Yükleniyor...

Basbakan Davutoglu’nun 8 Aralik tarihli TBMM Grup Toplantisi konusmasinin tam metni

 

Aziz dava arkadaşlarım, Türkiye’nin, güzel ülkemizin her bir köşesinden Grup Toplantımıza teşrif eden sevgili misafirler, bizleri ekranları başında izleyen aziz milletim; sizleri saygı ve muhabbetle derinden selamlıyorum. Sizlerin şahsında bütün Türkiye’yi, bütün vatandaşlarımı aynı muhabbetle selamlıyorum.

Aşkla ve inançla çıktığımız yolda Türkiye’nin gücüne güç katmak için yeniden koşmaya başlamış bulunuyoruz. Yolumuz hayırlı olsun, menzilimiz hayırlı olsun. Önümüzdeki yol ne kadar meşakkat ve zahmet gerektirirse, ondan daha çok fazla emek sarf edecek, alın teri dökeceğiz. Milletimize, ülkemize, vatandaşımıza hizmet yolunda hiçbir zaman durmayacak, hiçbir zaman yorulmayacağız.

Sözlerime başlarken olumlu bir gelişmeyi dikkatlerinize sunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Bugün açıklanan verilere göre, Ekim ayında sanayi üretim bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 4,6 oranında önemli bir artış gösterdi. Arındırılmamış verilere göre ise sanayi üretiminde yıllık artış, dikkatinizi çekiyorum, yüzde 14,7 oldu. Bu, 1 Kasım seçimlerinden önceki veriler, inşallah 1 Kasım seçimlerinden sonra şaha kalkacak şaha inşallah. 1 Kasım seçimleriyle bugün bu ivmenin devam edeceğini ve sanayi üretiminin 4’üncü çeyrek büyümesine ciddi katkı sağlayacağını görebiliyoruz. Bu başarılarından dolayı sanayicilerimizi yürekten kutluyorum.

Aziz dava arkadaşlarım, 1 Kasım seçimlerinin ardından başlayan süreç kendi takvimi içinde adım adım emin adımlarla ilerliyor. 30 Kasım tarihi itibarıyla Hükümetimiz güvenoyu alarak çalışmalarımıza yoğun bir şekilde başladı. Bir önceki Grup Toplantımızdan bu yana yoğun bir diplomatik trafiğimiz ve iç siyasi gelişmeler trafiğimiz oldu.

29-30 Kasım tarihlerinde Brüksel’de Türkiye-Avrupa Birliği Zirvesine katıldık, 11 yıl sonra gerçekleşen bu zirve Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri için önemli bir dönüm noktası oldu. Bildiğiniz gibi, 2004 yılına kadar Türkiye aday bir ülke olarak Avrupa Birliği Zirvelerine belirli bir formatta katılıyordu, 2004’ten bu yana Türkiye’yle Avrupa Birliği’nin bir zirve çerçevesinde biraraya gelmesi mümkün olmamıştı. Biz aday ülkelere yönelik bu kararın yanlış olduğunu ısrarla söylüyorduk, Türkiye’yle liderler seviyesinde yapılacak istişarelerin ve müzakere sürecinin hızlandırılmasının önemine işaret ediyorduk. Bugün Avrupa Birliği dostlarımızla, liderlerle bu konuda ortak bir noktaya geldiğimiz, ortak bir anlayışa ulaştığımız için memnunuz. Avrupa Birliği tam üyelik hedefi bizim için son derece önemlidir.

Hükümet olarak önümüzdeki dönemde Avrupa Birliği müktesebatına uyum sürecini hızlandırmakta da kararlıyız. Yargı sistemimizi başta Avrupa Birliği olmak üzere uluslararası norm ve standartlara göre yeniden yapılandıracağız. Avrupa Birliği’ne katılım için ulusal eylem planımızı titizlikle hayata geçireceğiz. Yine çok önem verdiğimiz bir husus, vatandaşlarımız için vize serbestisi sürecinin de takipçisi olacağız. Zirvede aldığımız kararlar çerçevesinde inşallah en geç Ekim 2016’da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları başları dik bir şekilde vizesiz olarak Avrupa’ya seyahat edebilecekler; hayırlı, uğurlu olsun.

("Giresun burada Hocasının yanında" sesleri) Böyle coşkuyla Türkiye’nin her bir köşesinden Grubumuza katılan misafirlerimizi bir kez daha selamlıyorum, hoş geldiniz diyorum.

Bütün hedeflerimiz için bu zirve Avrupa Birliği sürecimizde bir yeniden başlangıç olmuştur. Avrupa Birliği Zirvesinde muhataplarımız, Türkiye ve Avrupa Birliği ortak geleceklerin inşası için sonuç odaklı olarak hareket etmeyi, dayanışmalarını ve mevcut bağlarını daha da ileriye taşımalarını taahhüt ettiler. Bundan böyle uygun bir formatta yılda iki kez düzenli zirveler gerçekleştireceğiz. Bu zirveyle fasılların tekrar açılmasından Schengen vizesine kadar pek çok alanda süratli gelişmeler bekliyoruz. Avrupa Birliği açısından taahhütler ifade edilmiş, şimdi ise icraata geçme vaktidir.

Avrupa Birliği Zirvesinde Suriyeli kardeşlerimiz için de önemli kazanımlar elde ettik. Suriye’de yaşanan trajediye Avrupa Birliği’nin tam olarak yönelmesini sağlamış olmayı son derece önemli buluyorum. Bu çerçevede, Avrupa Birliği ülkeleri Türkiye’de acil ve sürekli insani yardım sağlayacak. Aynı zamanda, genel mali destek de önemli ölçüde arttırılacak ve Suriye söz konusu olduğunda şu ana kadar bütün bu yükü tek başına taşımış olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti külfet paylaşımı konusunda diğer ülkelerle birlikte hareket etmiş olacak. Avrupa Birliği Türkiye’ye başlangıç olarak 3 milyar euro ile ilave kaynak sağlamayı taahhüt etti.

Bu vesileyle, kimi bilgisizce ve hatta insafsızca dile getirilen eleştirilere de cevap vermek istiyorum. Mezkur mali kaynakla ilgili Türkiye’nin bu paraya ihtiyacı olduğu iddiası büyük bir yalandır. Avrupa Birliği’nin 3 milyar avro tutarındaki desteğin sağlanmasında Türkiye’nin tabiri caizse Avrupa’nın vicdanını harekete geçirmesine yönelik ısrarlı tutumu belirleyici oldu. Avrupalı dostlarımıza teşekkür ediyoruz.

Ama şu hususu da açık bir şekilde burada vurgulamak istiyorum: Biz bugüne kadar kapımıza geleni geri çevirmedik, sınırlarımıza ulaşanların dinine, mezhebine, ırkına, kökenine bakmadan yardımına koştuk; bütün bunları yaptık, bundan sonra da yapacağız.

Şunu bir kez daha söylüyorum: İleride bugünlerin tarihi yazıldığında Türkiye bütün bir insanlık tarihine, dünyanın en geniş kapsamlı mülteci akınına bağrını açmış, vicdani diplomasi uygulamış bir ülke olarak altın harflerle geçecek.

Bütün bu zor günler geçer ama, eminim elimizin dokunduğu, aşımızı paylaştığımız Suriyeli kardeşlerimiz on yıllarca, asırlarca bu destanı gelecek nesillere aktaracaklar.

Bu bize inancımızdan, kültürümüzden, tarihimizden gelen bir yükümlülüktür. Ama bütün bu yardımları yapmamız, Suriyeli kardeşlerimize destek olmamız, onların daha iyi şartlara ulaşmalarına yönelik arayışlarımıza da mani değildir. Bugün eğer Avrupa Birliği’nde yöneticilerden sokaktaki pek çok kesime kadar Suriye dramına karşı bir duyarlılık oluşmuşsa, bunda Türkiye’nin izlediği ilkeli, etkin ısrarcı stratejinin payı büyüktür.

Değerli kardeşlerim, 1 Aralık’ta Kıbrıs’a, ardından 3 Aralık’ta can Azerbaycan’a birer resmi ziyarette bulundum. Bu, devletimizin çok güzel bir geleneğidir. Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri güvenoyu alır almaz önce Yavru Vatan Kıbrıs’a, sonra kardeş vatan, ata vatan can Azerbaycan’a seyahat yaparlar. Ben de Pazartesi gecesi güvenoyu alır almaz Salı günü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne, Perşembe ve Cuma günü de Azerbaycan’a gittim. Her şeyden önce Yavru Vatandan da, can Azerbaycan’dan da size kucak dolusu muhabbet ve selamlar getirdim.

Oradaki kardeşlerimiz sadece liderler düzeyinde değil, sokaktaki kardeşlerimiz de, özellikle Bakü sokaklarında da karşılaştığım kardeşlerimiz de 1 Kasım gecesi uyumayarak Türkiye için dua ettiklerini ifade ettiler. Bir kez daha hissetim ki, 1 Kasım zaferi sadece 78 milyonun değil, bütün bir gönül coğrafyasının zaferidir.

Ben de buradan önce Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve can Azerbaycan olmak üzere bütün gönül coğrafyamıza seslenerek diyorum ki, mademki sizler o gece bizim için dua ettiniz, bizler gecemizi gündüzümüze katarak her türlü dertte, her türlü problemde yanınızda olacak, yüreğimizdeki yerinizi hiçbir zaman eksiltmeyeceğiz. Al Bayrağın gönüllerde yaşadığı her yerde Türkiye Cumhuriyeti Devleti kudreti ve şefkati egemen olacak.

Kıbrıs’ta başta Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı olmak üzere Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yetkilileriyle Ada’da çözüme yönelik olarak atılacak adımları detaylı bir şekilde konuştuk. Bu arada Yunus Emre Türk Kültür Merkezinin resmi açılışını da yaptık. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Kıbrıslı soydaşlarımız, kardeşlerimiz her zaman her meselesiyle ve her vesileyle yüreğimizdir, her zaman da öyle olacaktır.

Azerbaycan ziyaretimizde de Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev ve Başbakan Sayın Artur Rasizade’yle iki ülkenin siyasi ve ekonomik ilişkilerinde son derece ufuk açıcı, çok sıcak, çok faydalı görüşmeler gerçekleştirdik. Bu görüşmelerde ikili ilişkilerimizi tüm boyutlarıyla ele aldık. Ayrıca, bölgemizde ve ötesinde meydana gelen gelişmeleri de değerlendirme fırsatı bulduk.

Buradan Cumhurbaşkanı Aliyev’e bir kez daha teşekkür ediyorum. Gerek baş başa yaptığımız görüşmede, gerek heyetler arası yaptığımız görüşmede, gerek basın toplantısında, her ne hal olursa olsun, her ne şart gerçekleşirse gerçekleşsin kardeş Türkiye Cumhuriyeti’nin yanındayız diyerek dosta-düşmana dostumuzun kim olduğunu ve nerede durduğunu gösterdi; bir kez daha kendisine teşekkür ediyorum.

Ortak projelerimiz ve inisiyatiflerimiz iki ülkenin yanı sıra tüm bölgenin, hatta bölge ötesindeki ülkelerin de yararına hizmet edecektir.

(Tezahüratlar…) Biz de hep beraberiz gençler, hep beraber olacağız.

Öte yandan, bulunduğumuz coğrafyada istikrarsız ve terörizm gibi ortak sınamalarla birlikte mücadele konusunu da ele aldık.

Bu arada, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Azerbaycanlı kardeşlerimizden gördüğümüz derin muhabbeti bir kez daha şükranla yad ediyorum. Bütün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetli kardeşlerimize ve can Azerbaycanlı bütün kardeşlerimize Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altından milletimizin selam ve sevgilerini gönderiyorum, sadece onlara değil… Özellikle Bakü’de ve tabi Kıbrıs’ta ziyaret ettiğim şehitlikteki şehitlerimizin manevi selamlarını da sizlere getirdim.

Bakü Şehitliğine her gidişimde değerli kardeşlerim, dava arkadaşlarım; şehitlerin geldiği mekanları okuduğumda o Kafkas şehitlerinin kiminin Kosova’dan, kiminin Bosna’dan, kiminin Kudüs’ten, kiminin Kerkük’ten, kiminin Basra’dan ve gönül coğrafyamızın her bir köşesinden geldiğini gördüğümde, bizim şehitlerimizden devraldığımız emanetin bugünkü sınırlarımızın çok ötesinde olduğunu bir kez daha hep zihnime nakşederim.

Bakü’de de ifade ettiğim gibi, şehitlerimizin Kafkas şehitleri olarak orada Azerbaycan’ın özgürlüğü için toprağa düşmüş şehitlerimizin geldiği her diyar bize o şehitlerimizden birer emanettir ve bu emaneti inşallah gücümüz ve kudretimiz ölçüsünde her zaman korumaya ahdettik, korumaya devam edeceğiz.

Bu hafta içinde peş peşe gerçekleştirdiğimiz bu ziyaretler, kimliğimizin, aidiyetimizin kuşatıcılığına dair önemli önemli bir veri sunuyor. Brüksel’de söylediğim gibi, biz bir Avrupa halkıyız ve biz olmadan Avrupa’nın tarihi de, kaderi de, geleceği de yazılamaz. Ardından Bakü’de söylediğim gibi, biz bir Asya milletiyiz ve biz olmadan Kafkasya’nın, Orta Asya’nın, Ortadoğu’nun ve Asya’nın da tarihi yazılamaz.

Türkiye’de maalesef bu kuşatıcılığı kavrayamayıp Türkiye’yi sadece Asya yönüyle ve sadece Avrupa yönüyle görenler var. Halbuki biz Asya’nın da, Avrupa’nın da kimliğini özümsemiş ve bu merkez olma rolünü kesin bir şekilde tahkim etmek üzere yola çıkmış bir hareketiz. 12 yıllık iktidarımızın ana perspektifi de, hiçbir kimlik krizi yaşamadan, hiçbir kompleks hissetmeden Brüksel’de Avrupalı, Bakü’de Kafkasyalı, Semerkand’da Asyalı, Saray Bosna’da Rumelili, Addis Ababa’da Afrikalı olarak konuşabilme gücü ve kudreti gösterebilmektir. Şükürler olsun, bunu yapabilecek perspektifi de, imkana da, kudrete de sahibiz.

Aziz dava arkadaşlarım, bu yoğun takvim içinde partimizin çalışmalarımızı da özenle sürdürüyoruz. Bildiğiniz gibi, AK Parti teşkilatlarında tabii bayrak değişimleri yaşandı ve birçok arkadaşımız yeni sorumluluklar aldı. Türkiye’yi kuşatan bir kabine oluşturduk ve sen-ben yok, Türkiye var diyerek hizmete koyulduk. Parti teşkilatı olarak MYK’mızı yeniledik, Genel Merkezimizde birçok arkadaşımız yeni sorumluluklar aldı ve tam bir insicam, tam bir ahenk içinde hareketimizi sahiplenmeye başladı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne grup başkanlarımızı ve grup yönetimimizi belirledik ve büyük reformlar için aşkla heyecanla tek başına işbaşına yaptık.

Dikkat ediniz, diğer partilerde seçim mağlubiyetinin arkasında kurultay, kongre telaşları, iç tartışmalar başlarken, biz partimizi tazeleyerek, yenileyerek yolumuza devam etme konusunda hiçbir tereddüt göstermedik.

Cumartesi günü AK Parti Kadın Kolları 4. Olağan Genel Kurulumuzu gerçekleştirdik. AK Parti Kadın Kolları Kongresi değil ülkemizde, dünyada hiçbir siyasi partinin yapamayacağı bir kongre oldu. Bir kez daha bütün AK Parti mensuplarıyla, özellikle de kadınlarımızla miting meydanlarını yağmur altında, bazen güneş altında dolduran o yüreği ak, alnı ak kadınlarımızla gurur duyuyorum. Sizler adına bütün kadın teşkilatımıza, her birimize kadınımıza, kardeşimize, bacımıza, Bacıyan-ı Rum’un bugünkü temsilcilerine selamlarımı sunuyorum.

AK Parti Kadın Kolları ülkesini aşkla, imanla sahiplenen bu muhteşem hareketimizin en önemli unsurudur. Bütün AK Parti kadınlarımızı ve Kadın Kolları Genel Başkanımız seçilen Lütfiye Selva Çam Hanımefendinin şahsında bütün AK Parti kadın kollarını, bütün üyelerimizi hürmetle selamlıyorum.

Bazıları şöyle zannediyordu: 2 yılda 4 seçimle herhalde AK Parti kadroları biraz yorgun düşmüştür, biraz istirahate ihtiyaç hisseder. Ben Kadın Kolları Kongremizde gördüm ki, AK Parti kadroları her şeyi bilir de yorulmayı bilmezler. Her şartta meydanları, gönülleri, yürekleri doldurarak AK Parti kadınları her türlü yeni meydan okumaya da hazırdır.

Ben bir kez daha kongremizin hayırlı olmasını diliyorum.

Önümüzdeki günlerde inşallah Gençlik Kolları Genel Kurulunu da yapacağız. Orada da gençliğimizle beraber ülkemize duyduğumuz aşkımızı, muhabbetimizi, heyecanımızı bir kez daha tazeleyeceğiz.

Türkiye’nin bütün gençlerine buradan muhabbet ve sevgimizi arz ediyorum. Gençlerimizin de 1 Kasım seçimlerinde ne kadar büyük gayretle çalıştıklarını görmüş olmak dolayısıyla da hepsine teşekkürlerimi sunuyorum. Siyasetimizin tamamı gençler içindir. Gençlerimiz hem bugünümüz, hem yarınlarımızdır.

Sevgili kardeşlerim, Hükümet olarak bizi yoğun bir takvim bekliyor. Türkiye’nin önünü açacak önemli reformlara imza atmak üzere hazırlıklarımızı yaptık, dün Bakanlar Kurulumuzda da bütün hazırlıkları bir kez daha gözden geçirdik. Seçim beyannamemizde ve Hükümet Programımızda yer alan bütün reformları, bütün vaatleri tek tek hayata geçireceğiz. İnşallah bu Meclis, reformlarla, atılımlarla, tarihe geçen, gelecekte hayırla anılan bir Meclis olacak. Bu Meclis grubumuz da büyük reformlara imza atan bir grup olacak. Her milletvekili arkadaşımdan beklentim, Türkiye’nin meselelerine vukufiyetle sahip çıkmasıdır. Kimse ben seçildim ve bu mesele kapandı gibi bir rehavete kapılmamalıdır. Kimse vatandaşın emanetini omuzunda taşıdığını bir an bile unutmasın. Kimse Türkiye’de herkesin hukukunu korumaktan sorumlu olduğunu aklından çıkarmasın. Çok kapsamlı, çok yönlü reform paketlerimiz var, bunları adım adım takvimlendirdik, inşallah Perşembe günü milletimizle bu eylem planımızı paylaşacağız.

Aziz arkadaşlarım, 1 Kasım seçim sonuçlarının bütün siyasi partilere verdiği en önemli mesajlardan biri, artık yapıcı siyasetin gerekli olduğudur. Demokrasi içinde millete karşı yükümlülükleri olan sadece iktidar partisi değildir, muhalefete düşen çok önemli görevler de vardır.

Elbette Hükümetimizin icraatlarında kendi bakış açılarına göre yanlış ya da eksik gördükleri hususları eleştirecekler. Güvenoyu oylamasından sonra teşekkür konuşmamda da ifade ettiğim gibi, biz eleştiriden korkmayız, yapıcı eleştiriden istifade ederiz, sert bile olsa eleştirilere tahammül olgunluğu gösteririz. Ama muhalefet partilerinden tek ricamız, empati yapmalarıdır. Acaba kendileri iktidarda olsalardı nasıl karar alırlardı diye her eleştiriyi de düşünmeleridir. Biraz sonra bir hususta bu konudaki yaşadığımız sükutu hayali de sizlerle paylaşmak istiyorum.

Maalesef geçen bu 14 yıl boyunca o yapıcı eleştirileri, hakkaniyetli yaklaşımları göremedik. Muhalefet partileri bu zaman boyunca daha ziyade AK Parti iktidarlarına engel olmak için enerjilerini sarf ettiler, ne yazık ki, akla, hakkaniyete, objektif olmaya yönelmediler.

Biraz önce Sayın Bahçeli’yi dinledim, Sayın Bahçeli parti içi muhalefeti meşgul etmek, taleplerini kulak ardı etmek için yine oldukça nezaketsiz, hakaretamiz, müfteri bir dil kullanmaktaydı. Başarısızlığın hesabını vermek, parti içinde demokrasi işletmek yerine, kendisine muhalefet edenleri başka yapıların sözcüsü olarak damgalayarak koltuğuna tutunmaktadır. Parti içinde demokrasiyi işletmeyen, adeta parti içinde diktatörlüğünü ilan eden Sayın Bahçeli, nezaketsiz bir şekilde bizi, Sayın Cumhurbaşkanımızı hedef almaktadır.

Sayın Bahçeli, bu millet sizi de, bizi de, Sayın Cumhurbaşkanımızı da bilir. Kendi koltuğunuzu kaybetmemek üzere sarıldığınız… ("AK Gençlik burada Hocasının yanında" sesleri) 4 seçimde sonra böyle yerinde duramayan bir gençliğe sahip olmak ne büyük nimettir, ne büyük kıymettir. Kendi koltuğunuzu kaybetmemek üzere sarıldığınız bu hakaretamiz dilin hesabını da sizden milletimiz sorar.

(Şiir okundu…) Evet gençler, Allah, tarih ve millet bizden yanadır.

Değerli arkadaşlarım, demokrasilerde her muhalefet partisinin mevcut hükümeti eleştirirken yapıcı olmak, doğruya ulaşmak için gayret göstermek yükümlülüğü vardır. Ülke meseleleriyle ilgili fikir üretmek, proje geliştirmek ve bunları kamuoyuyla paylaşmak mecburiyeti vardır. Bunlar bu partilerin oy istedikleri insanlara, yani doğrudan millete olan sorumluluğudur. Bugüne kadar, bir daha üzülerek ifade ediyorum ki, biz siyasi rakiplerimizden bu demokratik olgunluğu da, bu siyasi katkıları da göremedik.

Siyasetçinin ülkesi için taşıması gereken bir sorumluluk var, ülkesinin hayrına olana destek olmak, katkı vermek, aleyhine karşı durmak siyasetçinin sorumluluğudur.

Bakın, geçen hafta çok önemli iki temas gerçekleştirdik. Daha geçen hafta muhalefet partilerine Mecliste görüşmeler sürerken Meclis Başbakanımız Sayın İsmail Kahraman’ın davetiyle Sayın Kılıçdaroğlu ve Sayın Bahçeli’yle biraraya geldik. Kendilerinden hepimizin üzerinde mutabık kalacağı bir ricada bulundum, dedim ki, Türkiye bir ateş çemberinin ortasında, çok ciddi kararlar almamız gereken bir dönemden geçiyoruz, dünya ekonomisi malum, böyle bir döneme gelin geçici bütçeyle girmeyelim dedim, gelin beraber sizlerin de desteğiyle kalıcı bütçemizi bu ay içinde çıkaralım.

Her ikisiyle de ayrı ayrı görüştüm, şunu da ifade ettim: Neyi eleştirmek istiyorsanız size hiçbir zaman sınırı olmayacak, istediğiniz kadar eleştirebileceksiniz. Bu dar zamana sıkışmak dolayısıyla sizin eleştiri hakkınızı ihlal etmeyeceğiz, ama gelin birlikte bu bütçeyi çıkaralım.

İlk görüşmeler olumluydu, ama daha sonra maalesef Sayın Kılıçdaroğlu arkadaşları üzerinden bazı şartlar gündeme getirdi. Biraz önce eleştirdiğim Sayın Bahçeli, o sözü dolayısıyla eleştiriyorum, ama kalıcı bütçe konusunda takındığı tavır dolayısıyla da kendisine teşekkür ediyorum, çünkü açık bir şekilde böylesine kritik bir dönemde kalıcı bütçe için biz her türlü desteği veririz dedi. Bu dahi, biraz önce eleştirirken şimdi teşekkür etmem dahi bizim adalet ölçümüzün bir gereğidir. Biz doğru bir adımı takdir ederiz, ama bize haksızlık yapanlara da sessiz kalmayız.

Maalesef bu Cumhuriyet Halk Partisi’nin muhalefeti sebebiyle, konuyla doğrudan ilgili olmayan bazı şartlar getirmesi sebebiyle, ama en önemlisi de kalıcı bütçe gibi bir Meclisin en önemli görevi, siyasetçilerin en asli görevi olan bir hususta bu hususu pazarlık konusu yapmasıdır. Ben ümit ederdim ki, böyle bir konuda güzel bir başlangıç yapalım, hep beraber 2016 bütçesini konuşarak, eleştirerek, tartışarak, ama Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin asli fonksiyonu olarak vaktinde çıkartalım, ama mümkün olmadı. Şimdi bu hafta işte geçici bütçe tasarısını gönderdik Meclise, önce geçici bütçeyi, daha sonra inşallah Ocak ayı içinde de kalıcı bütçeyi yapacağız. Ama bu Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yakışmadı, bu halka söz veren, bu dar vakitte halkı ve milleti bütçesiz bırakan Ana Muhalefet Partisine yakışmadı.

Bir kez daha bu vesileyle, bundan sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bir uzlaşı, bir karşılıklı anlayış, ama her şeyden önce de parti çıkarından önce millet çıkarının düşünüldüğü bir platform olması temennisini bir kez daha dile getiriyorum.

Şimdi Sayın Kılıçdaroğlu’na o gün güven oylamasında rica ettiğim hususu bir kez daha hatırlatmak istiyorum, empati yapsın. Sayın Kılıçdaroğlu, eğer siz bugün bu makamda olsaydınız kalıcı bütçe yerine geçici bütçeyi tercih eder miydiniz? Ve biz eğer engellemiş olsaydık kalıcı bütçeyi, siz ne derdiniz? Ama biz bütün bunlara rağmen muhalefet partilerine dönük olarak yapıcı dilimizi kullanmaya devam edeceğiz.

Bize hakaret etmedikçe, bize haksız eleştiri getirmedikçe siyasi olgunluğu terk etmeyeceğiz. Bizde muhalefet partilerinin ittifakla kullandığı standart bir siyaset var, hükümet ne derse, ne yaparsa ona karşı çıkmak; bu yanlış zihniyetlerin artık aşılması lazım. Ben hiçbir siyasi partinin hükümetin reform adımlarına katkı verdiği için oy kaybedeceğine inanmıyorum, aksine kazanacaktır. AK Parti’nin 14 yıllık iktidar dönemi, milletimizden sorumluluk alan, yapıcı olan, ülkesi için planı, projesi olan siyasetin başarılarına örnektir. İstiyoruz ki, bu yeni dönemde her parti ülkenin gelişmesi, kalkınması, büyümesi ve özgürleşmesi için elini taşın altına koysun. Bunu bizim için değil, görevi olduğu üzere ülkesi ve milleti için yapsın.

Ben buradan muhalefet partilerine reform paketleri öncesi, yasama faaliyetleri öncesi bir kere daha çağrıda bulunuyorum; gelin ülkenin ihtiyacı olan reformlara katkı verin, Türkiye’nin geleceğini birlikte inşa edelim. Gelin demokratik kazanımlarımızı daha da ileri hedeflere taşıyalım. Siyaseti her türlü vesayetten ilanihaye koruyacak adımları birlikte atalım ve demokrasimizi kurumsallaştıralım.

Birçok reform hazırlığımız var, gelin bu çalışmalara katılın, katkı verin, eksik ya da yanlış gördüklerinizi doğrusuyla bizimle paylaşın, biz buna sonuna kadar açığız. Her attığımız adımı siyasi partilerle uzlaşma içinde atmak istiyoruz. İlgili bütün kesimlerle, sivil toplum kuruluşlarıyla da istişare içinde olacağız. Her aşamayı kamuoyumuzla paylaşarak çalışmalarımızı şeffaf biçimde yürütme kararlılığındayız. Hiçbir önyargı içinde değiliz, her türlü fikre, katkıya, talebe açığız. Yeter ki siyaseti yalana, iftiraya, yıpratma kampanyalarına mahkum etmeyelim ve hep beraber ülke hayrına pozitif bir çizgiye taşıyalım. Bu çağırımız samimi bir çağrıdır, gereğini de yapacağız. Önümüzdeki dönemde bu sözlerimizi müşahhas hale getirecek adımlarımızı atacağımızı herkes görecek.

Değerli arkadaşlarım, bildiğiniz gibi mükerrer uyarılarımıza rağmen Suriye sınırımız ihlal eden uçağın düşürülmesi üzerine Rusya’yla iki haftaya yakın bir zamandır gerilim yaşıyoruz. Aslında olay son derece açıktır, Türkiye’nin sınırlarını, hava sahasını, deniz sınırlarını korumak, bu ülkenin yönetimi olarak bizim için hem bir hak, hem de vazgeçilmez onurlu bir görevdir.

Biz Suriye topraklarına herhangi bir müdahalede bulunmadık, doğrudan Türkiye hava sahasını ihlal eden ve o an için milliyeti bilinmeyen bir uçağı defaatle yapılan uyarılara rağmen cevap vermemesi üzerine bizim sınırlarımız içinde müdahale ettik. Biz herhangi bir ülkeyi hedef alan bir adım atmadık, saldırgan bir tutum da göstermedik. Biz savunma görevimizi yaptık ve uluslararası hukuka göre bu bizim en tabii hakkımızdır. Yaşananlara ilişkin belgelerimizi ortaya koyduk ve uluslararası zeminde haklılığımız Rusya dışında hemen hemen her yerde büyük bir kabul gördü. Olayla muğlak, tartışmaya açık bir taraf yoktur.

Üzülerek ifade edeyim ki, geçen zaman zarfında Rus Yönetimi bu net tabloya rağmen beklediğimiz olgun yaklaşımı göstermedi, günlerdir Rusya tarafından ağır ithamlarla, uluslararası kamuoyu tarafından da yadırganan afaki suçlamalara, iftiralara maruz kalıyoruz. Biz her şeye rağmen sağduyulu hareket ettik, Rusya’yla yıllara dayanan dostane ilişkilerimizin hatırına ve hukukuna hep riayet ettik.

Bir kez daha altını çizerek söylüyorum; olay Türkiye-Rusya sınırında yaşanmadı, olay Rusya-Suriye sınırında da yaşanmadı, çünkü böyle bir sınır yok, olay Türkiye-Suriye sınırında yaşandı ve doğrudan Türkiye’yi ilgilendiren, Türkiye’nin stratejik çıkarlarını ilgilendiren bir çerçevede yaşandı. Türkiye 5 yıldır Suriye sınırında pek çok sıkıntılar yaşıyor, yoğun bir mülteci akınıyla başa çıkma mücadelesi veriyor.

Geçen TÜRK-İŞ Genel Kurulunda ifade ettim, Putin’i de buradan empatiye davet ediyorum. Bu olay Rusya’nın doğrudan sınırı olmayan bir yerde, Suriye-Türkiye sınırında, Türkiye’nin yakın akraba ve dostları olan Türkmenlere, Araplara, Kürtlere dönük olarak yürütülen bir hava bombardımanı esnasında sınırımız ihlal edilerek yaşandı. Şöyle bir şeyi düşünsün Rus liderler, eğer biz Ukrayna Devleti’nin çağrısın uyarak, aynen Rusya’nın iddia ettiği gibi Suriye Devleti’nin çağrısına uyması gibi, gidip Doğu Ukrayna’da Rusya’yla akrabalık bağları olan bizim Bayırbucak Türkmenleriyle olduğu gibi, akrabalık bağları olan yerleri Rusya hava sahasını da ihlal ederek bombalasaydık, acaba Putin ne düşünürdü, ne yapardı?

Rusya’nın anlaması gereken husus şudur: Burası Türkiye-Suriye sınırıdır, sınır ötesindekiler de bizim kardeşlerimizdir ve onların hukukunu korumak da bizim görevimizdir, sınırımızı korumak da bizim görevimizdir.

Bizim aldığımız her tedbir ülkemizi korumak içindir, Suriye’deki sivillere yardımcı olmak içindir. Rus uçaklarının bombaladığı bölgelerden kaçan siviller Rusya topraklarına gitmiyor, Türkiye’ye geliyor. Bizim bütün bu sorunlara çare üretmemiz, tedbir almamız, gerektiğinde sınırlarımızı korumamız üzerimizde bir görevdir. Bu insanların yardımını koşmayı insani bir görev olarak addediyoruz. Türkmen Dağı’nda, şu anda dahi çatışmaların devam ettiği Türkmen Dağı’nda hiçbir terörist unsur, hiçbir DEAŞ mensubu olmadığı halde hala siviller orada bombalanıyorlar. Gözümüzün önünde Türkmen kardeşlerimizin katledilmesine sessiz kalmayız, bu da herkesçe bilinmelidir. Nasıl DEAŞ’ın Kobani’ye saldırdığı dönemde sessiz kalmadık, Türkmen Dağları’na yönelik saldırılarda da kesinlikle sessiz kalmayız.

Bu hassas durumda ülkelerin birbirini anlamak ve birbirinin hukukuna saygı göstermek noktasında daha dikkatli olmaları gerekir. Rusya’yla görüşmeye, her türlü fikir alış verişinde bulunmaya hazırız, ancak bize bir şey dikte ettirilmesine de asla izin vermeyiz.

Ülkemizin sınır güvenliği konusunda angajman kuralları bellidir, bunları defaatle deklare ettik. Dün gerçekleştirdiğimiz Güvenlik Zirvesinde de Türkiye- Suriye ve Türkiye-Irak sınırlarıyla ilgili bütün konuları kapsamlı bir şekilde ele aldık. Kimse bizden, bizim sınırlarımızı koruma irademizden taviz vermemizi beklemesin. Bu konuda bundan sonra da aynı hassasiyet içinde olmaya devam edeceğiz.

Rusya birtakım ekonomik ticari yaptırımlar uyguluyor. Açık söylüyorum, biz bunları yadırgıyoruz ve çelişki buluyoruz. Kendisine uygulanan ambargolara karşı çıkan Rusya’nın bugün kendisinin ambargo uygulaması çok açık bir çelişkidir. Türkiye bu tür şeylerle zora düşürülebilecek bir ülke değil, biz de kendi tedbirlerimizi alıyoruz, almaya devam edeceğiz. Alternatif planlarımızı yapıyoruz, her şeyin bir çaresi var, çözümü var, gerekli görürsek biz de kendi yaptırımlarımızı devreye sokacağız, her türlü duruma hazırlıyız.

Ayrıca, Rusya’yla münasebetlerimiz AK Parti iktidarları döneminde çok rasyonel bir temel üzerinde gelişmiştir. Rusya’yla Türkiye arasındaki 2002 yılındaki ticaret hacmimiz 5 milyar dolar iken, 2014 yılında ticaret hacmimiz 31 milyar dolara yükselmiştir; sadece bu oran dahi Rusya’yla ilişkilerimizin rasyonel zeminini göstermeye yeter. İki ülke arasında karşılıklı menfaate dayalı tamamlayıcı nitelikte önemli ticari ilişkiler var. İki ülke arasındaki mevcut gerilimden olumsuz etkilenen sektörlerimiz olursa, onları desteklemek adına da tedbirler alıyoruz.

Başbakan Yardımcımız Mehmet Şimşek’in Başkanlığında bütün bakanlıklarımızın katıldığı bir koordinasyon çalışması yapıldı, dün de bakanlarımız bu konudaki düşüncelerini, alınabilecek tedbirleri Bakanlar Kuruluna sundular, biz de Bakanlar Kurulunda bunları detaylı olarak değerlendirdik.

Her şeyden önce, gerekli her türlü telafi edici tedbirlerimiz hazırdır. Bu tedbirleri uygulamaya gerek kalmadan bu gerilimin aşılacağına inanıyoruz. Ancak, milletimiz ve Rusya ile ekonomik ticari ilişki içinde olan sektör temsilcilerimiz müsterih olsun, telafi edici tedbirlerimiz olası endişeleri bertaraf edecek niteliktedir. Herhangi bir şekilde doğabilecek enerji ihtiyacının karşılanması için alternatifler konusunda şimdiden tedbirlerimizi alıyoruz.

Yaş sebze-meyve ihracatçılarımızın Rusya Federasyonu’nun haksız uygulamaları nedeniyle maruz kaldıkları zararı telafi etmek üzere çalışmalarımızı yaptık, bununla ilgili gerekli düzenlemeler ve talimatlar verildi, domates de dahil bütün yaş sebze ve meyve.

Bilsinler ki, biz zor günlerde hiçbir ihracatçımızı, hiçbir insanımızı aç ve açıkta bırakmayız, dertleri neyse çözülecek, ama kesinlikle bu gerilim dolayısıyla kimse mağdur olmayacak.

Uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüklerimizi dikkate alarak hem bu zararları telafi ediyor, hem de ihracatçılarımızın alternatif pazarlara girişini ve bu pazarlarda rekabet avantajı elde etmelerini kolaylaştıracak tedbirler alıyoruz.

Turizm sektörünün bu süreçte zarar görmemesi için de her türlü tedbiri alıyoruz. Kültür ve Turizm Bakanımız sektör temsilcileriyle çok kapsamlı görüşmeler yaptı. Başta Türkiye’ye turist getiren tur operatörlerine uçuş başı yakıt desteği uygulamasının Avrupa ülkelerini de kapsayacak şekilde genişletilmesi olmak üzere, turizm sektörüne gerekli her türlü desteği vereceğiz. Pazarın çeşitlendirilmesi, etkili bir destinasyon yönetiminin yapılması ve yeni bir tanıtım anlayışıyla turizm sektörünün de yanında olmaya devam edeceğiz.

Biz karşılaştığımız olumsuz tavra rağmen, bunca yıldır dostane ilişkiler içinde olan bir ülkeye karşı caydırıcı tedbirler almak konusunda istekli değiliz. Türkiye ambargo politikalarına inanan bir ülke değil, Ukrayna konusunda da Rusya’ya ambargo uygulanırken biz buna katılmadık. İran’a uygulanan ambargolarda da geçmişte aynı ilkesel duruş içerisindeydik.

Bugün İran’dan gelen seslere dönük olarak Ankara’dan Tahran’a şu mesajı vermek istiyorum: Bütün dünya İran’ın karşısındayken biz bütün riskleri alarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Brezilya’yla birlikte İran’a dönük ambargolar için el kaldırma onurunu yaşadık ve hiçbir zaman komşu bir ülkeyi yalnız bırakmadık. Ama maalesef çok acı bir şekilde söylüyorum, bugün İran’dan yükselen sesler, Türkiye’ye dönük yapılan hakaretler, saldırılar karşısında da İran’ı sağduyuya davet ediyoruz. Biz onları en zor günlerinde yalnız bırakmadık, onlar ise bizim en haklı olduğumuz konularda Türkiye’ye yönelik bu tavırlarını sürdürürlerse geleneksel Türk-İran dostluğuna büyük zarar verirler.

Ama eminim Rus halkı da, İran halkı da şunu çok açık bir şekilde biliyor: Ukrayna sebebiyle Rusya’ya ambargo uygulandığında Rus halkının gıda ve diğer ihtiyaçlarında herhangi bir eksiklik hissetmemesi için biz ambargolara uymadık.

İran halkı şunu çok iyi bilir, onurlu İran halkı: Bugün Türkiye’ye karşı tavır alan bazı yöneticilerin söyledikleri ne olursa olsun, eminim İran halkının gönlünde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde dünyaya meydan okuyarak onlar için kalkan ret oyu vardır. Eminim bir gün İran halkı seslerini yükseltecek ve bütün dünya bizi terk ederken bizi terk etmeyen Türk kardeşlerimize ve Türkiye Cumhuriyeti’ne haksızlık yapmayın diyerek kendi liderlerine seslenecekler.

Ben Rus ve İran halklarının bugün yönetimlerinin takip ettiği bu Türkiye’ye dönük son derece saldırgan söylem ve dili benimsediklerine derinden inanıyorum.

Önümüzdeki günlerde Rusya’nın tavrı her ne olursa olsun biz buna hazırlıklı halde olacağız. Hiç istemediğimiz halde gerekirse kendi caydırıcı tedbirlerimizi de tereddüt etmeden devreye sokabiliriz. Bunları tespit ettik, dün Bakanlar Kurulumuzda alabileceğimiz telafi edici tedbirleri tespit ettik, bir kısmını açıkladım. Caydırıcı tedbirleri de tespit ettik, ama bunlara ihtiyaç olmasın temennisini bir kez daha buradan vurgulamak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım; kamuoyu gündemini meşgul eden bir başka konuda da sizlerle görüşmelerimizi paylaşmak istiyorum.

Malumunuz üzere Musul’un Başika bölgesinde yerel unsurların Musul ve civarında DEAŞ’a karşı savaşan-direnen Arap, Kürt, Türkmen unsurlarının eğitimi için kurulan eğitim kampındaki asker sayımızı artırdık. Bu konuyla ilgili olarak medyadaki birtakım maksadı aşan yorumları buradan cevaplayarak meseleyi vuzuha kavuşturmak istiyorum.

Hep söylediğimiz gibi, Türkiye’nin mücadelesi terörle ve DEAŞ, PKK gibi terör örgütleriyledir. Bizim hiç kimsenin toprağında gözümüz yoktur. Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğü bizim için son derece önemlidir. Biz bu ülkelerde barış hakim olsun, bu ülkelerde yaşayan insanlar huzura ve istikrara kavuşsun istiyoruz. Bunun için bu ülkeler öncelikle bu terör örgütlerinden kurtulmalıdır.

Sözü edilen Başika Kampı Musul’un yaklaşık 30 kilometre kuzeydoğusunda bulunmaktadır. Peşmerge, Arap ve Türkmen yerel unsurların terörle mücadelesine eğitim desteği vermek amacıyla kurulmuş bir kamptır. Bu kamp yeni olmadığı gibi Irak’taki eğitim amaçlı askeri varlığımız da bu kampla başlamış değildir. Irak’ta 1,5 yılı aşkın bir zamandır, bu kampta da 1 yıla yakın bir zamandır eğitim verilmektedir. Bugüne kadar sadece bu kampta 2 binden fazla kişiye eğitim verilmiş durumda. Sayın Barzani’nin de ifade ettiği gibi Sincar’ın kurtarılması operasyonunda en önemli desteklerden biri bu kamplarda eğitilen Peşmergelerden gelmiştir. Bizim askerimizin bizzat eğittiği Kuzey Iraklı Kürtlerden, Türkmenlerden, Araplardan gelmiştir. Bu eğitim faaliyeti Musul Valiliğinin talebi ve Irak Savunma Bakanlığı’nın bilgisi dahilinde başlatıldı. Irak Ulusal Ordusu’nun ve Irak Polis Teşkilatı’nın talebi doğrultusunda her türlü yardımı ve desteği vermeye her zaman hazır olduğumuzu ifade ettik ve hazırız. Büyük acılar çeken Irak halkının huzura kavuşması için gereken adımları atmaktan çekinmeyiz. Söz konusu asker artırımı, rutin bir rotasyon ve güvenlik risklerine karşı alınmış bir tedbirdir. Orada eğitim veren askerlerimizin çok sınır boyu olduğu için muhtemel bir DEAŞ saldırısına karşı korunması amacıyla bu takviye yapılmıştır. Bunu farklı yorumlayanlar maksatlı bir provokasyon içindedir. Irak Yönetimiyle görüşmeler yapılmış, Savunma Bakanlarımız, bu gece de Dışişleri Bakanlarımız telefonla konuyu müzakere etmiştir. Ben de Irak Başbakanı Abadi’ye bir mektup yollamış bulunmaktayım. Irak Savunma Bakanı inşallah yakın zamanda karşılıklı ziyaretler yapacaklar savunma bakanlarımız. İnşallah ben de Yüksek Düzeyli İstişare Konsey Toplantısı için bakan arkadaşlarımızla birlikte en kısa sürede Bağdat’a bir ziyarette bulunmayı arzu ediyorum. Irak Cumhuriyeti ile her alanda işbirliğini güçlendirmek için çalışmaya devam edeceğiz.

Buradan da dost ve kardeş Irak halkına sesleniyorum; sizin teröre karşı verdiğiniz mücadelede her zaman yanınızda olacağız. Hangi mezhepten, hangi ırktan olursa olsun bütün Iraklılar bizim kardeşimizdir ve ebediyen kardeşimiz kalacaktır. Kendileri Irak’ta askeri mevcudiyet bulunduranların, Türkiye’de Irak’ta kardeşlerimize ve Musul’daki kardeşlerimize verdiği desteği istismar etmelerini de buradan kınıyorum. Türkiye bulunduğu her yere sadece barış, huzur ve istikrar getirmek için çaba sarf etmektedir.

Değerli arkadaşlarım, biz ülke olarak terörün yol açtığı tahribatı çok iyi biliyoruz. Dolayısıyla terörle mücadelenin önemine de inanıyoruz. Bölgedeki meselelere de bu perspektiften böyle bir hassasiyetle, böyle bir bilinçle bakıyoruz. Terörle mücadelede kararlılığın ve tutarlı bir duruşun ne kadar önemli olduğunu gayet iyi biliyoruz. 7 Haziran’dan bu yana yürüttüğümüz mücadele bunun açık bir ispatıdır. Bugün de bu mücadelemiz aynı kararlılıkla yoğun bir biçimde devam ediyor. Eski Türkiye’nin vesayet odakları terörü ülkeyi kargaşaya sürüklemek için en elverişli araç olarak görüyordu. Bugün de bu odaklar terörden, kandan, nefretten, kargaşadan kendilerine menfaat çıkarmaya çalışıyorlar, bunlara izin vermedik vermeyeceğiz.

Son zamanlarda terör örgütü Güneydoğu’daki çeşitli şehirlerimizde hendekler, barikatlar kurarak hayatın normal şekilde sürmesine engel olmak istiyor. Bu sayede o şehirlerde bir yönetim ve güvenlik zafiyeti varmış havası vermeye çalışıyorlar. Buradan bir kez daha Sayın Kılıçdaroğlu’na sesleniyorum; herhalde bir daha bu hendek kazan, barikat kuran teröristlere arkadaşlarım diye hitap etmez. Türkiye’nin doğusunda-batısında, kuzeyinde-güneyindeki bütün Cumhuriyet Halk Parti’ye oy vermiş vatandaşlarımıza, seçmenlerime de bu dilin ne kadar yanlış olduğunu Kılıçdaroğlu’na hatırlatmaları ricasında bulunuyorum. Bu barikatlar, bu hendekler barışçıl bir gösterici için ya da bir şenlik, bir şölen için açılmadı. O barikatlar, o hendekler Diyarbakırlı kardeşlerimin, Doğu ve Güneydoğu’daki aziz vatandaşlarımızın hayatlarını karartmak için açıldı. Onlar orada vazife yürüten askerlerimizi, polislerimizi şehit etmek için açıldı.

Şehirlerimizin tarihi dokusuna, dini mirasına zarar vermekten de bu teröristler hiç sakınmıyorlar. Daha önce Dört Ayaklı Minareyi tahrip etmişlerdi, şimdi de Paşa Hamamını tahrip ettiler. Kurşunlu Camiini, Fatih Paşa Camiini ateşe verdiler.

Burada kısa bir süre durmanızı ve düşünmenizi rica ediyorum. Ben Diyarbakır aşığıyım, bunu Diyarbakırlılar bilir. Diyarbakır’a her gittiğimde Diyarbakır için mürşit şehir derim ve Diyarbakır’ın her bir minaresinin, her bir surunun bizim tarihimizin özeti olduğunu söylerim. Bir kez daha söylüyorum; Diyarbakır bizi irşat eden yüce bir şehirdir. Bir kez daha söylüyorum; Mescid-i Aksa, Mescid-i Nebevi ve Kabe’den sonra beni en fazla duygulandıran mekan son Bayram namazını kıldığım Diyarbakır Ulu Camiidir. Ve biz kez daha söylüyorum; Diyarbakır Ulu Camii ile Bursa Ulu Camii ezeli ve ebedi kardeştir.

Şimdi Fatih Paşa Camii’yle ilgili bir tarihi sizlerle paylaşmak istiyorum. Neden adı Fatih Paşa’dır bilir misiniz? Ki bu saldıran teröristlerin hedefinin aslında sembolik bir karşılığı burada var. Çünkü, 1516’da Diyarbakır bölgesi Osmanlı Devleti’ne katıldığında Yavuz Sultan Selim Bıyıklı Mehmet Paşa’yı Diyarbakır’a gönderir ve o büyük Kürt öncü, kardeşliğimizin harcını karan büyük insan İdris-i Bitlisi’yle birlikte Bıyıklı Mehmet Paşa Diyarbakır’ı, Mardin’i, Nusaybin’i, Musul’a kadar olan bölgeyi fetheder. Bir tarafta Bıyıklı Mehmet Paşa, diğer tarafta İdris-i Bitlisi, Türk-Kürt kardeşliğinin iki sembol ismi bütün o bölgeyi fetheder ve o bölge aziz vatan toprakları olarak bize katılır. Ve bilinsin ki, kıyamete kadar da bu ülkenin parçası olmaya devam edecektir.

Bunun üzerine Bıyıklı Mehmet Paşa; yöre insanı Fatih Paşa derler, Fatih Paşa adı oradan gelir, bütün o bölgeyi fetheden Paşadır. Ve İdris-i Bitlisi’nin hem dava arkadaşıdır, hem kardeşidir, hem o gün Türk-Kürt kardeşliğini ebediyete kadar intikal edecek birlikteliği omuz omuza sağlayan kişidir. İşte onun Diyarbakır’da ilk Osmanlı camisi olarak inşa ettiği camidir Kurşunlu Camii diye bilinen üstünde kurşun olduğu için, ama esas adı Fatih Paşa Cami olan o cami o camidir. Ve bu alçak teröristler bu camiyi ateşe verdiler, o camiye saldırıda bulundular.

Şimdi Diyarbakır’daki bütün vatandaşlarıma, kardeşlerime sesleniyorum; o ateş sadece Fatih Paşa Camii’ne atılmadı, o ateş Türk-Kürt kardeşliğini kuran bu iki yüce insanın manevi şahsiyetlerine de atıldı. Bunlar ne yaparlarsa yapsınlar, Fatih Paşa’yla İdris-i Bitlisi arasındaki dostluk ve kardeşlik o kadar sağlam bir temelde yükselecek ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti hem Türklerin, hem Kürtlerin aziz vatanı olmaya kıyamete kadar devam edecektir.

Diyarbakır’a mutlaka hepiniz gitmişsinizdir, ama bundan sonra daha çok gideceğiz. Her gidişimde Diyarbakır’dan ben bir şeyler öğrenirim ve buradan da Diyarbakır’ın surlarına, minarelerine, Hazreti Süleyman’a, Ulu Camii’ye Ankara Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden selamlarımızı, ihtiramlarımızı, hürmetlerimizi iletiyorum peygamberler şehrine.

İnsanlık tarihinin tescilli yapıları bu kültür düşmanı, din düşmanı, tarih düşmanı barbarların elinde bir bir tahrip olma riski altında. Allah aşkına, Kurşunlu Camii’ni, yani Fatih Paşa Camii’ni ateşe veren,  Dört Ayaklı Minareyi tahrip eden PKK’nın, Palmira’yı tahrip eden DEAŞ’tan ne farkı var? Bunların dine, kültüre, tarihe, kardeşliğimize, Diyarbakır’a saygıları yok.

Değerli kardeşlerim, o hendek ve barikatları tek tek bu şehirlerden temizliyoruz, hiç kalmayıncaya kadar da temizlemeye devam edeceğiz. Diyarbakır’da, Sur’da, Silvan’da, Cizre’de, Nusaybin’de insanımıza hayatı zindan etmek isteyenlere asla meydan vermeyeceğiz.

Allah rahmet etsin Diyarbakır Barosu Başkanı Sayın Tahir Elçi bu teröristlerin, bu kargaşa simsarlarının kurbanı oldu. Olayı her yönüyle aydınlatmak için yoğun çalışmalarımız var. Her an yeni delillere ulaşmaya çalışıyoruz. Ancak ölümüne sebebiyet veren ve ortaya çıkaracağımız silah hangisi olursa olsun Tahir Elçi nihayette bir terör kurbanıdır. Teröristlerin güvenlik güçlerimize alçakça saldırıları olmasaydı Tahir Elçi bugün yaşıyor olacaktı. Olayın seyri bütün kamuoyumuz tarafından açık bir şekilde görüldü. Teröristler iki polisimize saldırıp şehit ettikten sonra Tahir Elçi’nin istikametinde kaçarken bir çatışma yaşandı. Bunun arka planının bütünüyle ortaya çıkartılmak için çalışılıyor. Ama bilinsin ki bütün bu saldırıların, bütün bu kayıpların arkasında bu bölücü terör örgütünün terör faaliyetleri var. Bu vesileyle o olayda hayatını kaybeden aziz polislerimize ve diğer bütün şehitlerimize de bir kere daha Allah’tan rahmet diliyorum. Terör asla amacına ulaşamayacak, asla bu milletin birliğini, kardeşliğini yok edemeyecektir; bunu herkes bilsin.

Kim bu topraklarda terör üzerinden kirli hesap yaparsa bizden hak ettiği cevabı alıyor ve alacak. Türkiye’nin önüne çıkarılan her engeli kararlılıkla aşacağız. Ülkemizi mutlu ve özgür insanların yaşadığı aydınlık ve güçlü bir ülke haline getireceğiz. Bir kez daha hatırlatmak istiyorum, önümüzdeki dönem Türkiye’nin geleceği için kalıcı reformlar yapacağımız bir dönem olacak. Bütün milletvekillerimizden, Parti Grubumuzdan bu dönemi kalıcı hizmetler için en yararlı şekilde geçirmelerini diliyorum. Tarihe mühür vuracaksınız, lütfen sen-ben davasına, nefis ve enaniyete, gurur ve kibre hiçbir şekilde tenezzül etmeyiniz. Tarihe yön vereceksiniz, lütfen kişisel hiçbir meselenizi hareketimizin, misyonumuzun, davamızın önüne almayınız. Tarihi yaralarımızı saracaksınız, lütfen bu büyük davaya gölge düşürecek her hareketten, her eylemden hep beraber sakınalım. Unutmayalım ki… (Tezahüratlar) Bütün Türkiye gençliği arkamızda. Unutmayalım ki üzerimizdeki bütün nimetler Allah’ın lütfu, ihsanı ve ikramıdır. Unutmayalım ki her eylemimizden, her fiilimizden şaşmaz bir terazinin önünde hesap vereceğiz.

Son olarak muhalefet partilerine de çağrımı tekrarlamak istiyorum; Türkiye’yi bekleyen reformlara birlikte mühür vuralım, Türkiye’nin hasretle beklediği anayasayı birlikte yapalım. Vesayet rejiminin bütün kalıntılarını sistemimizden birlikte tasfiye edelim. Yapıcı olalım, pozitif olalım ve en önemlisi; milli meselelerde bir ve beraber olalım. Bütün dünya bu birliğimizi görsün.

Ülkeme, milletime ve siz değerli yol arkadaşlarıma inancımı bir kez daha vurgulayarak sözlerime son veriyor, hepinizi saygı ve muhabbetlerimle selamlıyorum. Yeni dönem ülkemiz için, milletimiz için, sizler için hayırlı olsun. Allah yar ve yardımcımız olsun.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.