Basbakan Binali Yildirim’in Afad Araç Teslim Töreni’nde yaptigi konusmanin tam metni
… sevgiyle, muhabbet selamlıyorum, Cuma’nız mübarek olsun.
AFAD, güzel, genç, güzide bir kuruluşumuz. Aslında 2009 yılında kuruldu, oldukça genç sayılabilecek bir kuruluşumuz. Kuruluşu geç kalmış bir yerimiz. AFAD ilk sınavını aslında 2011 Van depreminde verdi. O zaman Beşir Hocayla çok bulunduk Van’da Bakanlığım dönemimde, orada AFAD’ın ete-kemiğe bürünmesinin gerektiğini ve memleketin her tarafında organize olması gerektiğini gördük. Olayı yaşamadan, tecrübeyi yaşamadan nasıl hareket etmeniz gerektiğine tam olarak karar veremiyorsunuz. O yüzden Van depremi AFAD’ın ondan sonraki istikametini, yapılanmasını belirleyen önemli bir felaketin başlangıcı olmuştur; ama Van depreminde ülkemiz, hükümetimiz geçmiş dönemlerdeki acziyeti yaşamadı.
1999 depremini, Marmara depremini de yaşadık, bizatihi içindeydik, ben İstanbul Büyükşehir Belediyesi Deniz Otobüslerinde Genel Müdürdüm, Van depreminde de hükümetteydik. İki olayı böyle gözümün önüne getiriyorum, karşılaştırıyorum, muazzam bir fark var.
99 Marmara depreminde Ankara 2 gün deprem bölgesiyle irtibat kuramadı, ne oluyor, ne bitiyor, felaketin boyutu nedir, bunu dahi anlayamadılar, çünkü iletişim ve ulaşım tamamen kesilmişti. Ama Van depreminde İstanbul’daydım, Haliç Kongre merkezindeydik, deprem haberi gelir gelmez hemen Cumhurbaşkanımız, o zaman Başbakandı, irtibata geçtik, ilgili bakanlar, biz, 4 saat sonra deprem bölgesinde Başbakan, en az 5 tane bakan orada hazırdık.
Bir önemli fark da, bir saniye dahi iletişim kesilmedi. Kesildi mi? Kesildi tabi, depremden hasar gördü, yollar hasar gördü, telefon hatları hasar gördü, ama yedeklemesi vardı. Biz daha önce oralara seyyar istasyonlar kurmuştuk. Sadece Van’a değil, Türkiye’nin 25 bölgesine kurmuştuk, bunlar hemen harekete geçti ve anında bilgilendirme yapıldı.
Hatta orada yaşadığım bir olayı da anlatmak istiyorum. Eskiden gelen bir alışkanlıkla, muhabirler ilgi çeksin diye abartarak anlatıyorlar, efendim şöyle oldu burada, burada iletişim yok, yollar kapalı bilmem ne diyor, ekranda da canlı yayın diye yazıyor, canlı yayında bunları söylüyor, kendi kendini tekzip eden bir yayın yapıyor. Uyardık, dedik ki, kardeşim, bakın iletişim yoksa siz bu canlı yayını nasıl yapıyorsunuz? Sonra uyandılar; eskiden gelen bir alışkanlık.
Ve ne oldu? Yeniden bir Van inşa edildi, yeniden bir Erciş inşa edildi, devlet hiçbir fedakarlıktan kaçınmadı, 5 milyarın üzerinde 1 yılda para harcandı, Edremit, Erciş yollarıyla, binalarıyla, ortak alanlarıyla, özelleri falan da katarsak, köylerle 30 bin konut yapıldı. Bir yıl içerisinde 30 bin konut demek, orada 150 bin nüfuslu yeni bir şehir demektir, bir senede yaptık.
Ama ben hatırlıyorum, yıllar önce, daha benim gençlik yıllarımda, 70’li yıllarda Varto depreminin konutlarını bizim dönemizde tamamladık. Hele deprem bölgesinin bir çocuğu olarak, Erzincanlı birisi olarak deprem ve depremin yıkımlarını büyüklerimizden, biz yetişmedik o günlere, 39 depremine, ama hep onu dinleyerek gençliğimiz geçti. Oradaki çaresizlik, oradaki imkansızlık bölge insanın yaşamına da yansımış. Bakın o bölgedeki bütün türküler, bütün ağıtlar hep acı üzerinedir, hep çaresizlik üzerinedir. Ama Allah’a şükür ülkemiz bu noktada çok büyük mesafe kat etti, son 15 yılda devlet her türlü, sadece Türkiye hudutlarında değil, dünyanın birçok bölgesinde en hızlı şekilde organize olan, giden ve gerekli desteği veren hale geldi.
Bir seferinde İran’da deprem olmuştu, tarihini tam hatırlamıyorum, bu yakın zamandaki değil ve o zaman bize şunu söylediler: Bizimkilerden önce Türkiye geldi dediler. Bu çok büyük bir şey, bir ülkenin iftihar vesilesidir. Allah’a şükür bu kabiliyeti Türkiye kazandı. AFAD bugün gücüne yeni bir güç katıyor ve 99 yeni aracı ülkenin çeşitli yerlerine gönderiyor, oradaki imkan ve kabiliyetini artırıyor.
Bangladeş’e gittik, Arakan Müslümanlarının oradaki çektiği çileyi, oradaki etnik temizliğin sonucu o insanların halini gördük, orada da AFAD’ı gördük, orada da Kızılay’ı gördük, orada da TİKA’yı gördük, Türkiye’yi gördük, Türkiye Bayrağını gördük, insanlığı gördük. Dolayısıyla ülkemiz bütün yardımlarda milli gelirine kıyasla en fazla yardım yapan, en fazla cömertlik gösteren ülke unvanına sahip elhamdülillah. Veren el, alan elden her zaman üstündür; öyle değil mi Hocam? Diyanet İşleri Başkanımızın alanına girmek istemem ama. Yani bu da önemli bir hasletimiz, önemli bir özelliğimiz.
Bunun biz başka türlü faydasını zaten görüyoruz. Bir mazlum, çaresiz bir insanın duası bazen çok büyük kabiliyetlerle yapamayacağınız işlere karşılık gelir. Onun için biz inancımızdan, ecdadımızdan, geleneklerimizden aldığımız bu yardım etme hasletimizi bundan sonra artırarak devam ettireceğiz.
Bazen ileri-geri laflar ediliyor, efendim, bu 3,5 milyon Suriyeliye niye bu kadar para harcıyorsunuz, ne yapıyorsunuz? Empati yapmak mecburiyetindeyiz. Biz, hayatı tehlikede olan, darda, zorda olan, yerinden, yurdundan kaçmak, bütün hatıraların olduğu yerleri bırakmak zorunda olan insanlara kapımızı kapatamayız, bizim kültürümüzde yok, bizim inancımızda bu yok. Tabi ki bağrımızı açtık, tabi ki soframıza onları dahil ettik, bunu asla bir para, hesap, kitap meselesi yapmadık, yapmayız. Bakın o insanlar orada işler düzelince gidecek. Hiçbir kimse memleketinden ayrı sonsuza kadar yaşayamaz. Bakın yurt dışına gidiyoruz, Avrupa’da, dünyanın başka yerlerindeki hali vakti yerinde vatandaşlarımız, ama memleket sevdası adeta burunlarında tütüyor. Bir an önce gitsem, memleketimi görsem, sıla-i rahim yapsam, eski hatıralarımı bir daha yaşasam diye can atıyorlar. Boşuna dememişler, bülbülü altın kafese koymuşlar, illa da vatanım illa da vatanım demiş.
Bakın, Fırat Kalkanı hadisesi oldu, 2 bin kilometrelik alan temizlendi, işte oraya 80 kişi gitti yerleşti, yerleşik hayata geçti, eğitimlerini alıyorlar, sağlık hizmetlerini alıyorlar, her türlü terör tehdidinden emin bir şekilde hayatlarını sürdürüyorlar.
AFAD, Kızılay, TİKA gibi kuruluşlarımızla elhamdülillah ulaşılmayan coğrafyalara ulaştık, kimsenin yardım eli uzanmadığı yerlere de yardımlarımızı götürmeye başladık. Bu bizim ülkemiz için büyük bir itibardır, büyük bir artı değerdir.
Recep Bey de söyledi, aslında Türkiye depremlerle yaşamaya mecbur olan bir ülke, doğudan batıya, kuzeyden güneye her yer deprem bölgesi. Yeni deprem haritası da çıktı, bu deprem haritası güncellendi, nerede hangi tehlike var bunu artık biliyoruz. Bundan sonra eğer depremlerden, büyük felaketler olursa, ya ne yapalım deme şansımız yok. En azından bundan sonraki yapılacak yapılarda bu bilincin yerleşmesi lazım, hem idarelerde, hem vatandaşlarda, tek taraflı değil bu.
İlkokuldan başlayıp Üniversiteye kadar bir kere vatandaşın böyle bir bilince ulaştırılması lazım, eğitilmesi lazım, zaman zaman saha uygulamalarının yapılması lazım. Bunları kim yapacak? AFAD gibi kuruluşlar yapacak, İçişleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı. Bir deprem anında, bir afet halinde kimlere iş düşüyor? Belli, işte AFAD var, Sağlık Bakanlığı var, Ulaştırma Bakanlığı var, yani orada işe el atacak yerel yönetimlerimiz var, bunların hepsi biraraya gelecek, oradaki meseleye hemen vaziyet edecek. Aslında deprem öldürmez, tedbirsizlik öldürür. Eğer tedbiriniz yoksa, önceden böyle bir felaketle karşılaştığınız zaman ne yapacağınızı bilmiyorsanız, o zaman sıkıntı var demektir. Bunun şeyi nedir? Panik. Panik nerede olur? Eğer daha önce bu olayın senaryosunu çalışmamışsanız, böyle bir şey başınıza geldiğinde ne yapacağınızı bütün bu işin paydaşlarıyla defalarca provasını yapmamışsanız o zaman panik olur. Panik olunca da, elinizde ne kadar imkan olursa olsun bir iş yapamazsınız. Organizasyonun önceden bütün, işte gördüğümüz gibi 81 ilin müdürleri var, AFAD’ın Merkez Teşkilatı var, bunlar zaman zaman uygulamaları yapacaklar. İftiharla söylüyorum, UMKE, bakıyorsun AFAD kimseden bir şey beklemiyor. Herkes bir olay anında, bir kaza, bir afet, bakıyorsun hop herkes organize oldu oraya gitti. Bu başarıldı yani, bu bizim hakikaten büyük bir başarımız. Kimse ortalıkta bağırmıyor, şu niye gelmedi, bu niye gitmedi, oraya-buraya koşuşturmalar yok. Neden? Çünkü sistem kurulmuş, herkes ne yapacağını biliyor, birbirleriyle ortak iletişim kanalları var, anında oraya gidiyor. Ve dolayısıyla vatandaş devleti de darda kaldığında yanında bulursa, o devlete, o hükümete güveni artarak devam eder. Son 15 yılda bu mealde çok büyük ilerleme kat ettik. Ama yapacağımız iş henüz bitmiş değil, daha fazlasına ihtiyacımız var.
Değerli katılımcılar, AFAD önümüzdeki dönemde afet veya diğer acil müdahale gerektiren durumlarda oluşacak hasarı en aza indirecek çalışmalarına devam ediyor. Bu tür çalışmalar bazen arazi şartları kötü olsa dahi yapılmak durumunda. En zor durumlar dahil acil müdahale için şehir içi-şehirlerarası ve arazi hizmetlerini kolaylaştıracak taşıtları bugün bir miktar daha hizmete alıyoruz. Burada ne var 8 adet T5 sınıfı minibüs, 80 adet T8 sınıfı pikap teslim ediliyor. Ayrıca savunma için gerekli 11 adet mobil dekontaminasyon aracı da ilgili birimlere ulaştırılıyor. Nedir bu Sağlık Bakanı, dekontaminasyon? Arındırma, bulaşıcı unsurlardan arındırma. Böylece toplam 99 tane donanımlı araç ihtiyaç halinde hizmet görmek üzere bugün teslim ediliyor; hayırlı uğurlu olsun. Araçları görüyor muyuz? AFAD mı yazmışlar? Güzel bir kompozisyon olmuş.
AFAD’ın biliyorsunuz Türkiye genelinde de 25 tane lojistik deposu var. Bu depolara şu anda iki tane daha ilave ediliyor, bunun çalışmaları da yapılıyor. Burada çadırlar var, battaniyeler var, diğer ihtiyaç olan malzemeler var. Dolayısıyla bu iki taneyle birlikte imkan, kabiliyeti de daha da artırılmış olacak.
Değerli katılımcılar, tabii Türkiye zor bir coğrafyada. Her bakımdan zorluklarımız var. Sadece AFAD konusunda değil terör bakımından da büyük zorluklar yaşıyoruz. Yıllardan beri terörle mücadelemiz devam ediyor. Ama son 2 senede elhamdülillah teröre karşı savunma değil taarruz esaslı yaklaşımlarımızdan, aktif yaklaşımlarımızdan dolayı ülkenin her köşesinde devlet otoritesi tam anlamıyla sağlanmış durumda. Ama bu yetmez, çünkü hudutlarımız dışında yeni terör alanları oluşuyor. Bunlara karşı da gerekli tedbirleri almamız lazım. Nasıl alıyoruz? Bir yandan sınırlarımızda fiziki güvenlik tedbirlerini artırıyoruz, elektronik takip sistemlerini artırıyoruz, buralarda yüzde 60-70 mertebesinde tamamlamış durumdayız. Bir yandan da sınırlarımız ötesinden vaki saldırılara karşı gerekli karşılığı veriyoruz. İşte Fırat Kalkanı Harekatının esası da budur. Oradan Kilis başta olmak üzere Gaziantep, bölgeye ulaşan bu tehditlere karşı gerekli operasyonlar yapıldı ve Allah’a şükür orada şu anda sıkıntı yaşanmıyor. Benzer şekilde yine Güney sınırlarımızın herhangi bir yerinde bu ve buna benzer sınır güvenliğimizi tehdit eden vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğine tehditler, tacizler oluyor bunlara da karşılığını aynı şekilde vereceğiz. Yani Türkiye’nin milli güvenliğini tehdit eden hiçbir oluşum asla müsamahayla karşılanmayacak bu bizim en doğal hakkımızdır. Uluslararası hukuktan da kendi hukukumuzdan da doğan bir hakkımızdır. Bizim amacımız bölgede terör varlığını sona erdirmek. Zaten yıllardan beri çok acı çeken bölge halkının yeni acılara tekrar maruz kalmasının önüne geçmek. Bakın İdlib’de biliyorsunuz rejim güneyden girdi bir sürü insan kuzeye doğru hareket ediyor, Afrin’de aynı şekilde aynı korkuyla sınırlarımıza doğru yönelme var, tabi ki bunların tedbirlerini alacağız bu konuda da hiçbir tereddüt yok. Kimsenin de bize nasihatte bulunmasına gerek yok biz kimsenin topraklarında gözümüz yok, sadece vatandaşımızın can ve mal güvenliğini sağlamak gibi bir mecburiyetimiz var. Bölgenin istikrarını, güvenini sağlamak gibi bir sorumluluğumuz var.
Evet, sözlerimi tamamlarken bugün karne günü. Yaklaşık 18 milyon yavrumuz, 1 milyon öğretmenimiz bugün tatile giriyor karne tatiline giriyor. Bütün öğrencilerimizi gözlerinden öpüyorum, başarılarının devamını diliyorum. Umarım tatilde iyi vakit geçirirler. Dinlenerek ikinci sömestreye, ikinci yarıyıla daha zihne, heyecanlı ve hazır olarak dönmüş olurlar. Öğretmenlerimiz de bu dönemde yoğun bir mesai geçirdiler. Her bir öğretmenimize teşekkür ediyoruz öğretmenlerimiz yavrularımızı geleceğe hazırlıyor çok ulvi bir görev yapıyorlar. Fedakarlık içerisinde bu görevleri yerine getiriyorlar. Hatta Doğu ve Güneydoğu’da canlarını bile bu uğurda veren öğretmenlerimiz var. Şehit öğretmenlerimizi ve bütün şehitlerimizi de bu vesileyle tekrar rahmetle, şükranla anıyorum.
Muhtemelen birçok vatandaşımız bu sömestre tatili dolayısıyla yola çıkacak bir yerlerde tatil yapacak bazıları gidecek, bazıları gidemeyecek, ama gidenler için lütfen kış şartlarını da dikkate alarak tedbirli olalım. Yolların biliyorsunuz kralı yok kuralı var kurallara uyalım sevdiklerimizi üzmeyelim ve tekrar bir araya gelelim.
Sözlerimi tamamlarken AFAD’ın bugün hizmete aldığı 99 aracın hayırlı ve güzel hizmetlere vesile olmasını diliyorum. Ümit ederiz ki hiç ihtiyaç olmaz, ama hayatın gerçekleri de ortada. İhtiyaç halinde elinizin altında eğer alet edevat varsa o zaman görevinizi layıkıyla yapmışınız demektir. Bu duygu ve düşüncelerle değerli arkadaşlar çalışmalarınızda başarılar diliyorum.
Allah’a emanet ediyorum, sağ olun, var olun.