|

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 17 Nisan 2018 tarihinde TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşması

Değerli milletvekili arkadaşlarım, kıymetli misafirler, hanımefendiler; beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.

AK Parti Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Toplantısının partimiz ve ülkemiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Meclis çalışmalarında başarılı ve verimli bir hafta geçirmenizi temenni ediyorum.

Geçtiğimiz hafta Grup Toplantımızın hemen ardından Polis Haftası münasebetiyle güvenliğimizin ve huzurumuzun teminatı polislerimizle biraraya geldik. Hem Özel Harekatçılarımızın yaptıkları gösteriyi takip ettik, hem de Emniyet Teşkilatımızın yöneticileriyle ve farklı branşlardan polislerimizle hasbihal etme imkanı bulduk. Bu vesileyle bir kez daha tüm şehitlerimizle birlikte hayatlarını ülkemizin ve milletimizin bekası uğrunda feda eden polislerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize sıhhat ve afiyet diliyorum.

Türkiye’nin istiklaline ve istikbaline yönelik kötü niyet besleyenlerin ilk hedeflerinden birinin Emniyet Teşkilatımız olması boşuna değildir. Günümüz emperyalistlerinin proje örgütleri olan FETÖ içeriden çürüterek, PKK da dışarıdan hücum ederek Emniyet Teşkilatımızı devre dışı bırakmak için çok uğraştılar. Hamdolsun, milletimizle birlikte el ele, kol kola vererek diğer kurumlarıyla birlikte Emniyet Teşkilatımızı da bugüne kadar iç ve dış saldırılardan kurtardık. Bununla birlikte her yerde olduğu gibi Emniyet Teşkilatımız içinde de hala kılıç artığı mahiyetinde terör örgütü mensupları bulunuyor olması muhtemeldir. FETÖ’nün her türlü yalanı, her türlü takıyyeyi, her türlü şahsiyetsizliği meşru gören yapısı sebebiyle bu örgütün mensuplarını tespit etmekte ve ayıklamakta gerçekten, ama gerçekten zorlanıyoruz. Kendilerini gizleyen FETÖ’cülerin buldukları her fırsatta işleri tersine çevirme gayreti içinde olduklarının farkındayız. Bu amaçla eskiden beri hep yaptıkları gibi iftiralarla, saptırmalarla, sahte belgelerle masum insanların hayatlarını karartmak için fırsat kolluyorlar. Belki anlık neticeler alıyor gibi görünebilirler, ama eninde sonunda gerçekler ortaya çıkıyor ve bu kumpasçılar yakayı ele veriyor. Adil Öksüz haininin nasıl serbest bırakıldığını, bu işte kimlerin parmağı olduğunu unutmuş değiliz. Buradan farklı hesaplarla da olsa FETÖ’cülerin oyunlarına göz yumanları veya zemin hazırlayanları bir kez daha ikaz ediyorum. Teröristle birlikte hareket edenlerin bizim nazarımızda onlardan bir farkı yoktur. Yüreğinde zerre kadar Allah korkusu, adalet duygusu, hak ve hukuk hassasiyetleri, ülke ve millet sevgisi olan hiç kimsenin böyle bir yola tevessül etmeyeceğine inanıyorum. Buna rağmen yanlışa düşenler olursa hiç kusura bakmasınlar, vakti saati geldiğini mahkemelerin önünde hesap verirken bulurlar, bulacaklar.

Milletimiz şundan emin olsun ki; 7 gün 24 saat terör örgütlerinin ensesindeyiz. FETÖ’nün yurt içinde ve yurt dışında bulunan tüm kritik elemanlarını birer birer hak ettikleri akıbete düçar ediyoruz. 

Aynı şekilde PKK’ya hem sınırlarımız içinde, hem sınırlarımız dışında nefes aldırmıyoruz. Sadece Zeytin Dalı Harekatına başladığımız 20 Ocak tarihinden bu yana yurt içinde 209, Kuzey Irak’ta 341 olmak üzere 550 PKK’lı teröristi etkisiz hale getirdik. Afrin Harekatında şu an itibariyle etkisiz hale getirilen terörist sayısı 4205’e ulaşmıştır. Kuzey Irak’ta 341, yurt içinde ise 214 terörist etkisiz hale getirilmiştir. FETÖ’cülerin durumu zaten perişan. Cezaevlerinde olanlar adalete hesap veriyor. Bunun dışında gerek ülke içinde bulunanların, gerekse ülke dışına kaçmış olanların da yürekleri sürekli ağızlarında. Ne zaman devletin yakalarına yapışıp hesap soracağını bilememenin tedirginliği içinde hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Hiçbirinin de akıbeti bugüne kadar yurt dışında yakalayıp ülkemize getirdiğimiz biliyorsunuz 80’in üzerindeki FETÖ’cünün durumundan farklı olmayacaktır. İşte en son Kosova’da 6, Gabon’da 3 tane olmak üzere toplamda 80’i yakalandı. Pensilvanya’ya kaçarak kurtulduğunu sanan terörist başının durumu da farklı olmayacaktır, bunu da söyleyeyim. Er veya geç onu da alacağız. Bu ülke ve bu millete ihanet eden herkes eninde sonunda hak ettiği cezaya maruz kalacaktır.

Değerli arkadaşlar; geçtiğimiz hafta polislerimizle olan programımızın ardından Türk İşbirliği ve Koordinasyon Başkanlığımız TİKA’nın ülke koordinatörleriyle ve onların genellikle yerel personel olan yardımcılarıyla Külliye’de biraraya geldik. Türkiye’nin kalkınma yardımlarındaki marka kuruluşu TİKA 5 kıtada 58 ülkeye yayılan ofisleriyle bayrağımızı tüm dünyada dalgalandırıyor. Ecdadımızın Topkapı Sarayı’nın kapısına tüm mazlumların sığınağı diye yazdırdığı bir ülkeye yakışan nerede bir mazlum, nerede bir mağdur, nerede bir garip varsa imkanlar nispetinde onun yanında yer almaktır ve biz de bunu yapıyoruz.

Türkiye, 2016 yılında 6 milyar dolarlık kalkınma ve insani yardımla dünyada ikinci sırada yer almıştır. 2017 yılında bu rakamı 7.2 milyar doları insani yardım olmak üzere 8.1 milyar dolara çıkardık. İnşallah bu rakamla insani yardımlarda ilk sıraya çıkacağız. Biz Batılı ülkeler gibi kalkınma kredilerini yeni bir sömürge yöntemi haline getirmek yerine, insanların günlük hayatlarına dokunan kalkınma yardımlarına ağırlık vermeyi tercih ediyoruz. Esasen insani yardımlarda Avrupa ülkeleri başta olmak üzere tüm dünya bizim nazarımızda sınıfta kalmıştır. Suriye’yi yıkmak için atılan bombaların parasıyla bu ülkenin yeni baştan inşası mümkündür. Afrika’dan elde edilen kazancın yarısı bu kıtaya harcansa aç-açıkta kimse kalmaz. Biz kendi bildiğimiz yolda yürümeyi sürdüreceğiz. Birileri petrol için, maden için, sırf çıkarları için her şey gibi yardım kavramının da içini boşaltabilir, ama biz bunu asla yapmayacağız. TİKA, AFAD, Kızılay, Yurt Dışı Türkler Başkanlığı, bu kurumlarımız ve artık bir kısmı küresel düzeyde operasyon yürütme kabiliyetine sahip bulunan sivil toplum kuruluşlarımızla mazlumların elinden tutmaya devam edeceğiz.

Çarşamba günü Külliyemiz içindeki Beştepe Kongre ve Kültür Merkezimizde Sosyal Politikalar Başkanlığımızın organizasyonuyla Roman kardeşlerimizle biraraya geldik. Gerçekten çok renkli, çok neşeli, çok çok güzel görüntülerin yaşandığı toplantıda bu kardeşlerimizin hem Dünya Romanlar Günü’nü tebrik ettik, hem de kendileriyle hasret giderdik.

Biliyorsunuz benim doğup büyüdüğümüm Kasımpaşa, Roman kardeşlerimizin de yoğun olarak yaşadığı bir yerdir ve onlarla iç içe yaşadık. Aynı okulda okuduk, hatta aynı camide onlarla beraber bulunduk. Çocukluğum, gençliğim hep bu kardeşlerimizle birlikte geçmiştir. Biz insanları hiçbir zaman kökenlerine, renklerine, dillerine, kültürlerine göre tasnif edenlerden olmadık. Zira biz yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevdik.

Ama bakıyorsunuz Fransa, Avrupa Birliği müktesebatının da tam aksine Fransa’daki Romanları ne yaptı? Derdest etti, Fransa’dan bunları dışarı çıkardı. Hani Avrupa Birliği üyesisin, nerede müktesebat? Avrupa Birliği bunun hesabını sordu mu? Hayır. Niye? Bunların nazarında insanların tefrik edilmesi, insanların ayrıma tabi tutulması onların için haktır. Ama biz böyle bakmadık, böyle bakmıyoruz. Rabbimizin yarattığı bir insan olarak gördüğümüz herkese kalbimizi açtık, açmaya da devam edeceğiz.

Buradan tüm Roman kardeşlerime, vatandaşlarıma bir kez daha en kalbi selamlarımı gönderiyorum.

Perşembe günü Başkentray’ın açılış töreni vesilesiyle Kayaş’taydık. Ankara’nın bir ucundan diğer ucuna uzanan bu önemli ulaşım projesini vatandaşlarımızla birlikte hizmete açtık. Cumartesi ve Pazar günü kongrelerimiz vesilesiyle yine İstanbul’daki ilçelerimizi ziyaret ettik. Cumartesi günü Fatih, Başakşehir ve Avcılar’daydık. Pazar günü Maltepe, Beykoz ve Üsküdar’da gerek salonda kongrenin icrası, gerekse salon dışında toplanan adeta bir miting havasında buluşmalarımızı gerçekleştirdik. İzmir ve İstanbul kongremizle il kongreleri maratonumuzu inşallah tamamlıyor, büyük kongremiz için hazır hale geliyoruz.

Bir kez daha kongrelerimizde görev alan arkadaşlarıma başarılar diliyorum.

Bu yakaladığımız heyecanı, kongrelerle elde ettiğimiz bu coşkuyu bundan sonra aynı kararlılıkla devam ettirmeliyiz. Burada asla taviz veremeyiz, fire veremeyiz, rehavet bundan sonra hiç mi hiç olmamalı.

Dün İstanbul’da iki önemli uluslararası toplantıya katıldık.

Dünyanın en kapsamlı, girişimcilik ekosistem toplantısı olan Global Girişimcilik Kongresinde iş dünyasıyla biraraya geldik, 100’e aşkın ülkeden gelen misafirlerle birarada olduk. Kongreye katılan misafirlerimize Türkiye ekonomisinin nereden nereye geldiğini anlattık, geleceğe ilişkin hedeflerimizi kendileriyle paylaştık. Cumhuriyet Halk Partisinden birisi çıkıyor, aman Türkiye’ye gelmeyin. Tam aksine, onlar gelmeyin dedikçe yurt dışından küresel girişimciler Türkiye’de buluşmanın adımlarını atıyorlar. Türkiye’ye güvenerek yatırım yapan hiç kimsenin pişman olmadığını hatırlatarak, tüm yatırımcıları ve girişimcileri ülkemize davet ettik.

Ardından Diyanet İşleri Başkanlığımız tarafından düzenlenen dünya Müslüman Azınlıklar Zirvesinin açılış oturumunda 100’e aşkın ülkeden 250 Müslüman dini azınlık temsilcisi alim ve akademisyene hitap etme imkanı bulduk. İslam ümmetinin sıkıntılarının konuşulduğu, tartışıldığı, birikimlerin paylaşıldığı, çözüm yollarının arandığı bu toplantının, müminler ancak kardeştirler emrinin hayata geçmesine vesile olmasını diliyorum.

Ve dün öğleden sonra da ülkemizi ziyaret eden NATO Genel Sekreteri Sayın Stoltenberg’le bölgemizdeki son gelişmeleri ve bunlar karşısında ittifakın durumunu ele alma imkanı bulduk.

Değerli arkadaşlar; biliyorsunuz dün 16 Nisan halkoylamasının birinci yıl dönümüydü. Buradan bir kez daha 16 Nisan halkoylamasına katılarak, bilhassa da evet diyerek ülkemizin ve milletimizin tarihi yol ayrımında iradesini ortaya koyan milletimizin her bir ferdine şükranlarımı ifade ediyorum.

Değerli arkadaşlar; halkoylamasıyla önemli bir anayasa değişikliği kabul edildi. Cumhuriyet döneminde yaşadığımız siyasi ve ekonomik krizlerin en önemli sebeplerinde biri olan yönetim sistemimizdeki tıkanıklıkların aşılmasına vesile olacağına inandığım anayasa değişikliğimiz inşallah 2019 Kasım seçimlerinde tamamen yürürlüğe girecek.

Aslında Türkiye’nin darbeler, cuntalar, vesayet ve krizler üreten bir yönetim sistemiyle devam etmesine imkan kaldığı, 15 Temmuz darbe girişimi sırasında tüm çıplaklığıyla görüşülmüştü. Milletimiz 15 Temmuz’da geçmişten farklı olarak bizzat sokağa inerek ülkesinin ve milletinin geleceğine el koyarken, biz siyasetçilere de çok önemli mesaj vermiştir.

AK Parti olarak bizim bu konudaki görüşlerimiz, niyetimiz, tutumumuz eskiden beri bellidir. Ancak, yönetim sistemi değişikliği gibi çok önemli bir kararın tek bir partinin teklifi olarak hayata geçmesi mümkün değildi. Milletimizin darbe gecesi sokaklarda, meydanlarda, gönüllerde yaptığı ittifakı Milliyetçi Hareket Partisi ve bize destek veren diğer partilerle siyaset sahasında hayata geçirerek bu önemli adımı attık.

Tabi ki AK Parti olarak Milliyetçi Hareket Partisiyle birlikte 7 Ağustos sürecine bizler sadık kaldık, ama sözde Ana Muhalefet oraya daveti kabul etmeyip son anda geldi ve oradaki konuşmayı da fırsat bilip o konuşmadan sonra da hemen aleyhte konuşmalara başladı, çünkü akşam başka, sabah başka. Fakat bu süreç Milliyetçi Hareket Partisiyle AK Partiyi işte gördüğünüz gibi cumhurun ittifakına taşıdı. Şimdi cumhurun ittifakıyla inşallah Türkiye’de yeni bir dönem başlayacak. Milletimizin gönlünde yaptığı, bizim de halkoylamasıyla sandığa teşmil ettiğimiz bu ittifakı 2019 milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçimine de inşallah taşıyoruz. Bu konuyla ilgili gereken hukuki düzenlemeler yapıldı ve Meclisimiz tarafından da kabul edilerek yürürlüğe girdi. Böylece sadece yönetim sistemini değiştirmekle kalmadık, aynı zamanda Türk siyasetinde farklı isimler altında örgütlenen partilerin ülkenin ve milletin geleceği için güç birliği yapabilmelerinin hukuki altyapısını da kurmuş olduk. Bu gelişmeler ülkemizde artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının, büyük ve güçlü Türkiye hedefi doğrultusunda çok daha emin adımlarla ilerleyeceğimizin işaretleridir. Bir kez daha ülkemize, milletimize, siyaset dünyamıza hayırlı olsun.

Elbistan, biz de sizin yanınızdayız. Isparta, biz de sizlerle gurur duyuyoruz, maşallah. Gençler, bize eğilmek yakışmaz. Biz bugüne kadar beşer planında hiçbir gücün önünde eğilmedik, biz sadece ve sadece Allah’ın huzurunda rükuda ve secdede eğildik, bunu böyle bilesiniz.

Sevgili kardeşlerim; bugünkü 25. vefat yıldönümü olan 8. Cumhurbaşkanımız, siyaset, devlet ve millet adımı Turgut Özal’ı rahmetle yad ediyor, mekanı cennet olsun diyorum. Gelin Sayın Özal’ın ruhuna birer Fatiha okuyalım.

Türkiye’nin sancılı bir döneminde gerçekleştirdiği reformlarla ülkemizin önünü açan rahmetli Özal’ın hizmetlerinin önemi vefatından sonra çok daha iyi anlaşılmıştır.

Bu vesileyle şu müjdeyi de vermek isterim: Rahmetli Özal’ın adını memleketinde yaşatmak için Malatya Turgut Özal Üniversitesinin kurulmasına karar verdik. Mevcut, ismini anmayacağım, oradaki mevcut üniversitenin bir defa öğrenci sayısı fazla, onu 2’ye böleceğiz ve böylece kuracağımız Turgut Özal Üniversitesiyle Malatya iki ayrı üniversiteye sahip olacak, kurduğumuz andan itibaren de yaklaşık 30 bin civarında öğrencisi olacak. Mekan, yer, her şey hazır, hemen adımı atacağız. Yükseköğrenim Kurumu bu konuda gerekli çalışmayı tamamladı. Biliyorsunuz FETÖ rahmetli Özal’ın ismini istismar ederek Ankara’da bir üniversite açmıştı. Malatya Turgut Özal Üniversitesinin kuruluşuyla hem merhum Özal’a olan vefa borcumuzu ödüyor, hem de FETÖ’nün bu istismarını tarihten kazımış oluyoruz. Üniversitemizin Malatya’ya ve ülkemize şimdiden hayırlı olmasını diliyorum.

Merhum Özal, Türk siyasi hayatında önemli bir semboldür. Sağlığında Özal’a saldıranların, AK Parti iktidarında da bize aynı şekilde saldırmaları boşuna değildir. Türkiye’de güya ilericilik, güya devrimcilik, güya solculuk adına ülkenin ve milletin hayrına olan her türlü değişime karşı çıkan bir güruh, bugün de aynı şekilde işbaşındadır. Ana Muhalefet Partisine hakim olan zihniyet, bunun en çarpıcı örneğidir. Muhalif olmazla yeminli muarız olmayı birbirine karıştıran bu partinin ve onun başındaki zatın ülkemizle, milletimizle, devletimizle olan bağı gün geçtikçe zayıflamaktadır. Öyle ki, bu partinin başındaki zatın görevlendirmesiyle, bölücü örgütün güdümündeki partinin eski Genel Başkanının duruşmasını takip eden bir CHP yöneticisi, tarihe not düşecek bir savunma diyebilmiştir. Evet, milletimiz ülkenin Ana Muhalefet Partisinin terör örgütünün siyasi koluna bakışını ifade eden bu beyanını hafızasına kaydetmiş ve tarihe asıl CHP için not düşmüştür. Terör örgütünün yandaşı partinin eski Genel Başkanını bu partinin milletvekillerinden daha çok CHP milletvekilleri ziyaret etmiştir, bu da manidardır. Allah için, bu neyin aşkıdır? 6-8 Ekim olaylarının faillerine yönelik bu teveccühün sırrı nedir? Biz işte bunun için Ana Muhalefet Partisi ana hıyanet partisi oldu diyoruz.

Terörist sevicilikten başka hiçbir vasfı bulunmayan bir partiye ve onun sabık Genel Başkanına gösterilen bu hayranlıkla CHP’nin gideceği yer, olsa olsa Kandil olur, başka bir yer olmaz. Gerçi yakında biz o Kandil’i de teröristlerin başına yıkacağız, aynı mesele, inşallah adım adım oraya da yaklaşıyoruz. Cudi’de, Gabar’da, Tendürek’te ne yaptıysak, Kandil’de de onu yapacağız.

CHP’nin başındaki zat biliyorsunuz Afrin operasyonuna karşı çıkmıştı, adeta tehdit edercesine, sakın Afrin şehir merkezine girmeyin çağrısı yapmıştı. Peki, kahraman Mehmetçiğimiz ve Özgür Suriye Ordusundaki kahraman kardeşlerimiz Afrin şehir merkezine girdi de ne oldu Bay Kemal? Hiçbir şey. Çünkü teröristler onlar gelmeden kuyruklarını paçalarının arasına sıkıştırıp kaçıp gitmişlerdi. Tabii geride şu ana kadar sayıları 4200’e yaklaşan ceset bırakarak kaçtılar.

Biz sanatçılarımız, sporcularımız, medya mensuplarımızla askerlerimize destek ve moral vermek için Hatay’daki sınır karakolumuza gittiğimizde bu zat yine muvazeneyi yitirmiş, herkese hakaretler yağdırmıştı, sanatçılara hakaretler yağdırmıştı. Bunun üzerine milletimiz kendisini rezil rüsva etmiş olacak ki kalktı kendisi de Hatay’a gitti. Aynen öyle.

Bir başka, bizim ziyaretimiz sırasında giydiğimiz kamuflaja da hayran kaldı herhalde, onun için laf attı. Kendisine postal ve parka gönderme teklifinde bulunmuştum. Bunun üzerine CHP’nin başındaki bu zat parkayı ve postalı öğrenciliğimden beri giyiyorum demişti. Nihayet 40 yılda doğru bir söz etti. Biz de ona diyoruz zaten, siz teröristlerin giydiği parkayı ve postalı giyersiniz, biz Mehmetçiğin parkasını ve postalını giyeriz; aramızdaki fark bu. CHP’nin başındaki zatın mensubu olduğunu ima ettiği örgütlerin ortak özelliği; bu ülkenin ve milletin tüm değerlerine düşman olmalarıdır. Kılıçdaroğlu da aynı yolun yolcusu olduğunu itiraf etmekte beis görmediğine göre, artık CHP’nin sahte üyelik törenlerine, göstermelik adaylara ihtiyacı kalmadı demektir. Nitekim bu partinin İstanbul İl Başkanının ve pek çok yöneticisinin geçmişten bugüne yaptıkları eylemlere, söyledikleri sözlere bakıyoruz, hepsi de bölücü örgütün borazanlığından ibaret. PKK’dan tut DHKP-C’ye varıncaya kadar hepsinin buralarla bağlantıları, iltisakları var. Daha da vahimi, ülkemizde FETÖ’sünden PKK’sına, DHKP-C’sine kadar ne kadar örgüt destekçisi varsa, hepsi de CHP eylemlerinde başı çekiyor. Ama şaşırmıyorsun da, bu sizde kalmamalı, toplumda bunu bilmeyen kardeşlerim var, vatandaşlarım var, bunlara bunu anlatmamız lazım. Unutmayın, hafızayı beşer nisyan ile maluldür, milletimiz bunları bilmeli. Bunların oralarla bağlantılarının ne olduğunu bilmeli. Türkiye’nin Ana Muhalefet Partisi unvanı taşıyan CHP’nin böylesine marjinalize edilmesine doğrusu bizim yüreğimiz elvermiyor. Çünkü bizim demokrasimize göre muhalefetin en az iktidar kadar güçlü olması gerekiyor. Rekabet her yerde olduğu gibi siyasette de berekettir. Böyle bir CHP’nin ülkemiz ve milletimiz için siyasi alternatif olarak varlığını sürdürmesi mümkün değildir. Binde 3’lük, 5’lik partilerin üslubu ve tarzıyla ana muhalefetlik yapılmaz, yapılamaz. Eğer ana muhalefetlik iddiasında bulunuyorsanız, en az yüzde 50’ye talip olmak zorundasınız. CHP bindelik oranlara talipse, bizim yapacak bir şeyimiz yok zaten. Türkiye’de iktidarda bir değişiklik beklentisi olmayabilir, ama ana muhalefet konusunda çok ciddi bir değişiklik beklentisinin oluştuğunu görebiliyoruz. 2019’dan sonra AK Parti yine güçlü bir şekilde Meclis’te ve Cumhurbaşkanlığında yer almayı sürdürecek, ama CHP’nin akıbetini kestiremiyoruz. Milletimiz her konuda bu hususta da en büyük hakemdir, en doğru karar vericidir.

Değerli arkadaşlar; geçtiğimiz hafta Amerika, İngiltere ve Fransa tarafından Suriye’ye yapılan operasyon bölgemizdeki krizin nasıl tüm dünyaya yayılma potansiyeli taşıdığını bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bir anda üçüncü dünya savaşı senaryolarının güncellenmesine yola çan bu gelişme, Türkiye’nin Suriye politikasının doğruluğunu ifade etmiştir. Ülkemizde yaşayan 3,5 milyon Suriyeli kardeşimiz ve Suriye topraklarından ülkemize yönelen tehditler sebebiyle Türkiye olarak bu meselede asla geride duramayız, pasif kalamayız.

Son yıllarda yaşadıklarımız bize, şayet biz terör örgütlerini inlerinde bulup yok etmezsek, onların gelip Ankara’da, İstanbul’da, vatan topraklarının her karışında eylem yapabileceklerini göstermiştir. Aynı şekilde biz gidip Suriye topraklarını güvenli hale getirmezsek, ülkemizdeki 3,5 milyon kardeşimizin kendi yuvalarına dönme imkanına asla kavuşamayacaklarını da tespit ettik. Hem kendi güvenliğimiz, hem Suriyeli kardeşlerimize huzurla yaşayabilecekleri yerler oluşturabilmek için sahadaki varlığımızı genişleterek sürdürmek mecburiyetindeyiz. Ve biz bu arada dün Almanya Şansölyesiyle görüşmemizi yaptık, bugün İran Cumhurbaşkanı Sayın Ruhani’yle görüşmemizi yapacağız. İnşallah Perşembe günü Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’le görüşmemizi yapacağız. Zira bütün bu görüşmelerle birlikte istiyoruz ki bölgedeki sükuneti, bölgedeki dayanışmayı kararlılıkla devam ettirelim. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatımızla güvenli hale getirdiğimiz 4 bin kilometrekarelik alan önemlidir, ama yeterli değildir. Buralara şu ana kadar yüzbinlerce Suriyeli kardeşimiz geri dönüp yerleşmiştir. Cerablus, El-Bab, El-Rai’ye şu ana kadar değerli kardeşlerim, 160 bin kişi geri dönmüştür, Afrin daha fazla olacak, şu anda ön hazırlıklarını yapıyoruz ve bu hazırlıklardan sonra adımımız atacağız. Ama henüz geride evlerini kavuşmayı bekleyen 3,5 milyon Suriyeli kardeşimiz var. Bunun için İdlib’den Tel Rifat’a, Münbiç’ten Ayn-el Arap, Tel Abyad, Resulayn, Haseke’ye kadar sınırımızın tamamını güvenli hale getirmeliyiz. Türkiye’nin geleceği için bu mücadeleyi başarıyla sonuçlandırmak zorundayız. Madem bu mesele bizim için bir beka meselesidir, öyleyse karşımızda kimin olduğuna değil, bizim ihtiyacımızın ve hedefimizin ne olduğuna bakacağız.

Rejimin Doğu Guta’daki saldırıyla bunun ardından rejime ait kimyasal silah tesislerine yönelik bombardıman göstermiştir ki, Suriye’de kırmızı çizgiler yoktur, sadece konjonktürel çıkarlar vardır. Üstelik bizim Suriye konusundaki hassasiyetlerimiz konjonktürel değil, tam tersine hayatidir, çünkü kendi güvenliğimiz ve onunla birlikte milyonlarca Suriyelinin geleceği söz konusudur. Öyleyse Suriye sahasında faaliyet göstermeye en çok hakkı olan ülke Türkiye’dir.

Onbinlerce kilometre mesafeden çıkıp buraya gelmenin ne anlamı var? Ve yine burada bakıyorsunuz 5 bin tır silah yüklü aracın Kuzey Suriye’de ne işi var? 2 bin kargo uçağın Kuzey Suriye’de ne işi var? Şimdi 60 bine yakın PYD’li, YPG’li teröristi bölgeye getirme gayreti içindeler. Ne getirirseniz getirin, burada bütün her şeyiyle, imkanlarıyla varını yoğunu ortaya koyacak, buranın güvenliğini sağlamakta kararlı bir Türkiye Cumhuriyeti var, Türk milletinin evlatları var, öbür tarafta da Özgür Suriye var.

Biz şuna inanıyoruz, biz şunu çok iyi biliyoruz: Bizim inancımızda nice az inanmış topluluklar, inanmamış kalabalıkların üzerine Allah’ın izniyle galiptir, biz buna inanırız. İşte bu anlayışla Suriye politikamızı daha genişleterek, daha derinleştirerek, hem sahada, hem masada söz sahibi olarak yolumuza devam edeceğiz. Suriye konusunda Türkiye kimsenin mutlak yanında veya mutlak karşısında değildir. Biz Suriye’de hem kendi güvenlik önceliklerimizi, hem Suriyeli kardeşlerimizin haklarını, hukuklarını savunuyoruz, bunun için mücadele veriyoruz. Bu çerçevede, nerede, ne zaman kiminle birlikte hareket etmemiz gerekiyorsa ediyor. Çıkmış bir tanesi, Rusya’yla Türkiye’nin arasını açtık diyor. Dış politikamızın esası elbette dostlarımızın sayısını çoğaltmak, düşmanlarımızın sayısının azaltmaktır. Ama bir şartla, dostlarımızın dostluğunu görmemiz lazım ki onlarla birlikte yol yürüyebilelim. Suriye’de olup bitenler bize aynı zamanda dostlarımızın samimiyetini, düşmanlarımızın da gücünü gösteriyor; hamdolsun her iki konuda da yeteri kadar fikir sahibi olduk. Daha önemlisi, kendi göbeğimizi kendimiz kesmeyi başarabildiğimizden beri kimseye ihtiyacımız olmadığını da gördük. Bugün Türkiye geleceğine dünden daha güvenle bakabilmektedir. İnşallah yarın çok daha iyi bir yerde olacağız. Rabbim yar ve yardımcımız olsun. ("Amin" sesleri)  

Bu duygularla bir kez daha sizlere Meclis çalışmalarında başarılar diliyorum. Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.

Kalın sağlıcakla.

  • Kadın Kolları
  • Gençlik Kolları
  • AKIM
  • Yaşlılar Koordinasyon Merkezi
  • Engelliler Koordinasyon Merkezi
  • Akparti Siyaset Akademisi
  • Kütüphane
TBMM AK PARTİ GRUP BAŞKANLIĞI : TBMM 06543 Bakanlıklar - ANKARA . Tel: 0312 420 50 00