| Değerli Dostlar.
Dünya ölçeğinde baktığımızda 21.yüzyıl genel nüfus içinde yaşlı nüfusun arttığı ve yaşlılığın “sorun” olarak algılandığı bir yıl olmuştur. Demografik açıdan 20.yüzyıl, genç bir yüzyıl sayılırken kısa sürede biyolojik bir kategori olarak yaşlılık toplumsal bir sorun haline dönüşmüştür.
Giderek biyolojik bir sonun olmayı da aşmış bugün sosyolojik bir kavram olarak tartışılmaya başlanmıştır. Özellikle kıta Avrupasında, hızla çekirdek aileye, hatta bireysel yaşamaya geçildiği için yaşlılık hem bireysel olarak yaşlıların bizzat kendileri için, hem de toplumsal örgütlenme ve ekonomik alan için ciddi bir problem olarak algılanmaya başlanmıştır. Bu bağlamda yaşlılık kendini en fazla toplumda statü kaybettirmekle ve insanın yalnızlaşması biçiminde hissettirmektedir. Gerçi Türk toplumu henüz böyle bir çözülmeyle karşı karşıya değildir. Her ne kadar bizde de ataerkil aile biçiminden çekirdek aileye geçişte büyük bir hızlanma söz konusu ise de yaşlılar henüz sosyolojik bir kategori olarak ele alınmamaktadır.Yaşlılarımız kültürümüzün ve inancımızın gereği olarak, kıta Avrupasına göre yaşlılık derecesine göre itibar kazanmakta, yaşlılarımıza daha bir ihtimamla ve sevgiyle yaklaşılmaktadır.Dediğim gibi, biz de de çekirdek aileye geçiş hızlanmış olsa da, büyük bir çoğunlukla ailelerin Anadoluyla, köylerle irtibatının olması yaşlıların ev ortamından kopmamasına ve toplumdan uzaklaşmamasına neden olmaktadır. Ancak, bizler, her ne kadar Türkiye geleneğinde pek yeri olmasa da geleceğin 10, 20, hatta 50 yılını düşünerek projeksiyonlar ve planlar yapmak mecburiyetindeyiz.
İşte bugün burada açılışını yaptığımız merkez, böyle bir ihtiyaçtan doğmuştur.
Bu merkez, ilerde illerde de örgütlenmeye çalışarak, bugün için dünyanın yaşadığı “yaşlılık” olgusuyla bizim yaşadığımız yaşlılık olgusunun arasında, orta bir yerden dengeli bir çözüm üretmeye, yeni bir model oluşturmaya çalışacaktır. Bu açıdan bakıldığında Sosyal İşler Başkanlığımız iddialı bir işe soyunmuştur. Umarım başarılı olurlar. Umarım Türkiye ölçeğinde elde edecekleri başarıyla, dünyada ki yaşlılık sorununa da katkıda bulunurlar.
Değerli Dostlar.
Şunu hiçbir zaman unutmamalıyız.
Kendi varlığımız ve çocuklarımızın geleceği ne kadar önemliyse, yaşlılarımızda bizim için o kadar önemlidir. Bu birbirini tamamlayan ve hayatın idame etmesini sağlayan bir süreçtir. Eğer bu sürecin bir halkası ihmal edilirse hayatın ritmine ve devinimine müdahale edilmiş olur. Bu müdahale top yekun insanlığa yapılmış bir müdahaledir. Bilesiniz ki, yaşlılarına gerekli ihtimamı ve sevgiyi göstermeyenler, Bu anlamda toplumsal geleceğin yaşamasına katkıda bulunmayanlar, bir gün kendileri de aynı akıbete uğrayacaklardır. Yani yaşlılara karşı yapılmış her negatif uygulama insanın kendisine reva gördüğü bir davranış olacaktır. Bizim inancımızda, kültürümüzde, örf ve ananelerimizde yaşlılarla çocuklar çoğu kez aynı düzlemde ele alınırlar. Bu demektir ki, yaşlılarla çocuklara gösterdiğimiz ilgi ve sevgi aynı düzeyde olmalıdır. Üstelik her insan hayatı başlı başına bir macera, bir başarı öyküsüdür.
Nitekim Çiçero'ya yaşlılığında sormuşlar:
“Üstad yeniden gençliğe dönmek ister miydiniz ?”
Cevap çok anlamlıdır.
“Yarışı birinci bitiren at neden bir daha başlangıç çizgisine dönmek istesin ki “
Görüldüğü gibi hiçbir yaşlının bizim hayatımızı çalmak, hayatta bizim yerimizi işgal etmek gibi bir derdinin olması söz konusu değildir.
Bir başka düşünür de diyor ki; “Yaşlanmak bir dağa tırmanmaya benzer; çıktıkça yorgunluğunuz artar, nefesiniz daralır ama görüş açınız genişler”
Gelin; artık yorulmuş ve nefesi daralmış yaşlılarımız üretime katkıda bulunamaz diye onları bir kenara itmektense, alabildiğince genişlemiş görüş açılarından ve denene sınana nerdeyse kesinlik kazanmış tecrübelerinden istifade etmek için yaşlılarımıza hayatımızda daha fazla yer verelim.
Bu dünya hepimize yeter !
Bu duygularla tüm yaşlılarımızın, büyüklerimizin ellerinden öper, onların her birine “iyi ki varsınız, iyi ki bizimlesiniz; Allah hepinize sağlıklı uzun ömürler versin” temennisinde bulunurken
Sizleri de saygıyla selamlarım. |