Basbakan Davutoglu’nun 24 Aralik tarihli Il Baskanlari Toplantisi konusmasinin tam metni
Türkiye’nin her köşesinden serhat şehrimiz, kapı şehrimiz, Rumeli’mizin ezeli ve ebedi başşehri Edirne’mize teşrif eden değerli il başkanlarımız, belediye başkanlarımız, Gençlik ve Kadın Kolları temsilcilerimiz, AK Parti’nin değerli kadro elemanları; hepinize teşekkür ediyorum, hoş geldiniz diyorum.
AK Parti güzel geleneklerin partisidir, bir güzel geleneği geçen ay başlatmıştık, il başkanları toplantımızı Şanlıurfa’ya almıştık. Şanlıurfa’dan, kadim peygamberler şehrimizden bütün ülkemize ve Ortadoğu’ya, peygamberler diyarı bütün topraklara selam iletmiştik. Şimdi Edirne’deyiz, Edirne’den de bütün Balkanlar’a, Rumeli’ye, Avrupa’ya selam iletmek ve ülkemizin her bir köşesinden gelen il başkanlarımızla, belediye başkanlarımızla biz hep beraber evladı Fatihanız demek için Edirne’deyiz.
Aslında çok güzel bir tevafuk ve bizim siyasetimizin nasıl kültürel coğrafyamızı nakış nakış işlediğine güzel bir örnek olmak için 24 saatlik mesaimizi kısaca zikretmek istiyorum.
Dün gece geç vakte kadar, 11:30, 11:00’e kadar Türkiye saatiyle Üsküp’teydik. Yahya Kemal’in Üsküp’ünde, kültür merkezimizde. Her bir sokağıyla, camisiyle, minaresiyle, külliyesiyle ben o köklü medeniyetin hala Rumeli’de ayakta duran mücessem halim diyen Üsküp’teydik. Gece İstanbul’a indik, sonra Edirne’ye geldik. İnşallah bugün Edirne’de bu güzel toplantımızı Edirne’nin bereketiyle yaptıktan sonra akşam İstanbul’da “Geleceğin Şehirleri” konulu bir sempozyuma katılacağım, gece de Ankara’ya intikal etmiş olacağım. Yani 24 saat içinde Üsküp, İstanbul, Edirne ve Ankara. İşte üç başkent, Edirne, İstanbul ve Ankara ve hala kültürümüzün ve güzel Türkçemizin –dün orada Türkçe Bayramını kutladık- başkenti Üsküp. İşte AK Parti zihniyeti, işte AK Parti’nin çalışma temposu, işte AK Parti’nin siyaset ve kültürel coğrafya anlayışı.
Bundan iki sene önce Edirne’de Büyükelçiler Konferansı’nı tertip ettiğimizde yaptığım konuşmada Edirne’den bahsetmiştim uzun uzadıya. Her şehrimizin bize öğrettiği güzel hususlar var, her şehrimizin ilham ettiği derin bir ilham var. Edirne’ye o zaman kapı şehir demiştim. Serhat şehir diye de bilinir Edirne, doğrudur. Ama bazen serhat şehir kenarda kalmış intibaı da verir, uçta olmak intibaı. Aslında Edirne bizim tarihimizde Rumeli’ye açılan ilk kapıydı. Sonra Rumeli’den ve Avrupa’dan gelenler için İstanbul’a gelmeden önceki son durak ve İstanbul’un kapısıydı, başşehirdi ve hep başşehir olarak kaldı. Edirne, her haliyle nereyi gezerseniz, hangi sokağına girerseniz girin o köklü medeniyet birikimimizin derin irfanını yansıtır. 1071 Malazgirt, 1400’lere kadar Bursa başşehir olana kadar 300 yıllık Bursa’nın başkent oluşunu düşününüz, 300 yıllık Anadolu serüvenimiz Bursa’da bir başkent şeklinde kendini ortaya koydu ve Cihan Devleti’nin ilk nüvesini oluşturdu. Bütün o birikim Rumeli’ye taşındığında Edirne başkent olarak arkasında ta Horasan’lara, Mezopotamya’ya giden o derin irfanı Avrupa topraklarına hiçbir zaman sönmeyecek bir meşale ve daima bir kubbe gibi bütün Avrupa’yı ışıldatacak, kucağına alacak bir köprü, medeniyet merkezi olarak inşa edildi.
Edirne tesadüflerin sonucu değildir, Edirne çok stratejik bir tercihin kültürel olarak ben burada öyle bir şehir inşa edeceğim ki bu şehir İstanbul’a model olacak ve İstanbul’daki dönüşümü de hazırlayacak diye güçlü bir iradeyle kurulan bir şehirdir. Edirne, o anlamda Üsküp’ün, Saraybosna’nın, Filibe’nin, Selanik’in öncüsüdür, habercisidir, müjdecisidir, İstanbul’un ise fetihten önceki bir ilk timsalidir. Külliyeleri, şifahaneleriyle öyle bir şehir inşa edilmiştir ki Edirne’de, sanki bir temrin, bir alıştırma, bir uygulama merkezi gibi daha sonra fethedilecek olan büyük İstanbul’un ilk tarihi dönüşüm, şimdi kentsel dönüşüm diye bahsederiz, belki de en köklü kentsel dönüşüm ve Edirne’yi bizim şehir yapan, Adrianapolis’ten Edirne çıkaran o kültürel dönüşüm, daha sonra Konstantinopolis’ten İstanbul çıkaracak olan büyük medeniyet dönüşümünün ilk işaretleri olmuştur. Fatih Sultan Mehmet, Trabzon’u fethetmiştir, ama onun öncesinde Edirne hem İstanbul’un, hem de Trabzon’un fethine kadar uzanacak olan o çizginin, yani bir taraftan Anadolu Birliği’nin, bir taraftan da Rumeli’nin birliğinin sağlandığı merkez olmuştur ve İstanbul’un habercisidir. Ondan sonra başşehri İstanbul’a teslim ettikten sonra büyük bir onurla, Edirne batıdan doğuya, İstanbul’a gelen her kervanın, her aydının, her alimin oturup durduğu ve bir müddet İstanbul için kendini hazırladığı bir son durak halini almıştır. Öncü bir şehirdir Balkan şehirciliği anlamında, başşehirdir İstanbul’a hazırlık anlamında ve sonra da Rumeli’ye İstanbul’dan giden herkesin durduğu Rumeli’ye hazırlandığı, Rumeli’den gelenlerin de İstanbul’a hazırlandığı bir istasyon, bir büyük kapı şehirdir. Ve nihayet Edirne, milletimiz Balkan faciasını yaşarken bir destansı direnişle, 6 ayı aşkın bir süre düşmana değil sadece açlığa, susuzluğa karşı da direnen ve ağaç köklerini gerekirse yerim, ama baş eğmem diyen bir başşehirdir. Onun için geçen geldiğimde söylemiştim, başşehirler bir kez gerçek anlamda başşehir olmuşsa baş verirler, ama başşehirlikten vazgeçmezler ve başşehri teslim etmezler. Baş verilmiştir, şehit verilmiştir, 13 bin askerimiz, Şükrü Paşa Şehri Mukaddes der Edirne için, Edirne için hep Şehri Mukaddes’ti, hep Şehri Mukaddes kalacak.
Ve bizim mimarimizin zirvesi Selimiye, bütün dikkat ediniz Edirne o kadar mühimdir ki Süleymaniye kalfalık eserim der Mimar Sinan, ama Selimiye için ustalık eserim der. Düşününüz başşehir olmayan bir şehre ustalık eserini Mimar Sinan yapmıştır ve Sultan Selim de ona bu eseri Edirne’de yapma talimatını vermiştir; işte Edirne’nin ayrıcalığı burada. Ve Selimiye, hiç şüpheniz olmasın dışarıdan baktığınızda uyumuyla, dengesiyle, simetrisiyle, içeriğe girdiğinizde ruhani haliyle estetik ile fiziğin başka hiçbir yerde olmayacak kadar güzel bir ahenkle biraraya gelmesidir. Ancak ve ancak sadece Tac Mahal ile karşılaştırıla bilinir. Onun ötesinde doğuda, İslam’ın doğu medeniyetinde Tac Mahal, batısında ise Selimiye, bütün o kadim mimari geleneğin ve ruhani estetiğin zirve eserleridir. Onun için Edirne’yi son anına kadar savunmuştur Edirneliler ve onun için İkbal, binlerce kilometre öteden Edirne Şehitleri için şiir yazmıştır ve demiştir ki; eğer Hazreti Peygamber’in huzuruna varırsam ve dünyadan ne getirdin diye bana sorarsa, Edirne Şehitleri’nin kanını getirdim ya Resulullah derim diyen İkbal, bu mukaddes şehre veren ruhu görmüştür. Ve Müslüman, Hristiyan, her kesimden o zaman Edirne müdafaasına gelinmiştir. Şekip Arslan Dürzi ve o zaman Osmanlı öncülerinden, Lübnan’dan Edirne’ye, Lübnanlıların Edirne müdafaasına desteğini getirmiştir Velid Canbolat’ın dayısı. Daha onlarca örnekle Edirne müdafaası, aslında bir şehrin müdafaası değil kadim bir medeniyetin müdafaasıydı. Bizim davamız da, işte o kadim medeniyetin sadece müdafaası değil aynı zamanda yeniden ve güçlü şekilde ihyasıdır. Onun için biz Edirne’deyiz. Şanlıurfa’da tevhidimiz, imanımız inşa edilirken, Edirne’de medeniyetimizin mimarisi, gücü, kudreti inşa edildi. Şimdi kim Şanlıurfa’yı Edirne’den ayırabilir, kim peygamberler şehri olan mukaddes Şanlıurfa’yı şehitler ve yiğitler şehri olan mukaddes Edirne’den ayırabilir? İşte bizim hareketimiz bu anlamda da bir milli birlik hareketidir.
İnşa ettiğimiz, inşa etmeye devam ettiğimiz, ihya etmek için gece-gündüz ter döktüğümüz bu büyük dava bu yolda ülkemizin her bir köşesine özel anlamlar yükler ve işte bugün Hakkari’den, Artvin’den, Muğla’dan, Türkiye’nin her köşesinden il başkanlarımız ve belediye başkanlarımızla Edirne’de bir kez daha haykırıyoruz ki, bu ülkenin doğusu ve batısı, kuzeyi ve güneyi, bütün o coğrafyaların ötelerindeki ufuklarıyla birlikte tek bir medeniyetin, aynı kültürün, aynı irfanın eseridir ve bu ülke bütünlüğünü korumanın ötesinde, bu ülkenin ötesindeki o tarihi mirasa da sahip çıkmaya kararlıyız.
İşte dün Üsküp’ten buraya gelirken hep bunları düşündüm ve Üsküp’le Edirne’yi özellikle arka arkaya yaptık. Size de Üsküp’ten, Üsküp’te Türkçe Bayramına katılan Balkanlar’ın her köşesinden gelen evladı Fatihandan selam getirdim. Evladı Fatihandan bu davanın evlatlarına selam getirdim.
Bakınız nasıl bir hasret ki, nasıl bir hasret ve ne güzel bir aşk ki ilk gece, yani evvelsi gece Üsküp’e vardığımızda sivil toplum kuruluşlarıyla biraraya geldik. Orada çok anlamlı bir talepte bulundular, dediler ki; ne olur Sayın Başbakanım, bayrağımız az burada, biraz bayrak gönderseniz, Al Bayrak. Dedim ki o zaman, başka bir şey yapalım; ne kadar hane varsa bayrak isteyen, 5 bin, 10 bin bayrak değil, Makedonya’daki her evladı Fatihanın evine bir bayrak, kir Kur’an-ı Kerim Türkçe mealiyle birlikte ve aslıyla tabii ve bir Türkçe sözlük gönderme kararı aldık. Ve bu müjdemizi Makedonya Cumhurbaşkanı İvanov ve Başbakan Gruevski’nin huzurunda onlarla birlikte verdim. Ve dedim ki; 30 bin civarında hane olduğu söylendi, evet 30 bin haneye, ama istenirse her bir haneye bayrak gidecek ve Makedonya bayrağıyla birlikte dostça Al Bayrak dalgalanacak. Ve her bir eve Yahya Kemal’i hiçbir zaman Üsküplüler yabancı biri gibi okumaması için her bir eve Türkçe sözlük, her bir eve o vahyin doğru anlaşılması için de mealiyle birlikte Kur’an-ı Kerim inşallah hediye edeceğiz.
Biz Edirne’den, bu mukaddes şehirden bütün Rumeli’ye buradan selam ediyoruz Saraybosna’ya ve her yere, Üsküp’e, Prizren’e, Priştine’ye, Gostivar’a, Filibe’ye, Şumnu’ya, her bir köşeye, tabii Gümilcine’ye, İskeçe’ye, her bir yere buradan diyoruz ki elimiz dostluk elidir, kudretimiz ve gücümüz oradaki her bir evladı Fatihana erişmeye, onların taleplerini karşılamaya, onları korumaya yeter. Allah devlete ve millete zeval vermesin. Balkan faciasının üzerinden 100 yıl geçti, şimdi biz Balkanlar’da bütün komşu ülkelerle, dost ülkelerle birlikte yeni bir kültür beraberliği, yeni bir kültürel uyanış, yeni bir Balkan coğrafyası oluşturmak için çaba içindeyiz. Ve bu çabamızda Edirne’nin ruhu bize ilham verecektir, onun için Edirne’deyiz. İnşallah Edirne’de de bundan sonra her fırsatta, sadece Edirne değil geçen iki hafta, üç hafta önce de Kırklareli’ndeydim, Trakya, Rumeli bizim için bütün sınır ötesinde ki burada Balkanlar’dan gelen kardeşlerimi de görüyorum, göz göze geliyoruz, ismen zikretmeye gerek yok. Bütün o kardeşlerimize ulaşıp Edirne’yi serhat şehri, hani bir şekilde kenarda kalmış, son nokta şehir olmaktan çıkaracağız, Edirne’yi inşallah Balkanlar’a ve Avrupa’ya açılan ana merkez ve kapı şehir olma niteliğini tekrar inşa edeceğiz.
Onun için Edirnelilere bugün bazı müjdelerim var, genel olarak buradaki belediye başkanlarımıza da özel müjdelerim var, ama madem Edirne’den başladık öncelikle Edirne’den. İnşallah Edirne hızlı tren projesi yapılıyor, hızlı tren mutlaka gerçekleşecek. Bundan üç sene önce Selanik’i ziyaret ettiğimde Selanik Belediye Başkanına şunu demiştim: Selanik ve Edirne’nin kaderleri birbirine benzer. İkisi de Balkan Savaşı öncesinde birisi bölgenin en önemli limanıydı, bütün Avrupa’nın neredeyse en önemli limanlarındandı, diğeri de en önemli geçiş noktası ve kapısıydı. Fakat Balkan coğrafyası parçalanınca ikisi de çok kısa aralıklarla sınır şehirleri haline dönüştü özellikle soğuk savaşta. Edirne’nin ötesinde Bulgaristan sınırımız iki blok sınırı haline dönüşünce, Selanik’te aynı şey olunca ikisi de önemini kaybetti. Dedim ki; gelin birlikte İstanbul, Edirne, Selanik hızlı tren hattı kuralım. Ve böylece bu tarihi şeyleri birbiriyle birleştirelim. Artık o tarihi önyargıları geride bırakalım. Selanik tekrar canlanacaksa, ancak ve ancak İstanbul ile bütünleşirse canlanır. Edirne tekrar canlanacaksa, ancak ve ancak Selanik’le, Üsküp’le, Saraybosna’yla tekrar irtibatları kurulursa canlanır. Onun için Edirne’yi inşallah hızlı trenle önce İstanbul’a, sonra da sınırımızın ötesinde Bulgaristan ve Yunanistan üzerinden kim nasıl arzu ederse Avrupa içlerine kadar bağlamalıyız.
Yine biliyorum önemli bir talep ve beklenti hava alanı beklentisi, bu mantıkla yaklaştığımızda zaten Edirne’mizde hava alanı mutlak bir zarurettir, inşallah Edirne’ye de hava alanı kazandıracağız.
Edirne’miz tarihi nitelikleriyle ve köprüleriyle maruftur, Edirne’nin bütün köprüleri -değerli Bakanımızla da sabah konuştuk- aydınlatılacak, Edirne ışıl ışıl bir kültür şehri olarak tanınacak, bilinecek. Daha yakın bir şey olarak zikrediyorum, Karaağaç köprülü kavşağı ki bugün vaktim olursa bizzat gidip göreceğim ne durumda olduğunu ve sınıra kadar gidip askerlerimizle ve komşu ülke Yunanistan’la da şeyimiz olabilir vaktimiz olursa temasımız, Karaağaç köprülü kavşağı da inşallah 23 Nisan’da açılacak. Bunlar hep bizim taahhütlerimizde ve bu taahhütler her halükarda yerine getirilecek inşallah.
400 yataklı Edirne Devlet Hastanesi Nisan-Mayıs’ta açılışa hazırlanıyor, bu da Edirne’mize bir hediyemiz.
Ayrıca yine güzel bir gelenek başlattık, bu vesileyle il başkanları toplantısını Ankara’da yapıp bu toplantıdan hemen -ve belediye başkanlarımızla tabi- dağılmak yerine, biz dedik ki, biz bu il başkanları toplantılarını, belediye başkanları toplantılarını hem bir muhasebe, hem de bir şölene, bir paylaşıma, bir buluşmaya dönüştürelim. Sadece Genel Başkan ve Başbakan olarak benim yaptığım hitapla sınırlı kalmasın, sadece AK Parti olarak bizim kendi aramızdaki istişarelerle sınırlı kalmasın ve bir gün önceden bütün bakanlarımız bu genişletilmiş il başkanları toplantısı yaptığımız il’e gitsinler ve toplantılar yapsınlar. Ben bugün sabah tek tek bakan arkadaşlarımdan, bakan yardımcılarımızdan raporlar aldım, çok büyü bir memnuniyetle ifade ediyorum, olağanüstü verimli, yaklaşık 10 bakanlık Trakya’dan, bütününden gelen sivil toplum kuruluşlarıyla, ilgili birimlerle, kanaat önderleriyle toplantılar yaptılar.
Orman ve Su İşleri Bakanlığımız Trakya projesiyle ilgili olarak yaklaşık 270 kişinin katıldığı ve bilgilendirme yapıldığı bir toplantı gerçekleştirdi, Ergene projesi inşallah 2017’de tamamlanacak, su taşkınları vesaire, diğer hiçbir bu verimli toprakları etkileyen bütün olumsuzluklar giderilecek ve Meriç Havzası, Ergene yeni ve güzel bir çevre düzenlemesiyle, çevre tedbirleriyle inşallah tekrar bütün Trakya’nın, bütün Rumeli’nin önemli bir merkezi haline gelecek.
Gıda ve Tarım Bakanlığımız 268 kişinin katılımıyla, odaların katılımıyla Trakya’nın bütün tarım sorunlarını tartıştıkları bir platform oluşturdular ve bunları paylaştılar.
Yine Gençlik Spor Bakanlığımız, Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız, Maliye Bakanlığımız, pirinçle ilgili sorunlar vesaire de başta olmak üzere bütün ilgili bakanlıklarımız, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız, Milli Eğitim Bakanlığımız, Kültür ve Turizm Bakanlığımız, her biri Trakya’dan gelen ve Trakya’nın sorunlarının ele alındığı konuları işlediler.
Bu anlamda yine bazı müjdelerle Edirne’mize mesajlar vermek istiyorum.
Bir; tarihi Kırkpınar Güreşlerinin yapıldığı stadyum Belediyle birlikte yeniden inşa edilecek ve Kırkpınar yiğitler inşallah çok daha çağdaş ve geniş imkanlara sahip stadyumunda er meydanına çıkacaklar. Bu inşallah en kısa zamanda tamamlanacak.
Bu çerçevede Kırkpınar’la da ilgili olarak Milli Eğitim Bakanlığımız Edirne’ye bir spor lisesi kuracak. Yine BİLSEM, Bilim ve Sanat Merkezi kurulacak Milli Eğitim Bakanlığımız tarafından.
Bugün bu toplantıyı yaparken bir şeyi fark ettik, bu çapta bir toplantı için Edirne’de yeterli altyapı yok, onun için Edirne’de bir kültür ve konferans merkezi inşa edilecek. Bundan sonra Edirne’de toplantı yapmak isteyenler en çağdaş şartlarda, en geniş imkanlarla bu toplantıyı gerçekleştirecekler.
Yine pirinçten alınan KDV meselesi vardı, bunun çözülmesi için ve bu özellikle bölgede önem verilen bir konu olduğu için Maliye Bakanlığımızın bir planlaması olacak.
Bir gençlik merkezi kurulacak.
Yine Kültür ve Turizm Bakanlığımıza talimat verdim, hafta sonu Bolu’da kongremizde Bolu’ya bir müjde vermiştik, şimdi de Edirne kültür ve turizm gelişim bölgesi ilan edilecek, dolayısıyla kültür ve turizmde Edirne’ye özel imkanlar sağlayacağız.
Tarihi eserlerin restorasyonu zaten son derece başarılı bir şekilde yapıldı, kalan bütün tarihi eserler restore edilecek ve tarihi eserlerin her biri, Valimizle de konuştum, bütün ilgili arkadaşlarla, dün Üsküp’te Büyükelçimize ve oradaki soydaş ve evladı Fatihan temsilcilerine de ifade ettim, Rumeli’de tek bir tarihi eserden bir küçük çakıl taşı düşse bizim başımıza büyük bir kaya düşmüş gibi kıyamet kopar. Hiçbir tarihi eserden tek bir çakıl taşı dahi düşürülmeyecek. Orada zikrettim, evladı Fatihanın tırnağına bir diken batsa, bizim yüreğimize bir hançer saplanır. Eğer bu bütün Rumeli ve evladı Fatihan için böyleyse, Edirne’miz için haydi haydi böyledir. Her bir tarihi eseri koruyacağız, geliştireceğiz.
Yine Edirne’mizin sosyal dokusunu bu anlamda bütün Edirne ve Trakya’da korumaya özen göstereceğiz. Roman kardeşlerimize dönük olarak da özel bir çaba içindeyiz, Trakya Üniversitesi’nde Roman kültürünü araştırma merkezi kurulacak, inşallah Şubat ayı içinde de Roman kardeşlerimizle çok geniş bir katılımlı toplantıda bir araya geleceğiz. Bütün bu kültürel renklerimizi korumaya ve geliştirmeye kararlıyız.
Bugün sabah bir Edirneli kardeşim diyordu… Ne zaman gerçekten Rumeli’ye doğru gitsem Konya’ya gidiyormuş gibi geliyor bana, her yerde o hava, o üslup. Bütün evladı Fatihan bir ölçüde Konya’ya kendilerini atıfla andıkları için ve Rumeli, bugün Trakya’da da, Edirne’de de bu çizgi, bu nesil devam ettiği için hepimiz bir anlamda Edirneliyiz. Türkiye’nin her köşesinden gelen kardeşimiz bir başşehir olma hususiyetiyle de, evladı Fatihanın mensubu olmak hususuyla da Edirneli olmakla gurur duymalıdır.
Bugün sabah beni gerçekten duygulandıran çok güzel bir merasime katıldım, Dışişleri Bakanı olarak geldiğimde de katılmıştım. Akademisyen olarak birçok kere Edirne’ye geldiğimde de Edirne’yi her türlü takdirin ötesinde bir şekilde hayranlıkla takip ederek izlediğim güzel bir gelenek, Ahilik geleneğinin Arasta Çarşı’sında ve Edirne çarşılarında devam etmesiydi. Her sabah önce dua, önce namaz, sonra dua ve duayla açılan kapılan, açılan çarşılar. Bugün sabah da böyle bir dua merasimde çarşıda Edirneli esnaflarımızla birlikteydik, Ahi Evran’a atıfta duada bulundular.
Şimdi son 4 aylık dönemde bütün bu ziyaretleri yaparken bir kez daha, daha önce derinden bildiğim, ama şimdi bu ülkeye hizmet etme onurunu ve büyük gururunu yaşayan ve ağırlık, sorumluluk taşıyarak yaşayan birisi olarak da fark ettiğim o güzellik, yani Kırşehir’de Ahi Evran Şenliklerine katılmıştık Eylül ayında, Edirne’de şimdi Ahi Evran geleneğinden gelen duayla açılan, helal rızk duasıyla açılan bir rızk kapısının merasimine katıldık. Allah Edirne’yi bu güzel gelenekleri korumayı nasip etsin Edirne’de.
Ve nasıl esnafımız böyle helal rızk için sabah duayla kapıları açıyorsa, her birimiz, Belediye Başkanlığı kapısını açarken arkadaşlar, belki de hepimiz bu geleneği kendi yerlerimizde, kendi çevremizde yerleştirelim. Mademki bu köklü olarak yaşayan bir gelenektir, bütün belediye başkanlarımıza çağrıda bulunuyorum, bu gelenekleri kendi belediyelerinizde ihya edin, Ahi Evran duasıyla açılsın bütün çarşılar, helal rızk duasıyla açılsın bütün bereketli kapılar.
Hatta belediye başkanlarımızın bu çarşılardaki bu geleneği kurması yanında, belediyelerimizde belli dönemlerde veya her gün olabilirse her gün, millete hizmet etmek ve helal bir şekilde bu hizmetleri bütün topluma yaymak için dualarla açalım belediyelerimiz. Hiçbir art niyet, hiçbir rant veya başka kaygı bizim belediyelerimize yaklaşmasın, yaklaşmaya cüret dahi edemesin.
Kongrelerimizi yapıyoruz, her bir kongremiz Ahi Evran geleneğini yaşatmak için, bu kongrelerimiz de yine bir siyasi ahlak duasıyla açılsın. Her kongremizde oluşan il başkanları ve yönetimleri bu dualarla hizmete başlasınlar. Ve nasıl esnaf geleneği böyle sürüyorsa siyaset geleneğini de bu şekilde yeniden inşa edelim, tanzim edelim.
Gerçekten büyük bir gururla söylüyorum, 930 ilçemizde kongrelerimizi tamamladık büyük bir heyecanla, bütün il başkanlarımıza, yeni ilçe başkanlarımıza, belde başkanlarımıza, 34 beldede kongre yaptık, 21 ilimizde de kongreleri tamamladık, yeni il başkanlarımıza, ilçe başkanlarımıza, belde başkanlarımıza ben buradan bir kez daha başarılar diliyorum.
Daha önce bu hizmetlere katkıda bulunmuş olan bütün eski il başkanlarımıza, ilçe başkanlarımıza, belde başkanlarımıza bir kez daha teşekkür ediyorum. Allah’ın rahmetine kavuşmuş olanlara rahmet diliyorum.
Ve bu dava bayrağını ilelebet sürdüreceğimiz inancını bir kez daha burada teyiden vurgulamak istiyorum.
Bu dönemde bütün il kongrelerimize katılmaya özen gösterdim, hepsine katılmak mümkün olmadı, ama 1 Kasım’dan beri ilçe ve il kongremizden bu 2 ay içinde 18’inci ilimiz ziyaret ettiğimiz, 5 ayrı ilçemizde de kongrelere katıldık. Ve bu il ve ilçeler arasında Ağrı da var, Patnos da var, Tunceli de var, Erzurum da var, Kars da var, Kırklareli de var, Balıkesir de var, Adana da var, geçen hafta olduğu gibi Trabzon ve Rize de var, Adıyaman da var, unutmayız, Adıyaman unutulmaz. Hiç unutulmayacak bir güzellikle karşıladılar, bütün illerimizde böyle. Tek tek illerimizi saymak vakit alacağı için zikretmedim; Elazığ da var, Adıyaman da var, Adana da var, Erzincan da var, Şanlıurfa’da İl Başkanları Toplantımızı yaptık, Bolu var, Ankara var, hepsine katıldık.
Gördüğüm bir husus var, daha önce il başkanları toplantıları… Tabi il kongreleri öncesinde -hemen Malatya hatırlatılıyor- ayrıca ziyaretler yaptık Malatya, Kahramanmaraş’a, Kırşehir’e, Kayseri’ye, Samsun’a, Bilecik’e, Amasya’ya, bütün bu illere.
Bakınız ülkenin her bir köşesinde benim gördüğüm bir şey var, hamdolsun; bir, teşkilatlarımız ve AK Parti kadroları dimdik, daha ilk günkü gibi ayakta, yorgunluk yok, bezginlik yok, gençlik kollarımıza, kadın kollarımıza teşekkür ediyorum, bütün katmanlarıyla ayakta.
Gördüğüm ikinci şey, halkımız AK Parti davasını o kadar benimsemiş ki, bazı illerimizde, Adıyaman bunlardan biri, zikredildiği için söyleyeyim, il kongresi için gittik ama, en az 3 miting yapmak zorunda kaldık, il kongresi dışında sokaklarda spontane bir şekilde bir araya gelen binlerce vatandaşımıza hitap etme onurunu yaşadım. Geçen hafta Trabzon’da aynısı oldu, uzun sokağa çıktığımızda doğal bir şekilde bir araya gelmiş vatandaşlarımıza otobüsten hitap ettim, Rize’de aynı şekilde; Sayın Cumhurbaşkanımızın doğduğu köye ziyaret edip dedesine dua etme onurunu da yaşadık. Orada da gördüğümüz her şey bize şunu söylüyor: Bu millet AK Parti davasını benimsemiştir ve AK Parti’nin neferleriyle birlikte yola yürümeye de kararlıdır.
Şimdi unutmadan epeydir belediye başkanlarımızın beklediği bir müjdeyi burada verip, sonra yine bu kongreler üzerinden bazı kıyaslamalar yapmayı düşünüyorum.
Büyükşehir Belediyesi Yasasının uygulamasını da gözleyerek yasanın çıkması sonrasında söz konusu olan bazı sorunları aşabilmek, kaynaklarla ilgili özellikle yaşanan bazı sıkıntıları aşabilmek için bazı tedbirler konusunda çalışmalar başlatmıştık. Ben Amasya’da büyükşehir olmayan illerimizin belediye başkanlarıyla görüşmüştük, 7-8 Kasım’da da Bursa’da büyükşehir belediye başkanlarımızla ilgili bakanlarımızın katıldığı ve ilgili Genel Başkan Yardımcımızın ve ekibinin katıldığı geniş istişareler yaptık. Bu istişarelerde bir komite oluşturduk ve Büyükşehir Yasasının uygulamasından kaynaklanabilecek sorunları aşmak üzere alınacak tedbirleri çalışmaya başladık. Bu komite, bu çalışma hala sürüyor, inşallah önümüzdeki günlerde kapsamlı brifing alacağım ve alınacak bütün tedbirleri tekrar gözden geçireceğiz. Ama bir anlamda bu tedbirler devreye girmeden önce özellikle Büyükşehir Yasasındaki yeni kaynak düzenlemelerinden sıkıntıları hafifletmek ve bir güzel başlangıç yapmak için büyükşehir belediyelerimize bağlı kuruluşlara, il ve ilçe belediyelerimize genel bütçeden gönderilen paydan 6 ay boyunca kesinti yapılmaması kararı alınmıştı. Genel bütçeden giden paydan kesinti yapılmayacak, dolayısıyla aktarılan bu kaynak konusunda ciddi bir rahatlama getirecek, ayrıca tedbirleri de düşünüyoruz. Bunu yaparken tüm belediyelere yapıyoruz, parti ayrımı olmaksızın yapıyoruz, bütün belediyelere aynı şartlarda imkanlar tanınacak. Ümit ederiz diğer partilerde bulunan belediyeler de bu imkanları AK Parti belediyelerinin kullandığı gibi verimli, etkin bir şekilde kullanırlar. Yine yerel yönetime verdiğimiz önemi yansıtıyor, yüzde 40 oranında yapılan bu kesinti 6 ay boyunca yapılmayacak, ayrıca alınacak tedbirleri de inşallah ele alacağız. Bu konudaki Bakanlar Kurulu kararı 23 Aralık’ta yayınlandı ve ben bu müjdeyi sizlerle paylaşmak için özellikle bugünü bekledim, hayırlı olsun, bütün belediye başkanlarımızın talebiydi, onlara müjdeler olsun.
Bu uygulamanın alandaki yansımaları konusunda da belediye başkanlarımızın bizleri bilgilendirmelerini rica ediyorum.
Şimdi biz bir taraftan bu çalışmaları yürütürken, dikkat ederseniz son dönemde 3 alanda da önemli gelişmeler yaşandı.
Birisi, çözüm süreci konusu. Aslında biraz önce Edirne’nin öneminden, Rumeli-Anadolu bağlantılarından, kadim medeniyetimizden, Anadolu’dan Rumeli’ye geçişten, bütün bunlardan bahsetmek suretiyle aslında çözüm sürecinin ruhunu anlatmaya çalışıyoruz. Bizim için çözüm süreci, milli birlik ve beraberliğin tekrar ihya edilmesi için demokrasiyle taçlanan bir yeni bütünleşme sürecidir. Bu anlamda Hükümetimiz göreve geldikten sonra Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakanlığı döneminde başlatılan çalışmalar süreklilik gösterecek şekilde devam etti, Haziran ayında çıkan yasa Bakanlar Kuruluyla uygulama planı haline dönüştürüldü, biz bu konuda atılacak adımlar hususunda net ve kararlı bir tutum sergiledik. Ancak 6-7 Ekim olayları geçici bir duraklamayı beraberinde getirdi ve açıkçası 6-7 Ekim olaylarından biz iki önemli sonuç çıkarttık.
Bir; hiçbir suretle kamu düzeninden taviz verilemez, kamu düzeninden taviz verildiği zaman çözüm süreci de işlemez hale gelir, onun için şu anda Meclisimizde olan iç güvenlik reformu ve özgürlüklerin korunması paketini hazırladık. Buradan bir kez daha söylüyorum Edirne’den, Edirne’den Hakkari’ye kadar Türkiye’nin her bir ilinde, ilçesinde, kasabasında, köyünde kamu düzeni tam anlamıyla tesis edilecektir, edilmiştir ve korunmaya devam edilecektir.
Vatandaşlarımız Edirne’de nasıl sabahleyin dükkanlarını güvenle açıyorlarsa, duayla açıyorlarsa, başlarına herhangi bir şey gelmeyeceğinden eminlerse, bu emniyeti ve güveni Hakkari’de de, Van’da da, Diyarbakır’da da, Bitlis’te de, ülkenin her bir köşesinde bu emniyeti sağlayacağız, bu emniyeti tehdit edenlere karşı da hiçbir şekilde herhangi bir müsamaha gösterilmeyecek. Bu konuda Hükümetimizin kararlılığı kesindir.
Bunun yanında, Balkan Harbinde omuz omuza savaşmış olanlar, İstiklal Savaşında, Çanakkale Savaşında, Allahuekber Dağları’nda omuz omuza savaşmış olanlar ve onların torunları nasıl geçmişte beraberlerse ebediyete kadar da beraber olacaklar. Çözüm süreci böylesine et ve tırnak gibi birbirine geçmiş milletimizin değişik kesimleri arasına fitne sokmak isteyenlere karşı verilen en doğrudan cevaptır. Demokrasiyi kökleştireceğiz, herkesin kültürüne, diline, örfüne saygı duyacağız, hiç kimseye hiçbir şekilde kısıtlama getirilmeyecek. Ama emin ve bundan hiçbir şüphem yok, Üsküp’te al bayrak hasreti vardır, bu al bayrak ülkemizin her yerinde bütün vatandaşlarımız tarafından da aynı hasretle sevilmektedir, aynı hasretle korunacaktır. Onun için tek bayrak diyoruz.
Nasıl Üsküp’tekiler kardeşlerimiz, Arnavut, Türk, bütün evladı Fatihan bu topraklara dönüp bizi kendilerinden bir parça olarak görüyor ve bu aşkla sarılıyor, Irak’taki, Suriye’deki kardeşlerimiz için de aynı aşk geçerlidir, Semerkant’taki, Buhara’daki kardeşlerimiz için de, hangi kökenden olursa olsun, hangi kültürel geçmişe sahip olursa olsun aynı aşk onlarda da vardır. Ve bu anlamda da biz tek millet diyoruz, aynı ideale yürüyen, aynı kararlılıkla yürüyen, aşkla, sevdayla birbirine bağlı olan tek bir, birleşmiş bir milletten bahsediyoruz. Farklı etnik, kültürel özelliklerimiz olabilir, farklı dilleri konuşuyor, lehçeleri konuşuyor olabiliriz, ama nihayette bu milletin özü milleti İbrahim olmak bakımından da Edirne müdafaasını birlikte yapan, aynı kaderi paylaşanların torunları olmak bakımından da tek ve parçalanamaz bir bütündür. Onun için bütün milletimizin fertleri için tek vatan diyoruz.
Bakınız, evladı Fatihan dönüp buraya anavatan diyor. Vatansız kalanların ne çekmiş olabileceklerini Suriye’deki mültecilerden görüyoruz. Bu vatan, her bir köşesiyle bu vatanın üzerinde yaşayan herkesin ortak mülküdür, ortak değeridir, ortak evidir, ortak yurdudur, ortak obasıdır.
Ve yine onun için tek devlet diyoruz. Devletin olmadığı durumlarda nelerin başa gelebileceğini göstermek için ayrıca bir delile ihtiyaç yok.
Biz bu birlik ve beraberlik ruhu içinde vatanı, milleti, bayrağı, devleti, kıblesi, inancı aynı olan bu topluluğun birbirine düşman kılınmasına izin vermeyeceğimizi bir kez daha Edirne’den haykırıyoruz. Onun için Kuvayi Milliye ruhu diyoruz, onun için Erzurum’da Erzurum Kongresinin yapıldığı mukaddes Erzurum’dan Balıkesir’de 17 Mayıs 1919’da, İzmir’in işgalinden 2 gün sonra Kuvayi Milliye ruhunu Alaca Mescitte başlatan zeybeklerle, efelerle Dadaşları birbirine kardeş gördüğümüz için aynı gün Balıkesir’e geçtik. Ve Erzurum’da Dersimli Abbas Necati’yle Balıkesir’de Vehbi Efendi, farklı mezhep ve kültürel geçmişe sahip olmuş olsalar dahi aynı ideali paylaşan bu büyük öncüleri birbirinden ayırt etmenin mümkün olmadığını söylüyoruz, onun için Kuvayi Milliye ruhu diyoruz. Bütün milli güçlerin bir araya gelmesi ve tekrar kadim medeniyete dayalı ortak devletimizi, kimliğimizi, kültürümüzü inşa etmesi diyoruz. AK Parti davasının özü ve esası budur, çözüm sürecine bakışımız da budur.
Evrensel ve çağdaş haklardan herkesin, Türk, Kürt, Zaza, Alevi, Sünni ayrımı olmadan bütün insan haklarından en geniş anlamda istifade etmesi, eşit vatandaşlık haklarını kullanmaları, ortak tarih bilincini korumaları ve ortak gelecek bilinciyle gelecek nesillere sadece ve sadece kardeşlik tohumu ekmeleri için biz bu çabayı sürdürmeye devam edeceğiz. Olumlu yönde gelişmeler var, hep beraber bunları inşallah takip ederek bu süreci hayırlıysa bir daha ülkemizin hiçbir köşesinde hiçbir annenin ağlamaması, hiçbir ocağa evlat acısı düşmemesi için kararlılıkla bu yolu sürdüreceğiz.
İkinci önemli husus, son 1 ay içinde birlikte Şanlıurfa’da buluştuktan sonra gerçekleştirdiğimiz ekonomi alanında yaptığımız reformlardır. Bir kez daha burada gururla söylüyorum, sizinle 26 Kasım’da bir araya geldikten sonra Şanlıurfa’da, 1 Aralık’ta Türkiye G-20 Dönem Başkanlığını aldı, şu anda ülkemiz dünyanın en büyük 20 ekonomisinin 1 yıl için yönetimini üstlenmiş durumda.
Fazla değil 12 yıl, 13 yıl önce, hani geçen yüzyıl diyebiliriz 1999-2001 dediğinizde, ama 2001 bu yüzyıl, bir yüzyıl geçmedi bu başarının sağlanması için, sadece 12 yıl geçti, 12 yıl geçti sadece.
Şunu büyük bir iddiayla söylüyorum, hani bugünlerde bazı konuları istismar edenlere yüzüne çarpa çarpa söylüyorum: Modern dönem tarihimizi hatırlasınlar, baksınlar, incelesinler, iktisat tarihini. Bütçemiz de kabul edildi, hayırlı olsun diyorum, Maliye Bakanımız ve ekibine de teşekkür ediyorum. Türkiye’nin son 200-250 yıl içindeki iktisat tarihine açın bakın hiçbir 10 yıllık dönemde böylesine büyük atılımlar yaşanmamıştır, gerçekleşmemiştir. Biz bu ekonomik yükselişimizi demokrasimize borçluyuz, millete hesap vermemize borçluyuz. Millete hesap vereceğimiz için ve Allah’a hesap vereceğimiz için gece-gündüz gözümüze uyku girmemesine borçluyuz. Bize rahat yüzü yok, bize bu ülke onurla başını yükseltene kadar rahat döşek yüzü de yok.
Dün arkadaşlarımız gece 02:30’da Edirne’ye intikal ettiğimizde bütün Edirne eşrafı bekliyordu onlara teşekkür ederim gece geç vakte kadar bekledikleri için. Ama bütün arkadaşlarımıza, belediye başkanlarımıza ve il başkanlarımıza, bütün yetkililerimize, Bakanlar Kurulunda zaten arkadaşlarımızla bunu paylaşıyoruz; bizim için mesai saati diye bir şey yok. Arkadaşlar, mesai saati mantığını unutacaksınız, yok, 9-5 gibi. Ya da düzenli hani sağlığınız için uyuyun ama, eğer 24 saat yetmiyorsa 25. saati bulacak şekilde de veya özel bir çalışma gerekiyorsa gözümüze uykuyu haram kılacak şekilde çalışacaksınız, başka türlü bu açılan şeyleri, farkları kapatma şansımız yok. Bu memlekette onlarca yıl birileri, makamları işgal eden birileri rahat bir şekilde uyudukları için, hiçbir sorumluluk hissetmeden ertesi gün yüzde 5000’lere çıkacak faizlerin olduğu günlerde, o günlerde dahi rahat uyuyabildikleri için aramızda diğer ülkelerle büyük farklar açıldı. Şimdi biz onların uykularının telafisini yapıyoruz. Ve onun için gelecek nesillerin onurla ayakta durmaları için bizim onurla ve gece-gündüz çalışmaya ihtiyacımız var. Durmak yok, yola devam sloganı bunun için üretildi.
İşte ekonomide son bir ay içinde daha önce Kasım ayında ilan ettiğimiz sektörel dönüşüm, yapısal dönüşüm programlarının ikinci paketini de, önce 9 paket ilan etmiştik, 7 paketi de ilan ettik ve inşallah önümüzdeki hafta içinde geri kalan 8 paketi, sosyal boyutlu paketleri ilan edeceğiz. 25 sektörel alanda 1300 eylemle ekonomimizi, sosyal, iktisadi hayatımızı yeniden tanzim edecek büyük bir hamle dönemini başlatıyoruz. Ayrıca, bir aydır arkadaşlarıma her hafta mutlaka halkımıza bir müjde vereceğiz, bir beklentiyi karşılayacağız dedim Aralık ayından başlamak üzere. Önce 15 bin öğretmen ataması müjdesini verdik. Sonra bekleyen çok büyük bir talep olduğu için bedelli askerlikle ilgili düzenlemeyi gündeme getirdik. Daha sonra bu sektörel dönüşüm programlarının 7 tanesini daha açıkladık, 8’incisini yeni açıklayacağız bir tane daha, 7’sini açıkladık, 8’incisi kayıt dışı ekonomi, onu ayrıca bir paket olarak ya bu Cuma, ya önümüzdeki günlerde açıklayacağız. 8 paket, ancak 7’sinin detaylarını açıkladık, kayıt dışı ekonominin kontrol altına alınması paketini ayrıca açıklayacağız. Bir sosyal boyut paketini de önümüzdeki günlerde açıklayacağız, özellikle aileye destek anlamında da çok geniş kapsamlı bir çalışma içindeyiz. Önümüzdeki haftalarda onu da ilan edeceğiz inşallah.
Böylece ekonomik ve sosyal hayatımızda yeni bir ivme, yeni bir motivasyon ortaya koymak için büyük bir çaba gösteriyoruz, göstermeye devam edeceğiz. Yine üçüncü bir alan olarak son 1 ay içinde yapılan çalışmalar bağlamında dış politikadaki gelişmeler. Bakınız hani birileri Türkiye yalnızlaşıyor, Türkiye komşu ülkelerle sıkıntı yaşıyor, dünyada yalnızlaşıyor diyen birileri şimdi kulaklarına küpe olsun diye onların takip etmekle bile yorulacakları, özellikle Kılıçdaroğlu’nun takvimi gözlerinizin önünde bir kere daha canlandırıyorum. 1 ay içinde; Papa Türkiye’ye geldi, Rusya Devlet Başkanı Putin Türkiye’ye geldi, İngiltere Başbakanı Cameron Türkiye’ye geldi, İtalya Başbakanı Renzi Türkiye’ye geldi. Çad Başbakanı Türkiye’ye geldi. Birçok lider Türkiye’ye ayrıca kısa süreli gelen, Katar Emiri Türkiye’ydi, Irak Bölgesel Yönetimin Başbakanı Neçirvan Barzani Türkiye’deydi; bu iki-üç haftalık program. Fas’tan gelecek. Şimdi Katar Emiri geldi, Litvanya Cumhurbaşkanı geldi, bakınız saydıkça sayısı artıyor. Ayrıca, ben Polonya’ya gittim, şimdi Makedonya’daydım dün, Yunanistan’a gittim, Yunanistan’la Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi’ni yaptık. Makedonya’da yepyeni çığırlar açtık. İnşallah yarın da Irak Başbakanı Türkiye’de olacak. Sadece Makedonya için şeyi söyleyeyim 4 ayı; Eylül’de Makedonya Başbakanı misafirimdi ilk başbakan olarak ziyaret eden. Ekim’de Başbakan Yardımcımız Sayın Kurtulmuş Makedonya’ya gitti, Kasım’da Meclis Başkanımız oradaydı, ben şimdi Makedonya’daydım, Adalet Bakanı geldi. Bunu şunun için zikrediyorum, bakanlarımızın ziyaretlerini söylemiyorum bile, Ekonomi Bakanımızın, diğer bakanlarımızın, Dışişleri Bakanımızın yoğun ziyaretlerinden bahsetmiyorum bile. Dışişleri Bakanımız daha yakın zamanda İran’daydı. Şimdi bu nasıl bir yalnızlık? Kılıçdaroğlu illere bile, ilçe başkanlarına bile sözü geçmediği için kendisinin o yalnızlığını aynada görüyor, yalnızım diyemediği için bizi yalnızlıkla itham ediyor. Önümüzdeki ay içinde de Avrupa’da çok yoğun temaslarımız olacak Ocak ayı içinde. Türkiye iki şeyi yapmaz; yanlış iş yapmaz, insan onuruna aykırı hiçbir yanlış yerde durmaz. Bunu söylediğimiz için eleştirmişlerdi; yanlış yerde durmaktansa başı dik yalnız durmayı tercih ederiz. Onlar gibi, Suriye örneğinde olduğu gibi katillerin, barbarların ellerini sıkmaktansa, Mısır’da olduğu gibi darbecilerle yan yana durmaktansa, çınar ağacı gibi gümrah, kavak gibi başı dik bu toprakların onurunu yaşatmak için ayakta dururuz. Biz böyle başı dik durduğumuz için, başımızı hiç eğmediğimiz için herkes bize gelir, gelmeye devam edecek, kimse de bundan gocunmamalı. Türkiye’nin dış politikası, Rusya’yla da ilişkilerini en iyi şekilde tutacak, Amerika Birleşik Devletleri, tabii Amerikan Başkan Yardımcısı Biden’ın da ziyaretini bu arada zikretmek lazım. Üç Avrupa Birliği komiseri de bu ay geldi. Bakınız nasıl yalnızlık ki listeyi oluşturmakta zorluk çekiyoruz. Avrupa Birliği sürecimiz de devam edecek, Rusya’yla köklü ilişkilerimiz de devam edecek, Amerika’yla stratejik ortaklığımız da devam edecek. Irak’la, Yunanistan’la olduğu gibi bütün komşularımızla, halkına zulmetmeyen bütün komşularımızla birleşmeye, ekonomimizi, kültürümüzü, tarihimizi, siyasetimizi ortak bir gelecekte birleştirme yolunu da devam edeceğiz. Ama birisi eğer halkına zulmedip insanlarını Esad’ın yaptığı gibi sınırlarımıza yığar, milyonlarca insanı sahipsiz bir şekilde başka ülkelere neredeyse göçe zorlarsa, onların karşısında da dururuz, durmaya devam edeceğiz. İşte dış politikada da bu derece etkin ve son derece tempolu bir dönem geçirdik. İçeride çözüm sürecindeki ivme, ekonomimizdeki yapısal dönüşüm, dış politikadaki bu tempo, bir taraftan da ilçe kongrelerimize, il kongrelerimize katılım, gördüğünüz gibi bizim bütün bu tempo da aslında muhalefet partileriyle uğraşacak vaktimiz de yok. Onlar ise başka işleri olmadığı için sadece bizimle uğraşıyorlar, yalan yanlış hesaplar haberler üzerinden bizimle uğraşıyorlar. Kılıçdaroğlu yine dün de bazı açıklamalarda bulunmuş. Ben Kılıçdaroğlu’na birçok kere söylediğim, yaptığım çağırıyı buradan da yapıyorum; biraz büyük düşün, büyük düşünmek zor ama, bari Şişli ölçeğinde düşün. Bırak Türkiye ölçeğini, yani bırak dünya ölçeğini, bari Şişli ölçeğinde düşün, bir ilçe ölçeğinde orayı bir çöz, sonra gel karşımıza konuş. Ama orayı çözmezsen karşımızda konuşamazsın. Bakın gözünüzün önünde Şişli’de hanedanlık gibi bir yapı kurulmuş bir şekilde, dün bir CHP milletvekili öyle diyor; babadan oğula geçen belediye başkanlıkları kurulmuş diyor. Hadi o kendi meseleleri, bizi ilgilendirmiyor, CHP milletvekilinin ifadesi bu, bu yüzden de Disiplin Kuruluna gidiyor zannediyorum. Ona karşı da bir başka paralel belediye oluşmuş belediyenin içinde. Yani olabilecek bütün hastalıklar küçük bir model belediyede yaşanıyor. İç çekişme, tehdit, şantaj, birbirleri söylüyor. Biz söylemiyoruz, Allah aşkına hiç bizim ağzımızdan şu şunu tehdit etti diye bir şey duydunuz mu? Belediye Başkanının muhterem eşi başka birisi hakkında bizi tehdit ediyor, şantaj altındayız diyor. Birbirleri hakkında diyorlar. Biz sadece raviyiz, rivayet ediyoruz, onlar yaşıyorlar. Ama biz sika raviyiz, yani hiçbir zaman bizden yalan, iftira, yanlış sadır olmaz. Olmayan bir şeye oldu demeyiz, olan bir işi de saklamayız.
Şimdi bütün bu hastalıklar Şişli’de yaşanırken 1 ay önce Kılıçdaroğlu demişti ki; büyükşehirleri nasıl idare ediyorsak, Türkiye’yi de öyle idare edebiliriz. Allah milleti muhafaza eylesin. Bizim millet ilim irfan sahibidir, onlara 4 dakika bile dediğim gibi daha önce ülkeyi vermez ama. Şişli’yi nasıl idare ediyorlarsa, düşünün bir de Türkiye’yi böyle idare etmeye kalksalar her bir bakanlıkta çatışmalar, kavgalar, dövüşler, parti içinde şimdi yaşadıkları gibi ihtilaflar devletin her bir bürokrasisine girer, sızar. Biz işte yeni Türkiye derken, bu hastalıkların bir daha başını kaldıramayacağı yepyeni bir Türkiye’den bahsediyoruz. Biz yeni Türkiye derken, başını ortaya koymakla birlikte başşehrini temsil etmeyen Edirnelilerin onurlu Türkiye’sinden bahsediyoruz. Biz yeni Türkiye derken, Türkiye’nin her bir köşesinde konuşabilen bir siyasi hareketten bahsediyoruz. Konuşan bir siyasi hareketten, AK Parti hareketinden, onun öncülüğünde yeni bir siyasi kültürden bahsediyoruz. Biz yeni bir Türkiye derken yükselen bir ekonomik güç olarak sadece kendi ülkesini, kendi halkını mutlu ve müreffeh kılmaya çalışan bir ülke değil, G-20 Dönem Başkanı olarak dünyadaki ekonomik adaletsizliklere, dünyadaki ekonomik sorunlara da çözüm bulma iradesi gösteren güçlü bir Türkiye’den bahsediyoruz. Biz yeni Türkiye derken, dünyanın her bir köşesinde işte dün Üsküp’te olduğu gibi Al Bayrağı onurla dalgalandıran başı dik bir milletin geleceğinden, istikbalinden, istiklalinden bahsediyoruz.
İşte AK Parti kadroları bu istiklalin ve istikbalin sözcüsüdürler, bekçisidirler, hamisidirler, hizmetkarlarıdırlar. Selam olsun Türkiye’nin her bir köşesindeki ve dünyanın her bir köşesinde AK Parti davasına gönül veren dava arkadaşlarıma.
Hayırlı günler diliyorum, başarılı çalışmalar diliyorum.