Yükleniyor...

Basbakan Davutoglu’nun AKSEM’in ilk dersinde yaptigi konusmasinin tam metni

 

Değerli dava arkadaşlarım, AK-SEM’in ilk dersinde bizlerle bir arada olan değerli kardeşlerim, sevgili gençler, değerli hanımefendiler; böylesine mübarek bir günde, böylesine hayırlı bir vesileyle bizleri biraraya getiren Rabbime hamdüsenalar olsun.

Bugün müstesna bir gün, Türk siyasi tarihinde büyük çığırlar açan AK Parti hareketi bugün yeni bir çığırın eşiğinde. AK Parti Sürekli Eğitim Merkezi Türkiye’de hiçbir siyasi partinin düşünemediği, hayata geçiremediği yeni ve büyük bir hamle. Zaten bütün büyük hamleler AK Parti’ye ve AK Parti’nin İstanbul Teşkilatına hakimdir, onun eseridir. İlk kez bir siyasi parti kendi üyelerini eğitmek ve kendi üyeleri dışında bütün halka açık faaliyetlerle siyasi hayatı daha sağlam temellerde inşa etmek üzere yola çıkıyor. 

Değerli İl Başkanımıza ve ekibine teşekkürü bir borç biliyorum. 

Maşallah, gençlik dersin heyecanın bu salona ve bu salon ötesine taşıyor. 

Bugün burada yeni bir siyasi hamlenin eşiğindeyiz. Bizim siyasetimiz temelde bilgiye, irfana, hikmete ve ahlaka dayanır. 

Gençler… İlk dersimizi bir muhabbet şölenine çeviren gençlerimizin gözlerinden öpüyorum, Allah sizden razı olsun.

Peki gençler, derse hazır mıyız, ilk derse hazır mıyız? O zaman başlayalım, şimdi biraz sükunetle dersimize başlayalım.

Bir kez daha bu projeyi düşünen, bu projeyi hayata geçirmek için büyük gayret sarf eden il teşkilatımıza teşekkürü bir borç biliyorum. Bu yeni hamlenin AK Parti Teşkilatımıza, Türkiye’nin 81 vilayetindeki bütün il teşkilatlarımıza ve ümit ederiz ki diğer siyasi partilere de örnek olur diye düşünüyorum.

AK Parti ilklerin hareketidir, AK Parti büyük hamlelerin adıdır ve AK Parti İstanbul İl Teşkilatı da bu hamlelerin odak notası, nirengi noktasıdır. Sayın Cumhurbaşkanımızın Büyükşehir Belediye Başkanlığından bu yana İstanbul hep büyük hamlelerin öncüsü oldu.

Değerli kardeşlerim, aziz dava arkadaşlarım; bugünkü dersimiz temelde AK Parti hareketinin siyasi özü, felsefesi, muhtevası ve uygulama esasları üzerine olacak. 

Her siyasi parti, her siyasi hareket, her sosyal hareket tarihe diğerlerinden farklı olduğu özelliklerle mührünü vurur. Bu çerçevede, biraz önce İl Başkanımızın da söylediği gibi, AK Parti herhangi bir siyasi konjonktürde çıkmış ve belli bir zaman hapsedilebilecek bir hareketin adı değil, tarihten geleceğe yürüyen kutlu bir yürüyüşün adıdır. Şimdi sizlerle bu yürüyüşün ana esaslarını paylaşacağım. 

Mademki AK-SEM AK Parti Sürekli Eğitim Merkezi bir ders başlatıyor, ilk dersi sizlerle AK Parti hareketinin diğer hareketlerden farkını ortaya koyan 10 temel prensibinden bahsederek bu dersin içeriğini doldurmak istiyorum. Bunun ilk 5’i AK Parti siyasetinin özü, felsefesiyle ilgilidir, ikinci 5’i ise AK Parti siyasi hareketinin uygulama alanıyla ilgili.

Birinci ve en önemli ilke; AK Parti insanlık tarihinde insani değerleri ifade eden kadim bir kökten gelmektedir. İnsanlık tarihiyle kendini irtibatlandırmayan, insanlık tarihi içinde kendi mecranı bu tarihin odağına oturtmayan bir hareketin kalıcı olması, sürekli olması mümkün değildir. Birçok siyasi parti geçti Türk siyasi hayatından ve dünya siyasi tarihinden. Eğer bir parti kendini genel insanlık tarihi içinde doğru bir zemine, doğru bir çerçeveye oturtursa kalıcı olur. Geçici siyasi konjonktürlere hitap ederse geçici bir nitelik taşır. Bizim hareketimiz her şeyden önce insanlığı kuşatan kadim bir geleneğin ürünüdür. AK Parti Türkiye Cumhuriyeti gibi belli konjonktürel şartlarda ortaya çıkmış bir siyasi yapı değildir. Türkiye Cumhuriyeti de konjonktüre hapsedilemez, AK Parti di konjonktüre hapsedilemez, köklü bir gelenekten geliyoruz, güzel bir geleceğe yürüyoruz.

Bununla ne anlatıyoruz? Ta Habil ile Kabil’den bu yana insanlık tarihi iki ayrı yaklaşımın eseri oldu? Habil gibi merhameti, vicdanı savunanlar, adaleti, hakkı, hukuku savunanlar, Kabil’in temsil ettiği zulme karşı hep ayrı bir cepheyi teşekkül ettirdiler. O günden bugüne insanlık tarihi hak ve adaletin zulümle mücadelesiyle şekillendi, şekilleniyor.

Biz AK Parti hareketi olarak bu noktada safımız bellidir, biz her zaman hakkın, hukukun, adaletin temsilcisi olan bir geleneğin ürünleriyiz. Bakınız, Hazreti İbrahim Nemrut’a niçin karşı çıkmışsa, Hazreti Musa Kızıldeniz’i açan yolu hangi inançla önünü açmışsa ve Nebiler Nebisi Kutlu Doğum Haftasında doğumunu idrak ettiğimiz Hazreti Peygamber Aleyhissalatu ve Sellem hangi tevhit inancıyla yola çıkmışsa, biz de o yolun yolcusuyuz. Ve hareketimizin esas anlamı, muhtevası, bu hak arayışının insanlığın özgürlük ve güvenlik arayışının ürünü olmasıdır.

Mekke’den Medeni’ye yürüyen o kutlu gençler, o yürek dolusu bütün insanlığı temsil eden ve Medeni’yi kurmak üzere yola çıkan o önümüzdeki aydınlık önderler, aslında bugün de bizim yolumuzu aydınlatıyorlar. Allah hepimizi onların ahlakıyla ahlaklananlardan eylesin. 
Büyük insanlık tarihi içinde İslam medeniyetinin bütün değerlerinin benimsendiği bir hareketin içinden geliyoruz. Aynı şeklide bu coğrafyanın tarihini şekillendiren Horasan’dan yola çıkıp bütün bir İran ve Mezopotamya coğrafyasından Anadolu’da köklü siyasi geleneğimizi kuran ve oradan da Rumeli’ye geçip evladı Fatihanla yeni bir medeniyetin köklü bir temelini atan çizginin ürünüdür bu hareket. Selçuklu, Osmanlı, Türkiye Cumhuriyeti çizgisi birbirinden kopuk değil, birbirini tamamlayan bir siyasi geleneği temsil eder. 

Biz köksüz değiliz, biz nevzuhur değiliz, biz kökü tarihin derinliğinden gelen bir kutlu yürüyüşün bugünkü temsilcileriyiz; birinci ilkemiz budur. Tarih bizim kadim geleneğimizi temsil ettiği gibi, AK Parti de bugün bizim bu kadim gelenek içindeki sesimizdir, yüreğimizdir, vicdanımızdır. Bu tarihi gerçeği, tarihi temeli hiçbir zaman unutmayacağız, her adımımızı atarken mutlaka bu tarihi kökümüzü hatırlayacağız. Öyle köklü bir gelenekten, insanlık tarihinin bütün bir birikiminden geldiğimizi hiçbir zaman unutmayacağız arkadaşlar.

İkinci önemli prensip; AK Parti Türkiye Cumhuriyeti tarihi itibarıyla milli demokrasi hareketidir. Millidir, yerlidir, bu toprakların ürünüdür ve Türkiye Cumhuriyeti’nin gerçek muhtevası itibarıyla İstiklal Savaşı’nı ortaya koyan değerler neyse o değerlerin sözcüsüdür, takipçisidir. 
Birinci Dünya Savaşı o büyük kadim geleneğin son savunma hattıydı. Orada bizim kadim geleneğimizi yıkıp yerine müstevli bir anlayışla sömürgeciliği yerleştirmek isteyenlere karşı harekete geçen bütün bir mazlum milletlerin yekunu, hepsi aslında İstiklal Harbi ile temsil edildi ve Türkiye Cumhuriyeti bu temsilin ürünüdür. Biz Türkiye Cumhuriyeti tarihi içinde cumhuru temsil eden, demokrasiyi temsil eden, milli iradeyi temsil eden çizginin bugünkü temsilcileriyiz, bugünkü sözcüleriyiz. Bu dönem içinde bürokratik elitizm ile cumhur hep karşı karşıya gelmiştir. Tek parti dönemi elitist bürokrasinin bütün o kadim geleneğe savaş açmasının ürünüydü. Ezanı Muhammedi’nin aslından koparılmasından tarihi değerlerimizin tümüne neredeyse savaş açılmasına kadar giden bu elitist bürokrasiye karşı, biz cumhuru temsil eden bir kökten geliyoruz. Gerçek Cumhuriyetçi biziz, gerçek milli biziz, gerçek demokrasinin sözcüleri biziz. 

Bu gelenek içinde o tek parti bürokratik elitizmine karşı, ’Yeter, söz milletindir’ diyen Adnan Menderes çizgisinin de bugünkü temsilcisi biziz. ’Yeter, söz milletindir’ çağırısına karşı bu sefer vesayetçi bir yolla, darbelerle, vesayetçi anlayışlarla bu milli demokratik anlayışa savaş açıldı. Onun karşısında 27 Mayıs ihtilalinden sonra tekrar bürokratik elitizme karşı, vesayetçi anlayışa karşı çıkan ve bir anlamda milli bir çizgiyi Türk siyasetinde en güçlü şekilde temsil eden rahmetli Hocamız Necmettin Erbakan’ın da çizgisi bizde devam ediyor.

27 Mayıs sonrası, 12 Mart sonrası o karanlık günlerde, ’Yeter, söz milletindir’ çizgisini milli bir eksene oturtan bir hareketin öncüsü oldu Erbakan Hocamız. Sonra 12 Eylül zihniyeti, darbesi geldi, tekrar vesayetçi, darbeci bir anlayış milli ve cumhuri ve demokrat çizginin önüne geçmeye çalıştı, ona karşı da bu sefer Özal’ın siyasi çizgisiyle milletin sesi Başkent’te yankılanmaya çalıştı, onu da engellemeye gayret ettiler. 28 Şubat’ın karanlık günleri işte cumhuriyetçi, demokrat, milli çizgiye karşı, elitist, vesayetçi, darbeci bir bir yaklaşımın ürünüydü. Biz işte 28 Şubat’ın bin yıl sürecek iddiasına karşı, biz kadimin temsilcileriyiz ve kıyamete kadar buradayız diyen çizginin adı AK Parti’dir. Hatırlayacaksınız, o günlerde birileri bize başka ülkelerin adreslerini gösteriyorlardı, istiyorlarsa şu ülkelere gitsinler diye. Bilmiyorlardı ki biz buraya geçici bir bağla bağlı değiliz, biz bu ülkenin asli sahipleriyiz ve siyasetimiz her zaman bu ülkenin asli sahiplerinin sesi olarak devam edecektir.  

İşte cumhuri bir çizgiye dayanan, ’Yeter, söz milletindir’ diyen demokrat bir gelenekten beslenen ve her zaman milliliği savunan bir hareket bütün bu birikim üzerinde 2001 yılında 14 Ağustos’ta bu sefer Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan öncülüğünde bütün bu çizgiyi siyaset sahnesine çıkardı. 

Dolayısıyla birinci esas olarak, bizim siyasetimiz kadim bir gelenekten, bütün insanlık geleneğinden besleniyor. 

İkinci tarihi öz olarak bizim siyasetimiz bu toprakların asli unsuru olarak cumhuri, milli ve demokratik bir çizgiden geliyor.

Üçüncü özelliğimiz değerli arkadaşlar, bu özelliği anlamak için Çanakkale Savaşı’nı, Kut’ül Ammara’yı ve Sarıkamış’ı ve dahi İstiklal Harbi’ni anlamak lazım. Hatırlayacaksınız, hepimiz bileceğiz ve hiçbir zaman unutmayacağız, üçüncü özelliğimiz,  sadece Türkiye’nin bir siyasi hareketi değil, bütün mazlum milletlerinin siyasi hareketi olma niteliği taşımamızdır. 

Nasıl Birinci Dünya Savaşı’nda, Çanakkale Harbi’nde o zamanki bütün iklimlerden, bölgelerden gelenler Dersaadet’i savunmak için şehit düşmüşlerse, nasıl Kut’ül Ammara’da, Arap, Türk, Kürt, Sünni, Şii sömürgelere karşı omuz omuza savaşmışsa, nasıl istiklal orduları İzmir’e doğru yürürken arkalarında Hint Müslümanlarının, arkalarında Kırım Müslümanlarının, Afganistan Müslümanlarının, Afrika’daki Müslümanların, bütün mazlum milletlerin duasını hissetmişse, nasıl o mazlum milletler yönlerini dönüp İstiklal Harbi için ellerindeki son bileziği bu topraklara göndermişse, işte biz de diyoruz ki, AK Parti hareketi hem milli bir harekettir, hem de gönül coğrafyamızın, mazlum milletlerin bugünkü sesidir ve olmaya da devam edecektir. 

Onun için değerli arkadaşlar, dikkat ediniz Cumhuriyet tarihimizde birçok siyasi parti doğdu, ama hiçbir siyasi üzerine AK Parti kadar çok uluslararası makale yazılmadı. Hiçbir siyasi parti AK Parti kadar çok tartışmaya ve analize ihtiyaç hissedilecek özellik taşımadı. Hakkımızda bazen hakarete varan, bazen ağır eleştiriye, bazen övgüye varan, ama büyük literatür oluştu. Çünkü farkımız şu: Arkadaşlar, biz siyasetin nesnesi olmaya değil, siyasetin öznesi olmaya geldik, siyasetin öncüsü olmaya geldik. Biz tarihin nesnesi değil, tarihin öncüsü olmaya geldik, onun için mazlum milletlerin sesi bizim sesimizdir. 

Onun için bakınız, birçok dost ülkede AK Parti adı başka partilere ilham oldu, adalet ve kalkınma adına nice partiler kuruldu. Siyaset sahnesine çıktıklarında AK Parti siyasi hareketinin başarı hikayesini yazmak isteyenler, aynı yoldan aynı yöntemle yürümek isteyen partiler çıktı. Çünkü onlar biliyorlardı ki, sizler, AK Parti Teşkilatının neferleri ve bizler, AK Parti Teşkilatının dünyaya akseden yüzleri sadece kendimiz, sadece bu aziz ülke için değil, bütün o milletler için siyaset yapıyoruz. O kadar etkilidir ki bu, hepimiz yaşadık, Gazze, Mescid-i Aksa, orada edilen dualar, Filistin halkı her seferinde adalet arağında, vicdan aradığında yönünü bize döndü. 

2012 Kasımında Filistinlilerle Gazze topraklarında buluştuğumda, üzerimizde İsrail uçakları bombardıman yaparken, ellerinde al bayrakla sokağa çıkmış Gazzeliler bizi bekliyorlardı. Nasıl Al Bayrak Çanakkale’de bir semboldü bütün mazlum milletlerin, nasıl Al Bayrak İstiklal Harbi’nde herkesin gönlündeydi Hint’ten Afrika’ya kadar, emin olun AK Parti iktidarları döneminde de al bayrak sadece bu aziz milletin milli sembolü değil, mazlum milletlerin istiklal ve adalet sembolü haline geldi. 

Geçenlerde zikrettim, Suriye’den gelen bir çocuğa bir doktor hanımefendi insani yardım kampanyasına gittiğinde başını okşuyor kampta. Okula gidiyor musun diyor. Suriyeli çocuk kalkıyor, evet diyor, 7-8 yaşlarında. Peki, okuyunca ne olacaksın diyor? Suriyeli çocuğun verdiği cevap ilginç, okuyunca Türk olacağım büyüyünce diyor. Onun için Türk olmak, vicdanlı olmak, adaletli olmak, merhametli olmak, şefkatli olmak demek. 

14 yıl önce aziz kardeşlerim, bırakın mazlum coğrafyaya yardım edebilmeyi, bırakın 3 milyon mülteci kardeşini evinde ağırlayabilmeyi, kendi işçisine, esnafına helal rızk sunamayan aciz bir devlet vardı. Gururla ifade ediyoruz ve bütün oyunlara, bütün planlara rağmen her biriniz bu davanın savunucusu olacaksınız, bu ebediyete kadar sürecek. Biz sadece kendi milletimize değil, bütün mazlum milletlere şefkat ve kudret elini uzatan köklü bir siyasi hareketin adı olduk. AK Parti siyasete adaletin, vicdanın ve mazlum milletleri sahiplenmenin hareketidir. Arakan’a gidiniz, Çad’a gidiniz, nereye giderseniz gidin artık AK Parti adı biliniyor. Daha önceki partilerin adı kendi dönemlerinde bilinmezdi, çünkü onlar kendi ülkelerine bile deva olamamışlardı. Arakan’a gittiğimizde bizi al bayraklarla karşılayanlar, Somali’de Sayın Cumhurbaşkanımızla gittiğimizde yüzlerini semaya dönmüş, İstanbul’dan gelecek, Ankara’dan gelecek uçağı bekleyenler, işte onların siyasi hareketidir AK Parti hareketi. 

10 milyona yakın üyemiz bu ülkede en geniş kapsamlı siyasi hareket olduğumuzu gösteriyor. Ama bilin ki üye sayımız 10 milyonla sınırlı değil, daha nice 10 milyonlar bütün bir mazlum milletler coğrafyasında bizler için dua ediyor, bizler için ellerini kaldırıyor. Onun için, bu partiyi zaafa uğratmak istediler, onun için vesayet odakları, paralel yapılar, 27 Nisanlar, 17-25 Aralıklar yaşadık. Kırmak istedikleri omurga sadece AK Parti omurgası değil, İstiklal Harbi’nden ve kadimden gelen bir gönül coğrafyasının omurgasıydı.

1 Kasım’da bir Suriyeli alim bir haber gönderdi bana, hemen seçim neticelerini almadan önce, dedi ki, bugün bütün Türk kardeşlerimiz, bütün dostlarımız elleriyle oylarını sandıklarda kullandı. Biz ise Rabbimize ellerimizi semaya doğru döndük ve oylarımızı dualarımızla kullandık dedi.

Aziz AK Partililer, bu sözü unutmayın, ’Dünya 5’ten büyüktür’ diye haykıran bir hareket olmazsa, dünyada bir eksiklik olur. Bu sözü unutmayın, Filistin devlet olarak Birleşmiş Milletler’de tanındığında o salonda onu kucaklayan bir Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı olmazsa, 2012’de olduğu gibi Filistinliler öksüz kalır. Bu sözü unutmayın, eğer Somaliler bize, dermanımıza yetecek kimse yok mu, Rabbim katından bize bir yardımcı gönder dediklerinde Somali semalarında oraya doğru yürüyen ay yıldızlı bir uçağın içinde Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olmazsa bu hareket ruhunu kaybeder. 

Biz siyasetimizi kadim bir gelenekten, milli bir hareketten ve vicdani bir özden alıyoruz. AK Parti hareketinin bu özünü kimse yok edemeyecek, bizim hareketimizi kimse konjonktürel hesapların parçası haline getiremeyecek. Biz bu milletin gönlündeki özü, cevheri harekete geçirdik.

Ve bununla birlikte dördüncü temel ilkemiz; AK Parti bütün bir insanlığa hitap eden evrensel bir çağrının sözcüsüdür. Bu çağrı, insan onuruna saygı çağrısıdır. Dünyanın neresinde olursa olsun, ister gönül coğrafyamızda, ister ötesinde, insan onuruna kim saldırırsa, kim insanın en önemli hakkı olan özgürlük ve güvenliği tehdit eder, yok etmeye çalışırsa karşısında bizi bulur.

İnsan onuru bizim en temel siyasi ilkemiz, bu anlamda da evrensel özümüzdür. Biz özgürlükçüyüz, kula kul olmadığımız gibi kimsenin kula kul olmasına da izin vermeyiz. Biz özgürlüğü sadece söylemsel düzeyde değil, kendi içimizde yaşayarak geliştiririz. Biliniz ki, bütün insan hakları deklarasyonunda, bütün insan hakları sözleşmelerinde yer alan temel esaslar bizim Veda Hutbesi’nden beslenerek içselleştirdiğimiz, benimsediğimiz esaslardır. Eğer insan onuru söz konusuysa, evrensel bir değer olarak insan onurunu savunmak söz konusu olursa, AK Parti takipçileri, sözcüleri o insanın dinine, diline, etnisitesine, kökenine bakmaksızın sahip çıkarlar. 

Onun için değerli kardeşlerim, gururla söylüyorum, nasıl Somali’ye inen ilk uçak bizim uçağımızsa, aramızda kültürel hiçbir bağ gözükmemesine rağmen Haiti’de deprem olduğunda oraya inan ilk uçak da Türkiye’den sizin yardımlarınızı götüren Türk Hava Yolları uçağıydı. Filipinler ziyaretim esnasında Filipinler Devlet Başkanı büyük bir hayranlıkla ifade etti, tsunami olduğunda da Filipinler’e ilk inen yardım uçağı Türk Hava Yolları uçağıydı. 

İşte siyasetimiz milli bir özden beklenmekle birlikte, evrensel bir temel esasa dayanır, insan onuru esasına, bunu savunmaya devam edeceğiz.

AK Parti, evrensel bir harekettir. AK Parti, bütün insanlığa hitap edebilecek evrensel bir siyasi eylemin ve söylemin partisidir. AK Parti, baştan tekrar zikrederek iyice tahkim etmek için ifade ediyorum, bir kadim hareketin sözcüsüdür. 

İki, millidir.

Üç, mazlum milletlerin adalet arayışının sözcüdür.

Dört, evrensel bir arayışın sözcüsüdür, evrensel bir sestir.

Beşinci de, AK Parti bir vizyon hareketidir. AK Parti sadece çok sağlam bir tefekkürün ürünü olmakla kalmayıp, aynı zamanda o tefekkürden büyük bir hizmet vizyonu üreten bir partidir. 

Eğer biz bütün bu sağlam iddialı tefekkür dünyamızla ve onların öncülleriyle düşünüp, ama bugün bir hizmet vizyonu üretememiş olsaydık, belki sağlam bir fikir hareketi olarak kalır, ama siyasi hareket olarak başarılı olamayabilirdik. Ama AK Parti hareketi Türkiye Cumhuriyeti’ne, iddiayla söylüyorum, yüz yıllık Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en kapsamlı vizyonu üretmiş ve bu vizyonu hizmet anlayışıyla hayata geçirmiş bir partidir. Hangi alanı alırsanız alın, ister sağlık, ister ulaştırma, ister eğitim, ister savunma sanayi, her alanda bizim zihnimizde bir hayal var, bir rüya var, bir iddia var. Bu iddianın adı, devletimizi milletimizle buluşturduktan sonra demokratik, milli mücadelemizin bir sonucu olarak devletimizi kudretli ve şefkatli kılma iddiasıdır. Bir devlet kudretini kaybederse, ne kadar şefkatli olursa olsun o şefkati hayata yansıtamaz, acizleşir. Bir devlet kudreti olup şefkatini kaybederse, bu sefer tiranlaşır, zorbalaşır. Biz kudret ve şefkat eli aynı ölçekte güçlü Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne yeni bir misyon, yeni bir vizyon kazandırdık. Kudretimizden herkes emin olsun, şefkatimizden herkes mutmain olsun.

Yüzüncü yıl 2023 hedeflerinde inşallah küresel bir güç olmanın bütün iddiasını taşıyacağız. 14 yıl önce bu ülkenin vakur insanları dünyada başı eğik dolaşıyorlardı, çünkü borç isteyen bir Türkiye vardı, çünkü deprem olduğunda İstanbul’dan, Ankara’dan, bu iki büyük şehrin ortasındaki Sakarya’ya ulaşamayan aciz bir devlet vardı, çünkü duble yolları, otoyolları bırakın, büyük şehirlerin dahi duble yollarla dahi birleşemediği bir Türkiye vardı, çünkü sağlık, hastanelerin önünde sıralarda sıra beklerken vefat eden yaşlılar vardı. Şimdi ise, elhamdülillah, borç isteyen değil, borç veren bir Türkiye var. Elhamdülillah, güvenliği söz konusu olduğunda başı dik bir şekilde kendi helikopterini kullanabilen, kendi tankını üretebilen, kimseye muhtaç olmayan, kimseden herhangi bir şekilde talepkar olmayan bir Türkiye var. İşte bu vizyon hareketinin ürünüdür.  AK Parti’nin vizyon hareketi olmasının en doğrudan sonucu Türkiye’nin geldiği düzeydir.

Değerli gençler, gururla bu ülkeyi savunacaksınız, AK Parti’nin neferleri olarak bu hizmet kervanının başarıya ulaşması için gece-gündüz çalışacaksınız. AK Parti hareketi kadim, milli, evrensel, vicdanı bir vizyon hareketidir. Ve bu temel, bu öz üzerinde 5 tane de uygulama prensimiz var hepimizin riayet etmesi gereken, hepimizin üzerinde titizlikle durması gereken uygulama prensipleri.

Birincisi, AK Parti değerli arkadaşlar, siyasi bir hareket olmadan önce ahlaki bir harekettir. Ahlaki özümüzü ne surette olursa olsun mutlaka koruyacağız. Ahlaki özden kopan bir siyasi hareket bir müddet sonra bir çıkar grubu haline dönüşür. Modern siyaset bilimi ne derse desin, çıkar çatışmaları üzerinde ne kadar siyaset teorisi üretilirse üretilsin, ben AK Parti gençlerine, AK Parti hanımlarına güveniyorum, AK Parti teşkilatlarına güveniyorum, her zaman diyecekler ki, biz bir çıkarın peşinde değil, ahlaki bir idealin peşindeyiz. Bizim aramızda siyaseti bir çıkar alanı olarak görenler olmayacak. Ola ki böyleleri çıkarsa onlardan hesap soracağız.

Biz adaleti temsil eden Hazreti Ömer’in o temsil gücünü sadece birbirimize güzel bir örnek olarak aktarmak için okumadık, onu yaşatmak için okuduk. Siyasi ahlakın esası mahviyettir, fedakarlıktır, her şeyiyle kendisini davasına adama, kendisini milletine, kendisini vatanına, kendisini insanlığa adama düşüncesidir. Biz siyasi ahlakı bu anlamda kendi özümüzde ve mutlaka AK-SEM’in bütün derslerinde en temel meselemiz olarak ele alacağız. 

Değerli arkadaşlar, çok açık bir şekilde ifade etmek istiyorum, 14 yılda Sayın Cumhurbaşkanımıza, bana, AK Parti teşkilatlarına nice saldırılar oldu, içeriden ve dışarıdan nice hakaretler, nice komplolarla karşı karşıya kaldık, nice vesayet teşebbüsleri oldu. Emin olun, bunların hiçbirisi bizi yıkamaz, bunların hiçbirisi bizim gönlümüzdeki imanı, dizimizdeki dermanı, zihnimizdeki yeni dünya idealini yıkamaz. Aksine, her saldırı bizi güçlendirdi. 7 Haziran’da ayağımızın tökezlediğini zannedenler 1 Kasım’da derslerini aldılar. 

Ama arkadaşlar, şunu biliniz: Bizi yıkacak tek şey vardır, o da siyasetteki ahlaki özümüzü kaybetmek. Bütün bunları direnebiliriz, bütün saldırıları göğüsleyebiliriz, hiçbirisinden korkmadan milletimizin bağrına her zaman gideriz. Geçen hafta Diyarbekir’de beni bağrına basan bütün Diyarbakırlılara da buradan bir kere daha selam ediyorum.

Biz terörünün zulmünden, biz yedi düvelin saldırmasından, biz bize dönük her türlü komploları yapan paralel çetelerden ve dahi biz bütün bu hareketi durdurmak isteyen vesayetçi odaklardan korkmayız, çekinmeyiz. Onların her saldırısı bizi daha güçlü kılar. Ama ahlaki özümüzü kaybedersek, ama bizi siyasete, 28 Şubat’ın zor şartlarında direnirken sahip olduğumuz o devrimci ahlaki ölçüleri kaybedersek, emin olunuz en büyük tehlike o zaman başlar.

Açık ve net söylüyorum, bizim aramızda şahsi menfaat, çıkar hesabı yapanların yeri yoktur ve olmayacaktır. Nepotizm yapanların, liyakati, ehliyeti terk edip sadece şu benim yakımdır, bu bana daha yakın diyenlerin bizim aramızda yeri olmamalı. Bu ders üzerinden bütün teşkilatlarımıza, birbirinize her seferde bu ahlaki özü hatırlatmanızı rica ediyorum. Yanlış bir şey gördüğünüzde kim yaparsa yapsın sesinizi ahlaki bir ölçüde yükseltin. Gücün bizi yozlaştırmasına asla izin vermeyin. 

Güç, onu tutanın elinde değer de kazanır, o elinde tutan kişiyi en büyük azaplara da götürebilir. Biz gücümüzü üzerinde oturduğumuz makamlardan değil, biz gücümüzü yüreğimizde taşıdığımız imandan alırız ve hesabımızı da o iman ile sadece Allah’a ve millete veririz. Onun için, dokunulmazlık dosyası geldiğinde çekineceğimizi zannettiler, korkacağımızı zannettiler, bize meydan okudular, biz de çıktık hodri meydan dedik. Hiçbiri meydanda kaldı mı? Kalamadılar. İşte anayasa geçici madde değişikliğini Meclise sunuyoruz, ortada CHP var mı? Yok. MHP var mı? Yok. HDP var mı? Yok. Ama biz bu ahlaki, vicdani esas üzerinde bu meydandayız, bu meydanda olacağız, bu meydanda kalacağız Allah’ın izniyle. 

Allah bizi milletimizin huzuruna hiçbir zaman bu ahlaki özden kopmuş, mahcup bir şekilde çıkarmasın. Hiçbir teşkilat mensubumuzu veremeyeceği hesabın altına imza atanlardan eylemesin. Güce nasıl içimizdeki o ahlaki özle direnmişsek, gücü elde ettiğimizde de sadece o ahlaki özle gücü kullananlardan eylesin. 

Dersimizin belki de en odak noktası budur, çünkü bunu kaybedersek kadimi temsil edemeyiz, bunu kaybedersek Selçuklu’yu, Osmanlı’yı sadece şiirlerde hatırlarız, ama onların kurduğu nizamı alemi kuramayız, bunu kaybedersek milletle buluşamayız, cumhurla buluşamayız, Cumhuriyetçi de olamayız, milletle buluşup demokratik bir hareket de olamayız. Millet bizi gördüğünde gözümüzün içine baktığında değerli arkadaşlar, orada sadece millet aşkı görecek. Şu veya bu şekilde eski Türkiye’de olduğu gibi, siyasetçilerin gözünde gördükleri gibi hırsı görmeyecekler. Bizim tek bir hırsımız var, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni o kadim gelenekten gelen kudretli ve şefkatli bir devlet haline getirmek, başka hiçbir hırsımız yok, başka hiçbir davamız yok. Bizim davamız ilahi kelimetullah davasıdır ve sadece onunla sınırlıdır.
Yine bu uygulama esasının ikinci önemli prensibi, biz bir muhabbet hareketiyiz, biz bir gönül hareketiyiz. Biz gücü elde etmeye dayalı, onun üzerinden çıkar elde etmeye dayalı bir hareket değil, milletimizin gönlünü kazanmaya yürümüş bir hareketiz. Biz bir muhabbet hareketiyiz arkadaşlar. Siyasi hareketler muhabbeti, sevgiyi kaybettiklerinde toplumdan koparlar, insanlıktan koparlar. 

Hatırlayacaksınız belki, Sayın Cumhurbaşkanımızdan bu zor, ağır, ama asil görevi olağanüstü kongremizde 2014 Ağustos’unda aldığımda, sözüme zamana, mekana ve insana selam olsun diye başlamıştım. Eğer mekana muhabbet duymuyorsanız arkadaşlar, bizim siyasi hareketimizi anlayamazsınız. İstanbul için söylüyorum, İstanbul şehrine muhabbet duymayan, İstanbul’un her taşına her toprağına, her dalgasına muhabbetle bakmayan birisi bizim aramızda yer alamaz. Mekana, zamana, tabiata, bu toprağın, bu ülkenin insanlarına olduğu kadar, bu ülkenin dağına, taşına, ovasına, vadisine, nehrine, Fırat’ına, Sakarya’sına, her bir zerre suyuna, havasına aşık olmazsanız AK Parti hareketini anlayamazsınız. Bu dağları bu anlamda çevreci anlayışla 4 milyon fidanla donatmazsanız AK Parti hareketini anlayamazsınız. Biz sarıçiçekle konuşan Yunus Emre’lerin bugünkü takipçileriyiz. Bu toprağın her bir çiçeğini koruyacağız, bu toprağın her güzel dağını koruyacağız. Ve dün Mimar Sinan Gününde Süleymaniye’nin huzurunda o büyük üstadın, Mimar Sinan’ın huzurunda söylediğim gibi, İstanbul’umuzu koruyacağız, bütün tarihi mekanları koruyacağız. Siyasetimizin esası bu mekana, bu tabiata, Allah’ın lütfettiği her güzelliğe saygı duymaktır, onu korumaktır. Hırsla bu mekanlara zarar verenler, bu tabiata zarar verenlerin de bizim aramızda yeri yok. 

Ve insana muhabbet duymak, insana muhabbetle bakmak siyasetin esasıdır. Teşkilat mensuplarımıza söylüyorum, bazen de görüyorum, şu veya bu gerekçeyle eğer mitinglerde, toplantılarda, özel günlerde musafaha yaparken yüreğiniz bu ülkenin insanının yüreğine değmiyorsa siyasetin hakkını veremezsiniz. Eğer Anadolu insanının, Rumeli insanının ter kokusu sizi rahatsız ediyorsa siyaset yapamazsınız. Bizim siyasetimizin muhabbet olmasının alandaki yansıması, milyonlarca vatandaşımızın… Düşünün 7 Haziran’da, 1 Kasım’da, bütün illerimizi en az bir kere dolaştım, bazı illere Van gibi 7 kere, Şanlıurfa gibi inşallah yarın istiklal madalyasını vermek üzere 7’nci kere gideceğim, Allah hayırlı, mübarek etsin. 

Size Diyarbekir’den bir güzel hatıramı daha nakledeyim, yani siyasetin halkla buluşmasının yansıması olan.

2013 Eylül’üydü zannediyorum, yani Dışişleri Bakanı olduğum dönemde Diyarbekir’e gittik. Bir Cuma Namazı ediyoruz Hazreti Süleyman Camii’nde. Cuma Namazı hutbesi esnasında, çok sıcak bir gündü, terledim, sağıma soluma bakımdım, şöyle cebimi yokladım bir mendile ulaşabilmek için. Bakınız, Anadolu insanın güzelliği, arka safta bir Diyarbakırlı benim arandığımı görünce şuradan, şu bölgeden bir mendil uzandı, bembeyaz bir mendil. Dedi ki, Sayın Bakanım, emin olan hiç kullanmadım, buyurun dedi. Aldım, terimi sildim. Döndüm dedim ki, ’Keşke kullanmış olsaydın da terin terime bulaşsaydı.’ 

İşçin nasırlı ellerinden, çiftçinin terli yüzünden, belki bir genç kardeşimizin hırsla sarıldığı zaman o güçlü pazusundan rahatsız olan siyaset yapamaz. Halkıyla, halkının terinden iğrenen birisi halkına muhabbet duyamayacağı için siyaset de onun yanına yaklaşamaz. Ne mübarek ki o ter bir Cuma Namazında akmış. Ne mübarek ki o ter helal rızk peşinde akmış. Ne mübarek ki o ter AK Parti mitinglerinde oradan oraya koşan vatandaşlarımızın anlından akmış.

Hiçbir arkadaşımın, hiçbir teşkilat mensubumuzun vatandaşlarımızla karşılaştığında belli bir mesafeden onu karşılamasını doğru görmem. Şu şekilde değil, bu şekilde kucaklaşacaksınız vatandaşla. Diğer siyasi hareketlerden farkımız bu. Biz bu toprağın bağrından geldik, kimimiz Rize’den, kimimiz Konya’dan, kimimiz başka yerlerden, ama bu milletin asli çocuklarıyız, asli çocukları olarak da bu milletin asli sahiplerinin hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Hiçbirinin bölgesine, şehrine, geldiği kökene bakmayız, mezhebine bakmayız, sadece muhabbetle bakarız.

İşte siyaseti uygulama esası bakımından ahlaki ölçü dışında, ahlaki olma dışında ikinci önemli şey, muhabbet ve gönül ilişkisi olmasıdır. Bu gönül ilişkisini mutlaka teşkilatlarımızla, vatandaşlarımızla kurun.

Biz öyle bir aileyiz ki 10 milyon ferdimiz var AK Parti teşkilatları olarak. Biz öyle bir aileyiz ki, 23 milyonu aşkın bize oy veren seçmenimizle çok büyü bir aileyiz. Ama bize oy vermeseler bile biz öyle bir aileyiz ki, 78 milyona muhabbetle bakarız, hiçbirisine nefretle, öfkeyle bakmayız. Biz öyle bir aileyiz ki, 78 milyonun ötesindeki bütün mazlum coğrafyalardaki kardeşlerimizi aile ferdi olarak görürüz. Biz öyle bir aile anlayışına sahibiz ki, beni ademi ayırt etmeden kardeşimiz biliriz. İşte muhabbeti böylesine içselleştirerek yaparsak siyasetimiz muvaffak olur, rıza ilahi de bu siyasetin yanında olur. 

Uygulamadaki üçüncü önemli prensip, AK Parti hareketi bir ortak akıl hareketidir. 14 Ağustos 2001’de yola çıktığında Sayın Cumhurbaşkanımızın kullandığı iki kavram var, erdemliler hareketi ve ortak akıl hareketi. Biz hani birtakım şimdi paralel çetelerde olduğu gibi aklını bir tek kişiye ihale edenlerin partisi değiliz. Biz teşkilatın her ferdini bir gün geldiğinde Genel Başkanın’ın üstlendiği görevin bir kısmını üstelenecek ya da belki de ileride gençler olarak inşallah tümünü üstlenme potansiyeline sahip olacak onurlu, vakur, kendi aklını kullanabilen özgür düşünceli yeni gençler, dava adamları istiyoruz. Her şeyi nasıl olsa teşkilat başkanımız, il başkanımız, Genel Başkanımız düşünür diyerek düşünen değil, bir gün bu ağır yük omzumda kalır diye kendini geleceğe hazırlayacak gençler istiyoruz. Sadece mitinglerde çok büyük coşkuyla meydanları doldurup bizi her zaman; bugün derse bile 10 dakika geç başlamamıza sebebiyet veren coşkuyla, her birinin anlından öpüyorum gençlerimin, Allah sizden razı olsun, sadece böyle coşkuyla meydanları doldurup coşkuyla siyaset yapan gençler değil, bunu yaptıktan sonra evine, kütüphaneye gidip 20 sene, 30 sene sonra bu görev benim üzerimde kaldığında eksik hiçbir müktesebatım olmasın diye çalışan gençler ve dava adamları istiyoruz. Biz gerektiğinde Hazreti Ömer’e kalkıp hesap sorabildiği gibi, teşkilatımız içinde edeple, nezaketle soru sorabilen teşkilat mensupları istiyoruz. 

Bakın aziz gençler, istişareyi hep söyleriz, istişare bizim en temel prensibimizdir. Ama istişarenin olabilmesi için, istişare edenlerin özgür iradelerine, düşüncelerine saygı da gerekir. Her biriniz öylesine iyi yetişeceksiniz ki, istişarede elinizdeki bütün imkanları, heybenizdeki bütün düşüncüleri ortaya koyacaksınız, ondan sonra bir karar alınacak. Ama emin olun ki, hiçbir zaman geleceğe bir gün hazır olurum diye beklerseniz gelecek sizi yakalamaz.

Şahsi bir hatıramı nakledeyim, sonu acı bir şekilde şey olmuş bir hatıra.

12 Eylül öncesinde bir olay esnasında bir şekilde zarar görüp diyeyim, yaralanmış demeyeyim, evimde kitap okuyordum, bir arkadaşım geldi, dedi nasıl kitap okuyorsun? Dün saldırıya uğradın, yarın okula gidip gitmeyeceğimiz belli değil, yaşayacağımız dahi belli değil, sen oturmuş yaralı bir şekilde kitap okuyorsun; kütüphanemin önünde. Dedim ki, bunu da gençlere bir tavsiye, bir nasihat olarak zikrediyorum, ne zaman ömrümüzün biteceğini sadece Rabbim bilir, biz bilemeyiz, bizim elimizde böyle bir irade yok, belki yarın, belki yarından da erken olabilir. Ama bildiğim bir şey var ki, Hazreti Peygamber, misyonuna 40 yaşında başladı. 40 yaşında onun sahip olduğu o misyonun ağırlığını taşıyabilmek için biz 40 yaşına geldiğimizde hangi niteliklerle veya müktesebatla donanmamız gerekiyorsa ona hazırlanmamız lazım; varır mıyız, varmaz mıyız Allah bilir. Ama eğer varacaksak biz o güne hazır olmamız lazım. Rabbimin takdiri, 1999’da profesör oldum, o sene de Stratejik Derinliği yazdım tam 40 yaşındayken. 

Ama şunun için zikrediyorum: Bir taraftan, evet, o zaman öğrenci hareketlerinde olduğu gibi, şimdi de siyasi hareketler içinde çaba sarf edeceğiz, saldırıya uğrayacağız, zorlanacağız, hakaretlere maruz kalacağız. Ama aziz gençler, sizin çok kısa bir sürede siyasi kariyer yapma iddianızın ötesinde daha orta ve uzun vadede de bütün bu yükü omuzlama, bunun için de müktesebat oluşturma sorumluluğunuz var. Çabuk başarılar ve çabuk kariyerler yerine, köklü temeller ve vizyoner bir gelecek için çalışın. 

İktidar partisinin gençliği olmak bazen kısa sürede bazı imkanları size sunabilir. Biz bunları hayal etmiyorduk, ne Sayın Cumhurbaşkanımız, ne bizler. Bizim nesil, büyük ideallerimiz ülkemiz için vardı da kendimiz için büyük makam düşüncelerimiz yoktu. Ama Rabbim onu lütfettiğinde sizlerin ona hazır olmanız lazım. Ona hazır olamazsanız, o hazırlığı hakkıyla yapamazsanız o vazifeyi hakkıyla da yerine getiremezsiniz. Ve ondan sonra da bu hareketin bir ortak akıl hareketi olduğunu unutmayacaksınız, istişare edeceğiz, ortak akılla işlerimizi yapacağız.

Uygulamada dördüncü önemli prensimiz değerli arkadaşlar, üslupta nezaket, üslupta edep, söylemde, sözde, iletişimde sadece edep. Mümkün olsa önce Kılıçdaroğlu’ndan başlamak üzere bütün evlerin başköşesine edep ya hu hattını yerleştirmek isterdim. Bütün siyasi partilere, bütün okullara, bütün mekanlara edep ya hu. Hat, kelamın kalemle kemale ulaştığı bir sanatın adıdır. Kelam yüreğinde hisseden bir hattat, kalemle kemale ulaşmak için bunu yapar. 

Bizim arkadaşlar nihai hedefimiz, şu veya bu uzun sürede bu makamları işgal etmek değil. Kim ki bir makam daha uzun süre muhafaza edeyim derse, Allah onu bizim yanımızda barındırmasın. Kim ki bu makamda daha uzun süre kalayım diyerek şahsi hırsını bütün bir davanın önüne geçirse aramızda yeri olmasın. Biz bu makam hırsının karşısında tek bir, bakın edeple ahlakı birleştiren tek bir kavram zikredeceğim size, mahviyet. Mahviyet, dün Kutlu Doğum vesilesiyle zikrettim, ahlakın esası, tevhidin ve vahdettin esası Esma-ül Hüsnadır. Allah’ı hakkıyla idrak edemeyen birisinin ahlakı da, siyaseti de, birçok şeyi de eksik olur. 

Bir devlet adamı ki kudret sahibidir, bir sözüyle insanları işsiz bırakabilir, iş sahibi yapabilir, o devlet adamı eğer o kudreti kendisinde bilirse sapar. Ama ’Kadri mutlak olan Allah’tır’ diye düşünen bir devlet adamından daha güçlü birisi yoktur. Önce kadir olanın Allah olduğunu bilecek, sonra siyaset yapacaksınız. Aksi takdirde kudreti kendinizden bilirseniz, işte o zaman o kudretin kölesi olursunuz, bir müddet sonra da edebi kaybedersiniz. 

Aynı şekilde bir ilim adamı olarak söylüyorum, bir ilim adamı eğer ilmini kendisinden bilir, ilmiyle tekebbüre yönelirse ondan daha zararlı birisi çıkamaz. Ama alimler alimi olan alim bir zatın ilmine ram olmuşsa ve kendi ilmini onun ilmi karşısında bir zerre mesabesinde dahi görmüyorsa ilim orada başlar.

Yine eğer mal, mülk sahibi olan birisi, sahip olduğu mal, mülkü mutlaklaştırır ve onların malikini kendi zannederse, mutlak maliki unutursa, o mülk de onun cehennem azığı olur tabiri caizse. 

Biz malik, kadir, alim olanın rızası için bu yola çıktık. O zaman da edebi hiç terk etmeyeceğiz. Mahviyet onun karşısında hiçlik mesabesinde olmaktır. Ama zalimin karşısında kadiri mutlak’ın kudretini eline alıp en büyük özgüvene sahip olmaktır devlet adamlığı. Zalimin karşısında muktedir, kadiri mutlak’ın karşısında mahviyetle davranmadıkça devlet adamı, siyaset adamı olamazsanız, olmamalısınız. 

İşte bizim kudrete bakışımız bu, edeple muamele edeceğiz. Başkası bırakın hakaretle muamele ederse ona edep dersi vereceğiz. Şeyh Edebali’yi dinlemek, okumak güzeldir de uygulamak zordur. Bundan sonra öfkelenme bize, sabır size diyor değil mi? Dönüp diyeceğiz ki, kötü söz size, iyi söz bize. Hakaret size yakışır, güzel söz bize yakışır. Kadına karşı veya çocuğa karşı sözle taciz size yakışır, yetimin başını okşamak, kadına onurla davranmak bize yakışır. 

Ve konuştuğumuzda değerli arkadaşlar, siyasetin iletişim dili bakımından konuştuğumuzda dilimizle değil, yüreğimizle konuşacağız. Dille söylenen bir sözün kalıcılığı olmaz, dille söylenen kulakla gider, yürekle söylenen yüreğe işler. Önemli olan dilin, sizin dilinizin yüreğinizden gelmesi. Sözünüzü etkili kılacak olan şey hamasi sözler, kuvvetli sözler değil, sözün karşı tarafta yürekten çıktığı hissini uyandıracak kadar samimi olması. 

Yeri geldiği için birçok kere zikrettiğim bir hatıramı daha nakledeyim. Bosna Hersek’te 3 sene önce Dışişleri Bakanı olarak ziyaret ettiğimde bir Ramazan günü akşam Ramazan kutlamasında Reis-ul Ulema konuştu, arkasından benim konuşmam istendi, ben Türkçe konuşuyorum, bir öğrencim Boşnakça’ya çeviriyor. Bir yer geldi, dedim ki, bütün şehirler yıkılsa yeryüzünde, geride sadece Saraybosna kalsa, Saraybosna üzerinden insanlık yeniden inşa edilirdi. Siz anladınız alkışladınız, daha Boşnakça’ya çevrilmeden Boşnaklar ayağa kalkıp alkışladılar, öğrencim Boşnakçaya çevirdi, bir daha alkışladılar. Sonra öğrencim döndü dedi ki, Hocam, bu Boşnaklar ne zaman Türkçe öğrendi bilmiyorum. Dedim ki, bunu bir prensip olarak gönlüğünüzün bir köşesinde tutun, eğer ben dilden kulağa konuşuyor olsaydım tercümeye de, tercümana da ihtiyaç vardı, gönülden gönle konuşanlar için ne tercümeye, ne tercüman ihtiyaç olur. Allah aşkına, Saraybosna’ya giden diliyle konuşur mu? Yüreğiyle konuşur.

Arkadaşlar, siyasette hiçbir şey yürekle konuşmadan daha etkili olamaz, nereye giderseniz gidin. Şimdi her ile gittiğimde o ille ilgili benim perspektifimi anlatıyorum, her ile gittiğimde, eğer siz onu sevemez ve onu yürükten anlatamazsanız, o tesir etmez. Bazen milletvekillerimiz gelip, biz dahi bu şeyle bakmamıştık der. Hatta, ili söylememeyim, bir ilden bir arkadaş dedi ki, ’Bizim oraya da gelseniz de orayı da sevmeye başlasak.’ Şunu söyledim: Sevmek yürekle başlar, akılla değil, mantıkla değildir. Aşk, hissedersiniz ve fena-fil muhabbet olup bir anlamda onunla bütünleşirseniz olur. Onun için, iletişim kuracağınız zaman, halka konuşacağınız zaman, yazılı metinler tabi olabilir, ama gönlünüze yazmadığınız hiçbir metin halka tesir etmez, gönlünüze işletmediğiniz hiçbir fikir insanlarda iz bırakmaz. Uzun süre irticali konuşmam dolayısıyla arkadaşlar, acaba değiştirsek mi demişlerdi. Gerektiğinde irticali konuşulur, gerektiğinde metinle. Ama neyle konuşursanız konuşun, yüreğinizle konuşun. AK Parti diliyle değil, yüreğiyle konuşanların partisidir.

Ve nihayet, ahlaki temel uygulamada, muhabbet temeli, ortak akıl temeli, ortak edep temelinin üzerinde beşinci uygulama, teşkilatçılık ve disiplin temelidir.

Yola çıkana kadar arkadaşlar, ortak aklımız etrafında her türlü fikri tartışacağız, her türlü fikri konuşacağız, herkes kanaatini beyan edecek, ama yola çıktıktan sonra arkadan farklı fikirler zikredenler o teşkilata ihanet eder. Yola çıktıktan sonra bir menzile ulaşmak için birileri can havliyle gayret sarf ederken, eğer arkada birileri küçük hesaplarla, menfaat hesaplarıyla o topluluğun birliğini, beraberliğini bozarsa o davaya ihanet eder. Biz teşkilat disiplinini muhabbetinden alan, ama yola çıktığında aynen safta duranlar gibi omuz omuza duranların partisiyiz. Aynen safta duranlar gibi omuz omuza, diz dize dururken, zinhar aramızda nefsi ya da şeytani hiçbir fitne odağını yaklaştırmayalım hiçbir şekilde. Yola çıktığımızda İstanbul İl Teşkilatı olarak, il teşkilatları, ilçe teşkilatları, mahalle teşkilatları, her şeyi hesap edelim, ama vazgeçmeyeceğimiz şey disiplindir.

AK Parti, bir işaretle milyonlarca insanı Yenikapı’da toplayabilen bir teşkilatın partisidir. AK Parti, 2 yılda 4 seçim yapmış olmakla birlikte hiçbir yorgunluk hissetmeyenlerin partisidir. AK Parti, 1 Kasım günü zafer sarhoşluğu içine girmeyip, zafer sevincini yaşarken, aynı zamanda ertesi gün teşkilatları daha başka neler yaparak geleceği hazırlarız diyenlerin partisidir. Bizde rehavet olmaz, bizde fitne olmaz, bizde rahata düşünlük, konforizm olmaz, konforizm peşinde olanlar başka kapılara gitsin. Biz disiplinli teşkilatlar istiyoruz, yola çıktık dendiğinde nereye doğru gideceğiz sorusundan önce, hangi hedefe menzil olacağız sorusunu kendi yüreğinde hissedenlerin partisiyiz. Biz bu anlamda bütün bu değerler üstünde uygulamayı hayata geçirdiğimizde bir olarak, beraber olarak, diri olarak yürüyenlerin partisiyiz. Allah birliğimizi, beraberliğimizi daim etsin. Arkadaşlar, bundan daha önemlisi yoktur. 

Şunu bilerek çalışın, şunu bilerek düşünün, şunu bilerek siyaset yapın: Bugün AK Parti’nin kaderi sadece AK Parti’nin kaderi değildir, AK Parti’nin kaderi Türkiye’nin kaderidir. AK Parti sadece bir siyasi hareket olarak kendi çizgisini belirlemiyor, Türkiye’nin kaderini belirliyor. Allah aşkına, eğer AK Parti gibi tek yürek, tek bilek olmuş bir parti olmasıydı, bütün bu ekonomik krizleri, bütün bu jeopolitik krizleri, riskleri aşabilir miydik? Biz bugün hep beraber Türkiye’min kaderini korurken, önce partimizin kaderine sahip çıkacağız, önce ona sahip çıkacağız. 

AK Parti, en başta söylediğim sözü ifade ederek söylüyorum, konjonktürel bir hareket, nevzuhur bir hareket olmadığı gibi, bugün Türkiye’nin her ilinde siyaset yapabilen tek harekettir. AK Parti’nin olmadığı bir Türkiye bu anlamda tasavvur edilemez, edildiği zaman siyaset parçalanmış olur.

Bakınız, 7 Haziran’da da, 1 Kasım’da da, şimdi detaylara girmeyeyim, alın oy dağılımlarını, 1 Kasım, X partisi sadece Türkiye’nin sahillerinde ve batıda var, hangi parti olduğunu biliyorsunuz, söylemeye gerek yok. Y partisi sadece Türkiye’nin ortasında ve biraz kıyaya doğru alanlarda var, onu da biliyorsunuz. Z partisi sadece Türkiye’nin doğusunda, güneydoğusunda var. Ama bir parti var ki, Türkiye’nin her yerinde var, Türkiye’nin her yerinde millete döndü mü konuşacak sözü var.

İşte söz verdim, 1 Kasım seçimlerinden sonra Mardin konuşmamla birlikte Ocak’tan sonra 1 hafta, 1 hafta batıda olacağım dedim ve sözümü yerine getiriyorum. Mardin, Silopi, Bingöl, Van, Diyarbakır’a gittim ondan sonra, Manisa’ya, İzmir’e, Konya’ya, İstanbul’a geldim, devamlı geziyorum. Allah aşkına, ağzımızdan çıkan kelamda bir farklık görüyor musunuz? Diyarbakırlıya ne söylüyorsam İzmirliye ne söylüyorum, Mardinliye ne söylüyorsam Konyalıya onu söylüyorum, çünkü biz karşımızda tek bir muhatap görüyoruz, millet.O milleti ayırıp, parçalamak isteyenlere karşı birliğimiz koruyacağız. Başka hiçbir siyasi liderin bunu yapabilecek dermanı yok, bunu konuşacak kitlesi yok hitap edebilecek çevresi yok. 

Onun için bu eğitimler önemli, sürekli olarak kendimizi yenileyeceğiz ve teşkilat disiplini bağlamında partimizi çok güçlü bir şekilde geleceğe hazırlayacağız. AK Parti’nin kaderi bu anlamda Türkiye’nin kaderidir, başka hiçbir siyasi her yerde temsilci bulunduramıyor. AK Parti’nin kaderi mazlum coğrafyanın kaderidir, oralardakiler de dönüp bize bakıyorlar. Zaaf göstermeyeceğiz, aramızda şu veya bu görüş ayrılıkları olabilir, ama asla tefrikaya izin vermeyeceğiz. Yola çıktığımız zaman da tam bir teşkilat disipliniyle bir vücudun organları gibi bir bütünlük içinde hareket edeceğiz. Allah yolumuzu açık eylesin. 

Özetle; hareketimizin, siyasetimin özü, felsefesi itibarıyla AK Parti, kadim bir hareketin bugünkü sözcüsüdür. 

AK Parti, milli, demokratik, cumhuri bir partidir; iki. 

AK Parti, mazlum coğrafyaların halklarının sözcüsü olan bir partidir; üç.

AK Parti, bütün insanlığa mesajı olan, özgürlükçü, adaletçi bir partidir, evrensel bir partidir; dört.

AK Parti, bütün bunları harekete geçirecek olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne yeni bir vizyon teklif eden, uygulayan bir partidir; beş.

AK Parti, ahlaki bir harekettir, ahlakı siyasetin özü yapan, bir harekettir; altı.

AK Parti, bir gönül ve muhabbet hareketidir; yedi.

AK Parti, bir ortak akıl hareketidir, fikir hareketidir, bilgiye dayalı siyaset hareketidir; sekiz.

AK Parti, edebi esas alan, mahviyeti öne çıkaran bir nezaket hareketidir; dokuz.

Ve AK Parti, yürüdüğü zaman arşı titreten disiplinli bir teşkilatın adıdır; madde on.  

Allah yolumuzu açık, menzilimizi hayırlı, dizlerimizin dermanını güçlü, yüreğimizdeki imanımızı daim eylesin. 

Allah yar ve yardımcımız olsun, dersimiz hayırlı olsun.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.