Basbakan Davutoglu’nun, 6 Ocak tarihli TBMM Grup Toplantisi konusmasinin tam metni
Suriye sınırında bu mücadele sırasında alıkonulan astsubayımız Milli İstihbarat Teşkilatımızın son derece başarılı bir operasyonuyla ülkemize geri getirildi. Kendisine, ailesine, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne geçmiş olsun diyorum ve Milli İstihbarat Teşkilatımızı bir kez daha bu başarılı çalışması dolayısıyla tebrik ediyorum. İşte millet, işte hizmetkar AK Parti Grubu.
Yine bu vesileyle tarihimizin hüzünlü, ama şanlı sayfalarından Sarıkamış olaylarının 100. Yılı vesilesiyle şehitlerimize rahmet diliyorum. Ayrıca Gaziantep seyahatimiz esnasında Gaziantep’in kurtuluşunun yıldönümünü de idrak etmiştik, yine Mersin’de de kurtuluşun yıldönümünü. Bu kurtuluşlara canını feda ederek bu kurtuluşlara ön açan bütün şehitlerimizi de rahmetle anıyorum. Bilinsin ki biz o şehitlerimizin mirasına her zeminde sahip çıktık, sahip çıkmaya devam edeceğiz.
Değerli milletvekilleri, 2015 yılının ilk Grup Toplantısı olması vesilesiyle ve ayrıca 2 Aralık’tan bu yana Grup toplantısı yapmamış olmamız dolayısıyla bütçe çalışmaları sebebiyle, aslında 1 yıllık ve 1 aylık bir muhasebe yapma ihtiyacı içindeyiz.
Yılbaşları her zaman, yıldönümleri muhasebe için çok büyük bir imkan sunarlar. Günlük ve anlık gelişmelerin ötesinde soğukkanlı bir şekilde nereden geldiğimizi, nereye doğru gittiğimizi anlayabilmek için bu yıldönümleri bir vesiledir.
Şimdi bir an geçen sene 2014 Ocak’ındaki ilk Grup toplantısını ve o günlerin Türkiye’sindeki tartışmaları gözler önüne getiriniz. O günlerde AK Parti Grubu ve Sayın Cumhurbaşkanımız AK Parti Grubunun Genel Başkanı ve Başbakan olarak hep beraber tam bir kadro halinde omuz omuza Türkiye’yi 2023’e taşıma hedefi yolunda bıkmadan, usanmadan çalışırken ki siyasetimizin esası budur, bir başka çevre, bir başka odak iç ve dış koalisyonlar Türkiye’ye karanlık bir yıl yaşatma çabası içindeydiler. Düşününüz, geçen sene bu vakitlerde biz Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde çalışırken ülkemizin her bir santimetrekaresinde faaliyet yürütürken birileri de 19 Ocak’ta yapacakları MİT tırlarına yönelik operasyonun çalışması içindeydiler. Şimdi bunların hepsi ortaya çıktı. Evet, gün hesap günüdür, gün hesap verme günüdür. 1 yıl içinde yapılan her türlü faaliyetin hesabını sorma günüdür. Herkes bilsin, biz hesap sorma makamındayız, millet olarak ve milletin temsilcileri olarak hesap sorma makamındayız.
Ne yapmak istiyorlardı? Bu odaklar iç ve dış işbirlikçileriyle ve kanatları altına aldıkları muhalefet partileriyle üç hedefleri vardı. Siyaseti istikrarsızlaştırma, siyasi istikrarsızlık doğurmak. İkincisi; ekonomik krize sebebiyet verecek bir ortam hazırlamak. Üçüncüsü de; Türkiye’yi uluslararası alanda itibarsızlaştırmak ve mümkünse yalnızlaştırmak.
Şimdi gelin hep beraber, sadece AK Parti Grubu olarak demiyorum, bütün siyasi partiler, bütün milletimiz bir muhasebe yapalım. Bu hedeflere ulaşabildiler mi? Ulaşamadılar, ulaşamayacaklar. Ama bu hedeflerle neye yöneldiklerini sormak da bunun hesabını hem millet huzurunda, hem tarih huzurunda sormak da bizim görevimizdir. Önce siyasi istikrarı bozma hedefi. Çünkü biliyorlardı ki dış ve iç çevreler, onların maşaları son 12 yıl içinde eğer Türkiye yükselen bir güç haline gelmişse, bunun sihirli kelimesi demokratik istikrar. Bakınız sadece istikrar demiyorum, çünkü otoriter rejimler de istikrar sağlayabilir, işte Ortadoğu’da bazı rejimlerin, bazı şahsiyetlerin 30-40 yıl iktidarda kalmaları gibi. Bazı demokrasilerde de istikrar olmayabilir. 12 yıllık biz en büyük başarımız, demokratik istikrardı. 9 kez milletin önüne gittik, 9 kez milletimizle buluştuk ve her seferinde daha büyük bir destekle milletimiz bize teveccüh gösterdi, iktidar verdi, işin esası budur.
Şimdi baktılar ki 12 yıl içinde bir başarı hikayesi var, bunun üzerinde biraz duracağım, başarı hikayesi. Çünkü bu başarı hikayesi sadece AK Parti’nin değil, sadece Türkiye’nin değil, bütün İslam dünyasının, bütün Türk dünyasının, bütün mazlum milletlerin başarı hikayesiydi. Bu hikayeyi en can alıcı yerinden vurmak için ülkeyi istikrarsızlaştırmaya çalıştılar. 2011 Haziran’ında milletten oy alarak, destek alarak, siyasi meşruiyeti tam da kamilen haiz olarak millete hizmet eden bir kadroyu karanlık odakların hesaplarıyla devre dışına itmek istediler, o kadronun Başbakanını “dönemin Başbakanı” diye adlandırarak Türk siyasi hayatından uzaklaştırmak istediler. Ama milletle kucaklaşarak Türk siyasi hayatına girmiş olanlar böyle karanlık komplolarla siyasi hayatın dışına itilebilirler mi? Millet tarih sahnesinde varsa onun temsilcileri de bu tarih sahnesinin belirleyicisi olmaya devam edecektir.
Şimdi ne yaptılar, ne yaptılar? 30 Mart seçimlerine giderken, yılbaşından daha öncesinden ki onlara geleceğim, bir şekilde koalisyonlarla şu hedefi gözettiler: AK Parti dışında kim güçlüyse ona oy verin. Son derece gizli koalisyonlar oluştu. Hep beraber çalışarak geldiler, ama 30 Mart’ta milletimiz bu oyunu bozdu. Siyasi istikrar için, demokratik istikrar için, siyasi meşruiyet için, ama en önemlisi de milli iradeye sahip çıkmak için fevç fevç sandıklara gitti milletimiz ve dersini verdi.
10 Ağustos’a giderken bu kez Cumhurbaşkanlığı seçimi ki tarihimizde bir onur seçimidir, ilk defa halkımız kendi iradesiyle doğrudan Cumhurbaşkanını seçmiştir, o zaman da yine çatı aday formülleriyle acaba AK Parti dışında bir kompozisyonla yeni bir siyaset mühendisliği yapabilir miyiz çabası içine girdiler. Aslında yanıldıkları nokta bu; siyaset mühendislikle olmaz, siyaset ruhla olur, inançla olur, azimle olur, ahlakla olur, vicdanla olur. İşte yanıldıkları nokta bu.
Geçmişte olduğu gibi, askeri darbe dönemlerinde olduğu gibi birtakım odalara kapanarak mühendislik yapmaya çalıştılar, başarısız oldular. Ve bu başarısızlığın sonucunda aslında acaba siyasi istikrarsızlığı nereden tahrik edebiliriz diye yeni arayışlar içine girdiler, hala bu arayışlarını sürdürüyorlar. Ama bir yıl sonra, geçen sene bu hesaplar yapıldıktan sonra bu sene başında gür bir sesle diyoruz ki; elhamdülillah millet milli iradeye sahip çıkmıştır, AK Parti bu emaneti taşıma kararlılığını göstermiştir. Ben AK Parti kadrolarına, Grubumuza, teşkilatımızın her bir neferine, AK Parti’ye oy veren her bir seçmene buradan şükranlarımı ifade ediyorum. AK Parti’ye oy vermemiş olmakla birlikte sandığa gidip demokrasiye sahip çıkan seçmenlere de teşekkür ediyorum. Milletimize takdirlerimi, şükranlarımı sunuyorum. Ama AK Parti Grubunun her bir mensubuna da, Meclis Grubumuza da tek tek teşekkür ediyor bağrıma basıyorum. Çünkü, bütün bu oyunları bozan AK Parti Grubunun sağlam yapısıdır. 2002’den beri her türlü tuzağa karşı bizim en büyük dayanağımız millet, en büyük güç desteğimiz AK Parti Grubu olmuştur. Her zaman birliğini, beraberliğini korumuş, her oyunun karşısında oyun ve tuzak kuranlara karşı inadına birlik, beraberlik ve siyasi hedef doğrultusunda azimle çalışma kararlılığı göstermiştir. Eğer Türk siyasi hayatının ileride bir tarihçesi yazıldığında Türk siyasetinin, emin olunuz AK Parti Grubunun her bir ferdi ismini altın harflerle bu siyasi tarihe yazdıracaktır. Hiçbir grup demokrasi tarihimizde sizler kadar birlik ve beraberlik içinde olmamış, hiçbir grup sizler kadar darbe ve vesayet teşebbüslerine karşı milli iradeye sahip çıkmamıştır. AK Parti Grubunu ve şimdiye kadar AK Parti Grubunda geçmişte görev yapmış olmakla birlikte şu anda Meclis çatısı altında olmamış bütün milletvekillerimizi şükranla selamlıyorum.
Şimdi bakınız aradaki siyaset farkı, demokratik istikrarın sırrı burada. Biz 30 Mart’ta hiçbir telaşa kapılmadan, paniğe kapılmadan hep beraber alanlara indik, gitmediğimiz il, gitmediğimiz ilçe kalmadı. Millete sığındık, Allah’a sığındık ve millete sığındık. 10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bir kez daha bütün bir alanı tek tek dolaştık. Sayın Cumhurbaşkanımız hem kendi kampanyasını yürüttü, ama her birimiz de bu kampanyanın arkasında durduk. Şimdi de AK Parti Genel Başkanlığı, Başbakanlık değişimi sonrasında, Cumhurbaşkanlığı değişimi sonrasında bütün bu kritik süreçlerden alnımız ak çıktıktan sonra son 4 aydır yine milletimize sığınmak üzere her hafta sonunu, hafta arasını yeni bir ilimizde geçiriyoruz. Şu ana kadar 35 ilimizi ziyaret ettim, kongrelerimize büyük bir şevkle katıldık. Sadece Aralık ayında son Grup toplantımızdan bu yana 15 vilayetimizi ziyaret ettik. Bunun içinde Van da var, Eskişehir de var, Edirne de var, Trabzon, Rize, Adana, Nevşehir, Osmaniye, Hatay, Gaziantep, birçok ilimizde teşkilatımızla buluşma yanında sokakta vatandaşlarımızla göğüs göğse, omuz omuza, gönül gönüle sarıldık.
Arkadaşlar, benim bu 1 ay içinde hissettiğim şey şudur: Milletimiz arkamızdadır, milletimiz yanımızdadır ve milletimiz önümüzdedir. Milleti arkasına alanlar, milletin arkasından yürüyenler tarih ve siyasetin önünde hiçbir zaman mahcup olmazlar.
Biz doğudan batıya, kuzeyden güneye bütün Anadolu’yu ve Trakya’yı bir ay içinde harmanlarken, birçok Hükümet mesuliyeti ve yurt dışı ziyaret dışında muhalefet liderleri ne yaptılar? Şöyle bir baktım 1 ay içinde ne yapmışlar diye. Sayın Kılıçdaroğlu, galiba sadece İzmir ve İstanbul’a gitti. Sayın Bahçeli de bizim teşvikimizle gittiği Tunceli dışında herhangi bir ziyaret yapmadı. Aramızdaki fark bu; biz iyi veya zor günde, mutlu veya kritik süreçlerde hep milletle beraber olduk, hep milletle beraber olacağız, hep milletle birlikte bu tarihi yürüyüşe devam edeceğiz.
Şimdi demokratik istikrarın teminatı AK Parti Grubudur ve inşallah 2015 Haziran’ına giderken demokratik istikrarı güçlendirerek yolumuza devam edeceğiz.
İkinci hedefleri, ekonomik kriz çıkarmaktı, ne haberler çıkardılar hatırlayın geçen sene Gezi provokasyonlarından sonra, 17-25 Aralık olaylarından sonra, 19 Ocak’tan sonra ne haberler çıkardılar, ekonomik kriz kapıda dediler, her an Türkiye krize girebilir dediler, kara haber tellallığı yaptılar. Paralel çete, onun uluslararası teşvikçileri ve yurt içindeki işbirlikçileri hep kara haber üretmeye çalıştılar. Ama ne oldu? Gelin 1 senelik bir ekonomik muhasebe yapalım.
Her şeyden önce her birinize bir kez daha teşekkür ediyorum ve yeni bütçemizin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Bu bütçe bir başarı hikayesidir. Çünkü bütçe açığının gayrisafi milli hasılaya oranı Maastricht kriterinin çok altında, yüzde 3’ün çok altında yüzde 1’lerde seyretti, üçüncü çeyrekte yüzde 0,5’e indi. Başka hiçbir Avrupa Birliği ülkesinde böyle bir başarı hikayesi yok. Yine bu anlamda kamu borcunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranını yüzde 70’lerden yüzde 33’lere indirdik, bu İtalya’da yüzde 133 mesela, birçok ülkeden çok daha performansı yüksek bir bütçe. Ve bu çerçevede makro ekonomik dengelere sahip olduk.
Bakınız dün sabah dahi bir karamsar tabloyla karşılaşacağını düşünenler bunun hesabını yapanlar, hani Komisyon üzerine ki geleceğim o konulara tabii, iki haberle ekonomimizin sağlamlığı konusunda şok yaşadılar. Bir; enflasyon yüzde 0,44 düşüşle 8,17 seviyelerine indi, bu son 2,5 yılın en düşük oranıdır. ÜFE’de ise yüzde 0,76 düşüşle yüzde 6,6’ya indi ve enflasyonun iniş trendi devam edecek. Ama bunun kadar önemli olan, İstanbul Borsasının 86463’le son iki yılın rekorunu kırmış olması. Eskiden böyle bir siyasal tartışma gündemi varsa borsa çöker, enflasyon tırmanır ve ekonomi siyasi çalkantılara mahkum hale getirdi. Halbuki dün aslında bu iki rekorla Türk ekonomisi sağlamlığını ispat etti. 1 yıl önce kriz senaryoları üretenler, 1 yıl sonra ve bu kriz senaryoları cari açık üzerinden üretiliyordu, Türkiye’nin yumuşak karnı cari açık deniyordu, cari açık 10 yıl içinde yüzde 37 düştü. O kara haber bekleyenlere bir kara haber de biz verelim; beklediklerinin aksine ithalatın ihracatı karşılama oranı yüzde 70’lere geldi. Artık Türk ekonomisi her zamankinden daha dayanıklı, her zamankinden daha güçlüdür. Çünkü bu ekonominin gücü, kaynağı milletin güveniyle iktidara gelmiş AK Parti kadrolarının temiz siyasetidir. Eğer ekonomimiz böylesine kriz dönemlerinde, bu kadar kritik bir kriz sürecinde, Avrupa Birliği’nde, dünyadaki kriz sürecinde büyümeyi sürdürüyorsa, enflasyonu kontrol altında tutuyorsa, resesyonu durdurup geçen yıl sadece 1,3 milyon istihdam üretmişse, bunun arkasında bereketli bir ekonomi var, bunun arkasında o ekonomiyi ahlakla yürüten siyasi kadrolar var.
Şimdi herkes hesap soruyor, bizim de hesap sorma vakti. Sayın Bahçeli bu sabah konuşuyordu, kendi dönemini hatırlasın. Yolsuzluk dediği anda biz 2001 krizini hatırlatırız, o krize giden hortumlanmaları, o krize doğru yaşanan gelişmeleri, bir gecede yüzde 7000’lere çıkan faizleri hatırlatırız. Eğer bir ekonomi 230 milyar dolardan 820 milyar dolara küresel krize rağmen gelmişse ve bu geliş yurt dışından gelen birtakım desteklerle olmamış, sadece ve sadece milletimizin alın terinin ürünü olan vergi gelirleriyle olmuşsa, işte bu ekonomi AK Parti siyasetin elinde bu başarıyı gerçekleştirmiştir. Bizim bu anlamda ekonomik kriz bekleyenlere cevabımız açık ve nettir; daha çok beklerler. Biz milletin duasını, halkımızın güvenini ve en önemlisi de bu toprakların bereketini temsil ediyoruz, bereketini.
Üçüncü hedefleri; Türkiye’yi uluslararası alanda itibarsızlaştırma, mümkünse yalnızlaştırma. Bakınız nereden nereye geldik? Son bir yıl içinde, hatta one minute’ye kadar bunu götürebilirsiniz, 4 yıldır uluslararası medyanın her türlü karalama kampanyasıyla karşı karşıya kaldık, her türlü karalama kampanyasıyla. Başka ülkelerde olan olayları görmeyen uluslararası medya, bizdeki en küçük olayı canlı yayınlarla vermeyi neredeyse alışkanlık haline getirdi. Ve bir anda sanki düğmeye basmışçasına uluslararası medya, bugünlerde onlarda yazı yazan paralel çetelerin sözcüleri, içerideki işbirlikçileri, dışarıdaki teşvikçileri harekete geçtiler. Tek hedefleri vardı, bir başarı hikayesini karalamak. Neden bu biliyor musunuz? Soğuk savaştan bu yana İslam dünyası otoriterleşme, diktatörleşme ve terörle itham edilerek hep bir kara dünya olarak takdim edildi, 90’lardan beri bu böyledir. Bir hikaye bütün bu algıyı bozdu. Türkiye’de AK Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte oluşan başarı hikayesi, sadece Türkiye’nin değil karalanan İslam dünyasının ve tarihte başarı gösteremeyeceğine inanılan mazlum milletlerin hepsinde bir umut uyandırdı, bir ümit ışığı uyandırdı, bir özgüven uyandırdı. İşte son yıllarda bize karşı yöneltilen uluslararası operasyonların arkasında bu başarı hikayesini karalama çabası var. Yükselen bir güç olarak Türkiye’nin alternatif bir yol oluşturma çabasını engelleme gayreti var. Onun için dikkat ederseniz bu bir yıl içinde 2 iddia sürekli gündemde tutuldu; Türkiye’de otoriterleşme eğilimi var iddiası ve Türkiye uluslararası teröre destek veriyor iddiası. Neden biliyor musunuz? Onların aklına Müslümanlık deyince sadece bu iki, Müslüman bir toplum deyince sadece bu iki şey aklına geliyor; otoriterleşme ve terör. Biz ise aksine otoriterleşmeye karşı Türkiye’deki en büyük demokratik reform hareketinin sözcüsü olduk. 12 yılda gerçekleşen demokratikleşme faaliyetlerine bakınız, Türkiye’de demokratikleşme faaliyetleriyle sağlanan hak ve özgürlüklerin düzeyine bakınız. Bütün bunlar aslında Türkiye’nin başarı hikayesinin dışarıya yansımaları, etkileriyle ortaya çıktı. Ve bize karşı hep bu kampanyaları sürdürdüler, bundan sonra da sürdürmeye çalışacaklar. Ama uluslararası alanda bu kampanyanın tesiri dışında kalan her yerde AK Parti dönemi Türkiye’de demokrasinin yükseldiği, hak ve özgürlük alanlarının genişlediği, siyasi meşruiyetin teminat altına alındığı, darbe ve vesayet kültürünün ayaklar altına alındığı bir dönem olarak hatırlanacak.
Arap Baharında sokaklara çıkıp demokrasi talebinde bulunanlar için, ister Mısır’da Tahrir Meydanında, İster Suriye’de Hama’da, Humus’ta, ister Libya’da Bingazi’de sonradan bastırılan o gençler var ya, o gençler önlerinde AK Parti başarı hikayesini görerek hak ve özgürlük adına yola çıktılar. İşte bütün bu uluslararası medya operasyonlarıyla aslında tam da bir başarı hikayesini karalayarak bütün Ortadoğu’da, Balkanlar’da, Kafkaslar’da ve bütün dünyada yükselen bir değer olarak AK Parti’yi yıpratmaya çalıştılar. Onlar ne kadar çabalarlarsa çabalasınlar, biz her gittiğimiz yerde biliyoruz ki Somali’nin kalbinde de AK Parti var, Al Bayrak var, Gazzelinin kalbinde de, Filistinlinin, Bosnalının kalbinde de, Suriyelinin kalbinde de bu Al Bayrak var. O Al Bayrağı o kalplere nakış nakış işleyen de AK Parti’nin dış siyaseti oldu.
Şimdi iddia ettiler Türkiye yalnızlaşıyor diye değil mi, gelin 1 aya bakalım, son 1 ayda; Rusya Devlet Başkanı Putin, İngiltere Başbakanı Cameron, İtalya Başbakanı Renzi, Amerika Birleşik Devletleri Başkan Yardımcısı Biden, Irak Başbakanı Abadi ve Çad Başbakanı Deubet ülkemizi ziyaret etti. Yunanistan, Irak ve Rusya’yla yüksek düzeyli işbirliği konsey toplantıları yaptık. Bu nasıl bir yalnızlaşma ki Noel gibi Batı, Avrupa’da son derece diplomasi trafiğinin azaldığı bir ayda, Aralık ayında bu kadar yoğun ziyaretçi Türkiye’ye geliyor? Ve inşallah önümüzdeki günlerde Almanya, İngiltere ve İsviçre’ye ziyaretlerde bulunacağız. Sayın Cumhurbaşkanımız Afrika turuna çıkacak. Nakış nakış dünyanın her yerine bu siyasetimizi anlatmak üzere yola çıkmaya, yorulmadan bıkmadan dünyanın her yerinde Al Bayrağı dalgalandırmaya devam edeceğiz.
Bakınız nasıl bir misyonu yürüttüğümüzü göstermek bakımından beni son derece duygulandıran geçen ay içinde gerçekleştirdiğimiz bir ziyaretten bahsetmek istiyorum, Makedonya ziyareti. Makedonya’ya Türkçe Bayramında orada soydaşlarımızla, kardeşlerimizle beraber olmak ve Makedonya’ya resmi ziyarette bulunmak üzere geçen ay içinde Üsküp’e gittim. Resmi ziyaretlerimiz son derece iyi geçti. Ama bizi duygulandıran gelişme Türkçe Bayramı esnasında gerçekleşti. Makedonya Cumhurbaşkanı ve Makedonya Başbakanı Sayın Gruevski ve Sayın İvanov birlikte bu bayrama katıldılar. Her yıl tertiplenen bu bayrama iki sene önce ben Dışişleri Bakanı olarak da katılmıştım. Bu kutlama öncesinde Makedonyalı sivil toplum kuruluşları beni ziyaret ederek bir talepte bulundular. Dediler ki; Türkiye’ye gönül bağıyla bağlı olan soydaşlarımız, tarihdaşlarımız sizden Al Bayrak istiyorlar, birkaç bin Al Bayrak gönderir misiniz? Onlara şu cevabı verdim ve Türkçe Bayramında da bunu ilan ettim: Birkaç bin değil, Makedonya’da isteyen her haneye üç hediyemiz olacak evladı Fatihana; Al Bayrak, Türkçe mealiyle birlikte Kur’an-ı Azimüşşan ve Türkçe sözlük. İşte birileri bundan rahatsız oluyor. Uluslararası alanda bizim itibarımıza saldıranlar, aslında Al Bayrağın Balkanlar’da her eve girişine saldırıyorlar. Al Bayrağın Gazze’de her evde oluşuna saldırıyorlar, Somali’de Al Bayrağın dalgalanmasına saldırıyorlar. Biz de inadına bu misyonu sürdüreceğiz. Evladı Fatihandan size selam var değerli milletvekili arkadaşlarım. Ve derler ki; Türkiye sağlam dursun, Balkanlar bize emanet. Biz de onlara diyoruz ki; siz Türkçemize, Al Bayrağımıza, Kur’an-ı Azimüşşan’a sahip çıkın, ilelebet sizin geleceğiniz bize emanet. Şimdi küçük hesaplar içinde olanlar bunu anlayamazlar. Karanlık odalarda koalisyonlar içine girenler bunu anlayamazlar. Anadolu’da, Trakya’da dolaşmayı bırakın Balkanlar’a gidemeyenler bunu anlayamazlar. Bizim yüreğimizin her yeri Anadolu’dur, Trakya’dır, Balkanlar’dır, Kafkaslar’dır, Orta Asya’dır, Ortadoğu’dur. Ve bütün bir dünyaya vicdan ve adalet götürme siyasetinin bugünkü tecessüm etmiş şeklidir AK Parti.
Şimdi bütün bu büyük resmi gördükten sonra, yani 1 yıl içinde demokratik istikrara darbe vurmak isteyenlere karşı, ekonomik kriz çıkarmak isteyenlere karşı, Türkiye’yi itibarsızlaştırmak isteyenlere karşı AK Parti’nin yiğit neferlerinin verdiği mücadelenin bir başarı hikayesi olduğunu görmekten ve inşallah demokratik istikrarı da, ekonomik kalkınmayı da, uluslararası alanda küresel bir güç olma idealini de bundan sonra sürdüreceğimizi bir kez daha vurguladıktan sonra gelin son Komisyon tartışmalarına kısaca değinelim.
Evet, bu oyunları bozduk biz ve bugün Türkiye bütün dünyada demokrasisini, demokratik istikrarını ispat etmiş, ekonomik kalkınmasını sürdüren, dünyada etkisini her an gösteren bir ülkedir. Bu imajı bozacak her türlü çalışmanın karşısında olacağız.
Üç hususu özellikle vurgulamak istiyorum.
Birincisi; Komisyon kararı ne olmuş olsaydı dahi, şu ve bu yönde, ne yönde seyretmiş olsaydı dahi, geçen sene yaşadıklarımız, daha da öncesinde 7 Şubat 2012 MİT Müsteşarımızın hukuka aykırı bir şekilde sorguya çağrılması, Gezi provokasyonları, 17 Aralık-25 Aralık provokasyonları, 19 Ocak MİT tırlarına operasyon, 27 Mart Dışişleri Bakanlığı’nın dinlenmesi, bütün bu süreç hiç şek ve şüpheniz olasın ki bir darbe süreciydi, bir vesayet kurma süreciydi, biz de bu sürecin karşısında dimdik durduk.
Birileri bütün bu süreç içinde Türkiye’nin demokrasisine, bakınız AK Parti demiyorum sadece, Türkiye’de demokrasiye darbe vurmak istedi, ekonomik kalkınma perspektifine darbe vurmak istedi, Türkiye’nin uluslararası itibarına darbe vurmak istedi. Hiç şek ve şüphe olmasın ki, bu darbe teşebbüsü akim kalmıştır ve bu darbe teşebbüsünü yapanlar bugün tarih önünde de, millet önünde de hem mahcupturlar, hem mahkumdurlar.
Şimdi paralel çete bu hesaplar içine girmişken tek başına değildi. Bugün bu tartışmaları yürütmeye çalışan muhalefet liderlerine buradan sesleniyorum, son 1 yıl içinde biz muhasebemizi yapıyoruz, bir de siz muhasebenizi yapın. Aslında sizin partiniz içinde bu muhasebeyi yapanlar da var, bir CHP milletvekili çıktı ve dedi ki, 30 Mart seçimleri öncesi paralelcilerle işbirliği yapmakla hata yaptık dedi, bunu tekraren söyledi, bunu Kılıçdaroğlu’nun yüzüne bakarak söyledi. Şimdi Kılıçdaroğlu hesap verme makamındadır, bu darbe teşebbüslerine karşı siz ne yaptınız? O darbecilerle işbirliği yaptınız. Nasıl 27 Mayıs’ta görünen darbecilerle işbirliği yaptıysanız, nasıl 28 Şubat’ta o zamanki post-modern darbecilerin ikna sözcülerini partinize taşıdıysanız, bu paralel çetenin iç ve dış odaklarla yürüttüğü darbe teşebbüsünün de içinde yer aldınız; hiçbir gelişme bu gerçeği örtemez.
Türkiye’de AK Parti demokratik istikrarı savunurken, CHP ve MHP bu paralel çeteyle birlikte 30 Mart seçimlerine değişik yerlerde koalisyonla girdiler, yetmedi 10 Ağustos seçimlerine de çatı adayla girdiler. Çatı aday tam bir darbe koalisyonunun adıydı, ama millet biz çatıyı anlamayız, bir topluluğun temeline, o temeldeki inanca, o temeldeki ahlaka, vicdana bakarız dedi ve Sayın Cumhurbaşkanımızı Cumhurbaşkanlığı makamına getirdi.
Şimdi biz son 1 yıl içinde verdiğimiz mücadeleyle sadece AK Parti’yi savunmadık, demokrasiyi savunduk, insan haklarını savunduk, özgürlükleri savunduk, haksız bir şekilde dinlenen ve mahrem hayatı tehlike altında olan vatandaşlarımızın hukukunu savunduk. CHP ise ne yaptı? Son derece oportünist bir şeklide bu dinleme yapanlara sahip çıktı, haksız bir şekilde vatandaşların hukukunu rencide edenlere, bürokraside örgütlenerek siyasi iradeyi ve milli iradeyi vesayet altına almak isteyenlerle işbirliği yaptı. CHP’nin kimseye bu anlamda söyleyecek bir sözü yoktur, kendi hesaplarına baksınlar.
Bakın, sadece Şişli’de, küçük, mikro bir ölçek; mikro ölçekler bazen makro anlayışların güzel aynalarını oluştururlar. Şişli’de yaşananlara bir bakın, Şişli eski Belediye Başkanı CHP Büyükşehir Belediye başkan adayı oluyor, onun oğlu yeni Şişli adayının yanına veriliyor ve bir anlaşma, bir protokol imzalanıyor, eğer Hayri İnönü yeni başkan seçilirse sonrasında görevi eski Başkanın oğluna devretmek için. Sonra bu ortaya çıkıyor, karşılıklı tehditleşmeler oluyor, şantaj oluyor ve mafya devreye giriyor. Şimdi bu tablo nasıl bir tablo? Burada bir pazarlık kültürü var, demokrasi kültürü yok, demokrasiden önce pazarlık yürütülüyor. Burada bir vesayet kültürü var, Belediye Başkanı sen olacaksın, halk seni seçecek ama, aslında gizli bir belediye başkanı da eski Belediye Başkanının oğlu olacak, vesayet kültürü var, bakınız genlerine sinmiş vesayet kültürü. Burada bir saltanat kültürü var Cumhuriyet adıyla hiç bağdaşmayan, babadan oğula geçen bir saltanat. Ve burada bir şiddet kültürü var, tehdit, şantaj ve şiddet kültürü var.
Şimdi pazarlıktan, şantajdan, şiddetten, saltanattan demokrasi ve Cumhuriyet çıkar mı? Çıkmaz. Şimdi Şişli ölçeğinde bile bunu başaramayanlar Türkiye ölçeğinde hangi iddiada bulunabilirler, hangi demokratik değeri savunabilirler, hangi özgürlükçülükten bahsedebilirler, hangi barış siyasetinden bahsedebilirler? Bakın, 2 ayı dolduruyor, hala Şişli sorununu çözemediler, çünkü bu sorun konjonktürel bir sorun değil, bu sorun zihniyet sorunu, zihniyet sorunu. Bunların hiçbir zaman demokratik bir zihniyeti olmadı. AK Parti ise nerede bir yanlış varsa üzerine gitti, gitmeye devam edecek.
Şimdi ikinci boyutu, Komisyonun dün aldığı kararın hukuki boyutu.
Değerli arkadaşlar, Soruşturma Komisyonu hukuki bir süreçtir ve başbakan ve bakanların görevleri esnasında görevleriyle ilgili işlediği iddia edilen suçlarla yetkilidirler ve bu konuyu objektif bir şekilde ele alırlar. Şimdi geçen sene ilgili bakanlarla ilgili iddialar ortaya atıldığında bakanlar bakanlık görevlerinden istifa ettiler, kendi talepleriyle ve AK Parti Grubunun iradesiyle Soruşturma Komisyonu kuruldu, siyasetin yapması gereken görev budur. Ama Soruşturma Komisyonu bir kez kurulduktan sonra yasal ve anayasal olarak Soruşturma Komisyonuna herhangi bir şekilde etkide bulunmak ve Soruşturma Komisyonunu etkileyecek şekilde ihsas-ı reyde bulunmak hukuka aykırıdır. Komisyonun kendi doğası içinde, bu hukuki kurallar içinde işlemesine izin vermek gerekir, çünkü bu Soruşturma Komisyonu nihai kertede mahkemelerde savcıların yürüttüğü bir fonksiyon yürütürler ve nihai hükmü vermezler, sadece bir iddianame veya bir şekilde o iddialarla ilgili kendi görüşlerini vicdanlarıyla birlikte hukuki bir norm içinde ortaya koyarlar.
Bir kez daha söylüyorum, biz bu süreç içinde hiçbir şekilde Komisyona müdahil olmadık, hiçbir Komisyon üyesine şu veya bu yönde bir telkinde bulunmadık, yasaların ve Anayasanın getirdiği sorumluluk da budur. Ama Cumhuriyet Halk Partisi ve diğer muhalefete baktığınızda her gün ihsas-ı reyde bulundular. Eğer bu konu bu kadar açık idiyse niçin Soruşturma Komisyonuna ihtiyaç hissedildi? Soruşturma Komisyonu çalışırken ihsas-ı reyde bulunmak bir suçtur. Biz Soruşturma Komisyonunu AK Parti olarak kurduk, Soruşturma Komisyonu süreci esnasında hiçbir müdahalede bulunmadık, herhangi bir şekilde telkinimiz olmadı. Şimdi herkesin Soruşturma Komisyonundan çıkan rapora saygı duyması gerekir ve o raporun detaylarını beklemesi gerekir.
Yine aynı şekilde yüce Meclisimiz bu konudaki nihai kararını aynı hukuki normlar içinde verecek, hiçbir şekilde bu tarz bir müdahale, şu veya bu yönde yapılacak müdahale doğru değildir. Soruşturma Komisyonu kendi vicdanıyla, kendi hukuk anlayışı içinde bir karar vermiştir, bu kararın gereğini raporunu vermek suretiyle yapacaktır. Biz AK Parti Grubu olarak ve AK Parti kadroları olarak bu konuda siyasetin atması gereken adımların tümünü attık.
Şimdi bunun 3’üncü bir boyutuna, ki AK Parti’nin vicdan, ahlak ve reform niteliğine dikkatleri çekmeden önce, çok küçük hesaplar içine girenlerin yürüttüğü bir kampanyaya da dikkatinizi çekmek isterim. Bütün bu süreçte Soruşturma Komisyonu kendi kanaatini oluştururken ve yazarken hiçbir şekilde bir baskı altına alınmamışken, şimdi bir şekilde kendi kanaatleri yönünde yüce Meclisimizi, AK Parti kadrolarını yönlendirme çabası içinde olanlar var. Onların bilmesi gereken şey şu: AK Parti bir vicdan hareketidir, ahlak hareketidir, bir reform hareketidir.
Biraz önce de vurguladığım gibi, 12 yıl içindeki ekonomik başarı hikayesinin arkasında, vatandaşlarımızın, halkımızın alın teriyle getirdiği vergileri en iyi şekilde bir emanet olarak koruyup, onun gereği olan büyük bir azimle çalışarak bu ekonomik hamleleri gerçekleştirmiş olmak yatar. Aksi takdirde, hiçbir yabancı yardım olmadan, yeni bir doğal gaz, petrol kaynağı da bulmadan eğer bir ekonomi 230 milyardan 820 milyarlara çıkmışsa bunun tek izahı vardır, o çıkışı sağlayan, o yükselişi sağlayan kadrolar halkın kendisine emanet verdiği her kuruşa sahip çıkmışlardır.
Şimdi burada Cumhuriyet Halk Partisi son derece ve Milliyetçi Hareket Partisi ve diğer muhalefet partileri ve kamuoyunu yönlendirme çabası içinde olanlar sureti haktan görünerek güya yolsuzluklara karşı mücadele görüntüsü altında tekrar yeni bir milli irade gaspına yönelmeye çalışmaktadırlar.
Biz geçmiş 12 yıl içinde 3 alanda savaş ve seferberlik ilan ederek yola çıktık; yasaklara, yolsuzluklara ve yoksulluğa karşı mücadele.
Elhamdülillah, yasakları birer birer kaldırdık, kültürel haklar konusunda yasakları kaldırdık, gayrimüslim azınlıklarla ilgili yasakları kaldırdık, başörtü yasağını kaldırdık, demokratik hak ve özgürlükler konusunda olağanüstü hamleler yaptık, yapmaya devam edeceğiz.
Yoksullukla mücadele konusunda bütün dünyada takdir toplaman bir büyü başarıya imza attık ve yolsuzluklarla ilgili de en net tedbirleri AK Parti aldı.
Baştan itibaren yolsuzluklara sebebiyet verecek bütün odakları, kaynakları kuruttuk ve birçok kanunda, Bilgi Edinme Kanunundan başlamak suretiyle Ticaret Kanunda, diğer birçok doğrudan bu konuyla ilgili kanunlarda yaptığımız devrim mahiyetindeki çalışmalarla yolsuzluklara karşı gerçek bir mücadele yürüttük.
Her alanda devrimci bir reform zihniyetiyle hareket ettik. Statükoya teslim olmadık, bu mücadeleyi kararlı şekilde yürüttük. Ama bu mücadele üzerinden birileri eğer AK Parti içinde bir tartışma çıkartmak isterse, bizim alacağımız kararları şu veya bu yönde etkilemek isterlerse, onlara vereceğimiz cevap da açıktır, Dördüncü Murat’a atfedilen çok güzel bir söz vardır, bizim Toroslar’da, ovalarda tekrar edilir; “Geçme namert köprüsünden ko götürsün su seni, yatma tilki gölgesinde ko yesin aslan seni.” Sureti haktan görünerek tilki hesabı içinde küçük hesaplarla AK Parti kadroları üzerinde birtakım çalışmalara veya yönlendirmelerde bulunmak isteyenler bilsinler ki, biz namerdin köprüsünden hiç geçmedik, biz bütün bu siyasi mücadelede aslanlara karşı mücadele ettik, ama tilkilerin gölgesine hiç sığınmadık. Kendi mücadelemizi kendimiz veririz, ahlak ve vicdan hareketi olarak doğmuş olan AK Parti’nin lekelenmesine kesinlikle izin vermeyiz.
Tarih, insan topluluklarını değişik şekillerde sınar. AK Parti son 12 yılında büyük sınamalardan geçti, birliğini bozmadı, kararlılığını hiç eksiltmedi, azmini hiç kırmadı, yoluna hep kendi tayin ettiği şekilde devam etti. Hiçbir zaman dış etkilerden gelen tehditlere boğun eğmedik, dolaylı veya doğrudan gelebilecek telkinlere karşı da hep gönlümüzü kapalı tuttuk. Ve bizim milletimiz de bizi hiçbir zaman aslanlara yem etmedi. Biz aslanlara karşı mücadele ettik ama, arkamızda milletimizi alarak mücadele ettik.
Kimse AK Parti’ye dönük olarak vicdan ve adalet çağrısında bulunamaz. AK Parti siyasette vicdanın ta kendisidir, adaletin ta kendisidir, reformun ve yolsuzluklarla mücadelenin de ta kendisidir.
Neyi ne zaman yapacağımıza biz karar veririz, hangi tedbiri ne zaman alacağımız biz karar veririz, hiç kimsenin küçük tilki hesaplarıyla yönümüzü, istikametimizi değiştirmeyiz. Soruşturma Komisyonunun objektif raporuna saygı duyarız, Meclisimizin takdirine saygı duyarız, bu süreçte ve bundan sonra da kaldığımız yerden yolumuza kesin bir kararlılıkla devam ederiz, hem de tek bir yürek olarak devam ederiz, tek bir topluluk olarak, tekbir gönül olarak, tek bir ruh olarak yolumuza devam ederiz. Kimse AK Parti üzerinde oyun oynamaya kalkmasın, çünkü AK Parti sadece Meclis Grubumuzdan oluşan bir hareket değildir, AK Parti sadece 9 milyonu aşan üyelerimizden oluşan bir hareket değildir, AK Parti sadece bize oy veren yüzde 50’yi aşan seçmenlerden oluşan bir hareket değildir, AK Parti tarihin derinliğinden gelip ebediyete doğru yürüyen, işte Sarıkamış şehitlerimizin de ruhlarının içinde olduğu bir ruhun bu dönemde tecessüm etmiş şeklidir. AK Parti, bizi Al Bayrak gönderin diyen evladı Fatihanın bugünkü siyasi adıdır. AK Parti, bize yardım edecek kimse yok mu diyen Gazze’nin, Somali’nin dönüp baktığı merhamet hareketinin adıdır. AK Parti, Arakan’da secdeye kanıp dua eden Müslümanların duasıdır. AK Parti, açlıkla mücadele eden Afrika’daki mazlumların duasıdır. AK Parti, Orhun Anıtlarına nasıl ulaşacağım diyen ata yurdundakilerin duasıdır. AK Parti, milletimizin yüz yıllar süren o güzel yürüyüşünün bugünkü halidir ve geleceğe doğru yürüyen kararlı topluluğun ismidir.
Biz bu hareketin şu veya bu şekilde lekelenmesine izin vermeyeceğimiz gibi, bizim kendi çizdiğimiz istikamette reformcu adımlarımızı aynı kararlılıkla sürdürme konusunda da hiç şüpheniz olmasın tedbirlerimizi aldık, bundan sonra da adım adım bu tedbirleri uygulayacağız.
İnşallah geçen Grup Toplantısında zikrettiğim gibi, ki grup toplantılarında, her hafta bir reform hamlesini sizlerle paylaşacağız, kamuoyumuzla paylaşacağız. Bunun içinde istihdamın yaygınlaştırılması reform paketi de var, aile hayatıyla çalışma hayatının uyumlaştırılması reform paketi de var, 25 sektörel öncelikli programında tek tek ele aldığımız reform paketleri var, kayıt dışı ekonomiyi kontrol altına alma reform paketi de var, şeffaflık ve yolsuzlukla mücadele reform paketi de var. Onlar kendi küçük hesapları içinde rüya görmeye devam etsinler, milletimiz tarihi rüyasını AK Parti’de tecelli etmiş olmuş olmanın huzurunu duyuyor. Onlar kendi hayal alemlerinde küçük hesaplarına devam etsinler, biz tarihi yürüyüş içinde büyük hamlemizin kararlı adımlarına devam edeceğiz.
Herkes bilsin ki, AK Parti Türkiye’de ahlakın, vicdanın siyasi adresi olmuştur, olmaya devam edecektir. Yine herkes bilsin ki, demokratik istikrara dönük olarak kim ne hamle yaparsa yapsın onun karşısında dimdik durmaya da kararlıyız.
2015 Haziran’ına giderken daha birçok koalisyonlar kurabilirler, il bazında, ülke bazında değişik hesaplar içine girebilirler, ama biz geçmişte çok hesabı bozduk, bundan sonra da çok hesabı bozarız, çünkü nihai hesabı kesecek olan sadece millettir, sadece tarihtir.
Değerli milletvekilleri, önümüzdeki süreç içinde birliğimizi ve beraberliğimiz koruyarak, aynen geçmiş kritik süreçlerde olduğu gibi bu birlik ve beraberlikten aldığımız güçle milletimizle yolumuza devam edeceğiz. Her biriniz aslında milletimizden gelen bu kadim kültürün, vicdanın, adaletin bugün buradaki temsilcilerisiniz. Ve bugün her zamankinden daha kararlı bir şekilde ve her zamankinden daha gür bir sesle AK Parti olarak milli irade demeye devam edeceğiz, milli iradeyi tarih sahnesinde hakim kılmaya devam edeceğiz. Önümüze çıkabilecek engellere karşı hiç şüpheniz olmasın tek bir yürek olarak bu engelleri aşma yönünde de hiçbir tereddüt göstermeyeceğiz, çünkü bizim millete karşı verilmiş bir sözümüz, tarihe karşı ödenecek bir borucumuz var. Allah bu emaneti, bu sözü yerine getirme gücünü, tarihe karşı üstlendiğimiz bu sorumluluğun gereğini yapma gücünü bize lütfetsin, bu yolda yolumuzu açık eylesin.
Allah’a emanet olun.