|

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 20 Mart 2018 tarihinde TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşması

… Meclis çalışmalarında başarılı ve verimli bir hafta geçirmenizi temenni ediyorum.

Dün vefat eden ve bugün toprağa verilecek olan, bürokrasiden siyasete, ilim-irfan dünyasına kadar her alanda mücadeleci kişiliği, güçlü ve kararlı duruşuyla kendisini bildiğimiz Hasan Celal Güzel Ağabeyimize bir kez daha Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Son Grup Toplantımızdan bu yana çok önemli gelişmelerin olduğu 2 hafta yaşadık. Bu süre zarfında Yargıtay’ın 150. Kuruluş Yıldönümü programları vesilesiyle yargı mensuplarıyla biraraya geldik. Bu kurumumuzun yeni hizmet binasının bu arada temelini attık.

Dünya Kadın Günü etkinlikleri çerçevesinde önce HAK-İŞ mensubu çalışan kadınlarımızla, TÜRK-İŞ ailesiyle, ardından Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın düzenlediği törende çeşitli kesimlerden hanım kardeşlerimizle biraraya geldik.

Kadına şiddet başta olmak üzere, bu konudaki tüm tartışmaları etraflıca değerlendirerek, görüşlerimizi kamuoyuyla paylaştık. Bu programlarda ifrat ve tefrit noktasında yüce dinimizi karalamaya yönelik her türlü yanlış adımı karşı olduğumuzu güçlü bir şekilde ifade ettik.

Artık çoğunluğu büyük şehirlerde yaşayan, teknolojinin hayatın her anını kuşattığı günümüz dünyasındaki Müslümanların sorunlarına cevap veremeyen görüşlerin Kur'an-ı Kerim ve Peygamberimizi Aleyhissalatu Vesselam sünneti ışığında yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirttik. Tabi bu tartışma esasen bizim işimiz olmamalıydı, ama konuşması gerekenlerin sustuğu, susması gerekenlerin konuştuğu bir ortamda gönlümüz yüce dinimize saldırmak için pusuda bekleyenlerin değirmenine su taşıyan sorumsuzluklara rıza göstermedi. İnşallah önümüzdeki dönemde bu tartışma alimlerimiz, ariflerimiz, abitlerimiz tarafından yerli yerine oturtulacak, İslam adına, Müslümanlar adına bir kazanca dönüşecektir.

9 Mart’ta partimizin siyaset akademisinin açılışında, diğer hususların yanı sıra bu konudaki görüşlerimizi detaylıca ifade ettik. Aynı hafta sonu Mersin, Antalya, Bolu, Sakarya ilk kongrelerimizde yine teşkilatlarımızla ve vatandaşlarımızla kucaklaştık.

12 Mart’ta Bakanlar Kurulumuzu bir kez daha Beştepe’de topladık, gündemimizdeki meseleleri detaylıca görüştük.

Ertesi gün önce il müftülerimizle biraraya geldiğimiz, ardından Türkiye Diyanet Vakfının İyilik Ödülleri Programında buluştuğumuz dostlarımızla Müslümanların meselelerini konuştuk, tartıştık.

14 Mart’ta 46. defa muhtarlarımızla biraraya gelerek hasret giderdik. Türkiye’de ilk defa tüm muhtarlarımızı kucaklamaya yönelik böyle bir programı biz başlattık ve işte bugüne kadar kararlılıkla getirdik. İnşallah hedefimiz, Cumhurbaşkanlığı dönemimiz bitmeden ülkemizdeki tüm muhtarlarımızla biraraya gelmiş olmaktır.

Aynı gün 14 Mart Tıp Bayramı vesilesiyle sağlık çalışanlarımızın düzenlediği programa da katıldık. Ülkemizin son 15 yılda en büyük ilerlemeyi kat ettiği alanlardan biri olan sağlıktaki reformlarımızın başarasında hiç şüphesiz doktorundan hemşiresine, teknisyeninden temizlik görevlisine kadar tüm sağlık çalışanlarımızın emeği, alın teri, katkısı vardır. Hepsine bir kez daha teşekkür ediyorum.

15 Mart’ta Liseliler Destan Yazıyor Programında gençlerimizle biraradaydık. Liseli gençlerimizin 15 Temmuz konusundaki şuuru ve heyecanı karşısında kendilerine olan güvenimiz bir kez daha katbekat arttı.

Geçtiğimiz Cuma günü Erzurum’da, Cumartesi günü Mardin ve Diyarbakır’da il kongrelerimiz vesilesiyle yine teşkilatlarımızla ve vatandaşlarımızla buluştuk. Gerçekten gerek Diyarbakır’da, gerek Mardin’de bugüne kadar yaşamadığımız heyecanı, yaşamadığımız coşkuyu, görmediğimiz coşkuyu görmenin bahtiyarlığını yaşadık.

Diyarbakır’da gerek kapalı spor salonunun dışındaki toplantımız, gerekse Suriçi’nde bölücü terör örgütünün yol açtığı tahribatın sadece izlerinin silinmekle kalmadığını, şehrin geleceği için yepyeni bir dönemin kapılarını aralayacak yatırımların gerçekleştirildiğini gördük. Konutlarıyla, tarihi evleriyle, iş yerleriyle, sokaklarıyla, altyapısıyla, camilerinin ve diğer tarihi mekanlarının restorasyonuyla hakikaten çok büyük hizmetler çok kısa bir süre içinde Diyarbakır’a kazandırıldı.

Terör örgütünün amacının yıkmak ve öldürmek, bizim gayemizin ise yapmak ve yaşatmak olduğunu Suriçi’nde adeta ete-kemiğe bürünmüş olarak görmek mümkündür.

Pazar günü ise her yıl olduğu gibi 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi kutlamaları için bu şehrimize gittik. Biz sizlerle gurur duyuyoruz. O gün iki bayramı birarada kutladık, hem Çanakkale Deniz Zaferinin 103. Yıldönümünde şehitlerimizi ve gazilerimizi bir kez daha yad ettik, hem de Afrin şehir merkezinin tamamen teröristlerden temizlendiği müjdesini milletimizle paylaştık. Biz sizlerle gurur duyuyoruz. Ve buraya girerken etkisiz hale getirilen terörist sayısı 3647’ye yükseldi.

Amerika’dan Sözcü açıklama yapıyor, Afrin’de kaygılıyız diyor. Biz kaygılarımızı sizlere ilettiğimiz zaman neredeydiniz? Gelin burada bu terör örgütlerini temizleyelim dediğimiz zaman neredeydiniz? Siz terör örgütleriyle işbirliği yaparak DEAŞ’ı temizleyeceğinizi bize söylemiştiniz. Yanlış yaparsınız, gelin bunu beraber yapalım dediğimizde bize inanmadınız. Buyurun, şimdi PYD’sini, YPG’sini de, evet, bizim Mehmetçiğimiz, Özgür Suriye Ordumuz nasıl halletti işte orada. Bir taraftan Türkiye’ye siz bizim stratejik ortağımızsınız diyeceksiniz, ondan sonra gidip teröristlerle işbirliği yapacaksınız. İşte gerçek ortada, eğer bizimle stratejik ortaksak bize saygı duyacaksın ve bizimle beraber yürüyeceksin.

Ve bizi aldatmaya kalktınız, öyle bir öyle bir aldatmaca ki, hep söylüyorum, 5 bin tır, fazlası var azı yok, buraya silah soktunuz, 2 bin kargo buraya silah, mühimmat soktunuz. Biz sizden paramızla silah istedik, bize vermediniz, ama terör örgütüne ücretsiz olarak bu silahları, bu mühimmatı verdiniz. Bu nasıl ortaklık, bu nasıl dayanışma?

Ve şimdi o açılan tüneller, o tünellerin içindeki silah, mühimmat depoları, aynı şekilde silah, mühimmat evleri, bak bunların hepsini şimdi ne yapıyoruz? Yıkıyoruz. Onlar kaçıyor biz kovalıyoruz. Ve bütün o mühimmat da şu anda yavaş yavaş bizim elimize geçiyor, geçecek.

Dün yine Beştepe’de, Külliyemizde avukatlık mesleğinden geçen hakim ve savcılarımızın kura çekimi töreninde kendileriyle birlikte olduk, heyecanlarını paylaştık, yaklaşık 1250 kadar avukatlıktan hakim-savcılığa geçen kardeşimizin kura çekimi törenini gerçekleştirerek kendilerini görev yerlerine uğurladık. Görev yerleri belli olan hakim ve savcılarımıza çalışmalarında bir kez daha başarılar diliyorum.

Tabi bunların dışında çok sayıda kabulümüz, görüşmemiz, toplantımız vardı. Görüldüğü gibi ülkemiz ve milletimiz için durmadan, duraksamadan, usanmadan, azimle, heyecanla, coşkuyla çalışmaya devam ediyoruz. Tüm arkadaşlarımın da kendi görev alanlarında, kendi şehirlerinde aynı şekilde çalıştıklarına inanıyorum.

Ve bu hafta sonu da inşallah Samsun, Ordu, Giresun ve Trabzon kongrelerini yapmak suretiyle süreci işleteceğiz.

Kardeşlerim; Türkiye sınırları ötesinden kendisine yönelen terör tehditlerine karşı artık tepkisiz kalmayacağını, terörü kaynağında yok etmeye kararlı olduğunu 24 Ağustos 2016 tarihinde başlattığı Fırat Kalkanı Harekatıyla ilan etmişti. Bundan önce de sınır ötesi operasyonlarımız olmuştu, ama bunlar daha ziyade gir-çık şeklinde belirli bir hedefe yönelik nokta operasyonlar olarak cereyan etmişti. Fırat Kalkanı Harekatı ile ilk defa belirli bir noktayı değil, 2 bin kilometrekarelik büyük bir bölgeyi, sorun olarak bize sıkıntı veren bu bölgeyi sorun olmaktan çıkartarak bunları kontrolümüz altına aldık ve oranın güvenliğini de şu anda biz sağlıyoruz ve 160 bin Cerablus, El Rai, Bab, bunun içindeki insanlar artık topraklarına döndü. Bunun resmen sonuçlanması 216 gün sürmüş olsa da, aslında ilk 100 günde bölgedeki DEAŞ ve PYD mensuplarından 3 bin kişi imha edilerek bu örgütler tamamen saf dışı bırakılmıştır. Patlayıcıların ve kılıç atıklarının temizlemesi sebebiyle 7 ayı bulan operasyon bölgesinde huzurun sağlanmasının ardından ülkemizde bulunan tüm bu kardeşlerimiz kendi evlerine, topraklarına dönmüştür.

Afrin bölgesini PYD ve onların saflarına katılmış olan DEAŞ mensubu teröristlerden temizlemek için 20 Ocak’ta başlattığımız Zeytin Dalı Harekatında 2 ay geçmeden şehri merkezini gördüğünüz gibi kontrol altına almış bulunuyoruz. Yine patlayıcıların ve kılıç artıklarının temizlenmesi için güvenlik güçlerimiz ve Özgür Suriye Ordusu mensubu kardeşlerimiz operasyonlarına bir müddet daha devam edeceklerdir, çünkü orada herhangi bir endişeye mahal bırakmadan bu temizliğin yapılması gerekiyor. Dolayısıyla şu anda Özgür Suriye Ordusu ve bizim oradaki arkadaşlarımız bu arama-taramayı devam ettiriyor, çünkü yarın orada herhangi bir sıkıntı yaşamamalıyız, bunun için hassasiyetle bu süreç devam ediyor, devam edecek.

Türkiye Afrin’e operasyon başlattığında estirilen havayı hatırlıyorsunuz değil mi? Önce bir şaşkınlık yaşandı, çünkü kimse bizim Fırat Kalkanının ardından böyle bir operasyona girişebileceğimizi ve öncelikle de Afrin’i hedef alabileceğimizi beklemiyordu. Ardından terör örgütünü sürekli şişiren, sürekli büyüten, bölgede çok kanlı çatışmaların yaşanacağı havasını veren haberler yayılmaya çalışıldı. Bu arada Batı ülkeleri de sürekli olarak bize, Afrin’e girmeyin demeye utandıkları için olacak, bir an önce operasyonu bitirin mesajları veriyordu. Tabi biz, gerek Sayın Başbakan, gerek Dışişleri Bakanımız hep birlikte kendileriyle, yanlış yapıyorsunuz, bizim önümüzü kesmeye kalkmayın, biz yola çıktık, devam edeceğiz dedik. Zira bu teröristlerle biz bu mücadelemizi bitirecek ve bu terör saldırılarından kurutulana kadar yola devam edeceğiz.

Tabi biz onları kırmadık, onların ricalarını yerine getirelim istedik ve 2 ayda Afrin Operasyonunun askeri safhasını büyük ölçüde bitirdik.

Kardeşlerim, şunu unutmayın: Aslanlar meydana çıkınca çakalların payına kaçmak düşer. Evet, bizim askerimiz, polisimiz, jandarmamız, güvenlik korucularımız, istihbaratçılarımız, bölgenin öz evladı olan Özgür Suriye Ordusu mensubu kardeşlerimiz aslan gibi meydana çıkınca, PYD’li çakallar da kuyruklarını kıstırıp kaçtılar. Güya bize karşı savaşmak için hazırladıkları mevzileri, korunakları, çukurları gördünüz, onlara mezar oldu. Sivillerin arkasına sığınarak ancak bu kadar dayanabildiler. Kendileri orada yaşayan o masum halka etmediklerini bırakmayanlar, bir de utanmadan, arlanmadan bizi sivillere zarar vermekle suçlamaya kalktılar. Hamdolsun, tüm iddiaları belgeleriyle, ispatlarıyla, şahitleriyle, görüntüleriyle çürüttük, bu iftiranın üzerimize yapışmasını da engelledik. Şimdi bölgeyi oranın asli sahibi olan kardeşlerimiz için yeniden yaşanabilir hale getirme çalışmalarına başlıyoruz.

Bir şairimiz Afrin Operasyonumuzu şu dizelerle anlatıyor:

“Mekke’den iman, Anadolu’dan aşk almışız,

Elimizde bayrağımız, dilimizde tekbirimiz,

Peygamberin kavline fedadır canımız,

Korkma buyruğudur rehberimiz.

Hakk’tan çağrısından korkmayan orduyuz,

Sınırlarımızda kanla vatan yazıldı,

Böyle bir destan ki bu aşar afakı,

Haykırır Cudi’den Kandil’ine dağları.

Açılır El Bab’ından Afrin’inden ovaları,

Ölümü öldürenlere göndeririz selamı,

Tek millet, tek bayrak Zülfikar olsun

Tek vatan, tek devlet payidar olsun.

Hedef Kızılelma, herkese aşikar olsun.

Akif’in “korkma” nidası bize didar olsun,

Korkusuz ordumuz bunu arşa duyursun.”

Evet, inşallah bunun gibi daha ince şiirlerle, marşlarla, belgesellerle, filmlerle destanlarımızı gelecek nesillere aktaracağız. Destanı sahada yazan kahramanlarımıza en azından bunu borçlu olduğumuzu bir defa haykırmak lazım, buna inanıyorum.

Kardeşlerim; bir kez daha Zeytin Dalı Harekatında şehit verdiğimiz 46 güvenlik görevlimiz ile 269 Özgür Suriye Ordusu mensubu kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına ve milletimize başsağlığı diliyorum, ruhları için el Fatiha.

Kardeşlerim, bundan 103 yıl önce 18 Mart’ta Çanakkale’de verdiğimiz mesaj neyse, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonlarımızda verdiğimiz mesaj aynıdır. İster kendileri gelsinler, ister kuklalarını göndersinler, biz bu ülkeyi, bu vatanı kimselere bırakmadık, bırakmayacağız. Hangi oyunu oynarlarsa oynasınlar, millet olarak birliğimizden, beraberliğimizden, kardeşliğimizden vazgeçmeyeceğiz. Hangi bedeli ödetirlerse ödetsinler, inancımızın sembolü ezanımızı susturamayacak, bağımsızlığın sembolü bayrağımızı indiremeyecekler.

Mehmet Akif, “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırtmasın” demişti. Biz de diyoruz ki, bir daha İstiklal Marşı yazmamak için bu marşımızın mesajlarını zihnimizden ve yüreğimizden asla eksik etmeyeceğiz. Allah’ın bizimle birlikte olduğunu bilerek asla korkmayacağız. Şafaklarımızda yüzen Alsancak inşallah sonuna kadar orada dalgalanacak. Yurdumuzun üstünde tüten en son ocak sönmeden Allah’ın izniyle bu ülkeye ne kimse el uzatabilir, ne de bu millete kimse zincir vurabilir. Hakk’a tapan milletimizin anasının ak sütü gibi helali olan istiklalini tehdit edecek kim olursa olsun çiğner geçeriz. 7-25 Aralık’ta çukur eylemlerinde, 15 Temmuz’da Cerablus’ta, Afrin’de işte yaptığımız budur. Akif’in İstiklal Marşı’mızda milletimize armağan ettiği şu müjdeyi hayata geçirmek için durup dinlenmeden hedeflerimize yürümeye devam edeceğiz:

“Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın,

Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.

Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın,

Kim bilir, belki yarın belki yarından da yakın.”

Rabbimizin bize vadettiği günlerin yakın olduğu inancıyla mabetlerimize namahrem eli değmesine izin vermeden, ezanların yurdumuzun üstünde ebediyen inlemesini, şanlı hilalin şafaklarda ebediyen dalgalanmasını bir defa sağlamakta kararlıyız. Milletimiz bu mücadelenin anlamını gayet iyi bilir. Sahada görev yapan güvenlik güçlerimiz bu mücadelenin özünü çok iyi kavramış durumda. Bu süreçte görev alan tüm kurumlarımız meselenin öneminin farkındalar. Sadece bazı gafiller, bazı hainler hala bu mücadeleyi karalamanın, önünü kesmenin, lekelemenin gayreti içindeler. Hamdolsun onlara en güzel cevabı milletimizin bizatihi kendisi veriyor.

Kongrelerimiz vesilesiyle kısa sürede ülkemizin dört bir yanını ziyaret etme imkanı buldum. Gittiğim her yerde milletimizin nasıl büyük bir coşkuyla, nasıl büyük bir azimle, kararlılıkla bu meseleye sahip çıktığına bizzat şahit oldum. Milletimizin ve devletimizin beka meselesi olan bu konuyu biz asla günlük siyasetin bir parçası haline dönüştürmedik. Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Türkiye’nin İktidar Partisinin Genel Başkanı sıfatıyla, yürütmenin başı sıfatıyla elbette görevlerimiz gereği bu konuyu her platformda dile getiriyoruz. Gelişmeleri milletimizle paylaşıyor, ne yaptığımızın, ne yapacağımızın muhasebesini yine milletimizle birlikte yapıyoruz. Bundan daha tabii ne olabilir? Ama birileri niyeyse bundan rahatsız oluyor. Daha dün Afrin’e girilmesini asla doğru bulmuyoruz diyenlerin kim olduklarını çok iyi biliyoruz. Şimdi ne diyorlar? Ordumuzu tebrik ediyorum. Öyle mi, ne oldu, hani Afrin’e girmemizi doğru bulmuyordunuz, ne oldu şimdi size? Hep manevra, bunların hayatı manevra. Daha dün PYD terör örgütü değildir diyenlerin kim oldukları cümle alemin malumudur. Ey şu anda Ana Muhalefetin başı ve yanındakiler; siz PYD’yi terör örgütü değildir diye açıklamadınız mı, yanındakiler bunu böyle açıklamadı mı? Biz PKK’nın nasıl bir bunların siyasi yan kuruluşu olduklarını belgelerle her yerde açıkladığımız halde siz aksini savunmaya kalktınız. İşte biz Afrin’de kimlerle savaştık? PKK’yla savaştık, PYD’yle savaştık ve evet onların bütün o yandaşlarıyla savaştık. 15 Temmuz’u, terörle mücadelemizi önemsizleştirmek için ellerinden gelen her şeyi yapanları milletimiz çok iyi takip ediyor ve Ana Muhalefeti de çok iyi takip ediyor. Ben inanıyorum ki Ana Muhalefetin Afrin olayında takındığı tavrı bizim özellikle Milliyetçi Hareket Partisi’yle müşterek olarak Afrin’e olan o dayanışma noktasındaki ruhtan kaynaklanan o seslenişimizi bunlar hazmedemediler ve bunun içine çılgınca değişik şekilde saldırdılar. Ve sonuç, sonuçta evet Hakk’a inananlar, Hakk’a teslim olanlar buradan muzaffer çıktı. Bu çevreler doğrudan yapılan icraatlara karşı çıkamadıkları için karın ağrılarını, kafalarındaki sinsilikleri, dertlerini bizim nezdimizde şahsileştirerek anlatmaya çalıştılar. Devekuşu misali kafalarını kuma sokuyorlar, ama hakikatler gün gibi ortada, farkında değiller.

Bu ülkede artık emirleri başkalarından alan değil sadece ve sadece milletinden alan bir Hükümet var, bir ordu var, bir devlet var. İşte şimdi buradan açıkça söylüyorum; çatlasanız da patlasanız da Türkiye’yi durduramayacaksınız. 2023 hedeflerimize ulaşmamıza engel olamayacaksınız. Büyük ve güçlü Türkiye’nin inşasının önünü kesemeyeceksiniz. 2053 ve 2071 vizyonlarımızın yükselişini engelleyemeyeceksiniz. Ok yaydan çıktı artık. Türk milleti üzerindeki asırlık külleri silkeleyerek kadim medeniyetinin inkişaf ateşini yeniden alevlendirmiştir. Bu yolda milletimizle birlikte olan büyük Türkiye’deki yerini alır. Kendisine saf olarak milletimizin karşısını belirleyen ise kaderine razı olur. Önümüzdeki denklem işte bu kadar basittir.

Değerli kardeşlerim; eskiler, yiğit düştüğü yerden kalkar derler. Yine eskiler, yitik kaybedildiği yerde aranır derler. Biz de işte buna uygun olarak, millet olarak umudunu bize bağlamış nice dostlarımızla birlikte çözümü kendi coğrafyamızda arıyoruz. Sevr’de bize Anadolu’yu bize çok görenlere cevabımızı İstiklal Harbimizle vermiştik. Şimdi de bize bir parçası haline gelmeye talip olduğumuz Avrupa’yla, asırlara sari geçmişimizin olduğu Ortadoğu’yla, Kuzey Afrika’yla, Kafkasya’yla, hatta ata yurdumuz Orta Asya’yla kucaklaşmamızı çok görenlere cevap verme vaktidir.

Türkiye’nin tarihin derinliklerine uzanan kardeşlik ve dostluk ilişkileriyle bağlı olduğu coğrafyalarla tüm ilişkilerini kesmeye çalışanların heveslerini kursaklarında bırakmaya ahdettik, ahdimiz var. Bunun için her fırsatta Afrika’dayız, bunun için her fırsatta Ortadoğu’dayız, Orta Asya’dayız, bunun için her fırsatta Avrupa’daki kardeşlerimizin ve vatandaşlarımızın yanındayız. Bizi tecrit etmeye, uzak tutmaya çalıştıkları her yerde kendi imkanlarımızla, kendi şartlarımızla daha güçlü şekilde olmak boynumuzun borcudur. Bu süreçte bize düşen dik durmak, sağlam durmaktır. Milletimizin desteği arkamızda olduğu müddetçe Allah’ın izniyle biz bu saldırıların hepsinin de üstesinden geliriz. Türkiye’yi nasıl vesayetin pençesinden, FETÖ’nün tuzaklarından, bölücülerin senaryolarından kurtarmışsak, bundan sonrasını da inşallah başaracağız.

2019 seçimleri bu bakımdan çok önemlidir. Ülkemizin önünü kesmek, milletimizin zafer yürüyüşünü durdurmak isteyenler umutlarını 2019’a bağlamış durumdalar. Yeni yönetim sisteminin devreye girmesiyle işlerinin daha da zorlaşacağını bilenler tüm güçleriyle 2019’a asılıyor. Gerçi siyasi ittifakların yolunu açarak bu konudaki hesapları da büyük ölçüde bozmuş bulunuyoruz. Buna rağmen asla rehavete kapılmadan, asla en küçük bir boşluğa, en küçük bir hataya yer vermeden çalışmalarımızı sürdürmek zorundayız. Allah göstermesin, herhangi bir aksilik durumunda kaybedenin biz değil Türkiye olacağını kesinlikle aklımızdan çıkarmamalıyız. Mesele siyasi rekabet olmaktan çıkmış, milletimizin ve devletimizin bekası meselesine dönüşmüştür. Şayet Türkiye önündeki bu engelleri aşar 2023 hedeflerine ulaşırsa, işte ondan sonra gençlerimize gönül huzuruyla bırakabileceğimiz bir ülke inşa ettik demektir. O güne kadar bize durmak yok, gece-gündüz çalışacağız.

Ülkemizin 81 vilayetinde 81 milyon vatandaşımızın her birine ulaşacak, yaptıklarımızı anlatacak, yapacaklarımız için destek isteyeceğiz. Bizim gibi düşünmeyenleri ikna etmek, varsa yanlış bilgileri düzeltmek, eksik biliyorlarsa onları tamamlamak için tüm gücümüzü, tüm imkanlarımızı kullanacağız. Samimiyetin ve doğruluğun açamayacağı hiçbir kapı, yumuşatamayacağı hiçbir yürek yoktur. 15 yıllık iktidar döneminin yorgunluğu bizim için bahane olamaz, mazeret olamaz. Yunus Emre’nin dediği gibi: Biz sevdik aşık olduk sevildik maşuk olduk. Her dem yeniden doğarız, bizden kim usanası.

AK Parti olarak sürekli kendimizi yenileme vasfımız olmasaydı, bunca zaman ayakta kalamaz, bunca saldırıya direnemez, bunca hizmeti milletimize kazandıramazdık. Onun için bizim açımızdan 2019’un şifresi yenilenmedir, tazelenmedir.

Bu ülkede Ana Muhalefet Partisi 15 yıldır aynı şeyleri söylediği için bir milim öteye geçememiştir, biz ise sürekli kendimizi yenilediğimiz için hep ileriye doğru gitmişiz. Dünya değişirken, Türkiye değişirken, milletimizin imkanları ve ihtiyaçları değişirken biz yerimizde sayarsak CHP’nin durumuna düşeriz. Önce mahalli seçimlerde, ardından milletvekili seçimlerinde hedefimiz yüzde 50’nin üzerine çıkmaktır, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde zaten başka bir şansımız yok, 50+1. Biz milletimizle birlikte ve işte bu kadroya güvenerek yola çıktık. İnşallah bundan sonra da yine milletimizle birlikte yine bu kadroyla beraber bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız ve hep birlikte Türkiye olacağız.

Ben tüm teşkilatımızdan A’dan Z’ye değerli arkadaşlarım, farklı bir heyecanı, farklı bir gayreti bu süreç içerisinde bekliyorum. Partimizin güçlü oluşu bize ne rehavet, ne kibir, ne gurur vermemelidir, asla gurur ve kibir içerisinde olamayız. Hele hele kurumsal bir gurur, kurumsal bir kibir bize hiç yakışmaz. Biz tevazu içerisinde olacak ve çalışmalarımızı öyle yürüteceğiz. Rabbim yar ve yardımcımız olsun.

Bu duygularla bir kez daha sizlere meclis çalışmalarında başarılar diliyorum, hepinize sevilerimi, saygılarımı sunuyorum.

Kalın sağlıcakla.

 

  • Kadın Kolları
  • Gençlik Kolları
  • AKIM
  • Yaşlılar Koordinasyon Merkezi
  • Engelliler Koordinasyon Merkezi
  • Akparti Siyaset Akademisi
  • Kütüphane
TBMM AK PARTİ GRUP BAŞKANLIĞI : TBMM 06543 Bakanlıklar - ANKARA . Tel: 0312 420 50 00