Yükleniyor...

Basbakan Davutoglu’nun 26 Kasim tarihli Il Baskanlari Toplantisi konusmasinin tam metni

 

Sembolü olmuş olan tevhit şehrimiz Şanlıurfa’ya, selam olsun istiklal ateşini yakarak buradan müstevlileri bir şehir bilinciyle, bir millet bilinciyle, bir iman bilinciyle kovan Şanlıurfa’nın şanlı yiğitlerine, Allah onlara rahmet eylesin, onların mirasına sahip çıkmayı da bize nasip eylesin.

AK Parti güzel geleneklerin partisidir, AK Parti özgün yaklaşımların partisidir. Genişletilmiş il başkanları toplantısı geleneği ilk defa partimiz tarafından başlatıldı ve hiçbir aksama olmadan da yıllarca devam etti. Bu sene bu geleneğe yeni bir özgünlük kattık ve bundan sonra genişletilmiş il başkanları toplantımızı sadece Ankara değil Türkiye’mizin, güzel ülkemizin, eşsiz vatanımızın her bir köşesinde yapılmasına karar verdik. Önce de Şanlıurfa’yı tercih ettik. Bütün illerimiz tabii böyle güzel bir faaliyete ev sahipliği yapmak isterdi ve hepsine gitmekten de biz büyük bir zevk alırdık, hepsinde yeni bir anlam bulurduk. Ama Şanlıurfa’yı seçmemizin anlamına geldiğimizde girişte söylediğim gibi, Şanlıurfa tevhidi geleneğin beşikliğini etmiş, başlangıcını oluşturmuş kutsal bir mekan, Hazreti İbrahim’in mekanı, İbrahimi geleneğin, inancı için çekinmeden ateşe yürüyen bir Peygamberin geleneğinin başladığı yer. Dolayısıyla o geleneğin takipçileri olan bizler için Şanlıurfa önemlidir.

Ayrıca, tevhit sadece bu anlamda bir inanç değil birlik, beraberlik anlamında da ülkemizin birliğini, beraberliğini, tevhidini temsil etmesi bakımından da Şanlıurfa tercih listemizin başında yer aldı. Hep beraber Şanlıurfa’ya geldik. Tek başımıza gelmedik, 81 vilayetle geldik. Anadolu’yla geldik, Trakya’yla geldik. Dicle’yle, Fırat’la, Sakarya’yla, Seyhan’la, Ceyhan’la geldik, Yeşilırmak’la, Kızılırmak’la geldik. Birileri bu güzel nehirleri, bu güzel dağları, mekanları birbirinden ayırmak isterken, bizler birleştirmek için geldik. Tevhit için geldik. Hep beraber tek bir yürek olmaya, tevhit olmaya geldik.

Bütün il başkanlarımıza Şanlıurfa adına da hoş geldiniz diyorum. İl başkanlarımız adına da Şanlıurfalılar nezdinde hoş bulduk diyorum.

Ve bu güzel başlangıcı aslında düşündüğümüz gibi güzel faaliyetlerle de taçlandırdık. Son genişletilmiş il başkanları toplantımızda bu kararı alırken, yani bundan sonra illerimizde toplanacağız derken bunun bir buluşma, sadece bizim Parti içinde kurumlarımız ve kurullarımız arasında bir istişare değil de aynı zamanda illerimizin buluşması şeklinde bir şölen, bir kucaklaşma şeklinde olmasına karar vermiştik. Dün bunun ilk işaretlerini gördük, ben emeği geçen arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Ekonomi Bakanımız Nihat Zeybekçi başkanlığında Şanlıurfa’da Ekonomi Zirvesi tertip edildi, STK’lar ve işadamlarıyla toplantılar gerçekleştirildi. Başbakan Yardımcımız Sayın Numan Kurtulmuş Başkanlığında Sosyal İlişkiler Genel Başkanlığı koordinatörlüğünde mültecilerle ilgili Şanlıurfa’da dün bir çalıştay tertip edildi. AK Parti Genel Kolları Genel Başkanlığımız Akçakale Mülteci Kampını ziyaret etti, Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Abdülhamit Gül koordinatörlüğünde de değişik illerimizden gelen belediye başkanlarımız farklı gruplar halinde 13 ilçemizi, Şanlıurfa’nın 13 ilçesini ziyaret ettiler. Yani burada bir formel toplantı yapmaya gelmedik. Biraraya gelip bir toplantı salonuna kapanıp sonra oradan uçaklara binip ayrılmaya gelmedik. Burada ekonomi gibi her şehir için can damarı olan bir konuyu o şehirde tartışmış olduk. Mülteciler konusu başta olmak üzere sosyal meselelerimizi ve kardeşliğimizi ilgilendiren konuları tartıştık. Ve listeyi gördüğümde çok memnun oldum. Değişik il grupları şeklinde bütün ilçelerimizi ziyaretler yapıldı ve hediyeler takdim edildi farklı belediye başkanlıklarımızdan ilçelerimize hediyeler takdim edildi ve edilecek. İşte buluşma bu, işte AK Parti’nin diğer partilerden de farkı bu. AK Parti gönülleri buluşturmaya geliyor. Sadece sandıkla milleti buluşturmaya değil ondan önce gönülleri buluşturmaya, bu gönüller arasında hiç sarsılmayacak köprüler kurmaya geliyor. Selam olsun bu köprüleri kuran gönül erlerine, sizlere ve bütün illerimize, 81 vilayetimize Şanlıurfa’dan selam olsun.

Güzel geleneklerin başlangıcı dedik, bir güzel buradan hemen ilk toplantının açılışıyla birlikte gelecek toplantımızı, yani Aralık ayında yapacağımız toplantımızın mekanını da ilan edeyim. İnşallah bu sefer batı serhaddimizde olacağız güney sınırımızdan, Edirne’de buluşacağız inşallah gelecek ay.

Aslında son bir ayın takvimine baktığımızda sadece yurt içi seyahatlere baktığımızda bu buluşmamızın anlamını derinleştiren bir geniş alanı da görmüş olursunuz. Son buluşmamızdan sonra Kahramanmaraş’a, Kayseri’ye, Bursa’ya, İstanbul’a kongreler dolayısıyla zaten hep olduğumuz Ankara’da kongrelerimize, Nevşehir Hacıbektaş’a, Ağrı Patnos’a, Erzincan’a, Tunceli’ye ziyaretlerde bulunduk sadece 1 aylık takvim boyunca. Yurt dışı takvim itibariyle de Avustralya, Filipinler, Irak seyahatleri gerçekleştirdik ki bunların her birine ayrı ayrı değineceğim. Birçok önemli gündem maddesini de tartıştık, konuştuk, önemli kararlara imza attık. Bu kararların hayata geçmesi için eylem planları hazırladık.

Üç ana eksende bugün bu bir aylık takvimi sizlere paylaşacağım, aslında dört diyelim, çünkü kongrelerimizle de ilgili son olarak bazı hususları paylaşmak istiyorum.

Birincisi; iç siyasi gelişmeler, demokratikleşme felsefemiz ve çözüm süreci bağlamında attığımız adımlar.

İkincisi; dış politikada bu iç meselelerle bağlantılı olarak son 1 ay içinde ortaya çıkan gelişmeler.

Üçüncüsü de; ekonomi alanında hem Türkiye için, hem küresel ekonomide karşı karşıya kaldığımız meseleler ve çözüm yolları.

Birincisi; iç siyasi gelişmeler ve demokratikleşme çabalarımız. 62. Hükümeti kurar kurmaz öncelikle el attığımız konulardan birisi ve hiçbir zaman da taviz vermeden kararlılıkla sürdüreceğimizi beyan ettiğimiz hususlardan birisi çözüm süreci oldu ve çözüm süreci mekanizmasını kurduk. Ancak 6-7 Ekim olayları ki bugün Suruç’u da ziyaret edeceğiz ve orada Suriye’nin her bir kesimine olduğu gibi Kobani’deki kardeşlerimize de bir gönül yakınlığında beraber olduğumuzu göstermek için orada bulunacağız. Ama bu meseleye ayrıca geleceğim.

6-7 Ekim olayları sebebiyle ortaya çıkan yeni bir durum söz konusu oldu. Bazı çevreler Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da, ayrıca büyükşehirlerimizde Türkiye’nin demokratik atmosferini de istismar ederek vandalizme, şiddete yönelmeye kalktılar, biz bunlar karşısında devlet ahlakının gereği olarak soğukkanlı bir tavır sergiledik ve hep şunu vurguladık: Çözüm süreci kamu düzenin alternatifi değildir, kamu düzeninin olmadığı yerde çözüm süreci hayata geçirilemez. Bu sebeple de bu ay içinde iç demokratikleşme anlamında ve sosyal ve siyasal sorunlar perspektifinde üç önemli reformu hayata geçirdik. Birincisi, iç güvenlik reformu ve özgürlüklerin korunması. Sadece 6-7 Ekim olayları bağlamında değil, daha da genel bir çerçevede güvenliği teminat altına almak açısından değil sadece, özgürlükleri de derinleştirmek açısından çok köklü bir reform paketini hazırladık bu hafta Pazartesi günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sevk ettik. Bu arada bir taraftan vatandaşlarımızın özgürlükleri ve hakları korunur ve ciddi bürokraside ciddi kolaylaştırılmalara giderken, diğer taraftan güvenlikle ilgili yeni bir yapılanma esas alında. Birçok bürokratik işlem kolaylaştırıldı, isim değiştirmeden, pasaport almaya kadar vatandaşlarımızın devletle olan ilişkilerinde devletin vatandaşımıza borcu olan en kısa, en doğru yoldan hizmet götürme taahhüdünü yerine getirecek tedbirler aldık. Ayrıca daha etkin ve koordineli bir güvenlik yapılanması için jandarmamızın özellikle sicil ve diğer alanlarda adli görevler bağlamında, mülki görevler bağlamında İçişleri Bakanlığımıza doğrudan bağlanması ve bazı süreçlerin yeniden yapılandırılması konusunda önemli adımlar attık.

Yine son olaylardan gördüğümüz tecrübe sonrasında, edindiğimiz tecrübeler sonrasında özellikle toplantı ve gösteri hakkının kullanması esnasında ortaya çıkabilecek istismarları yok edecek ve toplantı gösteri yapma özgürlüğünü teminat altına alacak ciddi düzenlemeler getirdik ve bu düzenlemeler inşallah en kısa zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülerek karara bağlanacak.

Buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum, aslında Şanlıurfa’da bu toplantıyı yaparken de bütün bir vatana, ülkeye, bütün vatandaşlarımıza şu çağrıda bulunuyoruz: Çözüm sürecini kararlıkla sürdüreceğiz, ama Hakkari’den, Edirne’ye, Muğla’dan, Artvin’e kadar Türkiye’nin her bir köşesinde kamu düzenini kesinlikle zaafa uğratmayacak her türlü tedbiri de almaya kararlıyız.

Bu olayları tırmandıranlar sözde ve söylemde çözüm süreci vurgusu yapmakla birlikte alanda şiddeti teşvik edenler aslında şu mesajı iletmek istediler: Biz belli alanlarda, belli yerlerde sadece bir tek siyasi görüşe, bir tek siyasi yaklaşıma izin veririz ve o yaklaşım dışındakiler farklı siyasi görüşler buralarda barınamazlar onun için parti binalarımıza saldırdılar, onun için farklı siyasi görüşlere sahip olan vatandaşlarımızı hunharca katlettiler. Bizde şimdi Patnos’ta birkaç gün önce kongremizde vurguladığım gibi buradan Şanlıurfa’dan da bütün AK Parti kadrolarına hem selamlarımı iletiyorum, hem de şu mesajın bilinmesini istiyorum: Türkiye’nin her yerinde siyaset yapmaya, Türkiye’nin her yerinde al bayrağı ve AK Parti bayrağını dalgalandırmaya karalıyız ve bundan hiçbir şekilde taviz vermeyeceğiz.

Şimdi bir sınav günüdür eğer gerçekten çözüm süreci samimiyetle savunulacaksa herkes şiddeti, nefret dilini, kini ve en önemlisi de silahı bir kenara koyacak ve çözüm sürecini siyasal alanda yürüyen bir süreç olarak her türlü görüşün ifade edildiği, ama nihayetinde temel muhatabın millet olduğu ve sadece millet olduğu bir süreç olarak başarıya ulaştırmayı gayret etmek durumunda herkes. Bu çerçevedeki adımlarımız devam edecek, hem kamu düzenini teminat altına alacağız, hem de çözüm süreci konusunda son yaptığımız toplantıdan sonra aldığımız kararlar çerçevesinde adımlar atmaya devam edeceğiz.

Yine bu bağlamda ki önemli bir ikinci alan olarak, Türkiye’de eşit vatandaşlık haklarının gözetildiği bir alan olarak Hacı Bektaş-ı Veli’ye ziyaretimden sonra öncesinde yaptığım görüşmelerle birlikte, son olarak da Tunceli’de yaptığımız temaslarla aslında Türkiye’de Alevi vatandaşlarımızla ilgili ortaya çıkabilecek sorunlar, çıkmış olan ve çıkabilecek sorunlarla ilgili çok kapsamlı bir çalışma içine girdik. Bütün bunların gerek Hacı Bektaş’ta, gerek Tunceli’de verdiğim mesajların esası açıktır. Biz iki ilkeyi savunmaya devam edeceğiz, bu topraklardaki kardeşliği, temel prensipleri, Hazreti İbrahim’in yoluyla Ehli Beyt’in yolu birbirinden ayrılamaz. Bu anlamda Şanlıurfa’da, Tunceli’den, Hacı Bektaş’tan ayrılamaz. Hazreti İbrahim’in yolu aynı zamanda onun torunları olan Ehli Beyt’in de yoludur. Bu tarihi birlikteliği bu topraklarda egemen kılacağız. Bununla birlikte eşit vatandaşlık haklarını da egemen kılacağız. Kimse etnik ve mezhebi inancı dolayısıyla, geçmişi dolayısıyla ya da konuştuğu dil dolayısıyla ya da siyasi görüşü dolayısıyla bu topraklarda tahkir edilemeyecek, ötelenemeyecek, herhangi bir şekilde ayrımcılığa tabi kılınamayacak. Bu çerçevede adımlar atarken birçok tepkiler aldık, bu tepkilere geleceğini biliyorduk. Birilerinin tek parti zihniyetini savunmaya devam edeceğini biliyorduk özellikle CHP’nin. Ama MHP’de o koltuğa, o kuyruğa girdi ve birlikte CHP’nin tek parti dönemindeki uygulamaları savunmaya yöneldiler. Aslında AK Parti’nin yeni Türkiye diye bugün ısrarla savunduğu ilkelerle eski Türkiye’nin alışkanlıkları arasındaki temel fark son tartışmalarla ortaya çıkmıştır. Birileri milleti adam etmeye ayarlı bir devlet anlayışını benimserken, biz millete hadim olan, millete hizmet eden devlet anlayışını savunduk, savunmaya devam edeceğiz yeni Türkiye’nin felsefesi budur.

Birileri kendisinden farklı düşünen herkese, kendisinden farklı geçmişe sahip olan herkese düşmanca duyguları körüklerken, biz bütün düşmanlıklar karşısında muhabbetin sözcüsü olmaya devam edeceğiz. Geçtiğimiz haftalarda BAAS zihniyetinin Türkiye’deki karşılıkları olarak bu partilere işaret ettiğimde aslında bunu göstermeye çalışmıştık. Düşününüz çatı aday diye Cumhurbaşkanlığı seçiminde bir araya geldiler birliktelikleri de devam edecek, ama ne yolda devam ediyor görüyorsunuz tek parti zihniyeti yönünde. Onlar çatıyla uğraşacak, biz ise milletin temelinden hareketle yepyeni bir siyasi sistem, yepyeni bir anayasal sistem, yepyeni ve güçlü bir devlet inşa etme yoluna devam edeceğiz.

Bu ziyaretlerim esnasında Tunceli’de aslında oraya geçmeden önce Erzincan’da kongre esnasında Sayın Kılıçdaroğlu’nun kayınvalidesinin vefat haberini aldım dünde zikrettiğim gibi. Ondan sonra şu ana kadar da Sayın Kılıçdaroğlu’yla ilgili herhangi bir eleştirel cümle kurmamaya özen gösterdim taziye saygı için. Sayın Hanımefendiye ve ailesine tekrar taziyede bulunuyorum. Dün de ifade ettim; siyasete bir seviye, bir karşılıklı saygı getirmek gerekir diye. Ama maalesef bugün sabah hemen havaalanından buraya gelirken Sayın Kılıçdaroğlu’nun İstanbul’da yaptığı bir toplantıdaki ifadelerinden anlıyorum ki Kılıçdaroğlu’nun kulakları bu tür çağrılara kapalı. Gönülleri kapalı olanların kulakları da kapalı olur zaten. Gönüllerini açamayanlar kulaklarını kapatırlar bu tür çağrılara. Orada kullandığı ifadelerle bizi Başbakanlığa çağırıyor.

Şimdi herhalde herkes Türkiye’nin dört bir yanını dolaşarak bu ülkenin sorumluluğunu nasıl üstlenmek için gayret sarf ettiğimizi takip ediyor ve Türkiye’de herhangi bir iktidar boşluğu oluşturmadığımız gibi bütün bu geçiş sürecinde daha da kuvvetli ve güçlü bir ivmeyle kongrelerimizde seçime hazırlıklarla geleceğe hazırlandığımızı görüyor. Hiç Kılıçdaroğlu dertlenmesin, onun halini de görüyor herkes, bizim kudretimizi de görüyor, bizim şefkatimizi de görüyor.

Sırf kendini bir anlamda kitlesi nezdinde tatmin edebilmek için ve partiden ayrılanları da itham edebilmek için “CHP’nin iktidar olamayacağına inananlar partiyi terk etsin” diyor, ifade ona ait. Kendisinin de inandığını zannetmiyorum. Böyle bir kriter koyacaksa, önce kendisinin kapıdan çıkıp gitmesi gerekecek. Allah aşkına bir anket yapılsın Türkiye sathında, CHP’nin iktidara geleceğine inanan kimse çıkar mı? Hadi böyle bir ihtimal zuhur etse, herkes hafezanallah der, Allah bizi muhafaza etsin der, çünkü CHP iktidarlarının ne getirdiğini biliyor. Kendi partisinin geçmişiyle yüzleşemeyen Kılıçdaroğlu, sadece tek parti geçmişi değil yakın geçmişiyle de yüzleşemeyen Kılıçdaroğlu şimdi bize meydan okumaya kalkıyor. Tunceli’de, Dersim’de, oradaki kardeşlerimizle kucaklaştık. Emin olunuz Şanlıurfalılar, ben her birine teşekkür ediyorum gerek cemevinde, gerek sokaklarda, gerek kongremizde gördüğümüz hava dolayısıyla. Milletimizin birliğine beraberliğine, ülkemizin geleceğine güvenim bir kez daha arttı bütün bu gezdiğim yerlerde. Patnos’a gittiğimde AK Parti kadrolarında tek bir nebze tereddüt hali görmedim. O vandalizmle Belediye binamız yakılmıştı, birçok tahribat yapılmıştı, ama AK Parti neferlerinde tek bir tereddüt görmedim. Hepsini kucaklıyorum, alınlarından öpüyorum.

Tunceli’de aynı şekilde, belki bana gelip sarılanlar, elime kapananlar, bizi kucaklayanlar belki farklı farklı partilere oy verdiler, belki farklı düşüncelere sahipler. Ama hiçbirinin gözünde bir nefret hali, bir ötekileşme hali görmedik. Hep ışıltı, hep tebessüm, hep güler yüz, hep kucaklaşma hissi. Sayın Kılıçdaroğlu Tunceli’ye gitmişken Tunceli’den bari bu özelliği alıp gelseydi. Muhabbet dilini, Hakk, Muhammed, Ali yolundaki muhabbet dilini alıp gelseydi. Ama maalesef böyle taziye günlerinden hemen sonra bile açık ve son derece çirkin ifadelerle siyaset yapmaya devam ediyor, bizim çağrımıza kulak kapatıyor.

Ve MİT Müsteşarlığımız nezdinde hala birtakım ithamlarda bulunmaya devam ediyor. Elinizde bir belge varsa ispat edin dedik, hiçbir belge çıkmadı. Gazetelere bakın diyor. Yani Kılıçdaroğlu bir de şunu söylüyor: Ben devleti kendisinden iyi bilirim diyor. Ama Kılıçdaroğlu’nun devleti kendisinden iyi bilirim iddiasından sonra söylediği gazetelere bakın demek, demek ki devleti de gazetelerden öğreniyor, gazete kültürüne dayalı bir devlet anlayışı var. Bir ithamda bulunuyorsunuz MİT Müsteşarlığıyla ilgili, o ithamı ispat görevi sizin üzerinize düşer. Ha nereden geliyor bu itham biliyor musunuz? Hala bir rövanş peşindeler. Çatı adayını kimler belirledilerse ve CHP’nin önüne kimler dikte ettiyse, aynı kesimler şimdi MİT’e saldır diyorlar. Hani 7 Şubat’ta MİT Müsteşarımıza dönük komplo var ya, o komplo sadece MİT Müsteşarımıza dönük değildi Hükümetimize dönüktü, devlete dönüktü ve siyasi istikrarımıza yapılan bir komploydu. Hak ettiği cevabı aldılar, bir an bile tereddüt etmedik. Sayın Cumhurbaşkanımız Başbakan olarak da olaya müdahil oldu ve gerekli dirayetle Türkiye büyük bir badireden kurtuldu. Şimdi orada MİT Müsteşarımızı hesaba çekemeyenler, MİT Müsteşarı üzerinden milli iradeyi hesaba çekemeyenler, şimdi anlaşılan o paralel çete Kılıçdaroğlu’na yeni bir tüyo ve yeni bir malzeme vererek MİT Müsteşarlığına saldırtmaya çalışıyorlar. Bunun arkasında başkaları da var. Bunun arkasında Milli İstihbarat Teşkilatımızın son 4-5 yıl içinde çok köklü ve yeniden yapılanmayla dış istihbaratta kazandığı kapasiteyi kıskanan dış çevreler de var, dış çevreler de var. Milli İstihbarat Teşkilatımız öylesine köklü bir dönüşümden geçti ki, bunu iftiharla söylüyorum, gidip brifing aldığımda da gördüklerimden çok memnun oldum. Artık Türkiye başka ülkelerin istihbarat elemanlarının at oynattığı, Türk istihbaratının ise dışarıda buna tepki ve veremediği bir konumda olmayacak. Kılıçdaroğlu eline verilen bazı notları düşünmeden okurken bütün bunları gözden geçirmek durumunda.

Bir kez daha söylüyorum, ciddi bir delil varsa ortaya koyar. MİT Müsteşarlığımız da, devlet kurumlarımızın hepsi de sadece bu devlete hizmet eder, bu millete hizmet eder. Bu hizmetleri dolayısıyla da bizim her zaman takdirimizi de alırlar ve hiçbir kurumumuzu, devlet kurumumuzu bu tür iftiralara karşı korunaksız, dayanaksız bırakmayız, bunun da bilinmesini isterim.

Şimdi Sayın Kılıçdaroğlu kendi partisiyle, geçmişiyle yüzleşsin dedim. Hadi Dersim’le yüzleşmekten kaçındı, hiçbir kendisi açık bir şey söyleyemediği gibi bir Genel Başkan Yardımcısı yarım yamalak bir şeyler telaffuz etti, parti birden ikiye bölündü. İşte AK Parti ile CHP arasındaki fark bu. Kendisi çıkıp ne Tunceli’de, ne de herhangi bir toplantıda açık bir tavır belirleyemedi. Sadece 30’lu yıllar mı değerli arkadaşlarım, 94’te yayınlanmış DYP-SHP, yani bugünkü CHP’nin ikiz kardeşi veya anası diyeyim, hepsinin anası CHP ama, SHP ile bir dönem geçtiler biliyorsunuz, 94’te yayınladıkları genelgeler var. Tunceli’ye, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki illere gıda ambargosu uygulayan genelgeler var. Bunları senin partin çıkardı Kılıçdaroğlu, bunlarla yüzleş. Bize dönük herhangi bir ithamda bulunmadan önce kendi partinle yüzleş. MHP ile yüzleş, çatı adayı birlikte belirlediniz. Şimdi aynı mirası paylaşarak eski Türkiye geleneklerini savunma üzerinden AK Parti’yi hedef ediniyorlar her ikisi de. Hiç merak etmesinler, biz gerektiğinde iki, üç, beş, kimler gelirse gelsin hepsine karşı hak bildiğimiz yolda mücadele etmeye, gerekli gayreti göstermeye de kararlıyız.

Bu iç güvenlik reformu ve özgürlüklerin korunması paketi ve onun etrafında Türkiye’de demokratikleşmenin gelişmesi için atılacak adımlar inşallah önümüzdeki günlerde de devam edecek. Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Meclisimizde, bu özellikle vatandaşlarımızın kişisel verilerinin korunması yönünde atılan önemli bir insan hakları reformu.

Ve yine bu çerçevede, iç siyasi gelişmeler bağlamında iş sağlığı reformunu hayata geçirecek adımları attık ve bunu kamuoyuyla da paylaştık, inşallah önümüzdeki günlerde de özellikle maden kazalarında hayatını kaybeden kardeşlerimize bir kez daha taziye dilerken bir daha bu kazaların olmaması için de gerekli her türlü yasal ve pratikte uygulamada tedbirler almaya devam edeceğiz.

Şimdi bir taraftan Türkiye içinde demokratikleşme ve reformlar yönünde bu adımları atarken dış politikada da son derece dinamik, hareketli bir yaklaşım sergiliyoruz. Son iki hafta içinde Avustralya’da G-20 Zirvesine katıldık, onunla ilgili değerlendirmeleri ekonomi alanında tekrar ele alacağız. Ve yine son derece önemli Filipinler ve Irak seyahati gerçekleştirdik. Irak seyahatinden özellikle bahsetmek istiyorum. Bereketli hilalin merkezindeki aziz Şanlıurfa, bereketli hilal Basra Körfezinden Akdeniz’e kadar uzanan bir hilaldir ve onun tam merkezinde de Urfa vardır.

Geçtiğimiz Perşembe günü Bağdat’a, Cuma günü de Erbil’e iki günlük bir ziyaret gerçekleştirdim. Bağdat seyahatim esnasında hem yeni Hükümet Başbakanı Sayın Abadi ile çok detaylı görüşmeler yaptım, hem de Bağdat’taki Irak’ın bütün siyasi akımlarının liderleriyle, partilerin ve grupların liderleriyle tek tek görüştüm; Meclis Başkanı Selim el-Cuburi, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Allavi, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Nuceyfi ve değişik partilerin temsilcileri, Irak Türkmen Cephesi Başkanı Sayın Erşad Salihi ve bütün Türkmen milletvekilleri ile kapsamlı görüşmeler yaptım. Irak’ın istikrarından en fazla olumlu yönde etkilenecek ve bu istikrarı kendi istikrarı gibi gören ülke Türkiye’dir. Ama bu istikrardan Türkiye içinde de en olumlu yönde istifade edecek şehirlerin başında da Urfa gelir Irak’ın ve Suriye’nin istikrarında. Onun için bizim temel amacımız Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da, bütün Ortadoğu’da etnik ve mezhep ayırımı olmayan kalıcı bir barışı tesis edecek şekilde adımların atılması. Urfalılar bunu çok iyi anlar çünkü, Urfa’da tam bir tevhit ve birlik bilinci içinde Türk vatandaşlarımız, Arap vatandaşlarımız, Kürt kökenli vatandaşlarımız hepsi bir arada yaşar. Ortadoğu barışının İbrahimi gelenek etrafında bütünleştiği, sembolleştiği şehir Urfa’dır. Ve o sebeple de Urfa’ya bir kez daha teşekkür ediyorum Şanlıurfa’ya. Özellikle Suriye’den gelen kardeşlerimize kucak açtığınız için.

İbrahimi gelenek demek kolay, ensar ahlaki demek kolay, ama imtihanla karşılaşıldığında nasıl tavır alındığı önemli. Şanlıurfalı kardeşlerimiz, vatandaşlarımız her birine buradan teşekkür ediyorum Suriye’den gelen mülteci kardeşlerimize gösterdikleri tavırla Medine ruhunun Urfa’da, Şanlıufra’da, ensar bilincinin Urfalılarda yaşadığını gösterdiler. Biz bu ensar bilinciyle davranmaya devam edeceğiz. Onun için Irak’a gittiğimizde her kesimle toplandık görüştük ve 2009 yılında başlattığımız Türkiye ile Irak arasında başlattığımız Yüksek Düzeyli Stratejik İş Birliği Konseyinin bir sonraki toplantısını da inşallah önümüzdeki ay Türkiye’de gerçekleştireceğiz. Böylece Irak’la aramızdaki ortak kabine toplantısı geleneği tekrar ihya edilmiş ve enerjiden ulaştırmaya, inşaattan, yatırımdan, ticarete kadar çok geniş bir alanda yepyeni bir dönem başlayacak. Irak’ın karşı karşıya kaldığı problemleri biliyoruz, Bu gece dahi Kerkük’te olan gelişmeleri takip ettik. Hala IŞİD terör örgütünün tehdidi devam ediyor ve hala maalesef etnik ve mezhep temelli ayrışmalar sürüyor. Ama bu ayrışmalar karşısında Türkiye hiçbir zaman sessiz ve kayıtsız kalmayacak, bu ayrışmaların giderilebilmesi için, ihtilafların ortadan kaldırılabilmesi içinde elinden gelen bütün çabayı gösterecek. Bütün Iraklılar, bütün Suriyeliler bizim kardeşimizdir, ezeli ve ebedi dostumuzdur. Aralarında bir ayrım yapmayız hangisi ne zaman yardıma ihtiyaç hissederse Anadolu toprakları onların ana yurdu olarak her zaman açıktık.

Bağdat’ta yaptığımız bu görüşmelerden sonra Erbil’e geçtik ve Erbil’de de hem Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Sayın Neçirvan Barzani’yle görüşmeler yaptık, hem de gururla huzurunuzda bir kez daha dün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde teyiden söylemiştim, bugünde bir kez daha söylüyorum, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin orada, Irak ordusunun asli unsuru olan ve anayasal olarak Irak ordusunun parçası olan Peşmerge’ye eğitim verdiği alanları gezdik. Burada gururla ifade etmek istediğim husus Türk Silahlı Kuvvetleri’nin disipliniyle, kararlığıyla bu dost ve komşu Irak’ın istikrarı için gösterdiği çabalarda ortaya koyduğu gayretler ve çalışma disiplinidir. Bundan sonra da Irak’ın güvenliği, Türkiye’nin Irak’la olan sınır boylarındaki güvenlikler konusunda da bu şekildeki katkılarımız, askeri katkılarımız devam edecek ve her an Irak’la temas halinde Türk, Irak sınır güvenliği dışında bölgesel tehditlere karşıda birlikte çalışmaya kararlıyız.

Oradan helikopterle Duhok’taki AFAD’ın ve gerçekten artık dünyada adı saygıyla anılan bir yardım teşkilatı olarak AFAD’ımızın kurduğu kampları ziyaret ettim. Bu kamplarda Türkmen kardeşlerimizle, Ezidi kardeşlerimizin yan yana, Türk bayrağı altında nasıl huzur içinde yaşadıklarını görmekten de memnun oldum işte aradaki fark bu. Bundan fazla değil, 15 yıl önce Adapazarı’nda deprem olduğunda, Gölcük’te deprem olduğunda Ankara’dan oraya ulaşamayan bir devlet, bir hükümet, başbakanlar ve bakanlar vardı. Bugün dünyanın neresinde olursa olsun bir felaket haberi geldiğinde en kısa sürede 24 saat içinde oraya intikal edebilen, birkaç hafta içinde kamp kurabilen ve orada yeni bir düzenin önünü açabilecek şekilde altyapı tesisleri oluşturabilen bu kapasiteyi ulaşmış bir Türkiye var. Bu Türkiye’yle bütün milletimiz gurur duyduğu için tekrar ve tekrar partimize destek veriyor, partimizin arkasında duruyor. Milletimiz bu desteği verdikçe de biz hem ülke içinde Allah göstermesin ama bir felaketle karşılaşıldığında her türlü şefkatle vatandaşımızın yanında olacağız. Hem de ülke dışında, insanlık adına kimin yanında olmak gerekiyorsa var gücümüzle oralarda bulunmaya devam edeceğiz aramızdaki fark bu.

Bakın yine Sayın Kılıçdaroğlu, geçtiğimiz hafta Irak Türkmenlerini kabul etti ve çok AK Parti söylemini andıran cümlelerle şu sözleri ifade etti: Sizin kaderiniz bizim kaderimizdir ve biz her zaman mazlumların yanında olmaya, mağdurların yanında olmaya devam edeceğiz. Ben memnun oldum şahsen demek ki, artık AK Parti’nin söylemi, yaygın bir siyaset söylemi haline geliyor. Ama Kılıçdaroğlu’na şunu da tavsiye ederim: Nasıl Irak Türkmenlerini kabul etmişse bir gün Suriye Türkmenlerini de, Bayırbucak Türkmenlerini de kabul et. Çobanbey’den sökülüp atılan Türkmenleri de kabul et, Halep Türkmenlerini, Humus Türkmenlerini de kabul et ve onlara sor bakalım heyet gönderip, tebrik ettiğin Esad hakkında neler düşünüyorlar? Onların madem mazlumlara sahip çıkıyorsun, o mazlumları da bir dinle bakalım. Ama hayır, Kılıçdaroğlu’nun ne hikmetse hiç terk etmediği bir ilke var Esad’la olan dostluğu. Çünkü, Esad Arap BAAS’ıdır, CHP’de Türk BAAS’ıdır maalesef.

İşte aziz Şanlıurfalılar, değerli kardeşlerim; aramızdaki farkın en önemli ölçülerinden birisi bu. Bakın, Kobani’de Kürt kardeşlerimize bir zulüm olduğunda Türkiye kucağını açıyor, ama Türkiye’den bir veya iki parti sahip çıkıyor sadece, yani oraya sahip çıkıyor sadece. Halep’te bir olay olduğunda veya Türkmenlere bir baskı geldiğinde bir parti sahip çıkıyor, diğer iki parti sessiz. Araplara bir baskı geldiğinde bazen hiç kimsenin sesi çıkmıyor, ama bunlardan hangisine baskı gelmiş olursa olsun sesi çıkan, her birinin yardımına koşan sadece AK Parti var.

Şimdi düşünün hepsi Urfa sınırları içinde Kobani’de Kürt kardeşlerimiz var, Çobanbey’de Türkmen kardeşlerimiz, Tel Abyad’da Arap kardeşlerimiz, Urfalı bunların arasında fark görür mü? Görmez. Çünkü, Urfalı onların hepsinin Hazreti İbrahim’in emaneti olduğunu bilir. Çünkü, biz bütün bu geleneği bugün siyasette temsil eden bizler insanlar arasında etnik bazda herhangi bir ayrım yapmayı cahiliye adeti görürüz ve o adeta karşıda her türlü mücadeleyi veririz.

Kim zalimse kimliğine bakmadan karşı çıkarız. Kim mazlumsa yine kimliğine bakmadan bağrımıza basarız. Bundan sonra da dış siyasetteki bu yaklaşımımız devam edecek. Biz deriz ki; her Nemrut’a bir İbrahim, her Firavun’a bir Musa gerek. Biz Nemrutlar karşısında İbrahim, Firavunlar karşısında Musa olmaya devam edeceğiz.

Bu siyasetimizin Erbil’deki yansıması itibariyle yine beni büyük bir memnuniyetle ve geleceğe dönük ümitle Türkiye’ye dönmesi sağlayan bir olgudan da bahsetmek isterim, Erbil’de sokağa çıktığımızda, görüşme yaptığımızda, Cuma namazı için camiye gittiğimizde Türkçe, Arapça, Kürtçe, her dilde kardeşlerimiz bize sarıldılar işte görmek istediğimiz Irak tablosu, görmek istediğimiz Suriye tablosu, görmek istediğimiz Ortadoğu tablosu bu. Birileri Ortadoğu’yu bölmeye çalışabilirler, birileri Ortadoğu’da daha fazla kan akması için bazen rejimleri, bazen terör örgütlerini kullanmaya kalkışabilirler. Onların o oyunlarına karşı biz Ortadoğu’da her zaman kararlılıkla ve inançla barış diyeceğiz, kardeşlik diyeceğiz, dostluk diyeceğiz, yeni bir medeniyetin uyanışı diyeceğiz.

Ekonomi alanında geçtiğimiz ay içinde önemli bazı açıklamalarda ve önemli yeni hamle çabalarında bulunduk. Hatırlarsanız hükümetimiz kurulduktan sonra orta vadeli programı açıklamıştık. 62. Hükümetinde ekonomide ikinci hamle dönemi olacağını da vurgulamıştık. Şimdi geçtiğimiz ay içinde bu hamlenin ilk işaretlerinden biri olan son derece önemli stratejik bir dönüşüm programını açıkladık. 25 sektörde yapısal reformları, ekonomik reformları destekleyecek sektörel dönüşüm programını kamuoyumuzla paylaştık. Bunun dokuzunun detaylandırılmış programını açıkladık, inşallah önümüzdeki günlerde makroekonomik alanda, yapısal reformlardaki, sekiz alandaki reformları ve sonrada sosyal alandaki reform paketlerini açıklayacağız.

DEİK’le Dış Ekonomik İlişkiler Kuruluyla bir toplantı da bir toplantıda bir araya geldim ve dış ekonomik stratejimizi iş adamlarımızla, girişimcilerimizle paylaştım. Bursa Ticaret ve Sanayi Odasının toplantısında ve orada yaptığım konuşmada da Türkiye’nin yeni ekonomik perspektifini kamuoyumuzla paylaştık. Hemen bu çalışmalardan ve gelişmelerden sonra G-20 Zirvesine gittik, Avustralya’da G-20 Zirvesinde, G-20 ülkelerinin liderleriyle dünya ekonomisinin geleceği hakkında fikir alışverişinde bulunduk. Bu sene bu toplantının bizim açımızdan iki önemi vardı, birincisi Türkiye’deki Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık görev değişimlerinden sonra katıldığımız ilk toplantıda yeni Hükümetimizin perspektifini dünya liderlerine anlatmak.

İkincisi de, inşallah 1 Aralık’tan itibaren devir alacağımız Dönem Başkanlığında neyi planladığımızı yine dünya kamuoyuyla paylaşmak. Şunu gururla ifade ediyorum: Orada yapılan istişarelerde bir ülke Meksika dışında sektörel yapısal dönüşüm programını hazırlamış olarak gelen tek ülke Türkiye’ydi. Bütün ülkelerle bunları paylaştık ve küresel ekonomik krizin aşılması yönünde, atılacak adımlar konusunda da Türkiye’nin görüşlerini kendilerine aktardık. İnşallah 1 Aralık’tan itibaren Türkiye dünya ekonomisine yön veren en büyük 20 ülkenin başkanlığını devir alacak.

Bu o derece anlamlı ki, orada da vurguladığım gibi Türkiye bu Dönem Başkanlığı esnasında G-20 Dönem Başkanı olarak ve aynı zamanda en az gelişmiş 47 ülkenin koordinatörü olarak dünyanın en gelişmiş ülkeleriyle, en az gelişmiş ülkelerini bir araya getirmeye gayret edecek. En az gelişmiş ülkelerinin tabiri caizse küresel ekonominin mağdurlarının sözcüsü de yine Türkiye olacak, vicdanın sözcüsü de Türkiye olacak.

Bu çerçevede inşallah önümüzdeki 1 yıl içinde küresel ekonomideki gidişata yön verme yanında, hem 2015 seçimlerine giden süreçte ekonomimizi tahkim etmeye, güçlendirmeye devam edeceğiz, hem de 2023 hedeflerimiz yönünde kararlı yürüyüşümüzü de aksatmadan sürdüreceğiz.

2015 G-20 Zirvesinden sonra, 2016’da da bir başka büyük zirveye ev sahipliği yapacağız. İnsanlık tarihinde ilk defa gerçekleşecek olan insani zirve İstanbul’da toplanacak. Ve Birleşmiş Milletler, bütün ülkeler, sivil toplum kuruluşları insani konulardaki temel problem alanları ve gelecek perspektifini Türkiye’de tartışacaklar. Düşününüz, dünya ekonomisinin geleceği Türkiye’de tartışılacak, gelecek sene 2015’de, insanlığın geleceği de yine Türkiye’de tartışılacak 2016’da. İşte Türkiye artık bütün temel konuların çekim alanı haline gelmiş bir ülke. Önümüzdeki dönemde bu demokratikleşme hamleleri, dış politika etkinliği ve ekonomideki gelişmelerle ilgili aktif tutumumuzu sürdürme konusunda hiçbir tereddüt göstermeden kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz. Bu çerçevede ekonomiden bahsetmişken Şanlıurfa’mızla ilgili ve Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yla ilgili de ekonomide elde ettiğimiz mesafelerle ilgili kısa bir şekilde görüşlerimi paylaşmak istiyorum.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu gerek teşvik programlarımızda, gerekse yatırım programlarımızda hep öncelikli konumunu korudu. Bu sebepledir ki zaten, çözüm süreciyle birlikte bölgede ekonomik anlamda büyük bir kalkınma dönemi de başladığı için 6-7 Ekim olaylarında AK Parti binaları, devlet binaları yanında, iş yerlerine de saldırılar yapıldı ve istendi ki, bölgeye hakim olmuş olan Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya hakim olmuş olan iyimser hava dağılsın, tekrar 90’lı yılların, eski Türkiye’nin getirdiği sınırlamalar, kısıtlamalar, terör tehdidi, güvensizlik ortamı geri gelsin. Biz buna izin vermedik, vermeyeceğiz. Çünkü bölgedeki kardeşlerimizin, vatandaşlarımızın istikrar, refah ve kalkınma istediğini biliyoruz.

Bakınız 2002 yılında Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan toplam yapılan ihracat 825 milyon dolardı, şimdi ise 2013 yılında bu rakam 10 milyar dolar. Ve Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan 1 yılda yapılan ihracatı, şimdi 1 ayda yapıyoruz. Yine DAP ve GAP illerinde 2002 yılında ödenen toplam tarımsal destek 479 milyondu, şimdi 2,5 milyar liraya yakın, yani 2,5 katrilyon. Güneydoğu Anadolu Bölgemizde 9 ilin 8’nde havaalanı ulaşımı gerçekleştirdik, havaalanı şu anda 9 ilin, 8’nde hava alanımız var. Bu da bu bölgeleri hem Türkiye, hem de dünyaya bağlayan en önemli alanlardan birisi. Şanlıurfa’nın çevre illerle bağlantısını sağlayan duble yolların 352 kilometresini tamamladık, Şanlıurfa, Gaziantep otoyolu, Şanlıurfa çevre yolları ve Abide Kavşağını da tamamladık. GAP Arena Stadyumu ve 5 bin kişilik kapalı spor salonunu hizmete sunduk. Türkiye’nin en büyük mozaik ve arkeolojisi müzesi Halepli Bahçe’yi Şanlıurfa’ya kazandırdık. Üç organize sanayi bölgesi kurduk Şanlıurfa’da inşallah besi organize sanayi bölgesinin kurulması çalışmaları da devam ediyor. Suruç Ovasına bu tarihi bir yatırımdır 2 milyar Türk Liralık yatırımla 17 kilometrelik tünelle Suruç Ovasını suya kavuşturduk. İnşallah Suruç’a gelin bu su bereketi, barış bereketi Kobani’ye ve oradan da öteye bütün Suriye’ye ulaşacak.

Siverek, Viranşehir ve Akçakale ilçelerinde devlet hastanelerini tamamlayarak Şanlıurfalıların hizmetine sunduk. İki yıl içerisinde 318 okulun, yani 5100 dersliğin temelini attık, 220 okulun açılışını gerçekleştirdik. TİGEM arazisinde bulunan 5 bin kişilik göçerler ailelerinin 100 yıllık hayali gerçek oldu tapulu arazilerine kavuştular. 105 milyon Türk Lirası harcayarak Türkiye’nin üçüncü uzun asma köprüsünü olan Nissibi Asma Köprüsünü ulaşım hizmetine inşallah yakında sunacağız.

İnsanlık tarihini 12 bin yıl öncesiyle buluşturan dünyanın en eski tapınağı Göbekli Tepe’yi dünya turizmine kazandırdık. Şanlıurfa’da 243 milyon Türk Liralık gençlik ve kültür yatırımı yapıldı, Eyyübiye ilçemize 550 yataklı devlet hastanesi, Harran Üniversitesinde 600 yataklı tıp fakültesini de 2015 yılında inşallah açıyoruz. Ve bir önemli bir müjdeyi inşallah Mart ayında tekrar Şanlıurfa’mıza geldiğimizde bütün Şanlıurfa’yla paylaşacağız ve 1700 yataklı Şanlıurfa şehir hastanesinin de temelini Mart ayında atacağız.

Bütün bunlar bizim Şanlıurfa’ya, bölgeye ve Türkiye’ye bakışımızdaki temel perspektifi ortaya koyuyor. Birlik, kardeşlik, kalkınma, karşılıklı saygı ve onurlu bir gelecek. Bu yoldaki çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz.

Son olarak kongrelerimizle ilgili olarak şunu da vurgulamak istiyorum bütün il başkanlarımıza, belediye başkanlarımıza ve teşkilat mensuplarımıza: Diğer partiler kendi içlerinde yoğun ihtilaflar yaşarken AK Parti büyük bir şölen, şenlik, demokrasi bayramı içinde kongrelerini gerçekleştiriyor. İlçe kongrelerimizi tamamlamak üzereyiz. Ben de bizzat İstanbul’da Küçükçekmece ve Bahçelievler, Ankara’da Mamak ve Altındağ, ayrıca Patnos ve Erzincan, Tunceli merkez ilçe kongrelerine katıldım. İnşallah bu hafta sonunda büyük ölçüde ilçe kongrelerimizi tamamlayacağız ve il kongrelerimize başlayacağız. Önümüzdeki Cumartesi ve Pazar günü yine sembolik bir şekilde il kongrelerimizi istiklalimizin başlangıç noktasını teşkil eden Erzurum Kongresiyle başlangıç noktasını temsil eden Erzurum’da gerçekleştireceğiz. Erzurum Kongresiyle bizim bu hafta sonu gerçekleştireceğimiz AK Parti İl Kongresi arasında gönül bağı vardır, istiklal aşkı bağı vardır, istikbal bağı vardır. Erzurum Kongresi 1919’da hangi şartlarda gerçekleşmişse, ama ne büyük bir iddiayla milli iradeyi ortaya koyacak bir onurlu davranış sergilemişse, biz de inşallah 2014 AK Parti Erzurum Kongresiyle aynı ideallere sahip çıkacağız, aynı idealler için canımızı, başımızı, emeğimizi, alın terimizi ortaya koyacağız. Erzurum Kongresinden aynı gün Kars Kongresine geçeceğiz Cumartesi günü. Yine sembolik olarak da Pazar günü Türkiye’nin batısına, Trakya’ya geçip Balıkesir ve Kırklareli kongrelerini yapacağız. İşte AK Parti farkı bu. Şu anda bütün ilçelerimizde, bütün illerimizde kardeşlik ve tam bir dayanışma bilinci içinde kongrelerimizi yapıyoruz, biz burada toplanırken birçok ilçemizde kongreler devam ediyor. İnşallah Şubat ayı sonuna kadar kongrelerimizi tamamlayıp ondan sonra esas demokrasi şölenine, yani 2015 seçimleri için meydanlara ineceğiz, meydanlara ineceğiz. Kongre salonlarından meydanlara indiğimizde Türkiye’de herkes, ama özellikle de muhalefet partileri de görecekler ki Türkiye’nin istiklali de, istikbali de AK Parti’nin teminatı altındadır.

Onun için bütün il başkanlarımızın, belediye başkanlarımızın buradan, bu toplantıdan şehirlerine, vilayetlerine döndüklerinde bütün teşkilatlarımıza selamlarımızı iletmelerini rica ediyorum. Selam edin 81 vilayetimize, selam edin 81 vilayetimizi Urfa’daki tevhit bilinciyle biraraya getiren AK Parti kadrolarına, selam olsun bütün dava arkadaşlarımıza.

Allah’a emanet olun.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.