Yükleniyor...

Arsivlerimiz tümüyle açik

 

Davutoğlu, Kanal 24’teki canlı yayında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Başbakan Davutoğlu,1915 olaylarıyla ilgili yayınladığı taziye mesajının sorulması üzerine şöyle konuştu:

"Tarihi olayları değerlendirirken birkaç perspektiften bakılabilir. Birincisi tarihi olayın kendisi, ikincisi bunun siyasal bakımdan değerlendirilmesi, üçüncüsü de bugünkü dünyaya ve geleceğe ne anlam ifade ettiği. Maalesef bu hatlar öylesine karışıyor ki tarihi olaylar üzerinden siyasi hesaplaşmaya yöneldiğinde ve nefret diliyle bu hesaplaşma kutuplaştırıcı bir yöne evrildiğinde tehlikeli bir netice ortaya çıkabiliyor. Tarih, sadece 1915 olayları için değil, gri bir alandır. Yani bembeyaz meleklerden oluşan bir insanlık tarihi yok ama tümüyle kapkara bir tarih de yok. Bu gri alanın en fazla tartışılan dönemleri savaşlar ve savaşlar esnasında yaşanan büyük acılar."

Türkiye’nin gerek 2009 yılında Ermenistan ile protokollerin imzalandığında gerekse sonrasında tarihi ile ciddi bir yüzleşmeye ve bu anlamda bir söylem değişikliğine gittiğini kaydeden Davutoğlu, bunun ilk işaretinin ise 2005 yılında bütün partilerin katılımıyla yapılan ’Ortak Tarih Komisyonu’ çağrısı olduğuna dikkati çekti. Davutoğlu, bunun önemli bir adım olduğunu belirterek, "Daha önce resmi yaklaşım Türkiye’de böyle bir olay yaşanmadı şeklindeydi. Halbuki yaşanmış olan şey yaşanmıştır ve onu yok saymak onu ortadan kaldırmaz" diye konuştu.

2001 yılında üniversitede 1915 olaylarına ilişkin bir bildirinin okunacağını ve bildiriyi yazması için kendisine teklif geldiğini söyleyen Davutoğlu, akademisyen arkadaşlarına "Bizim akademisyenlerin görevi bildiri okumaktan çok araştırma yapmak, ilmi bir çerçevede olayı ortaya koymak" dediğini anlattı.

Davutoğlu, her zaman vurguladığı hususun adil hafıza olduğunu belirterek, Türkiye’nin yaklaşımını şöyle açıkladı:

"Acıları tek taraflı ve bir perspektiften yorumlayan bir yaklaşım değil, bütün acıları paylaşabilmek. Bu konuda da karşılıklı olarak acımızı paylaşmak üzerinden birbirimizi anlamaya ve geleceği inşa etmeye dayalı bir yaklaşım sergiliyoruz. Yani tarihi doğru anlayalım bugünkü siyasete barışçıl bir şekilde yansıtalım ve geleceği birlikte inşa edelim. Türkiye’nin resmi yaklaşımı bu."

Ermenistan tarafından protokoller rafa kaldırıldığında dahi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 24 Nisan bağlamında ilk defa bir beyanda bulunduğunu hatırlatan Davutoğlu, kendisinin de Hrant Dink’in vefatının yıldönümü ve dün yaptığı açıklamayla iki beyanda bulunduğunun altını çizdi.

"Bir öfke dili oluşturuluyor"

Türkler ve Ermenilerin tarihinin sadece 1915’ten ibaret olmadığını belirten Davutoğlu, "Geçen sene İngilizce bir makale yayınladım, şu anda da bir kitap çalışmam var, Osmanlı tarihinin nasıl yorumlanacağı üzerine. Orada da bu konulara değindiğim bölümler var. Bizim hedefimiz bu. Buna karşılık karşı tarafta onlarca yıldır sürdürülen, nesilden nesile aktarılarak bir şekilde tarihin tek boyutlu bir anlatımıyla bir öfke dili oluşturuluyor. Bu öfke dilinin bir sektörü oluşmuş durumda. Diasporanın belli bir kesimi buradan neredeyse hayatını idame ettiriyor" diye konuştu.

"Ortada son derece adaletsiz bir tablo var"

Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarının yüzde 20’sini işgal etmesinin görmezden gelinmesini son derece adaletsiz bir tablo olarak nitelendiren Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Dünya savaşında öldürülen Türklerin acıları unutuluyor, Balkanlardaki büyük muhaceretin acıları unutuluyor, Kafkasların 1850’lerden itibaren yaşadıkları etnik temizlikler unutuluyor, tek bir konu hatırlanıyor. Öbür tarafta da Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarının yüzde 20’sini işgal ettiği unutuluyor, Hocalı katliamı unutuluyor. Neredeyse Azerbaycan’ın Ermenistan’dan özür dilemesi ya da bu meselenin unutularak, Türkiye Ermeni ilişkilerinin düzeltilmesi bekleniyor."

Davutoğlu, konuya ilişkin perspektiflerini şöyle özetledi:

"Gelin tarihi ortak olarak konuşalım anlayalım, gelin ortak bir komisyon kuralım, gelin Güney Kafkasya’da yeni bir barış düzeni kuralım, aramızdaki sınırları değil bırakmayı kaldıralım, öyle bir düzen kuralım ki bütün sınırlar serbest geçiş alanı olsun bizim perspektifimiz bu."

Davutoğlu, dün yayınladığı taziye açıklamasının da bu perspektifte yapılan bir açıklama olduğuna dikkati çekti.

"Diasporayı tatmin etmek mümkün değil"

"Diasporayı tatmin etmek mümkün değil" diyen Davutoğlu, Diaspora ile Amerika’ya her gittiğinde görüştüğünü belirtti.

Dışişleri Bakanı olduğu dönemde Diaspora ile görüşmeler gerçekleştirdiğini anlatan Davutoğlu,  son New York ziyaretinde de görüşmede bulunduklarını belirtti. İlk görüşmesinin Los Angeles’ta uzun bir görüşme gerçekleştirdiğini kaydeden Davutoğlu, görüşmelere ilişkin şöyle konuştu:

"Biz çok rahat konuşabiliyoruz, karşı tarafta bu rahatlık yok. Benimle konuşanlar genellikle ’aman basın duymasın’ diyor. Duydukları zaman da aşırı kanattan bir Ermeni aydın şöyle bir yazı yazdı: ’Eğer Türk Dışişleri Bakanı Amerika’da saatlerini Ermeni Diasporası’na ayırıyorsa burada bir tuzak var demektir. Kimse böyle bir tuzağa gelmemeli.’"

"Konuşursanız tuzak, taziye yayınlarsanız yetmez ne yapmamız isteniyor"

Bu tür yorumlara tepki gösteren Davutoğlu, "Konuşursanız tuzak, taziye yayınlarsanız yetmez, mesafe koyarsanız zaten Türkler açık görüşlü değil, peki ne yapmamız isteniyor. Acıları paylaşalım diyorsunuz, hayır sizin acılarınız unutulsun bizim acıları anlayın, bizim acılar için özür dileyin. Gelin konuşalım, önce siz soykırımı kabul edin sonra konuşuruz. Böyle bir anlayışla yol almak mümkün değil" diye konuştu.

"Arşivlerimiz açık, aksine Ermeni tarafının açık değil"

Bazı belgelerin Türkiye tarafından gizlendiğine yönelik iddialara ilişkin soru üzerine Davutoğlu, arşivlerin tümüyle açık olduğunu söyledi. Böyle bir talep varsa ortak komisyonu memnuniyetle kurmayı teklif eden Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Aksine Ermeni tarafının arşivleri açık değil. Bu bağlamda Sayın Merkel ile bir görüşme gerçekleştirdim, orada da zikrettim. Almanya da İngiltere de savaşın içindeydi. Herkes arşivlerini açabilir. Herkes bu meseleyi konuşabilir. Ben hayat boyu, benimle göz mesafesinden konuşan herkesle her şeyi konuşurum ama birisi bir milim yukarı çıkıp kibir yapmaya başladı mı kimsenin kibir yapmasına izin vermeyiz. Batı dünyasında hep diğer dünyadaki insanların doğuştan ya da bazı kültürel özelliklerle her an yanlış içinde olduğu kendisinin yanlışlarının ise arızi olduğu kanaati hakim."

Martin Schulz ile yaptığı görüşmede de bu konuya dikkati çektiğini söyleyen Davutoğlu, "Acıları karşılaştırıyor değilim. Ben bu konuda açık yürekli sözleri sarf ettim. Tehcir insanlık suçudur dedim. Nerede olursa olsun. Bunları ifade etmekten hiç imtina etmedik ama eğer tarihi açacaksak, Afrika’da hangi kabilelerin sömürge idareleri altında nasıl yok edildiklerini konuşalım. Bunlar konuşulacaksa dünyada yüz yüze bakacak kimse kalmaz. Bunları ben Ermenileri onlarla karşılaştırdığım için söylemiyorum" dedi.

19. yüzyılın son çeyreğinden itibaren başlayan çatışmalarda Rusya’nın savaş esnasında Ermenileri kullanma çabası olduğunu kaydeden Davutoğlu, "Acıları unutturmak için söylediğim bir şey değil. Bu acılar saygı duymamız gereken bir şey" diye konuştu.

Ermeni vatandaşların Türkiye’de pek çok görevde bulunduğunda dikkati çeken Davutoğlu, Etyen Mahçupyan ve Markar Esayan’ı örnek göstererek şöyle konuştu:

"Ermeni olması hasebiyle değil, saygı duyduğum bir entellektüel olduğu için Etyen Mahçupyan danışmanım. Yaşı dolduğu için emekliye ayrıldı her zaman görüşür ve konuşuruz. Şimdi de Başbakanlık’ta görev alması hem birikimi hem de Ermenilerin de devlet yapılanması için yer alabileceği anlamında bir güzel örnek. Şimdi Markar Esayan milletvekili adayımız. Cumhuriyet tarihinde belki ilk defa. Biz aday göstereceğimiz ortaya çıkınca CHP de gösterdi. Normalleşme budur. Ermeniler bu toprakların asli çocuklarıdır."

İki sene önce Dışişleri Bakanı döneminde büyükelçilere yaptığı konuşmada, "Diaspora bizim için olumsuz bir kavram olarak nitelendirmeyelim" dediğini belirten Davutoğlu, "Bunu dinleyen büyükelçilerimiz arasında eşi ASALA teröründe şehit olmuş büyükelçilerimiz de vardı. Böyle bir şeyi kabul edemeyiz demediler, aksine ’Yarayı yarayla saramazsınız, bunu çözelim’ diye bizim hariciye kadroları öncelik etti. Biz bu anlamda çağrıda bulunuyoruz, bu çağrıya kulaklarını kapatırlarsa biz yine çağrıda bulunmaya devam ederiz. Şu veya bu gerekçeyle Türk milletini bir bütün olarak kollektif bir suçla izam etmeye kalkarsa buna tepki de gösteririz, yok da sayarız ve kendi kararları ile baş başa kalırlar" diye konuştu.

Kanal 24’teki canlı yayında gündeme ilişkin soruları yanıtlayan Davutoğlu, 1915 olaylarına ilişkin, "Mesele, Türkler ile Ermeniler arasında kalmış olsa çok daha rahat çözülebilecek" ifadesini kullandı.

Türkler ile Ermenilerin her şeyi herkesten daha rahat konuşabileceğini vurgulayan Davutoğlu, şunları kaydetti:

"2003 yılıydı başdanışmanım. Akademik dönemde Avustralya’dan bir davet gelmişti bana, devlet misafiri olarak ağırlanmak adına. Eşim ile birlikte gittim. ’Yabancılarla ilgili bir birim var mı’ diye sorduğumda büyükelçimiz ’var ama başındakiyle görüşmezsek daha iyi çünkü Ermeni’ dedi. ’Hayır, aksine Ermeni ise daha da iyi’ görüşelim dedim. ’Ama Türkiye aleyhtarı ifadeleri var’ dediğinde de yine ’görüşelim’ dedim.

Bir lokantada eşiyle birlikte buluştuk. Bizim hanım da kendisine Anadolu işi bir yaşmak hediye etti. O kadıncağız ağlamaya başladı. Hiçbir şey insani dokunuştan daha önemli değil. Ben hep şunu vurgularım; kendinizle barışıksanız ve kendi tarihinizle, kimliğinizle barışık bir hal içindeyseniz hatalarınızı da görürsünüz, ifade de edersiniz. Kimse bundan kaybetmez ama kendisiyle kavgalı olanlar başkasıyla barışamazlar. Şimdi bizim barış eli uzatmamızın sebebi kendimizle barışığız artık, konuşabiliyoruz. Bize ön yargıyla ve kibirle yaklaşana aynı ön yargıyla mukabele etmeyiz ama kibrinin karşılığını veririz. Burada bu üçüncü taraflar bu meseleyi sürekli kaşıyorlar. Ermeni diasporasının bütün meselesi de bir intikam almak."

Ermeni diasporasının çok ciddi ekonomik gücünün olduğunun söylendiğini belirten Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Peki Ermenistan niye fakir? Mesela Yahudi diasporası İsrail’i zengin kılmak için bütün gücünü seferber eder ve İsrail’in başarısını kendi başarısı olarak görür ama Ermeni diasporası başarılı bir Ermenistan’ı istemez çünkü hep başarısızlığın sebebi olarak 100 yıl önceki olayların hatırlanmasını ister. Bir başarı hikayesi yazabilirdi Ermenistan bizimle ilişkileri düzelterek. Ermeni diasporası büyük kaynaklar aktararak Ermenistan’ı ayağa kaldırabilir. Niye kaldırmıyorlar? Bu tarihi olaylar üzerine yaptıkları harcamalarla Ermenistan’da işsizliği yok edebilirler. Ermenistan bugün boşalıyor. İnsanlar başka ülkelere gidiyorlar iş bulamamaktan ama bir nefret yaşıyor. ’Nefreti yaşatmaktansa barış üzerinden yeni bir hayat inşa edelim’ diyoruz. Bunu ben (Ermenistan Cumhurbaşkanı) Sarkisyan’a da defaatle bir seferinde söyledim.

Gelin, bir iyi niyet gösterin... Azerbaycan da Allah için katı bir tutum içinde değildi. ’Eğer çekilirlerse biz de sınırı açarız, siz de sınırı açarsanız’ dediler. Açılmış olsaydı şu anda bütün bu koridorlarda barış rüzgarları eserdi. Dolayısıyla birileri bu yaranın kapanmasını istemiyor. Sürekli bu yaranın deşilmesini istiyor ve birileri bize dönüp içkin bir suç izafe etmek istiyor. Biz böyle bir suçu kabul etmeyiz. Bu üçüncü taraflara çağrımız; gölge etmesinler başka ihsan istemez. Bıraksınlar biz Türkler Ermeniler oturur dertleşiriz, hediye alır veririz. Birlikte kendi dünyamızı keşfederiz."

Bu yıl devrim mahiyetinde bir adımın atıldığının altını çizen Davutoğlu, "Bu sene İstanbul’da ermeni patrikhanesinin düzenlemesiyle bir anma töreni, taziye yapılacak. Hrant Dink’in vefatından sonra gösterilen ortak dayanışma bilinci şimdi gösteriliyor. Hiçbir acıya gözümüzü kapatmayız. Bir arkadaşımız temsil edecek. Temsil bakan düzeyinde olabilir. O gün değerlendireceğiz" dedi.

"Siz güçlüyseniz kimse burada size maliyet ödetmez"-

Davutoğlu, Avrupa Parlamento’sunun kararlarını da değerlendirerek, alınan kararların hukuki bir sonucunun doğmayacağının belirtildiğini ifade ederek, şunları söyledi:

"Siz güçlüyseniz kimse burada size maliyet ödetmez ama zayıfsanız en küçük olaydan bile maliyet ödetirler. Maalesef dünyanın realitesi bu. Türkiye güçlüyse ki bugün güçlüyüz, herkes bu kararı alırken 10 kere düşünür, aldıktan sonra da bunu pratik sonuca yansıtmamaya özen gösterir.

Parlamento kararları alınırken hep bir not düşüyorlar, ’Bunun hiçbir pratik şeyi yoktur. Avrupa Parlamentosu kararının bir pratik sonucu doğmayacaktır, hukuki bir sonucu doğmayacaktır’. Niye bunu söylüyorlar? Çünkü Türkiye güçlü. Biz güçsüz olursak, şimdi böyle davrananlar başka türlü davranmaya başlar. Yani bunun sonuçlarının ortaya çıkmasını isterler. Burada önemli olan, ne olursa olsun hakkı, hukuku ve tarihi gerçeği insani yönden savunmak, ikinci olarak da bunu savunurken, bunu savunacak kadar güçlü olabilmek. O bakımdan bizde şu an öz güven var. Hem insani olan bir tavır sergiliyoruz hem de birisi bu tavra karşı öfkeyle bize yaklaşırsa ona mukabele edecek de gücümüz var. Bu hissi yaşadığımız zaman, gereğini her zaman yapabilecek durumdayız. Güçlü bir Türkiye ile nihayetinde kimse bozuşmak, karşı tarafta olmak istemez ama bir taraftan da ’acaba Türkiye’yi nereden zayıflatırım’ diye de düşünmeye devam eder. Biz de onlara karşı tavrımızı gerektiğinde gösteririz."

Mısır ve Suriye’de yaşananları da değerlendiren Davutoğlu, "En kolay katlanılan acılar, başkalarının acıları" diye konuştu.

Bugün Suriye’de tehcir yaşandığını anlatan Başbakan Davutoğlu, konuşmasını söyle sürdürdü:

"Yani insanlar bile isteye hava bombardımanlarıyla yerlerinden sürüldüler ve 1,7 milyon, yaklaşık 2 milyon insan sadece Türkiye’ye geldi. Bugün etnik kıyım yaşanıyor Suriye’de. Belli yerlerde açık ifade etmek gerekirse mezhep çatışmaları sebebiyle Sünni Suriyeliler ya topyekün öldürüldüler ya da sürüldüler. Soykırıma benzer olaylar şu anlamda yaşanıyor; kitle imha silahlarıyla, kimyasal silahlarla... Daha 2013’ün Eylül’ünde nasıl manzaralar, yüzlerce insan bir anda katledildi Suriye rejimi tarafından görüyoruz. Öbür tarafta DAEŞ, Suriye rejiminin katliamlarına benzer bir sürgün politikası takip ediyor. Yezidileri yerinden etmeye çalışıyor. Onlar da böyle bir etnik kıyımdan geçiyorlar. Böyle bir dünyada bu olayları durdurma yönünde bir irade görmüyorsunuz. İradeyi bırakın bugün bunun bedelini ödeyen ülkelere benzer bir yardım da sağlanmıyor. Çünkü ölenler doğulu, Müslüman, Hristiyan falan ama nihayet başka bir kültürün unsuru olarak görülüyor.

Hele hele bu anlamda Müslümanların acılarına karşı son derece duyarsız bir uluslararası psikoloji var. Neden IŞİD diye bir vaka İslam’la özdeşleştiriliyor da öldürülen 300 bin Suriyeli İslam’la özdeşleştirilmiyor. ’Bu Müslümanlar niye öldürülüyor’ diye neden sorulmuyor. Veya Mısır’da ya da başka bir yerde olsa acaba İslam argümanı kullanan bir rejim bu kadar idam kararı veriyor olsaydı acaba şu ana kadar kaç ambargoya muhatap olurdu? (Mısır’da askeri darbeyle görevinden uzaklaştırılan seçilmiş Cumhurbaşkanı) Mursi yapsaydı bunu acaba İslam’la ilgili nasıl bir algı oluştururlardı ve ne kadar ambargo uygularlardı. Peki Sisi yaptığında ne fark var? Sisi, Gazze’deki tünelleri kapatıyor çünkü Sisi, Gazze ablukasına yardım ediyor, çünkü Sisi için İsrail’in güvenliği, Mısır’daki insanın onurundan daha önemli. Gazze’ye giden o hayat yolunu kapatmak ne demek, Gazze ablukasına katkıda bulunmak ne demek? Türkiye için böyle bir şey düşünülebilir mi? En karşı olan bile bunu yapmaz, bu farklı bir kültür ama bunu yaptığı için ödüllendiriliyor Sisi ve sessiz kalınıyor."

Davutoğlu, Suriye rejiminin şu ana kadar Müslümanları katlettiği için gözardı edildiğini anlatarak, "Başka bir yönetim olsaydı ve bu kadar katliam yapsaydı herhalde bir şekilde şu anda yerinde oturamazdı. Bunlar acı şeyler ama bilmemiz gereken şeyler. Bizim acımız bizimdir ve emin olun bizim acımıza ağlayacak çok fazla insan bulamayabiliyoruz. O zaman siyasi rekabet yapalım, karşılıklı gerekiyorsa ağır eleştirileri yapalım ama bilelim ki bu ülkelerde yaşayan insanların kaderi ortak. Yarın başımıza bir iş geldiğinde sadece ve sadece birbirimize bakacağız" değerlendirmesinde bulundu.

Demokrasi darbe yediğinde Mısır’da olduğu gibi sadece bir taraf değil birçok tarafın kaybedeceğini belirten Davutoğlu, "Türkiye’de bunlar olacak diye söylemiyorum ama etrafımız ateş çemberiyse herkesin bir ders çıkartması lazım" diye konuştu.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.