Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in, Istanbul’da 80 okul ve 59 spor salonu açilis törenindeki konusmasi

 

Aziz İstanbullular, değerli misafirler, kıymetli öğretmenler ve geleceğimizin ışığı sevgili çocuklar; sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Canlı bağlantıyla bizleri takip eden Bağcılar ve Beykoz’daki arkadaşlarımıza da selamlarımı, sevgilerimi yolluyorum.

Açılışını yaptığımız 80 okulumuz ile 59 okulumuzdaki spor salonlarımızın ülkemize, şehrimize, evlatlarımıza hayırlı olmasını diliyorum. Bu eserlerin şehrimize kazandırılmasını sağlayan Milli Eğitim Bakanlığımıza, İstanbul Valiliğimize, Büyükşehir Belediyemize, tüm hayırseverlerimize teşekkür ediyorum.

Bugün resmi açılışlarını yaptığımız 80 okulumuzdan 25’i Bakanlığımızın yatırımı olarak, 7’si Büyükşehir Belediyemiz tarafından, kalan 48 tanesi de Valiliğimizin öncülüğünde kurumlarımızın ve vatandaşlarımızın bağışı olarak İstanbul’umuza kazandırılmıştır. Spor salonlarımızın tamamını ise İstanbul Büyükşehir Belediyemiz inşa etmiştir.

Derslik sayıları 2047 olan bu okullarımız ile spor salonlarımız yaklaşık 805 milyon liralık bir eğitim, yani 805 trilyon liralık bir eğitim-öğretim yatırımını ifade ediyor.

Görüldüğü gibi 2002 yılında Hükümete gelirken verdiğimiz ülkemizi eğitim-öğretim, sağlık, adalet ve emniyet üzerine yükseltme sözümüzü adım-adım yerine getiriyoruz. Eğitim-öğretim bütçede biliyorsunuz birinci sıraya çıktı. Biz geldiğimizde birinci sırada milli savunma vardı. Nereden nereye geldiğimizi anlatması bakımından bu çok önemli. Bugüne kadar 282 bin yeni derslik inşa ederek sınıfları akıllı tahtalarla, öğrencilerimizi tablet bilgisayarlarla donatarak eğitim-öğretim altyapısını tamamen modernleştirdik. Göreve başlattığımız 584 bin yeni öğretmenle eğitimci sayımızı 904 bine çıkartarak sınıfların hamdolsun boş kalmamasını sağladık. Hayata geçirdiğimiz 4+4+4 sistemiyle en önemli reformumuzu bu dönemde yaptık. Geçmişte tamamen ideolojik saplantılarla eğitim-öğretime verilen zararı ortadan kaldırdık. Yapacağımız işler çok, bunun farkındayız, ama bunlar en önemli engellerin ortadan kalkmasıydı, kaldırılmasıydı. Müfredatı, ders kitaplarını, eğitim ve öğretim yöntemlerini modern bir anlayışla yeniden bakın düzenledik demiyorum, düzenliyoruz diyorum, orada da yapılacak işler hala var.

Mevcut 75 üniversitemizin üzerine 110 üniversite ekleyerek isteyen tüm gençlerimize yükseköğrenim imkanı sağladık. Bizim gençliğimizde 10 öğrenciden 1 tanesi üniversiteye girebiliyordu, diğerleri bekliyordu. Ama şimdi artık açıkta kalma diye bir durum söz konusu değil.

Eğitime verdiğimiz önemin karşılığını hamdolsun her alanda alıyoruz. Türkiye’nin insan gücü niteliği yükseldikçe, araştırma-geliştirmeden üretime kadar tüm alanlarda iddiası da artıyor. Geçtiğimiz yıl yüzde 7.4 eğer büyüme kaydedebildiysek, ihracatımızı Şubat ayı itibariyle 160 milyar dolara çıkartabildiysek, kriz tellallarının tüm çabalarına rağmen hedeflerimize kararlılıkla ilerliyorsak, bölgemizde ve dünyada giderek daha etkin bir güç haline geliyorsak, bunların hepsinde de eğitim-öğretimde geldiğimiz yerin çok büyük bir payı vardır.

Değerli arkadaşlar; elbette elde ettiğimiz başarılar önemlidir, geldiğimiz yer de küçümsenecek gibi değildir. Fakat buna rağmen eğitim ve kültür konusunda tam istediğimiz seviyeye henüz ulaşamadığımıza inanıyorum.

Milletimizin evlatlarına iyi bir eğitim-öğretim vermek için yaptığı fedakarlığın büyüklüğü karşısında bulunduğumuz yer, olmamız gereken yer değildir. Devlet diğer hizmetlerden, yatırımlardan kısarak eğitim-öğretime bunca kaynak aktarırken ortaya çıkan netice bununla mütenasip görülmüyor. Demek ki bazı yerlerde bir tıkanıklık, bir eksiklik var. Eğitim sistemimizden beklentimiz çocuklarımızı anne ve babalarına hayırlı birer evlat, ülkelerine ve milletine hayırlı birer fert olarak yetiştirmesidir. İş hayatındaki ve sosyal ilişkilerdeki değişim, değerler eğitimini verme veya eksikleri tamamlama görevini de eğitim sistemimize yüklüyor. Halihazırdaki müfredatımızın, öğretmen niteliğimizin, eğitim materyallerini kullanma biçimimizin bu beklentiyi karşılamaktan henüz uzak olduğunu görüyorum.

Günlük hayatının faal olduğu saatlerini evinden daha çok okulunda geçiren çocuklarımızı bilgiyle donatmanın yanında bilinç ve duruş aşılamaktan da geçtiğine inanıyorum.

Dilini, tarihini, kültürünü en iyi şekilde öğrenmemiş bir evladımıza matematikte, kimyada, fizikte öğrendikleri yük gelir. Çünkü bu çocuğumuz aldığı eğitim-öğretimin neye yarayacağının, kendisini nereye taşıyacağının farkında değildir. Tamamen sınav kazanmaya odaklanmış bir sistemde arzuladığımız eğitime yer kalmaz. İşte bu TEOG meselesini bundan dolayı kaldıralım dedik. Biz TEOG’la okumadık ya ve bu yükleri şöyle bir kenara bırakalım.

 

İsmet Bey, bak gençler TEOG falan kalkınca nasıl rahatlamışlar. Halbuki sınav bir amaç değil araçtır. Çocuklarımıza öncelikle öğrendikleri bilgiyle kendilerine, ailelerine, ülkelerine, milletlerine, insanlığa nasıl faydalı olabileceklerinin şuurunu aşılamamız gerekiyor. Bunu başardığımızda rekabet alanı sınav kazanma olmaktan çıkar. Artık rekabetin alanı hikmetle yoğrulmuş bilginin bizatihi kendisi haline gelir. İşte o zaman bu sistem dünya çapında matematikçiler, fizikçiler, hekimler, mühendisler, iktisatçılar, felsefeciler yetiştirmeye başlar. İnşallah önümüzdeki dönemde dikkatimizi ve imkanlarımızı bu konuya teksif edecek, eğitim ve öğretimin altyapısında gerçekleştirdiğimiz devrimi içeriğinde de hayata geçireceğiz.

Sevgili öğrenciler; ülkemizde kendinize ideal olarak seçebileceğiniz pek çok iyi örnekle birlikte kesinlikle uzak durmanız gereken kötü örneklerle de karşılaşabilirsiniz. Türkiye’nin başına musallat edilen terör örgütlerinin hedefinde öncelikle genç dimağlar olur. Şayet terör örgütleri sizlere de bulaşırsa ölçünüz gayet basit olsun. Her kim ki size annenize, babanıza, ailenize rağmen bir şey yaptırmaz istiyorsa onlardan uzak durun. Her kim ki sizi tarihinize, kültürünüze, değerlerinize aykırı birtakım fikirlerle zehirlemeye çalışıyorsa onlardan uzak durun. Her kim ki sizi ülkenize, milletinize, devletinize karşı kışkırtıyorsa onlardan uzak durun. Bunların hiçbirinin de bizim dünyamızla, bizim inancımızla, bizim töremizle ilgisi yoktur. Annesine, babasına, ailesine saygı duymayan bir ferdin ne milletine, ne de insanlığa bir faydası olur.

Tarihini hiç bilmeyen veya yanlış bilen, kültürünün zenginliğinden bir haber, medeniyetinin ışığından nasibini almamış bir gencimizi geleceğimizin teminatı olarak göremeyiz. Hele hele milletine ve devletine ihanet eden hiç kimsenin, hani Arapçada bir ifade var var ya; irabda mahalli yoktur, sözünü etmeye bile değmez bunların.

Maalesef bu tür kötü örneklere çevremizde rastlayabiliyoruz. Mesela geçtiğimiz günlerde üstelik de milletvekili sıfatı taşıyan bir tanesi, bizim uluslararası yatırımcıları ülkemize davet etmemize, Türkiye’de kimsenin can ve mal güvenliği yok diye mesajla cevap vermiş. İşte bu tam bir kötü örnektir. Ya benim torunum bile diyor ki, bunlar kötü değil mi dede diyor, bak nereden nereye. Gerçi bunlara en güzel cevabı yarın Mersin’de 20 milyar dolarlık bir uluslararası yatırım olan Akkuyu Nükleer Santralinin temel atma töreniyle vereceğiz. Ancak böyle bir zihniyetin sorgulamasını da mutlaka yapmamız gerekiyor.

BİR VATANDAŞ- …

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Bacım, her tür tedbiri alıyoruz İçişleri Bakanlığımız olarak, tüm Emniyet Teşkilatımızla, okullarımıza gönderdiğimiz tebliğlerle ve şu anda yeni çıkartmakta olduğumuz yasayla bunları adam öldürmekten daha fazla ceza alacak duruma getiriyoruz, bugün-yarın yasa Meclise gelecek.

BİR VATANDAŞ- Tulum giysinler.

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Nedense bazıları tulum giyme olayına farklı bakıyor ama, burada bak tulum giysinler diyenler var. Bir oylama burada demokratik olarak yapmak lazım.

BİR KATILIMCI- Sayın Cumhurbaşkanım, hoş geldiniz.

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Hoş bulduk. Ama siz bu mahalleye hoş geldiniz, ben temeli attığım zaman yoktunuz.

Evet, şimdi bu malum kişiler için kendisiyle çeşitli defalar sohbet etme imkanı da bulduğum ünlü yazar merhum Cengiz Aytmatov’un romanında geçen ve zaman zaman kullandığım bir benzetme var. Gençler, biz bunlara mankurt diyoruz. Mankurt, beyni iğdiş edildiği için kendi toplumunu, kendi halkını, hatta kendi ailesini düşman gören, onlara saldıran kişi demektir, işte bunlar mankurt. Her terörist bir mankurttur. Ülkesinin ve milletinin aleyhine çalışanlar da birer mankurttur.

Bunlar kimi zaman işte bu şekilde siyasetçi kılığına bürünüp dünyaya ülkesini kötüler. Nerede bunun Genel Başkanı? Niye kalkıp da, ya sen ne diyorsun, nasıl böyle bir şey söylersin diyor mu? Tam aksine, cepheye sürüyor, arkadan da ona sufle ediyor. Bunlar kimi zaman öğrenci kılığına girip şehitlerimizin anılmasını engellemeye de kalkar. Bunlar kimi zaman eline silah alıp doğrudan devletine saldırır. Kılıklar, yöntemler farklı olsa da, zihinler hep aynı hastalıkla maluldür. Biz tüm hayatımız boyunca evlatlarımız bu hastalıklı zihniyetin tuzağına düşmesin, yani mankurtlaşmasın diye çalıştık, mücadele ettik. Bunun için medeniyetimize, tarihimize, kültürümüze, değerlerimize sarıldık. Bunun için hep eğitim-öğretim dedik, ilim dedik, irfan dedik, inanç dedik. İnşallah ömrümüzün sonuna kadar da bu mücadeleyi vermeye devam edeceğiz. Burada ve gittiğimiz her yerde evlatlarımızın gözlerindeki heyecanı, azmi, pırıltıyı gördükçe, mücadelemizin boşa gitmediğini anlıyorum.

Değerli arkadaşlar; Türkiye büyüdükçe, geliştikçe, güçlendikçe karşımıza çıkan sorunların mahiyeti ve çapı da ona göre değişiyor; işimiz kolay değil, düşünün nerelerden nerelere geldik. Söylemek zorundayım, Türkiye’nin sınıfta 125 öğrencinin olduğu dönemleri herhalde içimizde bilenler vardır. Ben İstanbul İmam Hatip Okulunda okudum, benim sınıfımda 75 öğrenci vardı ve benim sınıfımda bizim ağabeylerimizi vardı çocuk sahibi. Ben en gençlerinde bir tanesiydim, ilkokulu bitirdim, imam hatibe gidim. Ama içimizde öyle ağabeylerimiz vardı, evli, çocuğu var, biz onlarla beraber okuduk ve 75 kişi. Ama şimdi elhamdülillah 30’dan fazla yok, buraya indik, altı var, üstü yok, öyle mi İsmet Bey? Buralara geldik. Ve bunlar kalitenin arttığının alametidir.

Dünün Türkiye’si için sorun, siyasetçilerin kendi aralarındaki tartışmalarından kaynaklanan krizlerdi. Geçtiğimiz 15 yılda sağladığımız istikrar ve güven ortamıyla artık Türkiye’nin böyle bir derdi yok. 2019 yılındaki seçimlerin ardından geçeceğimiz cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle bu tehdidi tamamen ortadan kaldırıyoruz.

Dünün Türkiye’si için sorun, birkaç milyar dolarlık finans oyunlarıyla ekonomisinin alt-üst edilebilmesiydi. 2017’de yüzde 7,4 oranında büyüme oranı elde etmiş, ihracatı Şubat ayı itibarıyla yıllık 160 milyar doları bulmuş, kişi başına milli geliri 3500 dolardan 11 bin dolara çıkmış bir Türkiye’nin artık böyle oyunlara getirilmesi mümkün değildir. Hala bazıları çıkıyor, battık, bittik, şöyle oldu, böyle oldu. Hiçbir olmadı, biz emin adımlarla yola yürüyoruz. İşte bak, bugün burada 80 okulumuzun açılışını yapıyoruz, bunun yanında hamdolsun spor salonlarımız.

Ve şimdi yıllardır, Belediye Başkalığım döneminden söylediğim bir hedefimiz vardı, ki Valimizden az önce müjdesini aldım, Belediye Başkanımız da burada, bakın bu çok önemli, okullarımızın bahçelerinin altına otoparklar yapalım ve bu yapacağımız otoparklarla hem mahallenin bu araçlarını park etme sıkıntısını ortadan kaldıralım, hem de belediyeler verdikleri sözleri yerine getirmiş olsunlar. Biliyorsunuz, bir defa park için belediyeler ruhsat verirken ne alıyor? Ücret alıyor, çünkü inşa edilen apartmanın altına otoparkın yapılması lazım. Hiçbir apartmanın altında böyle bir otopark olur mu? Neredeyse hiç yoktur. Onun için ne yapıyor? Geliyor sokağın içine bir sıra, iki sıra araçlar park ediliyor. Allah göstermesin, bir yangında vesaire oralardan girmek-çıkmak çok zor. Şimdi okullarımızın altında bu olursa hem bir okul için gelir kaynağı olur, okulun masrafları için bunların kullanılma durumu olur ve böylece bir de hırsız- arsız, şu-bu filan diye de bir endişeye araç sahipleri kapılmaz.

Dünün Türkiye’si için sorun, sınırları içinde adeta fink atan terör örgütlerinin bir türlü önüne geçilemeyen eylemleriydi. İşte buraya girerken son rakamı aldım, hamdolsun, Afrin’de son rakam 3872 terörist etkisiz hale getirildi.

Akşam Afrin’deydik, en uç noktadaydık, sınırdaydık, sanatçılarımız, sporcularımız, yazarlarımız, gazetecilerimiz, askerlerimizle orada iç içe olduk, onlarla şöyle protokolü filan hepsini bir kenara koyup hasbihalde bulunduk. Oraya da bir gece ansızın gelebiliriz dedik, öyle gittik, yani davulla-zurnayla gitmedik. Ve güzel bir orada askerimizle buluşmamız oldu. Hepsi maşallah dimdik ve en ufak bir soru işareti yok ve yeni yeni hedeflere ilerlemenin hazırlığı içindeler. Ve yeni hedefleri de sürekli olarak her an duyabilirsiniz.

BİR VATANDAŞ- Bizler buradayız Başkanım.

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Zaten sizin burada olduğunuzu bildiğim için bunları rahat konuşuyorum.

Bugün artık Türkiye terör örgütlerini sınırları dışındaki inlerinde bulup tepesine biniyor. Gabar’da, Cudi’de, Cilo’da, Tendürek’te, Beslerderesi’nde inlerine giriyor inlerine, onlar kaçıyor biz kovalıyoruz. İşte ne oldu? Suriye’ye kaçtılar, Afrin’e kaçtılar, Sincar’a kaçtılar. Ve dedik ki, Bağdat Yönetimine özellikle söyledik, eğer siz halledecekseniz halledin, yoksa biz gelip Sincar’da PKK’yı hallederiz. Ve bütün bunlar için kimseden icazet beklemiyor, kimsenin de gözüne bakmıyoruz.

Dünün Türkiye’si için sorun kendi kararlarını kendi verebilme, kendi idaresini özgürce ortaya koyabilme imkanı bulamamasıydı. Diğer sınamaların yanı sıra, özellikle 15 Temmuz darbe girişiminde milletimizin gösterdiği feraset ve cesaret istiklalimize ve istikbalimize güvenle bakabilmemizi sağlamıştır elhamdülillah. Gençlerimize dünün ve bugünün Türkiye’sini işte bu farkla devredeceğiz.

Gençler, unutmayın, hayali olmayanın istikbali olamaz. Eğer biz kendi hayallerimizi kurmaz ve onun peşinden gitmezsek, ancak başkalarının hayallerine o zaman dolgu malzemesi oluruz. Çocuklarımızdan ve gençlerimizden kendilerinin, ailelerinin, milletlerinin, ülkelerinin, devletlerinin geleceğine dair hayaller kurmasını istiyoruz. Bugün kurduğumuz hayaller yarın, gençler, bunu özellikle size söylüyorum, biz o günü göremeyeceğiz, 2053 ve 2071 vizyonlarının ruhunu sizler teşkil edeceksiniz.

Sultan Alp Arslan’ın hayali Anadolu’yu ecdadın ebedi yurdu haline getirmekti. Osman Gazi’nin rüyası Söğüt’ten yükselecek bir ulu çınarın tüm bölgeyi, tüm dünyayı dalları altında toplamasıydı. Fatih Sultan Mehmet Han’ın rüyası, dünyanın gözbebeği İstanbul’u fetih ederek devletinin başkenti yapmaktı. Gazi Mustafa Kemal’in hayali; yeryüzünden silinmeye çalışılan bir milleti ve ülkeyi Anadolu bozkırlarında yükselen taze bir fidan haline dönüştürmekti. Bizim hayalimiz; ülkemizi demokraside ve ekonomide dünyanın en ileri 10 ülkesinden biri haline getirmektir.

Sizlerden beklentimiz ise; 2053 ve 2071 vizyonlarımızı önce şekillendirmeniz, sonra da tüm unsurlarıyla bunları hayata geçirmenizdir. Rabbim yar ve yardımcınız olsun.

Az önce Milli Eğitim Bakanımız Akif’in bir dörtlüğünü okudu. O dörtlüğü ben çok severim, ben de okuyacağım. Yalnız bu dörtlüğün gereğini yerine getireceksiniz ha, tamam mı? Asım’ın nesline bu yakışır:

“İhtiyar amcanı dinler misin oğlum Nevruz,

Ne çok söyle, ne büyük söyle, yiğit işte gerek,

Lafı bol karnı geniş soyları taklit etme,

Özü sağlam, sözü sağlam adam ol ırkına çek!”

Tekrar bu duygularla bir kez daha açılışını yaptığımız 80 okulumuz ile 59 okulumuzdaki spor salonlarımızın şehrimize ve öğrencilerimize hayırlı olmasını diliyorum.

Gençler; bodrum katlarında beden eğitimi dersi yaptık. Şimdi siz bu muhteşem spor salonlarında inşallah beden eğitimi derslerinizi yapacak ve rekabete gireceksiniz.

Bu eserlerin şehrimize kazandırılmasında emeği geçen, katkısı olan tüm kurumlarımıza ve hayırseverlerimize tekraren teşekkür ediyorum.

Öğretmenlerimizin ve öğrencilerimizin yavaş yavaş sonuna doğru yaklaşmakta olduğumuz bu eğitim-öğretim dönemini başarıyla tamamlamalarını Allah’tan temenni ediyorum.

Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.

Kalın sağlıcakla.

 

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.