Yükleniyor...

Basbakan Davutoglu’nun 2015 bütçe görüsmelerinde yaptigi konusmanin tam metni

 

Sayın Başkan, siyasi partilerimizin saygıdeğer genel başkanları, değerli milletvekillerimiz; sizler ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

2015 yılı merkezi yönetim bütçemizin ülkemize, milletimize hayırlı olmasını Cenabı Allah’tan diliyorum.

Görüşmeler esnasında ve bugün öneri ve uyarılarıyla 2015 bütçemizin oluşumuna katkıda bulunan Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerine, Maliye Bakanımıza ve uzmanlarımıza, AK Parti ve muhalefet partilerimizin bütün milletvekillerine teşekkürü bir borç biliyorum.

Ayrıca, bugün Dünya İnsan Hakları Günü, bu gün vesileyle dünyada insan haklarından mahrum bütün mazlumlara da buradan dayanışmamızı bir kez daha teyiden vurgulamak istiyorum; insan orunu korumak ve eşrefi mahlûkatın hak ettiği insanlık onurunu savunmak üzere dünyanın her tarafında vermekte olduğumuz mücadeleyi şimdiye kadar olduğu bundan sonra da devam ettireceğiz.

Aslında tarihin çok hızlı aktığı bir süreçten geçiyoruz, bu hızlı tarih akışı doğru yorumlamak ve her yıl bütçe görüşmelerini aslında tarih akışı içindeki yerine doğru oturtmak durumundayız. Bu çerçevede Sayın Kılıçdaroğlu konuşmaya başlarken strateji yok, ufuk yok, vizyon yok dedi. Onun için, stratejimiz nedir, ufkumuz nedir, vizyonumuz nedir, bunu anlatmaya çalışacağım. Keşke kendisi bize bir strateji ve vizyon çizebilseydi biz de istifade etseydik, onun yerine eksik rakamlarla ki kendisinin sayısını unuttuğu sorularına tek tek vereceğim, arkadaşlarım cevap verdi, ben de vereceğim.

Ama öylesine bir polemik içine, bir tartışma içine girmeden önce, bütün Meclisimizi yüce milletimizin huzurunda soğukkanlı bir şekilde bir yüzyıl muhasebesi yapmaya davet ediyorum.

Sayın Bahçeli bir yüzyıl muhasebesi yaptı gidip gelerek, ama çok karamsar bir tablo çizdi, vizyondan çok çözülme ve İmparatorluğun çözülme süreçlerine atıfta bulunarak karanlık bir tabloyla bizi baş başa bıraktı. Ben ise size aydınlık bir tablo çizmek istiyorum, İmparatorluğumuzun çözülmesiyle değil, Cumhuriyetimizin kurulmasıyla başlayan aydınlık bir tablo çizeceğim.

Yüzyıl önce, hayat hiçbir zaman tarihte boşluk içinde gelişmiyor, yüzyıl önce dünya insanlık tarihinin iki küresel olayıyla karşı karşıya kaldık.

Birisi siyasi askeri alandaydı, o vakte kadar savaşlar sınırlı alanlarda kalıyordu, belli ülkeleri ilgilendiriyordu, ilk defa Birinci Dünya Savaşı’yla savaşın etkisinde kalmamış hiçbir ülkenin olmadığı, hiçbir milletin olmadığı bir süreç 20’nci yüzyılda yaşandı. Yine ilk defa küresel anlamda büyük bir kriz 1929’da yaşandı bütün küresel ekonomiyi ilgilendiren.

Şimdi biz 19’uncu yüzyıldan 20’nci yüzyıla geçerken bir büyük devlet geleneğine, birbiriyle kenetlenmiş bir millete sahiptik ve 3 kıtada bu milletin her bir ferdi Trablusgarp’tan Balkanlar’a, Balkanlar’dan Yemen’e, Galiçya’ya, Sarıkamış’a kadar kadim bir medeniyeti savunmak için omuz omuza vermişlerdi ve omuz omuza verirken sağındakine, solundakine hangi milletsin, hangi mezheptensin, hangi etnik gruptansın, hangi bölgeden demeden omuz omuza vermişlerdi, çünkü kadim bir medeniyeti savunma bilinciyle hareket ediyorlardı.

Ne oldu? Devletimizi ki her vesileyle vurguluyorum, Türkiye Cumhuriyeti Devleti nevzuhur bir devlet değildir, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Selçuklu, Osmanlı, Cumhuriyet çizgisi içinde, daha da öncesine giden çok köklü bir medeniyetin son halkasıdır ve bu medeniyet değerlerini savunmak her bir siyasetçi için bir onur vesilesidir.

Ne oldu da biz bu kadim medeniyetin son devletini kaybettik? Üç vurguda bulunacağım; bir, maalesef bu aidiyet bilincini kıran yanlış uygulamalarla millet fertleri arasında ihtilaflar ortaya çıktı.

İki; Halaskaran-ı Zabitan gibi devletin kurumsal işleyişinde kendi içinde vesayet odakları oluşturan iç yapılar doğdu.

Üç; Düyun-u Umumiye ile ekonomi başkalarının idaresine verildi.

Ve dördüncüyü de burada ekleyeyim, 3 dedim ama, dördüncüyü de ekleyeyim, komşu halklar ve dünya siyaseti üzerindeki etkisi gittikçe zayıflatıldı.

Şimdi gelin bir muhasebe yapalım, yüzyıl sonrasına gidelim, yani 2001’e, 19’uncu yüzyıldan 20’nci yüzyıla giderken bu 4 gerekçeyle sarsılan devletimizin 2001’de AK Parti iktidarı öncesindeki durumuna bakalım. Aidiyet bilinci zayıflamıştı, devlet-millet aidiyet bağı neredeyse çökmüştü. Başörtülü kızlar kapıda bekliyordu, tahkir ediliyorlardı, aşağılanıyorlardı. Bir istiklal harbini Kahramanmaraş’ta başlatılan o gerekçe tahkir ediliyordu. Kürt vatandaşlarımız dillerini konuşmak için hapishaneye gittiklerinde anneleriyle konuşurken ana dilini kullanamıyordu. Alevi vatandaşlarımızın haklarından ise bahsetmek bile mümkün değildi, ilk defa bizim çalıştaylarla gündeme geldi. Aidiyet…

Bakın Sayın Kılıçdaroğlu, sizin ikazınız üzerine ben Grubuma bir mesaj gönderdim, bütün Grup sonuna kadar dinledi, lütfen Grubunuza sahip çıkın. Söyleyecek çok sözümüz var, şimdiden hiddetlenirseniz olmaz, daha çok söyleyecek sözümüz var…

Biz dinledik, siz de dinleyin.

 

Millet-devlet aidiyeti 28 Şubat uygulamalarıyla tarumar edilmişti, vesayet açık bir şekilde ortadaydı. Başbakanlar belli kurum görevlilerinden bahsederken sembolik dil kullanmak zorundaydılar, demokrasi bu haldeydi. Düyun-u Umumiye benzeri 2001 krizden sonra Düyun-u Umumiye memuru gelir, onun yerine IMF memuru gelir karşısında bakanlar ceket iliklemek zorunda kalır, iş dünyası başbakanının ne dediğini bakmaz, IMF memuru, gelen memur ne der ona bakardı. Ben bunun ıstırabını çok iyi bilirim. İstanbul Lisesi eski Düyun-u Umumiye binasıydı, orada her Düyun-u Umumiye kasasını gördüğümde Allah bir daha bu millete, bu devlete bu zilleti yaşatmasın diye lise çağlarında dua ederdim.

Ama 2001’de öyle bir ekonomimiz vardı ki, bir gecede yüzde 5 binlere, 6 binlere varan faizler ve reçetelerin dışarıdan beklendiği, bakanların ithal olarak geldi, milli iradenin ekonomi üzerindeki hakimiyetinin tümüyle kalktığı bir dönem yaşandı ve bunun uluslararası, ulusal boyutları da söz konusu oldu.

Şimdi de, bakınız aynen yüzyıl önce gibi, şimdi de 21’inci yüzyıla biz 2 büyük küresel ölçekli krizle girdik; bir, 11 Eylül’le birlikte Irak, Afganistan müdahaleleri ve 2008 küresel krizi, aynen 1929 gibi. Ve bu dönemlerde AK Parti iktidarı öylesine bir siyasi basiret ve … gösterdi ki, 90’lı yıllarda genişleyen dünya ekonomisi karşısında daralan Türk ekonomisinin yerini küresel krize rağmen büyüyen Türk ekonomisi aldı; bunun üzerinde de duracağız.

Dört ilkeyi öne çıkarıyoruz tekrar ve bunu gerçekleştireceğiz.

Bir; millet-devlet birliğini, beraberliğini, aidiyet bilincini güçlendireceğiz, güçlendirdik, güçlendireceğiz.

İki; siyaset üzerindeki bütün vesayet odaklarını ister darbe geleneğinden gelen, isterse post-modern ya da başka adlarla, paralel yapılarla gelen bütün vesayet odaklarını kaldırdık, kaldırmaya kararlıyız. Bir daha gücünü milletten alan ve bu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsil edilen milli iradenin yerine kimse başka bir güç ikame edemeyecek; AK Parti farkı bu.

Ve ekonomimiz, ki burada sadece Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak değil, G-20 Dönem Başkanı olarak konuşuyorum, ekonomimizi dünya ekonomisiyle yarışır hale getireceğiz. Kılıçdaroğlu, eskiden de 20 ülke arasındaydık diyor, biz iktidara geldiğimizde 26’ncıydı Türkiye.

Şimdi bakınız, peki milli aidiyeti nasıl güçlendireceğiz? Bu ağır sorumluluğu Allah, tarih ve millet huzurunda aldığımda bir taraftan Başbakanlık görevini ifade etmek Ankara’da bütün meseleleriyle iştigal ederken, diğer taraftan AK Parti Genel Başkanı olarak partimizin kongrelerine giderken bir şeyi ihmal etmedim; özellikle Sayın Bahçeli’nin çok bunu iyi idrak ettiğini düşünüyorum ve takdir edeceğini de ümit ediyorum, görevi aldığımdan sonra bu toprakları vatan yapan bütün ecdadın ve manevi önderlerin huzuruna gittim.  Önce Hacı Bayram-ı Veli Ankara, sonra Şeyh Edebali, Söğüt Şenliklerinde birlikteydik. Ebu Eyyûb El-Ensarî İstanbul, Hazreti Mevlana Konya, Hacı Bektaş-ı Veli Nevşehir, Seyyid Burhaneddin Veli Kayseri, hepsine, Ahi Evran Kırşehir, Baba Mansur Tunceli, Harakani Hazretleri Kars. Bunu niye yaptım biliyor musunuz? Feqiye Teyran Van. Şunu göstermek için: Bu topraklarda yüz sene önceki devletimizi savunmak üzere Çanakkale Savaşında yan yana duran, Yemen’de birlikte ölen, şehit olan, Bakü’yü birlikte kurtaran o ecdadın torunları arasına Kürt, Türk, Alevi ve Sünni gibi bir ayrımı sokmadık, sokulmasına da izin veremeyeceğiz.

Bizim için çözüm süreci, çözülme süreci falan değil, aksine milletin bütün fertlerinin kaynaşma sürecidir. Ve bizim için Feqiye Teyran’ın güzel Kürtçesiyle Yunus Emre’nin güzel Türkçesi arasında bir fark yoktur. Onun için, bir taraftan bize bu vatanı emanet eden o manevi öncüleri ziyaret ettim, ama iki hafta içinde de sembolik olarak bir şeyi daha yaptım, İstiklal Harbimizin bütün önemli mekanlarını, Samsun’a gittim meşale şehir diyerek, Erzurum Kongresi’nin yapıldığı Erzurum’da il kongrelerimizi başlattık,  Amasya’ya gittik Amasya Tamimini okumak üzere ve Balıkesir’de ilk Kuvayi Milliye ışığının yandığı Alaca Mescit’in orada Kuvayi Milliye Meydanı’nda da konuştuk.

Şunu söylemeye çalıştık: Bir gün Erzurum’da, bir gün Balıkesir’de, Erzurum’da Erzurum Kongresine katılan Dersimli Abbas Necati’nin dünyası neyse, Balıkesir’de Kuvayi Milliye’yi başlatan, 15 Eylül’den 2 gün sonra 17 Eylül’de Kuvayi Milliye’yi başlatan Vehbi Efendi’nin dünyası aynıdır. Doğuyla batıyı, kuzeyle güneyi ayrılmasına izin vermedik, ayrılmasına hiçbir zaman izin vermeyeceğiz. Onun için mücadelemiz yeniden Kuvayi Milliye mücadelesidir. Mücadelemiz bütün bir milleti tekrar bir aşk, sevda ile yeni bir tarihi yolculuğa çıkarma mücadelesidir.

Şimdi bakınız, buradan bütün muhalefet liderlerimize ve muhalefet partilerimize çağrıda bulunuyorum; hepimiz mahallelerimizden çıkalım bütün millete kimse kendi mahallesinin sığınağında rahat bir dünyada yaşamasın, çıksın mahallesinden köyünden, kasabasından ve başka mahallelere girsin. Sünni vatandaşlarıma sesleniyorum, Alevi kardeşlerinizle kucaklaşın. Hak Muhammed Ali diyenlerle Hazreti Muhammed’in yolunda olduğunu her fırsatta zikredenler arasına kimse giremez. Türk ve Kürt kardeşlerime sesleniyorum, Zaza kardeşlerime, Arnavut, Boşnak hepsine sesleniyorum. İstiklal Harbinde nasıl bir aradaysak, nasıl Balıkesir’de Kuvayi Milliye aşkı yanarken Van’da 120 genç ondan 3-4 sene Sarıkamış’a 14-15 yaşlarında cephane taşırken şehit olmuşsa, Van’la, Balıkesir’i, Kars’la, Kırklareli’ni kimse ayıramaz. Ama bu yetmez ben katılıyorum Sayın Bahçeli’ye hamasi nutuklarla bu olmaz alana ineceğiz. Bakın ben indim inmeye devam edeceğim. Kongrelerimize ve seçim için talimat verdim bu süreç içinde gitmediğimiz vilayetimiz, al bayrağı ve AK Parti bayrağını dalgalandırmadığımız yurdun hiçbir köşesi kalmayacak. Çünkü AK Parti 81 ilin 71’nde birinci parti. 81 ilin 78’nden milletvekili çıkarmışız. AK Parti demek milletin ta kendisi demek. Onun için biz çözüm demişsek hamaset falan yapmayız, gider etnik ve mezhebi arka plana bakmadan herkesin Anadolu’da ve Trakya’da terinin kokusunu yanağımızda hissederiz. Evet, gerekirse yaşına hürmeten herkesin de elini öperiz, ama kimseye elimizi öptürmeyiz.

Peki, Cumhuriyet Halk Partisi 33 ilden, Milliyetçi Hareket Partisi ise 47 ilden hiç milletvekili çıkaramamış. Şimdi alın haritayı ne olur bu bize lazım. Bir iktidar partisi olarak bundan memnun olmam lazım ama memnun değilim. Bize her yerde konuşan muhalefet lazım ki, muhalefette de bir birlik, beraberlik olabilsin milletin buna ihtiyacı var. CHP 16 şehirde, MHP ise 23 şehirde yüzde 10 barajının altında kalmış. Güneydoğu Anadolu’da yüzde 5’in altındasınız, Doğu Anadolu’da yüzde 7’nin altındasınız CHP için söylüyorum. MHP içinde Güneydoğu Anadolu’da yüzde 5’in altındasınız nasıl temsil bu? Şimdi bakınız o zaman çözüm sürecinden bizim anladığımız şudur: Bu toprakların her rengi, her dili, her dağı, her şehri, her karesi bizim için kutsaldır ve orada yaşayanların kültürü, dili, kendi ananesi neyse onlar da aynı şekilde kutsaldır. Süphan Dağı’nı Uludağ’dan, Ilgaz’ı Nemrut Dağ’ından ayırmak nasıl mümkün değilse farklı lehçeler, diller konuşuyor diye bu milleti birbirinden ayırmak mümkün değildir, olmayacaktır. Tabi HDP’ye aynı çağrıda bulunuyorum artık Türkiyeli olun, Türkiyeli partisi olmak bir meziyettir. Her yerde konuşalım bir mahallede, bir bölgede değil öncelikli çağrım bu aidiyet bilincini güçlendiriyoruz, güçlendireceğiz. Ve AK Parti kadrosu buradayken, AK Parti tabelaları yurdun yer yerindeyken bu milleti bölmeye de, bu millet arasına fitne sokmaya da kimsenin gücü yetmeyecektir.

Şimdi ikincisi, demokrasinin güçlendirilmesi. Hepimizin demokrasiye sahip çıkmamız lazım, hepimizin demokrasi söz konusu olduğunda başka her şey teferruat demesi lazım. Demokrasiye ister milli iradeye ister şu cihetten, ister bu cihetten herhangi bir müdahale söz konusu olduğunda hepimizin gür bir sesle ayağa kalkması lazım. Evet, biz kalktık partilerin kapatılmasını biz neredeyse imkansız hale getirdik ama yeterli desteği bu Meclis’ten göremedik, tamamıyla imkansız hale gelecekti. Daha birçok gelişmede dünya insan hakları gününde iftiharla söylüyorum, 12 yıl içinde ki demokratik reformlarımızı saysak herhalde bir başka kitapçık daha dağıtmanız gerekir. Vaktimizin darlığı sebebiyle girmeyeceğim, ama 12 yıl önce olağanüstü halde yaşıyordu memleket. Köyler boşalmıştı, mezralar, yaylalar sessiz kalmıştı. Şimdi olağanüstü hali de kaldırdığımız gibi demokratikleşme adımlarını attık, atmaya devam edeceğiz. Çünkü ekonominin temeli siyasi istikrardır, siyasi istikrarda demokrasiyle gelir. Yurt dışında bir konferansta Dışişleri Bakanlığım döneminde Türkiye’nin bu ekonomik başarısını neye borçlusunuz diye bir soru sorulduğunda şunu söyledim: Biz bu arada büyük doğalgaz kaynakları bulmadık İngiltere’de bir toplantı da, petrol kaynaklarımızda yok, kimse bize Avrupa’daki krizde olduğu gibi milyarlarca, yüz milyarlarca euro para da vermedi. Biz bir sömürgeci devlet olmadığımız için elimizde birikmiş sermaye de yoktu. Ama neyi keşfettik biliyor musunuz dedim, işte aramızdaki fark bu insan odaklı siyaset anlayışı bu. Biz insanımızdaki cevheri harekete geçirdik insanımızdaki cevheri. Hiçbir cevher insan cevherinden daha kıymetli değildir. Ve bu harekete geçiş sebebiyle bakınız sizler reddedebilirsiniz Sayın Kılıçdaroğlu, ama binalar ortada, yapılanlar her şey ortada. Bakınız sadece zikredeceğim zaten gittiğiniz her ilde görürsünüz. Son 12 yıl içinde 100 yeni üniversite açtık 76-176 oldu. İlk ve ortaöğretimde 234 bin derslik yapıldı, 73 şehrimizi doğalgaza kavuşturduk, yakında doğalgazın ulaşmadığı şehir kalmayacak. 757 yeni hastane inşa ettik, 1737 birinci basamak sağlık tesisi inşa ettik, 276 barajın yapımını tamamladık, 1330 spor tesisi yaptık, 182 gençlik merkezi açtık, 632 bin 600 konut yaptık, 189 adalet sarayı yaptık, 17591 kilometre bölünmüş yol yaptık, bütün dünyanın takdirle izlediği Marmaray’ı hizmete açtık Asya’yla, Avrupa’yı birbirine bağladık bunların hep biz yaptık ve milletin helal kazançlarıyla yaptık.

Atak helikopterini yaptık, Rasat ve Göktürk uydularını uzaya gönderdik, ilk defa milli savunma sanayini bu derece güçlü hale getirdik, bağımsızlığımızın birinci şartı savunma sanayimizin güçlenmesidir. Türk Silahlı Kuvvetleri bunlar sonra sizin dönemlerde diyeyim olduğu gibi tank modernizasyonu için bizden çok daha gerideki ülkelere müracaat etmek zorunda kalmayacak Altay tankını da yapıyoruz, uçağımızı da yapıyoruz. 90 organize sanayi bölgesi yaptık, 700 bin istihdam sağladık buralarda. Ayrıca istihdama geleceğim çünkü zikredildi. Havalimanlarımızı 26’dan 53’e çıkardık ve Türkiye’nin her yerine sizde herhalde havalimanlarına uçabiliyorsunuz havalimanlarından.

Kredi Yurtlar Kurumunun yurt sayısını 190’dan, 438’e çıkardık. Kredi verilen öğrenci sayısını 451 binden 881’e çıkardık. Ayrıca 364 bin öğrencimize burs veriyoruz. TİKA’nın faaliyet sahasını 38’e çıkardık dünyanın en önemli insanı kuruluşlarından biri haline getirdik. 30 ülkede 38 Yunus Emre Kültür Merkezi açtık. 3 milyar 307 milyon dolar resmi kalkınma yardımıyla şu anda gayri safi milli hasılasına göre dünyada İnsan Hakları Gününde söylüyorum en fazla insani yardım yapan ülke Türkiye’dir. İşte Türkiye Cumhuriyeti Devleti böyle şefkatli ve kuvvetli bir devlettir bizim dönemimizde. IMF defterini kapattık oraya geleceğim makroekonomik dengelere. Şimdi IMF’nin işlerine bizim icra direktörü olarak bizim Hazine Müsteşarımız bakıyoruz başarıları dolayısıyla Türkiye’deki. Dünyada en çok turist alan 6. ülke konumuna geldik. Sosyal hizmetlere 1 milyar 376 milyon lira ayrılırken, yeni bütçemizde 26 milyar 561 milyon ayardık. Sadece engellilerimize 10 milyar, eski rakamla 10 katrilyon sosyal yardım ayırdık. Engellilerimizin aileleri her gittiği yerde bize teşekkür ederler, çünkü aileler tatil yapmak istediklerine bakıcı gönderiyoruz bütün masrafı devletten karşılanmak üzere, çünkü onlar bizim başımızın tacıdır, memleketimizin bereketidir. Engelli ya da herhangi bir vatandaşımız dar da ise biz Ankara’da uyumak haramdır. KÖYDES projesiyle 9 milyar kaynakla köylerimize gittik. Tarımla ilgili söylediklerinize tek tek geleceğim. Tarımsal milli gelir 36 milyar liradan 116 milyar liraya çıkardık, 759 enerji santrali yaptık. 11 yılda evet 3 milyar 250 milyon fidan diktik tabi burada Yalova’da kesilen asırlık çınarları eksi olarak çıkarmak gerekecek. Ayrıca teşekkür ederim bilseydim bir gün daha beklerdim ama, inşallah benim çağrıma kulak vererek yapmamışsınızdır o açıklamayı. Ama oradaki hassas şey şu: Yalova Belediye Başkanı, Genel Başkanın haberi vardı diyor, siz yoktu diyorsunuz, üzüldüğünüzü söylüyorsunuz. Tabi hani Başbakanlığımı tartışmaya açıyorsunuz ama, Belediye Başkanınızla biraz daha iyi koordinasyonunuz olursa tavsiye ederim, faydalıdır.

Şimdi makroekonomi ...

Hepsine cevap vereceğim merak etmeyin. Bakın 3 milyar 250 milyon, sayıyı biliyorsunuz, inşallah yakında her bir insan bireyi için bir ağaç dikmiş olacağız, 7 milyar ağaç dikeceğiz bu ülkeye, yemyeşil kılacağız her yeri; çevre duyarlılığımız da bu.

Makroekonomik göstergelere girince; biraz hızlanmak zorundayım, cevap verilecek hususlar var, Türkiye ekonomisini 230 milyar dolarlık bir ekonomiden 822 milyar dolarlık bir ekonomi haline getirdik, ekonomimizi 3,5 kat büyüttük. Şimdi bu rakam matematiksel olarak bir rakamdır, hani hayalden söylenmiyor, matematiği bilen aradaki farkı görür. Şimdi 56 yılı 43 yıl dediniz 1946’dan bugüne ama, onu mazur görüyorum matematik hesaplama hatası olarak ama, bu rakamları ne yapacaksınız, nasıl izah edeceksiniz? Yani 230 milyardan 822 milyara.

Ve ayrıca öyle bir kurnazlık yapıyor ki Sayın Kılıçdaroğlu, diyor ki, 2009’da gayrisafi milli hasıla şuydu, şimdi 10500, işte yükselmedi. Peki 2009’da kim iktidardaydı, oraya kim getirdi? Bizi bizimle karşılaştırıyor, başka karşılaştıracak bir şey yok.

Peki aynı dönemde küresel ekonomik yaşandı ve Türkiye’de 2009’dan bu yana 100 olan milli gelir nispet olarak 120’ye çıktı, aynı dönemde Avrupa’da 100’den 98’e geriledi, negatif büyüme var. Bazı ülkelerde, ismini zikretmeyeyim, hepsi komşu ülkelerimiz, hiçbirini rencide etmek istemem, bu rakamlar 70’e geriledi. Küresel krizin olduğu bir dönemde biz ekonomiyi büyütmeye devam ediyoruz ve her sene büyüyor, ama bunu tabi bizimle bizi karşılaştırdığı için idrak etmek mümkün olmuyor.

Şimdi 2002 yılında 28 milyar döviz rezervimiz vardı, 133 milyara çıktı. Bakın şimdi, bu çarpıcıdır, Sayın Kılıçdaroğlu’nun çok ilginç bir demecini geçenlerde, sürekli tekrar ediyor bugünlerde, milletimiz de dinliyor, diyor ki, bana bir 4 yıl verin, sonrasını istemiyorum. Şimdi neden söylüyor biliyor musunuz? Bu rakamları biliyor, yani hazinemizin dolu, rezervimizin bol olduğunu biliyor, gelecek, 4 yıl harcayacak ve nereye harcayacak biraz sonra geleceğim, 4 yıl harcayacak, sonra gidecek; yok öyle ucuza mal.

Bakın şimdi, 1991’de SSK Genel Müdürlüğü’ne geldi, SSK kar yapıyordu o zaman, o zamanın parasıyla 128 bin lira az da olsa kar görünüyordu, 4 yıl sonra 1995’te 81 trilyon 335 milyon zarar yaptı SSK. 8 yıl sonra, keşke 4 yıl kalsaydınız, 8 yıl kalmışsınız, 1 katrilyon 111 trilyon zarar yaptı SSK; Allah milletimizi korusun. 

Bakınız, OECD ülkeleri içinde gelir dağılımını en hızlı düzelten ülke biziz. Devraldığımızda yoksulluk sınırı 4.2 dolardı günde, bir de 2 dolar, bir de 1 dolar birimi var, yüzde 4.2’nin altında Türkiye’de yüzde 30 4.2’nin altında yaşıyordu, günde 4.2 doların altında yüzde 30 yaşıyordu. Şu anda kaç kişi yaşıyor biliyor musunuz? Sadece yüzde 2.7, hepsi yoksulluk sınırının üstünde orta gelir grubuna çıktı ve orta sınıfın en güçlendiği ülkelerden birisiyiz, OECD rakamlarına göre de gelir dağılımını en hızlı düzelten ülkeyiz.

Şimdi istihdam konusu, tabi yine o da sorular arasında geldi ve gerçekten üzüntü duyduğum bir husus. Aslında sonda söyleyecektim vizyonumuzu tamamladıktan sonra ama, neyse, sonra söyleyeyim, sizin özel şeyinizi de bozmayım.

Yoksulluğu azalttık, günlük 2.15 doların altında kimse kalmadı.

2002 yılında sadece 36 milyar dolar olan ihracatımızı 2013 yılında 4 katına çıkartarak 151,8 milyar dolara çıkarttık. Bu sene ilk 10 ayında ihracatımız yüzde 5.6 oranında artırdık, ithalatımızı yüzde 3.9 azalttık, dış ticaret açığımız yüzde 18.2 düştü, Ekim sonu itibarıyla 12 aylık ihracatımız 158.8 milyar dolar.

Bütçe rakamlarına bakalım; merkezi yönetim bütçe açığının milli gelire oranı 2002’de yüzde 11’di, şimdi yüzde 1 seviyesine düştü.

2013 yılı sonu itibarıyla 28 AB üyesi ülkeyle kıyaslandığında genel devlet bütçesi dengesi en iyi durumdaki 4’üncü ülke konumundayız.

2002 yılında her 100 liralık verginin değerli milletvekilleri, 86 lirası faiz ödemelerine gidiyordu, bugün sadece 15 lirası gidiyor, gelecek sene bunu 13 liraya kadar düşüreceğiz.

2002 yılında toplum bütçe harcamalarının yüzde 43,2’sini faiz ödemeleri oluşturuyordu, bugün faizin bütçedeki payını yüzde 12’ye düşürdük.

2002 yılında yüzde 74’e ulaşan kamu borcunun milli gelire oranını yüzde 33’lere kadar gerilettik. 25 Avrupa Birliği üyesi ülkeden bu anlamda daha iyi durumdayız, Avrupa standartlarının çok üzerindeyiz.

2002 yılında ülkemize sadece 1.1 milyar dolar olan doğrudan yabancı yatırım 2013 yılında 12.9 milyar dolara yükseldi. 1984-2002 döneminde ülkemize gelen doğrudan yabancı yatırım 14,6 milyar dolar olurken, 2003 yılından bugüne toplam 145 milyar oldu.

Şimdi deminki o büyük inşa faaliyetleri ve bunları, bütün bu makroekonomik göstergeleri yan yana dizdiğimizde yüzyılın muhasebesini yaptığımızda, artık Düyun-u Umumiye benzeri IMF’ye borçlu bir ülke yok, kendi kendine kalkınabilen, dış yardım almadan, IMF’ye el açmadan kalkınabilen bir ülke var.

Bugün AK Parti’nin 13’üncü bütçesini sunuyorum ben, bu vesileyle biraz önce saygı sınırlarını da aşarak Cumhurbaşkanımıza sarf edilen sözleri de burada şiddetle kınayarak,  Sayın Cumhurbaşkanımıza, geçmiş 12 bütçeyi sunan ve 12 yıl bu millete hizmet etmiş, bu başarılara imza atmış Cumhurbaşkanımıza burada huzurunuzdan selamlarımı ve saygılarımı sunuyorum.

Eğer bugün başı dik, onuru bir ülke varsa, dünyada en fazla temsil edilen 7’nci ülkeysek, itibar budur.

Eğer yolsuzluk sizin dönemdeki gibi olsaydı, biz bu başarıları sağlayamazdık. 2001’i unutmayın, kimlerin Yüce Divanda yargılandığını unutmayın…

Unutmayın unutmayın. Müdahale ederseniz müdahale görürsünüz…

 

Biz öyle sataşmalardan falan çekinip susacak değiliz.

Bu ülkeye kimse borç vermedi, biz maden de bulmadık, tasarrufla, yolsuzlukları engelleyerek bu ülkeyi bu hale getirdik.

Sayın Bahçeli, size saygım sonsuz, lütfen arkadaşlarınıza söyleyin.

 

Şimdi 2015 bütçemizin büyüklüğü 473 milyar Türk Lirası. Bu büyüklüğün, dikkat ediniz, 119 milyar Türk Lirası’ydı 2002’de, sadece sağlık ve eğitimdekini zikrediyorum, eğitime ayırdığımız 87,5 milyar, sağlığa ayırdığımız 80,9 milyar, ikisini topladığınızda 168 milyar, iki kaleme 168 milyar ayırıyoruz şimdi, 2002’de bütün bütçe 119 milyardı. Nereden geldi bu para? İşte hortumları kestiğimiz için, yolsuzlukları durduğumuz için. Sadece eğitime…

Şimdi yolsuzluklara geleceğim. Size de söyleyecek sözüm var, bekleyin biraz, sabredin canım, aceleye gerek yok.

Şimdi sadece eğitime -eğitim dediği için Sayın Kılıçdaroğlu- ve sağlığa ayırdığımız bütçe 2002’deki toplam bütçeden 60 milyar daha fazla; işte aradaki fark bu.

Peki, 62’nci Hükümet olarak ilk bütçemizi sunuyoruz. Görevi alır almaz hemen Hükümet programımızı bu kürsüden okuduk. Bazı beklentiler muhtemelen şuydu: Hükümet, yeni Hükümet, 62’nci Hükümet geride kalan ayı 8 kapsayan, 8-9 ayı seçime kadar bir program yapar, geçici bir program sunar. Hayır, arkadaşlarıma talimat verdim, değil 8 aylık, 4 yıllık, 9 yıllık, 2023’e kadarki programın ana çerçevesini çizeceğiz, ikinci atılım hamlesini ve yeni Türkiye’nin yükselişinin programını yapacağız ve bunu yaptık. Beş temel esas üzerine yaptık; ileri demokrasi, insani kalkınma, yaşanabilir mekanlar ve çevre, güçlü ekonomi, öncü ülke, işte 2023 vizyonumuz bu. Biz bu vizyonu gerçekleştirmek için çalışırken sizin hayalleriniz buna yetişemez Sayın Kılıçdaroğlu. Bizde strateji de var, ufuk da var, vizyon da var, sadece eleştirmek yok.

Hemen orta vadeli programı açıkladık, arkasından… Şimdi tabi ekonomiyi statik zannettikleri için şaşırıyorlar, niye diyor 12 yıldır yapısal dönüşüm programları. Dünya değişiyor, ekonomi dinamik, küresel krizden çıkmışız. G-20 toplantısında herkes yapısal reform çabasından bahsediyordu, sadece 2 ülke sadece yapısal reform paketi açıklayabildi, Türkiye ve Meksika. Dünya ekonomileri, şu anda G-20’de alınan karar, yüzde 2 kalkınmayı nasıl sağlayacağız diye tartışılıyor. Biz normal hedef olan yüzde 2 kalkınmanın dünya ortalamasının 2-3 mislini gerçekleştiriyoruz bu şartlarda; bunu gerçekleştirmeye de devam edeceğiz. Bu yapısal, sektörel 25 alanda programı açıkladık, 9’unda detayları verdik, 1300 eylem planı açıkladık ve inşallah bunları tek tek gerçekleştirdiğimizde de Türkiye’de reel sektörün canlanması, ihracatın ithalatı karşılama oranının en üst düzeye çıkması sağlanacak ve en önemlisi de ar-ge alanında çok ciddi atılımlar yapacağız.

Geçen hafta inovasyon toplantısında, ki uygulamalı buluş diye Türkçeleştirme teklifinde bulundum, inovasyon haftasında zikrettik, biz iktidara geldiğimizde gayrisafi millî hasıladan ar-ge’ye ayrılan pay sadece yüzde 0,55’ti, şu anda 2 misline çıktı, yüzde 1. En kısa zamanda gelişmiş ülkelerdeki nispetlere, yüzde 3’e doğru çıkacağız, hedefimiz bu. Her yerde ar-ge çalışmalarını teşvik ediyoruz, eğitim ve diğer alanlarda bu çalışmaları sürdürmeye kararlıyız.

Kısaca;  aidiyet bilincimiz güçlendiği zaman, buna dayalı olarak millî iradenin tahkim edildiği, demokrasi sağlam zeminlere oturduğunda, ekonomimiz sağlam ayakları üstünde durduğunda -4’üncü önemli husus- dünyada da itibarlı bir ülke hâline gelirsiniz.

Yüz sene önce bizi komşu halklardan kopardılar, milletimizi parçaladılar. Biz dış politikamızı komşu halklarla bütünleşme üzerine kurduk. Bakınız, bir ay içinde Bağdat’a ve Erbil’e gittim, inşallah Sayın Abadi buraya gelecek, yüksek düzeyli stratejik işbirliği konseyini, ortak kabine toplantısını tekrar başlatıyoruz; size kara haber. Yunanistan’daydık, yüksek düzeyli işbirliği konseyi toplantısı yaptık. Sayın Putin Ankara’ya geldi, üst düzey işbirliği konseyi toplantısı yaptık. Hani komşularla sıkıntı var deniyor ya, bakın başladık, hepsiyle yapıyoruz.

Kiminle sıkıntımız var biliyor musunuz Sayın Kılıçdaroğlu? İşte, o gördüğünüz küçücük Suriyeli kızı buraya gönderen Beşar Esad’la sıkıntımız var ve olacak. O bahsettiğiniz küçücük kız var ya, eğer sizin sözünüzü dinleyip kapımızı onlara kapatsaydık şu anda yaşamıyor olacaktı, yaşamıyor olacaktı.

Halep’in üzerine bombalar yağarken, Türkmenler Bayırbucak’ta katledilirken, Halep’te, Azzaz’da, İdlip’te Kürtler, Türkmenler, Araplar katledilirken…

 

Şimdi, bir dakika, siz oraya heyet gönderdiniz, Bayırbucak Türkmenleri katledilirken heyet gönderdiniz, elini sıktınız Beşar Esad’ın. İşte biz onlarla problemliyiz. Bir daha ilan ediyorum; nerede zalim varsa onunla problemliyiz, bu bize onurdur. Nerede mazlum varsa onunla kucak kucağayız, bu da bize onurdur.

Mısır konusu; bizim Mısır halkıyla bir problemimiz yok. Kılıçdaroğlu Kahire’ye hiç gitmediği için, bir giderseniz, bir taksiye binin, eminim Türk’sünüz diye para almaz sizden, çünkü hepsi bizi bilir. Mısır’da biz…

 

Mısır halkıyla hiçbir problemimiz yok, Mısır bizim aziz ve kadim dostumuzdur. Ama darbecilerle problemimiz var, sizlerle problemimiz olduğu gibi, siz de darbecisiniz, sizlerle problemimiz olduğu gibi…

Bakınız, siz Mısır halkıyla bizi düşman yaptığımızı söylediniz…

Şimdi ben de darbe döneminde, Mısır’da darbe olmuşken oraya heyet gönderdiğiniz için sizi darbecilikle suçluyorum, tamam mı? Darbeyi desteklemekle suçluyorum. Ama siz yaranız var da 27 Mayıs’ı hatırlıyorsanız kendi bileceğiniz bir iş…

Benim kastettiğim çok açıktır, biz Mısır halkıyla beraberiz, darbecilere karşıyız. Siz de gidip darbenin yapıldığı dönemde heyet gönderdiniz, kastettiğim budur, ama niye bu kadar alınıyorsunuz bilmiyorum,  27 Mayıs’ı düşünüyorsanız kendi bileceğiniz şey.

Şimdi bakınız ama, sakin bir şekilde dinleyecekseniz bir konuya daha dikkati çekeceğim, sakin bir şekilde dinleyeceksiniz.

Niçin bu kadar ağır bir ifade kullanmak durumunda kaldım biliyor musunuz Sayın Kılıçdaroğlu?

Şimdi bir başka konuya geleceğim. Evet, ben AK Parti Olağanüstü Kongresinde dedim ki, bizim siyasetimiz ahlak meselesidir, erdem meselesidir ve bundan sonra da söylüyorum, bizim siyasetimizin esası ahlak olacaktır, erdem olacaktır, irfan olacaktır.

Şimdi, siz şöyle döndünüz ve ben başta olmak üzere bütün Bakanlar Kuruluna, tabi dediniz sizin çocuklarınızın iş problemi yok ve…

Bir dakika, bir dakika…

Anonim bir suçlamada bulundunuz. Kastettiğiniz şey şu: Bizim çocuklarımız haksız yere bir yerlerde istihdam ediliyor; öyle mi? Bakın, benim çocuklarımın da, akrabalarımın da, hepsi meydanda, bakan arkadaşlarımızın da. Yalnız size bir şey göstereceğim, bir belge, sene 1997, Sayın Kılıçdaroğlu o yıllarda Müsteşar Yardımcısı ve SSK Genel Müdürü. Kılıçdaroğlu’nun oğlu… Ki ben hiçbir zaman siyasette aileyi karıştırmaya ilkesel olarak karşıyım, ama mademki siz döndünüz ve bizi, bütün bu heyeti anonim olarak suçladınız, şimdi duyacağınız sözleri sabırla dinleyin. Kılıçdaroğlu’nun oğlu 14 yaşında, ilköğretim son sınıf öğrencisi, işe giriş tarihi, bir şirkete işe giriyor, bir kuruma, işe giriş tarihi 1 Mart 1997, işten çıkış tarihi 1 Mayıs 1997.  O günlerde emeklilik yaşıyla ilgili bir düzenleme var, 14 yaşındaki çocuğunuzu işe alıyorsunuz, sigortalı yapıyorsunuz, çocuk okuldayken işte çalışıyor görünüyor, sonra da çıkartıyorsunuz… Ve işte giriş ve çıkış; açıklayın, açıklayın. 14 yaşında bir çocuğun nasıl sigortalı yapıldığını açıklayın sizin döneminizde…

Şimdi ben soruyorum, dinleyin, siz de cevap vereceksiniz.

Eğer bana dönüp, bak, bana dönüp ailemle ilgili bir şey söylersen cevabını alırsın, kim yaparsa yapsın.

Kızınız Azime Aslı Kılıçdaroğlu, doğum tarihi 1976, 19 yaşında, 1 Nisan 1995’te işe giriyor, 30 Nisanda işi bırakıyor. Sadece sigortalı olarak işe başlamış olmak için yapılıyor bu işlem sizin döneminizde. Sayın Zeynep Kılıçdaroğlu… Hepsinden özür diliyorum, çocuklarınızın bir kabahati yok, kabahat size ait, onlardan özür diliyorum, ama bunu söylemek zorunda bıraktınız…

 

Şimdi yine Genel Başkan Yardımcınız birtakım iddialarda bulundu. Birilerinin fısıldamasıyla KPSS sınavlarını çalan bazı çevrelerin, bakın sınavsız alındığı iddiası. Burada onlarca Kılıçdaroğlu ve Kılıçdaroğlu’nun daha önceki soy ismini taşıyan Karabulut, Gündüz ailelerinin şeyleri var…

Sayın Kılıçdaroğlu, bu dosyayı size yollarım. Sizin imzanızla, sizin hakkınızda teftiş kurulunun raporu var ve bu kurulda açık bir şekilde söyleniyor ki, ilave puanlar verildiği ve neticede kazanan sayısının arttırıldığı. Bunu size vereceğim, vakit kaybetmemek için zikretmiyorum.

Eğer siyasete seviye getireceksek ailelerimizi bunun dışında tutalım, ama dönüp anonim olarak Hükümete dönüp de bir itham da bulunamazsınız, buna izin vermeyiz.

Şimdi bir de şu güzel bir şey yalnız, Kılıçdaroğlu’nu bir yerde takdir edeceğim, eminim herkes Ebu Zerr’i biliyor, çok önemli. Birkaç gün önce din dersi bağlamında ortaçağ karanlığı diye sözler sarf etmişti. Sizin ortaçağ karanlığı dediğiniz dönemin aydın şahsiyetidir Ebu Zerr, biz onun yolundayız. Ortaçağ karanlığı dediğiniz dönem Hacı Bektaş-ı Veli’nin dönemidir, Ehli Beyt’in dönemidir, 12 İmamın dönemidir. Ama mesafe var, Ebu Zerr’i okuyun, daha başkalarını da okursanız medeniyetimizin künhüne vakıf olma ihtimaliniz var.

Şimdi DEİK; DEİK’e yüzde 1 vergi. Şimdi hesap uzmanı Sayın Kılıçdaroğlu, bu sorulardan biri buydu.  DEİK’teki vergi değil, aidat. Aidat için kanun gerekmez, aidat yönetmelikle düzenlenir, kesinlikle hiçbir şekilde de gayrikanuni bir işlem burada yoktur.

Şimdi enerji konusunda çiftçilerimizi de istismar eden bazı hususlar zikredildi. Şimdi mazot dedi Türkiye’de en pahalı, 2.10 dolara satılıyor Türkiye’de. Şimdi tabi piyasaları takip etmediği için, danışmanları da hep yanlış notlar verdiği için herhalde, giderken Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezine sağda bir yerde bir benzin istasyonu olduğunu zannediyorum, gidin bakın şu anda 3.97 Türk Lirası, o da 1.74 dolar eder, 1,74 dolar, 2,10 dolar değil, 1,74 dolar. Tamam, yani dolayısıyla…

Bakın son 5 ayda da motorinde yüzde 26, benzinde yüzde 33,5 indirim yapıldı.

Şimdi çiftçilerin kullandığı mazotla ilgili de yine çiftçilerimiz tahrik etmeye kalkıyor. Biz ayrıca mazot fiyatında mazot desteği veriyoruz, her bir çiftçinin kullandığı mazotun maliyetinin yüzde 15’ini onlara ödüyoruz ve bizim dönemimizde 5.3 milyar Türk Lirası, yani katrilyon mazot desteği verildi çiftçilerimize. Buradan çiftçilerimize sesleniyorum, onların bereketiyle inşallah ekonomimiz gelişecek.

Şimdi yine sorduğunuz sorulardan biri tarım alanında, iki Trakya arazisi tarım dışına çıktı dedi. Nasıl hesap etti, nerede buldu, Trakya’yı nereye yerleştirdi de bunu hesap etti bilemiyorum. Yani bu matematik, coğrafya bilgisi, Ama 1961-2002’de, 41 yılda 450 bin hektar toplulaştırma yapıldı, yani verimli tarım için, bizim dönemimizde 12 yılda 4,5 milyon hektar verimli hale getirildi, 10 misli, 40 yılda yapılanın 10 yılda 10 mislini yaptık. Dolayısıyla, rakamlara atıfta bulunurken dikkat etmek lazım.

Milli gerilin neden yüzde 1’i oranında destek vermiyorsunuz yasa gereği dedi. Çünkü sadece -burada ben size gönderirim bütün dökümünü- nakdi şeylere bakıyor. Destek konusu; bakın nakit hibe desteği, tarımsal ürün alımları yoluyla destekler, tarımsal kredilerin faiz sübvansiyonu vesaire bütün detay var, oran yüzde 1.12, yüzde 1’in üstünde.

Ayrıca, OECD’nin verdiği rakama göre vergi teşvikleri ile OECD Türkiye’nin bu tarım desteğini yüzde 2 olarak ilan ediyor. Yani sadece bir kalemi ele alıp burada rakamı saptırmak doğrusu yapılmaması gereken bir işlem.

Aynı şekilde Hollanda örneğini verdi. Şimdi, Hollanda Konya büyüklüğünde, doğru, ben Konyalı olarak gurur duyuyorum, Konya birçok Avrupa ülkesi kadar vardır. Şimdi, Hollanda’nın 100 milyar dolar ihracat yaptığını söylüyor, Türkiye’nin 17 milyar, doğrudur. Hollanda’nın toplam gıda üretimi ne kadar biliyor musunuz Sayın Kılıçdaroğlu? 16 milyar. Türkiye ondan fazla, çünkü Türkiye Avrupa’da en büyük tarım üreticisi. Peki, 100 milyarı nasıl satıyor? İthal olarak alıyor işliyor ve öyle satıyor. Şimdi, dolayısıyla 100 milyarın 80 milyarı zaten ithalat üzerinden gelen.

Şu anda biz dünyanın 7’nci büyük tarım ülkesiyiz, Avrupa’nın 1’inci tarım ülkesiyiz. Biz geldiğimizde Avrupa’da 4’üncüydük. Dolayısıyla, bütün bu alanlarda kat ettiğimiz mesafe herkesin takdirini toplayan hususlardır.

Yine, memur maaşlarıyla ilgili olarak “2014’te ek enflasyon farkı verilmedi.” dedi. Çünkü taban aylığı 1.027 Türk Lirasından 1.205’e çıkartıldı, 178 Türk Lirası arttı, bu yüzde 17 artış demek. Bir seferde maaşı tabanda artırdığımız için zaten enflasyonun çok üzerinde bir destek verdik. Yani buraya gelip memurları, çiftçilerimizi bize dönük olarak son derece tahrik edici sözlerle harekete geçirmeye çalışmanız bir sonuç üretmez…

Sonuç vermez çünkü bu millet biliyor, 12 yılda nereden nereye geldiğimizi bu millet çok iyi biliyor.

Bakınız, Millî Eğitim Bakanlığı öğretmen sayılarını zikretti. Şu anda 851.854 öğretmenimiz var, bunun 458.000’i bizim dönemde işe başladı, yüzde 50’si. Yani toplam öğretmenimizin yüzde 50’sinden fazlası bizim dönemde başladı. Eğer hasbelkader -olmaz ya- sizin gibi bir iktidar olmuş olsaydı herhâlde var olan öğretmenler de işlerini kaybederdi. Bu anlamda 2015 bütçesinde öğretmenlere ayırdığımız miktar herkes için zaten yeterince açıklayıcı bir çerçeve sunuyor.

Bütçeyle ilgili, Sayıştay’la ilgili konuları değerli arkadaşlarım cevaplandırdığı için özellikle girmeyeceğim.

Bu altın meselesini biraz daha şey yaparak yüksek sesle söylediniz. Külçe altın ithalatı, Türkiye’de 1984 yılından beri KDV’den, 1996 yılından beri Gümrük Vergisinden muaftır, yani sizin dönemlerden beri. Dolayısıyla, vergiye tabi olmayan bir mala, Türkiye’den geçişi olan bir mala zaten el konmaz. Bu, bizim dönemimizde gelişmiş bir husus değil. Eşyaya ilişkin yanlış beyanda bulunduğu için yasal olarak ceza kesilmiştir. Bu ceza da Gümrük Kanunu’nun 239’uncu maddesine göre idari para cezasıdır.

Bütün bunlar kayıtlarda zaten bir soruşturma yürüyor, hiçbir şey saklı değil. Altınlarla ilgili, buraya gelmeden önce beyan edilen miktar 1.500 kilogram. Buraya geldikten sonra bu beyanın dışında herhangi bir şekilde o altınlarla hiçbir Türk yetkili temasa geçmedi ve daha sonra ayrılırken 1.283 kilogram olduğu tespit edildi. Ön beyanla, gerçek buradaki tartı arasındaki farktır bu, hiçbir Türk yetkili herhangi bir şekilde bununla bir temasa geçmedi.

Şimdi Sayın Kılıçdaroğlu, yine isterseniz dosyalara bakarsınız, dosyalara bakarsınız.

Varsa çıkartırsın… Zaten zikrettiniz, ben de size cevap veriyorum. Altın konusundaki düzenlemelere mugayir hiçbir gayri kanuni işlem yoktur; o kadar.

Şimdi Sayın Kılıçdaroğlu, son derece yine kurnazca, akıl değil de daha çok bir kurnazlık ifadesiyle Sayın Cumhurbaşkanımızla beni bir şekilde karşı karşıya getirme çabası içinde. Bunu diğer açıklamalarıyla da yapıyor. Çünkü kendisi Sayın Baykal’la nasıl bir serüven yaşadığını iyi bildiği için bizim de öyle olduğumuzu zannediyor.

Sayın Baykal’ı ziyaretinizde genel başkan olmayacağım dediniz, iki gün sonra genel başkan adayı oldunuz.

Bakınız, şimdi bizim Cumhurbaşkanımızla ilişkimiz siyasetle başlamamıştır, siyasetle bitmez, ölümle de bitmez; dünya-ahiret kardeşliğidir.

Bizim siyasi kültürümüzün, ahlakımızın temel kavramı da vefadır, onun için kongremize “Vefa Kongresi” dedik. Ama, sizi aday gösteren 900 küsur kongre delegesinden 200’ü size oy vermedi, kendi kongrenizdi. Aramızdaki fark bu. Biz söz verdik mi mezara kadardır, mezara.

Şimdi, bir kere yenilgiyi hazmedemediniz, bunu kabul edin. Çatı aday dediniz, hepiniz bir araya geldiniz. Cumhurbaşkanlığı seçiminde halkımız kendisine 12 yıl hizmet etmiş Başbakanımızı Cumhurbaşkanı yaptı, hâlâ hazmedemiyorsunuz.

Tabii, sessiz sakin kalacağımızı zannettiniz değil mi? Susacağımı zannettiniz, susmayız.

Şimdi diyor ki: “Niye sarayla, Cumhurbaşkanlığı Sarayıyla ilgili açıklama yapmadınız. 6 Kasım, konu ilk gündeme geldiğinde Başbakanlığa talimat verdim ve Başbakanlık açıklaması, uzun bir açıklama, herhâlde Sayın Kılıçdaroğlu’nun gözünden kaçtı veya olayları takip edemiyor. Bu açıklamanın bir kısmını okuyacağım sadece: “Milletimizin oylarıyla bu görevlere gelen devlet ricali, görevde kaldıkları süre içinde bu imkânları devlete ve millete hizmet yolunda kullanacak, anayasal çerçevede demokratik seçimlerle görevden ayrıldıklarında yerlerine gelenlere emaneti teslim edeceklerdir. Tüm bu imkânların gerçek sahibi sadece millettir. Emanetin kime verileceğine de yine sadece aziz milletimiz karar verecektir.”

Şimdi bu ne demek? Hani, açıklama yaptık, anlamamışlar, şerh edeyim. Ne demek biliyor musunuz? İyi çalışın, halkın kalbine girin, beş sene sonra seçimlere girin, oraya gidin siz oturun. Yani, bunun için Cumhurbaşkanlığı makamını, bunun için Cumhurbaşkanımızı tartışma konusu yapmaya gerek yok, gerek yok. Dolayısıyla bütün bu sorulara cevap verdiğimi düşünüyorum, sizin sayılı sorularınıza.

Özetle şunu bir kez daha vurgulamak istiyorum: 62. Hükûmetimizin ikinci atılım döneminin ilk bütçesi olan bütçemiz, yeni bir atılım bütçesi ve bir anlamda yeni bir inşa döneminin başlangıcıdır. Nasıl Cumhuriyetimizin kuruluşundaki heyecanla yepyeni bir dönem başlamışsa, inşallah 2023’te de yükselen küresel bir gücün ayak seslerini bütün dünya her yerde hissedecek. Bunun için başta söylediğim 4 temel hususu tahkim etmeye de kararlıyız. Aidiyet bilincimizi güçlendireceğiz, Türkiye’nin her bir köşesindeki vatandaşlarımızla, tarihdaşlarımızla, kaderdaşlarımızla buluşacağız, kucaklaşacağız, onları bu ülkenin ayrılmaz bir parçası kılacağız. Birileri bölmeye çalışacak, birileri fitne sokmaya çalışacak. Birileri sadece doğuda, birileri sadece batıda konuşacak, birileri kuzeye gidecek, Trakya’ya, birisi İç Anadolu’ya, ama biz her yere gideceğiz, her yerde millî birlik ve beraberlik, her yerde Kuvayı Milliye ruhu diyeceğiz.

İki; kim nereden ilham alırsa alsın, kim ne tür tuzaklar kurarsa kursun, AK Parti vesayetleri kıra kıra geldi, vesayetleri kıra kıra demokrasiyi bu ülkede kalıcı kılacaktır. Ve nasıl 20. yüzyılın başındaki o büyük Dünya Savaşı ve arkasındaki büyük kriz içinde Türkiye Cumhuriyeti doğmuşsa, şimdiki küresel krizin ve küresel gerilimlerin içinden de inşallah demokrasiyle taçlanmış yeni bir Türkiye inşa ediyoruz. Bu yeni Türkiye, demokrasiyle kültürünü bezemiş, ilmik ilmik vatandaşlarını, kaderdaşlarını buluşturmuş, ekonomisinde başı dik, savunma sanayisinde güçlü ve uluslararası alanda herkesin saydığı bir Türkiye olacaktır.

Bizim yolumuz dün başlamadı, geçen yüzyılda da başlamadı, asırlardır süren bir kutlu yürüyüşün bugünkü hadimleriyiz. Ne kibrimiz var, ne gururumuz. Eğer tarihe sadece bu kutlu yürüyüşün bir yerinde, bu kutlu yürüyüşün tozu-toprağı olmak şerefi bize nail olursa bunun için sadece kıvanç duyarız.

Bu temennilerle ve bu vizyonla inşallah 2023 yılında her alanda yükselen küresel bir güç olma iddiamız çerçevesinde 2015 bütçemizin hayırlı olmasını diliyor, saygılarımı, muhabbetlerimi sunuyorum.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.