Yükleniyor...

Basbakan Davutoglu’nun 29 Mart 2016 TBMM Grup Konusmasi tam metni

 

Değerli arkadaşlarım, ülkemizin her bir köşesinden grup toplantımıza teşrif eden sevgili misafirlerimiz, bizleri televizyonları aracılığıyla izlemekte olan aziz vatandaşlarım; sizleri selamların en güzeliyle, Rabbimin selamıyla selamlıyorum, Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun.

Sizlerin şahsınızda bütün vatandaşlarımızı burada hasretle, muhabbetle, saygıyla selamlıyorum. 

Allah’a şükürler olsun yine millete hizmet yolunda geçirdiğimiz yoğun bir haftayı geride bıraktık. Çarşamba Günü Genişletilmiş İl Başkanları Toplantımızı gerçekleştirdik ki bu Türk siyasetine AK Parti damgasının vurulduğu bir gelenektir, ülkemizin her bir köşesinden gelen teşkilatımız mensuplarıyla bütün bir gün boyu istişarelerde bulunduk.

Buradan da bir kez daha, Ankara’dan, Başkentimizden ülkemizin her bir köşesindeki AK Parti teşkilatlarımıza sizlerin ve benim selamlarımı iletiyorum.

Cuma günü Manisa’daydık, şehzadeler şehri, şifa şehri, devlet adamlarının fidan şehri Manisa’daydık. Hem 1 Kasım seçimlerinde verdikleri desteğe teşekkür etmek, hem de teröre karşı birlik ve dayanışmamızı tahkim etmek üzere her hafta sonu yurdumuzun farklı köşelerine gerçekleştirdiğimiz ziyaretlerimizi Manisa’yla sürdürdük. Manisa’da spor komplekslerinden hizmet binalarına, gölet ve sulama yatırımlarından gözetleme kulelerine kadar toplam 26 farklı eserin kimisini açtık, kimisinin temelini attık. Aynı günün akşamı İstanbul’da Dolmabahçe’de kültür-sanat camiasıyla, yazar ve sanatçılarımızla gece yarısına kadar süren bir dost meclisinde biraraya geldik. Bu vesileyle, yazarlarımızın ve sanatçılarımızın değerli fikirlerini, bizlerden beklentilerini bire-bir dinleme fırsatı bulduk.

Cumartesi günü DEİK bünyesindeki özel amaçlı iki konseyden birinin, Dünya Türk İş Konseyi’nin Kurultayına katıldım. Bu vesileyle, yurt içindeki ve yurt dışındaki iş adamlarımızla biraraya gelmekten memnuniyet duydum. 

Bir önemli toplantı da İnsan ve Medeniyet Vakfı’nın düzenlediği toplumsal değişim sempozyumuydu.

Pazar günü ise Ankara Kızılay’daki hain terör saldırısı nedeniyle ertelediğimiz Ürdün ziyaretimizi gerçekleştirmek üzere Amman’daydık. Ürdün’de sanayi ve ticaret alanında bir dizi anlaşmaya ve işbirliği protokolüne imza attık. Amman’da milletimizin göğsünü kabartan faaliyetler gerçekleştiren TİKA’nın Program Koordinasyon Ofisinin de açılışını gerçekleştirdik. Yine Ürdün’de son derece anlamlı TİKA ile birlikte son derece anlamlı bir anlaşmaya daha imza attık. O da Hicaz Demiryolunun Amman’daki istasyonunun tamiratı. 1903 yılında Sultan 2. Abdülhamid’in yüreğimizin iki şehrini, inancımızın, kalbimizin, tarihimizin iki büyük şehrini İstanbul ile Medine’yi birleştirmek üzere yola çıkan Hicaz Demiryolu. Değerli arkadaşlar, eğer 1. Dünya Savaşında Osmanlı Devleti’nin tasfiyesi üzerine planlar yapılmışsa, eğer kadim medeniyetimizin son direnç noktası tasfiye edilmeye çalışmışsa emin olun bunun gerekçelerinden biri de İstanbul ile Medine’nin ebediyen bu Hicaz yoluyla birleştirme projesiydi. O zaman bunu engellediler, o zaman bunu engellemek için 1. Dünya Savaşında bizi o gönül coğrafyamızdan koparmaya çalıştılar. İşte biz şimdi Amman’da Hicaz Demiryolu’nun 1903’de açılan demiryolunun istasyonunu, tamiratını gerçekleştiriyoruz Aslında bu tamirat Hicaz Demiryolu’nun istasyonunun tamiratı değil arkadaşlar. Bu tamirat, bu inşa, bu ihya kardeş coğrafyalar arasındaki birliğin, beraberliğin tamiratıdır. Bizi o coğrafyalardan koparmaya çalıştılar, ama biz her şeye rağmen, her oyuna, her kumpasa rağmen İstanbul ile Medine arasındaki gönül köprüsünü, inanç köprüsünü, kader köprüsünü kurmaya devam edeceğiz.
Bizim onun için yüreğimizin bir yarısı İstanbul’da, bir yarısı Medine’de, bir yarısı Kudüs’te. Mesaimizin büyük çoğunluğu Ankara’da, ama bir bakarsınız ayaklarımızın biri Balkanlarda, biri Ortadoğu’da, biri Kafkasya’da, biri Orta Asya’da ayaklarımızı o coğrafyalardan kimse kesemeyecek. Tarihe mühür vururcasına, ayağımızı bütün gönül coğrafyasında tam bir kararlılıkla sabit bir şekilde tutacağız. 

Değerli arkadaşlar, bu tarihi eşikte hepimizin farkında olması gereken tarihi bir misyonu ifa ediyoruz. Mülteciler dönüp bize bakıyorlar dost ve kardeş ülkeler dönüp bize bakıyorlar. Eğer bizim başımız dikse, vakursa, yüzümüzde kararlılık ifadesi varsa onlarda ümitle doluyor. Ama bizi yeis içinde görürlerse, bizi karamsarlık içinde görürlerse onlarda üzülüyor. Beni çok etkileyen, hafta sonunda gelen bir mesajı şimdi sizlerle paylaşmak istiyorum. Bir doktor hanımefendi Suriyeli mültecilerle ilgileniyor, Suriyeli mültecilerin çocuklarıyla, yetimleriyle ilgileniyor. Bize gönderdiği bir mesajda bir Suriyeli yetimin başını okşadığında, halini, hatırını sorduğunda 7-8 yaşlarında bir çocuk okula gidiyor musun diye soruyor, o da yeni başladığını bir okul da eğitim gördüğünü söylüyor. Peki, büyüyünce ne olacaksın diyor? Çocuğun verdiği cevap doktor olmak, mühendis olmak değil büyüyünce Türk olacağım diyor çocuk. Gözlerim yaşararak mesajı okudum, onun kast ettiği herhangi bir etnisite herhangi bir Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki vatandaşlık bilinciyle bir araya gelmiş insan topluluğu değil. Onun kafasındaki Türk kudretli, şefkatli ona elini uzatan, merhamet şefkatle okşayan bir milletin adı. Onun kast ettiği o tarihi mirası sahip çıkan bir milletin adı. Demek istiyor ki, ben büyüdüğümde bu millet gibi olacağım. Eğer biz bir nesle böyle örnek olmuşsak arkadaşlar, bugün bize hangi kumpası kurarlarsa kursunlar, hangi araçlarla üzerimize gelirlerse gelsinler bilsinler ki, istikbal mutlaka bizimdir, istikbal o Suriyeli yetim çocuğun örnek aldığı bu milletindir. Biz her adımımızla işte bu aşkı, bu sevdayı, o istikbali inşa etmeye çalışıyoruz. Ürdün ziyaretimde bütün bu tarihi mirası bir kez daha tefekkür ederek oraya enerjiyle gittim, aşkla gittim ve daha büyük bir aşkla geri döndüm. Ayrıca Ürdün’de Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Banki Moon ile de bir görüşmemiz oldu. Sayın Banki Moon ile hem bölgesel konuları, hem de ilk defa Türkiye’nin ev sahipliğinde Mayıs ayında düzenlenecek Dünya İnsani Zirvesi’nin hazırlık aşamalarını ele aldık. Gördüğünüz gibi hem yurt içinde, hem de yurt dışında sürekli yoğun bir trafik içindeyiz bize dur yok durak yok, bize uyku yok uyumak yok, bize gaflet yok bire tereddüt yok. Bize heyecan var, bize aşk var, bize yorulmamak var, bize kararlılık var, bize attığı her adımı Hakk’ın ve halkın rızası için atmak var. 

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz şu dakikalarda Sayın Cumhurbaşkanımızda Amerika Birleşik Devletleri’ne gidiyor. Cumhurbaşkanımız hem Washington’da düzenlenecek Nükleer Güvenlik Zirvesine katılacak, hem de Maryland’deki Türk-Amerikan Kültür ve Medeniyet Merkezinin resmi açılışını gerçekleştirecek. Ve bu merkezin hazırlık çalışmalarında bulunan biri kardeşiniz olarak ifade ediyorum, bu merkez Cumhurbaşkanımızın inşallah hayırlı elleriyle açacağı birçok Müslüman milletin temsilcisinin açılışta olacağı bu merkez dünyanın bir başka kıtasında bizim aziz milletimizin vurduğu bir mühür olacaktır. Kıyamete kadar da orada bizim kültürümüz, bizim medeniyetimiz, bizim inancımız temsil edilecek ve en iyi şekilde orada milletimizin temsili gerçekleşecek Allah hayırlı mübarek eylesin, Allah Sayın Cumhurbaşkanımızın ve onunla birlikte heyetin giden yolunu da açık eylesin, hayırlı gitsinler, hayırla dönsünler inşallah. Türkiye’nin menfaatleri için, itibarı için dünyanın dört bir tarafında mesai halindeyiz. 

Aziz dava arkadaşlarım, maalesef geçtiğimiz hafta yine terör saldırıları dünya gündeminden eksik olmadı, bu hafta içinde yine hain saldırılar sonucunda evlatlarımız şehit düştü hepsine Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına ve aziz milletimize sabrı cemil niyaz ediyorum. Bir kez daha bu milletle duyduğumuz iftiharı AK Parti Grubu adına ifade etmek istiyorum. Kendi evladının cenaze namazını kıldıran şehit imamların olduğu bir ülkede bayrak hiçbir zaman hiçbir zaman yere düşmez, kendi şehit evladının cenaze namazını kıldıran imamlarımızın olduğu bir ülkede. Sütçü İmamların ülkesinde Allah’ın izniyle inancımızda, bayrağımızda, sancağımızda ebediyete kadar temsil edilecek. 

Yine Irak ve Pakistan’da yaşanan terör olayları vesilesiyle Iraklı ve Pakistanlı kardeşlerimizin acılarını yürekten paylaşıyor, başsağlığı dileklerimi sunuyorum, dost ve kardeş Pakistan ve Irak’a taziyelerimi iletiyorum. Dün de Pakistan Başbakanı Sayın Navaz Şerif’i ve Lahor Valisi Sayın Şahbaz Şerif’i aradım. Sizlerin, bütün milletimizin dost ve kardeş Pakistan’la olan birlikteliğini, kaderini, dayanışmasını aktardım. O da bütün kardeşlerimize selamlarımı iletin dediler, şimdi ben de sizin nezdinizde dost ve kardeş Pakistan Başbakanı Sayın Navaz Şerif’in ve Pakistan halkının selamlarını iletiyorum. 

Bilinsin ki, Türkiye ve Pakistan dünyada hiçbir başka iki ülkeye nasip olmayacak bir gönül bağıyla bağlıdır. Biz onların istiklal harbinde ellerindeki son ziyneti gönderen bacılarımızın mirasını unutmadık ve ne zaman herhangi bir şekilde bir sıkıntıyla karşılaştıklarında da bilinsin ki biz her zaman Pakistan’ın yanında olacağız, aynı şekilde Irak’taki kardeşlerimizin de yanında olacağız. Her ne surette olursa olsun Irak’taki her etnik grubun Türkmen’in, Arap’ın, Kürt’ün, Sünni’nin, Şii’nin en yakın dostu Türkiye’dir. Nitekim alçak DAEŞ terör örgütü Tuzhurmatu’da Türkmen kardeşlerimize kimyasal silahla saldırdığında geçtiğimiz günlerde oradaki kardeşlerimizi de getirip ülkemizde tedavi etme imkanı, şerefi de bize nasip oldu. Bilinsin ki, bölge gönül coğrafyamızda dökülen her gözyaşı damlasının da, dökülen her damla kanın da takipçisi ve oradaki kardeşlerimizin yaralarını ilk saran biz olacağız. Biz her zaman kardeş coğrafyanın yanında olduğumuzu ifade ettik, ediyoruz. 

Son 1 ayda terörün kanlı yüzü coğrafya farkı gözetmeksizin kendini bir kez daha gösterdi. Ankara, İstanbul, Brüksel, Bağdat ve şimdi de Lahor bu kanlı şebekeler kıta, bölge, ülke, halk ayrımı yapmıyor. Bu kanlı şebekeler etnik köken, din, kültür, coğrafya ayrımı yapmıyor. Bu kanlı şebekeler otobüs durağı, cadde, havaalanı, stadyum, lunapark ayrımı yapmıyor. Ceylanpınar’da uyuyan polisleri katledenler, İstanbul’da Cumhuriyet Savcısını katledenler, Suruç’ta toplanan insanların arasına girip bomba patlatanlar, Ankara Kızılay’da servis aracının yanında, belediye otobüs durağında, İstanbul’da meydanda, caddede bomba patlatanlar, Brüksel’de şehir metrosunda ve havalimanında bomba patlatanlar, Lahor’da lunaparkta masum çocukları öldürmek üzere bomba atanlar aynı alçaklardır. İsimleri farklı olabilir, kimlikleri farklı olabilir, ama hepsi insanlık düşmanıdırlar. Onları bu cinayetlere azmettirenler de aynı odaklardır. Örgüt adları, ideolojileri farklı görünse de bu cinayet odakları, insanlık suçu işlemek üzere örgütlenen bu organize cinayet şebekeleri birdir ve aynıdır. Terör, doğrudan insanlığı hedef alan, hayatı hedef alan bir alçaklıktır. Bütün insanlığın daha fazla geç olmadan terör karşısında aynı kararlılıkla yekvücut olması lazım.

Değerli arkadaşlar,  yaşadığımız zorluklara rağmen hem içeride, hem dışarıda problemleri çözecek güce, birikime ve kudrete sahibiz. Türkiye’nin tökezlemesini bekleyenler, Türkiye’yi terörle, bazı hukuk tartışmalarıyla dize getirmek isteyenler, kaos ve kriz bekleyenler boşuna beklerler, boşuna bekleyecekler, çünkü biz bunlara asla izin vermeyeceğiz. Türkiye hukuk ve demokrasi yolunda geri adım atmadan yoluna devam edecektir. Şiddet taraftarlarının sokak çağrılarını boşa çıkaran Diyarbakır’daki vatandaşımızın basiret ve ferasetiyle, Ankara ve İstanbul’daki vatandaşlarımızın basiret ve feraseti birdir. 

Terör örgütlerinin maskesi düşmüştür ve herkes esas meselenin ne olduğunu görmüştür. Esas meselesi ağaç olmayanlar, esas meselesi dershane olmayanlar, esas meselesi hak, hukuk olmayanlar, Cumhurbaşkanımıza, AK Parti’ye, Hükümetimiz ve ülkemizin istikrarına saldırarak Türkiye’nin omurgasına ateş ediyorlar. Omurgamıza ateş edebilirler ama, kalbimizi asla işgal edemezler, zihnimizi asla işgal edemezler. Hedeflerini vurabilirlerse Türkiye’nin diz çökeceğini, kapaklanacağını, teslim olacağını zannediyorlar. Allah’ın izniyle ve milletimizin basiretiyle hiçbir şekilde muvaffak olamayacaklar. Zehirledikleri insanları ölüme gönderen, mensuplarına ölümden başka bir şey vaat etmeyen bu odaklar, istikrarımızı, huzurumuzu, refahımızı bozamayacak, bizi 2023 hedefimizden asla alıkoyamayacaklar. 

Biz vatandaşımızın can emniyetini de, vatanımızın huzur ve refahını da namusumuz gibi koruyacağız. Sadece bunun için siyaset yapıyor, sadece bunun için çalışıyoruz. Umudumuzu, özgüvenimizi, kararlılığımızı kırmak, bizi karamsarlığa sevk etmek isteyenler muratlarına asla eremeyecekler. Şartlar ne olursa olsun, demokrasiden, hukuk devletinden, üretimden, sosyal barıştan, toplumsal dayanışmadan ve kamu düzeninden gözümüzü ayırmayacağız. 

Aziz kardeşlerim, herkes maneviyatını, moralini en yüksek düzeyde tutarak hayata karışmalıdır. Onlar bizi hayattan koparmak istiyorlar, biz onlara rağmen hayata karışmalıyız, herkes sokağa, caddeye, bulvara, meydana, büyük özgüvenle çıkmalı ve kucaklaşmalıdır. Karanlığı mum yakarak yeneceğiz. Şiddeti merhametle yeneceğiz. Nefreti daha fazla muhabbetle yeneceğiz inşallah. Acılarımız var, matemimiz var, şehitlerimiz var, hepsini asaletimize uygun bir halde yaşayacağız, ama maneviyatımızı kırmayacağız, kırdırtmayacağız. Bireysel ve toplumsal psikolojimizi kırmak isteyenlere rağmen moral ve motivasyonumuz tam olmalıdır.

Birey olarak, toplum olarak, sivil toplum olarak, siyasi partiler olarak yapmamız gereken, tereddütsüz bir irade beyanıyla terörün tam karşısında yer almak ve tam bir dayanışma içerisinde olmaktır. Buradan geriye tek bir adım atmadan adalet ve kalkınma için, birlik, huzur ve demokrasi için yürüttüğümüz mücadelemizi sürdüreceğiz. Kaosa, teröre, şiddete, nefrete geçit vermeyeceğiz. Bu mücadele 78 milyon vatandaşımızın mücadelesidir. Bu mücadele sadece ekonomik bir mücadele değil, bu mücadele sadece siyasi bir mücadele değil, bu mücadele milletimizin, devletimizin topyekun bir yeniden varoluş mücadelesidir. 

Biz burada, Türkiye’de sadece kendi vatandaşlarımızın can ve mal emniyetini savunmuyoruz, bütün insanlığın değerlerini müdafaa ediyoruz. Milyonlarca mazluma kucak açarak zalimlere meydan okuyoruz. Türkiye’yle hesabı onların kiraladıkları terör örgütleriyle, lejyonerlerle mücadele ederek mazlum Asya’nın, mazlum Ortadoğu’nun bütün halklarının istiklal ve istikbal mücadelesini veriyoruz. Tarihin bu noktasında gelin yüreklerimizin sesini, vicdanlarımızın sesini birleştirelim, kaos ve kriz bekleyen felaket tellallarına prim vermeyelim ve mutlaka en geniş anlamda dayanışma içinde olalım.

Bir kez daha tekrarlıyorum; bireysel ve toplumsal psikolojimiz için, moral ve motivasyonumuz için hiç çıkmadığımız kadar sokaklarımıza çıkalım. Bu sokaklar bizim, bu diyar bizim, bu şehirler bizim, bu insanlar bizim. Hiç gitmediğimiz kadar esnafımızın yanına gidelim, alış veriş yapmayacaksak bile yoldan geçerken gördüğümüz her esnafa bir selam verelim. Hiç sormadığımız kadar komşularımızın halini, hatırını soralım, komşularımızın kimliklerini sormayalım, Türk müsün, Kürt müsün, Arap mısın, Sünni misin, Alevi misin diye sormayalım, soracağımız tek şey hali, hatırı olmalıdır. Bizim hatırlarını inşa edeceğimiz komşularımız olmadıkça milletimizin bekası olmaz. Hiç dayanışma yapmadığımız kadar dayanışma içine girelim. Kalbi kırık olan, gönlünde hüzün olan, acı olan kim varsa onun yanında olalım. Hayatın her safhasında omuz omuza olan, aynı safta birleşen bütün vatandaşlarımı buradan bir kere daha muhabbetle selamlıyorum. 

Yine bu kürsüden 6-7 Ekim olaylarından sonra bir selam seferberliği başlatalım demiştim. Bir kez daha çağrıda bulunuyorum, bu kritik günlerde, Nevruz’u karşıladığımız, baharı karşıladığımız bu mübarek günlerde hepimiz bir selam seferberliği başlatalım. Yolda gördüğümüz herkese, hangi partidensin, hangi düşüncedesin, hangi mezheptensin, hangi etnik kökendensin demeden selam verelim. Selam barış demektir, selam insanların birarada birlikte hoşgörü içinde yaşama taahhüdü demektir. Selam olsun bu milletin kardeşliğine. Selam olsun bu toprakların mayasına. Selam olsun bu vatanı bize emanet ederken şehit düşen ecdada. Selam olsun bütün bir milletin gelecek sevdasına.

Selam demiştim, bakınız öyle bir sihirli kelimedir ki esselamu aleyküm; hatırlarsınız Arakan’a gitmiştim, Arakan’a 50 yıl sonra ilk dışarıdan gelen devlet adamı olmuştum, oradaki kardeşlerimizle kucaklaşmıştık. Daha sonra ikinci ziyaretimde bu kez İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkelerin temsilcileriyle gittim. Dışişleri Bakanı olarak yine Cibuti Dışişleri Bakanının yanında ben vardım. Orada binlerce kardeşimiz toplandığında İngilizce anonsla onları susturmaya çalıştılar. Ama onların duymak istediği şey İngilizce bir anons değil. Aramızda ortak bir dil yoktu belki ama, ortak bir gönül vardı, kalabalık uğultular bizi karşılaşmaya hazırlarken ve susmazken, bu İngilizce anonslara da, cılız çıkan -o cılız sesin sahibini de biliyorsunuz- o seslere tepki vermezken, herhangi bir mikrofon olmadan sadece döndüm kalabalığa, esselamu aleyküm dedim. Emin olun, o kargaşa gibi gözüken kalabalık bir anda ortak bir ruh haliyle buluştu, bütün uğultular kesildi, tek bir yürekten gelen bir ses semaya yükseldi, Ankara’dan gelen Dışişleri Bakanı’nın esselamu aleyküm sesine bütün Arakan ve aleyküm selam dedi. Bu selamı 6 kez tekrarladım, her seferinde kalabalık daha bir gür sesle ve aleyküm selam dedi.

İşte doğduğumuzda bizim kulağımıza ezan esesi okunur, büyürüz babalarımız bize selam vermeyi öğretir, Allah ne zaman emaneti alırsa ilahi yolculuğa çıkarken arkamızdan da hakkını helal edenlerin sesleriyle uğurlanırız. 

Şimdi ben buradan, AK Parti Grubu’ndan aynen o Myanmar’da hiç tanışmadığımız, ama bir selam ile gönül beraberliği kurduğumuz kardeşlerimize verdiğim selam gibi, Türkiye’nin her köşesindeki 78 milyona sizler adına esselamu aleyküm diyorum. Esselamu aleyküm diyorum, esselamu aleyküm diyorum. 

Bu bazılarının hani geçmişte, ifadesini tam olarak burada zikretmek istemem ama, milletten ve inançtan kopanların günaydına alternatif gibi gördükleri için hafif tepeden baktıkları bu esselamu aleyküm var ya, hafif Anadolu insanının, kırdaki köylü, cahil köylünün selamı gibi gördükleri bu esselamu aleyküm var ya, dünyanın insanlık tarihinin gördüğü en güzel mesajdır. Ve demektir ki, ben selam veriyorum sana, Allah’ın selamı, bil ki benden sana zarar gelmez, bil ki benden sana sadece emniyet gelir, sadece barış gelir, sadece muhabbet gelir. Ve karşı taraf cevap verirken, ve aleyküm selam derken, o da aldım selamını, barış dileğini aldım, benden de sana hiçbir zarar gelmez der.

İşte biz terör odaklarına inat, bizi sokaktan koparmak isteyenlere inat, bizi kardeşimizden, komşumuzdan, bin yıllık Hazreti Adem’den beri devam eden bir insanlık kardeşliğinden koparmak isteyenlere inat, yola çıkalım arkadaşlar, hep beraber yola çıkalım, gördüğümüz herkese esselamu aleyküm diyelim, tanımadan, bilmeden, ama insan olduğuna inandığımız için herkesin kalbine hitap edelim. Sakın ola ki evlerimize kapanmayalım, sakın ola ki kendi mahallelerimize kapanmayalım. Doğuda olanlar batıya gitsinler esselamu aleyküm desinler. Batıda olanlar doğuya gitsinler, kuzeyde olanlar, güneyde olanlar, Anadolu’nun kalbinde olanlar, herkes birbirine selam versin. 

Biz terörü kudret gücümüzle Allah’ın izniyle yeneceğiz. Bugün şu anda Nusaybin’de, Yüksekova’da, Şırnak merkezde mücadele eden güvenlik güçlerimiz bu selam için mücadele ediyor. Ama bilin ki, bu kudret elinin ötesinde teröre gerçek darbeyi selamlaşmak vuracak. Türk’ün Kürt’le, Arap’ın Zaza’yla, Arnavut’un Boşnak’la, Sünni’nin Alevi’yle hiçbir ayrım gözetmeden selamlaşması var ya, esas darbeyi bu selam ile vuracağız bu selamı yıkmak isteyenlere karşı. 

Tekrar AK Parti Grubu’ndan bütün Türkiye’ye selam mesajımızı iletiyorum. Ve bütün AK Parti teşkilatlarını, gençlik kollarımızı, kadın kollarımızı, mahalle temsilcilerimizi ve başta tabi AK Parti Grubunun siz değerli üyelerini şu andan itibaren selamlaşma seferberliğine devam ediyorum. Seferberliğimiz mübarek olsun. Ülkemiz her zaman selam diyarı, silm diyarı, barış diyarı olsun.

Saygıdeğer dava arkadaşlarım, Doğu ve Güneydoğu’da şehirleri çukurlarla, barikatlarla yaşanmaz hale getiren, evleri, camileri, kiliseleri yakıp yıkan terör örgütüne karşı yürüttüğümüz mücadelemizde güvenlik güçlerimiz büyük başarılar elde etti. O terör odakları tek tek bulunup şehirlerimizden temizlendi, temizleniyor. Ancak, bu teröristlerin şehirlerimizde bıraktığı tahribat ortada. Daha önce de ifade ettiğim gibi, o teröristleri nasıl o şehirlerden söküp atıyorsak, teröristlerin yakıp yıktığı şehirlerimizi de yeniden inşa edeceğiz. Bu kapsamda ilgili bakanlıklarımız büyük bir özveriyle çalışmalarını sürdürüyor. Çok kısa süre içinde inşallah göreceksiniz, milletimiz de görecek, altyapısıyla, üstyapısıyla, sosyal imkanlarıyla yepyeni bir Güneydoğu inşa edeceğiz, medeniyet düşmanlarına inat inşa edeceğiz, modern Moğollara, barbarlara inat inşa edeceğiz. Bu yeniden inşa sürecinde bölgenin tüm tarihi ve kültürel dokusu aynen korunacak. Sömürgecilere, geçmiş Haçlı zulmüne inat, onları taklit eden bu piyonlara rağmen bunları yapacağız. 

Ancak, biz teröristlerin yıktığı şehirlerimizi yeniden ihya etmenin gayreti içindeyken, birileri binbir yalan ve iftirayla Güneydoğu’nun yeniden inşasına engel olma hesapları içerisinde. Bakanlar Kurulumuzda bunları dün saatlerce süren oturumda ele aldık, her bir inşa faaliyetini, Cizre’nin, Silopi’nin, Sur’un sokaklarını tek tek ekranda takip ettik, hangi mahallede ne var, nerede ne yapılacak, hangi binalar yıkılmış, hangi binaların yerine ne yapılacak, bütün bunları Bakanlar Kurulu’nun gündeminde ele aldık. 

Şimdi biz bu inşa faaliyetine girerken, buraları yıkan o hain odaklar bu sefer halkın karşısına başka bir argümanla çıkıyor. Neymiş? Devlet halkın malına el koyuyormuş. Bunların hiç utanması, sıkılması, ar’ı, hayası yok. Terör örgütleri şehirleri yakarken, yıkarken, bir binadan diğerine geçmek için tüneller açarken, halka -dikkat ediniz bu Sur’dan, Cizre’den bize gelen şikayettir- yatarken kapılarınızı açık bırakın derken neredeydi bunlar? Ne demek yatarken kapılarınızı açık bırakın? Yani mahremiyetiniz bile artık yok demek. Evlere geliyorlar ve yatarken kapılarınız açık kalacak, biz istediğimiz anda girebileceğiz diyorlar. Allah aşkına, ev mahremiyetine, aile mahremiyetine, aile namusuna bile saygısı olmayan bu hain odaklara biz o şehirleri, o aileleri, o insanları terk eder miyiz? İşte verdiğimiz mücadele bunun için. Şimdi o gün onlara ses çıkarmayanlar, orada imar ve inşa faaliyetine girdiğimiz için, bu çerçevede attığımız adımları devlet halkın malına el koyuyor diye ifade ediyorlar. Biz halkın gönlüne, muhabbetine kendimizi vermişiz, elimizi onların yüreklerine koymuş, onların yüreklerine dokunmuşuz. 

Türkiye bir demokratik, hukuk devletidir, her mülkiyet bu anlamda en temel haktır ve mutlaka korunacaktır. Halkın malına madem bu kadar değer veriyordunuz da neden bu halkın evlerinin önüne çukur kazmak için iş makinelerini teröristlerin emrine verdiniz? O zaman sahip çıksaydınız ya halkın malına? Bunların milleti düşündüğü yok, halkı düşündüğü yok. Aksine, Kürt kardeşlerimizin, vatandaşlarımızın mağduriyetlerinin devam etmesinden medet umuyorlar. Ancak onlar ne kadar engel olmaya çalışırlarsa çalışsınlar, inşallah tüm imkanlarımızla kısa bir sürede terör örgütünün tahribatını, izlerini şehirlerimizden sileceğiz, altyapısıyla, üstyapısıyla, sosyal imkanlarıyla eskisinden daha iyi, daha yaşanabilir şehirler inşa edeceğiz, çok kısa bir süre içinde yepyeni bir Güneydoğu, yepyeni bir Doğu Anadolu inşa edeceğiz. Bölgedeki ekonomik canlanmayı en kısa sürede sağlayacağız. 

Bakın göreceksiniz, Demirtaş’ın vize serbestisi geldiğinde Kürtler Avrupa gider demesine inat, Avrupa’da yaşayan Kürt vatandaşlarımız tekrar doğdukları, büyüdükleri topraklara, bizim yeniden inşa edeceğimiz güzel şehirlere geri dönecekler. Allah’ın izniyle o günleri de hep beraber göreceğiz, kimsenin şüphesi olmasın.

Değerli dava arkadaşlarım, AK Parti iktidara geldiği ilk günden bu yana millet iradesini siyasetin merkezine almış, millet idaresinden başka irade tanımamış bir harekettir. AK Parti’nin kuruluş felsefesinde, kuruluş temelinde bu anlayış yatmaktadır. Bu kadrolar her zaman milletimizin sesine kulak vermiş ve milletimizin sesi olmuştur; bu çizgiden bir milim dahi sapmış değiliz. Allah bize milletimizin hilafına bir iş yapmayı nasip etmesin.

Biz şunu çok iyi biliyoruz ki, milletin ihtiyaçlarına sağır, taleplerine dilsiz kalanlar siyasetin tükenmeye ve tasfiye olmaya mahkumdur. Bu nedenle siyaseti otel lobilerinde gizli pazarlıklarla icra edilen bir mühendislik projesi olarak asla görmüyoruz, böyle bir yola tevessül etmedik, etmeyeceğiz. Bugüne kadar nasıl olsaydı, bundan sonra da her şey milletin huzurunda milletin iradesiyle tecelli edecek ve herkes hesabını sandıkta milletimize verecek. Eğer bir hata, eksiklik, yetersizlik varsa milletimiz bize sandıkta gerekli mesajı zaten verecektir. Biz de kendimize sadece milletimizin taleplerine, milletimizin değerlendirmelerine bakarak çekidüzen vereceğiz. Siyasetin en temel kuralı budur, bunun dışına çıkan kaybetmeye mahkumdur. AK Parti bu nedenle her zaman siyasetten, şeffaflıktan ve milletin huzuruna çıkmaktan yana olmuştur. Siyaseti zayıflatacak, vesayetini alacak tüm girişimler kararlı duruşumuz sayesinde bugüne kadar berhava olmuştur, sesleri kısılmıştır, kısılacaktır. 

Siyaset, bir ülkenin en dinamik gücüdür. Siyasetin temsilcileri olan sizler, bu Meclis’te asil bir görev üreten milletvekillerimiz de bu dinamik unsurun lokomotifleridir. Siyaset kurumu güçsüzse bu ülke güçsüzdür. Siyaset kurumu güçsüzse o ülkede başka güçler yönetimdedir. Siyaset kurumu güçsüzse millet o ülkede sahipsizdir. Bir ülkenin güçlü olması, kalkınması, refahı siyasetin itici gücüyle mümkündür. Siyaset kurumu dolasıyla siyasal partiler ve siyasetçiler toplumsal ihtiyaç ve talepleri dikkate alarak hareket etmelidir. Çok şükür 14 yıldır Türkiye’de böyle bir iktidar var. Türkiye’nin gücünün milletin gücü olduğuna inanan, gücünü oradan aldığına inanan bir iktidar var. Peki, böyle bir iktidar varken, Türkiye’de milli, yerli bir muhalefet var mı? Maalesef yok. Millete hizmet etmeyi kendine dert edinen bir muhalefet görüyor musunuz? Maalesef hayır. Ayak oyunlarını, çelme takmayı, engellemeyi, hatta hakaret ve iftirayı maharet sayan bir muhalefet var. Daha vahimi, bunu siyaset yapmak sanan bir muhalefet var. Türkiye 14 yılda birçok alanda ileri gitti, gelişti, çıtası yükseldi, ama bu çıta yükselme maalesef muhalefete bir türlü yansımadı. Biz her şeyde rekor kırdık, onlar sadece kurultay yapmada rekor kırdılar, başka hiçbir şeyde rekor kıramadılar. Ya kurultay yapıyorlar ya kurultay tartışması yapıyorlar; iki gündemleri var. Hala muhalefet partilerine bakın, geçmiş kurultayda kim kime ayak oyunu yaptı, gelecek kurultayda ne olacak? Mahkemelere düşerler, tartışırlar, bizim bunlarla kaybedecek vaktimiz yok. Bunlar siyaset yapmayı, bu millete hizmet etmeyi bir türlü öğrenemediler. Halen 14 yıl önce bıraktığımız yer neyse oradalar. O yüzden millet de onları orada bırakıyor, kendi kaderlerine terk ediyor. Bizim siyasetimizin hareket noktası millet iradesidir, millet iradesinin tecelli ettiği yer olan bu yüce Meclis çatısıdır. Meclis çatısı dışındaki tüm siyasi arayışlar, bir mühendislik projesi ya da vesayet girişimi olarak her seçimde değerli arkadaşlar mahkum olmuştur. Milletimiz her seferinde kendilerine gereken cevabı vermiştir. 

Bakınız Sayın Kılıçdaroğlu sürekli olarak topluma güvensizlik duygusunu aşılamaya çalışıyor, aslında kendi psikolojisini yansıtıyor. Sürekli olarak Türkiye’yi bir zaaflar ülkesi olarak lanse ediyor. Şimdi Türkiye’yi bir zaaflar ülkesi olarak yansıtıyor ya aslında aynaya bakıyor. Kendisinin siyasi tarihi bir zaaflar ve yenilgiler tarihidir. Türkiye’nin 14 yıllık tarihi ise bir başarılar tarihidir, Kılıçdaroğlu’nun zihni bir türlü bunu alamıyor. 

Dayanışma göstereceğimiz yerde, birlik içinde olacağımız yerde hiç görünmediği gibi, bir de terörle mücadelemize köstek oluyor. Terör örgütlerine esaslı tek bir laf söylemeden sürekli olarak devleti, hükümeti yıpratmaya çalışıyor. Çok açık söylüyorum; bunun muhalefet yapmakla bir ilgisi yok. CHP, paralel yapı ile marjinal silahlı sol örgütlerle ittifak yaparak sadece AK Parti’ye muhalefet yapmış olmuyor, aynı zamanda Türkiye’ye muhalefet yapıyor. Türkiye hangi ülkeyle milli bir mesele için karşı karşıya gelmişse onun yanında saf tutmanın AK Parti’ye muhalefet etmek olduğunu zannediyorlar. Marazi zihinlerinin ürettiği senaryolarla bu ülkenin insanlarının zihinlerini bulandırmaya çalışan bir partidir artık CHP. Eminim ki CHP’ye oy vermiş vatandaşlarımız da partilerinin bu hale düşmesinden, giderek belli yapıların güdümünde siyaset yapmasından rahatsızdırlar. Eminim bir gün onlar da partilerine ve Sayın Kılıçdaroğlu’na dönüp nereye gidiyoruz sorusunu soracaklardır. Sayın Kılıçdaroğlu yeni CHP diyerek geldiği parti başkanlığında eski CHP’den bile geriye düşmüştür. Siyaset kurumunun önemini, değerini kavrayamamıştır. 

Aynı şekilde Demirtaş da geçtiğimiz günlerde Avrupa Birliği’yle vize anlaşmamız ile ilgili açıklama yapıyor. AB vizeyi kaldırırsa tüm Kürtler AB’ye gidermiş. Şimdi bu argümanın neresinden tutalım Allah aşkına, bunun neresine cevap verelim, ne diyelim? Söylediklerinin yalan olması bir yana, aklınca Avrupa Birliği ülkelerine mesaj veriyor; Türkiye’ye vizeyi kaldırmayın diyor. Son dönemde ülke olarak elde ettiğimiz en önemli başarılardan birisine gölge düşürmeye çalışıyor. Bunların muhalefeti AK Parti’ye karşı olmak için gerekirse Türkiye’ye karşı olmaktan çekinmeyen hastalıklı bir ruh haline dönüşmeye başlamıştır. Türkiye’nin bir muhalefet sorunu olduğu artık tüm kesimlerin ortak kanaati haline gelmiş durumda. Demirtaş yanına yandaş aradığı için de Kılıçdaroğlu’na çağrılarda bulunuyor. Kılıçdaroğlu da sükut ediyor. Aslında bunlar hep bu kürsüden söyledim ya, bunlar BAAS ideolojisinin Türkiye temsilcisidir. Birisi Türk BAAS’ı CHP, birisi Kürt BAAS’ı HDP, iki BAAS kardeşliği milli irade, yerli ve milli AK Parti’ye karşı. Onların koalisyonu hayırlı olsun. Millet bize 7 Haziran’dan 1 Kasım’a giderken şu mesajı verdi: Biz koalisyon falan istemiyoruz, bize AK Parti yeter dedi, bize AK Parti yeter dedi. Biz de ona diyoruz ki; merak etme aziz milletim; bize de siz yetersiniz. Milletimiz yanındaysa yedi düvel karşımızda olsa ne yazar? Milletimiz yanımızdaysa, CHP ve HDP bütün güçlerini birleştirseler ne yazar? Milletimiz yanımızdaysa, Kandil’de bütün sol örgütler PKK ile işbirliği yapsa ne yazar? Milletimiz yanımızdaysa, bunların orkestrasyon şefliğini yapan paralel çete dünyanın her yerinde fitne yapsa ne yazar? Bize sadece tarihin yazdığı önemlidir. Onların yaptıkları ise bugün bir küçük esinti halinde geçer, ama tarihe mührümüzü vururuz Allah’ın izniyle. 

Maalesef ayak oyunlarını, çelme takmayı, engellemeyi, hatta hakaret ve iftirayı maharet sayan bir muhalefetimiz var. Daha vahimi, bunu siyaset yapmak sanan bir muhalefetimiz var. Türkiye, bu anlamda çıtasını çok yükseltti, ama muhalefete bu hiçbir şekilde yansımadı. Ümit ederim bütün bu gelişmeler muhalefet tarafından da doğru bir şekilde yansır. 

Aziz yol arkadaşlarım; bu Meclis çatısı altında atılan her adım çok önemlidir. Milletin iradesi burada tecelli eder ve milletimizin geleceği burada şekillenir. AK Parti ülkemizdeki vesayet odaklarıyla olan mücadelesini bundan sonra da aynı şekilde sürdürmekte kararlıdır. Bugüne kadar milletin iradesinin burada tecelli etmesine engel olanlarla nasıl mücadele etmişsek bundan sonra da edeceğiz. Hatırlayınız, AK Parti siyaset kurumunu, milli iradeyi vesayetten, başka iradelerin ipoteğinden kurtarmak için çabalarken muhalefet olanları ya seyrediyor ya da vesayetçilerle işbirliği yapıyor. Bu dönemde de görüyorsunuz; şer ittifakının diliyle konuşmakta hiç beis görmüyorlar. CHP’nin paralel yapının ipoteği altına girdiği artık netleşmiştir. Siyasi söylemlerini bile onlardan ödünç alarak siyaset yapamaz hale geldiler, onların sözcüsü haline geldiler. 

HDP de kendisini teröre ipotek etmiş bir partidir. Buradan açık bir şekilde bir kez daha ifade ediyorum; millet iradesinin terör baronlarının iradesi altında ezilmesine asla müsaade etmeyeceğiz. Hiç kimse bu milletin Meclisinde belli sıfatları kullanarak siyaset yapıyor görüntüsü altında bu milletin çoluk-çocuk demeden canına kasteden bir terör örgütünün sözcülüğünü yapamaz, yapamayacak. Akıllarını, iradelerini ve vicdanlarını bir örgütün kanlı hesaplarına teslim edenlerin adalete hesap vermesi için ne gerekiyorsa elimizden geleni yapacağız. 

Dokunulmazlık ahlaksızlığın, vicdansızlığın, terör yandaşlığının kılıfı, mazereti olamaz. Ama onlar bir oyun oynadılar, buradan bir mağduriyet edebiyatı çıkarmaya çabaladılar. Sonrasında timsah gözyaşları dökeceklerdi. Biz ise dokunulmazlıkların bir defaya mahsus ve tek bir seferde kaldırılması için önerge getirdik, çünkü kendimize güveniyoruz, çünkü milletimize ve onun vicdanına güveniyoruz. Bizim bu teklifimiz karşısında hemen ipe un serdiler. En başta CHP ipe un sermeye başladı. Onların amacı, siyasetçiyi tamamen güçsüz bırakacak bir vesayet rejiminin temellerini atmak; biz buna da müsaade etmeyiz. Türkiye’de herkesin dokunulmazlığı olacak, ama siyasetçi tamamen korunmasız olacak anlayışını kabul etmeyiz, böyle bir şey düşünülemez bile. Bu siyaseti vesayet altına almanın dolaylı adıdır. CHP ve HDP zaten vesayeti sevdiği için, vesayet altında oldukları için bundan rahatsız olmazlar, hatta hoşlanabilirler. Ama AK Parti milletvekilleri üzerinden milletin iradesine ipotek koyan bir düzenlemeye asla müsaade etmeyecektir. Bu AK Parti’nin değerlerine, kuruluş felsefesine de aykırıdır. Suça karışanların, bir caninin taziyesine gidenlerin, arabasıyla silah taşıyanların hukuk önünde hesap vermesi için elimizden geleni yapıyoruz, yapacağız ve mutlaka hesabını verecekler. Ama Türkiye’de özgürlükleri daraltacak hiçbir uygulamayı hayata geçirmeyiz. 

Değerli arkadaşlar; biz Hükümet olarak, AK Parti iktidarı olarak insanımızın refahını artırmanın, vatandaşımızın ekmeğini büyütmenin ve yeni istihdam kapıları açmanın derdindeyiz. Bu gayeyle 14 yılda ekonomik büyümenin önündeki engelleri bir-bir kaldırdık. Birinci nesil reformlarla Türkiye ekonomisini, kapasitesini en iyi şekilde kullanan bir performansa taşıdık. Kamu ve özel sektöre öz güven kazandırdık. Türkiye’nin kabuğunu kırdık, yüzünü, yönünü tüm dünyaya çevirdik, her açıdan dünyaya açıldık. Şimdi daha büyük hedeflere koşuyoruz. Kişi başı 10 bin dolar seviyelerindeki milli gelir yetmez diyoruz. Ülkeyi yüksek gelir grubuna taşımanın vaktinin geldiğini düşünüyoruz. Artık ikinci nesil reformların vakti geldi diyoruz. Bu vizyonla göreve gelir-gelmez 2016 yılı eylem planını kamuoyuyla paylaştık, vaat ve reformlarımızı bir takvime bağladık. Reformların takibi için reform koordinasyon ve izleme kurulunu kurduk. O günden beri düzenli olarak kamuoyunun önüne çıktık, vaat ve reformlardaki son durumu paylaştık. Her hafta da sizinle bunu paylaşıyoruz. Eylem planımızda önceliğimiz, yatırım ortamını iyileştirmek, çalışanlarımızın hayat standartlarını yükseltmek ve ekonomimizin rekabetçi karakterini güçlendirmek oldu. İşadamlarımıza ve yatırımcılarımıza uygun ortamı oluşturmak, onları teşvik etmek için gerekli adımları atıyoruz. Küresel ekonominin güçsüz, etkisiz bir parçası değil G-20 liderliğinde olduğu gibi küresel ekonominin nabzını tutan ve yönetebilen bir ülke olacağız. Biz takip eden değil takip edilen ülke olacağız. Biz uydu bir ülke değil kendi başına kalkınan, kendi başına ayakta duran bir ülke olacağız. Biz borç isteyen değil borç veren bir ülke olduk, biz merhamet isteyen değil merhamet eden bir ülke olduk. 

İşte bu anlayışla gece-gündüz büyük bir özveriyle çalışarak milletimize verdiğimiz sözlerimizi zamana yaymadan, zamana oynamadan ilk üç ay içerisinde tamamlamış bulunuyoruz. Biz millete verdiğimiz her sözün arkasındayız. Şimdi hafızalarınızı yoklayın, Aralık ayında bu kürsüden Gruba hitaben eylem planımızı anlatmış ve verdiğimiz sözleri üç ay içinde bütün vaatlerimizi yerine getireceğiz demiştim. İşte elhamdülillah Meclis’e geçen hafta sevk ettiğimiz son yasa tasarısıyla birlikte arkadaşlar, tekrar huzurunuzdayım ve diyorum ki; üç ay içinde milletimize 1 Kasım’da verdiğimiz sözlerin tamamını, bir eksiksiz yüzde 100 tamamını gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Bu eski Türkiye’de alışkın olunmayan bir tabloydu. Manisa’da, Kızılcahamam’da geçen hafta dolaşırken halkımızın da bunu fark etmiş olmasından büyük bir mutluluk duydum. Birçok vatandaşımız, Allah razı olsun verdiğiniz her sözü yerine getirdiniz dedi. Biz söz verdik mi iyice düşünür, iyice tartışır, istişare eder öyle veririz. Ama verdik mi sözümüz yiğit sözüdür, sözümüz millet sözüdür gereğini yaparız. Ayrıca reformlarla ilgili de düne kadar dünkü Bakanlar Kuruluna kadar yüzde 65’ni gerçekleştirmiştik. Dün Bakanlar Kurulunda Siyasi Etik Kanunu, siyasetin finansmanında şeffaflığın arttırılması, darbe döneminden kalan mevzuatın antidemokratik hükümlerden arındırılması ve cem evlerine hukuki statünün tanınması gibi reformlarla ilgili de istişarelerde bulunduk. İnşallah dün siyasi etik çalışmamızı tamamladık ve milletimizin, milletvekillerimizin onurunu koruyan daha güçlü, daha itibarlı kılan, millet ile milletvekillini buluşturan ahlaki temellere dayalı bir Siyasi Etik Kanunu da bu hafta Meclis’e sevk edeceğiz, önümüzdeki günlerde de bu reformlar devam edecek. İnşallah son sevk ettiğimiz yasalarla reformlarımızın da yüzde 85’ni tamamlamış olacağız. Ayrıca, 6 aylık süre için verdiğimiz reformların bir kısmını da erkenden gerçekleştirmiş oluyoruz böylece de reformlar bağlamında da verdiğimiz sözlerin gereğini yaptık. Her grup toplantımızda gerçekleştirdiğimiz reformları sizlere ve sizin aracılığınızla milletimize aktarmanın bahtiyarlığını yaşıyorum. Nasip olursa önümüzdeki hafta geniş kapsamlı bir sunumla hem eylem planımızın ilk üç ayındakini karnemizi gösterecek, hem de sonraki bir sonraki üç ayda gerçekleştireceklerimizi yine söz vererek şeffaf bir şekilde milletimize anlatacağız. Özel bir toplantı bunun için tertip edeceğiz ve üç ayın karnesini hep beraber değerlendireceğiz. 

Bir taraftan terörle mücadele ederken öte taraftan milletimizle buluşuyor, bir taraftan dünyanın dört bir yanında milletimizin çıkarları için temaslarda bulunurken öte taraftan da reformlarımızı, vaatlerimizi bir bir yerine getiriyoruz. Ben bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz reformlarda, hazırlık aşamasında, Meclis aşamasında emeği geçen, katkıda bulunan bütün arkadaşlarımıza huzurlarınızda teşekkür ediyorum gece-gündüz çalıştılar yüzümüzü kara çıkarmadılar. Milletvekillerimize, grup üyelerimize de burada bir kez daha sizlere teşekkürü bir borç biliyorum. Sizlerle Meclis’te bütün provokasyonlara, bütün tahriklere rağmen vaatlerimizin, reformlarımızın gerçekleştirmesini sağladınız. Tüm bu reform ve vaatler insanımızı rahatlatacak, demokrasiyi güçlendirecek, kalkınmanın önünü açacak adımlardır. Allah bizi milletimize mahcup etmesin, Allah bizi bu aziz millete hizmet etme bahtiyarlığından mahrum etmesin. 

Aziz kardeşlerim, teröre karşı milletçe topyekun mücadelemiz sürerken her zaman ifade ettiğimiz bir şey vardı, bu mücadeleyi bir an olsun bile aksatmayacağız, ama hiçbir an, hiçbir zaman terörün gündemine de teslim olmayacağız. Hamdolsun ülke olarak zor günlerden geçerken teröre inat istihdamımız artıyor, bakın geçtiğimiz sene 1 milyona yakın kişi yeni işlerine yerleşti. Bu senenin gelen ilk verileri de, ekonomik veriler de hamdolsun yüzümüzü güldürüyor. Türkiye İş Kurumu vasıtasıyla bu yılın ilk üç ayında iş bulanların sayısı 230 bini geçmiş durumda. Bu aldığımız istihdam verileri inşallah çok daha yüksek sayılara ulaşacak ve yılsonuna kadar 1 milyonu geçecek. Yeter ki birbirimize kenetlenelim, yeter ki terör karşısında bir olalım, yeter ki terörün gündemine esir olmayalım. Türkiye ekonomisi 2016 yılında inşallah geçen seneden daha iyi bir performans gösterecek, ekonomimiz doğru yolda ilerliyor, bu ilerlemeyi sabote etmek isteyenler asla amaçlarına ulaşamayacaklar. 

Bakın ekonomimiz geçen senenin ikinci çeyreğinde yüzde 3,8, üçüncü çeyreğinde yüzde 4 büyüyerek en hızlı büyüyen ülkeler arasındaki yerini aldı, iki gün sonra dördüncü çeyrek büyüme rakamları da açıklanacak. Böylece 2015 yılında Çin ve Hindistan hariç tüm gelişmekte olan ekonomilerden daha hızlı büyümüş olacağız. 2016 yılı ise inşallah çok daha iyi, çok daha bereketli bir yıl olacak. 2016 yılının ilk aylarında açıklanan veriler bize ümit veriyor. Bir kısmını burada özetle sizlerle paylaşmak istiyorum. Mart ayı ekonomik güven endeksi hepimizin yüzünü güldürdü. Endeks 2016 yılında Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 9,5 arttı. Endeksin bileşenlerine göz attığımızda hizmet perakende ticaret ve tüketici güven endekslerinde yükselme görüyoruz. 

Başka bir sevindirici haber daha geldi; 2015 yılı Kasım ayından beri sanayi üretim endeksi de yüzümüzü güldürüyor. Takvim etkisinden arındırılmış endeks, bir önceki yılın aynı ayına göre Kasım ayında yüzde 3,6, Aralık ayında yüzde 4.6 artı artmıştı. Ocak ayındaki artış oranı önceki iki aydan da yüksekti. Endeks, Ocak ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 5,6 yükseldi. Ana sanayi gruplarının tamamında bu yükselişi görüyoruz. Bu gelişmeler Türkiye’de ekonomiye olan güvenin ve piyasadaki canlılığın arttığının göstergeleri. 

Dış ticarette de bir canlanma yaşanıyor. Geçici dış ticaret verilerine göre 2016 yılı Şubat ayında ihracatımız bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 3’ün üzerinde yükseldi. Evet, bir yandan vatandaşımızın güvenliğini sağlamaya çalışırken Türkiye’nin gücünü, imkanlarını ve kaynaklarını genişletmeye ve büyütmeye çalışmaya da devam ediyoruz. Hiçbir alanı ihmal etmeden, vatandaşlarımızın bütün ihtiyaç ve talepleriyle alakadar oluyoruz. İç dünyamızı, mali politikalarımızı, üretici kesimleri düşünürken işçilerimizi, çalışanlarımızı unutmuyoruz. 

Aziz yol arkadaşlarım, değerli milletvekilleri; bizim en önemli reformumuz, bu millete en büyük vaadimiz yeni anayasadır. Allah’ın izniyle verdiğimiz diğer sözleri nasıl yerine getirdiysek, milletimize verdiğimiz yeni anayasa sözümüzü de mutlaka yerine getireceğiz. Ekonomimizi ileriye taşıyacak, toplumsal barışımızı tesis edecek tüm kesimlerin işte bu benim anayasam diyebileceği sivil bir anayasa yapmak öncelikli vazifemizdir. Milletimiz bu görevi tüm partilerimize yükledi. Belli kesimler 1 Kasım’da milletimizin açıkça ortaya koyduğu bu talebi sumen altı etmeye çalışsa da bizim öncelik sıralamamızda yeri değişmedi. Milletimize verdiğimiz söz bakidir. Biz yeni anayasanın geniş bir mutabakatla Anayasa Uzlaşma Komisyonu üzerinden yazılmasını arzu ettik, ancak maalesef CHP’nin dayatmaları ve ayak diremesi dolayısıyla komisyon çalışmalarını sürdüremiyor. Diğer partiler millete verdikleri sözün hilafına hareket etse de, biz 78 milyon vatandaşımızı dikkate alarak onların taleplerini, ihtiyaçlarını gözeterek yolumuzda yürümeye devam edeceğiz. İnsan onurunu koruyan, insan hak ve özgürlüklerini güçlendiren, milleti değil devleti tanımlayan, güçler ayrılığını tahkim eden, yetki ve sorumluluk dengesinin iyi kurgulandığı, siyasal sistem olarak başkanlığı benimseyen, demokratik ve özgürlükçü bir anayasa için gereken her türlü adımı kararlılıkla atacağız. 

Yetkili kurallarımızda, MYK’da, MKYK’da çok verimli istişarelerde bulunduk, milletimizin bu beklentisini karşılamaya dönük özel komisyonlar, çalışmalar planladık. AK Parti bünyesinde oluşturduğumuz anayasa komisyonu bir yandan yazım sürecini başlatırken, bir yandan da kamuoyuna yönelik faaliyetleri sürdürecek. İnşallah önümüzdeki 1-1,5 ay içinde, en geç 2 ay içinde yazım çalışmaları tamamlanıp ortaya çıkan taslak yetkili kurullarımızda tartışıp olgunlaştıktan sonra nasip olursa Haziran ayında en geç Meclisimize sunmuş olacağız. Türkiye’nin ihtiyaçlarına, milletimizin taleplerine cevap veren, özgürlükçü, demokratik ve sivil yeni anayasanın yüce Meclisimizde gereken desteği bulacağına, milletvekillerimizin vicdanlarının sesini dinleyerek bugüne kadar darbe anayasalarına mecbur bırakılmış milletimizin ilk defa sivil bir anayasaya kavuşmasına destek vereceğine inanıyorum. Burada da hiçbir pazarlık söz konusu değildir. Biz milletin vicdanından gelen sesi dinleyip milletin taleplerine uygun bir şekilde bu anayasayı yüce Meclisimize sunacağız. Böylece Meclis’ten de vizeyi alarak milletimizin huzuruna çıkacak, onayını almak üzere yine meydanlarda milletimizle buluşacağız. İnşallah bu çalışmalar neticesinde milletimiz nihayet özgürlükçü, demokratik ve sivil bir anayasaya, halkın seçtiği milletvekillerinin yazdığı gerçek bir milli anayasaya kavuşmuş olacak.

Aziz dava arkadaşlarım, biz millete verdiğimiz her sözün arkasındayız, reformist karakterimizi koruyarak yolumuza devam edeceğiz. Türkiye’ye aşkla, heyecanla hizmet edeceği. Ortaya koyduğumuz bütün hedefleri aynı azim ve kararlılıkla bir bir gerçekleştireceğiz. Yola çıktık mı biz yolumuzda engel tanımayız. Allah milletimizin yolunu açık etsin. Bu millete düşmanlık besleyenlere meydan vermesin. Allah birliğimiz, beraberliğimizi daima muhafaza eylesin. Allah yar ve yardımcımız olsun, Allah’a emanet olun. Selam, bereket, rahmet sizlerin ve milletimizin üzerine olsun, esselamu aleyküm. 

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.