|

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 6 Mart 2018 tarihinde TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşması

Değerli milletvekili arkadaşlarım, kıymetli misafirler, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.

AK Parti Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Toplantısının partimiz ve ülkemiz için hayırlara vesile olmasını Allah’tan diliyorum. Meclis çalışmalarında başarılı ve verimli bir hafta geçirmemizi temenni ediyorum.

Bilindiği gibi geçtiğimiz hafta Pazartesi günü başlayıp Cumartesi sabaha doğru ülkemize dönmemizle biten uzun bir Afrika seyahatimiz oldu. Cezayir, Moritanya, Senegal ve Mali’de çok verimli görüşmeler gerçekleştirdik. Bu ülkelerin bir kısmında iş adamlarımız da bize refakat ederek kendi alanlarıyla ilgili önemli görüşmeler gerçekleştirdiler.

Ülkemizin çok eski ve tarihi ilişkilere sahip olduğu Cezayir’de, Cumhurbaşkanı Sayın Buteflika, Başbakan Ahmed Uyahya, Meclis Başkanı Sayın Said Bouhadja ve Millet Konseyi Başkanı Sayın Abdelkader Bensalah ile samimi görüşmeler yaptık. Gelecek nesillere daha iyi bir ortak miras bırakabilmemiz için Kuzey Afrika’nın parlayan yıldızı olarak gördüğüm yaklaşık 3,5 milyar dolarlık dengeli bir ticaret hacmimizin bulunduğu Cezayir’le bu tür temasları sıklaştırmamız gerekiyor.

Cezayir’in milli enerji şirketi Sonatrach ile ülkemizin önde gelen firmalarından Rönesans ve Bayega’nın ortaklığı vasıtasıyla Adana’da yapılmakta olan 1 milyar dolarlık petrokimya yatırımını ticari ilişkilerimizdeki yeni dönemin habercisi olarak kabul ediyorum.

Moritanya’ya vardığımız andan itibaren adeta tüm şehrin sokaklara inerek bizi karşıladığını, yürekten gelen bir sevgiyle bağrına bastığını görmekten büyük bir memnuniyet duyduk.

Özellikle hafızı Kur’an olma noktasında böyle bir geleneğin en güçlü şekilde yaşatıldığı Moritanya’da şahit olduğumuz manzara, bize sorumluluklarımızın ağırlığını bir kez daha hatırlattı.

Ülkemizden Moritanya’ya Cumhurbaşkanı düzeyinde ilk olan bu seyahatin insani ve ticari ilişkilerimizin geleceği açısından bir milat teşkil edeceğini düşüyorum.

Batı Afrika’nın en önemli ülkelerinden biri olan Senegal, eskiden beri iyi ilişkilere sahip olduğumuz bir ülke. Ticaret hacmimizin 250 milyon doları bulduğu bu ülkenin sahip olduğu büyük potansiyelin gayet iyi farkındayız. Cumhurbaşkanı Sayın Macky Sall’in samimi ev sahipliğinde gerçekleşen

Senegal ziyaretimizde işadamlarımızın bu ülkede yaptıkları yatırımları da yerinde görme imkanı bulduk. Afrika’nın çoğu yeri gibi gerçekten ciddi bir yokluğun, yoksulluğun hüküm sürdüğü bu ülkeyle her alanda yapılabilecek çok işimizin olduğunu da düşünüyoruz. İnşallah önümüzdeki dönemde ilişkilerimizi çok daha sıklaştıracak, Senegalli kardeşlerimizle ortak bir geleceğe yürüyeceğimize de inanıyorum.

Seyahatimizin son durağı Mali tüm ülkeler içinde gerçekten en sıkıntılı olanıydı. Bu ülkeye de Cumhurbaşkanı düzeyindeki ilk ziyaretimizi gerçekleştirerek Cumhurbaşkanı Sayın Ibrahim Keita ile halklarımız arasındaki ilişkileri geliştirme irademizi teyit etmiş olduk.

Mali’de bulunan Timbuktu şehri, sahra çölündeki bir ilim, irfan yuvası olarak bizim gönül coğrafyamızda özel bir yere sahiptir. Bu ülkeyle de siyasi, insani ve ticari ilişkilerimizi hak ettiği düzeye getirmek için daha çok çalışmamız gerektiğini gördük.

Afrika seyahatimizde gittiğimiz ülkelerin ortak bir özelliği de, 15 Temmuz darbe girişiminde ülkemize verdikleri güçlü ve samimi destektir. Bu ülkeler FETÖ okullarını kısa sürede Maarif Vakfımıza devrederek samimiyetlerini sözde bırakmayıp fiiliyatta da göstermişlerdir. Kendilerine bu vesileyle bir kez daha teşekkürlerimi ifade ediyorum.

Yine bu gezilerimiz vesilesiyle gördüğümüz bir başka gerçek de, Afrika’da FETÖ’nün ülkemize ne kadar büyük bir zaman ve birikim kaybettirdiğidir. Hem Türkiye ismi ve Türk Bayrağı altında yıllarca uşaklığını yaptığı güçler hizmet etmiş bir yapının tahribatını silmek, hem de tüm ilişkileri yeni baştan kurmak için uğraşıyoruz. Kamu kurumlarımızla, TİKA’mızla, iş dünyamızla, burslarımızla, eğitim, sağlık, tarım alanındaki desteklerimizle, Yunus Emre Vakfımızda Afrika kardeşlerimizin yanlarında olmayı sürdüreceğiz. Bu kıtadaki ülkelerle tüm ilişkilerimizi kazan-kazan ilkesin göre tesis ediyoruz. Örneğin ihracatımızın çok fazla, ithalatımızın çok düşük olduğu ülkelerde hemen ticaret dengemizi nasıl kurabileceğimizin yollarına bakıyoruz. Sadece almak veya sadece vermek bu ülkelere iyilik etmek değildir. O meşhur misalle ifade edecek olursak, acil durumlarda elbette balık da vereceğiz, ama asıl olarak balık tutmayı öğreteceğiz, ancak bu şeklide Afrikalı kardeşlerimizin asırlardır içine hapsedildikleri fasit daireyi kırabilmelerine yardımcı olabiliriz. İşte Fransa, bize belli noktada akıl vermeye kalkanlar sadece Cezayir’de biliyorsunuz 5 milyon insanın katlini icra ettiler. İnşallah bu kıtayla ilişkilerimizi her alanda sürekli ileriye taşıyarak sürdürmekte kararlıyız.

Bize yıllarca hep kara diye öğretilen Afrika’nın aslında ne kadar renkli, ne kadar aydınlık, ne kadar bereketli bir yer olduğunu gördükçe bu kıtayı sömürenlerin insafsızlıklarını, vicdansızlıklarını, ahlaksızlıklarını çok daha iyi anlıyoruz.

Bu algının Senegal’deki Goree Adası’nda sembolleştiği şekilde tıpkı bir eşya gibi alınıp satılan, işe yaramayanları da denize atılarak köpek balıklarına yem edilen insanlara yapılan zulmü örtme gayretinin ürünü olduğu açıktır.

Değerli kardeşlerim; özellikle de Afrika’nın kara değil dünyanın en renkli kıtası, orada yaşayanların da eşya değil insan olduğu gerçeğini hala gizlemeye çalışanlara inat, biz Afrikalı kardeşlerimizle birlikte ortak bir geleceğe yürümeye devam edeceğiz. Bu anlayışla ilk fırsatta bu defa Afrika’nın en güneyine ineceğiz ve Afrika’nın güneyindeki ülkeleri kapsayan bir seyahati daha şu anda planlıyoruz, kıtada ayak basmadık yer bırakmayana kadar durmayacağız, dinlenmeyeceğiz.

Değerli arkadaşlar; Türkiye bir yandan uluslararası düzeydeki ilişkilerini geliştirmek için çabalarken, diğer yandan ekonomisini güçlendirmeye, aynı zamanda da güvenlik politikalarını hayata geçirmeye gayret ediyor. Bir süredir güvenlik önceliklerimizin en başında takdiriniz Suriye’deki gelişmeler yer alıyor. Bugün 46. gününe giren Zeytin Dalı Harekatında görev alan tüm güvenlik güçlerimize bir kez daha Rabbimden muvaffakiyetler diliyorum.

Şüphesiz ki sefer bizden, zafer Allah’tandır. Sevgili gençler, şu ana kadar 700 kilometrekarenin üzerinde bir alan teröristlerden temizlendi ve bizim kontrolümüz altında. Etkisiz hale getirilen terörist sayısı son aldığım rakam 2872. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz ve jandarma personelimizden 41 askerimiz ile Özgür Suriye Ordusundan 159 kardeşimiz şehit oldu. Tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına ve milletimize başsağlığı diliyorum.

Şehitlerimizi Arif Nihat Asya’nın o güzel dizeleriyle ve ardından Fatihalarımızla bir kez yad ediyoruz.

“Şehitler tepesi boş değil,

Torağını kahramanlar bekliyor.

Ve bir bayrak dalgalanmak için

Rüzgar bekliyor. 

Destanı öksüz, sükutu derin,

Meçhul askerin.

Kubbesi yakışmış bu kutlu tepeye,

Yattığı toprak belli, tuttuğu bayrak belli.

Kim demiş meçhul asker diye.”

El Fatiha.

(Fatiha Okundu)

Duamızın aminini de Mehmet Akif Ersoy’la yapalım:

“Millet için ordum etti mi sefer,

Kükremiş aslan kesilir her nefer,

Döktüğü kandan göğe vursun zafer,

Toprağa bir damlası boşa akmasın.

Amin desin hep birden yiğitler,

Allahu ekber gökten şehitler.

Amin amin Allahu ekber Allahu ekber.”

Evet, döktüğü kanının tek damlası dahi boşa gitmeyen bizim askerimizin yattığı toprak da, tuttuğu bayrak da hamdolsun bellidir. Ruhunu ve bedenini kirli pazarlıkların aracı haline getirmiş, kime hizmet ettiği belli olmadan geberip giden teröristleri kimse hatırlamayacak. Ama biz şehitlerimizin hatıralarını ilelebet kalbimizde ve destanlarımızda yaşatacağız.  

Zeytin Dalı Harekatında gelinen nokta itibarıyla, terör örgütünün sınırlarımızla olan irtibatı artık tamamen kesilmiş durumdadır. Örgütün ciddi yığınak yaptığı ve direniş gösterdiği yerler arasında bulunan Racu ve Şeyh Hadid büyük çarpışmalar sonucu teröristlerden temizlendi. Son günlerdeki önemli gelişmelerden biri de, hem bölgenin kontrolü, hem de örgütün hareket kabiliyetinin sınırlanması bakımından kritik öneme sahip Meydanlı Barajı çevresinin ele geçirilmesidir. Yine önemli direnç noktalarından olan Cinderesi’ne yönelik baskı ciddi bir şekilde artmış bulunuyor, hem havadan, hem karadan Cinderesi’ndeki teröristler sürekli sıkıştırılıyor, çok yakında burası da temizlenecek ve böylece Afrin şehir merkezinin kuşatması önünde bulunan en büyük engellerden biri daha aşılmış olacaktır. Bundan sonra sıra Afrin şehir merkezinin kuşatılarak orada yuvalanmış olan teröristlerin başlarının ezilmesine geliyor. Harekatın bundan sonraki kısmının çok daha hızlı bir şekilde yürüyeceğine inanıyorum.

Kahraman askerlerimizin teröristlerin boyunduruğundan kurtardıkları her yerde bölge halkı tarafından nasıl sevinçle karşılandıklarını sizler de görüyorsunuz. Askerlerimizin kanları pahasına ele geçirdikleri yerlere diktikleri şanlı bayrağımızın dalgalandığı her yer adeta bir güven ve huzur yuvası haline dönüşüyor. Hani şair diyor ya: “Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder... Gölgende bana da, bana da yer ver.” diyor ya, işte Afrin’de de onun gölgesine sığınan korkudan ve kederden azat oluyor.

Bu vesileyle Silahlı Kuvvetlerimizin Genelkurmay Başkanından diğer kuvvet komutanlarına varıncaya kadar, bölgede operasyonu yöneten tüm komutanlarımıza, tüm bu arada eratımıza, hepsine A’dan Z’ye şahsım, milletim adına şükranlarımızı sunuyorum.

Yine bu vesileyle şüphesiz ki Özgür Suriye Ordusu’nu bir yere koymak mümkün değil. Ana Muhalefetin başındakiler veya Ana Muhalefetin temsilciler Özgür Suriye Ordusuna bir terör örgütü yakıştırmasını, yapıştırmasını yapacak kadar densiz olsalar da bizim için onlar bizim o mücadeledeki en önemli kardeşlerimizdir, beraber bu mücadeleyi verdiğimiz kardeşlerimizdir.

Afrin’de attığımız her adımda karşımıza çıkan manzara, yaptığımız operasyonun ne kadar doğru, ne kadar haklı ve zamanlamasının ne kadar isabetli olduğunu gösteriyor. Bugüne kadar bizim operasyonlarımızda kasti olarak tek bir sivilin zarar gördüğünü kimse iddia edemez, ispatlayamaz. Başka yerlerde, başka zamanlarda, başka güçler tarafından gerçekleştirilmiş zulümleri sosyal medyada bize mal etmeye çalışanların maskesi anında düşüyor. Hakikatler ortaya çıktığında yalanlar güneşe maruz kalmış kardan adam misali hızla eriyip buharlaşmaya mahkumdur. Bunun için ülkemize yönelik ithamların, iftiraların, yalanların, saldırıların hiçbirini de karşılıksız bırakmamalı, derhal gerçekleri ortaya koyarak cevabını vermeliyiz. Dünyanın herhangi bir yerindeki tek bir kişinin bile bu yalanlara inanarak ülkemizle ve milletimizle ilgili yanlış kanaatlere sahip olmasına gönlümüz razı gelmez. Biz doğruları söyleyelim, buna rağmen yalanların peşinden gitmek isteyenler varsa da kendileri bilir.

Değerli arkadaşlar; Türkiye’nin DEAŞ ve PKK-PYD terör örgütlerine yönelik sınır ötesi operasyonları içeride ve dışarıda pek çok kesimin gerçek yüzünü de ortaya koydu.

Amerika’da yaşayan bir kişi devletinin Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de, Afrika’nın, Güney Amerika’nın nice yerlerinde, okyanusların derinliklerinde, yani binlerce kilometre ileride yaptığı operasyonları kendi güvenliğinin bir gereği olarak görüyor. Benzer bir anlayış Avrupa’da da var. Türkiye sınırlarının sıfır noktasında, hatta çoğu defa sınırlarını aşan terör tehditlerine karşı harekete geçtiğinde ise karşımıza hayret bambaşka bir görüntü çıkıyor. Amerika’nın Afganistan’daki operasyonları 17. yılını geride bıraktı, Irak’taki operasyonları da neredeyse 18 yıla ulaştı. Kimsenin Amerika’ya; bu kadar uzun süre operasyon mu olur ya, ne işin var burada diye söyledi mi? Bunlarla hem sınır mı, komşu mu? Değil. 10 bin kilometreyi aşkın bir yerden kalkıp buraya geliyorsun. Benim 911 kilometre sınırım sadece Suriye’yle var. 350 kilometre sınırım Irak’la var. Oradan biz sürekli taciz edileceğiz, biz kalkıp bunlara karşı sessiz duracağız öyle mi? Bulunduğunuz yerlerden hemen çekilip gidin dediklerini duydunuz mu? Ama her gün Türkiye’ye; Afrin operasyonu uzun sürdü, hemen bitirip çekilin çağrısı yapılıyor. Türkiye’nin sınırlarının hemen yanı başındaki bu olaylara rağmen bunu söyleyenler, acaba diğer ülkelerin binlerce, on binlerce kilometre öteden hissettikleri tehditlerden daha mı önemsiz? Türkiye’nin topraklarına düşen bine yakın füze, top ve havan mermisinin etkisi onların topraklarına tabii asla ulaşamayacak, böyle bir uzaklıkta. Bunlara bu tür mühimmatlar tabii ki ulaşmıyor ve böyle bir rahatsızlıkları da söz konusu değil. Terör örgütlerinin saldırılarında hayatlarını kaybeden, yaralanan vatandaşlarımızın canı, onların insanlarının canından daha mı kıymetsiz? Suriye’de alçakça katledilen 1 milyon çocuğun, kadının, yaşlının, sivilin, topunun birden hayatının değeri onlar için ne ifade ediyor? Kapılarını kapattıkları mültecilerin niçin evlerini-yurtlarını terk etmek zorunda kaldıklarını hiç düşünüyorlar mı acaba, böyle bir dertleri var mı? Türkiye 7 yıldır 4 milyon civarında sığınmacıya hiç yüksünmeden elinde-avucunda ne varsa onu paylaşarak ev sahipliği yaparken onlar 3-5 mülteciyi alıp-almamanın kavgasını veriyorlar. Akdeniz’in karanlık sularında yitip giden sayısız insanın vebalini omuzlarımızda hissetmemizi, Ege’de son 6 yılda 168 bin sığınmacıyı denizden toplayıp güvenli bir yere ulaştırmış olmamız dahi engelleyemiyor. Siz böyle bir şey yapabildiniz mi ya? Hanginiz acaba Ege’de, Akdeniz’de gelip de ölümle baş-başa olan insanları topladınız? Siz oralara ancak olsa olsa evet 6. Filoyla gelirsiniz, olsa olsa uçak gemilerinizle gelirsiniz. Avrupa ülkelerinin sahil güvenlik birimleri sığınmacıların botlarını delip –burası çok önemli- onları denize, ölüme terk ederken, biz hiçbir ön şart aramaksızın her masumun canını kurtarmanın peşindeyiz. Zira biz şunu biliyoruz: Bir canı kurtarmak, tüm insanlığı kurtarmak gibidir. Bu bizim aynı zamanda itikadi bir yaklaşımımızdır, ama onlarda böyle bir anlayış yok; aramızdaki fark bu. Biz ne olursa olsun yaşatmanın, onlar ise sadece kendi konforlarını korumanın derdindeler, aradaki fark bu.

Türkiye’nin Afrin’de, El Bab’da ne yaptığını, Münbiç’te, Ayn el-Arab’dan Kamışlı’ya kadar Suriye sınırları boyunca her yerde ne yapmak istediğini milletimiz de, dostlarımız da gayet iyi biliyor. Aslında ülkemizin amacının terör örgütleri ve onların arkalarındaki güçler de farkındalar, bunu çok iyi biliyorlar. Bizim bölgeyi asli sahibi olan Suriyeli kardeşlerimizin yaşayabileceği güvenli, huzurlu, altyapıdan konuta kadar her bakımdan insani şartlara sahip bir yer haline getirmek istediğimizi herkes biliyor, bunları onlarla hep konuştuk, Batılılarla da konuştuk. Amerika, Rusya, onlarla da konuştuk. Tabii terör örgütlerinin ve arkalarındaki güçlerin derdi Suriye halkının esenliği ve geleceği olmadığı için bu çaba onların işine gelmiyor. İşte buyurun, en son gelişmeler Doğu Guta, ya Doğu Guta’daki gelişmeler yenilir yutulur mu? Acaba Doğu Guta’daki gelişmeler insanlığa sığar mı? Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde karar alıyorlar, batsın sizin kararınız, batsın kararınız. İşleme konulmayan kararın insanlık için ne anlamı var ya? Siz insanlığı aldatıyorsunuz ya, kandırıyorsunuz. Biz boşu boşuna dünya beşten büyüktür demiyoruz, anlamı bu.

İkinci Dünya Savaşından bu yana tüm insanlığı dalga geçer gibi koymuşlar önüne, diyorlar ki; biz 5 ülkeyiz, dünyayı biz yönetiriz, biz ne dersek o olur. 4 tanesi bir şey söylüyor değil mi, 1 tanesi aykırı bir şey söylüyor, o iş bitmiştir; böyle bir anlayış olur mu ya? Hadi gelin samimiyseniz, dürüstseniz bu dünyayı dünya yönetsin, tüm dünyadaki ülkeler şu anda bu beş tane ülkenin, bak 20 demiyorum, bu 5 tane ülkenin sahip olduğu haklara onlar da sahip olsun. Dönerli bir şekilde bu yapılsın, halledilsin. Şimdi bunu biz dünyada görüştüğümüz liderlere söylediğimizde hepsi de haklısınız diyor, hadi sesinizi çıkartın dediğimiz zaman hiçbirisi sesini çıkartamıyor. Niye? Dünya adeta bir korkular dünyası olmuş, bir korkular hegemonyası var. Ve bunun karşısında hiçbir ülke sesini çıkaramıyor, hiçbir lider kalkıp konuşamıyor. Fakat nasıl olduysa hamdolsun, şu Kudüs meselesinde 128 ülke sesini çıkarttı ve orada tavrını ortaya koydu. Aynı şekilde bu tavrı bir de dünya beşten büyüktür anlayışını ortaya koymak için dünya kurmalı.

Değerli kardeşlerim; tabii bütün bunlarla birlikte biz Türkiye olarak yalnız kalsak da üzerimize düşeni yapacağız. Çünkü biz şunu biliyoruz, biz şunu biliyoruz: la galibe illallah, Allah’tan başka galip yoktur, biz olaya böyle bakacağız ve böyle yürüyeceğiz. Onların tankları, füzeleri, topları, uzaylara giden şusu-busu, her şey olabilir, teknoloji olarak her şey olabilir. Olsun be, bizim Allah’ımız var, olaya böyle bakacağız.

Ülkemizin sınırları boyunca kurulmaya çalışılan terör koridorunun rejimle de büyük ölçüde anlaşma sağlandığına göre tek bir hedefi olabilir. Bakın bunun altını çiziyorum, o da Türkiye’dir. Nitekim, Afrin’de ele geçirdiğimiz yerlerdeki tüm tahkimatlar, tüm tuzaklar, tüm silahların namluları ne yazık ki ülkemize dönüktür. Hani dosttunuz ya, böyle mi dostluk? Hani biz müttefiktik, hani NATO’da beraberdik? Bunların hepsi, evet aynen devekuşu gibi. Rakka tarafındaki petrol sahası kavgasını saymazsanız, Fırat’ın doğusunda da aynı durum geçerlidir.

Şimdi gelin hep birlikte oturup düşünelim; Avrupa Birliği ile olan köklü ilişkileri sebebiyle Batı bloğunda yer alan, NATO üyesi olan ülkemize yönelik böyle bir hazırlığın yapılmasını biz nasıl DEAŞ’la, Suriye’nin istikrarıyla, güvenlik kaygılarıyla izah edebiliriz? Buradaki hedef çok açıktır ki Türkiye’dir, Türkiye’nin toprak bütünlüğüdür. Türkiye’nin birliği, beraberliği, bekası ve kalkınmasındaki azmidir, gücüdür. İstedikleri kadar yalan söylesinler, istedikleri oyalama taktiğini kullansınlar, istedikleri diplomasi oyunlarını oynasınlar, biz bu gerçeği görüyoruz ve her fırsatta da yüzlerine vuruyoruz, vurmaya devam edeceğiz. Sahalardaki bütün politikalarımızı buna göre belirliyoruz. Artık bizi kimin ne dediği değil kimin ne yaptığı ilgilendiriyor. Gözümüzün içine baka baka söylenen yalanlardan artık gına geldi, onun için de somut uygulamasını görmediğimiz hiçbir sözün, hiçbir görüşmenin, hiçbir mutabakatın bizim nezdimizde bir kıymeti harbiyesi yoktur. Yıllardır topraklarımızda başaramadıklarını şimdi sınırlarımız ötesinden gerçekleştirmeye çalışanlara meydanı bırakmayacağız. Nasıl yıllardır içimizdeki fitnelere geçit vermediysek, 81 milyon tek yürek, tek ses olarak ezanımıza, bayrağımıza, istiklalimize, istikbalimize sahip çıktıysak, dışarıdan gelen tehditleri de aynı şekilde karşılamakta kararlıyız. Bu konuda 15 Temmuz bir milattır. Türkiye 15 Temmuz’dan önceki Türkiye değildir, o bir kırılma noktasıdır. Çelikten bir kütle gibi üzerine gelen darbeyi çıplak elleriyle durdurup püskürten, şahadeti şeref sayarak ölümün üzerine giden bu milleti yolundan döndürecek hiçbir güç tanımıyoruz. Nitekim 15 Temmuz’un hemen ardından önce Fırat Kalkanı Harekatı, şimdi Zeytin Dalı Harekatı konusunda ülke ve millet olarak gösterdiğimiz sağlam duruş bunun en büyük ispatıdır. Özgürlük mücadelesi silah değil yürek işidir yürek, iman işidir iman. Elhamdülillah, bizim hem silahımız var, hem de kor gibi, ateş gibi yanan yüreğimiz, tunç gibi sağlam imanımız var.

Türkiye’yi ve Türk milletini hiçbir köklü devlet geleneği bulunmayan, kendi aralarındaki didişmeler hariç ciddi bir mücadele birikimi olmayan topluluklarla karıştıranlara verilecek cevabımız şudur: Unutmayın biz her an atılacak her adıma hazır bir ülkeyiz, hazır bir milletiz. Eğer böyle bir devlete, böyle bir millete karşı 3-5 teröristi, 3-5 çapulcuyu tercih edenler varsa hiç şüpheleri olmasın ki bu cevabı onların da yüzlerine ve yüreklerine çok yakında çarparız, bunu da bilsinler.

Gençler, Peygamber Efendimizin Aleyhissalatu Vesselam hicret sırasında kaldıkları mağarada biliyorsunuz Hazreti Ebubekir Radiyallahu anh Efendimizi teskin etmek için ifade ettiği ve Yüce Kitabımız Kitabı Furkan’da da zikredilen hani “Lâ Tahzen İnnallâhe Meâne” Korkma, Allah bizimle beraberdir ayeti var ya, işte bu lafzın “korkma” kısmının İstiklal Marşı’mızın başına yerleştirilmiş olmasının sebebi de işte budur. Yani birileri burada farklı yerlere çekip bunu hani beşer planındaki korkmak-korkmamak gibi anlayıp da o korkmadan almasın. Oradaki korkma’nın dayandığı yer ifadesiyle bu orada geçmiştir, Akif merhum onu o anlayışla oraya yerleştirmiştir, onunla İstiklal Marşımız başlamaktadır. Rabbimize olan teslimiyetimizin de o bir sembolüdür aslında. Rabbime teslim olanı korkutacak hiçbir güç yoktur. Biz işte böyle bir millet olduğumuzu tarih boyunca sayısız defa ispatlamış bir halkız. Onun için yurdumuzun üzerinde tüten en son ocak sönmeden milletimizin değerlerine ve vatanımızın her karışı şehit kanlarıyla sulanmış mübarek topraklarına kimsenin el uzatamayacağına yürekten inanıyoruz. Milletimizin bağrından çıkan askerimizin her başarısı bu gerçeğin altının bir kez daha çizilmesi anlamına geliyor. Rabbim milletimize, ülkemize, askerimize güç ve kuvvet versin. ("Amin" sesleri) Her türlü kazadan, beladan, fitneden korusun diyoruz. ("Amin" sesleri)

Kardeşlerim; biz Afrika’dan Afrin’e kadar ülkemizin geleceği için her yerde ve her konuda yoğun bir mücadele yürütürken, maalesef ülkemizde giderek çapı ve seviyesi düşen bir Ana Muhalefet gerçeğiyle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Her defasında acaba bu sefer farklı olabilir mi diye ümit ediyoruz, ama ülkemizin ve milletimizin bekasını ilgilendiren her kritik konuda bu partinin yanlış tarafta bulunduğunu görmekten üzüntü duyuyoruz.

Siyasi partilerin seçimlere ittifakla girebilmelerini temin için ilgili kanunlarda değişiklik yapılması konusundaki düzenleme sırasında da benzer bir manzarayla karşılaştık. Seçimlere ittifakla girilebilmesi hususu ne AK Partiye, ne de başka partiye münhasır değildir. Bu daha önce farklı şekillerde uygulanmadı mı? Uygulandı. İlk defa mı yapılıyor? Yok. Arzu eden tüm partiler aralarında böyle bir ittifak kurabilirler. Cumhurbaşkanlığı seçiminde zaten doğal olarak gerçekleşecek bu ittifakın milletvekilliği seçimlerine teşmili yürütme erkinde sağladığımız istikrarı yasama organında da mümkün kılacak bir imkandır.

Bu işin bir başka faydası da, geçmişte kimi seçimlerde zaten yapılan, ama adeta hülle yöntemi kullanılan seçim ittifaklarının hukuki zemine kavuşturulmasıdır. Eskiler önce refik, sonra tarik derler. Biz gittiğimiz yol kadar bu yola kimlerle gittiğimize de bakıyoruz. Seçim ittifakı konusunda MHP’nin birlikte oluşturduğumuz bu ittifak şu anda kararlı bir şekilde Mecliste yürüyor; niye birileri rahatsız oluyor, neden, niçin? Ayrıca, Büyük Birlik Partisi de cumhur ittifakını desteklediğini açıkça ilan etti. Bu çatının altında olmasını arzu ettiğimiz partiler eğer kendilerine başka bir yol veya yol arkadaşı seçiyorlarsa, onlara da güle güle demekten baka elimizden bir şey gelmez. Biz iyi niyetimizi, samimiyetimizi, hatta ısrarımızı defaatle ortaya koyduk.

Önümüzdeki dönemde sadece seçimlerden başarıyla çıkmanın yollarını arayacak, onunla birlikte ülkemizi hedeflerine ulaştıracak reformların da hazırlıklarını yürüteceğiz.

Burada tabi bir şeyi özellikle ifade etmem lazım; biz ülkemizde her şeyden önce azami müştereklerimizin olduğu siyasi hareketlerle, siyasi partilerle beraber olmanın ittifakını kuruyoruz. Asgari müşterekler değil, onlarla beraber olamayız. Biz azami müştereklerimizin olduğu siyasi hareketlerle beraber olma kararını verdik, adımı da bunun için böyle attık. Ve biz ümmetin birliğini, beraberliğini sağlamanın, milletin birliğini, beraberliğini sağlamanın adımını atıyoruz ve bu ittifakın da buna hizmet ettiğine inanıyoruz.

Avrupa Birliği şayet kendisini oyunbozanlık etmemiş olsaydı, Türkiye bugün bir Avrupa Birliği ülkesi olarak küresel siyasetteki yerini alacaktı. Aynı şekilde Amerika tercihlerini yanlış kullanmamış olsaydı, hem kendimiz, hem dostlarımız için bölgede işler çok daha başka türlü gelişecekti. Rusya ve İran’la anlaştığımız ve birlikte olduğumuz hususlar var, anlaşamadığımız ve dolayısıyla karşı karşıya geldiğimiz konular da var. Türkiye’nin hiçbir ülkeye, hiçbir uluslararası kuruma karşı ön yargısı yoktur. Biz herkesle konuşmaya, herkesle işbirliğine, herkesle ortak projelere varız, yeter ki bizim hassasiyetlerimize saygı gösterilsin, asgari müştereklerin zemini azamiye dönüşsün, gerisine halledilebilecek meseleler olarak bakıyoruz, çözeriz onları.

Türkiye’yi terör örgütleriyle mücadelesi, S400 hava savunma sistemlerini alması dolayısıyla eleştirenler, dönüp kendi yaptıklarına bir baksalar eminim haklılığımızı kabul edecekler. Sen kalkacaksın Yunanistan’ın S300’leri gündeme geldiğinde, şu anda S300’ler var, Yunanistan’a ses çıkarmayacaksın, eee, Türkiye S400’leri alacağı zaman, sizlerden istediğinde vermeyeceksin, ama Rusya’dan S400’leri alma yoluna gidince, anlaşınca, NATO ülkeleri için bu yanlıştır diyeceksin. NATO’nun Genel Sekreteri ne diyecek? Hayır, Türkiye bu konuda özgürdür, istediği gibi hareket eder diyecek. Öbürü de, bak yaptırım uygulayabiliriz diyeceksin. Böyle ittifak, böyle bir dayanışma söz konusu olabilir mi? Bunların hepsi bugüne kadar yanlış alışkanlıklarıdır, ama bu yanlış alışkanlıklar kusura bakmasınlar bize geçmez. Biz yolumuza devam edeceğiz ve bu yönde sorgulamalara da gelemeyiz. Biz bu süreçte sağlam duracak, taviz vermeden kendi hedeflerimize doğru yürümeyi sürdüreceğiz.

Yine ekonomiden büyük projelere kadar her konuda reform gündemimize sıkı sıkıya sahip çıkıyoruz. Ana Muhalefetin milli politikalarımızı gölgeleme, ülkemize saldıranlara malzeme sağlama misyonu canımızı sıkıyor olsa da, zerre kadar öneme sahip değildir. Bu partinin yöneticilerinin daha bugünden seçim sonuçlarını gölgelemeye yönelik çabalar içine girmeleri, 2019’la ilgili ipuçları vermeye yetiyor.

AK Parti milletimiz teveccühüyle kurulmuş, bugüne kadar da sadece ve sadece milletimizin desteğiyle gelmiş bir partidir. Evet, şimdi bizim bir senemiz var yerel seçimlere, onun için bu yerel seçimler için hazırlıklarımızı kararlı bir şekilde sürdüreceğiz, ardından Kasım 2019 malum parlamento ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri var ve onun için de 2019’da yeni yönetim sisteminin gereği olarak bu desteği çok daha ileri seviyelere çıkartmak zorundayız. Bunun için tüm teşkilatlarımıza, milletvekillerimize, belediye başkanlarımıza, partimize gönül vermiş herkese çok önemli görevler düşüyor.

Ve ben şu anda ekranları başında bizi izleyen tüm kardeşlerime, tüm sevdalılarımıza diyorum ki, kucaklayıcı olacağız, ürkütücü olmayacağız ve oluşturacağımız o milli ittifakın, cumhurun ittifakının çok sağlam bir zeminde yürümesinin adımlarını beraber atacağız. En geç yılbaşında belediye başkanlıkları için artık seçim iklimine, yani kampanyaya girmiş oluyoruz. Hemen ardından da Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimi geliyor, dolayısıyla kaybedecek tek bir saatimiz, günümüz yoktur. Şahsım bir yandan, Sayın Başbakanımız ve diğer arkadaşlarımız bir yandan, il ana kademe ile kadın kolları ve gençlik kolları kongrelerimize iştirak ediyor, bu süreci yürütüyoruz.

Geçtiğimiz hafta Grup Toplantımızı gerçekleştiren Sayın Başbakanımız, KOBİ ve Girişimcilik Ödüllerinden, Milli Savunma Üniversitesi Karargah Subayları Mezuniyet Törenine kadar pek çok toplantıya da katıldı. Bu hafta bizim için oldukça yoğun bir program var. Grup Toplantımızdan hemen sonra Yargıtay’ın kuruluşunun 150. yıldönümü dolayısıyla düzenlenen sempozyuma katılacak, ardından da yeni hizmet binasının temel atma törenini inşallah icra edeceğiz.

Çarşamba ve Perşembe günleri, evet, bizim için tabi her gün anneler günüdür, kadınlar günüdür, bir gün değil, ama bu artık sembolik bir hal almış dünyada, Türkiye de bunun dışında kalmasın diye 8 Mart Dünya Kadınlar Günü olarak malum anılıyor. Şimdi Çarşamba ve Perşembe günlerinde malum Kadınlar Günü vesilesiyle düzenlenen programlara katılacağız. Oralarda tabi çok detay, teferruatlı konuşmalarımız olacağı için şimdiden tüm hanım kardeşlerimizin Kadınlar Gününü tebrik ediyorum.

Bizim için kadın her şeyden önce insandır, kadının gasp edilen her hakkı tüm insanlığa yönetilmiş veya yöneltilmiş bir tehdittir. Kadının maruz kaldığı her zulüm, her adaletsizlik tüm insanlığın onuruna vurulmuş bir darbedir. Üstelik kadın, diğer özelliklerinin yanı sıra anne ve eş sıfatlarıyla toplumda ayrı ve çok daha ulvi bir konuma sahiptir. Dünyada kadınlarla ilgili sorunların bu derece tartışılmasının, bu konuda ifrat ve tefrit noktasında çok farklı uçlara savrulmasının ve böyle bir anlayışın yaşanmasının sebebi işte bu temel bakış açısındaki eksikliktir. Erkekle kadını tıpkı bir bedenin iki yarısı gibi düşündüğümüzde fonksiyonlarında farklılıklar olmakla birlikte, aslında ikisinin aynı olduğunu görürüz. Hatta daha da ötesi, biri olmadan diğerinin bir anlamı yoktur.

Bizim inancımızda insana dair mükellefiyetler ve mükafatlar sayılırken, daima kadın ve erkek birlikte zikredilir. Kadınlarla ilgili zaman içinde ve tamamen farklı kaynakların etkisiyle ortaya çıkan yanlış anlayışları, yanlış uygulamaları hakikatin kendisi olarak asla kabul etmiyoruz. Bizim için tek hakikat, insanlar arasında derisinin rengine, kökenine, diline, boyuna posuna, bütün bunlara göre ayrım yapılamayacağı gibi, cinsiyetine göre ayrımcılığın olmayacağıdır. Bunun tersini düşünen, iddia eden, böyle davranan kim olursa olsun inancımıza da, medeniyetimizin özüne de, kadim kültürümüzün ruhuna da ters düşmüş olur. İnşallah kadınlarla ilgili tüm ayrımcı anlayışları ve uygulamaları ortadan kaldırarak bu konudaki yanlışların kökünü kurutacağız.

Ve şunu unutmayalım: Sevgililer Sevgilisi Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam ne buruyor; “…” cennet annelerin ayakları altındadır buyuruyor, bak babaların ayakları altındadır demiyor. O yüce makamı, evet, anneye teslim eden bizim dinimiz. Ve ben de diyorum, annelerinizin ayaklarının altını öpün.

Annelere ihanet edenler son zamanlarda biraz artmaya başladı, televizyonların yayınları da bu işi tabi iyice zıvanadan çıkartıyor. Onun için medyaya da sesleniyorum, lütfen bu yayınlarınızı şöyle kesintiye uğratın, yoksa milleti çileden çıkartacaksınız.

Ama ben buradan milletime sesleniyorum; annelerinizin ayaklarının altını öpün. Anneler nazlıdır, çeker ayağını, çektiği zaman sen de dedi ki, anne, cennetin kokusunu bana çok mu görüyorsun? Ve bu anne-evlat ilişkisini çok daha ilerlere taşıyacak ve aile zenginliğimizi daha da attıracak olan bir adımdır.

Ve buradan bir kez daha tüm kadınlara selamlarımı, sevgilerimi yolluyorum.

Cuma günü Genel Merkezimizde düzenlenen siyaset akademisinin açılış töreninde olacağız.

Hafa sonu da inşallah Mersin, Antalya kongrelerimizi Cumartesi yapacağız, Pazar günü Bolu ve Sakarya il kongrelerimizle inşallah milletimizle ve teşkilatlarımızla kucaklaşacağız.

Bu duygularla bir kez daha sizlere Meclis çalışmalarında başarılar diliyorum, hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.

Kalın sağlıcakla.

  • Kadın Kolları
  • Gençlik Kolları
  • AKIM
  • Yaşlılar Koordinasyon Merkezi
  • Engelliler Koordinasyon Merkezi
  • Akparti Siyaset Akademisi
  • Kütüphane
TBMM AK PARTİ GRUP BAŞKANLIĞI : TBMM 06543 Bakanlıklar - ANKARA . Tel: 0312 420 50 00