Yükleniyor...

Basbakan Davutglu’nun Türk Kizilayi Olagan Genel Kurulunda yaptigi konusmanin tam metni

 

Sayın Cumhurbaşkanım, bir muhabbet, vicdan ve gönül hareketi olan Kızılayımızın değerli mensupları, bu özel günde, bu müstesna gününüzde hepinizi saygıyla, muhabbetle selamlıyor, Genel Kurulumuzun hayırlara vesile olmasını diliyorum. 

Bu herhangi bir kuruluşun herhangi bir genel kurulu değildir. Bu özel bir kuruluşun, özel bir geleneğin, özel bir topluluğun bir ortak gündemle bir araya gelmesidir. 

Kızılay, bir muhabbet hareketidir. Sadece bir sivil toplum kuruluşu değil bir muhabbet hareketidir. Çünkü Allah’ın yarattıklarına muhabbet duyamayan, başını okşadığı çocuğun gözlerinin içine muhabbetle bakamayan, deprem enkazı altında elini uzattığı bir mağdurun elini muhabbetle sıkamayan birisi Kızılay mensubu olamaz. 

İnsanlara yardım ederken hayvanatı ve nebatatı unutan, onlarda Allah’ın muhabbetini göremeyen birisi Kızılay mensubu olamaz. Önce muhabbet, bu gönül erenlerin ilk çağrısı muhabbet çağrısıdır. Sizler buraya bir muhabbet çağrısıyla geldiniz. Allah sizin gönlünüzdeki muhabbeti artırsın ve kainatın her zerresine muhabbet duyanlardan eylesin. İşte o zaman Kızılay hareketi gerçek ruhi derinliğini bulabilir, keşfedebilir, geliştirebilir. Kızılay, bir vicdan hareketidir. Vicdan hareketi demek, muhatabı olduğu kişiye sadece vicdanından gelen bir sesle muamele etmek demektir. Yani ihtiyaç duyan birisine ihtiyaç elini, gönül elini ya da beden elini uzattığında onun kimliğini sormamak demektir. Ona dinini, etnisitesini, mezhebini, bölgesini, şehrini, cinsiyetini sormamak demektir. Kadın-erkek, çocuk-yaşlı, Türk-Arap-Kürt, Batılı-Doğulu, Avrupalı-Asyalı, herkese aynı vicdani muameleyi yapabilmek demektir. İşte onun için Kızılay farklı. Onun için bu aziz milletin bu mübarek kurumu diğer benzeri kuruluşlardan farklı. Biz sormadık, Suriyeli kardeşlerimiz geldiğinde sormadık, Iraklı kardeşlerimiz geldiğinde sormadık, Somali’ye gittiğimizde sormadık, Myanmar’a gittiğimizde sormadık, Haiti’ye giden Kızılay mensupları Müslüman mısın, Hristiyan mısın diye sormadı. Japonya’ya nükleer felaket sonrasında giden Kızılay mensupları da sormadılar. Biz sadece insani görevimizi yapmak için yola çıktık. 

Yine Kızılay bir gönül hareketidir, bir bürokratlar hareketi değildir, bir memurlar hareketi değildir. Burada bürokrasi ve memurları sakın ola ki tahfif muamelesine maruz bıraktığını düşünmeyiniz, hepsi saygıdeğerdir. Ama Kızılay’a giren, Kızılay’ın kapısından adımını atan bir kimse mevki, makam, maaş, bordro hesabı içine giremez, girmemiştir, girmeyecektir, bundan eminiz. Gönül hareketidir, bir gönüllüler hareketidir. Her birinizi Anadolu’nun her bir köşesinden gelen bu yiğit gönül hareketi neferlerini saygıyla, hürmetle bir kez daha selamlıyorum. 

Kızılay, bir temsil hareketidir, herhangi bürokratik bir mekanizma değil, bir temsil hareketi. Tarihin derinliklerinden yürüyüp gelen köklü bir milletin dünya üzerindeki her bir millete yönelik mesajını ileten bir temsil hareketi. Bayrağımıza bakınız, bir de Kızılay’ın hilaline, birbirini tamamlayan unsurları görürsünüz. Sizler, dünyanın her yerinde bizi temsil ettiniz, her köşesinde bizden bir nefes, bizden bir mesaj götürdünüz. Allah mesajınızı kavi, nefesinizi güçlü, gönlünüzdeki temsil aşkını daim eylesin. 

Kızılay, bütün bu özellikleri dışında, yani bir muhabbet hareketi, bir vicdan hareketi, bir gönül hareketi, bir temsil hareketi olmanın yanında, profesyonelce çalışması gereken çok başarılı hizmetlerin gerçekleşmesi için disiplin içinde hareket etmesi gereken bir sivil toplum hareketidir. Muhabbetiniz engin olabilir, vicdanınız geniş olabilir, temsil gücünüz kudretli, gönül yönünüz çok deruni olabilir. Ama elinizde imkan yoksa, elinizde gücünüz kuvvetiniz ve bütün bu boyutları destekleyen imkanlarınız yoksa bu boyutları harekete geçirmek mümkün olmaz. O bakımdan Kızılay aynı zamanda bütün bu misyonu harekete geçirecek çok köklü bir sivil toplum hareketi ve evrensel düzeyde faaliyet yapabilecek profesyonellikte güçlü, gönüllü sivil toplum hareketidir.

Değerli arkadaşlar, bütün bu yönleriyle baktığımızda Kızılayımız Hilal-i Ahmer’den bu yana çok değişik aşamalardan geçerek bugüne geldi. İlk Hilal-i Ahmer ihtiyacı, böyle bir kuruluş ihtiyacı 1876 yılında 93 harbi sırasında ortaya çıktı. Bir tarafta Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye’nin kökü asırlara giden askeri vardı, diğer taraftan Sırbistan-Karadağ ordusunun, yani vaktinde Osmanlı bünyesinde olan devletlerin teşkilatları vardı ve görüldü ki onların Salib-i Ahmer’i, yani Kızılhaç’ı vardı, ama bizim Hilal-i Ahmerimiz yoktu. Harekete geçildi, 1877’de Sultan Abdülhamit’le birlikte, onun fermanıyla Kızılay, Hilal-i Ahmer kuruldu. 

Zorlu süreçlerden geçildi, imkansızlıklar yaşandı. Ama, Hilal-i Ahmer’in gerçek veçhesiyle ortaya çıkışı Trablusgarp Harbinde yaşandı. Trablusgarp’a gidip oradaki askerlerimizin yarasını sarmak üzere orada onların hizmetine koşan Hilal-i Ahmer mensupları sadece Libya’da Trablusgarp’tan büyük bir muhabbetle karşılanmadılar. Aynı zamanda bütün İslam dünyasında büyük bir hareketliliğe zemin oluşturdular. Arkasından gelen Balkan Harbi ve özellikle Edirne muhasarası esnasında Hilal-i Ahmer’in rolü ortaya çıktı ve Muhammed İkbal Edirne şehitleri için, Trablusgarp şehitleri için o meşhur şiirini de yazdı. Bir anda Hilal-i Ahmer Al Bayrakla birlikte bütün Doğu milletlerinin, bütün mazlum milletlerin sancağı haline gelmişti. Arkasından bunun daha da kökleşmesi ve bunun en asli unsuru olarak kadınların harekete geçmesi gerektiği ve 1912 yılında Doktor Besim Ömer’in girişimiyle Gazi Ahmet Muhtar Paşa’nın Hanımı Nimet Muhtar Hanımefendi tarafından Hilal-i Ahmer’in kadınlar kolu kuruldu, böylece bir eksik daha tamamlanmıştı. Çanakkale Savaşında, İstiklal Harbi esnasında Hilal-i Ahmer cepheden cepheye koştu. Halide Edip Adıvar, Hilal-i Ahmer’de çalıştı İstiklal Harbi’nde. Eşi Adnan Adıvar, Kızılay Başkanlığı yaptı. Bütün emeği geçenleri şimdi rahmetle anıyoruz. 

1935 yılında adı değişti, Türkiye Kızılay Cemiyeti oldu. 1947 yılında Türk Kızılayı oldu. 

Bütün bu serüveni şunun için anlattım: Harpler, zorluklar, meşakkatler milletleri sınavlarla karşı karşıya bırakır, ama güçlü milletler bu sınavları aştıklarında yepyeni ufuklara doğru yürürler. 93 Harbi’yle doğan Hilal-i Ahmer, Trablusgarp Harbi ve Balkan Harbi’yle olgunlaştı, 1. Dünya Savaşı ve İstiklal Harbi’yle ete-kemiğe büründü ve mazlum milletlerin güven duydukları bir örgüt haline geldi. Ancak, zamanla Türkiye’nin ekonomik imkanları daraldıkça, özellikle de biraz önce değerli Başkanın vurguladığı gibi bu kurumun özünü dokuyan, bu kuruma muhteva katan vicdan boyutu, muhabbet boyutu, temsil ve gönül boyutu zayıfladıkça Kızılay ciddi şekilde itibar kaybetti. Bütün mazlum milletlerin ümidi olan bu kuruluş, Marmara depremi esnasında ne kadar büyük zaaflarla karşı karşıya kalındığını da ortaya koydu. Marmara depremi, bizim toplumumuzda büyük bir travma oluşturdu, çünkü İstanbul’umuzun hemen yakınındaki bölgede dahi insani yardım yapamaz halde olan bir yapıyla karşı karşıya kaldık. 

Hakkını vermek gerekiyordu, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gücüne güç, şefkatine şefkat katıp Hilal-i Ahmer’den beri mazlum milletlerin umudu olan ve onlar tarafından desteklenmiş, büyümüş olan Kızılay’a gerçek mahiyetini vermek gerekiyordu. İşte Sayın Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde başlayan AK Parti iktidarları Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne kudret ve şefkat kattığı gibi, Kızılay’a da gerçek mahiyetini tanıttı ve Kızılay’ı asli misyonuna, asli gücüne kavuşturdu. Son 13 yılda öylesine derlendi toparlandı ve öylesine bir şefkatle donandı, öylesine bir kudretle mücehhez hale geldi ki bugün artık dünyanın gıpta ile takip ettiği bir Kızılay’ımız var. Emeği geçenlere başta değerli Başkan ve Yönetim Kurulu olmak üzere hepsine teşekkürü bir borç biliyorum. Kızılay’a da şefkatli ve kudretli olmak yakışır. Nerede bir hilal varsa, orada şefkat ve kudret olur, ama hilale acziyet, hele hele zafiyet yakışmaz. Hilal varsa şefkat var, hilal varsa kudret var, hilal varsa biz varız, hilal varsa ecdat var, merhamet var, şefkat var, vicdan var.

Bakınız, şimdi şöyle bir tabloyu gözden geçirdiğimizde içeriden dışarıya doğru halka halka genişleyelim. Bir Marmara depremindeki aciz Kızılay’ı düşünün, bir Van depremindeki muktedir Kızılay’ı. Aradaki fark, eski Türkiye ile yeni Türkiye’nin de farkını ortaya koyuyor. Van’ın ikinci depreminde tevafukken ben de oradaydım, ziyarete gittiğimde Van depremi dolayısıyla ikinci depremi orada yaşadık. Kızılay’ın bütün devlet kurumlarıyla birlikte, AFAD ve diğerleriyle birlikte ne kadar büyük bir gayretle Van’daki kardeşlerimizin yanında olduğunu gördük. Artık Erzincan depremindeki acziyet ya da Marmara depremindeki zafiyet yok. Aşkla çalışan Kızılay kadroları var ve Kızılay kadrolarını imkanla donatan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti var. 

Hemen halkayı genişletelim, yakın komşularımıza bakalım. Bir Körfez Savaşı esnasında bir gecede 500 bin Kürt kardeşimiz Irak’tan geldiğindeki kapasite eksikliğimize, zafiyetimize bakın, bir de 3 milyona yakın mülteci ağırladığımız yeni Türkiye’nin kudretine bakın, aradaki farkı görürsünüz. 

Dünyanın her yerinde gururla, evet bütün eleştiriler ve üzerimize üzerimize gelen, dalga dalga gelen saldırılara rağmen gururla ifade ettiğimiz iki husus var. Bir; bu mülteci hareketleri karşısında her bir Kızılay neferi olan 78 milyon vatandaşımız en ufak bir tereddüt göstermeden bir ensar olarak mültecileri muhacir olarak bağırlarına bastı. Çünkü aslına bakarsanız, burada hiçbir şekilde bir ırkçı, anti Arap, anti Suriye, anti mülteci akım doğmamışsa bunun bir sebebi var. Bu şunu gösteriyor: Aslında 78 milyon her biri bir Kızılay neferidir her biri. Kızılay’ın misyonunu öylesine özümsemiştir ki bizim milletimiz, bu göçmen hareketleri esnasında, mültecilerin gelişi esnasında bağrını açtı, aşını-işini paylaştı. Gururla şimdi her yerde yine zikrediyoruz; hem böyle bir şefkat vardı milletimizde, hem de kudret vardı devletimizde ki 10 milyar doları aşkın sadece kamptakilere kaynak harcadık. Ama elhamdülillah hazinemiz de, bütçemiz de bereketlendi. Allah mazlumlara el uzatanı mağdur bırakmak. Allah mazlumlara el uzatanı yalnız bırakmaz. Allah mazlumlara el uzatanı hiçbir yerde dayanaksız bırakmaz. 

Değerli Kızılay mensuplarımıza son günlerde beni çok etkilemiş bir hususu zikretmek isterim. Biraz önce Suriyeli ve Türk çocuklar bir aradaydılar, omuz omuzaydılar. Baktığınızda hangisi Türk, hangisi Suriyeli, ayırt edemediniz. Çünkü hepsi çocuk, hepsi masum, hepsi bize emanet. Nasıl ayırt edemediysek onları, nasıl her birisi yüreğimize nakış gibi işlendiyse, Allah şahit inşallah o Suriyeli çocukların geleceklerini de kurmak bize nasip olacak.

Bakınız bir gönüllü, sivil toplum gönüllüsü bir doktor hanımefendi geçtiğimiz hafta bir mesaj yollamıştı bize. Mülteci kamplarını gezerken bir Suriyeli çocuk yetimin başını okşuyor, 7-8 yaşlarında. Okula gidiyor musun diye soruyor, o da gideceğini söylüyor. Gideceğini söylüyor, gitmekte olduğunu söylüyor ve Türkiye’ye teşekkür ediyor. Peki, büyüyünce ne olacaksın diyor. Hani bir Türk çocuğuna, normal hayatın akışı içindeki bir çocuğa sorsanız mühendis olacağım, doktor olacağım, avukat olacağım diyebilir, Suriyeli çocuk doktor hanımın gözünün içine bakarak şunu söylüyor: Ben büyüyünce Türk olacağım diyor. Şimdi o çocuğun gözünde Türk olmak demek şefkatli olmak demektir, o çocuğun gözünde Türk olmak demek kudretli olmak demektir, o çocuğun gözünde Türk olmak demek yetimlerin başını okşamak demektir. 

Bize bugünleri, bu temsil kudret gücü anlamında da bu güzel hatıraları yaşatan aziz milletimize teşekkürü bir borç biliyorum. Suriyeliler ve dünyanın her bir köşesindeki mazlumlar bugün Anadolu’ya böyle bakıyorlar. Suriye söz konusu olduğunda Kızılay oradaydı. Geçen sene Kuzey Irak’a indiğimizde Irak’ta kamplarda Kızılay oradaydı. Bütün çevre ülkelerde Kızılay vardı ve mevcudiyeti bizi temsil etti. 

Üçüncü halka, gönül coğrafyamızın her köşesinde Kızılay var; Myanmar’da, Somali’de, Orta Asya’da, her yerde. Ve Somali’ye Sayın Cumhurbaşkanımızla, onun Başbakanlığı, benim Dışişleri Bakanlığım döneminde gittiğimde gördüğümüz insanlık faciasını tamir eden, tedavi eden, onların kalplerini onaran kuruluşların başında da Kızılay gelmişti, teşekkürü bir borç biliyoruz. Myanmar’a onlarca yıl sonra giden ilk yurt dışı temsil makamı olarak, bir Bakan olarak Myanmar’a inip Arakan’a gittiğimizde de yanı başımızda Kızılay vardı. Kızılay hep var, hep var olacak. 

Ayrıca, gönül coğrafyamızın ötesindeki coğrafyalarda, Filipinlerde tsunami yaşandığında Sri Lanka’da, Japonya’da, Haiti’de, her yerde Kızılay oldu. Biz Hilal-i Ahmer’den bu yana Al Bayrağı nasıl ayağa kaldırıp gururla yücelttiysek, Kızılay’ı da yüceltmek bizim görevimizdir. 

Değerli Kızılay mensupları; Kızılay 2020 vizyonunda çok büyük hedefleri göz önüne aldığınızı biliyorum. İnşallah 2017’de Kızılay-Kızılhaç Federasyon Başkanlığını alacağız, adayız ve alacağız Allah’ın izniyle. Yine planladığınız gibi inşallah kan ihtiyacının yüzde 100’ünü Kızılay karşılar hale gelecek. Yeni bir etkin bir göç idare yönetim mekanizması kurulacak. İnşallah yine planladığınız gibi 2 milyon gönüllüye ulaşacağız. Aslında 78 milyon gönüllü Kızılay’dadır, bunu biliyoruz. İnşallah Kızılay ar-ge merkezini kuracaksınız. İnşallah Kızılay müzesini ve Kızılay sanatı da kuracaksınız. Kızılay’a her şey yakışır, ama en çok yakışan da bu hilaldir. 

Ben Sayın Cumhurbaşkanımızın Kızılay’a kattığı o büyük kudretten sonra ondan devraldığımız bayrağı Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri olarak en ileri burçlara taşıyacağımızdan emin olmanızı rica ediyorum. Bu bayrak en ileri burçlara taşınacaktır. Kızılay, her zaman hükümetlerimizin gündeminde ve en önemlisi de bütün bakanlarımızın, bütün bürokratlarımızın, bütün bu dava yolcusu yolcuların gönlünde olacak. Kızılay nasıl yaralıların, mağdurların, mazlumların yanındaysa, Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri de her zaman Kızılay’ın yanında olacak.

Olağan Genel Kongrenizin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Bu salondan bütün mağdurlara Kızılay selamını iletiyor, Kızılay’ın merhametiyle onlara ulaşacağımızı ilan ediyorum. 

Teşekkür ediyorum. 

 


    

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.