Yükleniyor...

Basbakan Davutoglu’nun 26 Ocak 2016 tarihli TBMM Grup Toplantisi konusmasinin tam metni

 

Aziz yol arkadaşlarım, sevgili misafirlerimiz; sizleri sevgi, saygı ve muhabbetlerimle selamlıyorum. Allah’ın selamı üzerinize olsun. Sizlerin şahsında bütün vatandaşlarımızı aynı muhabbetle selamlıyorum. Ve Batı Trakya’dan gelen dostlarımızı, Müftü Efendimizi, milletvekillerimizi, hepiniz adına da hoş geldiniz diyerek selamlıyorum. 

Bizim grup toplantımız sadece milletimize değil bütün gönül coğrafyamıza seslenmemize bir vesile teşkil ediyor. 

Toplantımızın başında aziz şehitlerimizi, vatanımızın birliği ve beraberliği, bizim huzurumuz, milletimizin istikbali için Rahman’a yolcu gönderdiğimiz aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle yad ediyorum. 

Bu hafta kaybettiğimiz ve iş dünyamızda saygın bir yeri olan Mustafa Vehbi Koç’a bir kere daha Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyorum.

Yine uzun yıllar Parlamentoda milletvekili olarak görev yapan Kamer Genç, edebiyat dünyamızın önemli ismi Tahsin Yücel ve değerli müzik adamı Ergüder Yoldaş da aramızdan ayrıldı. Kendilerine rahmet diliyor, sevenlerine başsağlığı temenni ediyorum. 

Aynı zamanda bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Başkanlık görevi esnasında hayatını kaybeden, milli mücadelenin, istiklal mücadelemizin kahramanlarından Kazım Karabekir’in vefat yıldönümü. Kendisine ve silah arkadaşlarına istiklal savaşımızın tüm kahramanlarına bir kez daha Allah’tan rahmet diliyor ve Türkiye Büyük Millet Meclisi adına onların bize emanet ettiği istiklalimizi ebediyete kadar koruma sözünü bir kez daha sizler huzurunda tekrar ediyorum. Hangi tehlike söz konusu olursa olsun, tehdit nereden gelirse gelsin Cumhuriyetimizin kurucu, Türkiye Büyük Millet Meclisi her zaman tam bir ortak bilinç, ortak vicdan, ortak yürek ile bütün bu tehlikelere karşı istiklal kahramanlarının bize emanet ettiği istiklalimizi ve istikbalimizi korumaya kararlıdır. 

SAYIN BAHÇELİ’YE ALLAH’TAN ŞİFA DİLİYORUM

Buradan geçirdiği ameliyat sebebiyle Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye de geçmiş olsun dileklerimi bir kez daha ifade ediyor, Allah’tan şifa diliyorum.

Değerli arkadaşlarım; sizlerle son olarak Afyon’da biraraya gelmiş ve iki gün kapsamlı bir şekilde derinlikli istişarelerde bulunmuştuk. Ardından ülkemiz için önemli katkılar sağlayacak yoğun bir dış temas trafiğine çıktık. Bildiğiniz gibi geçen hafta sonu İngiltere ziyaretimizin ardından İsviçre’ye Davos’a, oradan da ilk hükümetler arası istişareleri gerçekleştirmek amacıyla Berlin’e gittim. Bu ziyaretlerde 4 temel başlıkta ilerleme kaydetmeyi hedeflemiştik. 

Öncelikle küresel ekonomide durgunluk yaşandığı bir dönemde yabancı yatırımcılara Türkiye’nin ekonomik imkan ve cazibelerini anlatmayı ve ülkemize yabancı yatırım akışını hızlandırmayı hedefledik. Ziyaretimizin İngiltere ve Davos ayaklarında bu hedef doğrultusunda çok etkili temaslar ve görüşmeler yapma imkanımız oldu. 

Dış temaslarımızın ikinci hedefi; köklü ilişkilerimizin bulunduğu pek çok ülkeyle ikili ilişkilerimizi derinleştirmekti. Gerek müstakil ziyaretlerde bulunduğumuz İngiltere ve Almanya’daki temaslarımızda, gerekse Davos’ta gerçekleştirdiğimiz ikili temaslarda bu amaç doğrultusunda çok önemli görüşmeler gerçekleştirdik. Ziyaretimizin ikinci ayağında, Almanya ayağında bir ilki hayata geçirerek Türkiye ile Almanya arasında hükümetler arası istişare toplantısını gerçekleştirdik. Bu vesileyle seçim döneminde söz verdiğimiz şekilde dövizli askerliği yurt dışındaki vatandaşlarımız için 6000 avrodan 1000 avroya indiren yasamız Cumhurbaşkanımızca onaylandı, elhamdülillah yürürlüğe girdi. Bütün yurt dışındaki vatandaşlarımıza hayırlı, mübarek olsun. Biz söz verdik mi sözümüzün gereğini mutlaka yerine getiririz. 

Temaslarımızda ön planda tuttuğumuz üçüncü gündemimiz; son dönemlerde özellikle Avrupa Birliği ilişkilerimizde yaşanan ivmeyi kalıcı bazı kazanımlara kavuşturmaktı. Bu çerçevede vatandaşlarımıza vize muafiyeti ve uyum sürecinde yeni fasılların açılmasına dair konularda somut ilerlemeler kaydettik. 

Son olarak ziyaretimizin her üç ayağında da mülteci sorunlarına yönelik olarak küresel duyarlık geliştirmek ve bu soruna köklü çözümler geliştirmek üzere pek çok önemli temaslar gerçekleştirdik. 

Şimdi müsaadenizle ana başlıklarını verdiğim bu temaslarımla ilgili daha ayrıntılı bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum. 

Ziyaretimizin başında Londra’da Anadolu Ajansı ve TRT World’un Genç Yetenek Geliştirme Projesi kapsamında eğitim gören öğrencilerin de yer aldığı TÜRKEN Vakfı heyetini kabul ettim ve orada kendilerine bir hitapta bulundum. Bu vesileyle yurt dışında ne kadar kaliteli bir öğrenci topluluğu sahibi olduğumuzu da görmekten büyük bir memnuniyet duydum. Ardından Britanya Müslüman Konseyi Heyetiyle görüştüm. Avrupa’daki Müslüman toplulukların sorunlarını kendileriyle ele aldım ve bu sorunlar çerçevesinde özellikle islamofobi ve ırkçılık karşısında Türkiye’nin Avrupa’daki ve dünyadaki Müslüman topluluklarla omuz omuza mücadele edeceği mesajını bir kez daha kendilerine ilettim. Aynı gün merkezi Amerika Birleşik Devletleri’nin New York kentinde bulunan ve dünya çapında bilinen en büyük yatırım bankalarından biri olan Merrill Lynch’in düzenlediği 16. Türkiye Kalkınma Konferansının açılışında Türkiye’nin imkan ve kaynaklarını anlatma fırsatı buldum. Londra programı kapsamında Bloomberg iş dünyası temsilcilerine hitap ettim. Türkiye ekonomisinin orta ve uzun vadeli görünümü ve iş imkanlarını konuştuk.

Elhamdülillah bütün dünyada küresel kriz yaşanırken bütün bu yatırımcıların Türkiye’ye olan ilgisini görmekten büyük bir memnuniyet duydum. Türk ekonomisinin yatırımcılara sunduğu fırsatları bütün boyutlarıyla kendileriyle paylaştık. Bloomberg’deki programın artından Amerika Birleşik Devletleri Yatırım Bankası Goldman Sachs’te de yatırımcılarla buluştuk. Ayrıca Londra programı kapsamında Siyaset Enstitüsü Chatham House’da düzenlenen Bölgesel Sorunlar ve Küresel Fırsatlar başlıklı toplantı da bir konuşma yaptım. Londra’da Başbakan mevkidaşım Sayın David Cameron’la görüşmeler gerçekleştirdik. İngiltere ile mevcut gelişmeler karşısında kaygılarımızın müşterek olduğunu gördük. Bu ziyaretim sırasında Türkiye’yle İngiltere arasındaki işbirliğinin daha da ileriye taşınması için verimli temaslarda bulunduk. Son görüşmelerimizin iki ülke arasındaki ekonomik ve siyasi işbirliğini hızlandıracağından hiçbir şüphem yok, İngiltere bizim önemli bir müttefikimiz. Sayın Cameron’la görüşmemizde Türkiye’nin Mayıs ayında İnsani Yardım Konferansına ev sahipliği yapacağını hatırlattım ve bu konferansa kendisini davet ettim. Bildiğiniz gibi Birleşmiş Milletlerin tarihinde ilk defa tertip edilen Dünya İnsani Zirvesi 23-24 Mayıs’ta inşallah İstanbul’da gerçekleşecek ve ev sahipliği yapacağız.

İSTANBUL KÜRESEL BİR BAŞKENTTİR

Şunu bir kez daha ilan ediyorum: İstanbul dersaadet insanlığın meselelerinin tartışıldığı, çözüm bulduğu büyük bir küresel başkenttir. Kimin derdi varsa, kimin insani bir meselesi varsa bundan sonra İstanbul’a gelecek, İstanbul’da huzuru, saadeti bulacak. Bu çerçevede 23-24 Mayıs’ta gerçekleştireceğimiz toplantı hem birçok hükümet ve devlet başkanlarını ülkemizde tekrar ağırlamak bağlamında, hem de dünyaya insani bir mesaj vermek bağlamında son derece önem taşıyor. 

Bakınız son 1 yıl içinde Ekim 2015’den, Ekim 2016’ya kadarlık 1 yıllık dış zirve, yani Türkiye’de ve yaptığımız zirvelerin kısa bir tarihini vermek bile Türkiye’nin kazandığı uluslararası etkinliği ortaya koyuyor. 2015 Ekim’inde Dünya Göç Zirvesini Türkiye’de yaptık. 2015 Kasım’ında G-20 Zirvesini yaptık, 2015 Kasım 29’da Kasım’da Türkiye-Avrupa Birliği Zirvesini yaptık. Şimdi Nisan ayında İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesini yapacağız, Mayıs ayında Dünya İnsani Zirvesini yapacağız, Ekim ayında da Dünya Enerji Zirvesini yapacağız. İster göç ve insani meseleler gibi bütün insanlığı ilgilendiren meseleler olsun, ister enerji gibi dünya ekonomisini ilgilendiren meseleler olsun, ister G-20 gibi, İslam İşbirliği Teşkilatı gibi onlarca büyük devletin katıldığı zirveler olsun artık bunların hepsi Türkiye’de gerçekleşiyor. Küresel ve bölgesel yeni düzenin temelleri Türkiye’de tartışılıyor. Bilinsin ki, Türkiye bütün bu gelişmelerden etkilenen bir ülke değil, bütün bu gelişmeleri yönlendiren, etkileyen, geleceği belirleyen bir küresel aktördür. 

Kıbrıs konusunda ise önümüzde büyük zorluklar olduğunu, ancak fırsatlarında bulunduğunu değerli dostum David Cameron’la paylaştım. Londra ziyaretimizin ekonomik ayağının son etkinliği Dış Ekonomik İlişkiler Kurulumuzun Türk ve İngiliz işadamlarına yönelik düzenlediği akşam yemeği oldu, ardından İsviçre’ye Davos’a geçtik. Davos’ta Dünya Ekonomik Forumu yıllık toplantısında ev sahipliğini başarıyla üstlendiğimiz G-20 Zirvesinin ardından, ülkemizin küresel ekonomi hakkındaki vizyonunu bir kez daha uluslararası çevrelerle paylaşma imkanı bulduk. Hem Londra’da, hem Davos’ta Türkiye’ye büyük bir ilgi vardı. Türkiye kriz jeopolitiğinin ortasında bulunmasına rağmen uluslararası yatırımcılarda Türkiye’ye dönük çok büyük bir güven hissi oluşmuş durumda. Bunda sizlerin gayretiyle 1 Kasım’da sağladığımız büyük seçim zaferinin önemli bir etkisi var. Buradan bir kez daha uluslararası alana çıktığımız her fırsatta başımızın dik olmasını sağlayan, verdiği yüzde 49,5 destekle başımızı her zaman dik tutan aziz milletimize şükranlarımı ifade ediyorum.

Özellikle İstanbul’un önümüzdeki dönemde en önemli küresel başkentlerden biri olacağı beklentisi bütün muhataplarımızca bize defalarca ifade edildi. Türkiye’nin ekonomik geleceği konusunda muhataplarımızda en ufak bir tereddüt olmadığını, aksine beklentilerin büyük olduğunu müşahede ettik. Bu vesileyle bir yeni gelişmeyi de, güzel bir gelişmeyi de sizlerle paylaşmak istiyorum. Geçtiğimiz hafta İstanbul Atatürk Havalimanı Frankfurt Limanını da geçerek Avrupa’da en fazla yolcu ağırlayan 3. liman haline geldi. İnşallah İstanbul 3. Havalimanına kavuştuğunda sadece Avrupa’da değil, dünyada en fazla yolcu ağırlayan, dünyanın en büyük hava limanı olacak. Hepiniz hatırlayınız 2013 Mayıs’ında 3. Havalimanının büyük bir törenle temeli atıldıktan hemen sonra Türkiye kumpaslarla karşılaşmıştı. Gezi olayları, arkasından 17-25 Aralık olayları, Kobani olayları ve yaşadığımız dört büyük seçim. Bütün bunları, bütün bu badireleri, engelleri aşa aşa 2013 Mayıs’ında ortaya koyduğumuz perspektifi hayata geçirmeye kararlıyız. Ne önümüze çıkaracakları engeller bizim sadece hızımı artırır. Nefesimizi kesmez, nefesimizin direncini artırır. Allah bize güç ve kudret versin ve bu güç ve kudreti sadece milletin hizmetinde, sadece ülkemizin hizmetinde kullanacak siyasi basireti de bizden eksik etmesin. 

1 Kasım seçimlerinin oluşturduğu demokratik istikrarın büyük yankıları olduğunu da her görüşmede müşahede ettik, bu elbette bizim için çok sevindirici bir durum. Davos’ta birçok ülkeden liderlerle de temaslarımız oldu. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’yla bir araya geldik, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ukrayna Devlet Başkanı Petro Poroşenko ile birer görüşme gerçekleştirdik. Yine ikili görüşmeler kapsamında Sri Lanka Başbakanı Ranil Wickremesinghe ve Hollanda Başbakanı Mark Rutte ile bir araya geldik. Hollanda bildiğiniz gibi Dönem Başkanlığı görevini uhdesinde bulundurduğu için bu görüşmede özellikle Avrupa Birliği, Türkiye ilişkilerini ele aldık, inşallah Hollanda’yla da, Almanya’yla olduğu gibi hükümetlerarası zirve formatında ilişkilerimizi geliştirme kararı verdik. 10 Şubat’ta da Hollanda’ya resmi bir ziyaretle bunun ilk adımını atacağız. Aynı gün öğleden sonra Fransa Başbakanı Mark Rutte Valls ve Kazakistan Başbakanı Kerim Mesimov ile görüştük. Dünya Ekonomik Forumunda Türkiye’nin küresel rolü genel oturumunda bir konuşma yaptım. Bu görüşmelerimizde ikili konuların yanında, bölgesel ve küresel konuları ele aldık, etraflı bir şekilde müzakere ettik. İlk defa Türkiye’de organize edilecek Birleşmiş Milletler İnsani Zirvesi için Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Sayın Ban Ki Moon ile de bir görüşme ve ortak bir toplantıya Eş Başkanlık yaptık.                        

AVRUPA’YA ÜCRETSİZ SEYAHAT SAĞLANACAK

Son olarak Almanya’da değerli mevkidaşım Şansölye Merkel’le bir araya geldik. Bütün milletim adına Almanya’ya, dost Alman halkına son İstanbul’da gerçekleşen terör saldırısı dolayısıyla vefat eden Alman dostlarımız için bir kez daha taziyelerimi iletme imkanı buldum. Türkiye ve Almanya Hükümetleri arasında ilk defa gerçekleştirilen hükümetlerarası istişare toplantımızın iki ülke ilişkilerinin geleceği bakımından önemli ve tarihi bir adım olduğunu düşünüyorum. İnşallah önümüzdeki dönemde Meclis’ten geçireceğimiz yasalarla Schengen’e intibak için yapılacak çalışmaları tamamlamış ve en geç bu sene Ekim ayında vatandaşlarımızın Avrupa’ya vizesiz, başı dik bir şekilde seyahat etmelerini sağlamış olacağız. Bu konuda gösterdiği destek için Sayın Merkel’e teşekkür ettim. Yine Sayın Merkel ile ikili görüşmelerde uluslararası ve bölgesel konuları da ele aldık ve birçok konuda mutabık olduğumuzu müşahede etmekten de büyük bir memnuniyet duyduk.

Aziz arkadaşlarım, değerli dava arkadaşlarım; gerek İngiltere, gerek Davos forumu ve gerekse Almanya’daki temaslarımızda mülteci dramını bir kez daha dünya kamuoyunun dikkatine sunma imkanı bulduk. İnanıyorum ki, önümüzdeki dönemde kendilerine verdiğimiz bu bilgiler ışığında muhataplarımız mülteciler konusunda çok daha duyarlı davranacaklardır. Muhataplarımıza Türkiye’nin bu konudaki olağanüstü çabaları hakkında kapsamlı bilgi verdik. Bu bilgiler ışığında yaşanan dramın sadece Türkiye’nin değil, insanlığın meselesi olduğu gerçeğini bir kez daha kendilerine ifade etme imkanı buldum. Bu görüşmelerin ardından 3 milyar euronun kullanımının serbest bırakılması da bu anlayışın, bu olumlu gelişmelerin bir sonucu olmuştur. Ancak şunu bütün o forumlarda ifade ettim, burada da ifade ediyorum: Biz mülteciler meselesini bir para meselesi olarak görmüyoruz. Şu ana kadar 10 milyar dolara yakın harcamayı kamptaki mülteci kardeşlerimiz için yaptık, kimseden para istiyor, para talep ediyor değiliz. İster versinler, ister vermesinler insani vazifemizin gereğini yaparız. Ancak bu 3 milyar euroluk destek uluslararası toplum ve başta Avrupa Birliği’nin özellikle külfeti paylaşma konusundaki iradesini ortaya koymaktadır ve Türkiye’ye değil, Türkiye’deki mültecilere yapılan bir yardımdır. Almanya Başbakanı Angela Merkel’le görüşmemizin sonrasında Türkiye-Almanya Hükümetlerarası İstişare Toplantısına Başkanlık yaptık ve ortak bildiriyle bu istişare toplantısının sonuçlarını kamuoyuyla paylaştık. 

Yine burada Türk ve Alman işadamlarımızla görüştük. İstanbul’a döndüğümüzde de hemen ertesi gün Amerika Birleşik Devletleri Başkan Yardımcısı Sayın Joe Biden’ı bir yıl aradan sonra ikinci kez İstanbul’da misafir ettik. Ülkelerimiz iki yakın dost ve müttefik olarak her düzeyde ve yoğun temas içindedir. Görüşmemizin önemli bir kısmını doğal olarak Suriye ve Irak’ta yaşanmakta olan gelişmeler, ayrıca Kıbrıs bağlamında Kıbrıs müzakereleri bağlamında yaşanan, gelinen son aşama oluşturdu. NATO içindeki dayanışma ve işbirliğimizi de değerlendirdik. Başta PKK ve DAEŞ olmak üzere, terörün her türlüsüyle mücadelede işbirliği ve dayanışmanın daha da güçlendirilmesi için ilave adımlar atma kararlılığını yine birlikte göstermiş olduk. Yeni sınamalarla karşı karşıya olduğumuz bu dönemde Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki işbirliğinin her zamankinden daha büyük önem taşıdığını karşılıklı olarak teyit ettik. Görüşmemiz vesilesiyle Amerika Birleşik Devletleri’yle gerek PKK, gerek DAEŞ terörüne karşı işbirliğimizi güçlü bir şekilde sürdüreceğimizi bir kez daha teyit ettik.

TÜM TERÖR ÖRGÜTLERİNE KARŞI KARARLILIKLA MÜCADELE ETMEYİ SÜRDÜRECEĞİZ

Ayrıca, iki NATO müttefiki olarak ittifak sınırlarının güvenliğinin sağlanması yönündeki ortak irademizin örtüştüğünü de gördük.Bizler DEAŞ, PKK, EL Kaide, El Nusra, DHKP-C gibi tüm terör örgütlerine karşı kararlılıkla mücadele etmeyi sürdüreceğiz. Bizim için iyi terörist, kötü terörist ayrımı yoktur ve olmayacaktır. Kim insan canına kast ediyorsa, kim şehirleri bombalamayıp oralardan insanları sürgüne ve mülteci olmaya doru zorluyorsa, hepsini karış ortak tavır alacağız. Herkes net bir tutumla terörün ve terör örgütlerinin tam karşısında yer almalıdır. Daha önce birçok vesileyle ifade ettiğimiz gibi, bu çerçevede de Sayın Biden’e ve dünya kamuoyuna da açık bir şekilde ifade ettiğimiz gibi, bizim için PKK’yla PKK’nın Suriye’deki kolu olan YPG, PYD arasında hiçbir ayrım yoktur ve DEAŞ ne kadar tehditse PKK o kadar tehdittir, YPG de PKK’nın bir kolu olarak hem Türkiye’ye, hem de Suriye halkına karşı suçlar, cürümler işleyen bir örgüttür. Bu açık ve net bir tavır bütün dünyaca görülmek durumundadır. Terör örgütünün kaynağı, gerekçesi ne olursa olsun hepsinin karşısında Türkiye dimdik durmaya ve mücadele etmeye de kararlıdır.

Türkiye olarak Suriye’de yaşanan yangına, felakete, trajediye kayıtsız kalma lüksümüz yoktur. Her şeyden önce insani sorumluluğumuz Suriye halkını sahiplenmeyi gerektirmektedir. Suriye’deki durumu içinden çıkılmaz bir hale gele getirme çabası gösteren ülkelere karşı Türkiye, Suriye’de yaşanan dramının bir an önce son bulması yönünde elinden gelen tüm çabayı göstermeye devam edecektir. Bu çerçevede Suriye için kurulacak masanın sağlıklı bir şekilde oluşturulmasını önemsiyoruz, bunu tüm muhataplarımıza da ifade ettik. Bizim bu pozisyonumuza rağmen bizim Suriye’de Kürtlere yönelik ön yargılı bir tutumumuz olduğu belli çevreler tarafından maksatlı bir şekilde dile getiriliyor. 

Buradan tekrar ifade ediyorum ki; biz Suriye’de Kürtlerin, Arapların, Türkmenlerin, Sünnilerin, Nusayrilerin, Hıristiyanların hep beraber bir arada olduğu bir masa olması gerektiğini düşünüyoruz. Kürtlerin masada bulunması bir zarurettir, Kürtlerin olmadığı bir masa eksik olacaktır. Ancak biz Kürtlerin değil, bu Kürtlere de zulmeden YPG’nin ve PYD’nin masaya oturmasına kesinlikle karşıyız. 

Bir terör örgütünün muhalif hareketlerin arasına katılarak bu müzakerelere katılması bizim için kabul edilebilir değildir. PYD’yi illa ki masanın kenarına oturtmak isteyen birileri varsa, PYD’ye o masada yakışan yer onurlu bir mücadele veren muhaliflerin yanı değil, rejim yanıdır. Rejimle işbirliği yapan PYD hiçbir şekilde Suriye halkının haklı mücadelesini temsil edemez, edemeyecektir. Halkına karşı katliam yapan bir rejimle yaptıkları işbirliğinin doğal sonucu bu olmalıdır. Bu çerçevede de önümüzdeki günlerde başlayacak olan müzakerelerde Türkiye’nin, Hükümetimizin Suriye halkının haklı davasının yanında yer alacağını bir kez daha Türkiye Büyük Millet Meclisi grup kürsüsünden ifade ediyorum. Suriye halkı hiçbir zaman yalnız olmamıştır, yalnız olmayacaktır, yalnız kalmayacaktır.

Değerli arkadaşlarım, bu yoğun diplomatik temaslarımızın çok yararlı sonuçlar üreteceğine inanıyorum. Türkiye’nin hem bölge, hem dünya meselelerine bakışını her zeminde anlatmaya bundan sonra da devam edeceğiz.

Bakınız şimdi bir mukayese yapalım; biz böyle ülke ülke dolaşıp dünyaya Türkiye’yi anlatırken, maalesef muhalefet aynı zaman boyunca yine aynı bozuk plağı tekrar tekrar çalmaya devam etti. Biz dünya ekonomisinin zirve noktalarında ülkemize daha fazla yatırım çekebilmenin gayreti içindeyken, muhalefet yine ezberini ve davranışını bozamadı. Türkiye zor bir coğrafyada, çevre ülkelerdeki birçok problemin olumsuz etkilerini göğüslemek durumundaki bir ülke, aynı zamanda bütün bu zorluklarına rağmen siyasi ve ekonomik istikrarını sürdüren, gelişen, büyüyen, kalkınan bir ülke. Hep söylediğimiz gibi, Türkiye bölgesinde bir istikrar adası ve en olumsuz şartlara rağmen bugün bu tabloyu hiçbir zaman değişmesine izin vermeyen önemli bir bölgesel güçtür. 

Bu şekilde bir jeopolitik kriz ortamında bir istikrar adası olmamız nasıl olur? AK Parti’nin 14 yıldır sürdürdüğü dikkatli, vizyoner ve özgüvenli yönetim anlayışı bütün bu başarıların arkasındaki temel faktördür. Davos’ta bunu bir kere daha gördük. Türkiye bugün sadece bölgesinin değil, dünyanın en dinamik yükselen ekonomik güçlerinden biri. Bunu söyleyen sadece biz değiliz, bunu dünyanın etkili siyasi ve ekonomik pek çok ismi de söylüyor. 

Son küresel ekonomik kriz sonrasında Türkiye ekonomik büyüme istikrarıyla dünyada en çok gıpta edilen ülkelerden biri haline geldi. Yurt dışına çıkan insanlarımız bunu özellikle Avrupa şehirlerinde sıklıkla duyuyorlar. Her yerde Türkiye’nin dünya ortalamasının yaklaşık 3 misline yaklaşan kalkınması gıptayla takip ediliyor. Yurt dışında yaşayan yurttaşlarımız zaten bu pozitif değişimin uzun süredir farkında, bu nedenle de partimiz yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızdan yüzde 56,22 oy aldı. Çünkü onlar biliyorlar ki, Türkiye’de güçlü bir iktidar varsa onların dünyanın her yerinde, Avrupa’nın her yerinde başları dik olur, her yerde itibar görürler. Onlar 90’lı yıllardaki itibarsız Türkiye’nin kendilerine nelere mal olduğunu bilirler. Onun için de gittiğimiz her yerde yurt dışındaki vatandaşlarımız Türkiye’nin yükselen gücüden duydukları büyük onuru bizlerle paylaşıyorlar.

CİDDİ BİR MUHALEFET EKSİKLİĞİ VAR

Türkiye iyi yönetiliyor, her şart altında istikrarını koruyor ve adım adım bütün engellemelere rağmen geleceğini inşa ediyor. Bu parlak tablo içinde eksikliği hissedilen bir tek husus var, o da ciddi bir muhalefet. Ne yazık ki 14 yıldır olduğu gibi bugün de Türkiye’nin bugünü ve geleceği için gerçekleştirdiği atılımlara muhalefetten hiçbir katkı gelmiyor. Biz daima şunu söyledik: Muhalefet demokrasinin olmazsa olmazıdır. Gelin bu ülkeyi el birliğiyle geleceğe taşıyalım diye defalarca çağrılarda bulunduk, seçim sonrasında kendileriyle bir araya geldik. Kısır siyasi polemiklerle, nezaketsiz atışmalarla enerjinizi heba edeceğinize, ülkenin kalkınması, milletin huzuru için fikirler oluşturun, projeler geliştirin, getirin tartışalım dedik. Bu çağrıları Başbakanlık görevini yürütürken Sayın Cumhurbaşkanımız da defalarca kendilerine yaptı. Ne değişti? Maalesef hiçbir şey değişmedi. 

Biz yurt dışında ülkemiz için, milletimiz için yoğun bir mesai verirken, gece-gündüz koştururken, son bir hafta içinde Sayın Kılıçdaroğlu yine maalesef bir siyasi liderine, hele hele Ana Muhalefet Partisi liderine yakışmayacak bir tutum takındı. Bulunduğu yüksek makama, milletimizin oylarıyla seçilmiş Sayın Cumhurbaşkanımıza karşı kullandığı üslup asla kabul edilemez, asla kabul edilmeyecektir. 

2002 yılından bu yana girdiği her seçimde milletimizin büyük teveccühüne mazhar olmuş bir liderden söz ediyoruz. Sizin demokrasiye, milletin tercihine saygınız bu mu? Türkiye Cumhuriyeti’nin en yüksek makamı olan Cumhurbaşkanlığı makamına saygınız bu mu? 

Bizler bu ülkenin meselelerin çözümüne sizleri dahil etmek için defalarca çağrıda bulunduk ve halen de bulunmaya devam ediyoruz. Kişisel olarak birçok konuda farklı düşünebiliriz, ama Meclis çatısı altındaki misyonunuza, konumunuza, vekillik makamınıza saygı gösteriyoruz, ancak sizden de aynı saygıyı beklemek bizim hakkımızdır. Ancak siz Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına saygı gösteremiyor, hakaretler, tehditler savuruyorsunuz. Eskiden oy veren vatandaşlarımıza hakaret ederdiniz, bidon kafalı, makarnacı derdiniz, şimdi milletimizin oy verdiği kişilere, özellikle de Cumhurbaşkanımıza hakaret ediyorsunuz; muhalefetinizdeki tek değişim bu. 

Yıllardır bu üslupsuzluğunuz, bu yapıcılıktan uzak siyasi tutumunuz sebebiyle bu millet size ders üstüne ders verdi, her seçimde sizi sandığa gömdü, ama hiçbir şey öğrenmediniz. Siz aynı ezbere, aynı nezaketsizliğe, demokratik olgunluktan nasibini almamış aynı yıkıcı söyleme devam ediyorsunuz. 

Sayın Kılıçdaroğlu bilsin ki, Türkiye bu köhne siyasi anlayışları çoktan aştı. Milletimiz hem 7 Haziran’da, hem 1 Kasım’da anlayabilenler için ibretlerle dolu tarihi mesajlar verdi. AK Parti bu mesajları alabildiği için bugün yüzde 50’ye yakın bir oyla iktidardadır ve kamuoyu anketleri oylarımızın sürekli yükselme trendinde olduğunu ortaya koymaktadır. Peki, siz neden bu millet bizi tercih etmiyor, neden iktidar için bir seçenek olamıyoruz, yüzde 30’a bile yaklaşamıyoruz diye hiç kendi kendinize soruyor musunuz? Hiç dönüp aynaya bakıp, neden bu millet bize itibar etmiyor, bizim söylediklerimizi kale almıyor, verdiğimiz bütün bu uçuk vaatlere bile gözünün ucuyla bakmıyor diye kendi kendinize sormuyorsunuz. Çünkü bunlar aydın kültürü içinde konuştuğunuz zaman eleştiriyi hep öne çıkartırlar, ama kendileri hiçbir zaman özeleştiri yapmazlar. Sürekli kurultaylar yaparlar, ama kurultaylarda seviyeli tek bir tartışmanın olduğunu, tek bir özeleştirinin gündeme gelip yeniden yapılanmanın gerçekleştiğini göremezsiniz.

Sürekli kadrolar değişir, sürekli isimler değişir, ama değişmeyen bir tek şey var o da CHP’nin zihniyeti, kafası değişmiyor problem orada isimlerin değişmesi önemli değil. Çünkü özeleştiri yapmıyorlar, çünkü istişare etmiyorlar, çünkü fraksiyonel bir anlayışı siyasete egemen kılmaya çalışıyorlar. Zira Sayın Kılıçdaroğlu’nun son kurultayda da ortaya koyduğu performans ile ilgili söylüyorum, partilerinin kongresinde bile vizyon çizmek yerine hakaret ediyorlar. Size oy verenler de dahil olmak üzere, bütün vatandaşlarımız aslında size niye itibar edilmediği sorusunun cevabını biliyor, bilmeyen sadece Kılıçdaroğlu ve CHP yönetimi. 

EMEKLİLER İLK ZAMLI MAAŞLARINI ALDI

Değerli arkadaşlarım, Türkiye 2015 yılı içinde iki önemli seçim yaşadı ve bu seçimlerden inanıyorum ki geleceğimiz adına büyük kazanımlarla çıktık. Bugün seçmenlerin yüzde 50’ye yakın kısmının oyunu alarak iktidar görevini üstlenmiş güçlü bir Hükümet Türkiye’yi yönetiyor. Hem içeride koşturuyoruz, Hem dışarıda koşturuyoruz dur durak yok. Her zaman söylediğimiz gibi bu milletin hizmeti için 24 saat yetmiyorsa 25. saati Rabbimizin feyzi ve bereketiyle bulacağız. 7 gün yetmiyorsa 8. günü bulacağız. Bir ayda 4 hafta yetmiyorsa ek vakitler için Rabbimize niyaz edeceğiz. Her şeyimizden kısacağız, ama millete verdiğimiz hizmetten hiçbir şeyi kısmayacağız. Daha az uyuyacağız, daha çok koşturacağız, daha az dinleneceğiz, daha çok terleyeceğiz. 

Temsil kabiliyeti yüksek bir Meclis tablosu var önümüzde. 1 Kasım seçimlerinin ardından her alanda çok önemli hedefler koyduğumuz Hükümet Programımızı açıkladık. Hemen ardından bu Hükümet Programımız çerçevesinde adım adım reformlarımızı, projelerimizi hayata geçirmeye başladık, seçim öncesinde vatandaşlarımıza vaat ettiğimiz ne varsa hepsini büyük bir hızla gerçekleştiriyoruz. Grup toplantılarımızda biliyorsunuz reform ve vaatlerimizde hangi noktaya geldiğimiz hususunda sürekli bilgi aktarıyorum, grup toplantımız bizim haftalık bir muhasebe toplantısıdır aynı zamanda. Milletimize verdiğimiz sözleri sizlerin huzurunda tekrar tekrar burada dile getiriyor ve yerine getirdiğimiz hususlarla ilgili de millete hesap veriyoruz. Bugün itibariyle değerli arkadaşlar, reformlarımızın yüzde 30’unu ilk 3 aydaki, vaatlerimizin ise Meclis’te görüşmeleri devam edenlerle birlikte toplam yüzde 66’sını gerçekleştirdik. Hamdolsun, üç ayın daha ilk ayı tamamlanmadı, ama bunları gerçekleştirdik. Hangi vaatlerimizi gerçekleştirdik güncel haliyle sizlerle kısaca paylaşmak istiyorum. 

Asgari ücreti 1300 liraya çıkardık, emeklilere yılda 1200 lira ek zam yaptık, emeklilerimiz ilk zamlı maaşlarında aldılar. Astsubay emeklilerinin intibak sorununu çözdük, lisans öğrencilerinin bursunu 400 liraya yükselttik ve yükseltilmiş bursu da almaya başladılar. Askeri öğrenci harçlıkları 400 Türk Lirasına, er-erbaş harçlıklarını 100 liraya çıkardık. Esnafa 30 bin Türk Lirası faizsiz kredi vermeye başladık, gençlere 50 bin Türk Lirası karşılıksız nakdi destek vermeye başladık. Yine gençlerimize 100 bin Türk Lirası kredi verdik ve krediye yüzde 85 kefalet imkanı getirdik. Meclisimizde tartışılıyor, gençlerimizin kurduğu iş yerleriyle ilgili de 3 yıl vergi alınmama uygulamasını başlatıyoruz. 30 bin öğretmen ataması için gerekli yasal düzenlemeler bitti inşallah Şubat ayında atamaları gerçekleştirmiş olacağız.

KOBİ’ler için kefalet limiti yükseltmesi ve vadelerin arttırılmasını sağladık. Yemde ve gübrede KDV’yi tamamen kaldırdık, kaldıracağız demiyoruz kaldırdık. 5 dönüm altında yetiştiricilik yapan çiftçilerimize düzenleme destekleme düzenlemesi yaptık, yine çiftçilerimize seraların modernizasyonu için faizsiz kredi desteği veriyoruz. Ve son olarak da konuşmamın başında zikrettiğim gibi bugün Sayın Cumhurbaşkanımızın onayıyla dövizle askerlik bedelini 1000 euroya düşürdük. Elektronik kimlik kartının uygulamaya geçmesi için yasal düzenlemeleri tamamladık ve ilk aşamada pilot uygulamaya başlıyoruz. Vaatlerimizin yanı sıra bir de hayata geçirdiğimiz reformlarımız var. Reformların Koordinasyonu ve İzlenmesi Kurulunu kurduk, üniversite öğrencilerinin kısmı süreli çalışmasının önündeki engelleri kaldırdık, çeyiz hesabını başlattık.

İmalat sanayine Banka Sigorta Muamele Vergisi istisnası getirdik, İstanbul Tahkim Merkezi’ni faaliyete alarak ve son olarak da ticaretin kolaylaştırılmasına ilişkin çok taraflı anlaşmanın yasal zeminini tamamladık. Bu anlaşma bir yandan ülkemizde ticaret yapanlara çeşitli kolaylıklar sunacak ve karşılaştıkları sorunları azaltacak, diğer yanda da önemli yeni imkanlar getirecek, yurt dışındaki iş adamlarımızın faaliyetlerini çok daha kolay gerçekleştirmelerini sağlayacak. Şu anda altyapı çalışmalarını tamamladığımız birçok müjdemizi de Meclis’e sevk ettik. Dün Bakanlar Kurulu’muzda bu reformların geldiği son aşamayı da bakan arkadaşlarımızla birlikte ele aldık. Meclis’ten geçerek uygulanmaya başlayan vaatleri de yine böyle grup toplantılarımızda müjdelemeye devam edeceğim.

TÜRKİYE’NİN ERKEN SEÇİM GÜNDEMİ YOKTUR

Değerli arkadaşlarım, bizim programımız takvimimiz belli, bu doğrultuda bütün enerjimizle, bütün kararlılığımızla çalışıyoruz. Seçimin üstünden geçen bu kısa zamana rağmen verdiğimiz sözlerin büyük kısmını yerine getirdik, getiriyoruz. Bütün bunlar da gösteriyor ki, Türkiye artık seçim atmosferinden çıkmış icraat dönemi, reform dönemi, hizmet dönemini başlatmıştır. Bizim milletten aldığımız yetki çerçevesinde 4 yılı kapsayan ve inşallah Türkiye’nin gelecek 10 yıllarına damga vuracak bir programımız var. Şimdi her şey yoluna girmiş, Türkiye bütün enerjisiyle gelecek hedeflerini gerçekleştirmeye yoğunlaştırmışken, birileri bu istikrarlı gidişten rahatsız oldu. Değişik çevrelerde Türkiye erken seçime gidecek gibi aslı astarı olmayan spekülasyonlarla kafaları karıştırmaya çalışanlar var. Açık ve net olarak ifade edeyim, 1 Kasım seçimlerinde demokratik istikrarı bulan Türkiye’nin bugün itibariyle erken seçim gibi bir gündemi yoktur.

Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakanlığı döneminde muhalefetin 2009 yerel seçimlerinden sonra erken seçime gidilmesi talebine gösterdiği haklı tepki bugünkü siyasi yaklaşımımızı da ortaya koymaktadır. Sayın Cumhurbaşkanımız o gün muhalefetten yükselen erken seçim talebine şu karşılığı vermişti: Böyle bir zamanda erken seçim talebinde bulunmak sadece bu ülkenin mutluluk ve huzur tablosuna çomak sokmaktır. Şu anda erken seçim ifadesini kullanmak ağır konuşayım, bana göre bu ülkeye ihanettir demişti Sayın Cumhurbaşkanımız. Ve 14 yıl içinde Sayın Cumhurbaşkanımızın da AK Parti’de en hassas olarak vurguladığı hususlardan biri, siyasetin normalleşmesi, her şeyin vakitlice tayin edildiği vakitte yapılmasıydı, bugün de değişen hiçbir şey yoktur. Son 2 yıl içinde 4 seçim yapılmıştır ve milletimiz bu 4 seçim sonrasında yüzde 50’ye yakın bir oyu AK Parti’ye, AK Parti kadrolarına ve sizlere ikram ederek hizmet için bize talimat vermiştir. Bu talimatın gereğini yapmadan yeniden erken seçim tartışmalarını başlatmak söz konusu olamaz. 

Evet değerli dava arkadaşlarım, Türkiye’nin daha fazla vakit kaybetmeden değişen ihtiyaçlar doğrultusunda meselelerine çözümler üretmesi ve geleceğe hazırlanması lazım. Kısır çekişmelerden bir an önce uzaklaşarak bu ülkenin hedeflerine, yatırımlarına, projelerine, etraftaki ateş çemberine rağmen bu ülkenin kalkınma hedeflerine ve 2023 hedeflerine odaklanmamız lazım. Demokrasimizi, adalet sistemimizi, toplumsal hayatımızı objektif kriterlerle geliştirmemiz lazım. Terörün bu millete yaşattığı acılara son vererek bu ülkenin şehirlerini barış ve kardeşlik şehirleri haline getirmemiz lazım, ekonomik kazanımlarımızı daha ileri seviyelere taşıyarak kalıcı hale getirmemiz lazım. Türkiye’nin kaybedecek bir dakika dahi vakti yok, bizim için her dakika çok değerli. Evet, bu ülkede bir seçim yapılacaktır, ama 4 yıl sonra yani zamanı geldiğinde yapılacaktır. Bu spekülasyonların aslı yoktur, hiçbir insanımızın da bu türden asılsız ve mesnetsiz iddialara itibar etmemesi gerekir.

Yurt dışında dahi birçok yerde bu tür söylentilerin çıkmış olması dolayısıyla yabancı yatırımcıların bunları bize sorduğuna ve eğer seçim olacaksa bir seçim sonrasını beklemeyi tercih ettiklerini dair imalarda bulunduklarına şahit olduk. Bütün bu spekülasyonları durdurarak Türkiye’nin istikrarlı bir dört yılın eşiğinde olduğunu vurgulamamız hem iç yatırımları, hem dış yatırımları teşvik edecek, aksi bir tutum, yeni bekleme dönemlerine sebebiyet verecektir. Türkiye’nin normale döndüğü her dönemde bu türden siyasi mühendislik hesapları içine girenler oluyor. 7 Haziran öncesinde hatırlarsanız aynı çevreler bu seçim yapılmayacak, yapılamayacak iddialarıyla ortaya çıktı, ama seçim yapıldı. 1 Kasım öncesinde yine bu seçim yapılmayacak, Ankara saldırısı sonrasında büyük kargaşa olacak, AK Parti devri bitecek diyenler oldu, AK Parti her zamankinden daha güçlü bir şekilde 1 Kasım sandıklarından çıktı. Bizler hiçbir zaman seçimlerden çekinmedik, her zaman millet iradesini başımızın tacı yaptık. Ama bütün bu mücadelelerin sonunda gördüğümüz bir gerçekte vardır ki, siyasi istikrarı temin etmek seçimlerin asli görevidir ve bugün bu siyasi istikrar söz konusudur, bu siyasi istikrar ile birlikte gelen halkımızın taleplerini karşılamak bizim en öncelikli hedefimizdir. Bunlar belli maksatlarla ortaya atılan, Türkiye’nin gelişme dinamizmini sekteye uğratmayı hedefleyen asılsız dedikodulardır. Bilsinler ki, bir an için bile gözümüzü hedeflerimizden ayırmayız, enerjimizi çarçur etmelerine izin vermeyiz, hiçbir kumpasa, hiçbir siyaset mühendisliğine de mahal bırakmayız.

BİZ ONLARA EDEBİ DE ÖĞRETİRİZ

Açık söylüyorum, AK Parti hareketinin manevi dinamiklerini, köklerini, milletle buluştuğu noktaları, siyasetimizin temel unsurlarını anlamayan, anlamak istemeyen bazı hastalıklı zihniyetler AK Parti’yi zaafa uğratmak için fitneden, fesattan medet umuyorlar. Fitne ateşine bir odun atarak kendine ikbal arayanlar millete ait olan, milletin hizmetinde olan bu siyasi hareketi asla akamete uğratamayacaklar ve burada kendilerine asla yer bulamayacaklardır. Bizim ülkemiz için büyük rüyalarımız, büyük hayallerimiz var. Millet 1 Kasım’da mührü oy pusulasına vurdu, Kılıçdaroğlu hala dinliyor, hala onu dinliyor. O mührün sesi o kadar ağır geldi ki, bu sefer yaptığı tek şey o mührün güçlü sesine karşı nezaketsiz, edebe mugayir bir üslup takınmak. Biz onlara ebedi de öğretiriz, seçim mührünü öğrettiğimiz gibi siyasi edebi de, siyasi ahlakı da onlara öğretiriz.  Ülkemiz için yapacak çok işimiz, gerçekleştirecek çok hedefimiz var. Bizim ülkemiz için büyük hedeflerimiz var, o hedeflerimizin belki en büyüğü, en önemlisi yeni anayasadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında güçlenen ortak irade bir kez daha ortaya koymuştur ki, Türkiye cunta yapımı bir anayasa ile daha fazla yol alamaz, almamalı. Demokrasiye ve hukuk devletine inanan, Türkiye’nin çözüm bekleyen sorunlarına odaklanan ve çözüm isteyen herkes kabul eder ki, vatandaşlarını bir bütün olarak görmeyen, devleti milletten sakınan, vatandaşlık hukukunu esas almayan, buyurgan bir anayasa Türkiye’nin anayasası, Türkiye’nin yol haritası olamaz.

Milletin onayından ve milletin seçtiği bu aziz Meclis’ten güç almamış bir anayasa Türkiye’nin anayasası olamaz. Temel önceliğimiz darbe dönemi zihniyetiyle hazırlanmış mevcut anayasanın yerine demokratik, özgürlükçü ve bu ülkeye yakışan bir anayasa hazırlamaktır. Bildiğiniz gibi Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanlarıyla ve Meclis Başkanımızla ilk görüşmelerimizi yaparak yeni anayasa sürecini başlattık. Meclis’teki bütün partiler Anayasa Uzlaşma Komisyonu üyelerini belirlediler. İnşallah Türkiye’ye yakışan, Meclis’imize yakışan bir olgunluk içinde bu çalışmalarımızı gerçekleştireceğiz. Bugün ben de Anayasa Komisyonuna üye olarak seçtiğimiz arkadaşlarımızla grup toplantısı sonrasında bir araya gelecek, ayrıca akşam MYK’mızda bu çalışmaları arkadaşlarla değerlendirme imkanı bulacağız. Partimizde de çok özel bir şekilde anayasaya yoğunlaşmış çalışma ekipleri kuracağız. Meclis’teki her partinin ve hatta her milletvekilinin hepimizin Türkiye’ye yeni bir anayasa borcu var, biz bunu böyle bir sorumluluk olarak görüyoruz. Bütün partilerinde bu sorumluluk anlayışıyla konuya yaklaşması ve konuya sahip çıkması lazım. Türkiye her alanda reformlar, atılımlar gerçekleştirirken bu seviyeye yakışır bir anayasa da bir an önce gerçekleşmesi gereken bir hedeftir. 

ÖĞRENCİ VE ÖĞRETMENLERİMİZE HAYIRLI TATİLLER DİLİYORUM


Aziz dava arkadaşlarım, Cuma günü itibariyle ülke genelinde 17 milyon 561 bin öğrenci ile yaklaşık 990 bin öğretmenimiz ara tatile girdi, kendilerine hayırlı, güzel bir tatil diliyorum. İnşallah güzelce dinlensinler ve ikinci yarıyıla hazırlansınlar. Bütün öğrencilerimizin gözlerinden öpüyorum, bütün öğretmenlerimizi buradan kucaklıyorum. Bildiğiniz gibi bu eğitim döneminde Diyarbakır, Şırnak ve Mardin illerimizin bazı yerlerinde okullarımızda eğitim faaliyetlerinde terör saldırıları sebebiyle bazı aksamalar yaşadık. Eğitim kurumlarımızdaki öğrencilerimizin bir kısmı maalesef eğitimlerine bir süre devam edemediler. Bu aksamaların telafi edileceğini ve hiçbir öğrencimizin mağdur edilmeyeceğini daha önce bu kürsüden ifade etmiştim. Ara tatille birlikte Milli Eğitim Bakanlığımız bu illerde eğitimlerine bir süreliğine ara vermek zorunda kalan öğrencilerimize yine aynı il içerisinde uygun yerlerde, ya da diğer il ve ilçelerin altyapısı uygun okullarında istedikleri bir okulda 5 Şubat’a kadar telafi eğitimlerine başladılar.

Milli Eğitim Bakanımız bu konuda dün kapsamlı bir bilgiyi bize aktardı. Bu öğrencilerimizin 1 dakika dahi diğer yaşıtlarından geride kalacağı korkusunu kimse taşımasın. Bu çerçevede her bir öğrencinin velisinden tek tek izinler alındı. Öğrencilerimiz ile birlikte öğretmenleri de kendileriyle birlikte pansiyon imkanı olan başka okullara nakledildiler. Dolayısıyla, aynı öğretmenlerden, aynı eğitimi almaya devam edecekler. İlk aşamada yaklaşık 15 bin öğrencimiz telafi eğitimi almaya başladı ve bu sayı gün geçtikçe artmaya devam ediyor. Telafi eğitimleri kapsamında müfredatta geri kaldıkları derslerin yanı sıra hem öğrencilerimiz, hem de öğretmenlerimiz için rehberlik ve psikolojik danışma hizmeti de sunulacak. Bu eğitimlerin içinde kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetlerde yer alacak. Biz gözümüzün nuru çocuklarımız ve emektar öğretmenlerimiz büyük bir fedakarlıkla vazife yapan öğretmenlerimiz için her türlü adımı atmaya kararlıyız. Bir kez daha milletin nihai makamı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden bu öğrencilerimizin her birinin geleceğe hazırlanması için gerekli her adımı atacağımızı ifade ediyor, öğrencilerimizin gözlerinden öpüyorum. Bu nedenle bu olumsuz sürecin telafisi için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Bu süreçte devlet ile el ele, omuz omuza mücadele eden, desteğini esirgemeyen vatandaşlarımıza çok teşekkür ediyorum. Bizler her zaman sizin yanınızdayız, bizler ve bu devlet sadece sizin için var. Allah’ın izniyle sizlerle birlikte el ele aşamayacağımız hiçbir engel yok. Özellikle de bu zorlu süreçte kendi sıkıntılarını bir yana atıp, çocuklarının eğitimi için mücadele eden ailelerimize, velilerimize, gösterdikleri çaba ve desteklerden dolayı değerli meslektaşlarım, öğretmenlerimize çok teşekkür ediyorum. Ayrıca bu öğretmenlerimizin, öğrencilerini yalnız bırakmadıkları bu kutlu yolculukta sürdürdükleri gayret içinde bütün milletimiz adına şükranlarımı ifade ediyorum. Bir Hoca olarak da hepsiyle tek tek gurur duyuyor, hepsini bağrıma basıyorum.

Ulu şehir Bursa’ya da, Tokat’a da, bütün misafirlerimize de tekrar hoş geldiniz diyorum. 

Değerli İskeçe Müftümüz, Milletvekilimiz de bakıyorlar, tekrar Batı Trakya’ya da selam olsun. 

Terörün bu ülkede asla başarılı olamayacağını bu insanlarımızın ­ülkeye bağlılıklarında, hizmet aşklarında bir kere daha gördük, yaşadık. 

Muğla’ya da selamlar. Bütün misafirlerimizin geldiği güzel ülke köşemize tek tek selam ediyoruz. 

Bize güzel ülkemizin her köşesinden selamlar getirdiniz. 81 vilayetimizi saymak vakit alır, 81 vilayetimize de, gönül coğrafyamıza da selam olsun. 

HEDEFLEDİĞİMİZ DEĞERİN 31,4 MİLYAR TÜRK LİRASI ÜSTÜNDE GELİR ELDE ETTİK

Saygıdeğer arkadaşlarım, geçtiğimiz hafta Maliye Bakanımız 2015 yılı bütçesine dair göstergeleri açıkladı. Burada bir kez daha bu başarılı performansımızı hatırlatmak istiyorum. 

2015 yılında bütçe gelirleri bir önceki yıla göre yüzde 13,6 oranında arttı ve tam 483,4 milyar Türk Lirası oldu. Bu veriler 2015 yılının bütçe gelirleri açısından beklenenden daha başarılı bir yıl olduğunu açık bir şekilde gösteriyorlar. Hedeflediğimiz değerin 31,4 milyar Türk Lirası üstünde gelir elde ettik. 2015 yılı bütçe giderleri ise bir önceki yıla göre ise yüzde 12,8 oranında arttı ve 506 milyar Türk lirası oldu. Böylece 2015 yılında merkezi yönetim bütçe açığı sadece 22,6 milyar Türk Lirası olarak gerçekleşti. Bu rakam gayrisafi yurt içi hasılanın sadece yüzde 1,2’sine tekabül ediyor. Hatırlayınız, 2002 yılında bu oran yüzde 11,2’ydi. Merkezi bütçede olabildiğince düşük olan bu oran genel devlet bütçesinde daha da azalarak neredeyse sıfıra indi, yani denk bütçeye ulaşıyorum. 

AB ülkeleri başta olmak üzere, dünya kamu bütçe göstergeleriyle kıyaslandığında Türkiye içinde bulunduğu dezavantajlara rağmen mucizevi bir performans gösterdi, iki seçime rağmen gösterdi bu performansı, çünkü kendisini seçimlere değil, millete, hizmete ayarlamış bir AK Parti iktidarı vardı. 2015 yılında ne küresel krizin getirdiği problemler, ne seçimler, ne de komşu ülkelerdeki problem mali disiplinimizi bozmadı. İnşallah 2016 bütçesi AK Parti hükümetlerinin hazırladığı 14. bütçe olacak. Nice bütçeler inşallah önümüzdeki yıllarda yine AK Parti imzasıyla bu yüce Meclise gönderilecek. 

Allah’a şükürler olsun, AK Parti bütçelerinin her biri mali disiplini esas alan bütçeler olmuştur. Şu sıralar Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonunda görüşülen 2016 bütçemizde de aynı disiplinli ve tutarlı anlayışı sürdürüyoruz. Yine insanı odağına alan ve sadece bir yılı değil gelecek yılları da hesaba katan güzel bir bütçe ortaya koyacağız. 

2016 yılı için bütçe açığının gayrisafi yurt için hasılaya oranının yüzde1,3 olmasını, faiz dışı fazlanın oranın ise yüzde 1,2 olmasını öngörüyoruz. 

Bu arada yeni açıklanan bir veriyi de sizlerle paylaşmak istiyorum. Dün açıklanan reel kesim güven endeksi Allah’a şükürler olsun yüzümüzü bir kez daha güldürdü, 2016 yılı Ocak ayı endeksi bir önceki aya göre 1,1 puan artarak 103,3 seviyesine yükseldi. Endeksin detaylarına göz attığımızda, gelecek 3 aydaki üretim miktarı, gelecek 3 aydaki toplam istihdam miktarı ve mevcut mamul stoku miktarı gibi alanlarda iyileşme göze çarpıyor. Milletimize vaat ettiğimiz icraat ve reformlarımızı birer birer hayata geçirdikçe inşallah iyileşme daha da görünür olacak ve reel ekonomideki canlanma daha da artacaktır. Biz ekonomide hiçbir zaman günü kurtarmaya dönük bir hesap içinde olmadık, popülizme prim vermedik, hesabımızı sağlam yaptığımız için de milletimizin huzuruna hamdolsun hep başımız dik çıktık ve milletimizin huzurundan hep başımız dik ayrıldık.

Allah bizi milletimize mahcup etmesin, en büyük duamız budur. Aziz milletimizin bize emanet ettiği kaynakları etkin ve verimli bir şekilde kullandık, kullanmaya devam edeceğiz.

AK PARTİ TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ OLMAYA DEVAM EDECEKTİR

Değerli arkadaşlarım, AK Parti milletimizin umudu, Türkiye’nin geleceği olmaya devam edecektir. Yaşadığımız arizi sorunlar geride kalacaktır, Allah’ın izni ve yardımıyla Türkiye bu dönemsel sorunları bütün bu önüne konan engelleri birer birer aşacaktır. Türkiye demokrasi ve hukuk düzenini daha sağlam hale getirecek ve daha sağlam bir adalet düzeni inşa edecektir. Devletimiz ile milletimiz daha çok el ele verecek ve ihtilaf alanlarını birer birer bertaraf edecektir. Başkaları nefretten beslenebilirler, başkaları nezaketsiz bir siyaset üslubuna dayanabilirler, başkaları umutlarını kaybedebilirler, başkaları milletimizi kucaklamayabilirler, ama biz her zaman ümit var olacağız, milletimize bir bütün olarak bakacağız, parçanın değil bütünün derdini taşıyacağız.

Bütünün derdini taşıyanların derdi, davası büyüktür, davası büyük olanların da yardımcı Allah ve millettir. 

Biz büyük düşünmeye mecburuz, coğrafi kaderimiz, tarihi kaderimiz bizi büyük düşünmeye icbar etmiştir; biz istesek de küçük düşünemeyiz. Biz merhametten el çekmeyiz, biz adaletten vazgeçmeyiz. Ve bizim düşünce dünyamızda, bizim siyaset felsefemizde insan insanın kurdu değildir, insanı yaşat ki devlet yaşasın felsefesi vardır. Bize göre insanın insanı ezmediği adil bir dünya mümkündür, yeter ki insanı eşrefi mahlukat olarak bilelim, yeter ki adaletten, hukuktan, edepten, vicdandan sarfınazar etmeyelim. Yeter ki birbirimizin hukukuna sahip çıkalım. Yeter ki merhametten, şefkatten vazgeçmeyerek bütün mazlumların hamisi olalım. Yeter ki her sözümüzü milletimizin birlik ve bütünlüğünü gözeterek söyleyelim. Bunun içindir ki, Türkiye bugün dünyanın ve gönül coğrafyamızın hem aklı, hem vicdanıdır, hem yüreği, hem zihnidir. Bu şuurla, bu kararlılıkla milletimizle el ele vererek bu medeniyet yürüyüşünüzü tamama erdireceğiz.

Daha iyi bir gelecek için hiç ara vermeden projeler geliştirmeye ve bunları birer birer hayata geçirmeye devam edeceğiz. Bizler her gün, her saat, her an Türkiye için ne yapabiliriz, ülkemizi daha iyi noktalara getiririz diye düşünüyoruz. Çünkü biz bu makamları milletimize duyduğumuz sevda için, milletimize hizmet için bir vesile olarak görmekteyiz. Davası büyük olanların yardımcısı Allah ve millettir dedim; Allah Türkiye’nin yolunu açık etsin, bizi milletimizin gösterdiği istikametten ayrı düşürmesin. 

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum, Allah’a emanet ediyorum. 

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.