Yükleniyor...

Basbakan Davutoglu’nun 30 Haziran tarihli TBMM Grup Toplantisi konusmasinin tam metni

 

Ülkemizin her bir köşesinden, aziz milletimizden temsil emanetini alıp yüce Meclisimize teşrif eden değerli milletlerimiz, değerli dava arkadaşlarım; hepinizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.

Mekan ve zaman vesilelere anlam katar, bugün kutsal bir günde, bir Ramazan gününde yüce Meclisimizi ve aziz milletimizin istiklal meşalesinin yakıldığı gazi Mecliste birlikteyiz. Ramazan’ımız mübarek olsun, gazi Meclisimizin istiklal ideali ebedi olsun.

Her şeyden önce, bütün milletvekillerimizi seçim döneminde gösterdikleri gayret ve milletimizden aldıkları temsil emaneti dolayısıyla tebrik ediyorum.

Seçim döneminde büyük bir cehtle, gayretle seçimlerin barış ortamı içinde gerçekleşmesi ve AK Parti’mizin seçimlerden en iyi neticeyi alması için gayret sarf eden Genel Merkezden il teşkilatlarımıza, ilçe teşkilatlarımıza, belde teşkilatlarımıza, mahalle temsilcilerimize, müşahitlerimize kadar, kadın kollarımıza, gençlik kollarımıza her bir ferdine teşekkürü bir borç biliyorum. Eğer bugün biz burada bu ilk resmi Grup Toplantısını yapıyorsak, adını belki birçoğumuzun bilmediği, hatırlanması mümkün olmayan milyonlarca AK Parti davalısının, gönüllüsünün gayretleriyle buradayız. Her birine teşekkür ediyorum, her birinin alnından öpüyorum ve demokrasimizin kalesi AK Parti’nin her zaman olduğu gibi kararlı yürüyüşüne bundan sonra da devam edeceği inancını bu yüce kürsüden bir kez daha milletimize duyurmak istiyorum.

("… seninle gurur duyuyor" sesleri)  Biz Türkiye’nin her bir köşesiyle, bu aziz toprağın, ülkenin her bir santimetrekaresiyle gurur duyuyoruz.

Yine yüce milletimizi çok çetin bir süreç içinde demokratik hakkını kullanarak çok yüksek bir katılımla gerçekleştirdiği demokrasi sınavını da tebrik ediyorum.

Değerli milletvekilleri, AK Parti bir muhasebe hareketidir, tarihi muhasebe eder, mekanı muhasebe eder, kendini muhasebe eder ve istikamet olmak üzere yola o muhasebeden sonra koyulur. Biz geçmişten bu yana, son 14 yıllık hareketimizin yakın tarihi içinde hep bu muhasebelerden, sınamalardan geçerek bugünlere geldik. Yakın tarihi diyorum, çünkü her zaman vurguladığım gibi AK Parti hareketi görünüşte 14 yıllık bir siyasi harekettir, ama gerçekte kökü asırlara giden büyük bir yürüyüşün bugünkü temsilcisidir. Biz o kökü asırlara giden değerleri hiç unutmadık, attığımız her adımda hep onu düşündük. Geleceğe doğru yürürken hiç tereddüt etmeden oradan aldığımız enerjiyle yürüdük. Ve işte bu kökü asırlara giden hareket 2001 tarihine yola çıktığında, 20 Mayıs 2001’de Abant’ta yapılan bir toplantıda AK Parti’nin kurucu Genel Başkanı ve o günkü yeni başlayan hareketin lideri Sayın Recep Tayyip Erdoğan bu hareketi bir erdemliler hareketi olarak adlandırmıştı, erdemliler hareketi tanımlamasını ilk defa o zaman siyasi tarihimize kazandırmıştı.

20 Mayıs 2001, ülke karamsarlık içinde, ekonomik kriz derinleşmiş, halk yarın ne yapacağının kaygısı içinde, özgürlük alanları daralmış, her türlü baskının, antidemokratik uygulamanın yaşandığı bir ülkede bir grup gönüllü, bir grup cengaver, ama barış cengaveri yola çıktılar ve adına erdemliler hareketi dediler. Erdem, kadim medeniyetimizin en önemli kavramlarından biridir. O günden bugüne her kritik süreçte, atılacak her adımda biz hep erdemli davranışın ne olması gerektiğini, nasıl davranmak gerektiğini düşünerek yol koyulduk. O günden bugüne AK Parti’den hiçbir zaman erdemi, hikmeti, adaleti ve dürüstlüğü ihlal eden bir davranışa kimse şahit olmadı. Hep milletimizle konuştuk, hep milletimizle yürüdük, hep adalet davasının sözcüsü olduk.

Ve 14 Ağustos 2001’de AK Parti kuruluşu ilan edildikten 3 gün sonra bir muhasebe için sizleri ilk grup toplantılarının atmosferine götürmek istiyorum. 21. Dönemin milletvekilleri, AK Parti’nin kurucu milletvekilleri 17 Ağustos 2001’de burada, belki bu salonda değildi, o zaman büyük değildi grubumuz, ama Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında biraraya geldiklerinde kurucu Genel Başkanımız onlara hitap ederken şunu söyledi: Artık sizler burada milletin temsilcileri olarak parmak kaldırma makinesi değilsiniz, milletin özgür temsilcilerisiniz. İşte siyasetin erdem hareketinin geldiği nokta oydu.

Ben yine o gün kurucu Genel Başkanımızın kullandığı ifadeyi aynen kullanarak söylüyorum; hiçbir milletvekillimiz parmak kaldırma makinesi değildir ve olmayacaktır. Her bir milletvekilimiz hem bulunduğu ili temsil eder, hem 78 milyon temsil eder ve hem 78 milyonun her bir ferdini temsil eder. Biz milletvekilimize baktığımızda, sadece 550 milletvekillinden birini görmeyiz, her bir milletvekillimizde milletin ta kendisini görürüz, milletin irfanını, milletin hikmetini, milletin erdemini görürüz. Onun için, bugün burada biraraya gelen 258 milletvekilimiz her biri yürürken bu salonlarda, genel kurul salonunda, Meclis çatısı altında, sokaklarda yürürken bilsinler ki, kendileriyle birlikte 78 milyon yürüyor. Temsil ettikleri davanın gereğini yaparken her birimiz düşüneceğiz ki, bir gün o görevi ifa ederken yaptığımız her şey hem ilahi anlamda manevi şekilde sicile kaydediliyor, hem de tarihin siciline kaydediliyor. AK Parti’nin sicili hep temiz olmuştur, hep temiz olacaktır.

İşte 2001’de siyaset itibar kaybetmişti, Meclis itibar skalasında çok alt yerlerdeydi, siyasetçiye itibar edilmez, siyasetçi için anılan unvanlar maalesef bu çatı altında zikredilmeyecek derecede negatif unvanlardı. AK Parti’nin ilk davası, ilk grubunun ilk meselesi, siyasete itibar kazandırmaktı. Ve nitekim 21’nici dönemde AK Parti grubun oluşturan o öncü insanlar, ki her birini saygıyla selamlıyorum, hürmetle selamlıyorum, vefata edenler varsa o kurucu kadrodan her birine rahmet diliyorum. Onlar siyasete itibar kazandırma davasında çok büyük bir mesafe kat ettiler.

Bu sebepledir ki, sadece Türk demokrasi tarihinde değil, dünya demokrasi tarihinde de nadir görülen bir olay gerçekleşti ve bir siyasi hareket kurulmasının üzerinden 1 yılı kısa bir süre geçtikten sonra iktidar görevini üstüne aldı. 3 Kasım 2002 seçimleri Türkiye’nin dönüm noktasıydı. Ve 10 Kasım’da kürsüden, işte aynı bu kürsüden yine Genel Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan kurucu Genel Başkanımız o günkü ilk iktidar kadrosunu oluşturan AK Parti kadrolarına hitap etti işte o gün değişimin başladığı gündü, ama önümüzde büyük meseleler vardı. Bir kere siyaset normalleşmemişti, bir parti iktidara gelmiş ama Genel Başkanı Meclis’te değildi. Önümüzde Irak savaşı, Kıbrıs meselesi, Avrupa Birliği üyelik süreçleri olmak üzere çok kritik süreçler vardı. Ama zihninde erdemi, gönlünde millete olan inancını barındıran AK Parti kadroları bütün bu meseleleri birer birer aştı. İç siyasette normalleşmeyi sağlayıp muhtar bile olamaz dedikleri Genel Başkanını bu kürsüye Mart 2003’te Başbakan olarak çıkardı.

Şiddete başvurmadan, hiçbir protesto gösterisi yapmadan, hiçbir gayrimeşru eylem içinde olmadan meşruiyet çizgisi içinde siyaseti normalleştirdik. Dünya Türkiye ne yapacak diye merak ederken, bu iktidarı bu kadar büyük dış politika meseleleriyle uğraşamaz ve kısa zamanda çöker dedikleri bir dönemde Irak savaşını Avrupa Birliği sürecini, Kıbrıs müzakerelerini başarıyla yönelttik. Ülkemizi hiçbir maceraya sokmadık, ama ülkemizin itibarını onurlu bir dış politikayla ayağa kaldırdık. Kıbrıs meselesinde tabuları yıkarken davamızın haklılığını da herkese gösterdik. Avrupa Birliği sürecini tıkandı bitti denilen süreci doğru bir istikamete oturttuk. Bugün Avrupa Birliği sürecinde eğer biz istediğimiz yerde değilsek gönül rahatlığıyla 14 yıl sonra söylüyorum bunun müsebbibi Türkiye değil, stratejik vizyon eksikliği taşıyan Avrupa Birliği’dir. Biz her zaman gereğini yaptık, yapmaya devam edeceğiz.

Eğer bugün Kıbrıs meselesi çözülmemişse bunun müsebbibi Türkiye değil, Kıbrıs Türkleri değil, bunun müsebbibi Kıbrıs Türklerinin barış çabalarına cevap vermeyen Rum Yönetimi ve onun arkasında duran Avrupa Birliği ve uluslararası toplumdur. Eğer bugün Irak’ta hala barış gerçekleşmemiş ve çevreye bütün bu kriz yayılmışsa yine bunun müsebbibi hiçbir zaman Türkiye olmamıştır biz her zaman başta Irak olmak üzere bütün Ortadoğu’da barış için çaba sarf ettik. O günlerde topladığımız Irak komşu ülkeler toplantısının nasıl tarihi bir adım oldu bugün bir kez daha aşikardır, bir araya gelemeyen ülkeleri o gün bir araya getiren AK Parti kadroları bu kritik süreçlerin içinden geçti.

Ekonomik krizler vardı, ekonomik krizin arkasında AK Parti bereketle ve milletin duasıyla rasyonel ekonomik politikalarla bu krizlerin içinden çıktı. 22 Temmuz 23. Dönem 22 Temmuz seçimleri yapıldığında yine dünya daha huzurlu Türkiye’de problemsiz değildi. O gün ondan hemen sonra 8 Ağustos’ta burada 23. Dönemin ilk grup toplantısı yapıldığında da etrafımızda sıkıntılar, Türkiye içinde vesayet çabalarına karşı direnme vardı. 22 Temmuz’a giden dönemi bir hatırlayın bu kürsüden o zaman Sayın Başbakanımız, daha sonra Cumhurbaşkanı adayı olacak olan Sayın Abdullah Gül’ü bu kürsüden aday olarak ilan ettiğinde ilk kez gerçek anlamda bu kürsüden çıkacak bir Cumhurbaşkanının işareti görüldüğünde e-muhtıra vererek onu engellemeye çalıştılar. 22 Temmuz’a o ortamda gittik, birileri şunu söyledi: Milletten emanet alınarak Meclis’e gelinir ama, o emanet yerine getirilirken başkaları Cumhurbaşkanına karar verir Meclis karar veremez. Onun karşısında dimdik, dipdiri duran 22. Dönem ve 23. Dönem milletvekillerimizi bir kez daha grubumuzu tebrik ediyorum. Eğer biz bugün burada oturuyorsak demokrasi sınavından geçip onurla görevimizi yapıyorsak milletvekilleri olarak o gün 27 Nisan muhtırasına karşı dimdik duran AK Parti grubunun emaneti ve onun gösterdiği dirayetle buradayız.

Yine olağanüstü bir hava vardı ülkede. 22 Temmuz’da seçimler yapılmış, büyük bir oranda AK Parti iktidara gelmiş, ama hala bazı çevreler AK Parti gurubunun aday gösterdiği kişinin Cumhurbaşkanı olamayacağı iddiasındaydılar. Hamdolsun 27 Nisan muhtırasına sebebiyet veren bütün o vesayet odakları bir kalemde silindi ve Sayın Başbakanımızın AK Parti grubunun aday gösterdiği Sayın Abdullah Gül AK Parti’den çıkan ilk Cumhurbaşkanı olarak Çankaya Köşkü’ne çıktı. İşte bütün bu dönemde aynen 2002’de Sayın Genel Başkanımızı yasaklı kılan zihniyet 2007’de de Cumhurbaşkanlığı makamını bize yasaklı kılmaya kalkmıştı. Bizler yasakları, prangaları kıra kıra geldik. Bundan sonra da hiçbir yasağa, hiçbir vesayete, hiçbir prangaya izin vermeyeceğiz.

Cumhurbaşkanlığı seçimi gerçekleşti ve arkasından da referandumla yine siyasi tarihimizde devrim mahiyetinde bir adım atılarak Cumhurbaşkanlığının halk tarafından seçilmesi teminat altına alındı. O günlerde de dünya kaynıyordu, Lübnan savaşı vardı, Filistin’de çatışmalar tırmanmıştı, Gürcistan savaşının eşindeydik ve dünya bir küresel ekonomik krize doğru gidiyordu. Ama Türkiye bütün bu dalgalı sularda emin bir şekilde yoluna devam ediyordu, çünkü kaptan köşkünde AK Parti kadroları vardı, AK Parti liderliği vardı. İşte o zamanda sorduk erdemli davranış nedir diye? Ve erdemli davranışı millete gitmekle, milletle referanduma yürümekte ve hemen arkasından da 2010 referandumuyla milletle birlikte anayasa değişikliklerini gerçekleştirmede bulduk. Hep biz erdemi millette aradık, erdemi kadim değerlerimizde, evrensel insan hakları temelindeki değerlerde aradık hiçbir zaman bundan feragat etmedik, vazgeçmedik ve gereğini yapmak konusunda da hiçbir tereddüt göstermedik. O dönem kritik dönemdi hani şimdi 7 Haziran seçimlerinde şöyle değil de, böyle bir netice çıkarsa Türkiye kan gölüne gider deyip halkı tehdit edenler var ya 2008’de partimize iktidarda bulunan bir partiye ve arkasında başarı hikayeleri dolu bir partiye yasaklama kararı için başvurulduğunda, kapatılma için dava açıldığında bu meclisten, bu kürsüden yine dirayetli bir sesle Genel Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan meşruiyet sınırları içinde kalınacağını ilan etti. Bekledik sabırla, ama kararlılıkla memleketin hiçbir meselesini ertelemedik, kapatılma davasının açıldığı andan Anayasa Mahkemesinin kararına kadar 5-6 aylık sürede memleketin hiçbir meselesini acaba yarın bu koltuklarda oturacak mıyız düşüncesiyle ertelemedik. Bunu da şunun için zikrediyorum: Bugünde birileri yeni hükümet kurulana kadar bu bizim hükümetimizi geçici ilan edip bazı kararlar alamaz diye ifadeleri var, hayır arkadaşlar biz bu emaneti omuzlarımızda taşırken, ülkemizin çıkarı neyi gerektiriyorsa bir saniye dahi ömrümüz kalsa o bir saniyeyi değerlendirir en doğru kararı alır ve uygularız.

Aynen kapatılma davası döneminde hiçbir meseleyi aksatmadığımız gibi. Dünya küresel ekonomik krize gidiyordu, ekonomik krizin içindeydi o günlerde, ama ülkede bir hükümet boşluğu hissedilmediği gibi bir gelecek kaygısı da hiçbir zaman gündeme getirilmedi. Çünkü erdemli davranış şu demektir: Biz şahsi çıkarlarımızı parti ideallerimizin önüne getirmeyiz. Parti çıkarlarımızda ülke çıkarlarının ve millet ideallerinin önüne getirmeyiz. Milletin davası partimizin çıkarlarından partimizin geleceği şahsi çıkarlarımızdan her zaman daha öncedir ve öncelikli olacaktır. İşte erdemli davranış her şeyden önce egoyu, nefsi, beni bir kenara bırakıp tam bir birlikte mahviyet içinde geleceğe yürüme davranışıdır. Erdemli davranış en zor şartlarda dahi meşruiyetten ayrılmama davranışıdır. Erdemli davranış en zor dönemlerde dahi kararlılık gösterirken şiddet ve öfke dili kullanmama davranışıdır. Erdemli davranış kutuplaşmayı değil kucaklaşmayı, erdemli davranış öfkeyi değil muhabbeti egemen kılmaya çalışır biz hep bunu yaptık, bunu yapmaya devam edeceğiz.

11 Haziran 2011 seçimlerine yani 24. Döneme de yine kritik bir ortamda girdik. Bir taraftan küresel ekonomik kriz bütün dünyada büyük sıkıntılara yol açıyordu Avrupa ülkeleri birer birer demokrasileri sarsılıyordu küresel kriz dolayısıyla, diğer tarafta Arap Baharının sancılarıyla bütün Ortadoğu tam bir devinim içinde uçurumun kenarında ya demokrasiye doğru yürüyecekti ya da anarşiye, teröre otoriterliğe doğru. Türkiye o zaman yine bu kürsüden 30 Haziran’da ilk grup toplantısını yaptığında Genel Başkanımız aynı kararlılığı bir kez daha vurguladı. Ve hiç tereddüt etmeden o günden bugüne bu zor şartlarda ülkemizin küresel ekonomik krizi hissetmemesi için gereken tedbirleri aldık ve Ortadoğu’da ortaya çıkan yangın, daha sonra Ukrayna’ya ve dünyanın değişik yerlerine doğru yayılan yangın konusunda da iki esası hep öne çıkardık. Bir insanı diplomasi, iki Türkiye’nin stratejik çıkarları ve bölgesel barış. İnsani anlayışı bugün dünyanın her yerinde temsil eden Türkiye Cumhuriyeti Devleti gururla ifade ediyorum keşke hiç olmasaydı, keşke hiçbir mülteci bizim kapımıza gelmeseydi, keşke kimse evinden, yurdundan ayrılmasaydı. Ama gururla söyleyeyim ki Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri Sayın Guterres geçen hafta buraya geldiğinde Dünya Mülteciler Gününü dedi Türkiye’de anmaya karar verdik, çünkü dünyada en çok mazlum, en çok mülteci, en çok yetim barındıran ülke Türkiye’dir dedi. İşte biz bu insani çizgimizi sürdüreceğiz. Etrafımızda bir ateş çemberi var o ateş çemberinin içinde ülkemizi bir gül bahçesi gibi tutmaya kararlıyız ve bu gül bahçesinin kokularından istifade etmek isteyen, bu çınar ağacının altında barış içinde gölgelenmek isteyen kardeşlerimiz söz konusu olduğunda onların etnik, mezhebi, dini kimliğine bakmaksızın gelin Anadolu barış diyarıdır, Anadolu kutsal bir çınar ağacının gölgeliğinde insanların huzur bulduğu bir diyardır diyerek onlara sahip çıkacağız. Bu insani sınavı geçtik asırlarca bu sınav bir destan gibi anlatılacak. Suriye’deki her evde, Ortadoğu’daki her sokakta Türkiye’nin bu kritik 4 yıl içinde gösterdiği insanlık destanı anılacak.

Biz şunu bir kez daha aziz milletimize söylüyoruz: Bu makamlarda bulunurken aynen Sayın Özal’ın Cezayir’e gidip de özür dilemesi gibi bir gün bizden sonra gelecek bir başbakanın herhangi bir ülkeden, herhangi bir halktan, insanlıktan özür dilemesi gerektiren hiçbir davranışa izin vermeyeceğiz işte erdemli davranış budur. Erdemli davranış mazluma kapıyı kapatmak değildir, erdemli davranış herkese gönlünü açmaktır. Erdemli davranış zalim güçlü diye onun karşısında susmak değildir. Erdemli davranış kim haksızlık yapıyorsa, kim adaletsizliğe alet oluyorsa onun karşısında adaletin, insanlığın sesi olmaktır. 2001’den bu yana attığımız her adımda erdem ve hikmet vardı, erdem ve hikmet olmaya devam edecek. İşte bugün bazı çevreler Türkiye’yi terör örgütleriyle irtibatlandırmaya çalışıp, sonra da bu çatı altında konuşmaya kalkışanlar bilsinler ki, AK Parti’nin iktidar olduğu hiçbir dönemde, hiçbir yılda, ayda, günde, saatte, dakikada, saniyede terörle, şiddetle, zulümle işbirliği olmamıştır, olmayacaktır.

Değerli arkadaşlarım, bakınız bütün o grup toplantılarının psikolojik atmosferinden sonra ilk grup toplantımız 17 Ağustos 2001 psikolojik ortamı anlattım. İkinci grup toplantımız 22. Dönemde 10 Kasım 2002 grup toplantısı psikolojisini anlattım. Üçüncüsü 8 Ağustos 2007 ve dördüncüsü 30 Haziran 2011. Şimdi beşinci dönem ilk grup toplantısını burada yapıyoruz. 7 Haziran 2015 seçimleri çerçevesinde elde edilen neticeyle milletimize minnetimi bir kez daha ifade ediyorum. Yine dördüncü seçimden de AK Parti Türkiye’nin en büyük partisi ve en yakın rakibine yüzde 16 fark atmış lider parti olarak çıktı.

Şimdi burada da sınavlarla karşı karşıyayız. Sizlerle bu ilk günümüzde bu sınavlarla ilgili tutumumuzu paylaşmak istiyorum. Sınamalar siyasetin doğasıdır. Sınama beklemeyen, sıkıntı, zorluk görmek istemeyen siyasete girmeyecek. Siyaset zor dönemde zor kararları alma cesareti gösterenlerin işidir. Kolay dönemlerde nutuk atanların işi değil. Siyaset, gerektiğinde risk alabilecek iradeyi gösterenlerin işidir. Siyaset gerektiğinde risk alabilecek iradeyi gösterenlerin işidir. Siyaset, tarih nehri akarken o nehre bakanların değil tarih içinde birlikte akan ve o tarihe yön verenlerin işidir. AK Parti gerek Türkiye içinde, gerek Türkiye dışında hiçbir tarihi olayı, serüveni, akışı izlemekle yetinmedi, hepsine müdahil oldu, hepsine erdemli davranışımızın ve ilkelerimizin yansımalarını gösterdi. Durmadık, beklemedik, olaylar aksın, sonra biz tavır sergileyelim demedik. Tarih aksın, akarken bir yerlerde tarihe tutunmaya çalışırız demedik. Tarih akacaksa, tarihin öznesi olan bu millet o akışı şekillendirmek için çaba sarf edecek dedik. Bazen başarılı olduk, bazen istediğimiz ölçüde başarı sağlamamış olabiliriz. Ama bir şeyden erdemli bir hareketin bugünkü Genel Başkanı olarak sizlere hitap ederek söylüyorum, bir şeyden emin olabilir milletimiz; bizim dönemimizde bu millet hiçbir zaman tarihin nesnesi olmadı, olmayacak. Her zaman tarihin öznesi olduk, olmaya devam edeceğiz.

Şimdi o zaman bugünkü şartlarda erdemli davranışın esasları nedir, gelin buna bakalım. Önce iç siyaset.

7 Haziran günü seçim neticeleri ortaya çıktı. Balkon konuşmasıyla ilk intibalarımızı milletimizle paylaştık. 8 Haziran, 1 gün dahi tatile, izne izin vermeden MYK ve Bakanlar Kurulu üyelerini topladık. İç muhasebemizi yaptık önce. Biz olaylar karşısında nasıl seyirci kalmaz isek, olaylar şekillenirken de kendimize karşı da seyirci kalmayız. Tabloyu masaya koyarız, açık yüreklilikle konuşuruz, açık yüreklilikle tartışırız, istişare mekanizmalarını işletir, en doğru kararı alırız. Seçim neticesi ne olmuş olsaydı bile hep bunu yapacaktık. Seçimde bizim meselemiz, bize oy verenlerin gücünü tahkim etmek kadar bize oy vermeyenlerin de niye oy vermediğini hesap edip kitap edip muhasebe edip onların da gönlüne girme çabası vardır. Nitekim bunu en geniş kapsamıyla yapan parti AK Parti oldu. 81 vilayetimizin il başkanlarını çağırdık, 81 vilayetimizin kadın kolları başkanlarımızı çağırdık, 81 vilayetimizin gençlik kolları başkanlarını çağırdık. Bizzat ben her biriyle saatlerce, günlerce oturup sohbet ettim. Nedir, tabloyu anlamaya çalıştık. Önce resmi çıkartacaksınız, anlamak için önce tabloyu açık ve dürüst bir şekilde görme ihtiyacı var. Araştırma şirketlerine görevler verdik, tabloyu bize çizin gereken neyse onları yapalım dedik. Bu muhasebeyi devam ettireceğiz. Sizlerle, 258 milletvekilimizle 5 grup halinde saatlerce biraraya geldik. Her birinize teşekkür ediyorum. O toplantılarda özgürce fikirlerinizi ifade ettiniz, kendi bölgenizden gelen intibaları ve ülkeyle ilgili kanaatleri bize aktardınız. Ben o toplantıların, 258 milletvekilimizle yaptığımız toplantıların sonunda Allah’a hamd ettim, şükrettim, elhamdülillah dedim, ne kadar erdemli bir grubumuz var. Elhamdülillah dedim, ne kadar dürüst ve ne kadar özgür düşünen, vizyonla bakan bir grubumuz var. Hepinize teşekkür ediyorum.

Bu muhasebeyi devam ettireceğiz. AK Parti dinamik bir harekettir. Değerli sabittir, erdemli davranış icabı değerleri sabittir, ama siyaseti dinamik ve o dinamizme uyacak şekilde hareketlidir. Yerimizde durmayız, ama gönlümüzdeki değerler her zaman yerinde durmaya devam edecek. Şimdi bakınız, bizim tavrımızı ve diğer partilerin tavırlarını 7 Haziran’dan bu yana yaklaşık 3 hafta içindeki tavırlarını aziz milletimizin bir muhasebe etmesini, bir karşılaştırmasını rica ediyorum. AK Parti ilk andan itibaren şunu söyledi: Biz milli iradeye saygılıyız, millet ne demişse onun gereğini yaparız. Millete dönüp neden bu kararı verdin diye sormayız. Çünkü millet amirdir, biz memuruz. Biz millete hükmetmek için değil milletin dediğini yapmak için bu kürsülerdeyiz, bu salonlardayız, bu meclisteyiz. Dolayısıyla hiçbir Partimizin, partilimizin herhangi bir şekilde milli iradeyi eleştirmesine izin vermedik, hiçbir dava arkadaşımız da bunu yapmadı. Nedir bu tablo, millet ne istedi ona bakalım, ona göre karar verelim dedik. Ve ilk andan itibaren de şunu söyledik:

Bir; Türkiye’yi 1 gün dahi hükümetsiz bırakacak bir sorumsuzluk göstermeyiz.

İki; Türkiye’de yeni bir hükümet için mademki millet koalisyon demiştir, kimseye kapımızı kapatmayız.

Üç; milli iradenin tecelli ettiği bu tablo karşısında koalisyon görüşmelerinde en iyi niyetli tavrı sürdürürüz, her türlü müzakereyi yaparız, ama ilkelerimizden taviz vermeyiz, dayatmalara izin vermeyiz.

Dört; bütün bu çabalar inşallah iyi bir netice verir, ama netice vermezse yine milletimizin huzuruna gider onun kararı neyse o kararın gereğini yaparız.

O günden bu yana işte milletimiz şahit, sizler şahitsiniz, başta ben olmak üzere hiçbir parti yetkilimizin ağzından herhangi bir başka partiye, onun liderine, onlara oy veren seçmenlere dönük olarak rencide edici tek bir söz çıkmadı, tek bir söz çıkmadı. Kutuplaştırıcı, şucular-bucular, şöyle düşünenler-böyle düşünenler diye bir tasnif olmadı. Tek bir gün dahi bize oy vermeyen seçmenlerimizi rencide edici bir söylem kullanmadık. Tek bir an dahi pazarlıklara, etik dışı davranışlara yönelmedik. Ahlaklı, erdemli tutumumuzu sergiledik, sergilemeye devam edeceğiz. Ama diğer partilere bakalım, diğer partilerin tutumlarına bakalım. Buna bakarken o partileri eleştirmek kastıyla sadece söylemiyorum; milletimizi şahit kılmak ve o partileri bir iç muhasebeye davet etmek için söylüyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi, günlerdir başka partilerin ne yapması gerektiğini incelemekle meşgul. Kendilerinin yüzde 25 oy aldığı gerçeğini unutup yüzde 41’in hiçe alındığı, hiç sayıldığı bir koalisyon nasıl oluştururuz diye çalışmakla meşgul. Ve en acısı, yüzde 60’lık bir blok diye bir blok tanımlaması. Şimdi aylardır biz seçim kampanyası yürütürken AK Parti kutuplaştırıcı dil kullanıyor diye suçlayanlara soruyorum; blok ne demek? Yüzde 60’lık blok demek, karşıda da yüzde 40’lık bir blok var demek kutuplaştırıcı dilin en alakası değil mi? Neden seslerini yükseltmezler? Çünkü onların meselesi kutuplaşmayla ilgili değil. Onların meselesi AK Parti’yle ilgili, AK Parti’nin idealleriyle, değerleriyle ilgili.

Bütün formülleri Sayın Kılıçdaroğlu ortaya koyuyor birer birer kendince, ama bir matematiksel tabloyu da göz ardı ediyor? Yüzde 60 nereden çıkıyor, matematiksel olarak zaten imkansız, Parlamento dışındaki partilerin oylarını da oraya koyuyor, bizden de yaklaşık yüzde 1 nispetinde bir oyu kendi tarafına alıyor, yüzbinlerce oy demek bu, bütün bunlarla bir blok yapıyor. Gelin şimdi buradan Sayın Kılıçdaroğlu’na, inşallah Sayın Cumhurbaşkanımız görev verdiğinde zaten detaylı konuşacağız ama, şu blok lafını, bu kutuplaştırıcı dili zihninden, gönlünden bir çıkartsın da ondan sonra gelip bizimle konuşsun veya biz geldiğimizde ona göre bizimle konuşsun. Biz ne Hazreti Mevlana’nın, ne Yunus Emre’nin, ne Hacı Bektaşi Veli’nin dilinde kutuplaşma görmedik. Biz bu koalisyon çalışmasını yürütürken Hazreti Mevlana’nın felsefesiyle gel diyerek, yürüyelim birlikte yeni güne yeni sözler söylemek üzere yürüyelim diyerek yola çıktık, çıkmaya devam edeceğiz.

Milliyetçi Hareket Partisi daha ilk geceden tam bir öfkeyle bütün diğer partilere dönük bir dil, arkasından da o günden bugüne sürekli olarak retçi bir tavır. Siyaset ret etme sanatı değildir. Siyaset en doğru kabulü milletin kabulü şekline dönüştürme sanatıdır. Ret dediğiniz her anda her an içinde oyunun dışında kalırsınız. Yeni tabloyu okumadığınız her dönemde yaptığınız her hata ile bir sonraki siyasi tabloda yerinizi daraltırsınız. Biz hiçbir zaman ret demedik, hiçbir zaman da millete rest çekmedik. İşte koalisyon görüşmeleri öncesinde Milliyetçi Hareket Partisi’ne de bir değerlendirme yaparak bu retçi tutum yerine muhasebeci bir tutum, karşılıklı olarak konuşabileceğimiz ülke geleceğiyle ilgili bütün bu kritik ortamda ülke geleceğiyle ilgili yapılması gereken, atılması gereken adımları ele alacak bir tutum benimsemesini tavsiye ediyoruz.

HDP, baktığınızda bütün bir seçim kampanyasında dillerin batıda barış, doğuda şiddet söylemi çıktı. Şimdi işte sınama vaktidir, eğer Türk siyasetinde Türkiyelileşen ve idealiyle bu ülkenin siyasetinde bir yer edineceklerse, önce ödnüp her türlü teröre, her türlü şiddete karşı açık bir tavır sergilemek zorundadır. Çözüm sürecinin devamını isteyeceksiniz, ama şehirlerin kenarlarında, dağlarda silahlı grupların mevcudiyetine onay vereceksiniz; böyle bir siyaset artık bu ülkede yürümez. PDP’den beklediğimiz, bizim değil milletin beklediği. Barış sözcüklerine kanarak onlara oy verenlerin beklediği öncelikli tutum; PKK terörüne karşı nerede durdukları tutumudur. Teröre karşı nerede duruyorlarsa, Türkiye siyasetinde de o kadar yer alacaklar. Ama milleti bir kez aldatırsınız, iki kez belki aldatabilirsiniz, ama daima aldatamazsınız. Ya şiddet ya demokrasi, ya terör ya barış, ikisi birarada olmaz. İşte biz bütün bu muhasebelerin içinden erdemli davranışı arayarak geldik ve erdemli davranışı sergilemeye devam edeceğiz.

Burada iki konunun altını çizmek istiyorum özellikle iç siyaset bağlamında. Birincisi, Meclis Başkanlığı seçimleri. Değerli adayımız burada, Sayın İsmet Yılmaz, hepinizin huzurunda takdim ediyorum. Siyasete girmeden önce de, sonra da tanışmaktan, derin dostluk kurmuş olmaktan büyük onur duyduğumuz bir dava arkadaşımız. Milli Savunma Bakanı olarak da, siyasetçi olarak da hiç kimsenin gönlünü karmamış, hiç kimseye yüksek sesle konuşmamış, her zaman mahviyetin, tevazuunun sembolü olmuş bir dava arkadaşımız. Sayın İsmet Yılmaz’ı aday gösterirken de MKYK’da, MYK’da, bütün kurullarımızda ve sizlerden aldığımız bütün değerlendirmeleri birlikte ele alarak bu sonuca ulaştık. Ve o gece, geçen hafta Perşembe gecesi sizlerle yaptığımız iftar sonrasındaki tabloyu sizlerle paylaşmak istiyorum ki erdemli davranış nedir cümle alem görsün.

O iftardan sonra sizlerden gelen en büyük onayı almış olan iki arkadaşımızı konuta davet ettim; Sayın Nabi Avcı, o da aramızda, ona da teşekkür ediyorum ve Sayın İsmet Yılmaz. Önce her biriyle ayrı ayrı konuştum. İkisinin de söylediği şu oldu: Diğer arkadaşım bu mevkie benden daha fazla layıktır. Ya Rabbi dedim, bu ne güzel bir topluluk, bu toplulukla her yere yürünür, bu toplulukla tarihe yürünür, ebediyete yürünür.

Şunu da ifade edeyim: Ayrıca ismi geçen birçok arkadaşımız oldu, onlara göre daha az destek almış olan bu oylamalarda arkadaşımız oldu. Ama emin olun, yine gururla söylüyorum ve o arkadaşlarımıza da teşekkür ederek söylüyorum, tek bir arkadaşımız bu süreçte bana gelip de kendini göstermek için kulis yapması, konuşması söz konusu olmadı, hiç kimse bu makama talip olmadı. Ben biliyordum isimleri geçen ve çok sayıda arkadaşımız da bunu hak ediyordu, bu mevkii dolduracak kapasiteydi, ama ne bir kulis oldu, ne bir hizipleşme oldu ne de bana gelip de bu makam bana daha layıktır diyen herhangi bir arkadaşım oldu. İşte AK Parti Grubunun erdemli davranışı budur, erdem buradadır.

Bugün öğleden sonra inşallah ilk turlara başlayacağız.

Değerli arkadaşlarım, bir kere, birkaç istisna hariç olmak üzere, Türkiye’de bir teamül oluşmuştur, en büyük partiden Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanı seçilir. Birtakım söylentiler, spekülasyonlar duyuyoruz, acaba Meclis Başkanlığı koalisyon görüşmelerinin bir parçası mıdır, öyle veya böyle şu aşamada bir perde arkasında koalisyon görüşmelerine dayalı olarak Meclis Başkanlığı konusunda AK Parti tercihini değiştirir mi? Buradan hepinize net bir tutum ve davranış olarak ifade ediyorum ki, bizim bir tane Meclis başkanı adayımız var ve son turun son saniyesine kadar da sadece onu destekleyeceğiz. Erdemli davranış, herhangi bir dava arkadaşını pazarlık meselesi yapmayı ahlaksızlık olarak görür. Biz eğer Sayın İsmet Yılmaz’ı aday göstermişsek, herhangi bir aşamada pazarlık yapmak için göstermedik; Sayın İsmet Yılmaz inşallah kazanır. Kazansa da, kazanmansa da son ana kadar 258 desteğin arkasında olmasını talep ediyorum.

İkinci hususu da vurgulayayım. Bugünlerde bir senaryo gündeme getiriliyor, çok taktik bir manevrayla 3’üncü turda bizim bazı arkadaşlarımızın başka bir adaya yöneleceği ve bir taktik manevrayla son tura bir mühendislikle 2 adayın kalmasını sağlayacağı.

Arkadaşlar, yine erdemli davranış olarak söylüyorum, bizde gizli hesap olmaz, bizde siyasetin ahlakına aykırı tek bir davranış olmadı, olmayacak. Yok, şu matematiksel oyunu oynarsak şu neticeyi alırız, şu ayak oyunları yaparsak şuraya gideriz dediğimiz anda, o seçimi kazansak bile siyasetin ahlakını kaybederiz. İşte ben buradan milletimize sesleniyorum, bu gruptan, AK Parti Grubundan milletimizi rencide edecek hiçbir davranış olmadı, olmayacak, siyasi ahlakı ayakta tuttuk, tutmaya devam edeceğiz. Birinci turda da, ikinci turda da, üçüncü turda da, dördüncü turda da bir tek adayımız var ve bütün arkadaşlarımız o adayımızın arkasında kenetlenecek, birlikte bir davranış ve tutum içinde olacağız; erdemli davranış budur.

Yine bu çerçevede koalisyon görüşmeleriyle ilgili bir hususu daha zikredeyim. İnşallah Meclis başkanı seçildikten, Meclis Başkanlık Divanı oluştuktan sonra Cumhurbaşkanımızdan görevi alacağız, görüşmelere başlayacağız. Burada nasıl Meclis Başkanlığı koalisyon ile irtibatlı değilse, bunu da bir kez daha altını kalın çizgilerle çizerek ifade ediyorum, Cumhurbaşkanlığı makamı da, Cumhurbaşkanımız da koalisyon müzakerelerinin parçası değildir, olmayacaktır. Cumhurbaşkanlığı makamını rencide edecek, Cumhurbaşkanımızı tartışma konusu yapacak hiçbir müzakerenin içinde olmayız. Bunu da erdemli davranışın, 17 Mayıs 2001’de bu hareketi erdemliler hareketi olarak başlatan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, Cumhurbaşkanımıza olan saygımızın ve kendimize olan saygımızın bir gereğidir, kimse bizi böyle pazarlıklar içinde göremez.

Cumhurbaşkanımız ve makamıyla ilgili konular söz konusu olduğunda anayasal çerçeveden bahsedenlerin, Başbakanlık görevlendirmesinin anayasal bir zaruret olarak Cumhurbaşkanlığı makamı tarafından yapıldığını unutmamaları lazım. Biz onları anayasal çerçeveye davet ediyoruz. Bu çerçevede de Cumhurbaşkanlığı makamına, Sayın Cumhurbaşkanımıza son dönemde yapılan edep dışı yakıştırmaların, davranışların bir son bulmasını ve artık siyasetin normalleşmesi, belli bir mecrada meşruiyet çizgisinde akması için herkesin Cumhurbaşkanlığı makamına saygıda kusur etmemesini buradan bir kez daha güçlü ifadelerle vurgulamak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, inşallah önümüzdeki günlerde tam bir iyi niyetle, samimiyetle ülkemizin meselelerini çözecek bir hükümet oluşturmak için gayret sarf edeceğiz. Ümit ederiz ki, muhataplarımızdan karşılıklı saygı içinde olgun ir davranış görürüz, en kısa zamanda da hükümetimiz kurarız. Çünkü gerçekten öyle bir konjonktürde yaşıyoruz ki, Türkiye’nin geçici dönemlere ya da yeni arayışlara mahal bırakmayacak bir istikrara kavuşması lazım.

Bakınız, küresel ekonomik kriz bütün etkisini göstermeye devam ediyor. Türkiye’nin kalkınma hamlelerinin rehaveti içinde olmayız. Yanı başımızda dost ve komşu Yunanistan’ın karşı karşıya kaldığı tabloyu bir göz önüne alınız. Eğer biz bugün benzer tablolarla karşı karşıya değilsek, AK Parti kadrolarının, hükümetlerinin yönettiği ekonomi sayesindedir. Har vurup harman savursaydık, maceraperest bazı tutumlar içinde olsaydık, irrasyonel ekonomik politikalara yönelseydik, birtakım yanlış uygulamalarla ekonomik kaynakları tüketmiş olsaydık, bugün biz de çok zor durumda olurduk.

Bu kürsüden komşu Yunanistan’a dayanışma mesajımızı da iletmek istiyorum. Biz çevremizde barış içinde yaşayacağımız güçlü, ekonomik olarak, siyasi olarak güçlü ülkeler görmek isteriz, hiçbir komşumuzun zayıf düşmesinden menfaat ummayız. Yunanistan ekonomik kriz içindeyken, Avrupa ekonomik kriz içindeyken, 2001’den itibaren Yunanistan’la Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyini bu mantık içinde kurduk. Son Yunanistan ziyaretimde, muhatabım o zaman Sayın Simitis’ti Başbakan olarak, o zaman Sayın Çipras’la da görüşmüştüm ve kendilerine de ifade etmiştim, biz Yunanistan’ın güçlü olmasını isteriz ekonomik olarak, siyasi olarak istikrarlı olmasını isteriz, Ege’nin barış gölü olmasını isteriz, Kıbrıs’ın çözülmesini isteriz. Onun için Türkiye Yunanistan’ın getirebileceği her türlü işbirliği teklifini ya da ekonomik işbirliği arayışına olumlu yaklaşacaktır. En kısa zamanda Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyini yapalım diye kendilerine teklifte bulunmuştum, ama tabi Yunanistan’ın kendi iç şartları sebebiyle bu şu ana kadar mümkün olmadı. Buradan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden bir kez daha ifade ediyorum, Yunanistan’ın ekonomik krizi aşabilmesi için elimizden ne gelirse komşu bir ülke olarak, turizm, ticaret, enerji alanında, işbirliği alanlarında ne yapmak gerekiyorsa yapmaya hazırız. Biz komşularımıza sadece ve sadece iyi komşuluk ilişkileri ve karşılıklı saygı içinde bakarız. Bu çerçevede de önümüzdeki dönemde Yunanistan’ın ekonomik sorunları karşısında birlikte atabileceğimiz adımları karşılıklı olarak oturup konuşmak üzere inşallah ilk fırsatta hükümet kurma çalışmaları sonrasında da daha önce planladığımız Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyini yapmak üzere Yunanistan’la temasa geçeceğiz.

Yunanistan’la olduğu gibi, diğer bütün komşularımızla da, gerek Ukrayna, gerek Suriye, gerek Irak’ta hep istikrar olması için çaba sarf ettik, bundan sonra da çaba sarf edeceğiz. Bu çerçevede son günlerde kamuoyumuzda tartışılan bazı hususlarla ilgili de tutumumuzu buradan ifade etmek istiyorum.

Türkiye sınır güvenliği bağlamında kendi sınırlarını koruyacak kudrete ve bu anlamda da askeri kapasiteye sahiptir, hiç kimsenin bundan tereddüdü olmamalıdır.

Ayrıca, sınır ötemizde ortaya çıkacak ve Türkiye’nin içini etkileyebilecek bölgesel dengeleri ortadan kaldırabilecek gelişmeler karşısında da kayıtsız kalmayız. Biraz önce zikrettim, değil bir yıl, bir ay, bir hafta, bir gün, bir dakika dahi, bir saniye dahi bu görevi yürütmek için imkan varsa, o görev içinde alınması gereken kararları alırız.

Bu çerçevede Suriye’de son dönemde yaşananları yakından takip ediyoruz. DEAŞ terör örgütüne de, Suriye rejiminin kanlı baskılarına da her zaman ilkesel olarak karşı çıktık. DEAŞ terör örgütünü ilk terörist ilan eden ülke Türkiye’dir 10 Ekim 2013. Daha Musul işgal edilmemişti, daha DEAŞ bizim sınırlarımıza dayanmamıştı, ama biz 10 Ekim 2013’te aldığımız Bakanlar Kurulu kararıyla DEAŞ’ı terör örgütü ilan ettik.

Şimdi Türkiye’ye karşı özellikle de AK Parti’ye karşı uluslararası bir algı oluşturmak isteyenler bizim bu örgütle adımızı yan yana zikretmeye kalkıyorlar, içeride bazı işbirlikçileri de buna çanak tutuyor. Bizim adımızı hiçbir terör örgütüyle kimse yan yana yazamaz, yazamadı yazamayacak, ama bu iddialarda bulunanların terör örgütleriyle adları yan yana yazılmıştır. Biz DEAŞ’a karşıyız DEAŞ gibi El-Kaide’ye karşıyız, her türlü terör örgütüne karşıyız. Ama terör örgütüyle işbirliği suçlamasında bulunanlar bir kez de dönüp Kandil’e bu seslensinler ve teröre karşıyız diyebilsinler. Biz her konuda ilkeli tavır gösterdik gösterilmesini bekleriz.

Açık bir iftirayla, açık bir saldırıyla açık söylüyorum bu Türkiye’ye dönük bir saldırıdır. Türkiye’nin herhangi bir terör örgütüyle işbirliği yaptığı iddiasını delilsiz bir şekilde gündeme getirenler Türkiye’ye dönük uluslararası bir saldırının parçası olmuşlardır. Biz teröre karşı da, terörü savunanlara karşı da hangi dille konuşulacağını çok iyi biliriz. Ayrıca Suriye için de aramızdaki fark da bu, Suriye içinde bir etnik grup zulme uğradığında Türkiye’de o etnik grupla kendilerini yakın hissedenler hemen ona yardım çağrısında bulunuyorlar bu bazen Kürtler oluyor, bazen Türkmenler, bazen Araplar. Herkes kendi kabilesine, etnik grubuna dönüp de onların güvenliğini düşünmeye başlarsa işte o zaman parçalanma başlar. Biz Suriye’ye dönüp baktığımızda ne Kürt, ne Arap, ne Türkmen, ne Sünni, ne Alevi görürüz sadece ve sadece komşu Suriye halkı görürüz, komşu Suriye halkından yardım isteyen herkese de elimizden gelen yardımı yaparız.

Kobani’den bir hafta da 197 bin kişiyi kabul ederken etnik kimlik sormadık, Suriyeli Kürt kardeşlerimiz de bizi karşı karşıya getirmeye kalkışmasın kimse. Aynı şekilde Bayırbucak’tan Türkmen kardeşlerimiz, İdlip’den Arap kardeşlerimiz geldiğinde de etnik kimlik sormadık, kimse bizi Arap kardeşlerimizle de karşı karşıya getirmesin. Türkmen davasını da, Suriye’deki Kürtlerin ve Arapların davasını da orada zor durumda olanların tarihi himayesini de yapabilecek kudret ve şefkate sahip tek ülke Türkiye Cumhuriyeti Devletidir başka kimse buna soyunmamalıdır.

Hal böyleyken birileri demografik ya da siyasi haritayı değiştirmeye kalkarsa şu veya bu yönde bir etnik gruba karşı başka bir etnik grup bunun karşısında da açık bir tutum sergileriz. Son dönemde özellikle aldığımız tedbirler bağlamında yapılan spekülasyonlar söz konusu, hiç kimse ve aziz milletimiz kaygı içinde olmasın. Biz Türkiye’yi ne oldubittilerle karşı karşıya bırakılmasına izin veririz, ne de Türkiye’yi bir maceraya sürükleriz. Kim oldubitti yapmaya kalkarsa geçmişte olduğu gibi tam bir hazırlık içinde ona cevabını veririz, ama Türkiye’nin bir maceraya girmesine izin vermeyiz. Etrafımızda bir ateş çemberi var doğru, her türlü riskle karşı karşıyayız doğru, ama Allah aşkına bütün vatandaşlarımız ellerini vicdanlarına, kalplerini tutarak sorsun 4 yıldır, hatta Irak savaşından bu yana 12 yıldır biz iktidardayken etrafımız ateş çemberi. Ama bu ateş çemberi İstanbul’u, bu ateş çemberi Diyarbakır’ı, bu ateş çemberi Trabzon’u, Artvin’i, bu ateş çemberi Muğla’yı yakmamışsa elhamdülillah oraya yaklaşmamışsa onun arkasında AK Parti’nin erdemli, basiretli, dirayetli yönetimi vardır.

Eğer ekonomi bu dönemde kalkınmaya devam etmişse, huzur devam etmişse bu dönemde 2011’den bu yana, 2010’dan bu yana bir referandum, iki genel seçim, bir mahalli seçim, bir Cumhurbaşkanlığı seçimi tam bir demokratik usul ve üslup içinde gerçekleşmişse bunun arkasında AK Parti’nin demokratik, barışçıl siyaseti vardır. İşte bugün de biz Suriye’deki gelişmeleri yakından takip edeceğiz. Dün Milli Güvenlik Kurulunda da ele aldık, her türlü senaryoya hazırız bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın, her türlü senaryoya hazırız. En kötü olabilecek senaryoya da hazırız, bunun olmaması için, bunun gerçekleşmemesi için daha önceki aşamalarda alınması gereken tedbirlere de hazırız. Türkiye bütün kurumlarıyla işleyen bir güvenlik yapılanmasına sahiptir, Türkiye bütün demokratik kurumlarıyla işleyen güçlü bir demokrasiye sahiptir. Güvenliği ve özgürlüğü her zaman bir arada değerlendirdik bundan sonra da güvenlik arayışlarının demokrasiyi daraltmasına, demokratik tutumumuzun herhangi bir şekilde güvenlik zaafı oluşturmasına izin vermeyeceğiz. Aziz milletimiz 7 Haziran’da tercihini yapmıştır, şimdi de bu tercihin gerekleri birer birer, adım adım gerçekleşecek ve bunda da hiç acelemiz, hiçbir paniğimiz yok. İlkelerimiz bellidir, erdemli davranış ilkeleridir, adaletli davranış ilkeleridir ve bu ülkeler çerçevesinde de inşallah bugün, yarın Meclis başkanımızı seçeceğiz, önümüzdeki günlerde hükümetimizi kuracağız, kaldığımız yerden yolumuza devam edeceğiz. Yine şimdiye kadar olduğu gibi şunu bir kez daha milletvekillerimizle paylaşarak ifade etmek istiyorum. Şimdiye kadar olduğu gibi 12 yıl içinde Türkiye akan tarihin öznesi ülke olacak, akan tarihin öncüsü olacak. AK Parti’de Türkiye siyasetinin ve dünya siyasetinin öznesi ve öncüsü olmaya devam edecek.

Sizleri bu öncü özne siyasetin yeni temsilcileri olarak bir kez daha saygıyla selamlıyorum, yeni dönemimiz hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Allah’a emanet olun.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.