Basbakan Davutoglu’nun, 10 Mart tarihli TBMM Grup Toplantisi konusmasinin tam metni
Saygıdeğer milletvekilleri, değerli dava arkadaşlarım, çok değerli konuklar…
Biz de Anadolu’nun her bir köşesiyle, Urfa’yla, Afyon’la, Çanakkale’yle, Anadolu’nun her bir köşesiyle gurur duyuyoruz.
Hepinizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.
Grup Toplantımızı, dün gece yarısı demokrasi tarihimiz açısından gerçekten tarih bir girişimle ilgili attığımız adım çerçevesinde başlatıyorum. Dün gece AK Parti grup başkanvekilleri 228 milletvekilimizle birlikte parti kapatılmasını imkansızlaştıracak bir anayasa değişikliği kanun teklifini Meclisimize sunmuştur. Bu tarihi bir gelişimdir, çünkü parti kapatılması demokrasiler için bir kara lekeydi. Türk demokrasi yaşadığı çok çetin yıllarda birçok partinin kapatılmasına sahne oldu ve her bir parti kapatılması aslında kamu vicdanının bir bölümünün derin etkisini de kapatmak anlamına geliyordu, toplum kesimlerinin sesini kısmak anlamına geliyordu. Şimdi biz parti kapatılmasını ebediyen tarihe gömecek olan bir girişimi başlatıyoruz.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu, son 1 hafta içinde vehimlerden hareketle Cumhuriyet Halk Partisi’ne karşı bir parti kapatma davası açılacağını ve AK Parti’nin bunu destekleyeceğini ifade etti; tam bir vehim siyaseti. O vehimlerle uğraşırken biz vizyonla uğraşıyoruz, demokrasi hedefinde yürüyoruz. İşte hodri meydan, eğer gerçekten demokrasiyi savunuyorlarsa, eğer gerçekten parti kapatılmasına karşıysalar işte gün bugündür, demokrasi günü bugündür. 2010 anayasa reformunu AK Parti Grubu adına Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde başlattığımızda Cumhuriyet Halk Partisi o özgürlükçü anayasa reformuna karşı çıkmıştı, meydan meydan dolaşıp hayır deme konusunda halkı sandığa davet etmişti.
Ayrıca, parti kapatılmasını imkansızlaştıracak bir anayasa değişikliğine de Mecliste bu 3 parti de karşı çıkmışlardı. Hatırlayacaksınız, o zaman biz AK Parti Grubu olarak parti kapatılmasını imkansızlaştıracak şekilde eğer böyle bir teklif olursa, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının teklifinin öncelikle Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gelmesi, Mecliste grubu bulunan partilerin 5 temsilcisinin katılımıyla bir komisyonun 3’te 2 çoğunlukla geçmesi teklifinde bulunmuştuk. Bu fiilen parti kapatılmasını imkansızlaştırıyordu. Ama o zaman Cumhuriyet Halk Partisi de, Milliyetçi Hareket Partisi de, o zaman HDP’nin öncüsü olan BDP de bu teklife karşı çıktı, 327 oyla, 330’a ulaşamadığımız için bu teklif maalesef referanduma sunulacak anayasa paketi içinde yer almadı.
Neden karşı çıktı Cumhuriyet Halk Partisi biliyor musunuz? Şimdi mağduriyet edebiyatı yapan Cumhuriyet Halk Partisi, aslında bütün parti kapatma girişimlerinin arkasındaki partidir. 27 Mayıs’ta Demokrat Parti’yi sadece askeri darbeciler kapatmadı, o darbeye sessiz kalan Cumhuriyet Halk Partisi de Demokrat Parti’nin kapatılmasına ve Genel Başkanı merhum Başbakanımız Adnan Menderes’in idam edilmesinin önünü açacak o kara döneme imza atmıştır. Ey Kılıçdaroğlu, Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihine bak, parti kapatma tarihini de oradan oku.
Daha sonra, 12 Mart’ta partileri kapatılan dönem başlarken, Cumhuriyet Halk Partisi eski Genel Sekreteri Nihat Erim Başbakandı, Cumhuriyet Halk Partisi’nden hiçbir ses çıkmadı.
12 Eylül’de Cumhuriyet Halk Partisi diğerleriyle birlikte kapatıldı, ama rahmetli Ecevit dahi bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nin liderliğini üstlenen veya öncüleri olan kişilerin takındığı tavır sebebiyle partisinden istifa etti.
28 Şubat’ta iktidar partisi, iktidara ortak olan parti kapatılırken Cumhuriyet Halk Partisi neredeydi? Brifinglerdeydi, darbecilerin verdiği brifinglerdeydiler.
Peki 2008’de, arkasında 6,5 yıllık tarihi bir başarı hikayesini yazan, büyük çoğunlukla iktidarda olan AK Parti’ye kapatma davası açıldığında Cumhuriyet Halk Partisi neredeydi? Tam siper AK Parti kapatılsın da benim önüm açılsın diye bekliyordu. Cumhuriyet Halk Partisi parti kapatılmasının yasaklanması konusunda hiçbir zaman samimi olmadı, bugün de samimi değiller. Kılıçdaroğlu’nun bütün meselesi, seçim yaklaşırken acaba bir mağduriyet edebiyatı yaparak halkın dikkatini çekebilir miyim kaygısı içinde.
İşte 23’üncü demokrasiye sahip çıkmamıştınız, 24’üncü dönemin son aylarında size bir şans veriyoruz, eğer gerçekten demokrasiye saygılıysanız, gerçekten parti kapatılmasını ebediyen tarihe gömmek istiyorsunuz işte hodri meydan, işte meydan, işte Türkiye Büyük Millet Meclisi.
Ama bakın, Kılıçdaroğlu’nun zihniyetini gösteren ifadeler duyduk onun ağzından bu sefer, diyor ki; demokrasi, medya özgürlüğü entelektüellerin ilgi alanında, vatandaşın ilgisini çekmiyor, biz vaatlerimizi ekonomi alanında yoğunlaştıracağız. Ey Kılıçdaroğlu, demokrasi senin ağzına yakışmıyor ki vatandaşın dikkatini çeksin. İtiraf ediyor. Allah aşkına kargaya bülbül sesi yakışır mı? Cumhuriyet Halk Partisi demokrasinin kargasıdır, demokrasi türkülerini söyleyen bülbül sesleri de bu AK Parti Grubundan çıkar, bu AK Parti Grubundan çıkar ey Kılıçdaroğlu. Senin ağzına demokrasi yakışmaz, medya özgürlüğü hiç yakışmaz. Niye? Daha geçen hafta, 10 gün önce Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri ne dedi? Biz iktidara gelirsek bu gazetelere el koyacağız dedi. İktidara geldiklerinde gazetelere el koymayı marifet olarak, hedef olarak seçim öncesinde halkın önüne sunuyor bunlar. Sizin ağzınıza bunlar yakışmaz. Biz iktidarımız döneminde, şimdi de, son haftalara bile yaklaşsa ne zaman demokrasiye katkıda bulunma imkanı varsa AK Parti Grubu çelikten bir kale gibi demokrasinin önünde demokrasinin bekçisi olur. Bundan iki hafta önce, üç hafta önce bir gece Şah Fırat Operasyonuyla Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gücünü, sert gücünü, caydırıcısı gücünü göstermiştik. Şimdi de yine bir gece yarısı, dün gece demokrasi Fırat operasyonuyla herkesi sınava sokuyoruz, buyurun sınav burada, gelin. Kılıçdaroğlu samimiyse, bugün sabah bir tweet atmış bilmiyorum gördünüz mü? Diyor ki; “Davutoğlu partilerin kapatılması için çağrıda bulunuyor, bizim parti kapatma konusunda var olan Anayasa çerçevesinde bir korkumuz yok.” Korkun yok da günlerdir niye ağlıyorsun, niye sızlanıyorsun, niye duygu istismarı yapıyorsun? Şimdi Kılıçdaroğlu böyle der de Demirtaş durur mu? Aynı ses, dedim ya biri Kürt BAAS’ı, biri Türk BAAS’ı. Demirtaş’ta diyor ki; HDP Parlamento’da olmazsa AK Parti erken seçime gitmek zorunda. Bu bir tehditse, evet tehdittir diyor, AK Parti’yi demokrasiyle tehdit ediyoruz diyor. Ey Demirtaş, eğer iki kelime varsa birbiriyle yan yana yakışmayan, o da demokrasi ve tehdittir. Biz gücümüzü demokrasiden alırız, siz ise tehdit diliyle 6-7 Ekim olaylarında olduğu gibi demokrasiye darbe vurma peşindesiniz; işte bir başka karga daha. Sizin ağzınıza da demokrasi yakışmıyor. Kurduğunuz her partinin adına bir demokrasi koydunuz, ama Diyarbakır sokaklarında 6-7 Ekim’de demokrasiyi siz katlettiniz. Sizin dışınızda düşünenlere hiçbir fırsat vermediniz, sizin dışınızda düşünen gençleri apartman katlarından attınız. Demokrasinin bu ülkedeki öncüsü de, hamisi de, gelecekteki garantörü de sadece AK Parti’dir, AK Parti olacaktır.
Biraz önce Grup Başkanvekillerimizle konuştum, süreci hızlandıracağız. En kısa zamanda bu anayasa değişikliği kanun teklifini Genel Kurula indirmek için çalışmalarımızı artıracağız ve göreceğiz, takke düşüp kel görünecek. Herkesin demokrasi sınavından ne not alacağını millet de görecek.
Şimdi böyle bir kriz çıkaramayınca, demokrasiden ümidini kesince niye ekonomi diyor biliyor musunuz? 2008’i hatırlıyor. 2008’de de dünya ekonomi krizi içine girdiğinde Türkiye’de birileri bu krizden istifade edelim bu yolla ekonomik kriz ortamında AK Parti’yi kapatalım diye kapatma davası açtılar. Şimdi de Cumhuriyet Halk Partisi böyle bir çaba içinde, ekonomiye yoğunlaşacağız diyor. Şimdi ekonomi alanına da gireceğim.
Ama bugün 10 Mart. 10 Mart’ta iki demokrasi acı hatırasını bir kez daha burada zikrediyorum. 10 Mart 1972’de Türkiye Büyük Millet Meclisi Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam kararı onandı. 10 Mart 2000’de de Diyarbakır 1 Numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesi kapatılan Refah Partisi Genel Başkanı Rahmetli Profesör Doktor Necmettin Erbakan’ı bir yıl hapse mahkum etti. 70’li yılların nesilleri olarak bizler, o günlerde öğrenci çatışmalarında sağ ve sol nice fidanların toprağa düştüğünü gördük. Biz bu topraklarda bir daha genç fidanların toprağa düşmemesi için, genç nesillerin geleceğe yürüyebilmesi için muhabbet fikrini, karşılıklı demokrasi ve tolerans fikrini dünyaya, bütün ülkemize egemen kılacağız. Ve bir daha inşallah Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Türk yargısı bu tür hatıralarla anılmayacak.
Şimdi demokrasi kargası dedim ya, bugünlerde de dünyada küresel kriz ortamı söz konusu olduğu için ve Amerikan doları bir dalga içinde para birimleri karşısında, hemen hemen dünyanın bütün para birimleri karşısında olağanüstü bir değer kazandığı için bu sefer de kriz akbabaları çıktı. Kılıçdaroğlu’nun ekonomiden bahsetme sebebi bu, şimdi ümidi bu. Kendisinin heybesinde hiçbir şey olmadığı için, önümüzdeki aylarda dünyada bir kriz olur bu kriz Türkiye’ye yansırsa bana bir ekmek düşer diye düşünüyor. Eğer siz kriz akbabasıysanız, biz Anadolu’nun aslanlarıyız, size ekmek yedirmeyiz.
Geçtiğimiz hafta içinde… Biz de sizlerle gurur duyuyoruz, hanımlarımızla özellikle gurur duyuyoruz, Kadınlar Gününüz kutlu olsun tekrar.
Geçtiğimiz hafta dünyadaki küresel ekonomideki dalgalanmaları ve kriz ortamını da görerek 10 trilyon dolarlık yatırımlara hükmeden yatırımcılarla buluşmak üzere bir yurt dışı seyahatte bulundum bildiğiniz gibi. Ve New York’taki yatırımcı kuruluşlarla tek tek ve toplu şekilde çok geniş kapsamlı toplantılar yaptık. Son dönemde 62. Hükümet olarak aldığımız tedbirleri onlarla paylaştık ve yabancı yatırımcıları ülkemize davet ettik.
Biz bu çalışmaları yürütürken Türkiye’deki bazı çevrelerde bu küresel ekonomideki dalgalanmalardan istifade kriz çığırtkanlığı yapmaya kalktılar. Burada 4 hususu hem değerli Grubumuzun, hem de kamuoyumuzun dikkatine getirmek istiyorum.
Birincisi; Türkiye’nin ekonomik göstergeleri şu anda dünyanın diğer ülkelerle karşılaştırıldığında en sağlam göstergeleri arasındadır. New York’ta yaptığımız görüşmelerde hemen hemen bütün yatırımcıların, ekonomi gözlemcilerinin mutabık kaldığı husus, Türkiye’nin ekonomik göstergelerindeki istikrara yapılan vurguydu. Gelin birlikte bakalım. Şu anda bütçe açığı itibariyle ekonomimizin sağlamlığını gösteren önemli bir gösterge olarak 2014 yılında bütçe açığımız yüzde 0.7’idi. Bu 2002’de yüzde 10.4’tü, yüzde 10.4’ten aldık, yüzde 0.7’ye düşürdük. 2015’te yüzde 0.5’e düşüreceğiz, inşallah 2017’de yüzde 0.1 artıyla bütçe fazlası döneme geçeceğiz. Bütçemiz sağlam. Kamu borçları itibariyle 2002’de yüzde 74’tü, şu anda yüzde 33, 2017-2018’de yüzde 28’e kadar düşüreceğiz, bu OECD ortalamasının üçte biri. Avrupa Birliği ortalamasının, Maastricht Kriterinin yarısı. Yine bütçede Avrupa Birliği ortalamasının üçte biri, OECD ortalamasının beşte birine biz o anlamda düşük bir bütçe açığına sahibiz. Bankacılık sistemi itibariyle sermaye yeterlilik oranımız yüzde 16.4, bu da G-20 ülkeleri arasında en iyi oranlardan biri. Bankacılık sektörümüz sapasağlamdır ve hiç kimse kriz peşinde koşmasın; 2008 krizinde nasıl sağlam durmuşsa bankacılık sektörümüz, şimdi de o karakterini korumaktadır. Tahsili gecikmiş alacaklar, yüzde 2.8’dir, bu da G-20’nin en düşük oranları arasındadır. İhracatımız, dünya ekonomisi daralıyor, Avrupa’da büyük bir resesyon var, ama biz hep vizyonla baktık. Kılıçdaroğlu, şimdi ekonomide ne yapacaksınız diye söylendiğinde; bize 4 yıl verin ne yapacağımızı göreceksiniz diyor, yani meçhule 4 yıl istiyor. Bu halk maluma 4 değil 44 yıl da verir de, meçhule 1 dakika vermez. Biz malumuz, o meçhul. Ne yaptığımız belli, ne yapacağımız belli. Bakınız bu bir vizyon meselesi, istikrar meselesi. 2008’de Avrupa ekonomisi daralırken bizim Avrupa pazarına ihracat bağımlılığımız yüzde 55-60 civarındaydı. Komşularla yakın ilişkiler içine girerek onu yüzde 45’lere düşürdük, komşularla ekonomimizi yüzde 8’e, yüzde 32’ye çıkardık. Arap Baharı başladığında biz bunu önceden hissettik ve iş dünyamıza Afrika, Latin Amerika hedeflerini gösterdik. Biz yerinde duran bir Hükümet değiliz, Ankara’da oturan bir iktidar değiliz. Bir ayağımızda ülkemizin her yerinde dolaşırız, gözümüzle ve kulağımızla yerkürenin her yerinde dolaşırız, her yerinde.
Bakınız, ihracat yapımıza baktığınızda, ne zaman bir ülke krizle karşı karşıya gelir, dünya ekonomisi durağan, evet ama ne zaman karşı karşıya gelir biliyor musunuz? İhracatınız tek bir ülke grubuna ya da tek bir kaleme bağlıysa siz korkun. Biz iktidara geldiğimizde 1 milyar doların üzerinde ihracat yaptığımız ürün sayısı sadece 9’du, şu anda 37. Yani bir üründe problem olursa başka üründe bunu kapatabiliriz. 1 milyarın üzerinde ihracat yaptığımız ülke sayısı 8’di, şu anda 34. Yani bu ülkede, bu kıtada kriz varsa bizim girişimcimiz, o Anadolu aslanları başka bir kıtaya açılırlar, ama bu ülkeye kriz yaşatmazlar inşallah. Biz onlara güveniyoruz, onlar da bize güveniyor, ihracatçılarımıza selam olsun.
Bakınız farkı göstermek için, Pazar günü Mardin’deydim, Mardin’de 2002 yılındaki toplam ihraç at 23 milyon dolar, toplam. Mardin’in Ocak ayındaki ihracatı bu sene 58 milyon dolar. Yani 2002’de 1 yılda yapılan ihracatın 2,5 mislini biz sadece Ocak ayında yapmışız. Mardin’in toplam ihracatı ise 2014’te 930 milyon dolar; işte aradaki fark bu.
Şimdi cari açık, yine Türkiye’nin kronik hastalığı. Ama şimdiki göstergeye bakınız, 64.7 milyar dolardı geçen sene, bu sene 45.8 milyar dolar. Cari açığımızın gayrisafi milli hasılaya oranı 8.7’den 5.4’e düştü. Orada da bir sıkıntımız yok.
Büyüme yüzde 3, evet beklentilerimizin gerisinde, büyümeyi süratle artırmamız lazım. Ama dünya ortalamasının çok üstünde. G-20 ülkelerinin önümüzdeki dönem hedefi yüzde 2’yi tutturabilmek. Latin Amerika’da ortalama yüzde 1.3. Avrupa Birliği’nde çok daha düşük, en iyi Avrupa ekonomilerinin ortalamasını alsanız bile yüzde 2.3, Asya ekonomilerinde yüzde 2.7. Türkiye bunların hepsinin üstünde bir performansla büyüyor, ama yeterli değil. İnşallah önümüzdeki günlerde yeni istihdam ve üretimi teşvik paketleri açıklayacağız. Herhangi bir kriz işareti gördüğümüzde biz gerekli teklifi proaktif olarak daha o kriz gündeme düşmeden alır tedbiri, gerekeni yaparız.
İstihdam rakamları. Şimdi Kılıçdaroğlu işsizlik üzerinde duruyor. Doğrudur, bizim için en önemli mesele işsizliktir, istihdamdır ve bu istihdamı ilk defa AK Parti iktidarları nüfusu artırarak istihdamı artırma yoluna giderek çözmeye karar verdi. Bakınız 2008’den bu yana 6 milyon, yani ekonomik krizde dünyada istihdam düşüşü her yerde yaşanırken, işsizlik artarken 6 milyon yeni iş alanı oluşturduk. Ve sadece geçen yıl istihdama kattığımız iş gücü sayısı 1.4 milyon. Ayrıca da nüfusu teşvik ediyoruz, yani 90’lı yıllarda o eski Türkiye’deki alışkanlığı çoktan terk ettik. Onlar doğum kontrolüyle nüfusu düşürerek kişi başına düşen gayrisafi milli hasılayı artırmak planı içindeydiler, biz ise nüfus da artsın, gelir de artsın diyoruz. Çünkü nüfus arttıkça biz inanırız ki bu topraklar da bereketlenir. İnşallah önümüzdeki dönemde istihdamı artırıcı tedbirleri de alacağız.
Enflasyon büyük bir problem geçmişimiz itibariyle. Ama şunu bilmemiz gerekir: Avrupa’da resesyon var, yani durgunluk, onlar da biraz enflasyonu artırma peşindeler aldıkları tedbirlerle. Bizde ise bir taraftan enflasyonu düşürmek, bununla birlikte faizleri düşürmek, diğer taraftan da ekonomik büyümeyi sağlamak hedefindeyiz. Enflasyon Kasım ayından bu yana, Kasım’da 9.2 idi, Aralık’ta 8.2, Ocak’ta 7.2, her ay düşüyor. Şubat’ta özellikle tarım sektöründeki mevsimsel etki dolayısıyla hafif bir kıpırdanma oldu, yüzde 7.6, ama önümüzdeki aylarda düşecek. Biz Hükümet programını okuduğumuzda Ağustos’un sonunda, faiz oranları yüzde 9.4’tü. Şimdi yüzde 7.84. Faiz de düşme trendi içinde, önümüzdeki dönemde bunun daha da düşeceğine inanıyoruz.
Şimdi dolayısıyla ekonomik göstergeler itibariyle kimse hevese kapılmasın, ekonomimiz sağlam ellerdedir ve sağlam bir şekilde de yoluna devam etmektedir. İkinci önemli alan; ekonomik birimler arasındaki koordinasyon. Bugünlerde bu konuda da spekülasyon yapanlar söz konusu. Şunu bir kez de açıkça ifade etmek isterim: Biz AK Parti Hükümetleri bir koalisyon Hükümeti değiliz. Aldığımız ve geliştirdiğimiz aldığımız kararlar, geliştirdiğimiz vizyonları biz uzvun organik bütünlüğü içinde bütün bakanlıklarımız, kurumlarımız gerekeni yaparak görevlerini işlevsel bir halde en iyi şekilde getirerek yola devam ederiz. O bakımdan ekonomide koordinasyon konusunda da Merkez Bankası’yla, Hükümet arasındaki ilişkiler bağlamında da kimse herhangi bir sıkıntı, herhangi bir kriz haberi beklemesin. Amerika’dan döner dönmez akşam 8-9 gibi Ankara’ya indim, saat 11 gibi SPK Başkanımız, Hazine Müsteşar Vekilimiz, Merkez Bankası Başkanımızla ayrı ayrı görüştüm. Merkez Bankası Başkanımız kendi değerlendirmeleri çerçevesinde atacakları adımları bize aktardılar kanaatlerimizi paylaştık. Bugünde öğleden sonra Genişletilmiş EKK Ekonomi Koordinasyon Kurulunu topluyoruz ve bütün bakanlarımızın, kurumlarımız işbirliği içinde bu küresel kriz ortamında alacağımız tedbirleri bir kez daha gözden geçireceğiz. Dün Bakanlar Kurulunda da bu konuları ele aldık, Sayın Cumhurbaşkanımızda yarın Merkez Bankası Başkanımızdan brifing alacak, önümüzdeki hafta da bu koordinasyonu yakın bir takiple sürdüreceğiz. Hiç kimse Türkiye’de bu yolla ya küresel ekonomik kriz etkisiyle ya da içerideki siyasal tartışmalar içinde bir kriz ortamı doğacı beklentisi içine girmesin. Seçim öncesinde böyle bir beklenti içine girenler kesin olarak yanılacaklardır.
Bu çerçevede üçüncü önemli husus, kriz döneminde süreç yönetimi gerekir. Biz küresel ekonominin bu kriz ortamında süreç yönetimini süratle devreye soktuk ve herhangi bir işaret aldığımızda, herhangi bir şekilde kriz belirtisi ortaya çıktığında buradan açıkça ifade ediyorum özellikle de spekülatörlere. Şu veya bu şekilde faiz artışından ya da kur artışından beklenti içinde olan spekülatörlere buradan açık bir şekilde sesleniyorum, hiçbir yanlış hesap yapmayın. Her türlü tedbiri gerekli anda alır, gerekli adımı atarız bundan da bir an dahi tereddüt etmeyiz.
Nitekim, Merkez Bankası Başkanımız Cumartesi günü verdiği brifingde Pazartesi günü için atılacak adımlar konusunda özellikle bankaların Merkez Bankasında 1 hafta içinde tuttukları depoların faizleri konusunda atacakları adımlar paylaşmışlardı bizlerle ve bu çerçevede dün bildiğiniz gibi dolarda yüzde 7,5’dan yüzde 4,5’a euroda da yüzde 6,5’dan yüzde 2,5’a depo faizleri indirildi. Bununda etkisi görüldü belli oranda bütün dünyada dalgalanma devam ederken Türkiye’de burada bir istikrar yönünde bir eğilim ortaya çıktı. Ne gerekirse bundan sonra da istişare içinde tam bir koordinasyon bütünlüğü içinde gereken adımlar atılır.
Dördüncü olarak vurgulamak istediğim husus şu: Krizi bir taraftan yönetirken Türkiye’ye has bir kriz değildir bu biraz önce rakamları onun için zikrettim. Türkiye’nin hiçbir sektörde ne finansal, ne de sektörde bir kriz belirtisi veya kriz işareti yoktur bu tamamıyla dış konjonktürde ortaya çıkan ve dolar, euro paritesi sebebiyle uluslararası alanda ortaya çıkan volatilitenin teknik tabiriyle dalgalanmanın bir Türkiye’ye yansımasıdır, bundan kaçınabilen herhangi bir ülkede yok, ama en etkili tedbiri alanda yine Türkiye olmuştur. Bir taraftan bu süreç yönetimini yaparken, geliştirirken, diğer taraftan da yapısal dönüşüm faaliyetlerimize, kalıcı tedbirlere ağırlık veriyoruz.
Bu grup toplantılarımızda geçtiğimiz aylarda ekonomimizin ikinci hamle döneminde yapısal dönüşüm alanında atacağı adımlarımızı tek tek ele almıştık, özellikle de 25 yapısal dönüşüm programını sizlere burada aktarmıştım. New York temaslarımda esas itibariyle bu 25 yapısal dönüşüm programını yatırımcılarla paylaştım. Türkiye şu anda G-20 içinde yapısal dönüşüm programlarını ve 1350 eylemi açıklayan tek ülke. Ocak ayında Londra’da, İsviçre’de yaptığım görüşmelerden sonra şimdi New York’ta da yaptığım temaslardan yabancı yatırımcıların ülkemize olan ilgisinin artarak devam ettiğini görmekten de büyük memnuniyet duydum. Bu çerçevede geçtiğimiz günlerde tarihi bir adım daha attık ve Pazar günü GAP İkinci Eylem Planını açıkladık. Bildiğiniz gibi 14 Şubat’ta DOKAP Eylem Planını açıklamıştık. Şimdi GAP Eylem Planın açıklamak suretiyle aslında bir taraftan günlük krizle mücadele ederken, diğer taraftan uzun perspektifli, vizyoner kalkınma projelerimizi de kamuoyumuzla paylaştık. Dikkatinizi çekmek istediğim hususlar var burada, 2003’den beri GAP Bölgesine yaptığımız toplam yatırım 41,2 milyar ki, bu terör ve şiddet ortamına rağmen yapılan yatırımdır. Bu günlerde tekrar GAP Bölgesine dönük olarak eylem planı yapmamızın iki önemli boyutu var birincisi, küresel ekonomik krizin etkileri dışında Türkiye içinde büyümeyi sağlamak. İkincisi de, geçtiğimiz hafta ilan edilen silahları bırakma çağrısını da güçlendirecek ve Türkiye içinde ekonomik kalkınmayı sağlamak suretiyle çözüm sürecine destek vermek. Demokrasi ve ekonomi at başı gider demokrasiyle, ekonomiyi ayırt etmek mümkün değildir. Kılıçdaroğlu’nun yanıldığı yer bu zannediyor ki demokrasiyle, ekonomi ayırt edilebilir, zannediliyor ki bir gün demokrasiden, ertesi gün ekonomiden, bir hafta demokrasiden, ertesi hafta ekonomiden bahsedilebilir. Aksine, demokrasinin olmadığı yerde ekonomik kalkınma sürdürülebilir olamaz. Ekonomik kalkınmanın olmadığı yerde de demokrasi sağlam bir zeminde sürdürülemez, demokrasi ve ekonomi birlikte yürür. Türkiye’nin en önemli ekonomik başarıları hep demokratik ortamın sağlandığı dönemlerde söz konusu olmuştur. Bunun da en çarpıcı örneği, 12 yıllık AK Parti iktidarlarıdır. Tabi Kılıçdaroğlu’nun zihni hep parçalı olduğu için olaylara hiçbir zaman tek bir perspektifle bakamadığı için bu ayırımı yaparak aslında demokratik anlayışı da, ekonomik kalkınma anlayışına da ihanet etmektedir.
Şimdi biz bu perspektifle baktığımız için Türkiye’de demokratikleşme paketlerini uygularken GAP Bölgesinde de büyük yatırımları yaptık ve 41,2 milyar lira yatırım ödeneği ayırdık. Bunun 32,3 milyar lirası 2008-2014 döneminde uygulandı ve hayata geçirildi.
Çarpıcı rakamlarla paylaşmak istiyorum bu dönemde GAP’ın Birinci Eylem Planı döneminde başardıklarımızı. GAP Bölgesi yatırımlarının toplam kamu yatırımları içinde oranı bizden önce yüzde 5’ti, şimdi bunu yüzde 10,5’a yükselttik. 2002 yılında bütün GAP Bölgesinde dikkatinizi çekerim 690 milyon dolar olan ihracat, 2014 yılında 9,3 milyar dolara ulaştı.
Bölgedeki tüm illere hava ulaşımı sağladık. 2003 yılı öncesinde 98 kilometre olan oto yol ağını, 2015’te 291 kilometreye. Şu rakam daha da çarpıcı, 288 kilometre olan bölünmüş yol ağını ise tam 2172 kilometreye çıkardık sadece GAP Bölgesinde. Bu rakamlara onların hayali bile yetişmez 2172 kilometre.
Yeni teşvik sistemiyle son 2,5 yıl içinde 18.6 milyar liralık yeni yatırım için belge düzenledik. İşte bu rakamlar ortaya çıktığı için yeni yatırım rakamları, 6-7 Ekim olaylarıyla bu kalkınma hamleleri durdurulmak istendi. Ama ona inat, bölgeye dönük olarak biz Mardin’den yeni GAP Planımızı ilan ederek bütün özel sektörümüzü de bu bölgeye davet ettik.
Bölgede sulamaya açılan alan 2002 yılında 199 bin hektar iken, 2014 yılında 424 bin hektara ulaştı. Birinci GAP Eylem Planında uygulamaya başladığımız 2008 yılından bu yana sağladığımız ek istihdam 500 bin kişiye ulaştı.
Birinci eylem planında yer alan sulama ana kanal inşaatlarının yüzde 92’sini bitirdik, geri kalanlar bitmez üzere. Yani AK Parti söz verdi mi mutlaka yerine getirir. Bir plan ilan ettik mi, bu o planı önümüze koyarız ve o planın her bir adımını önce millete, sonra Allah’a hesap vereceğimiz bir karne olarak görürüz.
Peygamberler şehrine de selam olsun, Urfa’ya da.
Pazar günü Mardin’de açıkladığımız ikinci eylem planında 26,7 milyar lira kamu yatırımı yapacağız. Bu çerçevede ikinci eylem planında yer alan bazı hususları hem bölge halkımızla, hem vatandaşlarımızla paylaşmak istiyorum. Çünkü GAP sadece Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin değil, sadece Türkiye’nin değil, bütün Ortadoğu’nun ve hatta dünyanın en önemli kalkınma projelerinden biridir. Başarısı sadece Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin değil, sadece Türkiye’nin değil, Ortadoğu’nun da kaderini değiştirecek bir projedir.
Bu ikinci eylem planında 651 bin hektar alan sulamaya açacağız, böylece toplamda 1 milyon hektar alanı suya kavuşturmuş olacağız, bütün Mezopotamya havzası, Fırat-Dicle arası tekrar bereketli dönemlerine kavuşacak.
362 kilometre ana kanal tamamlayacağız.
Seracılık, tohumculuk, basınçlı sulama ve yeni teknoloji sulama sistemlerinin geliştirilmesi, yerel ve geleneksel ürünlerin saptanması ve geliştirilmesi gibi alanlara öncelik vereceğiz.
İhtiyaç duyulan illerde tarıma dayalı ihtisas organize sanayi bölgeleri kuracağız.
Bölge sınır kapılarını güçlendireceğiz.
Ilısu Barajı’nı en kısa zamanda tamamlayacağız, Cizre Barajı ve HES’i özel sektör vasıtasıyla yapacağız.
Mardin ve Şırnak doğalgaz boru hattı inşatlarını tamamlayacağız.
GAP Bölgesi, bu çok benim özel önem verdiğim bir konu, GAP Bölgesi turizm master planında öneriler yeni proje ve faaliyetleri hayata geçireceğiz. Bizde genellikle turizm kıyı turizmi olarak bilinirdi, son 12 yılda AK Parti bu anlayışı değiştirdi. Emin olun, dünyanın kadim kültürler anlamında yaşayan en zengin şehirleri bizim GAP Bölgemizdedir. Ama maalesef terör, güvenlik sorunları şu ana kadar GAP Bölgesinin Kapadokya gibi, Ege gibi, Antalya gibi bir çekim alanı haline gelmesini sağlayamamıştık.
Geçen 14 Şubat’ta Giresun’da açıkladığımız DOKAP Eylem Planında 2 bin kilometrelik yayla yolları gündeme almıştık, bu yayla yolları, yani Karadeniz’in o güzel yaylalarını birbirine bağlayan yollar dünyanın emin olun en güzel ekolojik turizm hattıdır. Aynı şekilde Hatay’dan, Gaziantep üzerinden Şanlıurfa, Mardin ve Van’a, Diyarbakır’a ulaşan kuşak da dünyanın en kadim kültürlerinin yaşadığı, bütün medeniyetlerin beşiği olan bir bölgedir. Ben ne zaman Mardin’e gitsem emin olun bir hocanın huzurunda eğilmiş bir talebe gibi Mardin şehrinin önünde saatlerce tefekkür etsem az geliyor. Ne zaman Urfa’ya gitsem…
Mardin’e çıkınız, ilk Mardin’e gittiğimde Kızıltepe’den Mardin’e çıkarken Mardin’den Mezopotamya’ya bakan sanki uhrevi gözler gibi görmüştüm şehrin bütün o güzel yapılarını, Zinciriye, Hatuniye, Kasımiye medreselerinden o Mezopotamya’ya baktığınızda bütün bir Mezopotamya’daki kültürel derinliği görürsünüz.
Şanlıurfa’da peygamberler tarihi ve Hazreti İbrahim’in mirası yanında, olağanüstü zenginlikte bir kültürel mirası görürsünüz. Dünyanın en eski üniversitesinin kalıntılarını Harran’da gidip gördüğünüzde oradan ayrılmak istemezsiniz. Biz bu güzel şehirlerimiz karşısında haddimizi bilir, onların huzurunda eğiliriz.
Diyarbakır’ın Ulu Camii’nden daha uhrevi bir mekan bulmak çok zordur, aynen Mescid-i Aksa, Mescid-i Nebevi ve Bursa Ulu Camii. Her zaman söylüyorum, bu turizm master planıyla inşallah, hem batıda yaşayan vatandaşlarımız doğuyu keşfedecekler, o güzellikleri ve görecekler ki Bursa Ulu Camii’ndeki manevi atmosferle Diyarbakır Ulu Camii’ndeki manevi atmosfer arasında hiçbir fark yoktur ve nasıl Bursa Ulu Camii Diyarbakır Ulu Camii’nden ayrılmazsa, Bursalılar da Diyarbakırlılardan, doğu da batıdan, batı da doğudan ayrılmayacaktır.
Aynı şekilde dünyanın kültür meraklısı bütün aydınları, bütün kanaat önderleri gelip bu turizm master planının oluşumundan sonra bizim o kadim şehirlerimizi keşfedecekler.
Yine GAP Bölgesinde okul öncesinde ve eğitimde gerçek anlamda bir devrim yapmanın eşiğindeyiz. Okul öncesinde, ilköğretimde ve ortaöğretimde önümüzdeki 3 yıl içinde 17 bin 64 yeni derslik yapacağız, her bir derslikte bundan sonra hem ders öğretilecek, hem de kardeşlik öğretilecek, barış öğretilecek, demokrasi öğretilecek, tarihdaşlık öğretilecek. İşte yeni eğitim hamlemiz GAP Bölgesine yeni bir zihniyeti beraberinde getirecek.
Yatırım programı kapsamında 4750 öğrencilik, kiralama yönetimiyle de 4 bin öğrencilik olmak üzere 8750 kişilik yurt kapasitesi gerçekleştireceğiz, böylece bölgedeki gençlerimizin herhangi bir yanlış ele düşmesinin önüne geçmiş olacağız.
Devlet hastanelerinde 2835, şehir hastanelerinde 5375 olmak üzere toplam 8210 adet yeni yatak kapasitesi oluşturacağız.
Adıyaman, Diyarbakır, Şanlıurfa’da 1’er adet, Gaziantep’te de 2 adet bakım ve sosyal rehabilitasyon merkezi yapımını tamamlayacağız.
Bu illerdeki istatistiklere ben hep baktığımda, Mardin’de de görmüştüm, Güneydoğu Anadolu’da, bizden önce tek bir ambulans olan illerdi buralar, şimdi onlarca ambulans, gerektiğinde helikopter ambulans bu illerimizin hizmetinde.
11 adet gençlik merkezini tamamlayacağız, 40 spor tesisini tamamlayacak, mevcut tesisleri de modernize edeceğiz.
Türkiye’nin 3’üncü büyük asma köprüsü Nissibi Köprüsü’nü yakında açacağız.
Muhtelif standartlarda yaklaşık 1700 kilometre yol yapacağız, bu yolların 857 kilometresi bölünmüş yol olacak.
Bütün bu eylemlerde inşallah GAP İkinci Eylem Planı sona erdiğinde bölgenin kaderi bir kez daha değişmiş olacak ve ekonomik olarak da Türkiye standartlarını yakalayacak GAP Bölgesi, siyasi ve kültürel olarak da ülkemizin bütünleşmesi ekonomi üzerinden sağlanmış olacak. Bu çerçevede bütün iş dünyamızı, yatırımcılarımızı bir kez daha bölgeye yatırıma davet ediyorum.
Bölgede terör eylemleri sona erdikçe, kamu düzeni sağlandıkça inşallah yeni bir dönemin işaretleri de görülecektir.
Mazlumların yüz akı deyince dönmemek mümkün değil, mazlumlara her zaman yüzümüz dönüktür, her zaman.
New York ziyaretinden önce Portekiz’e ikili bir ziyarette bulunduk ve 2012 Aralık’ında Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakanlığı döneminde imzalanan Türkiye-Portekiz yüksek düzeyli stratejik işbirliği konseyi kurma anlaşmasından sonra ilk işbirliği konseyi çalışmasını yaptık, Portekiz’in hem ikili olarak Türkiye’yle ilişkilerinin geliştirilmesi, hem Avrupa Birliği içinde ortak hareket etme, hem de Afrika’da özellikle Portekizce konuşan ülkeler, ki Türkiye o ülkeler grubuna gözlemci üyedir, Afrika’da yapılacak yatırımlarda ortak hareket etme konusunda mutabık kaldık.
Bu vesileyle, Portekiz’de 1982 yılında ASALA terör örgütü tarafından şehit edilen Erkut Akbay ve eşi Nadide Akbay’ın anısına Lizbon’da dikilen anıtı da ziyaret ettik. Bu benim Dışişleri Bakanlığı dönemimde Kanada’da açtığımız anıttan sonra yine o dönemde başlatılmış ve Portekiz’de Lizbon’da açılmış ikinci anıt.
Tekrar ASALA terör örgütünün saldırılarında şehit olan bütün diplomatlarımızı da Rabbimden rahmet diliyorum. Onların emaneti emanetimizdir, onların asil ve vakur mücadelesi her zaman yüreğimizde, gönlümüzde yaşayacaktır.
Bu vesileyle, geçtiğimiz hafta içinde eğitim uçuşları esnasında şehit olan pilotlarımıza da Allah’tan rahmet diliyorum.
Dün Bakanlar Kurulumuza Hava Kuvvetleri Komutamız bu kazalarla ilgili detaylı bilgi verdi, kamuoyuna yansıtılan bazı bilgilerdeki eksiklikleri açık bir şekilde görmek imkanı bulduk. Ama her halükarda pilotlarımızın en iyi, en modern uçaklarla eğitim uçuşları yapmaları konusunda alınabilecek her türlü tedbiri de almaya kararlıyız. Bu uçakların bir kısmının zaten envanterden çıkışı önümüzdeki aylarda tamamlanacak önceden planlamalarla, diğerleri de eksiklikler tamamlanarak kademeli bir şekilde envanterden çıkartılacak.
Bu çerçevede 3’üncü olarak üzerinde durmak istediğim husus, Kadınlar Günü vesilesiyle Mardin’de açıkladığımız kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda ulusal eylem planımız.
Bir kez daha 8 Mart Kadınlar Günü’nü bütün kadınlarımız için hayırlı olması dileğiyle kutluyorum.
Biz, kadınlarımız söz konusu olduğunda onların sosyal hayat içinde en iyi şekilde yer almaları, annelik görevlerini yaparken herhangi bir engelle karşılaşmamaları için her türlü tedbiri aldık, almaya devam edeceğiz. Anayasada yaptığımız değişikle 2010 yılında, 2004 yılında kadın-erkek eşitliği bağlamında yapılan değişiklik 2010 yılında pozitif ayrımcılıkla güçlendirildi ve Türkiye’de kadınlarımız erkeklerle birlikte eşit haklara ve eşit imkanlara sahip olma yönünde, hatta pozitif ayrımcılıkla daha da ileri imkanlara sahip olma yönünde önemli adımlar atıldı.
Buradan özelikle çözüm süreci bağlamında da bütün kadınlarımıza, doğudaki, batıdaki, kuzeydeki, güneydeki bütün kadınlarımıza seslenmek istiyorum, çözüm süreci artık milletimize mal olmuş bir süreçtir ve kim ne provokasyonu yaparsa yapsın milletimiz bu sürece sahip çıktığını her zaman göstermiştir, ama herkesten önce de çözüm süreci doğulu-batılı, kuzeyli-güneyli annelere emanettir. Kadınlarımız bu sürece, bu kardeşlik sürecine, milli birlik, beraberlik sürecine sahip çıktıkça önümüz ve istikbalimiz, gençlerimizin hayatı da teminat altına alınmış olacaktır. Biz şu anda bu konuşmaları burada yaparken Türkiye’nin her bir ilinde bebekler dünyaya geliyor, bu çocukların 20sene sonra karşılıklı olarak çatışma alanlarında değil ideolojik ve siyasi farklıklarla, omuz omuza kalkınma alanında olmalarını istiyoruz.
Onlara muhabbeti, barışı öğretecek olan hanımlarımızdır, annelerimizdir. Annelerimize, kız kardeşlerimize, eşlerimiz muhabbetle davranması gerekenler de erkeklerdir. Biz bu muhabbet ortamının hakim olması için kadına yönelik şiddetle mücadele ulusal eylem planımızın 3’üncüsünü Mardin’de açıkladık. İlkini biliyorsunuz 2006 yılında açıklamıştık, daha sonra 2012-2015 yılları arasında ikinci bir kadına yönelik şiddetle mücadele eylem planı açıklamış, bunun etki analizini de geçtiğimiz aylarda yapmıştık. Bugüne kadar uygulanan diğer eylem planlarını da göz önünde bulundurarak önümüzdeki dönemde kadına yönelik şiddet konusunda 6 ana başlıkta kapsamlı bir çalışma içine gireceğiz.
Birincisi; yasal düzenlemeler.
İkincisi; farkındalık oluşturma ve zihniyet dönüşümünün sağlanması.
Üç; koruyucu hizmet sunumu ve şiddet mağdurlarının güçlendirilmesi.
Dört; sağlık hizmetlerinin sunumu.
Beş; kurum ve kuruluşlar arası işbirliği.
Altı; şiddet uygulanana yönelik hizmetler.
Eylem planında yer alan temel hususları da şu şekilde ifade edebilirim: Ocak ayında açıkladığımız ailenin ve dinamik nüfus yapısının korunması programı eylem planı kapsamındaki yasal düzenlemeleri en kısa zamanda hayata geçireceğiz. Önümüzdeki günlerde özgürlüklerin korunması ve iç güvenlik paketi inşallah Meclisimizden geçtikten sonra bu konuda bu kürsüden kadınlarımıza verdiğimiz müjdeleri hayata geçirmek üzere, inşallah ailenin ve dinamik nüfus yapısının korunmasıyla ilgili yasa teklifimiz görüşülmeye başlanacak.
Elektronik kelepçe ve mağdur takip ünitesi kullanılarak şiddet mağdurunun etkin korunması, tedbir kararlarının ihlali durumunda da kolluk kuvvetlerinin anında müdahale etmesini sağlayacağız. Denetimli serbestlik gibi bundan sonra şiddet mağduru kadın da, şiddeti uygulayan da bir elektronik denetimle nerede oldukları ve herhangi bir anda eğer uygulayacak kişi o kadına yaklaşmışsa o kadının da uyarılmasını sağlayacak bir elektronik demetim mekanizması getiriyoruz. Dün Ankara ve İzmir’de bu uygulama başlatıldı, en kısa zamanda Türkiye sathına bunu yayacağız.
6284 Sayılı Kanunun etki analizi çalışması çerçevesinde oluşturulan raporla ilgili düzenlemeleri hemen uygulamaya koyacağız.
Bu düzenlemeler çerçevesinde kadına yönelik şiddet konusunda ve genel olarak de şiddet konusunda ihtisas hakimliği oluşturma çalışmaları yürütüyoruz. Bu konularda ihtisas sahibi olan ve problemin sadece bir cezalandırma yöntemiyle değil, aynı zamanda bir tedavi yöntemi gibi yaklaşacak ihtisas hakimlikleri kurmaya düşünüyoruz.
Farkındalık oluşturmak üzere daha önce verdiğimiz eğitimleri hızlandıracağız, 140 bin emniyet personeli ve 35 bin sağlık çalışanına eğitim vereceğiz.
Kadına yönelik şiddetle mücadelede farkındalık oluşturan haber, reklam, dizi filmler iyi örnekler olarak ödüllendirilecek. Burada medyamıza da bu çerçevede seslenmek istiyorum.
Özgecan kızımızın vefatı -masum olduğu için de şahadeti diyebiliriz- sonrasında gerçekten toplumda büyük bir farkındalık oluştu, çok güçlü bir bilinç ortamı doğdu. Ben hemen ertesi gün Antalya Kadın Kolları Kongremizde de bir seferberlik başlattığımızı ilan etmiştim. İşte Mardin Kongremizde bunu ilan ettik, akşam da Cumhurbaşkanımız Pazar günü bu seferberliğe sahip çıktığını ve bizzat takip edeceğini ifade ettiler.
Medyamız bu konuda son derece olumlu bir tavır sergiledi, hepsine teşekkür ederim. Ama bir konuda da bu uyarıcı bir mesaj vermek istiyorum. Bu bilinçlendirme ve farkındalık konusunda olumlu bir tavır sergilenirken, cinayetler konusunda bazen o kadar detaylı görsel malzeme kullanılıyor ki, ola ki şiddete eğilimli psikolojik sorunları olan kişiler varsa, onları seyrederek kötü bir örnek üzerinden hareket geçebiliyorlar. Toplumda herkesin psikolojik olarak sağlıklı olduğunu düşünemeyiz, zaten bu şiddeti uygulayanlar psikolojik olarak hastalıklı kişilerdir. Bir kadına el kaldıran kim olursa olsun psikolojik olarak hastalıklıdır, hangi mevkide, hangi makamda, hangi ekonomik imkanlara sahip olursa olsun hastalıklıdır. Değişik vesilelerle söyledim, en namert kişi kadına el kaldıran kişidir, mertlik zayıfa el kaldırmakla ispat edilemez. Kadına ve çocuğa kalkan el kadar zalim bir el, namert bir el olamaz.
Görsel olarak bu tür psikolojik rahatsızlık taşıyabilecek kişilere kötü örnek oluşturacak malzemeleri sürekli işlemek, hem onları buna teşvik edici bir rol oynar, hem de o acıyı yaşayan ailelere tekrar tekrar o acıyı yaşatmış oluruz. O erdemli insan Mehmet Aslan ve eşi, Özgecan Aslan’ın babası, annesi acaba ne hissettiler tekrar tekrar kızlarının cinayetleri üzerinde bütün o senaryolar medya üzerinden verildiğinde? Burada medyamızı bir özeleştiriye, tabiri caizse bizde sansür yok ama, olmayacak da, bir otosansüre, bir iç denetime, bir otodenetime davet ediyorum.
Eğer biz Hükümet olarak… Millet bizden yanadır, biz de milletten yanayız, Allah bizden yanadır ve hepimiz şiddete maruz kalan kadınlarımızdan yanayız, bunu da hiç unutmayalım.
Burada ne kadar yasal düzenleme yaparsak yapalım, önemli olan zihniyet değişimi, önemli olan bu zihniyet değişiminin toplumumuza sirayet etmesi.
14 pilot ilde hizmete açılan şiddet önleme ve izleme merkezleri bugünden itibaren 81 ilimizde hizmet vermeye başlayacak.
İhtisaslaşmış kadın konuk evi modellerini geliştiriyoruz, arttırıyoruz. Yılsonu itibarıyla yerel yönetimlere bağlı kadın konuk evlerinin sayısını yüzde 100 arttıracağız.
İstanbul Sözleşmesi gereğince cinsel şiddet mağdurları için sağlık alanında özel hizmet uygulayacağız.
Şiddeti uygulayan veya uygulama ihtimali bulunan kişileri zorunlu rehabilitasyona sahip tutacağız öfke kontrolü gibi ve gerekli tedbirleri alacağız.
Yine bütün raporlarda gördüğümüz bir husus, şiddettin en fazla alkol, uyuşturucu ya da uyarıcı madde kullananlar tarafından uygulandığı yönünde. Bu çerçevede de alkol, uyuşturucu ve uyarıcı maddelere karşı mücadeleye de hız vereceğiz.
2015-2020 yıllarını kapsayan toplumsal eşit ve cinsiyet eşitliği ulusal eylem planını uygulamaya koyacağız.
Kadına yönelik şiddet izleme komitesini daha etkin hale getireceğiz, hem merkezde hem her ilde kadına yönelik şiddet konusunda vali başkanlığında izleme komiteleri oluşacak.
Böylece yasal, kurumsal, yapısal birçok tedbir alacağız, ama biraz önce de söylediğim gibi, en önemli tedbir muhabbettir, en önemli tedbir zihniyet değişimidir. Buradan bu yasal tedbirleri biz bir taraftan alırken, bütün toplum kesimlerimize, anneler, babalara, kız çocuklara, erkek çocuklara, eşlere, kadına yönelik şiddet konusunda başlattığımız seferberlikte birlikte bir seferlik teklifinde daha bulunuyorum, tebessüm seferberliği, hep beraber birbirimize tebessümle selam verelim. Ne kadar yorgun olurlarsa olsunlar babalar evlerine gittiklerinde hanımlarına teşebbüsümle selam versinler, hanımlar onu tebessümle karşılasın. Ne kadar okullarında zor sınavlardan çıkmış olurlarsa olsunlar kız çocukları, erkek çocukları babalarını, annelerini teşebbüsümle karşılasınlar, babalar, anneler de çocuklarını tebessümle başlarını okşayarak bağırlarına bassınlar. Muhabbet ortamı içinde büyüyen bir çocuktan şiddet uygulayan bir yetişkin çıkmaz. En önce tedbir anneler ve babalar tarafından uygulanacak, evlerimizde, sokaklarımızda, kurumlarımızda tebessümü hakim kılalım. Ama en önemlisi de, geçtiğimiz haftalarda yaşanan acı tecrübelerden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de tebessümü, muhabbeti, karşılıklı saygıyı hakim kılmak için bütün muhalefet partilerin davet ediyorum.
Biz AK Parti olarak hiçbir zaman toplumda şiddet dilinin, nefret dilinin takipçisi veya bu dile kapılanlardan olmadık, en zor şartlarda AK Parti Grubu her zaman vakur tavrını gösterdi.
Ayrıca, Mardin’de Kadın Kolları Kongremizde gördüğüm heyecan bana büyük bir ümit verdi.
Ankara’da bir başka devran var, küçük hesaplar var, bu küçük hesaplar üzerinden bize muhalefet yapanlar var. Büyük hesap ise milletimizin bağrında, büyük dava Mardin’den Edirne’ye, Rize’den, Artvin’den Muğla’ya kadar Anadolu’nun her bir köşesinde. Biz böyle büyük bir davanın yolcusuyuz, bu yolumuzun önüne çıkanları by-pass eder geçer, yolumuza devam ederiz. Bu yolumuzun önünde bize bir şekilde engel olacağını düşünenler hiç hayal kurmasınlar. Biz engellere değil, menzile bakarız, menzilimiz hak yoludur, menzilimiz millet yoludur, menzilimiz 7 Haziran’da yeniden milletin iradesini hakim kılma yoludur.
Saygılar sunuyorum.