduk.

Darbe döneminin icadı 8 yıllık kesintisiz eğitimin yerine ülkemiz şartlarına uygun 4+4+4 sistemini ikame ettik.

81 vilayetimizin tamamını üniversiteye kavuşturduk. 2002 yılında 76 olan üniversite sayısı bugün 184’e ulaştı. Yurtlardaki yatak kapasitesini 182 binden 601 bine yükselterek öğrencilerimize evlerinin konforunda eğitim imkanı sağladık. Sadece harçları kaldırmakla kalmadık, aylık 45 lira olan kredi burs rakamını lisans öğrencileri için 425 liraya, yüksek lisans için 850 liraya, doktora için 1275 liraya çıkardık.

Cumhuriyet tarihinin en büyük reformunu gerçekleştirdiğimiz alanlardan biri de sağlık oldu. Hastane ve yataklı tedavi kurumu sayısını 1156’dan 4636’ya, aile sağlığı merkezlerinin sayısını 9 binden 17 bine yükselttik. Hastanelerimizde 19 bin olan nitelikli yatak sayısını 153 bine çıkardık. Doktor, hemşire ve yardımcı personel olarak sağlık kurumlarımızda hizmet verenlerin sayısını 378 binden 875 bine ulaştırdık ve Türkiye’de süratle tıp fakültelerimizin sayısını da artırmanın gayreti içerisinde olduk. Bunun yanında sağlık üniversitelerinin ilk adımını biz attık. Çünkü sağlık bilimleri üniversitelerini kuralım ki dedik, sadece doktor değil hemşiresi, sağlık memuru, bütün bunları da bir taraftan yetiştirelim istedik. Son olarak şehir hastaneleri projemizi hayata geçiriyoruz. Şu ana kadar Yozgat, Isparta, Mersin ve Balıkesir şehir hastanelerimizi hizmete açtık. Halen inşası süren 20 şehir hastanemizin tamamını inşallah 1,5 yıl içinde hizmete açıyoruz. Hazırlıkları süren 8 hastanemizin inşasına da en kısa sürede başlıyoruz.

Altını çizdiğim bir konu var, o da şu: AK Parti insana odaklı bir Türkiye’yi hedeflemiştir. Aynen Kanuni’nin diliyle; halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi. Gençler, sağlıklı bir nefesi bir devletin fedasına amaçlayan, o uğurda adımlarını atan bir anlayış, bir medeniyet anlayışı AK Partide var. Şu ana kadar bunun uygulamasını yapan bir başka iktidar olmadı, işte biz bu adımları atıyoruz ve atmaya da devam ediyoruz, olgunlaştırarak, geliştirerek daha da atacağız. Ve ülkemin insanı hiçbir zaman bu hastane kapılarında mağdur olmayacak, edilmeyecek, bu hedefimize her geçen gün daha da yaklaşıyoruz, yaklaşacağız.

Aynı şekilde ulaşım alanındaki hizmetlerimizi aslında anlatmaya herhalde gerek yok. Fakat hafıza tazelenmesi bakımından burada bazı rakamları tekrar etmekte fayda görüyorum. Bölünmüş yol uzunluğu 79 senede 6100 kilometre, buna 19 bin 134 kilometre ilaveyle 25 bin kilometrenin üzerine çıktık. Kara yollarımızda 50 kilometre olan tünel uzunluğunu 355 kilometre ulaştırdık. Şu anda 1213 kilometre hızlı tren hattıyla milletimize raylı tren konforunu yaşatıyoruz, mevcutlara ilave olarak Ankara-Sivas, Ankara-İzmir, Bursa-Bilecik, Konya-Karaman başta olmak üzere yeni hatların inşası da devam edecek. 2023 yılına kadar hızlı tren hattı uzunluğunu 12 bin kilometreye çıkarmayı hedefliyoruz. Halen 12 bin 500 kilometre civarında olan mevcut demir yolu ağını da 2023 yılına kadar iki kat arttırarak 25 bin kilometreye ulaştırmak amacındayız.

İstanbul Boğazı’nı Marmara ve Avrasya Tüneliyle denizin altından ilk defa, Yavuz Sultan Selim Köprüsüyle Boğazın üzerinde üçüncü defa birleştirdik.

Değerli arkadaşlarım, ekranları karşısında bizi izleyen sevgili milletim; acaba asırlarca Boğazın altından böyle bir hat geçecek denilseydi buna inanır mıydık? Ecdadımız inanmış, hatta ecdadımız proje de yapmış, eskiz çalışmalarını vesaire, bütün arşivlerden bunları gördük, fakat bunları gerçekleştirmek elhamdülillah bize nasip oldu. Azmettik ve dedik ki, bizim ecdadımız Fatih karadan gemileri yürüttüğüne göre, biz de onun torunları olarak denizin altından bu işi başaracağız dedik ve başardık.

Gençler, İstanbul-İzmir Otoyolu kapsamında inşa ettiğimiz Osman Gazi Köprüsü de bu arada hizmete girdi. Tekirdağ-Balıkesir Otoyolunun bir bölümünü oluşturan -bu da çok önemli- 1915 Çanakkale Köprüsünün biliyorsunuz bu yıl 18 Mart’ta temelini attık, şimdi bir de oranın inşallah yapımı gerçekleşecek.

Bunlar neyi getiriyor? Bunlar bir yerlere cevap. Sadece ülke içi değil, aynı zamanda dünyaya cevap. Yani uyuyan, yan gelip yatan bir Türkiye yok, çalışan, gayret eden ve muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkma azminde olan bir Türkiye var, bunu görün.

Gençler, bu dinlediklerinizi burada bırakmayın ha, bu dinlediklerinizi şehirlerinize döndüğünüz zaman oralarda da anlatın. Çünkü olur ya her şey güzel, ama bilmek, anlamak, onu adeta durgun suya atılan bir taş gibi dalga dalga kenara doğru ötelemek çok önemli. Aynı zamanda da hafıza-i beşer nisyan ile maluldür, insanoğlu unutur, onun için devamlı hatırlatmak lazım. Acaba niye bu kadar işte Başbakan, Cumhurbaşkanı aynı şeyleri konuşuyor demeyin, hep konuşmaya mecburuz. Bakanlarımız, milletvekillerimiz, teşkilat, hep bunları anlatmaya mecbur, anlatacağız ki unutulmasın, unutturulmasın.

İşte bakın, havalimanlarımızın sayısı geldiğimizde 26’ydı, ama 55, şimdi inşası devam edenler var, daha da artacak. Dolayısıyla hangi vilayet olursa olsun en fazla yarım saatle 45 dakikada en uzak olan noktada bile havalimanına ulaşabiliyorsunuz; nerelerden nerelere geldik. Fiyatlara bakıyorsunuz uçaklarda, eskiden otobüs fiyatı neydi, şimdi otobüs fiyatının bazı yerlerde altına düşmüş vaziyette; şimdi bunlar önemli. Yani insanın yanında olan bir iktidar var, her şey insan için, her şey Türkiye için diyen bir iktidar var ve bunu da gerçekleştiriyor. Ve bu havalimanlarımızdaki hakikaten insanımıza yakışan o modernite de var.

Ve sanayimizi geliştirmek için ülke genelinde 197 olan organize sanayi bölgesi sayısını da 299’a ulaştırdık. Hedefimiz 2023 yılına kadar 65 yeni organize sanayi bölgesini daha faaliyete geçirmektir.

Ana Muhalefetin başındaki zat konuşuyor yalan-yanlış, hala 7 milyon işsiz varmış filan. Geçen gün Sayın Başbakanımız zaten gerekli cevabı verdi. Ya ayıptır ya; senin bir defa kılavuzun kargaya, kargaya da hakaret olmasın ama, böyle bir durum var.

Biz de sizinle beraberiz, beraber yürüdük bu yollarda biliyorsunuz.

Şimdi Türkiye, biraz sonra geleceğim o konulara da, eğer böyle bir konumda olsa, şu anda yakaladığı büyümeye bakın. Türkiye evvel Allah ufak tefek yurt dışı spekülasyonlara rağmen, o zaman da söyledik, bu tamamen siyasi bir müdahaledir, bunları aşacağız dedik.

Kalkınmanın temel altyapısı olan enerji alanındaki yatırımlarımızla elektrik üretimimizi 10500 megavattan, 25 bin megavata yükselttik, bunlar refah düzeyinin işaretleridir, buna iyi dikkat edelim. Hedefimiz, gelecek 10 yılda 10 bin megavata güneş, 10 bin megavatı RES, rüzgara dayalı yenilebilir enerji kaynağını inşallah harekete geçirmektir.

2002 yılında 195 olan baraj sayımıza bir kısmı enerji ve sulama, bir kısmı sadece sulama amaçlı olan 423 yeni tesis ilave ettik. Hidroelektrik santrallerimizin sayısını da 49’dan 540’a çıkarttık. Elhamdülillah, bu hükümet çalışıyor be, gayret var, koşturuyoruz. Bunların birçoğu, hele hele bu barajların birçoğu teröre rağmen terör bölgelerinde inşa edildi, hala da inşa süreci devam ediyor. İşte Ilısu Barajı, yakında inşallah açılışını yapacağız. Şimdi Ilısu’da şehri taşıyoruz ve şehir taşıma işlemleri biter bitmez orada adeta bir devrim niteliğinde bir Ilısu Barajının hayata geçirilmesi ve o şehrin bir yerden bir yere taşınması suretiyle tarih bir taraftan bugüne, bir diğer taraftan yarına taşınıyor. İş bu, lafla bu işler olmuyor, iş bu.

Ve bakın şimdi gençler, şurası çok önemli, burayı iyi takip edin; ekonomide ülkemizi 3ç kat büyüterek, güçlü, müreffeh bir Türkiye yolunda çok önemli adımlar attık. 2002 yılında nasıl aldık Türkiye’yi? 236 milyar dolar olan gayrisafi yurt içi hasılayla aldık, 857 milyar dolara, kişi başına düşen gelirimizi de 3500 dolardan 11 bin dolara çıkardık. İhracatı yılda 36 milyar dolardan geçtiğimiz ay itibariyle 147 milyar dolara çıkardık, aslında bir ara 158 milyar dolara çıktık, ama dünyadaki malum ekonomideki sıkıntılardan dolayı bir düşüş yaşandı, ama orayı tekrar yakalayacağız.

Geldiğimizde IMF’e olan borcumuz neydi? Bak, o günün rakamlarıyla söylüyorum, 23,5 milyar dolar. 2013’te ne yaptık? IMF’e olan borcumuzu sıfırladık. Bu bize nasip oldu ya. Niye bizden öncekiler bunu yapamadı? Bunlar bağımlılıktı, biz bu bağımlı olma zincirini kırdık ve ekonomi alanında IMF’le olan bu ilişkiyi de kestik attık.

Değerli kardeşlerim, Merkez Bankasına bakıyoruz, Merkez Bankasında da aynı şekilde göreve geldiğimizde 27,5 milyar dolar döviz rezervimiz vardı, hamdolsun döviz rezervimiz de şu anda gayet iyi bir noktada, 106-107 milyar dolar.

2002 yılında bütçenin yüzde 43’nü oluşturan neydi biliyor musunuz? Faiz harcamaları. Geçtiğimiz yıl bu 8,6 olarak gerçekleşti; nereden nereye.

Yatırımlara ayrılan kaynağı 70 milyar liradan 700 milyar liranın üzerine çıkarttık ve tabi bir de kaynakları çeşitlendirdik. Sadece cebimizdeki parayı harcamadık, aynı zamanda B2B sistemini, bunu devreye sokmak suretiyle bir defa yap-işlet-devret, yap-işlet gibi, bunları devreye sokarak bir kaynak aramada çeşitlendirme olayını hayata geçirdik ki bu da tabi ülkemizin kalkınmasına büyük katkılar sağladı.

İhracatımızın, işadamlarımızın önündeki bütün engelleri kaldırarak özel sektörümüzü ekonomimizin lokomotifi haline getirdik. Devlet olarak bu alandan mümkün olduğunca çekildik, tamamıyla yatırımcılarımız burada devreye girdi.

Savunma sanayinde yüzde 80 dışa bağımlı bir ülkeden, bugün kendi gemisini, kendi silahını, kendi füzesini, tankını, helikopterini yapan, bununla yetinmeyip ürettiklerini yurt dışına ihraç eden bir ülke konumuna geldik. Ama Ana Muhalefet bundan rahatsız ha onu da söyleyeyim size, çünkü savunma sanayinde sen kalkacaksın kendi silahlarını üreteceksin, rahatsız, hele hele bir de bunun ihracatına başlayacaksın, hepten rahatsız. İstediğiniz kadar rahatsız olun, bunları ithal eden bir Türkiye’den ihraç eden bir Türkiye’ye geldik, geleceğiz.

Ülkenin kıt kaynaklarını faiz lobilerine yağmalatmak yerine, IMF’e borcunu ödeyen, Merkez Bankasının kasasını güçlü kılan ve Hazine’yi güçlendiren, böylece tam bağımsız bir ülke olma yolunda ilerleyen bir Türkiye inşa ettik.

Hak ve özgürlükler konusunda geçmişte telaffuzu dahi imkansız düzenlemeleri cesaretle biz hayata geçerdik. Terör örgütleriyle ve onların gerisindeki güçlerle kararlı bir şekilde mücadele ederek, vatanımıza kem gözlerle bakanların heveslerini kursaklarında bıraktık. Demokrasiye sıkı sıkıya sahip çıkarak, kirli pazarlıklarla iktidar hayalleri kuranları her seferinde Allah’ın izniyle sandığa gömdük. Bu aziz millet bu yolda bizi yalnız bırakmadı, inanıyorum ki bundan sonra da bırakmayacak. Darbecilerin yönü millete çevrilmiş namluları üzerinden ikbal değiştirmeye çalışanları 15 Temmuz’da hamdolsun başarısızlığa uğrattık.

Allah’a ham olsun, son 14 yılda ülkemize, bulunduğumuz yeri borçlu olduğumuz aziz milletimize hizmetten başka hiçbir hedefimiz, hiç bir gayemiz olmadı, olmayacak. Her gece yastığa başımızı koyduğumuzda bugün milletimiz için ne yaptık sorusunu sorarak nefsimizi sürekli hesaba çekerek, kendimizi her daim yenileyerek işte bugünlere geldik. Karşımızda ciddi bir muhalefet olmadığı için hep kendimizle yarıştık, inşallah bundan sonra da aynı anlayışla yolumuzda ilerleyeceğiz. Çocuklarımızın bize emaneti olan bu ülkeyi kalkındırmak, büyütmek her alanda muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkarmak için var gücümüzle çalışmayı sürdüreceğiz. Ülkemiz için, geleceğimiz için hayaller kurmaya ve bu hayalleri tek tek gerçeğe dönüştürmeye devam edeceğiz. AK Parti’nin milletin ve geleceğin partisi olarak Türkiye’ye edeceği daha çok hizmet, kazandıracağı daha çok yatırım vardır.

Değerli kardeşlerim, felaket tellallarının tüm çabalarına rağmen güzel gelişmelerin haberlerini ardı ardına almaya devam ediyoruz. İhracatta, üretimde ve istihdamda yaşanan yükselişi son olarak dün açıklanan büyüme rakamlarıyla taçlandırmış olduk. Bu yılın ilk çeyreğindeki büyüme oranımız yüzde 5 olarak gerçekleşti, tabi bu milliyetperver, vatansever halkımız için bir mutluluk vesilesi, ama aksi olanlar için de tam aksi. Bu büyüme oranı yüzde 2.4 olan Avrupa Birliği’nin ortalamasının iki katından bile fazladır. Aynı dönemde G-7 ülkeleri yüzde 1.8 ve OECD ülkeleri yüzde 2 büyümüştür. İlk verilere göre, yüzde 5’lik büyüme oranıyla G-20 ülkeleri arasında -bakın burası çok önemli- Çin ve Hindistan’ın ardından üçüncü sırada bulunuyoruz. Aramızda da çok fazla fark yok ha, onları da yakalayacağız, daha iyi noktaya geleceğiz; o yakılacağımız güç bizde var evvel Allah. Ekonomistlerin ve IMF gibi kuruluşların yüzde 3-4 arasında bekledikleri büyümenin yüzde 5 olarak gerçekleşmesi, geleceğimize olan güvenimizi daha da arttırmıştır.

Aynı şekilde ilk 5 aylık ihracatımız da yüzde 8,9 artış kaydetmişti, İstihdamda da başlattığımız seferberlikle 2 milyon kişilik bir artış elde etmiştik. Hey muhalefet, bunu niye söylemiyorsun? 2 milyon. Uluslararası yatırımlarda da yılın ilk 4 ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre az da olsa bir artışla 3,6 milyar dolar seviyesini yakaladık.

Yatırım davetimize, üretimi, istihdamı, ihracatı arttırma çağrımıza olumlu cevap vererek böyle bir büyüme oranını yakalamamızda emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum.

Türk ekonomisinin artık öyle ufak tefek sarsıntılarla dengesi bozulmayacak kadar büyük ve güçlü olduğunu özellikle geçtiğimiz yıl hep birlikte gördük. Türkiye’nin kredi notuyla ilgili spekülasyonların ülkemizin gerçek durumundan ziyade, siyasi saiklerle bağlı olduğunu açıkça söylemiştim. Eğer büyüme oranı beklentilerin altında çıksaydı, hemen kredi notunu düşürmek için harekete geçecek olan derecelendirme kuruluşlarının şimdi neredeyse yarı yarıya yüksek çıkan büyüme oranı karşısında ben ne yapacaklarını merak ediyorum; onu da göreceğiz.

Tabi biz kendimizin ne olduğunu gayet iyi biliyoruz. Ülkemizin potansiyeline ve milletimizin kabiliyetine olan güvenimiz tamdır. Bugüne kadar bizi hiç yanıltmayan bir dinamizmle ülkesine ve geleceğine sahip çıkan milletimizin her bir ferdine şükranlarımı sunuyorum.

Stratejik yatırım alanları başta olmak üzere, geniş bir yelpazede verilen teşvikleri sürdürerek, büyüme eğilimimizi daha da yukarılara taşımak için gece- gündüz demeden çalışmaya devam edeceğiz.

Biz, hem mali disiplinden, hem yatırımlardan taviz vermeden büyümenin mümkün olduğunu defalarca ispatladık. Önümüzdeki dönemde bu başarıyı tekrar ve tekrar göstermeyi sürdüreceğiz. Büyüme oranımız başta olmak üzere, ekonomide gerçekleştireceğimiz büyük atılımlarla 2023 hedeflerimize ulaşmamıza Allah’ın izniyle kimse engel olamayacaktır.

Değerli kardeşlerim, son 14 yılda yaptıklarımızın tamamı elbette önemlidir, bunlar tarihi nitelikte başarılardır. Bununla birlikte, en büyük reformlarımızın başında vesayetle mücadelede elde ettiğimiz başarının geldiğine inanıyorum. Her zaman söylediğim gibi, bu ülke ne çektiyse siyaset ve toplum mühendislerinden çekmiştir. Bu millete en büyük zulmü, dilinden halk ve halkçılık kelimelerini eksik etmeyen müstebitler yapmıştır. Değerlerimize, tarihimize, kültürümüze yabancı bir hayat tarzını yıllarca çağdaşlık kılıfı altında milletimize dayatanlar, cumhurla Cumhuriyet arasındaki bağı koparmışlardır. Bu sahte projeyle ülkenin imkânları bir avuç seçkine peşkeş çekilirken millet fakirleşmiş, temel insani ihtiyaçlarını karşılamaktan dahi aciz duruma düşmüştür. Milletin temsilcisi milletin temsilcisi olması gereken siyaset de maalesef aynı çarpık düzenin bir parçası haline dönüşmüştür.

Şunu iftiharla söylemek isterim ki; ülkemizde vesayetin salasını vermek de, onun izinden giden siyaset anlayışını tarihe gömmek de işte bu kadroya, AK Partiye nasip olmuştur.

Kurulduğumuz günden beri milletimizle öyle bir bütünleştik ki, karşımızda hiçbir güç duramadı. Bu süreçte en büyük hakaretler, en ağır saldırılar ayrıcalıklarını kaybeden kesimlerden geldi, çok rahatsız oldular, öyle rahatsız oldular ki sürekli saldırdılar. Zahirde elit, hakikatte lümpen olan bu çevreler, ellerindeki tüm imkanları bizi karalamak için seferber ettiler. Yol, hastane, okul, cami, hangi hizmeti yapmaya kalktıysak hemen karşımıza dikildiler. Havalimanı, baraj, köprü inşa etmek istediğimizde birdenbire çevre hassasiyetleri kabardı, zannedersin ki çevreci. Biz milyonlarca ağaç dikiyoruz, onlar ise, bunlar çevreci değil çevre düşmanı, çevre karşıtı, hep böyle saldırdılar. Bu Geziciler değil mi 10-12 tane ağacı bir yerden bir başka yere taşırken isyan edenler? Çünkü bunlarda ağaç taşıma kültürü de yok. O da ayrı bir beceri, bunlar beceri isteyen işler. Artık Batıda bakıyorsun devası ağaçları ne yapıyorlar? Bir yerden yere nakledebiliyorlar. Hatta bu işin ihracatını yapanlar nasıl yapıyor? Böyle yapıyor, hem besliyor, yetiştiriyor, ondan sonra da ihracatını işte bu şekilde yapıyor. Ama bunlar bundan anlamaz, bunlar başka yerde geziyor, bunlar böyle Gezici. Ama alışacaklar, 4’üncü yılını da kutlasalar, 40. yılını da kutlasalar yine buna alışacaklar.

Bunlar İstiklal Caddesi’nde istiklalimiz ve istikbalimiz için yürümüyorlar, İstiklal Caddesi’nde bölücü terör örgütünün temsilcileriyle el ele, kol kola yürüyorlar, bunların yaptığı bu.

Eğitimde darbe dönemlerinin yol açtığı haksızlıkları düzeltmeye çalıştığımızda ne diyorlardı? Laiklik elden gidiyor, ortalığı böyle ayağa kaldırdılar. Biz dış politikaya yeni bir vizyon kazandıracak adımları atarken, onlar eksen kayması tartışmaları üzerinden birilerine mesajlar veriyorlar, gidip oralarda bizleri şikayet ediyorlar, söylemedikleri hiçbir şey kalmadı. Kültürde, sanatta, fikir ve yazı hayatında kendileri dışında kimseye hayat hakkı tanımamak için yapmadıkları çirkefliği bırakmadılar.

Dün akşam İstanbul’da Tarabya’da sanatçılarımız ve sporcularımızla bir iftarım vardı ve orada Taksim’deki AKM’yi anlattım, dedim ki, böyle böyle, bugüne kadar bu AKM’yi bitirecektik. Türkiye’de biliyorsunuz opera binası yok, yani Ankara’da görünen yer bir opera binası değil, bir ufak tiyatro salonu. Biz Türkiye’ye yakışır bir opera binasını şimdi ilk defa Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yaptık. Bunun için mimarlarımızı tüm dünyadaki gidin opera binalarını inceleyin dedik, incelediler ve burayı inşa ettik. Ama aslolan İstanbul’a böyle bir opera binasını kazandırmak, onun için de ta başından itibaren tabi AKM’yi dedik ki yıkalım, çünkü depremden zarar görmüş bir bina konumunda ve burayı halletmemiz gerekir dedik, hemen isyanlar. Aynı şeyi Muhsin Ertuğrul’da da yaptılar. Biz 17 ayda oradaki Harbiye Kongre Merkezini yerin altına devasa hafriyat yapmak suretiyle indik, onu inşa ettik, 3 bin kişi alıyor şu anda. Yanına Muhsin Ertuğrul’u yaptık. Gösteri üstüne gösteriler, gösteri üstüne gösteriler; ne oldu? Ya şu anda eski Muhsin Ertuğrul’un iki kat büyüklüğünde bir Muhsin Ertuğrul kazandırdık İstanbul’a; kötü mü yaptık? Biz sözünde duran bir kadroyuz, biz ne aldatan olduk, ne aldanan olduk, bugüne kadar bu iş hep böyle yürüdü.

Şimdi de AKM’yi, proje tamam, bitti, yanında boşluk vardı, o boşluğu da katmak suretiyle, arkadaki boşluğu, orayı da katmak suretiyle dev bir opera binasını inşallah İstanbul’umuzda Taksim Meydan’ında inşa edeceğiz. Muhteşem bir proje var ortada ve bu projeyi orada inşa etmek suretiyle İstanbul’daki bu açığımızı da gidermiş olacağız ve Taksim’e üç dev projeyle bir zenginlik kazandıracağız. Önümüzü kesemezler, bu millete hizmet yolunda bizim önümüzü kesemezler. Biz bu millete hizmet ettikten sonra, bu vatana hizmet ettikten sonra önümüze kesemezler, üzerine üzerine gideriz.

Bunlar terör örgütlerine gösterdikleri sempatinin 10’da 1’ini kendi insanına göstermediler. Sarıldıkları ideolojilerinin içinde şiddet, zulüm ve baskıdan başka bir şey bulamazsınız, hep bunu yaptılar. Sembolleştirdikleri tarihi şahsiyetlerin geçmişlerine baktığınızda göreceğiniz tek şey var, burayı da önemle söylüyorum, isim vermeyeceğim, siz anlarsınız, ölüm tarlaları ve kurukafa kuleleridir, bunları sembolleştirirler. Senelerce devrimci şiddet güzellemeleriyle eli kanlı teröristleri gençlerimize rol model olarak sundular. Yaşamak ve yaşatmak yerine, ölmek ve öldürmek üzerine mesajlar vererek körpe zihinleri iğfal ettiler. Ve bakıyorsunuz beyefendi çıkıyor konuşuyor, barış, sevgi. Ya lafla barış, sevgi olur mu? Bal bal demekle ağız tatlanır mı ya? Balı yersen ağız tatlanır. Bunları yaptılar. Bunların kirli yüzlerinin farklı tonlarına terörle mücadelemizde, Gezi olaylarında, 15 Temmuz darbe girişiminde, son yıllarda yaşadığımız her kritik hadisede bunlara şahit olduk.

Terör örgütüne arka çıkarak katil devlet bildirileri yayınlayanlar, bugün de nerede ve nasıl öldüğü meçhul bir kadın terörist üzerinden yine aynı oyunu oynuyorlar. Her gün askerimizin, polisimizin, sokakta yürüyen vatandaşlarımızın hayatına kast eden eli kanlı teröristleri allayıp pullayıp öne çıkardıkları bir isim üzerinden aklamaya çalışıyorlar. Buna karşılık aynı çevrelerin karne günü PKK’lı teröristlerce şehit edilen Aybüke öğretmenle ilgili ciddi bir tavrına, üzüntü beyanına, bir tepkisine şahit oldunuz mu? Terörist cenazesinde birbirlerini ezen sözüm ona milletvekilleri, yazarlar, aydınlar, gazeteciler, Aybüke öğretmenimiz için, terör örgütünün katlettiği diğer masumlar için kıllarını kıpırdattılar mı? Aynı kesimlerin terör örgütü tarafından dağa kaçırılan gençler ve bu gençlerin gözü yaşlı anneleri için bir kez bile seslerini yükselttiğini duydunuz mu? Elbette hayır. Daha hayatının baharında tüm ümitleri ve heyecanıyla birlikte toprağa verilen Aybüke kızımız için yüreği yanmayan taş kalplilerin dertleri kesinlikle insan değildir, insan hakları hiç değildir. Bunların tek derdi, terör örgütlerinin kalemşörlüğünü yapmaktır. Bunların tek gayesi, teröristleri ve onların kanlı eylemlerini toplum nezdinde aklamaya çalışmaktır. Değerli kardeşlerim, bu gerçek ortada.

Ben buradan Güneydoğu’ya, Doğu’ya sesleniyorum; Aybüke kızımız genç yaşında çıktı oralara geldi. Niye? Hizmet için geldi, yavrularınıza ilim, irfan, bunu öğretmek için geldi. Ve yavrumuz aldığı maaşıyla orada kalkıp bir de ufak laboratuvarı da hazırladı, derdi çünkü sizin yavrularınıza hizmetti, o aşkla oraya geldi. Ama bu yavrumuzu orada katlettiler. Kim? İşte bu terör örgütü. Onun için ben inanıyorum ki, Güneydoğulu, Doğulu kardeşlerim bundan sonra siyasi iradesini çok daha farklı bir şekilde bu terör ve terör örgütüne karşı inanıyorum ki bu ülkeye ve kendilerine hizmet eden hizmet ehli AK Partiye verecektir, ben buna inanıyorum; çünkü bizim derdimiz bu. Bizim bir aşkımız var, bizim bir heyecanımız var, ya bizim aşkımız bu vatana hizmettir, bizim aşkımız, heyecanımız bu millete hizmettir ve biz yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevmek suretiyle geleceğe yürüdük, yürüyoruz.

Tabi ben Aybüke kızımızın babasıyla da görüştük, Allah sabırlar versin annesine, ailesine. Tüm milletimizin başı, Milli Eğitim camiamızın başı sağ olsun diyorum tekrar.

Aynı şey bakıyorsunuz sağlıkta, hastanelerde. Ya senin hastana hizmet edecek doktoru tekme-tokat ölesiye dövmeler. Bu ne büyük cehalettir ya, böyle saçmalık mı olur? Yapılan bir yanlış varsa ilgili mercilere bunu bildirirsin. Bu ne büyük cehalet. Ondan sonra o doktorumuzun hizmet aşkı kalır mı? Milletçe biz bu noktada hizmet ehli olan öğretmenlerimiz, sağlık görevlilerimiz, aklınıza ne gelirse, hepsiyle el ele vereceğiz, omuz omuz vereceğiz ve Türkiye’yi geleceğe böyle taşıyacağız.

Ve şimdi de FETÖ’den bölücü terör örgütüne kadar Türkiye düşmanı bütün çevrelere özellikle bunların hizmetkarlık yapmalarının sebebi işte budur.

Devletin askeri, polisi, güvenlik korucusu şehit edildiğinde, masum insanlar alçakça katledildiğinde havaya bakıp ıslık çalarken, teröristlerin arkasından ağıtlar düzenlere yazıklar olsun.

Terör örgütü saflarına katılan her gencin acı akıbetinde gazetecisinden milletvekilin tüm bu kart devrimcilerin sorumluluğu vardır. AK Partinin son 14 yıldaki en önemli başarılarından biri de işte bu maskeli baloyu sona erdirmesidir. Bitecek bu, bitecek, burada öyle durmak yok, ara vermek yol, şu istasyonda takılalım yok, bu işi bitireceğiz Allah’ın izniyle, üzerine üzerine gideceğiz. Çünkü bu milletin huzuruna, mutluluğuna kastedenlere bu işin hesabını soracağız, onun için de bu mücadelede ara vermek yok, devam.

İnşallah gençler, bundan sonra da sıfatı ve konumu ne olursa olsun ülkesine ve milletine karşı ihanet içine girenlerin maskelerini düşürmeye devam edeceğiz.

Değerli kardeşlerim; bölgemizdeki krizler, çatışmalar ve gerilimler maalesef şu mübarek Ramazan günlerinde durulmak bir yana tırmanarak devam ediyor. Suriye’de ve Irak’ta neredeyse her gün sivillerin zarar gördüğü saldırıların haberlerini alıyoruz. Kendileri için daha güvenli bir hayat kurmak üzere derme-çatma teknelerle Akdeniz’e açılan mültecilerin kitleler halinde boğulması neredeyse rutin haberler haline geldi. Ülkemizde de PKK’lı teröristlerin çoğunlukla da tam iftar saatinde güvenlik güçlerimize yönelik saldırılarında verdiğimiz şehitlerin acıları yüreklerimizi dağlıyor.

Bütün bunlar yetmezmiş gibi bölgemizde bir de Katar’a yönelik mesnetsiz iddialarla başlatılan yaptırımlar kriziyle karşı karşıya kaldık. Türkiye olarak bu meselede tavrımızı en başından beri net bir şekilde ortaya koyduk. Bölgemizde terör örgütlerine ve onları birer maşa gibi kullanan güçlere karşı birliğe, beraberliğe dayanışmaya her zamankinden fazla ihtiyaç duyduğumuz bir dönemden geçiyoruz. Özellikle Irak’taki Kuzey Irak Yerel Yönetimiyle ilgili yapılan açıklama gerçekten bizi derinden üzmüştür. Böyle bir reform arayışı içerisine girmek, Kuzey Irak’ın bağımsızlığıyla ilgili bir adım atmak, Irak’ın toprak bütünlüğünü bir tehdittir ve yanlış bir adımdır. Temenni ederdik ki bunlar, yapılacak işler istişare yoluyla yapılsın. Çünkü bu bölgede Kuzey Irak yerel yönetimi yalnız değildir. Ve Kuzey Irak Yerel Yönetimiyle birlikte Musul’da Araplar, Kerkük’te Türkler-Türkmenler, bütün bunlar hep birlikte yaşıyorlar. Ve biz bir barış içerisinde özellikle bu bölgede bütün bu adımların atılmasını ve Irak’ın bütünlüğünü hep savunduk, savunmaya da devam ediyoruz. Ama biz bunları savunurken maalesef zaman zaman orada ipin ucunun da kaçtığını gördük. Ve bugüne kadar nasıl ki bu istişareleri, görüşmeleri her konuda yaptık-yapıyorsak, burada da aynı şekilde bunun yapılması gerekirdi. Bu bizi üzmüştür ve Dışişleri’miz zaten bu konuyla ilgili açıklamaları da yapmıştır. Bu kritik süreçte böyle bir adım atılması kimsenin yararına değildir.

Ayrıca Katar’daki gelişmeler, Katar’a ve Katar vatandaşlarına yönelik yaptırımların uzandığı yerlere baktığımızda çok ciddi bir yanlışın içine düşüldüğünü görüyoruz. Bir ülkenin halkını yiyecek-içeceğinden seyahatine, ticaretinden ibadetine kadar her alanda tecrit etmeye kalkmak insani değildir, İslami hiç değildir.

Pek çok terör örgütüyle aynı anda mücadele eden, bu sebeple sadece son 35 yılda 40 bin vatandaşını ve güvenlik görevlisini kaybeden bir devlet olarak Türkiye, terör konusunda en çok hassasiyet sahibidir. Buna rağmen bizim dahi kesinlikle tasvip etmediğimiz yöntemlerin teröre destek ithamıyla bağımsız bir ülkeye karşı uygulanmaya çalışılması kabul edilemez. Üstelik Katar, teröre destek veren değil tam tersine bölgemizde çok ciddi yıkıma ve acıya yol açan terör örgütü DEAŞ’a karşı Türkiye’yle birlikte en kararlı duruşu gösteren ülkedir. Lütfen birbirimizi aldatmayalım. Ve iftira kampanyalarıyla Katar’ı adeta bir suçlu gibi göstermenin bölgeye hiçbir faydası yoktur. Türkiye olarak bu ülkede biz bir defa neyin ne olduğunu gayet iyi biliriz. Ama PKK’nın yavruları olan PYD’ye ve YPG’ye sahip çıkanlar, bu verdikleri kararlarla bedeli ödenmeyecek yanlış adımlar atıyorlar. PKK’yı, PYD’yi, YPG’yi birbirinden ayıramazsınız. YPG de, PYD de, bunların her ikisi de PKK’nın düşük çocuklarıdır; bunu böyle biliniz. Bunu biz ilgili her yere aynen söyledik, yanlış yapıyorsunuz dedik. İyi terörist-kötü terörist olmaz. Bunların her ikisi de kötüdür ve bunlarla sizin beraber olmanız hele hele Amerika’ya hiç yakışmaz dedik. Amerika olarak biz sizlerle NATO’da beraber miyiz? Beraberiz. Stratejik müttefik miyiz? Müttefikiz. O zaman Rakka operasyonunu biz beraber yaparız, niçin siz terör örgütleriyle bunu beraber yapıyorsunuz? Gelin bunu beraber yapalım. Şimdi bir ülkeyi terör örgütlerine maddi yardımda bulunmak, aynı zamanda ayni yardımda bulunmakla suçlayacaksınız. Ama öbür taraftan kalkıp PYD’ye, YPG’ye tonlarca silah aktaracaksınız. Bunu neyle izah edeceğiz? Bunlar bilinmiyor mu, görülmüyor mu, her şey ortada. Ve şu anda PYD’ye verilen silahların YPG’ye verilen silahların benim ülkeme tehdit oluşturmadığını bana kim garanti edecek? Dost acı söyler, ama gerçeği söyler, bunu söylemek zorundayız. Herkes bunu görmek, bilmek zorunda.

Eğer darbelere karşıysanız, 15 Temmuz da biz kimlerin darbelere karşı olduğunu gördük, duyduk, çok iyi biliyoruz. Şu anda Körfez’de oynanan oyunun içerisinde de bu aktörlerin rol almadığını kimse iddia edemez.

Aynı şekilde Mursi’nin bir darbeyle indirilmesi olayında da, evet darbeci olanın kim olduğu belli, görevi belli, kimdi bu zat? Mursi’nin Savunma Bakanıydı, aynı zamanda Genelkurmay Başkanıydı. Ve darbeyi yapan o, ama ondan sonra el bebek, gül bebek eller üzerinde kaldırıldı ve eller üzerinde taşınıyor. Eğer demokrasi darbeler sistemiyse, bunu bize tanımlayın da biz de bilelim. Ama yok değil halkların bu noktadaki iradesinin tecellisi ise, bunun halkların iradesinin tecellisiyle yakından uzaktan alakası yoktur. Şayet Türkiye ve Katar’ın desteği olmasaydı, Suriye’deki muhaliflerin DEAŞ’a ve zalim rejime karşı direnebilmesi mümkün değildi. Katar’ı sadece doğal kaynaklarının zenginliğinden ibaret bir ülke olarak görmemek gerekiyor. Her şeyden önce Katar, İslam dünyasının son dönemde yaşadığı sıkıntılar karşısında bağımsız duruş sergileyebilen, kendi politikalarını oluşturabilen bir ülkedir. Bu bakımdan Katar bölge ve dünya siyaseti için 2,5 milyon nüfusundan ve 11,5 bin kilometrekare yüzölçümünden çok daha fazlasını ifade ediyor. Öz önemli, biz buraya bakarız.

Bu meselenin mümkün olan en kısa sürede çözüme kavuşturulması, bölgedeki tüm ülkelerin ve halkların yararına olacaktır. Bunun için de çok ciddi bir telefon diplomasisi sürdürdük, sürdürüyoruz, bugün de bir telekonferansla Fransa Cumhurbaşkanı, Katar emiri üçlü olarak bir görüşme yapacağız, gelişmeleri tekrar değerlendireceğiz.

İslam aleminin mübarek Ramazan Bayramına anlamına ve ruhuna uygun bir şekilde girebilmesini özellikle temenni ediyorum. Böyle bir ayın içerisinde Körfez’de bu olayların patlak vermesini izah etmek mümkün değil. Fakat ben buradan milletime ve tüm siyaset dünyasına da sesleniyorum; efendim, şu kadar küçük nüfusuyla, şu kadar küçük bir yeriyle devasa, işte yüz milyona kafa tutmak, karşı çıkmak, bunlar olacak şeyler midir? Ya kafa tutan diye bir şey yok ki, hakkında adeta bir idam kararı verilen bir ülke söz konusu. Gıdası, ilacı, aklınıza ne gelirse her şeyini kesmek suretiyle böyle bir sıkıştırmayla yok uçuş alanlarını kapatmakla karşı karşıya kalan bir ülke var. Bunlar düne kadar bu kadar birbirleriyle samimi, hatta hatta akrabalık bağları olanlar bile var aralarında, bu kadar ileri derecede ve ondan sonra kalkıp bunu yapacaksınız; bu olacak iş değil. Onun için geçen söyledim, bugün yine söylüyorum; Hadim-ül Haremeyn Şerifeyn Suudi Arabistan Kralı burada Körfez’in büyüğü olarak bana göre bu işi çözmelidir, bu iş için atılması gereken adımlara öncülük etmelidir diye özellikle düşünüyorum.

Değerli kardeşlerim; AK Parti olarak bu yaz aylarını çok verimli bir şekilde değerlendirmeliyiz. İl ve ilçe kongrelerimizle ilgili hazırlıkları tamamlayıp bu süreci yılsonuna kadar inşallah nihayete erdireceğiz. Başarılı teşkilatlarımız elbette devam edecektir, ama daha önce de söyledim; metal yorgunluğu gösteren tüm il, ilçe, belde teşkilatlarımızı yenilememiz veya takviye etmemiz gerekiyor. Aynı şekilde bakanlarımız 180 günlük kısa vadeli eylem programlarının hazırlıklarını bu ay içinde bitirip önümüzdeki aydan itibaren uygulamasına geçeceklerdir. Bu kısa vadeli eylem programının hazırlığının ve uygulamasının özellikle başarısı 2019 yılına kadar olan takvimimiz için büyük öneme sahiptir.

Meclis’te de cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi uyum yasaları başta olmak üzere gündemimizdeki öncelikli meselelerle ilgili yasama faaliyetlerini sıkı bir şekilde takip etmeliyiz. Ben burada da yine Sayın Başbakana ve Grup yönetimindeki diğer arkadaşlarımıza özellikle söylüyorum; İç Tüzük değişikliğiyle ilgili girişimlerimizi sürdürmekte fayda var. Ana Muhalefet katılmamış, hayırlı olsun, onda da bir hayır var, katılmasın. Şu anda AK Parti-MHP el-ele verirler ve bu İç Tüzüğü hayırlısıyla bitirip Parlamentomuzun daha işlevi güçlü hale gelmesini sağlarlar. Çünkü mevcut İç Tüzük bitmiştir, tükenmiştir, bununla Parlamento çalışmaz, çalıştırılmaz, bunu görüyoruz. Dolayısıyla süratle artık bunu bitirmemiz lazım. Yıllardır hep konuştuk, ama İç Tüzük sorununu halletmedik. Şu anda Grup Başkanvekili, Grup Başkanımız, diğerleri hepsi karşımda buradalar ve diyorum ki; hiç bu işi geciktirmeyelim, lütfen zaten aldığımız mesafe var ve bu konuda hemen atılacak son adımları da atalım, İç Tüzüğü halledelim ve Parlamentomuzu daha aktif hale böylece getirmiş olalım. Çünkü bizim üretime ihtiyacımız var. Yasal üretimleri çok daha hızlı bir şekilde yapmaya ihtiyacımız var. Biz bu konuda netice alamasak bile gündemimizdeki hususları titizlikle hayata geçirmekte kararlıyız. Tüm arkadaşlarımızdan hazırlıklarını ben buna göre yapmalarını bekliyorum. Yani bu hafta sonu nasıl ki tatil yok diyorlarsa, İç Tüzük çıkana kadar tatil olmamalı ve bu iş bitmeli. Bu konuda hemfikir miyiz? Bu konuda hemfikir miyiz? İsterseniz demokratik bir burada işlem yapabiliriz; kabul edenler, etmeyenler deriz. Kabul edilmiştir.

Bu duygularla bir kez daha Meclis Grup Toplantımızın hayırlara vesile olmasını diliyorum, sizlere başarılı bir hafta temenni ediyorum.

Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum, kalın sağlıcakla.

  • Kadın Kolları
  • Gençlik Kolları
  • AKIM
  • Yaşlılar Koordinasyon Merkezi
  • Engelliler Koordinasyon Merkezi
  • Akparti Siyaset Akademisi
  • Kütüphane
TBMM AK PARTİ GRUP BAŞKANLIĞI : TBMM 06543 Bakanlıklar - ANKARA . Tel: 0312 420 50 00