Basbakan Davutoglu’nun, 2 Aralik tarihli TBMM Grup Toplantisi konusmasinin tam metni
Değerli milletvekilleri, aziz dava arkadaşlarım; sizleri sevgiyle, saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.
Hemen konuşmamın başında bir taziyeyle başlamak istiyorum. Değerli Genel Başkan Yardımcımız Mehmet Ali Şahin Bey; ki Adalet Bakanımız, Meclis Başkanımız olarak Türk siyasetinde eşsiz bir yer edinmiştir, eşleri Saniye Hanımefendi geçtiğimiz hafta vefat ettiler, Allah rahmet eylesin.
Ve bir dava aşkının ne anlama geldiğini Mehmet Ali Şahin bize, hepimize gösterdi, tecrübesiyle, ahlakıyla, erdemiyle hep örnek olmuştur dava arkadaşlarımıza. Ama vefatından bir gün önce eşinin Şanlıurfa’da Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısındaydık, kendisine sordum, keşke Saniye Hanımla beraber kalsaydınız diye. Dava mühimdir dedi ve özellikle de gençlere, hepimize güzel bir örnek teşkil eden bir davranış sergiledi. Bugün de daha taziyesi sürerken Grup Toplantımıza bizzat geldi.
Ben tekrar bütün AK Parti ailesi, bütün dava arkadaşlarımız adına eşine rahmet diliyorum, kendisine taziyelerimizi hepiniz adına iletiyorum; Allah rahmet eylesin, Allah mekanını Cennet eylesin.
Değerli arkadaşlar, yarın 3 Aralık Dünya Engelliler Günü. Biraz önce, evet, engelli kardeşlerimiz burada, Konya’dan 7 veya 8 yaşında Elmas kızımız geldi görme engelli, ama gönül gözü açık bir kızımız, bütün engellilerimiz adına bana ve sizlere selamlarını iletti, selamlarını da kabul edin. Engelli kardeşlerimiz hepimizin gönlündedir, biz de her zaman engelli kardeşlerimizin yanında olduk, olmaya devam edeceğiz.
Aslında bu insani ve vicdani bir görev, bütün AK Parti iktidarları döneminde onurla yaptığımız bir görev.
2005 yılında Engelliler Kanunu çıkarıldı ve ilk kez engellilerle ilgili yasal bir çerçeve oluşturuldu. 2010 yılında engellilere pozitif ayrımcılığı anayasal güvence altına aldık. 2013 yılında yasal bir değişiklikle onur kırıcı ifadeleri, özürlü, sakat, çürük gibi ifadeleri tümüyle kaldırdık Türk mevzuatından ve sadece engelli ibaresini koyduk. Bu ibareyi koyarken bile bu kardeşlerimizin engelle karşılaşsalar da engelli aşacak iradeye, güce, gönle, vicdana sahip olduklarını biliyorduk; hepsini buradan kucaklıyorum.
65 yaş üstündekilere çalışmayacak durumda olan ve iş bulamayan engellilere bağlanan aylıkları yüzde 200 ile yüzde 300 oranında artırdık. Engelli maaşlarını, her ikisi de engelli eşlerin her birine ve 18 yaşın altındaki engellerinin ailelerini da kapsayacak şekilde genişlettik. Ve sadece Türkiye’de değil, dünyada örnek teşkil edecek bir devrim mahiyetinde bir adım attık 2007 yılında evde bakım aylığı uygulamasıyla aileler engellilerine sahip çıktı ve engellerinin evde bakım hizmetlerini karşıladık, evde bakım için ayrılan bütçeyi son 6 yıl içinde 83 kat artırdık, çarpıcı bir rakam.
Şunu zikretmek isterim: Türkiye, bütçe sınırlamaları olabilir ama, gönlü gani bir milletin devletidir bu devlet, 10 aylık dönemde bu yıl 450 bin engelli vatandaşımız için 3.3 milyar Türk Lirası, eski ifadeyle 3.3 katrilyon Türk Lirası ödeme yaptık sadece evde bakım hizmet bedeli olarak.
Şehir içi toplu taşıma araçlarının, kamu binalarının, kamuya açık alanların engellilere erişimini sağlayacak yasal tedbirleri aldık. İnşallah en kısa zamanda engellilerimiz için ücretsiz topluma hizmeti için de gerekli kararı alacağız, ücretsiz toplu taşıma hizmeti bütün engelliler için.
İşitme engelli kardeşlerimiz için Türk işaret dilinin geliştirilmesine önem verdik, tüm eğitim kitaplarını kabartma olarak bastık, yayınladık.
Engelli istihdamı bir başka alandı, engellilerimiz hayatın belli alanlarında terk edilmiş durumda olmamalıydılar, kendi ayakları üzerinde durmalı, onurlarıyla hayatlarını idame ettirmeleri gerekiyordu, bu noktada engelli istihdamıyla ilgili çok geniş bir çalışma yürüttük, Devlet Memurları Kanununu bu çerçevede değiştirdik, ilk defa engelliler için geçerli kamu personeli seçme sınavı, EKPSS’yi gerçekleştirdik. 2002 yılında bütün kamuda 5777 engelli vardı, şimdi 34088 engelli memur olarak kadrolarımızda çalışıyor; bunu daha da genişletmeye kararlıyız.
Bu çerçevede bundan sonra da engellilerimiz için ne gerekiyorsa; ki burada bugün bizleri şereflendiren, bu salonu şereflendiren engelli kardeşlerimize de teşekkür ediyoruz. Ne gerekiyorsa engellilerimiz için yaptık, yapmaya devam edeceğiz.
Yine bu hafta 5 Aralık’ta çok özel bir günümüz var, kadınlarımıza seçme ve seçilme hakkının tanındığı günün yıldönümü. Buradan bütün AK Parti Teşkilatındaki kadın kollarımıza, seçme ve seçilme hakkı için çaba sarf eden ve bu hakkını kullanan bütün vatandaşlarımıza saygılarımı, selamlarımı iletiyorum. Kadınlarımız seçme ve seçilme hakkını kullanarak siyasi hayatın içinde ne kadar çok yer alırlarsa, siyasi hayatımız da nezaket, zarafet ve derinlik kazanacaktır. Hepsine saygılar sunuyorum, AK Parti olarak da bundan sonra her aşamada kadınlarımızın daha fazla temsil edilmesi için gereken her türlü tedbiri alacağız, gereken her türlü çalışmayı yapacağız. Özellikle son yurt içi ziyaretlerimde bizi büyük bir heyecanla, şevkle karşılayan kadın kollarımıza buradan bir kez daha selam ediyorum, onların gayreti bizim başarımızın teminatıdır.
Bu hafta yine daha önce bu kürsüden sizlerle paylaştığım önemli bir reformu hayatı geçirmek için önemli bir adım attık, bu da uyuşturucuyla mücadele. 62. Hükümet kurulur kurulmaz, bu ağır sorumluluğu omuzlarımıza alır almaz ele aldığımız konuların başında uyuşturucuyla mücadele geldi ve ilk Bakanlar Kurulunda, daha sonra da Sağlık Bakanlığımızda yaptığımız çalışmalar sonrasında Uyuşturucuyla Mücadele Şûrasını toplama kararı almıştık. Geçtiğimiz hafta içinde Uyuşturucuyla Mücadele Şûrası olarak ilk defa Türkiye’de çok geniş katılımlı, sivil toplumun, bütün bakanlıkların, 8 bakanlığın, sivil toplum kuruluşlarının katıldığı çok geniş bir şûrada bir araya geldik, çalıştaylar tertip edildi ve şu anda uyuşturucuyla mücadele konusunda kapsamlı bir eylem planını hayata geçiyoruz. Bir süreç yönetimi mantığıyla ve terörle mücadele ederken gösterdiğimiz ciddiyetle uyuşturucuyla da mücadele etmeye devam edeceğiz.
Bu çerçevede önce Türkiye’nin bütününde uyuşturucu haritasını çıkartacak şekilde her il bazında yapılacak çalışmalarla ilgili bir tespit çalışması yapacağız, araştırma merkezleri kuracağız, mahallelere kadar ineceğiz ve yapılması gerekenleri tespit edeceğiz. Daha sonra koruyucu anlamda atılacak adımların kapsamını genişleteceğiz, ailelere yönelik mesajlar, bu konuda toplumsal duyarlılık uyandırma ve ayrıca okul ve çevresi tanımını da genişleterek okul ve çevresinde alınacak tedbirleri tek tek hayata geçireceğiz. Bu koruyucu tedbirler yanında bunların yeterli olmadığı veya bunların ötesine geçen konularda önleyici tedbirleri artıracağız. Özellikle de narkotimler ve diğer emniyet tedbirleriyle uyuşturucu tacirlerinin bütün networkunu kesmeye, bütün bağlantılarını yok etmeye kararlıyız.
Uyuşturucu üreticisinin, aracısının, tüketicisinin arasındaki bağları koparacağız ve uyuşturucu tacizlerine terörist muamelesi yaparak birer birer üstlerine gideceğiz. Çünkü bu bizim geleceğimizle ilgili bir meseledir, gelecek nesillerin, istikbalin teminat altına alınmasıyla ilgili bir meseledir hiçbir taviz söz konusu olmayacak. Bu aşamadan sonra özellikle uyuşturucu belasına tutulmuş ve bir şekilde bundan etkilenmiş kardeşlerimiz, gençlerimiz, vatandaşlarımız için kademeli bir strateji geliştirdik. 7 gün 24 saat danışma hattı kurduk, ilk adım merkezleri oluşturuyoruz, narkotimler, AMATEM’lerle tam bir uyum içinde toplumun bütün katmanlarına dönük olarak örgütleneceğiz.
Bu çerçevede yapısal bir reformda gerçekleştiriyoruz. En geç 3 yılda bir Uyuşturucuyla Mücadele Şûrasını toplayacağız. Her yıl Uyuşturucuyla Mücadeleyle Şûrasında alınan kararları izleme komitesi toplanacak bizzat benim Başkanlığımda bu komite yıllık programı gözden geçirecek. Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç Başkanlığında koordinasyon üst kurulu oluşturuyoruz, 6 ayda bir en geç toplanacak. Ayrıca 2 ya da 3 ayda bir toplanacak teknik kurul oluşturuldu. Ayrıca her bir ilde uyuşturucuyla mücadele komiteleri, her bir mahallede narkotimler kuruyoruz. Mademki karşımızda bir ağ gibi gelişen bir çete var onun karşısında networku son derece güçlü bir kamu organizasyonunu, kamu yapılanmasını bu çetenin karşısında motive edeceğiz, hayata geçireceğiz ve kesinlikle uyuşturucuyu Türkiye’de en kısa zamanda yok edeceğiz.
Şu anda yüzde 2.7 civarında olan 15-24 yaş arası uyuşturucu kullanımı ki Avrupa’ya göre çok düşük görünüyor Avrupa’da yüzde 26’larda, 27’lerde. Alacağımız tedbirlerle viranelerin de yok edilmesiyle 2018’de yüzde 1,5’a inşallah Cumhuriyetimizin 100. yılında da marjinal bir düzeye indirmeye kararlıyız.
Bu çalışmalar dışında bu hafta yoğun bir yurt içi trafiğimiz oldu. Şanlıurfa’da Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı yaptık. İlk defa Ankara dışında bu toplantıları yaparken aslında bir mesaj verdik. Bizim aldığımız hiçbir kararda değerli arkadaşlar tesadüf yoktur, hesap eder, kitap eder ve sembolik önemine dikkat ederek planlamaları yaparız. Şimdi bakınız, bu haftanın programına Şanlıurfa’da Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı yaptık, hafta sonunda Cumartesi günü Erzurum ve Kars’ta kongrelerimizi yaptık, Pazar günü de Balıkesir ve Kırklareli’nde. Baktığınızda Türkiye’nin dört bir köşesinde vatandaşlarımızla bir araya geldik. Şanlıurfa’da Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısında seçim süreci, kongre süreçleri konusunda istişare etme yanında Suruç’a Kobani’nin hemen karşısında Suruç’a ziyaret ederek Kobani’den ülkemize sığınan Suriyeli kardeşlerimizle kucaklaştık. Son günlerde tekrar spekülasyonlar yapıldığı için bir kez daha buradan vurgulayarak ve uyararak söylüyorum, dışarıda ve içeride yapılan birtakım algı operasyonları karşısında bütün milletimiz bilmelidir ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti hem zalim ve barbar Suriye rejiminin karşısındadır hem de yine aynı şekilde zalim ve barbar IŞİD terör örgütünün karşısındadır.
Türkiye’nin Suriye’deki kriz dolayısıyla ödediği acı bedeli mülteciler üzerinden görmek istemeyenler ülkemize dönük ithamlarda bulunuyorlar. Türkiye Kobani’de de, Halep’te de, Lazkiye’de de, Dara’da, Deyrizor’da da, Şam’da da nerede olursa olsun Suriye’nin her bir köşesinde kim zulüm yaparsa yapsın ve hangi ad altında, hangi niyetle yaparsa yapsın onun karşısında olmuştur, hangi kimliğe sahip olursa olsun mazlumun yanında olmuştur, olmaya devam edecektir.
Yine geçen Çarşamba akşamı bölgeden, bütün Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan gelen sivil toplum kuruluşlarıyla neredeyse 7 saati bulan bir istişare toplantısı yaptık ve çözüm sürecini ele aldık. Burada bu sivil toplum kuruluşlarıyla yaptığımız toplantıdaki intibaı sizlerle de memnuniyetle paylaşarak ifade ediyorum ki, artık çözüm süreci millete mal olmuştur ve kim ne provokasyon yaparsa yapsın çözüm süreci inşallah başarıya ulaşacaktır, çünkü bu bir kardeşlik projesidir, bu ezeli ve ebedi bir istiklal mücadelesinin en güzel göstergesidir, nişanesidir. Bütün sivil toplum kuruluşu temsilcilerimiz; ki her biri değişik siyasi görüşlere, değişik arka planlara sahip örgütlerden geliyorlardı, hepsi bizim kamu düzeni konusunda yaptığımız vurguya da katıldılar, çözüm sürecini de mutlaka başarıya ulaştırmamız gerektiği konusundaki irademize de sahip çıktılar. Bundan sonra da bölgeye yapacağım her ziyarette sivil toplum kuruluşlarıyla buluşarak çözüm sürecinin sadece bir tarafla değil, bütün halkımızla ve bütün bölge halkıyla birlikte yürüdüğünü göstermeye devam edeceğiz. Nereye gidersem mutlaka vatandaşlarımızla buluşup bu konuyu paylaşacağız.
Hafta sonu il kongrelerimize katıldık, bakınız, Şanlıurfa, Erzurum, Kars, Kırklareli. Şimdi şöyle zihninizde bir canlandırın, aslında burada bir mesaj var, güney sınırımızdan ta Yemen’e kadar şehitlerimize ve bütün Ortadoğu’daki kardeş halklara selam verdik Şanlıurfa’dan. Erzurum’a, Kars’a giderek ötelere, Kafkaslar’a, Orta Asya’ya, Semerkant’a, Buhara’ya kadar selam ilettik. Edirne’ye geldik, bu kez Üsküp’e, Saraybosna’ya, Avrupa içlerine kadar selam ilettik. Bizim davamızın haritası budur. Biz Türkiye’de tek bir bölgeye sıkışmış bir hareket değiliz, tek bir kesime hitap eden bir hareket değiliz, bütün Türkiye’ye hitap eden, bütün vatandaşlarımızla kucaklaşan ve sınır ötesinde de kardeş halklara dostluk eli uzatan bir hareketiz; AK Parti hareketinin farkı bu.
Yine sembolizm açısından dikkatinizi çekerim, il kongrelerimizi Erzurum’da başlattık. 23 Temmuz 1919 Erzurum Kongresinin gerçekleştiği salona önce gittim, orada istiklal ateşini yakan o değerli o ecdadın huzurunda onların iznini alarak il kongremize oradan geçtim ve şunu işaret ettik: Nasıl Erzurum Kongresi bir istiklal meşalesini yakmıştı, bizim Erzurum il kongremiz de yeni Türkiye’de yeni dönemin ilk işaretlerinin verildiği mekan oldu. Şimdi Erzurum kongresinde gördüğümüz coşku muhteşemdi.
Bütün Erzurumlulara, Karslılara, Balıkesirlilere, Kırklarelili kardeşlerime teşekkür ediyorum, hepsi birbirinden coşkulu kongrelerdi.
Erzurum kongresinden Kars’a geçtik, orada da, serhat Kars’ta Allahuekber şehitlerinin huzurunda bu sefer yine aynı kararlılıkla yeni Türkiye yolunda yükselen küresel güç olarak yeni Türkiye’yi inşa etme yolundaki kararlılığımızı teyit ettik.
Bakınız, oradan Balıkesir’e geçtik. Niye Balıkesir biliyor musunuz? Şimdiye kadar bu hafta böyle yaptık, bundan sonra da yapacağız, bir gün sabah doğuda olacağız, öğleden sonra batıda ya da bir gün doğuda, ikinci gün İç Anadolu’da ya da Trakya’da. Belki zor olacak ama, herkese şunu göstereceğiz: Doğusuyla, batısıyla, kuzeyiyle, güneyiyle her yerde varız, her yerde olmaya devam edeceğiz. Şimdi inşallah önümüzdeki hafta da Yunanistan ziyaretinde olacağım Cumartesi günü, Pazar günü de Yunanistan’dan Van’a geçeceğim, Pazar sabahı Van’da, öğleden sonra Eskişehir’de olacağım. Nakış nakış işleyeceğiz Türkiye’nin haritasını gönüllerimizde ve vatandaşlarımızın gönüllerinde.
Niye Balıkesir, Erzurum’dan niye Balıkesir’e gittik biliyor musunuz? Çünkü 23 Temmuz 1919’da Erzurum Kongresi toplanmıştı, 26 Temmuz 1919’da Balıkesir Kongresi. 15 Mayıs 1919’da İzmir işgal edilmişti, daha Atatürk Samsun’a çıkmadan 17 Mayıs 1919’da Vehbi Bey 41 yiğit arkadaşıyla birlikte Balıkesir’de Alaca Mescitte toplanıp Kuvayi Milliyeyi ilan etmişti. Ve şimdi bir kez daha o yılları tezekkür, tefekkür etmeye davet ediyorum herkesi. İzmir işgal edilmiş, herkes yeis içinde, 2 gün sonra Vehbi Bolak rahmetli ve arkadaşları Alaca Mescitte toplanıyor, Allah huzurunda ve millet huzurunda söz veriyor ve Kuvayi Milliye ateşini yakıyor. Aynı şekilde 23 Temmuz’da Erzurum’da doğulu yiğitler toplanıyor, Egeli efeler, doğulu dadaşlarla birlikte aynı günlerde aynı sesi veriyorlar Türkiye’ye ve bütün dünyaya, bu topraklar ve bu millet ebediyen hür ve istikbaline sahip olacaktır ve milli irade egemen kılınacaktır. Erzurum Kongresinin mesajı odur, milli irade amir kılınacaktır ve her türlü işgale karşı ülke toprakları savunulacaktır. Şimdi bu dönemde, yeni Türkiye’yi inşa ederken aynı mesajı bu sefer Balıkesir Kuvayi Milliye Meydanı’ndan verdik.
Diğer parti genel başkanlarına buradan sesleniyorum, Türkiye’yi gezin derken biz size herhangi bir şekilde sizi zora sokmak için söylemiyoruz. Sizi güzel bir şeye davet ediyoruz, nasıl biz yapıyorsak siz de yapın, bu olması gerekendir. Bir doğuda olun bir gün batıda, bir gün Anadolu’da bir gün Trakya’da, bir gün Karadeniz’de bir gün Akdeniz’de, ama her bir vatandaşımızın gönlüne girmedikçe Türkiye’de siyaset yapılamaz. Nasıl ayırt edebiliriz?
Abbas Necati Bey, Erzurum Kongresinde Dersim mebusu Abbas Necati Bey, tarih 23 Temmuz 1919, Erzurum Kongresine katılıyor, Dersimli ve oradaki milli irade ve milli istiklal mücadelesine öncülük ediyor, Vehbi Bolak Bey Balıkesir’de ondan 3 gün sonra aynı yemini ediyor. Şimdi burada, Türkiye’de etnik ve mezhep temelli ayrımcılık yapanlara, bir bölgeyi diğerinden üstün kılanlara soruyorum, Dersimli Abbas Necati’yle Balıkesirli Vehbi Efendiyi bir araya getiren ruhtan niçin rahatsızsınız? Niçin bu ruhun tekrar uyunması yönündeki gayretleri sendeletmeye çalışıyorsunuz? Bizim için çözüm süreci Kuvayi Milliye sürecinin bir devamıdır.
Balıkesir’de vurguladım, biz AK Parti kadroları Kuvayi Milli bilinciyle, şuuruyla, misyonuyla hareket ediyoruz, etmeye devam edeceğiz ve bütün milli güçleri tek bir hedef etrafında birleştireceğiz. Sünni, Alevi, Türk, Kürt, Zaza, Arnavut demeden nasıl İstiklal Harbinde bir araya gelinmişse, nasıl Erzurum ve Balıkesir kongrelerinde bir araya gelinmişse, AK Parti kadrolarında da bir araya gelinecek ve yeni Türkiye’yi hep birlikte inşa edeceğiz. Çözüm süreci Kuvayi Milliyeye alternatif değildir, çözüm süreci Kuvayi Milliyenin ayrılmaz bir parçası olarak milleti tekrar kardeş kılma misyonunun adıdır; bu misyonu her yerde anlatmaya devam edeceğiz.
Maalesef muhalefetin genel başkanları küçük hesaplar içinde kendi dar mahallelerine hitap etmeye devam ediyorlar. Sayın Kılıçdaroğlu’nun son demeçleri gerçekten ibretlik ve aslında bütün Cumhuriyet Halk Partisi’ne gönül vermiş vatandaşlarımızı da bunları dikkatle düşünmeye davet ediyorum. HDP’yle bir koalisyon ihtimali sorulduğunda Diyarbakır’da, 24 saat bile siyasette uzun bir süredir, olabilir intibaını veren sözler sarf etti. Hiçbir beis yok, Türkiye’de her siyasi parti diğeriyle görüşebilir. Ama İzmir’e gidip ulusalcı olup, Diyarbakır’a gidip başka bir dil kullanmak, işte bu ikiyüzlülüktür. Şimdi bizim Erzurum’da ve Balıkesir’de, Kars’ta ve Kırklareli’nde yaptığımız konuşmaları alsınlar, aynı dili konuşuyoruz, aynı kavramları kullanıyoruz, aynı siyaset üslubunu benimsiyoruz; işte aramızdaki fark bu. Onlarsa gittikleri her yerde farklı dillerle halkı bir şekilde geçici bir süre oyalamaya çalışıyorlar.
Yine Kılıçdaroğlu’nun çok önem verdiğim bir açıklaması oldu, bir partiliye öfkeyle kızdıktan sonra dedi ki, “bu partiye demokrasiyi ben getirdim”, çok altı çizilecek bir şey. Bu bir itiraf, yani demek ki bu partide daha önce demokrasi yoktu, yani tek partili dönemlerinde ve diğer dönemlerde, dediğimizi teyit ediyor, demokrasi CHP’ye hiç uğramadı zaten, bunu teyit ediyor Kılıçdaroğlu. Sonra da aslında bunu herhalde, o salonda Sayın Deniz Baykal var mıydı bilmiyorum, Deniz Baykal’a sormak lazım, Sayın Kılıçdaroğlu’ndan önce CHP’de demokrasi var mıydı, yok muydu? Yaşayan genel başkanlara sormak lazım. İşte aramızdaki fark bu. O reddi miras eder ya da mirasıyla yüzleşmekten kaçınır, biz ize hem AK Parti mirasını, hem Türkiye Cumhuriyeti mirasını, hem de bu milletin derin tarihi mirasını gururla omuzlarımızda taşıyoruz, göğsümüzde yaşatıyoruz.
Şimdi bu vesileyle son günlerde Anayasa Mahkemesi etrafında yapılan tartışmalar ve baraj konusuna da kısaca değinmek istiyorum.
Bir kere, AK Parti hiçbir engelden yılmayan, hiçbir baraj takıntısı da olmayan bir partidir. Bu baraj AK Parti tarafından getirilmedi, 2001’de yola çıkıldığında bu baraj vardı, 15 ayda bu baraja rağmen yeni kurulan, yeni fidan, yeni Türkiye’nin fidanı olan AK Parti iktidara geldi, eşit şartlarda yarışıldı, daha sonra da her seferinde oylarımızı arttırarak bugüne kadar geldik. Biz baraj falan tanımayız, biz sadece milleti tanırız. Bu konu çok gündeme getirildiği için 2013’te Sayın Cumhurbaşkanımız Genel Başkanlığı, Başbakanlığı döneminde çağrıda bulundu geçen sene Eylül ayında, gelin barajları sıfırlayalım, gerekiyorsa dar bölgeye geçelim, dar bölge sıfır baraj ya da daraltılmış bölge 3 ve 5 oranında baraj ya da mevcut sistem. Hiçbir cevap vermediler diğer partiler, bugün barajın kalkmasını iddia edenler şu son tartışmalara kadar tam bir sükut halinde geçiştirdiler, çünkü kendileri korkuyorlar. Biz barajdan korkmayız, barajdan korkanlar son 1,5 yıldır neredeyse tekliflerimize cevap vermeyenlerdir.
Ama bunun yanında şunu da ifade etmek isterim: Daha önce bu konuda AK Parti’nin Türkiye milletvekilliği dahil temsili artırmak için birçok teklifi oldu. İki tane karar var; 1995’te Anayasa Mahkemesi’nin aldığı karar, temsil ile yönetimde istikrar arasında denge öngören bir karar, 2008’de de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin aldığı karar, her ikisinde de bu talepler ret edildi. Hem Türkiye’de Türk hukuk sistemi tarafından, istikrar ile temsil arasında denge gözetmek gerektiği temel varsayımıyla Anayasa Mahkemesi tarafından, hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından 2008’de, bu bir iç mevzuat hususudur denildi.
Şimdi tam seçimlere 6-7 ay kalmışken bu tartışma niye başlatılır, amaç nedir? Biz Anayasa Mahkemesi’nin önüne gelen dosyaya, davaya bütün bu çerçevede bakarak karar vereceğine inanıyoruz. Anayasa Mahkemesi Başkanlığının dün yaptığı açıklama bu konuda önemli bir mesajdır.
Bu tartışmadan hareketle Türkiye’de tekrar istikrarsızlık havası estirmeye çalışanlara da buradan sesleniyorum ve uyarıyorum; Türkiye’de böyle tartışmalar üzerinden bir siyasi dizayn yapılmasına kesinlikle izin vermeyiz. Seçimler vaktinde ve Türkiye’deki kurallar, hukuk kuralları, hukuk devleti kuralları içinde yapacaktır ve yine sandıktan sadece ve sadece milletin iradesi çıkacaktır, başka bir irade çıkmayacaktır. Bu konuda Anayasa Mahkemesi’nin bütün bu geçmiş kararlarını da gözeten, tabii ortada bir üç müracaat söz konusu olduğu için değerlendirmeye alınacaktır, ama bunun hukuk tekniği ve hukuk kuralları içinde yapılacak bir değerlendirme olacağını ümit ediyoruz ve bunu temenni ediyoruz. Türkiye’de istikrar, siyasi istikrar son 12 yılda da gösterdiği gibi ülkemizin sorunlarını aşma konusunda da önümüzdeki büyük meydan okumalara cevap verme konusunda da en elzem, en önemli hususlardan biridir. Dolayısıyla bu konu etrafında spekülasyonlar yaparak sanki Türkiye’de tekrar istikrarsız bir dönem başlayacakmış rüyasını görenler boşuna heveslenmesinler. Hangi şartlarda olursa olsun AK Parti barajları da, engelleri de, badireleri de aşa aşa gelmiştir, aşa aşa tekrar tekrar gelecektir.
Değerli arkadaşlarım, bu hafta dış politika itibariyle de son derece önemli bir hafta oldu. Dün kamuoyumuz Sayın Putin’in ziyareti ile meşgul olması dolayısıyla haklı olarak o konuya geleceğim, bir başka önemli başlangıç yeterince belki kamuoyumuz tarafından algılanmadı, önce onun üzerinde duracağım, G-20 Dönem Başkanlığı. 1 Aralık 2014 tarihi itibariyle, yani dün itibariyle Türkiye G-20 Dönem Başkanıdır ve G-20 zirvelerine başkanlık ederek dünya ekonomisine yön verecek bir ülke konumundadır, hayırlı mübarek olsun.
Artık büyük ülkeler toplanıp da acaba bizim kaderimizle ilgili ne karar alacaklar diye bekleyen, kaygıyla izleyen bir ülke yok. Artık büyük ülkelere, gelişmiş ülkelere de, gelişmekte olan ülkelere de başkanlık yapan, küresel güç olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti var, herkes buna alışsın, herkes bu yeni gerçeği kabullensin. G-20 Dönem Başkanlığımızda daha önce de burada bu kürsüden vurguladığım gibi bir taraftan dünya ekonomisinin yüzde 2 oranında tekrar büyüme rakamlarına ulaşması için alacak tedbirleri görüşecek, diğer taraftan da en az gelişmiş ülkelerle, en gelişmiş ülkeler arasındaki gelir adaletsizliğini ortadan kaldıracak tedbirler alacağız. G-20 Dönem Başkanlığı, Türkiye’nin dünya ekonomisine de, Türkiye’nin dış politikasına da yepyeni ufuklar kazandıran bir yeni dönem olacak.
Bu çerçevede yine bu hafta içinde iki önemli ziyaret kamuoyumuzun gündeminde yer aldı ve Türkiye’nin uluslararası etkinliğini gösteren sonuçlar doğurdu. Birisi Francisco ziyaretidir. Papa’nın ziyareti, gerek burada verdiği mesajlar, gerek yaptığımız görüşmelerde gündeme gelen konular itibariyle tam da dinler arası çatışmanın, mezhepler arası gerilimin artırılmaya çalışıldığı bir dönemde Türkiye’den bütün dünyaya barış mesajının iletildiği güzel bir vesile olmuştur. Sayın Cumhurbaşkanımızla Sayın Papa Francisco’nun yaptığı görüşmelerde gündeme gelen hususlar ve dünya barışı, medeniyetler ittifakı çerçevesinde yapılan istişareler bundan sonra da dünyada değişik din mensupları arasında çatışma çıkarmak isteyenlere karşı Türkiye’nin küresel anlamda en güçlü ses olacağı gerçeğini bir kez daha dünyaya gösterdi.
Dün de Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin ülkemizdeydi, Üst Düzey İşbirliği Konseyinin beşincisini gerçekleştirdik. Bu konsey 2010 yılında başladığında Türkiye ile Rusya arasında bu kadar kısa mesafede bu kadar büyük bir yol kat edileceğini kimse düşünmüyordu. Vizeleri kaldırdık, dış ticaret hacmimiz 5 milyar dolarlar seviyesinden 2002’de 32 milyar dolar seviyesine çıktı geçen sene ve inşallah 2023’e varmadan 100 milyar dolar seviyelerini bulacağız. İkili ilişkilerimizde olağanüstü bir momentum kazanılmıştır. Dün son derece yapıcı, son derece geleceğe dönük olarak verimli sonuçlar doğuracak kararlar alındı. Dün de takip ettiniz, Rusya doğalgaza yüzde 6 indirim kararı açıkladı, ancak basın toplantısı sonrasında Sayın Putin’le yaptığımız görüşmede bu indirimin bizim için yeterli olmayacağını da kendisine ifade ettik ve indirimin artırılmasını talep ettik. Önümüzdeki günlerde bu indirim konusunda da görüşmeler devam edecek. Özellikle de Türkiye’nin enerji konusundaki hassasiyeti ve enerji konusundaki ihtiyaçları çerçevesinde de şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da Rusya’yla yakın temas içinde olmaya devam edeceğiz. 55 milyar dolarlık müteahhitlik hizmeti var Türkiye ile Rusya arasında, Türk müteahhitlerin Rusya’da üstlendiği. Ve Türkiye’ye en fazla gelen turist sayısı da Almanya ile birlikte Rusya’dan. Bütün bunlar Türkiye ile Rusya arasındaki ikili ilişkilerin çapını, kapsamını gösteriyor.
Ayrıca, başta Suriye olmak üzere bölgesel konularda ve küresel siyasette yakın bir istişare içinde olma konusunda da mutabık kaldık. Bundan sonra da Türkiye bütün komşularıyla ilişkilerinde aynı kararlılığı sürdürecek. Dikkatinizi çekmek isterim; 10 gün önce Irak’taydık Sayın Abadi ile görüştük, şimdi Rusya Devlet Başkanı Türkiye’de. İnşallah bu hafta sonu Cuma günü de ben Yunanistan’da olacağım Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi toplantısını Atina’da gerçekleştireceğiz. Hani komşularla ilişkilerimizi tenkit edenler var ya, biraz şu trafiğe baksınlar ve eğer komşularımızda istikrar olduğunda Türkiye’nin nasıl etkin bir politika izlediğini bir kez daha görsünler. Hemen daha sonra da önümüzdeki ay içinde, yine bu ay içinde hem Makedonya, hem de Bulgaristan ile ziyaretleri yaparak onlarla ilişkilerimizde de yeni adımlar atacağız.
Ekonomimizde son günlerde yine geçen hafta paylaştığım güzel haberler ekonomide de arka arkaya geliyor. Borsa-İstanbul endeksi son 1,5 yılın en yüksek seviyesine ulaştı ve geçen Temmuz ayından bu yana geldiği düzey itibariyle de Kasım ayında yüzde 7,6 artışla dünyada en çok yükselen üçüncü endeks oldu. Aynı şekilde gösterge tahvilin bileşik faizi de yüzde 7,5 seviyesine düştü. Bu da geçen sene Temmuz’dan bu yana gelinen en düşük düzey. Bunlar ekonomimizdeki sıhhatli girişim işaretleridir. Petrol fiyatlarındaki düşüşe paralel olarak 5 ayı aşkın sürede benzinde 7 kez toplam 67 kuruş indirim yaptık, bu indirim yüzde 33,5 düzeyinde bir düşüş anlamına geliyor. Aynı şekilde motorinde ise 6 kez toplam 59 kuruş indirim yaparak motorin fiyatlarını da yüzde 26 düzeyinde indirdik. Bu da vatandaşlarımızın özellikle enerji maliyetleri itibariyle rahatlamasına bir vesile teşkil etti.
Bir güzel haberi de, tabii çok acılı haberler aldığımız Ermenek’teki madenci vatandaşlarımızın yakınlarıyla ilgili vermek istiyorum. Soma’da kazada kaybettiğimiz vatandaşlarımız için yapılan bütün uygulamalar Ermenek’teki kazazedeler ve yakınlar için de söz konusu olacaktır ve en kısa zamanda Soma’da sağlanan imkanlar Ermenek’teki kardeşlerimize de sağlanacaktır. Bu çerçevede vefat edenlere vefat aylığı yanında vefat edenlerin SGK borçları tümüyle silinecek. Anne-babaya muhtaçlık şartına bakmaksızın ek vefat aylığı bağlanacak. Hayatını kaybedenlerin yakınlarından en az bir kişi istihdam edilecek. Kaza olan ocaktaki işçilere 6 aylık net gelirin karşılığı ödeme yapılacak. Kaza olmamakla birlikte Ermenek’te olan diğer maden ocaklarında çalışanlara da daha sonra işveren rücu etmek üzere 6 aylık maaşları ödenecek. Bütün bunlar vatandaşlarımız arasında gözettiğimiz eşitlik ve hakkaniyet prensibine uygun bir şekilde karar altına alınmıştır ve en kısa zamanda da arkadaşlara talimat verdim bu uygulamalar hayata geçirilecek. Tekrar Ermenek’te hayatını kaybeden madencilerimize bir kez daha Allah’tan rahmet diliyor, yakınlarına taziyelerimi sunuyorum.
Geçtiğimiz haftanın en önemli olaylarından biri de; Yüksek Askeri Şûra Toplantımızdı. Biliyorsunuz mutat Aralık toplantısında Türk Silahlı Kuvvetleri Yüksek Askeri Şûra çerçevesinde Hükümetimize benim başkanlığımda yapılan toplantıda özellikle Silahlı Kuvvetleri’mizin harbe hazırlık çalışmaları ve diğer ihtiyaçları konusunda bilgi sunmuştur. Çok verimli bir toplantı gerçekleştirdik ve Türk Silahlı Kuvvetleri’mizin ulaştığı düzey bakımından da gerçekten gurur verici gelişmeleri bizzat kendilerinden dinlemekten büyük bir memnuniyet duydum. Artık Türk Silahlı Kuvvetleri hem ülke içinde güvenliği temin etme noktasında ve bölgesel sınırları koruma noktasında en üst kapasiteye ulaşan bir Silahlı Kuvvetlerdir, ama aynı zamanda bölgesel istikrar ve küresel askeri dengeler bağlamında da en çok dikkate alınan silahlı kuvvetlerden biridir. Gururla hep takip ettik, özellikle bu sene içinde bahar aylarında bütün Afrika kıtasını dolaşan donanmamız, ilk defa bizim tarihimizde Ümit Burnunu da geçerek Afrika açıklarında Al Bayrağı dalgalandırdılar.
Afganistan’da, Bosna’da, Somali’de, dünyanın neresinde olursa olsun istikrar arayışı olduğunda önce Türk Silahlı Kuvvetleri akla geliyor. Ben son Yüksek Askeri Şûra toplantısında aldığım bilgilerden Silahlı Kuvvetlerimizin ulaştığı düzey konusunda büyük gurur duydum. Her bir komutanımızı ve her bir erimizi tebrik ediyorum, Allah onları muhafaza eylesin diyorum.
Bu çerçevede iki önemli değerlendirme yaptık. Birincisi; inşallah önümüzdeki aylarda daha fazla üzerinde duracağımız bir konu, Silahlı Kuvvetleri’mizin yapısal bir reform sürecine girmesi. Buradan kastettiğimiz, teknoloji yoğun savunmaya geçiş imkanlarının güçlendirilmesi. Zaten iki hafta önce Genelkurmay’da aldığım brifingde de 2033 yılına kadar Silahlı Kuvvetleri’mizin teknolojik kapasitesinin artırılması konusunda önemli kararlar almıştık. Bundan sonra da yurt savunmasının da ötesinde etkin bir silahlı kuvvetler yapılanmasına gidecek şekilde savunma sanayimizi güçlendireceğiz ve Türk Silahlı Kuvvetleri herhangi bir savunma ihtiyacı için yurt dışına bir talepte bulunmaya gerek kalmadan kendi ihtiyacını ülke içinde karşılayacak hale gelecek.
İkincisi; Silahlı Kuvvetleri’mizin personel yapılanması bağlamında da bir an önce uzmanlaşmış ve daha profesyonel bir yapıya dönüşmesi bağlamında da önemli kararlar aldık. Ve Silahlı Kuvvetleri’mizden gelen talep üzerine ve bu talebi de dün Bakanlar Kurulu’nda arkadaşlarımızla görüştük; sözleşmeli er ve erbaş alımlarıyla ilgili ciddi kolaylaştırmalar getiriyoruz. Bu alımları 20 yaşına kadar indireceğiz, Silahlı Kuvvetleri’miz askerlik yapmamış olanlardan da er ve erbaş sözleşmeli olarak alabilecek. Böylece askerliği meslek edinmiş Silahlı Kuvvetler mensuplarının oranını artıracağız ve kısa süreli askerlik görevini vatani görev olarak onurla yapan vatandaşlarımızın üzerindeki yükleri de azaltmaya çalışacağız. Bu sözleşmeli er ve erbaş konusunda aldığımız kararın da getirdiği kolaylıkla biz inşallah bedelli askerlikle ilgili ki çok merakla beklenen bir konu önemli bir adım atmaya karar verdik. Yüksek Askeri Şûra’da yaptığımız istişareler, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ihtiyaçları da göz önüne alınarak dün Bakanlar Kurulumuzda 1 Ocak 2015 tarihinde 28 yaşından gün almış olan ya da 31 Aralık 2014 tarihi itibariyle 27 yaşını doldurmuş olan vatandaşlarımızın askerlik yükümlüğüne sahip vatandaşlarımıza bedelli askerlik imkanı getiriliyor. Bu vatandaşlarımız 18 bin Türk Lira ödeme karşılığında askerlik görevlerini yapmış sayılacaklar. Bedelli askerlik imkanının getirilmesiyle hem söz konusu olan birikim hafifletilmiş olacak, hem de buradan doğacak kaynak biraz önce zikrettiğim teknoloji yoğun savunma anlayışına geçebilmek için Savunma Sanayi Fonuna aktarılacak. Yani bu imkan bütünüyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ihtiyaçlarına yönlendirilecek, başka herhangi bir alanda kullanılmayacak. Bütün vatandaşlarımız için, özellikle bu imkandan faydalanacak gençlerimiz için hayırlı olmasını diliyorum.
Gördüğünüz gibi yoğun bir dış ve iç gündemle bir haftayı daha tamamladık. Önümüzde bütçe maratonu var, bütçede de AK Parti Grubu olarak çok aktif bir çalışmayla ve bereketli bir bütçe müzakere döneminden sonra bütçe imkanlarımızın bereketle, rahmetle kullanılacağı bir yıla inşallah gireceğiz. Tekrar bütçe çalışmaları için şimdiden kolaylık diliyorum ve milletimiz için hem yeni bütçemizin, hem de bütün bu aldığımız kararların hayırlı olmasını diliyorum.
Allah’a emanet olun, hayırlı günler diliyorum.