Yükleniyor...

Basbakan Davutoglu’nun 31 Mart tarihli TBMM Grup Toplantisi konusmasinin tam metni

 

Değerli dava arkadaşlarım, gazi Meclisimizin demokrasi öncüleri, çok değerli konuklar; 24’üncü dönemin bu son Grup Toplantısında hepinizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.

Tarihe büyük iz bırakmış topluluklar vardır, kendi toplumlarının, kendi coğrafyalarının ve insanlığın kaderini değiştirmiş topluluklar. Onlar zamanla tarihe mal olsalar da, mirasları zamanı aşar, mekanı aşar ve insanlık tarihinde derin izler bırakır.

Hazreti Musa firavunların idaresinden Kızıldeniz’e, Sina’ya, Filistin’e doğru yürürken zayıf bir topluluk olarak görülüyordu, ama bıraktığı iz insanlığa temel hukuk esaslarını ortaya koyan evrensel bir anlayışın tarih içindeki derin yürüyüşü oldu.

Alemlere rahmet olan Hazreti Peygamber ile Medine’ye doğru yürüyen topluluk, sadece o toplulukla birlikte yürüyenlerin değil, sadece Hicaz bölgesinin değil, sadece Ortadoğu’nun değil, bütün insanlık tarihinin akışını değiştirdi.

Yine Orta Asya’dan, Mezopotamya üzerinden Anadolu’ya yürüyen, oradan Rumeli’ye geçen Horasan erenleri, o boylar Anadolu kavimleriyle birleşerek, bütünleşerek bir topluluk olarak bizim tarihimizi şekillendiren bir yürüyüşün izlerini taşıdılar.

Yine Spartacus’un Roma İmparatorluğu içinde yürüyüşü yıkılmaz zannedilen düzenlerin adalet arayışı içinde ayağa kalkanlarca nasıl değiştirilebileceğinin güzel örneğini oluşturdu.

Gandi tuz yürüyüşünü Hindistan’da yaptığında sonucunda büyük sömür imparatorluklarının sonunu getireceğini kimse düşünmüyordu belki ya da Martin Luhter King büyük kalabalıklarla sokağa indiğinde bir anlayışın biteceğini dünyaya aslında ilan ediyordu; aynı şey Nelson Mandela için de geçerliydi. Bizim tarihimizde de büyük yürüyüşler var, Erzurum Kongresi’ne, oradan Sivas Kongre’sine ve bu gazi Meclise yürüyen topluluk yeni bir dönemin, yeni bir devletin meşalesini taşıyordu. Demokrasi için yola çıkan Adnan Menderes ve arkadaşları yine tarihimizin, toplumumuzun ve bölgedeki güçlü demokratik geleneğin başlangıcı anlamında da tarihe bölgede ve çevrede büyük etkiler yapacak bir yürüyüşün izlerini taşıyordu.

AK Parti Grubu bu anlamda hem kendi toplumunu, hem ait olduğu medeniyeti, coğrafyayı, jeopolitiği değiştiren, hem de insanlığa adalet mesajı ileten tarihi bir yürüyüşün öncü kadrolarıdır, bu kadrolara selam olsun. Bizler 1 Ağustos 2001’de kurucu Genel Başkanımız, kurucu liderimiz Sayın Recep Tayyip Erdoğan Afyon’dan seslendiğinde, yine bu salonda, bu Grup Toplantısında 19 Kasım 2002’de büyük bir seçim zaferi sonrasında hitap ettiğinde, belki birçokları AK Parti’nin siyasi geleceğinin kısa olacağını, başta ise muhtar bile olamayacak bir Genel Başkan düşüncesiyle çok kısa sürede siyasi tarihe mal olacağını hesap ediyorlardı. Ama hesap edemedikleri bir şey vardı, milletin iradesi ve bu iradenin bu Meclise yansıyan, AK Parti Grubuyla yansıyan güçlü, kararlı, azimli yürüyüşü. Onlar hesap edemediler, onların hesapları boşa çıktı, ama milletimizin iradesi ve Rabbimizin iradesi boşa çıkmadı, çıkmayacak.

AK Parti grupları, 22. dönem, 23. dönem, 24. dönemin bütün milletvekilleri aslında tek tek milletvekili olma ve milleti temsil etmenin ötesinde, birlikte bir şahsi manevi olarak tarihteki o büyük yürüyüşlerin adalet arayışının ve bizim tarihimizdeki milletimizin büyük yürüyüşünün demokrasi, özgürlük ve büyük idealler izinde tarihe bir iz bırakma kararlılığını yansıtıyordu. 22. dönem, 23. dönem, 24. dönem ve şimdi sizlerin temsil ettiği 24. dönem olarak AK Parti Grubu bu anlamda konjonktürel bir hareketin bireysel temsil grubu değildir, aksine tarihte derin izler bırakmış adalet arayışının bugünkü yürüyen neferleridir.

Bugün aramızda bulunan ve bulunmayan bütün milletvekillerimize buradan bir kez daha selam ediyorum. Onların başlattığı yürüyüş bir toplumun kaderini değiştirdi, onların başlattığı bu yürüyüş sadece bizim toplumun değil, mazlum milletlerin kaderini değiştirdi.

Bakınız, biz İstiklal Harbimizi yaptığımızda mazlum milletler bize dua ediyordu. Bu zaferin kazanılması Çanakkale Savaşında, Balkan Savaşında ya da İstiklal Harbinde biliyorlardı ki, Türkiye’de zafer kazanılırsa onlar da hür ve onurlu olacaklar. Ve biliyorlardı ki, eğer istiklal orduları yenilirse sadece Anadolu kaybetmeyecek, Hint Müslümanları kaybedecek, Kuzey Afrika’daki istiklal arayışları kaybedecek, bütün Orta Asya, bütün Balkanlar kaybedecek. Onların duaları ile nasıl istiklal mücadelesi kazanılmışsa, aradan yaklaşık 100 yıl geçtikten sonra yine mazlum milletlerin duaları ve milletimizin iradesi ve kararlılığıyla AK Parti 12 yıl içinde yapılamaz zannedilen birçok hamleyi yaptı, gerçekleştirdi ve bütün bir dünyaya örneklik teşkil etti. Türkiye’de hiçbir siyasi hareket AK Parti kadar dünyada mazlum milletler nezdinde tanımandı, hiçbir siyasi lider Sayın Cumhurbaşkanımızın ismi kadar bütün mazlum milletlerde derin hafızalarında yer etmedi.

100 yıl içinde mazlum milletler 2 kez yönlerini Türkiye’ye döndüler; bir, Gazi Mustafa Kemal Akdeniz’e doğru yürürken, ikincisi de AK Parti kadroları bu Meclise yürürken. Sizler bu anlamda…

Biliyoruz, her zamanki yerinizdesiniz ve bu yerleri hiç terk etmeyeceksiniz, bundan da eminiz.

Bu anlamda AK Parti grupları milletimizin özetidir, milletimizin temsilcisidir.

Çanakkale Savaşı için Çanakkale’ye gittiğimizde, oradaki şehitlerin mekanları nerelerde ise bu Meclis grubuna da o yerlerin hepsinden temsilciler var. İstiklal Orduları yürürken omuz omuza hangi kompozisyon söz konusuysa, AK Parti Grubunda o var. AK Parti grupları her zaman milletin özeti, milletin hülasası, milletin öznesi oldu. Bu açıdan bakıldığında, hiçbir grup AK Parti Grubu kadar temsil kabiliyeti yüksek olmadı. Ve hiçbir grup AK Parti Grubu gibi vefayla, sadakatle birçok sınavdan geçtikten sonra demokrasi ve millet davasını savunma adına güçlü bir kaya gibi, Ağrı Dağı gibi, Süphan Dağı gibi, Uludağ gibi, Erciyes gibi Ilgazlar gibi, Toroslar gibi, Kaçkarlar gibi ayakta durmadı.

Her bir milletvekilimizi tekrar tekrar tebrik ediyorum.

Bu mevkiler, bu makamlar bize babalarımızdan miras kalmadı. Sayın Cumhurbaşkanımız 19 Kasım 2002 konuşmasında, bugün tekrar o konuşmayı aldım okudum, seçim zaferi sonrasında, bir de 10 Kasım konuşması var ama, ilk konuşma burada, aynen şu ifadeleri kullanıyor: Buraya hiçbirimiz babalarımızdan bize miras kalan bir hakkı kullanmak suretiyle ya da sadece bireysel çabalarımızla, maharet, yetenek ve unvanlarımızla gelmedik. Bizler burada sadece ve sadece milletimizin iradesinin tecellisi nedeniyle biraradayız.

Evet, bu salonu dolduran Anadolu çocukları, Rumeli çocukları, Mezopotamya çocukları, Sakarya, Toros, Karadeniz çocukları babalarından miras kalan bir hak ile burada değiller, ecdattan miras kalan bir dava sebebiyle buradalar. Ve hiçbirisi ağa çocuğu, bey, paşa çocuğu ya da çok güçlü maddi imkanlar sebebiyle bu kutlu yürüyüşe katılmadı, milletin helal oylarıyla verdiği destekle yürüdüler. Dayandıkları sermaye grupları olmadı, medya olmadı, dayandıkları Rabbimize yapılan dualarla, Anadolu insanının, yaşlı, çilekeş ninelerimizin, emekçi kardeşlerimizin desteğiyle buraya geldik ve burada kalacağız. Bilsinler ki, kim ne kumpas kurarsa kursun, kim ne yaparsa yapsın, bilsinler ki biz burada kalacağız, hep kalacağız, çünkü bu milletin davası bu tarihte yürümeye devam edecek.

Bizi 2002’de geçici zannedenler, daha Hükümet kurulduğunda başka koalisyonların hesabı içine girmişlerdi.  Bizi 2004’te daha iktidara alışmadılar diye düşünüp genç subaylar rahatsız diye başlık atanlar bizim kısa zamanda gideceğimizi zannediyorlardı. 2006 Danıştay saldırısı ve adından başka hiçbir şeyi Cumhuriyetle ilgisi olmayan Cumhuriyet mitingleri tertip edildiğinde AK Parti iktidarının süresi sayılı zannediyorlardı. 2007’de e-muhtarı verildiğinde gitti gidecek dediler ve o zaman yine Meclis içinde son derece gayriahlaki hesaplarla birtakım çabalar içine girip AK Parti Grubu içinden de bazılarını bu yola yöneltebildiler. 367 saçmalığıyla AK Parti Grubunun cumhurbaşkanı seçmesinin önüne geçmeye çalıştılar. Sonra baktılar ki bu yollarla Meclis içinde bir oyun çevirmek mümkün değil, baktılar ki AK Parti kadroları Meclisteyken demokrasiyi Mecliste yıkmak mümkün değil, bari AK Parti’yi kapatalım dediler 2008, baktılar ki kapatmak da mümkün olmadı, AK Parti kararlı bir şekilde anayasa reformuna yürüdü, bu sefer Gezi provokasyonları, 17-25 Aralık provokasyonları yaptılar.

Peki, bütün bu hesapların karşısında dimdik ayakta duran kimdi? AK Parti Grubuydu. Bütün bu hesaplar yapılırken bir taraftan şeytan taşlarcasına bu hesapları yok ederken, tarumar ederken, bir taraftan da tavaf edercesine büyük reformlara imza atan grup kimdi? AK Parti Grubuydu. Hani tabiri onun için kullandım, şeytan taşlamaktan tavaf etmeye vakit bulamamak. Bizler hem şeytan taşladık, hem tavaf ettik, hem şerri def eyledik, hem hayra hoş geldin dedik. O güzel gülbank ile hayırlar fethola, şerler defola. Bundan sonra da nerede bir hayır varsa onu fetih yolunda yürüyeceğiz, nerede bir şer gelirse önümüze ona karşı da kaya gibi dimdik duracağız ve onu def edeceğiz, milletimize yönelik bütün şerleri defedeceğiz.

Gerçek bir sadakat sembolüydü AK Parti grupları, gerçek dava erenleriydi. Ve 22’nci, 23’üncü, 24’üncü dönemde bu dava yolunda yürürken vefat eden kardeşlerimiz oldu, onları rahmetle anıyorum ve isimleri bir kez daha, milli iradeyi yansıtan bu salonda isimleri duyulsun ve yankılansın diye tek tek ismen de anmak istiyorum.

22. dönem milletvekillerimiz: Mehmet Melik Özmen, Halil İbrahim Yılmaz, İlyas Arslan, Muharrem Eskiyapan, Mustafa Zeydan, Fikret Badazlı.

20. dönem milletvekilleri: Hamza Yanılmaz, Osman Yağmurdereli, Mustafa Kuş, Eyüp Cenap Gülpınar, Mustafa Cumhur.

Ve 24. dönem, yani bu dönem milletvekilimiz: Harun Çakır; hepsine Allah rahmet eylesin.

Sizleri onlar için birer Fatiha okumaya davet ediyorum.

Bilsinler ki, onların davası bizim davamız olmaya devam edecektir. Aileleri de dahil olmak üzere onların emaneti bizim omuzlarımızın üzerindeki en büyük sorumluluktur. Aileleri ailelerimizdir, oğulları, evlatları oğullarımızdır ve mirası mirasımızdır, emanetimizdir. Bundan sonra da bu grupta görev yapacak olan bütün milletvekilleri aynen biraz önce zikrettiğim o büyük yürüyüşü gerçekleştirenler gibi tek tek anılacaklar, tek tek tarihe derin izler bırakan isimler olarak kaydedilecekler. AK Parti konjonktürel bir hareket değildir, konjonktürel bir hareket olmadığı için geçmişini unutmaz. Bu yola çaba sarf etmiş, ter dökmüş ve bu yolda yürürken vefat eden kardeşlerini hiçbir zaman unutmadı, unutmayacaklar.

İşte bu çerçevede yine Türkiye’de demokrasiye örnek teşkil edercesine çok önemli bir prensibi hayata geçirdi. Sayın Cumhurbaşkanımız ilk kurucu Genel Başkan olarak bu hareketi kurarken bütün kurucu arkadaşlarıyla birlikte bir karar aldılar; süreklilik ile değişimi aynı anda gerçekleştirebilmek için hem sağlam bir AK Parti Grubu kurmaya, hem de bu AK Parti Grubunda nesiller arasında geçişkenliği de sağlayacak prensipler oluşturmaya büyük bir özen gösterdiler, bu sebeple 3 dönem kuralı getirildi. Yani 3 dönem görev yapanlar bir dönem ara vermek suretiyle tekrar görevlerine aynı yerden devam de edebilirler, bu davanın başka cephelerinde, başka mevzilerinde, başka alanlarında gayret sarf edebilirler. Sadece Türk demokrasi hareketinde değil, dünyada da çok az görülen bir prensiptir, birçok yerde de takdirle anılmıştır ve bu prensip ilk defa bu yıl bu seçimde devreye girecek. Bazı arkadaşlarımız, bu harekete öncülük etmiş ağabeylerimiz, büyüklerimiz, bu hareketi en başından itibaren omuzlarında taşımış, bu hareketin öncüleri belki bu salonda önümüzdeki dönemde bulunmayacaklar, her bulunabilir misafir olarak ama, bilsinler ki bizim kalplerimizde her zaman yerleri en mutena yerde olacak.

Hesap edenler oldu, birileri tam geçen sene bu vakitlerde biz 30 Mart seçimlerine yürürken, arkamızda 17-25 Aralık kumpasları, MİT operasyonları, Dışişleri dinlemeleri ile ihanet çeteleri çalışırken, biz kararlı bir şekilde 30 Mart mahalli seçimlerine yürüyorduk. Birçok hesaplar yapıldı o zaman. Hafızasını şöyle bir yoklayın, aynen 2002’de olduğu gibi hani Genel Başkanımız milletvekili olmadığı için başbakan olamaması sebebiyle o zaman AK Parti Grubu dağılır diye düşünenler olduğu gibi, hani 2007’de e-muhtıra olduğunda AK Parti Grubu sarsılır diye düşünenler olduğu gibi, birileri sarsıldı ama, AK Parti Grubu sarsılmadı, hani parti kapatma davası açıldığında AK Parti’den büyük bir kopuş olur, herkes tek tek kendi şahsi hesabı içine girer diye beklentiler olduğu gibi, geçen senede birileri şöyle diyordu: 30 Mart seçimlerinde bunlar yüzde 30’lara düşerler ve parçalanırlar. Biz düşmedik ve parçalanmadık. Düşürecek olan da, kaldıracak olan da Allah’ımızdır, milletimizdir.

Sonra, o olmadı, Cumhurbaşkanlığı seçimine giderken adaylar arasındaki ihtilaflar ve parti içindeki parçalanmalar sebebiyle bu grup birliğini, beraberliğini bozar diye düşündüler, o da olmadı. Sonra olağanüstü kongreye giderken ve Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı görevleri değişim yaşanırken iç ihtilaf çıkar diye beklediler. Ve işte aynen Hazret Musa’nın, Hazreti Peygamber’in, Gandi’nin, daha yakın zamanlarda Martin Luhter King’in, bizim Horasan erenlerinin, İstiklal Ordularının omuz omuza vermesi gibi AK Parti Grubu omuz omuza verdi, mahviyet içinde davasını şahsi hesaplarının önüne aldı ve bütün bu hesapları boşa çıkardı. Sonra, 62. Hükümeti kurduk, o günden bugüne de AK Parti içinde bir şekilde tereddüt oluşur, parçalanma yaşanır diye düşünenler hep rüya gördüler. Onlar rüyalarıyla uğraşsınlar, biz gerçekle tarihi yazmaya devam edeceğiz.

Şöyle düşündüler: 3 dönemciler küskünler. Hani Türkiye’de siyasette bir küskünler tabiri vardır, seçim yaklaşırken listeye giremeyeceğini düşünenler bir grup oluşturur, acaba seçim için bir başka partiyle işbirliği yapabilir miyiz, ayrı bir baş çekebilir miyiz diye; yaşandı bu, çok yaşandı, hemen hemen bizden önce her seçimde yaşandı. Beklediler ki, ilk defa bir de 3 dönem olarak devam etmeyecek olanlar zaten bilindiği için kendi aralarında bir küskünler grubu oluşturur, geçmişteki küskünler grubu gibi siyasi matematiği değiştirirler. Bilmedikleri şu: Bizim için siyaset bir matematik meselesi değil, bir felsefe, bir inanç meselesidir. Ve nitekim aylardır bunun hesabını yaptılar, ama boşa çıktı.

Ben 3 dönem milletvekilliğini tamamlamış olacak olan bu asil kardeşlerimize, dava arkadaşlarımıza bir kez daha bütün AK Parti Grubu adına, vefat etmiş olan bu kardeşlerimizin maneviyatları adına da ve milletimiz adına da teşekkür ediyorum, gerçek bir vakar, edep ve ahlak dersi verdiler, bir teki dahi bu iradeyi tartışmadı, bir teki dahi çıkıp şahsi hesap içine girmedi. Onun için, geçen hafta grup başvekillerimizle toplandığımızda bütün bu büyük mirası temsil eden bu dava arkadaşlarımıza torunlarına da intikal edeceğini düşünerek ve ümit ederek bir AK Parti arması, bir tarihi referanslı özel sembolik bir arma hediye etmeye karar verdik. Ve şimdi tabi bütün arkadaşlarımıza burada vermek Grup Toplantısına saatlere sari bir toplantı haline getireceği için, sembolik olarak Meclis Başkanlığımızı yapmış olan geçmiş dönemde Sayın Bülent Arınç’a, Sayın Köksal Toptan’a ve Sayın Mehmet Ali Şahin’e sizler adına bu armaları burada takdim edeceğim.

Ve eğer lütfederseniz bu Meclis başkanlarımızı ayakta hoş geldiniz demeye davet ediyorum.

Bir kez daha Meclis başkanlarımıza teşekkür ediyoruz. Tabi şu anki Meclis Başkanımız Sayın Cemil Çiçek’e de bu arma tevdi edilecektir ve bütün diğer 3 dönemi tamamlayan arkadaşlarımıza, kardeşlerimize yine birlikte olacağımız bir özel toplantıyla tek tek bu armaları tevdi edilecektir. Bu tasarım Çanakkale ve diğer dönemlerde verilen, takdim edilen beratlarla özdeş, onlardan esinlenerek yapılan bir tasarım.

Yalnız Sayın Meclis başkanlarımıza ve bütün diğer arkadaşlara ifade etmek isterim ki, bu bir emeklilik beratı değildir, aksine yeni bir başlangıç beratıdır. Bu şu demektir: Sizden aldığımız mirası bir sembol olarak size tevdi ediyoruz ve bundan sonra bu miras birlikte en yüksek zirvelere taşınacaktır. İşte AK Parti böyle bir kadro, emek vereni unutmaz vefa gösterir, tek dökeni unutmaz onları hayırla anar, vefat edeni unutmaz onları ruhların şad eder. Bizde gıybet, bizde tuzak, bizde fraksiyonlar, bizde kulisler yoktur, bizde hayır yolunda yürümek, hayır düşünmek ve helalleşmek vardır. Çünkü bu mesele bizim şahsi davamız değildir, bu mesele bizimle başlamadı bizimle bitmeyecek, bu mesele bir zümrenin, bir mezhebin, bir etnik grubun meselesi değildir, onun için zikrettim bütün o tarihi yürüyüşleri. Bizler bütün o kadim yürüyüşlerden ilham aldık, bugünkü özgürlük öncüleriyle birlikte yürüyoruz, Türkiye’de, mazlum milletlerde ve insanlıkta aksülamel bırakacak bir büyük değerler sisteminin siyasi hareketiyiz.

Hiç hesap etmesinler, bu hareket hiçbir zaman kendi içinde farklı görüşler olsa bile bunları tartışacak ama, ihtilafı bölünmeye, parçalanmaya dönüştürmeyecek. Demokratik olarak her şeyi tartışacak ama, birlik ve beraberlik davasını her türlü davanın üstünde tutacak. Bizim davamız şahsi bir dava değildir.

Şimdi Sayın Kılıçdaroğlu dün veya evvelsi gün yapılan bir televizyon mülakatında diyor ki, en büyük hayalim başbakan olmak. Bakınız, hayalimiz iktidar olmak demiyor veya hedefimiz iktidar olmak demiyor, meselesi şahsi;  olacak olacak kendisi başbakan olacak. Eğer çok arzu ediyorsa, 23 Nisan yaklaşıyor 1 günlüğüne verebiliriz. Hani Yüce Hakan Fatih Sultan Mehmet Han’ın dediği gibi, bizim gücümüzün eriştiği yere onların hayalleri erişmez. Biz gerçek başbakanlar gördük bu kürsüde, onlar hayali başbakan arıyorlar.

Bir de, hedefi gösteriyor. CHP olarak hedefiniz ne diyor. Yüzde 35 diyor. Biz başlarken yüzde 36,5-37’yle başladık, bizim başladığımız yere gelmek onun en büyük hedefi. Şimdi AK Parti anketlerine bakanlar, ki o anketleri bütünüyle düzeltecek ve doğru eksene oturtacak olan milli iradedir ve 7 Haziran’da hani geçmiş anketlerdeki sükut-u hayaller gibi yine yaşarlar, yüzde 45 civarına indiğinde nerede iniyor görünen bazı anketler, kasıtlı anketler olduğunda zil çalıp oynuyorlar AK Parti düşüyor diye. Bizim için düşündükleri en alt düzey, onların ulaşmayı hayal ettikleri en üst düzeyin 10 puan üstünde, seçime böyle giriyoruz. Hiçbir ankette daha CHP yüzde 25’i bile yakalamış değil ya. İşte hayalleri bu, hayalleri şahsi, meseleleri şahsi, çıkarları şahsi. Bizim ise gerçeklerimiz dahi 77 milyonun üzerinde ittifak ettiği gerçekler ve bu gerçekler üzerinde yürüyoruz. İşte AK Parti Grubu böylesine köklü bir dönüşümün öncüsü olan bir gruptur.

Bakınız, bütün bir 12 yıllık tarihi size zikretmek istemem, ama sizin 24. dönem olarak temsil ettiğiniz, 23. dönem ve 22. dönemdeki seleflerinizden aldığınız ve inşallah 25. döneme de tevdi edeceğiniz bu misyonda neler gerçekleştirildi, neler?

28 Şubat gibi Türk demokrasinin ve insanlık onurunun ayaklar altına alındığı bir dönemden bugünlere geldik, 12 yıl önce 28 Şubat’ın bütün izleri yaşanıyordu. İstanbul’da Kadın Kolları Kongremizde zikrettim, bu Meclis ne manzaralar gördü. Bütün kadınlarımız adına söylüyorum, bir Başbakan, benim mevkiimde bulunan bir Başbakan çıktı ve bir hanımefendiye dönük olarak, bu kadına haddini bildirin dedi bu Mecliste. Ve kendilerini bir kadını engellemeyi erkeklik ve yiğitlik zanneden bir güruh da kürsünün önüne geçti ve bir blokaj uyguladı. O resmi hatırlayıp da 12 senede AK Parti’nin gerçekleştirdiği büyük demokratik devrimi anmamak mümkün değil. İşte şimdi kimse hiçbir kadına bu kürsüden dışarı dışarı diye seslenme cüreti gösteremiyor, çünkü bu kürsüde erkek ve kadın yiğitler var. Ve bugün bu salonda olduğu gibi, geçtiğimiz yıldan itibaren Melis Genel Kurulunda olduğu gibi, inşallah 2015, yani 7 Haziran seçimleriyle birlikte de olacağı gibi ve bundan sonra da hep olacağı gibi, başı açık, başı örtülü onurlu kadınlarımız bu salonları doldurmaya devam edecek.

Kadınlık onuru adına ayağa kalktığını söyleyenler, o gün şahsiyeti, düşüncesi, kimliği ne olursa olsun kadınlık onuru zedelenen bir değerli milletvekiline sahip çıkmamışlardı. Biz işte buradan söylüyoruz, bu Meclise giren herkes milletten aldığı oy ve destek dolayısıyla, düşüncesi, etnik kimliği, inancı ne olursa olsun onuruna sahip çıkılacaktır. Bizim en büyük hasımız olsa bile kimsenin ve hiçbir milletvekilinin bu salonlarda onurlarının çiğnenmesine izin vermeyeceğiz, onların onurunu korumak kendi onurumuzu korumaktır.

İşte demokrasi bütün bu çetrefil yollardan geçerek bugüne geldi. Biz iktidara geldiğimizde 2002’de OHAL vardı, 46 kez uzatılmıştı 1987’den bu yana, olağanüstü hal. İlk yaptığımız işlerden birisi Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ve o zaman Sayın Başbakanımız, daha sonraki Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül’ün Başbakanlığı döneminde OHAL’i kaldırmak oldu.

Hani şimdi çözüm süreci üzerinden 6-7Ekim provokasyonları yapanlar ya da o provokasyonlar üzerinden Türkiye’nin batısını, İç Anadolu’yu ve diğer bölgeleri tahrik edenler, bir daha eğer olağanüstü hal rüyası görüp bu olağanüstü hal döneminde bizler de siyaseten rant kazanırız diye düşünüyorlarsa, işte AK Parti Grubu adına söylüyoruz, biz buradayken bir daha bu ülkede olağanüstü hal yaşanmayacak, her şey normalleşecek, meralar boşalmayacak, köyler boşalmayacak, insanların onuru zedelenmeyecek, demokrasi ayaklar altına alınmayacak. Şimdi Türkiye’yi otoriterleşmeyle suçlayanlar, aslında AK Parti öncesi o otoriter dönemin hayalini kuranlar, onlar aynen Kılıçdaroğlu’nun hayali gibi hayal kurmaya devam etsinler. Biz bu ülkeyi özgürleştirmeye, bu ülkenin insanlarının onurlarını korumaya, kadın ve erkek, genç ve yaşlı, Türk ve Kürt, Alevi ve Sünni, kim olursa olsun, Müslüman-gayrimüslim, kim olursa olsun her bir vatandaşımızı eşit görmeye, o eşitlik üzerinden ortak vatandaşlık bilinciyle yeni Türkiye’yi inşa etmeye devam edeceğiz. Yeni anayasa derken biz bunu kastediyoruz. Yeni anayasa özgürlükçü bir anayasa olacaktır, yeni anayasa insan odaklı bir anayasa olacaktır, yeni anayasa hiç kimsenin düşüncesi, inancı, kimliği dolayısıyla tahkir edilmediği, aşağılanmadığı, dışlanmadığı bir Türkiye’nin kurucu belgesi olacaktır.

Seçim beyannamemiz yayınlandığında göreceksiniz, biz bir 2023 sözleşmesi hazırlıyoruz. 1923 sözleşmesinde Cumhuriyet inşa edildiği gibi, 2023 sözleşmesiyle inşallah yükselen küresel bir güç olarak yeni Türkiye’nin inşasının temelleri atılacak.

Bu anayasal çerçevede kimse bürokrasiye nüfuz etmek suretiyle devleti ele geçirme mücadelesi yapamayacak. İster şerefli Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış olan bazı cunta heveslileri 60’lı, 70 yıllarda, 12 Eylül’de olduğu gibi, isterse dini görünüm altında bürokrasiyi ele geçirip KPSS sınavlarını çalıp onun üzerinden, bürokrasi üzerinden siyasi vesayet oluşturmaya çalışan gruplar olsun, isterse bunların yeni türleri olsun, hiçbirisinin bu demokratik ortamda tür olarak yaşamasına izin vermeyeceğiz. İşte böyle özgürlükçü bir anayasa içinde, evet, Türkiye’nin etkin bir şekilde yönetimi için ne tedbir alınması gerekiyorsa alacağız. Türkiye’de eğer geçmişte hür parlamenter sistem uygulanmış olsaydı bunları yaşamayabilirdik. Ama maalesef 27 Mayıs Anayasası, 12 Eylül Anayasası, görünüşte bir parlamenter sistem görüntüsü adı altında aslında vesayet altında bir Parlamento, baskı altında bir başkanlık makamı ihdas ettiler. Onun için Milli Güvenlik Kurulu 28 Şubat’ta olduğu gibi milletin seçtiği Başbakanın muaheze makamı, hesap verdiği, sigaya çekildiği makam haline getirildi. Onun için bu ülkede başbakanlar apoletleri işaret etmek için böyle sembolik dil kullandılar. Gerçek bir parlamenter sistem olsaydı, başbakan emreder Türk Silahlı Kuvvetleri gereğini yapardı, ama buna izin vermediler. Gerçek bir parlamenter sistem olsaydı, 12 Eylül sabahı ülkenin Başbakanı alınıp evinden ve diğer siyasi liderler bir yere götürülmezdi. Ne oldu? Milletin seçtiği parlamenter demokrasinin temsilcisi olan hükümetler zayıflatıldı.  Ve yine gerçek bir parlamenter sistem olmuş olsaydı, bu Parlamentonun iradesini engellemek için e-muhtıra verilmezdi, 367 oyunları oynanmazdı. Şimdi bugün parlamenter sistemi başkanlık sistemi karşısında savunmaya kalkanlar, vaktinde parlamenter sistemi savunmadılar. Cumhuriyet Halk Partisi e-muhtıraya destek verdi. 28 Şubat’ta rahmetli Necmettin Erbakan’ın bir Başbakan olarak maruz kaldığı muamele karşısında bugünkü siyasi temsilcilerin o günkü takipçileri seslerini çıkarmadılar. 27 Mayıs’ta benim makamımda bulunan merhum ve şehit Adnan Menderes idam sehpasına yürürken CHP suskundu. Şimdi bu parlamenter sistemin bütün ana umdeleri çiğnenirken susmuş olanlar, şimdi bir anda parlamenter sistemin meziyetlerini keşfetmeye başladılar.

2007’de anayasa reformu için harekete geçtiğimizde AK Parti olarak o günkü seçim beyannamesinde, 2002’de de demokrasi adına parlamenter sisteme yakın teklifler getirdik sessiz kaldılar. Ama ne oldu? Kendi kazdıkları kuyuya düştüler. Eğer Sayın Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı engellenmeseydi, biz de halkın seçtiği bir cumhurbaşkanlığı için anayasa reformuna gitmeyecektik. Gittik ve halk anayasayı değiştirdi ve o değişiklik üzerine de Cumhurbaşkanımız Türkiye’nin halk tarafından seçilen ilk Cumhurbaşkanı olarak göreve başladı, vaka budur.

Şimdi bu karmaşık sistem ancak ve ancak, bakınız ancak ve ancak, bunu özellikle AK Parti Grubuna ve sizlere teşekkür ederek söylüyorum, bu karmaşık sistem 1960’larda Adalet Partisi’nden Demokrat Parti koptu, daha sonra diğer partilerden kopuşlar oldu, o günkü gruplar sağlam durmadığı için Refah-Yol Hükümeti çöktü, bütün bu parlamenter sistem idari yetersizliklere malul hale geldi. Bir tek AK Parti döneminde 12 yıl bütün bu çarpık yapıya rağmen malul kılınmış, illetli kılınmış parlamenter sisteme rağmen AK Parti istikrar ve güveni sağladı. Neden biliyor musunuz? Çünkü bizim meselemiz hiçbir zaman şahsi bir mesele olmadı, aramızdaki ilişki hiçbir zaman şahsi davaların ilişkisi haline dönüşmedi. Ne Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakanlığı döneminde Sayın Abdullah Gül’le olan ilişkisi 11. Cumhurbaşkanımızla, ne de şimdi bizim Sayın Cumhurbaşkanımızla olan ilişkimiz hiçbir zaman maddi bir temele, siyasi bir hesaba dayanmadı ve AK Parti Grubu bütün bu kumpasların karşısında da kaya gibi durdu, bütün bu başarının arkasında AK Parti Grubunun mayasının sağlamlığı var.

Şimdi yeni Türkiye’yi inşa ederken inşallah alnımız açık, alnımız ak, yüreğimiz daha da bir özgüven içinde yeni bir anayasa, özgürlükçü, insan odaklı bir anayasayla birlikte özgürlükçü temele dayalı başkanlık sistemini de gündeme getireceğiz, bunu tartışacağız, konuşacağız, en doğrusunu ortak akılla birlikte bulacağız. Ama bu sistemin mutlaka sağlam bir zeminde ve üretken, verimli bir şekilde çalışacak niteliğe kavuşturulması lazım. 12 yıl içinde attığımız demokratik adımlara rağmen Türkiye’de otoriterleşme var iddiasında bulunanlar ciddi bir saptırma içindedirler. Yeni bir anayasa ve etkin bir yönetim için başkanlığı seçim beyannamesine koyma idaremizi bu sebeple gösterdik. Hiç kimse buradan herhangi bir şekilde şahsileşmiş bir otorite safsatası çıkarmasın. Aksine, meseleyi şahsileştirenler kendileridir, var olacak olan tekliflerini getirsinler. 2007 seçimleri sonrasında, 2011 seçimleri sonrasında anayasa komisyonları kuruldu, hele hele 2011 seçimi sonrasında bütün partilerin eşit katılımıyla Anayasa Komisyonu kuruldu, ama 4 yıl içinde bu komisyonun çalışmasına izin vermediler. Şimdi biz yeniden millete gidiyoruz, inşallah milleten aldığımız iradeyle, destekle yeni anayasayı ve bu anayasa içinde de verimli, etkin, güç paylaşımına dayalı, güç ayrılığı prensibine dayalı yeni bir yönetim anlayışını hakim kılacağız, başkanlık sistemini de bu çerçevede doru bir zeminde, doğru bir perspektif ve vizyon ile milletimizle paylaşacağız, sunacağız.

Demokratikleşme yönündeki adımlarımız bundan sonra da kararlı bir şekilde devam edecek. Yeni Türkiye’yi inşa ederken geçmişte bıraktığımız o güzel mirası ileriye doğru taçlandırarak sürdürmeye kararlıyız.

Ekonomi alanında 12 yıl içinde Türkiye aynen demokratikleşme gibi olağanüstü bir hamle dönemini yaşadı. Geçmişte geçici koalisyon, kısa dönemli ittifaklar sebebiyle Türk ekonomisi büyük krizler yaşadı. 28 Şubat’ın vesayetçi siyasetiyle 2001 krizinin ekonomik krizi aynı zihniyetin ürünüdür, eğer milleti vesayet altında tutarsanız ekonominiz de vesayet altına girer. Biz 12 yıl içinde dünya ekonomisi küçülürken Türk ekonomisini büyüttük, 230 milyar dolardan gayrisafi milli hasılayı 800 milyar dolarlara çıkardık, 2300-2400 dolardan kişi başına düşen geliri 10404 bugünkü açıklanan rakama çıkardık.

Bugün bütün dünyada çok ciddi bir ekonomik daralma var. Ama bugün büyüme rakamları açıklandı, Türkiye, evet, hedeflerimizin biraz gerisinde, yüzde 2.9 büyüdü 2014’te. Ama şu unutulamasın: Avro Bölgesinde bugünkü büyüme rakamı yüzde 0,8’dir. Biz Avro Bölgesine göre takriben 3,5-4 misli daha fazla büyüdük. Latin Amerika’daki büyüme rakamı bütün, o gelişmiş ülkelerdeki büyüme rakamı yüzde 1.3’tür, dünya ortalaması bugün yüzde 2’nin çok altındadır.

Yüzde 2.9, çarpıcı bir karşılaştırma da yamak isterim, bunun tarım dışı olan büyüme yüzde 3.52’dir, sanayi büyümesi 3.52’dir, tarım dışı büyüme 3.36; geçen seneki kuraklığın da tesiriyle tarımdaki büyüme istediğimizin gerisinde kaldı, ama dünya ekonomisi küçülürken Türk ekonomisi büyümeye devam edecek.

Son 12 yıl içinde 757 hastane, 1737 birinci dereceli sağlık tesisini ülkemize kazandırdık.

Bölünmüş yollar 4 kat artı, şimdi bu yolların standardını yükseltiyoruz, 6 bin kilometrelik hattan şimdi 18 bin kilometreyi bulduk, şimdi otobanlarla, hızlı tren hatlarıyla yeni Türkiye’nin ulaşım resmini tümüyle değiştiriyoruz.

61 kat büyüklüğünde 650 bin yeni konut gerçekleştirdik, Türkiye’de inşaat sektörü de dahil bütün sektörlerde ilerleme sağladık.

458 bin yeni öğretmen ataması yapıldı.

Marmaray, 3’üncü köprü, 3 katlı tünel gibi birçok projeyi hayata geçirdik ya da hayata geçirmek üzere harekete geçtik.

1.8 milyar dolar olan tarıma yıllık desteği 2002’de, 9.8 milyar dolara çıkarttık 2014’te. Her sektörde, her alanda Türkiye gerçek bir devrim yaşadı. Bunun arkasında yine istikrarımızın, güvenimizin ve halka verdiğimiz taahhütleri yerine getirme irademizin yansıması olan AK Parti Grubu var, bütün ekonomik başarılarımızın arkasında AK Parti Grubunun çelikleşmiş iradesi var. Tekrar bütün AK Parti gruplarına teşekkürü bir borç biliyorum, minnetle teşekkür ediyorum.

189 adalet sarayı yaptık, savunma sanayinde ülkemizi olağanüstü bir düzeye getirdik. Bakın, geçen hafta Konya Karapınar’da füze ve mühimmat atış testlerinin yapılacağı atış, test ve değerlendirme merkezini açtık, ondan önce ASELSAN Roket ve Füze Teknolojik Araştırma Merkezlerinin açılışını gerçekleştirmiştik. Savunma sanayinde öylesine bir noktaya geldik ki, şu anda Türkiye savunma sanayi alanında kendine yeten bir ülke değil sadece, çok güçlü yapısıyla savunma sanayinin önemli ihracatçı ülkeleri arasına girdi.

Çok çarpıcı bir misal vermek isterim, ROKETSAN bu araştırma merkezlerini kuran kuruluşlarımızın başında geliyor, biz iktidara geldiğimizde geçmiş hükümetler ROKETSAN’ı 2005’te kapatmak üzere karar almışlardı. Şimdi ROKETSAN dünyanın en önemli savunma sanayi kuruluşlarından biri haline geldi. Artık Türkiye tanklarını modernizasyon için başka ülkelere göndermek durumunda ya da o ülkelerden yardım istemek zorunda kalan bir ülke değil, kendi tankını, kendi uçağını, kendi gemisini, kendi insansız hava aracını yapabilen güçlü ve kudretli bir Türkiye doğduysa, bütün bu reformların arkasındaki AK Parti Grubu sayesinde doğdu.

Geçtiğimiz hafta 18 Mart Çanakkale törenlerini izlerken Genelkurmay Başkanımızla, Milli Savunma Bakanımızla birlikte önümüzden şerefli Türk Donanması geçiyordu, birçoğu yüzde 100 Türk yapımı gemilerden oluşan bir Türk Donanması. İşte aramızdaki fark bu, biz donanmasını da, füzesini de, uçağını da, tankını da kendi yapabilen bir ülke inşa ettik. Bir daha hiçbir şekilde bu ülkeyi namerde muhtaç gele getirmeyeceğiz.

Değerli arkadaşlar, 62. Hükümet olarak da ekonomide önemli hamlelerin değişik sektörlerdeki boyutlarını kamuoyumuzla paylaştık. 25 öncelikli dönüşüm programını ilan ettik Kasım ayında, Aralık ayında, Ocak ayında, inşallah önümüzdeki aylarda bu programların ilk etki analizlerini kamuoyuyla paylaşacağız. Aynı şekilde kamuoyumuzun yakından takip ettiği esnaflarımıza, KOBİ’lerimize, birçok sektörde çalışanlarımıza müjdeler verdik.

Önümüzdeki dönemde de inşallah Türkiye’de ekonomik verimlilik devam edecek. Türkiye’nin kalkınması her ne surette olursa olsun hızlanarak sürdürülecek.

Son Grup Toplantısında, her Grup toplantısında artık bir müjde verdiğimiz için, son Grup Toplantısındaki müjdemizi de paylaşmak istiyorum emeklilerimizle ilgili olarak. Bu, olmayan bir parayı dağıtan Kılıçdaroğlu değil, olan ve bereketlenen bir Hazineden, bütçe dengeleri bozulmadan emeklilerimize el uzatan bir Hükümetin adımıdır.

Biliyorsunuz, Temmuz ayında emeklileri rutin olarak TÜFE oranında bir zam yapılacak, bu artıştan sonra maaşı bin Türk Lira’nın altında kalan SSK ve BAĞKUR emeklilerine seyyanen 100 lira zam yapacağız. Yine maaşı bin ila 1100 lira arasında olan emeklilerinin maaşını da 1100 liraya tamamlayacağız. Yani bir emeklinin 800 lira maaşı varsa 900 lira olacak, bin liraya kadar da bu 100 liralık artış da sağlanacak, 1020 lira maaşı varsa veya 1030 lira, o da 1100 liraya tamamlanacak, aradaki denge de muhafaza edilecek. Emeklilerimizin yaklaşık yüzde 60’ı istifade etmiş olacak bu artıştan.

Yine bütün emeklilerimizi kapsayacak şekilde ticari faaliyette bulunan emeklilerimizden aylık yüzde 15 oranında sosyal güvenlik destek primi kesiliyordu, bu kesintiyi de yüzde 10’a indiriyoruz. 628 binden fazla emeklilerimizin yararlanacağı bu düzenlemeyle emekliliklerimizin aylıklarında ortalama en az 50 Türk Lirası ayrıca bir artış sağlanacak.

Yine özellikle ihtiyaç sahibi olan vatandaşlarımız için önemli bir müjdeyi daha paylaşmak istiyorum, o da, şu an ülkemizde 571 bin vatandaşımız aylık 145 lira 65 yaş aylığı alıyor. Biz iktidara geldiğimizde bu 20-25 lira civarındaydı, şimdi 145 lira. 65 yaş üzerindeki ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza, 571 bin vatandaşımıza 145 lirayı 200 liraya çıkartıyoruz.

Burada iki hususu vurgulamak istiyorum.

Birincisi; emekliliklerimiz ve ihtiyaç sahibi vatandaşlarımızla ilgili bu adımlarımız kesinlikle bütçe dengelerin zorlayan adımlar değildir. Aksine, bu teklif ilk olarak Kasım ayında gündeme geldiğinde ve arkadaşlarımızla tartıştığımızda bütçe yapılanmasını da göz önüne alarak bütçeden sonra bu adımları atalım diye düşündük ve bütçe dengelerimizde herhangi bir olumsuzluk olmayacak şekilde aylardır bunun çalışması yürütülüyor, etki analizleri yapılıyor, özellikle de piyasalara, bu vurgulayarak söylüyorum, biz hiçbir zaman seçim ekonomisi uygulamadık, uygulamayacağız, popülizme düşmedik, düşmeyeceğiz.

Buradan Kılıçdaroğlu’na hitaben de söylüyorum, dikkat ederseniz güzel bir Silifke türküsü vardır, aslı yok yaylasında 40 sürü koyunum var benim, herkes kendi kesesinden yesin, içsin, saltanım var benim. Kılıçdaroğlu başkasının kesesinden saltanat kurmaya çalışıyor. Kendi bozduğu SSK dengelerini 90’lı yıllardan sonra AK Parti derleyip toparladı ve bu dengeyi bir yere getirdi, şimdi onun üzerinden emeklilerimizi ve diğer sosyal kesim vatandaşlarımızı tahrik etmeye çalışıyor. İşte onun hayali, buradan emeklilerimize sesleniyorum, bu hayallere kapılmayın. Nasıl onun hani başbakanlık hayali bu ülkede muhal ise, onun verdiği birtakım vaatler de bu ülkede muhaldir, olması mümkün değildir, çünkü başbakan olması da hayaldir, sadece hayaldir. Onun için, geçmişini bildiği için noterden kağıt alıp getiriyor. Biz hiç notere gitmedik, biz sadece millete gittik, sadece millete, sadece millete. Bizim noterimiz de millettir.

Yine inşallah önümüzdeki günlerde çok kapsamlı, dün ilgili bakan arkadaşlarımızla birlikte son şeklini verdiğimiz üretim ve istihdamı arttırarak reel sektörü büyütme yönündeki çalışmalarımız da inşallah yarın kamuoyumuzla paylaşacağız.

Türkiye bir daha IMF’ye borçlu bir ülke haline getirilemeyecek. Türkiye bir daha demokrasi malul bir ülke haline getirilemeyecek. Türkiye bir daha anayasası bu Meclis dışında yazılmış bir ülke haline gelmeyecek. 7 Haziran’dan sonra bu ülkenin anayasasını da bu Meclis yazacak ve bu Meclisin kalbindeki AK Parti Grubu yazacak, anayasanın içindeki başkanlık düzenlemesini de yine bu AK Parti Grubu belirleyecek ve bu çerçevede de Türkiye’yi 2023’e yine inşallah AK Parti kadroları taşıyacak.

Bir kez daha 22. dönem, 23. dönem ve 24. dönemde ve sizler, bu davaya hizmet etmiş bütün milletvekili arkadaşlarıma, rahmetli olanlara Rabbimden rahmet diliyorum, yaşayanlara sağlıklı, uzun ömür diliyorum, bütün milletim adına teşekkürlerimi, minnetlerimi ifade ediyorum.

İnşallah 7 Haziran’da bulunduğunuz illerden güzel haberlerle yine beraber olmaya devam edeceğiz.

 Allah’a emanet olun.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.