Yükleniyor...

Basbakan Davutoglu’nun Ankara Valiligi brifingi ardindan düzenledigi basin toplantisinin tam metni

 

Türkiye’nin özel hususiyeti, bu hassas bölgelere olan doğrudan bağlantısı ve tabii bu hassas bölgelerden söz konusu olan insani hareketlilikle birlikte gelen özel riskler. Bu çerçevede son dönemlerde tertip ettiğimiz birçok güvenlik toplantısında bu değişen şartlara intibak edecek bir güvenlik konseptinin yerleşmesi ve Türkiye genelinde alınacak tedbirlerle ilgili çok önemli, kapsamlı değişimlere ve ek tedbirlere gidiyoruz. Türkiye geneliyle ilgili yaptığımız güvenlik değerlendirmelerini şimdi il bazında, her ilimizde ele alarak her ilimizin hassasiyet kesbeden güvenlik ihtiyaçlarını karşılamaya dönük çalışmalar yürütüyoruz. 

Hatırlayacağınız gibi İstanbul’da söz konusu olan terör saldırısı sonrasında İstanbulumuzda yine bütün güvenlik birimlerini, valimizin, belediye başkanımızın ve ilgili güvenlik birimlerinin katıldığı bir toplantıda İstanbul’daki güvenlik sorunlarını ele almıştık. Bugün de burada Ankara’da sadece son yaşadığımız terör saldırısı çerçevesinde değil, onu da ele alarak oradan çıkan bazı önemli sonuçları da göz önünde bulundurarak Ankaramızın, Başkentimizin ilgili bütün yetkilileriyle bugün yaklaşık 5 saate varan, son 4 saati 5 saate yaklaşan son derece kapsamlı bir değerlendirme yaptık. Şunu ifade edeyim: Her bir ilimiz bundan sonra valimizin koordinasyonunda da bu değişik güvenlik şartlarıyla ilgili olarak o ilde münhasıran alınması gereken tedbirleri görüşecekleri bir mekanizma oluşturulmuştur, güvenlik toplantıları her hafta yapılmaktadır. 

Her ilimizin özel ihtiyaçları var, Antalya’nın ihtiyaçları, İzmir’in ihtiyaçları, Diyarbakır’ın ihtiyaçları, İstanbul’un, Ankara’nın ihtiyaçları farklılaşabilir. Bu farklılaşan genel güvenlik konsepti dışında bu farklılaşan illerde duyulan ihtiyaçları da bütün illerimizle ilgili olarak söylüyorum 81 ille ele alan bir yeni güvenlik anlayışını yaygınlaştırıyoruz ve bununla ilgili gerektiğinde simülasyonlarla ve çeşitli çalışmalarla da sürekli bir hazırlık içinde olacağız. Tabii Ankaramızın bu konuda, Başkentimizin diğer illerimizle farklılaşan bazı özel hususiyetleri var. Her şeyden önce Başkent olması hasebiyle birçok terör örgütünün halkı paniğe sevk etmek isteyen birçok mihrakın doğrudan hedefi olma riski söz konusu.

İkincisi, devlet kurumlarımızın ve bu devlet kurumlarımız etrafında da bütün önemli karar alıcı mekanizmaların bulunduğu baş şehir olmak hasebiyle de yine önemli bir risk unsuru oluşturuyor. 

Tabii üçüncüsü, Parlamento ve siyasi partilerin Türkiye’nin siyasi hayatında önemli rol oynayan aktörlerin sürekli olarak Başkent’te bulunması ve bunların sürekli bir siyasi hareketlilik içinde olması, her siyasi görüşten yaklaşımın burada kendini temsil ediyor olması da teröristler bağlamında burayı özel bir faaliyet alanı haline getiriyor.

Tabii dördüncüsü de, dış temsilciliklerin, büyükelçiliklerin olması ki geçmişte bazı büyükelçiliklere yapılan saldırılarda hepimizin malumudur.

Ve nihayet Ankara son dönemde, son 15 yıl içinde, özellikle son 12-13 yıl içinde Türkiye’deki sosyoekonomik değişime paralel olarak Ankara’da da çok önemli bir sosyal ekonomik değişim yaşandı. Ankara artık sadece siyasetin ve bürokrasinin merkezi değil, aynı zamanda birçok büyük ekonomik faaliyetin önemli, sosyal değişimlerinde merkezi, bu şekilde ortaya çıkan ihtiyaçlarda var. Dolayısıyla bütün bunları ele aldık. Ankara’nın vilayet olarak gerek jandarma bölgesi, gerek polis bölgesi itibariyle taşıdığı özellikleri tek tek masaya yatırdık. Ankara’da kritik önemi haiz alanların, mekanların tanımını birlikte yaptık ve bu mekanlarla ilgili olarak özel olarak bu mekanlara münhasıran alınması gereken tedbirleri gözden geçirdik ve bu çerçevede son yaşadığımız iki terör saldırısını da esas alarak kritik alanlarda ve büyük kitlesel gösterilerin olduğu anlarda alınacak tedbirleri de tekrar birlikte değerlendirdik. Aslında Gar saldırısı sonrasında yine bu şekilde kitlesel gösterilerin içine sızabilecek terör unsurlarının tehdidini bertaraf etmek için özel tedbirler almıştık ve bu konuda da bundan sonra da bunları almaya devam edeceğiz.

Bugün ele aldığımız en temel husus, Ankara’ya has Başkent güvenlik anlayışı ve konsepti bağlamında bir çalışmayı en kısa zamanda bugün ele aldığımız prensipler etrafında şekillendireceğiz ve Başken’te has ve Başkent’in özelliklerini gözeten yeni bir güvenlik anlayışıyla meseleyi ele alacağız.

Bu bağlamda yine bu güvenlik anlayışının yansıması olarak Ankara’nın önemli, Türkiye’nin doğusu batısı, kuzeyi güneyi arasında hem Başkent olması hasebiyle, hem de bütün arterlerin, yol geçişlerinin, otobanların, hızlı trenlerin, kara yollarının kesiştiği bir alan olması itibariyle de sadece Ankara içinde yerleşik güvenlik tedbirleri değil, bu transit geçişler üzerindeki güvenlik tedbirlerini de göz önüne alacak ve her bir geçişi, insan hareketliliğini kontrol edebilecek daha etkin, daha proaktif ve alan kontrolüne dayalı bir yaklaşımı burada egemen kılacağız.

Emniyet birimlerimizden, jandarmamızdan Ankara’da ihtiyaç olan personel ve ekipman değerlendirmesini aldım. Zaten geçen sene yaptığımız Ekim ayında yaptığımız 6-7 Ekim olayları sonrası yaptığımız değerlendirmelerle bütün illerimizde çok ciddi bir ekipman yenilenmesi ve teçhizat takviyesi söz konusu olmuştu. Sadece çarpıcı bir rakam olarak zikredeyim, diyelim bundan 3 sene önce, 2 sene önce 10 rakamları civarında olan TOMA stoku Ankara’da şu anda 70’i aşmış durumda. İhtiyaç olduğunda, gerektiğinde güvenlik tedbirleri alınacak, teçhizat takviyesi yapacak güce de sahibiz. Bu anlamda güvenlik birimlerimize net olarak şu talimatı verdim: Hiçbir şekilde mazeretle gelinmemeli, ne ihtiyaç varsa, ne teçhizat takviyesi yapılması gerekiyorsa bunu süratle yapacağız. Personel takviyesi gerekiyorsa personel takviyesi yapacağız. Özellikle Ankara’nın özelliklerinden kaynaklanan özel bazı eğitilmiş uzman güvenlik alanları söz konusuysa bunların eğitimi yapılacak ve bu konularda da özellikle ekipman konusundaki yeterlilik bilgisinin tarafıma sunulmuş olmasından memnun oldum. Dolayısıyla, bu anlamda gerekli tedbirler alınacak, alınıyor ve alınacak. Tabii bu çerçevede yine özellikle yol kontrolleri ve daha görünür güvenlik tedbirleri bağlamında da gerekli adımları bundan sonra da atmaya kararlıyız.

Değerli arkadaşlar, çok kritik bir süreçte bütün dünya, çok kırılgan bir güvenlik anlayışı hakim. 11 Eylül’den bu yana zaten dünyada güvenlik konseptine geçiş var ve birçok ülkede halkın güvenlik konusunda bilinçlendirmesine dönük çalışmalar yapıldı. 11 Eylül sonrasında Amerika Birleşik Devletlerinde ve dünyanın birçok yerinde güvenlik konsepti konusunda halkın bilinçlendirilmesi yönünde adımlar atıldı. Bu kesinlikle özgürlüklerden, demokratik haklardan taviz vermek anlamına gelmedi, gelmiyor. Nasıl bu ülkelerde bu anlamda yeni bir güvenlik anlayışı için halkın bu bilinçlendirilmesi ve halkın bu güvenlik anlayışının bir parçası kılınması oralarda demokrasiyi azaltmamışsa, Türkiye’de de bu güvenlik ihtiyaçlarının ki biz Amerika Birleşik Devletleri gibi iki okyanus ile dünyanın diğer kalan bölgelerinden ayrılmış bir ülke değiliz, tam da jeopolitik fay kırılmalarının ortasındayız. 

Burada halkımıza en temel mesajımız, bu yeni güvenlik anlayışı ve ihtiyaçları çerçevesinde en büyük desteği halkımızdan bekliyoruz. Bir farkındalık oluşturmamız lazım, bakınız etrafımızda büyük ateş çemberleri var, ama Türkiye münferit terör olayları da ki hepsi yüreğimizi yakıyor bir kez daha son olayda hayatını kaybeden vatandaşlarımıza 28 canımıza Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılara acil şifalar diliyorum. Aileleriyle dün hem GATA’da törende, hem Kocatepe Camii’nde birlikte oldum, her birisinin acısını paylaşıyorum. Bazılarıyla birbirimizi bağrımıza basarak ağlaştığımız aileler oldu, dertlerini paylaştığımız. Bütün bu acı olaylara rağmen Türkiye demokrasisini işletmiş, iki genel seçimi bir hakkın yapmış, ekonomik kalkınmada OECD’de en hızla kalkınan ülke olmuş dünyada Çin ve Hindistan’dan sonra en hızlı kalkınan ülke konumunu korumuş bunlar hepimizin başarasıdır. Hem Hükümetimizin, hem bütün bu alanda kurumlarımızın, ama en çok da halkımızın başarısıdır. Bu terör örgütlerinde en temel hedefi halkımızı bir paniğe sevk etmek, Türkiye’de bir kaos ortamı olduğu yönünde bir kanaat uyandırmak, psikolojik bir travma yaratmaktır. Burada canlarımız tek tek hedef alınmıştır, ama onun ötesinde hedef alınan milletimizin soğukkanlı tutumudur ve milletimizin bu özgüvenini sarsmaktır. O bakımdan şimdi hepimizin yapması gereken böyle bir kritik coğrafyada demokrasimizi yaşatırken, ekonomimizi kalkındırırken en çok ihtiyacımız olan husus istikrardır. Bu istikrar içinde güvenlik birimlerimizin çalışmalarına katkıda bulunmak bütün vatandaşlarımızın görevidir. Bu konuda bir ciddi kampanya yürütme ihtiyacımız var, yani şüpheli bir durum söz konusu olduğunda daha önce 11 Eylül öncesinde Amerika’da görülmemiş bazı uygulamalar daha sonra ortaya çıkma ihtiyacı hasıl oldu, çünkü nihayet halkın sahiplenmediği hiçbir süreç başarıya ulaşamaz, halkın omuz omuza vermediği hiçbir güvenlik konsepti başarıya ulaşamaz. Hangi siyasi görüşe sahip olursak olalım, hangi fikri benimsiyor olursak olalım, hangi etnik ya da mezhebi kimliğe sahip olursak olalım, hangi ideolojik düşünceye sahip olursak olalım sonunda Türkiye’den başka gidecek bir yerimiz yok, Ankara’dan başka da Başkentimiz yok. Sonunda burada düşününüz ki Allah muhafaza bir deprem olsa nasıl binanın alt ve üst katlarında yaşayanların farklı düşüncelere sahip olması onların kaderini değiştirmiyorsa, bugün terörde insan eliyle yapılan en büyük depremdir. 

Burada da bütün vatandaşlarıma seslenerek ifade ediyorum, bütün Ankaralılara da en yürekten seslenerek ifade ediyorum, bize her türlü eleştiri getirilebilir, herkes siyasi görüşlerde farklı konular gündeme getirebilir ama Türkiye’nin huzuru, Ankara’nın Başkent olarak huzuru hepimizin sorumluluk alanı içindedir, siyasi partilerin tümümün. Çünkü eğer burada güvenlik sağlanmazsa siyasi faaliyet yapmak imkanı da kalmaz. Ve çok övünçle, gururla bir kez daha teşekkür ederek ifade ediyorum, Parlamentomuzdan çok uzak olmayan bir mesafede, yakın bir mesafede bu terör olayı olduğunda Grup Başkanvekilimiz beni aradıklarında ve ’Meclis çalışmalarına ara verilim mi’ dediğinde kendisine talimatım açık ve net olmuştu; ’Türkiye Büyük Millet Meclisi işgal orduları Polatlı’ya geldiğinde dahi çalışmalarına ara vermedi. Türkiye Büyük Millet Meclisi bundan sonra hiçbir güç çalışmasına ara vermek zorunda bırakamayacak. Eğer bir dakika dahi ara verirseniz terör örgütü hedefine ulaşmış olur ara verilmeyecek’ dedim. Ve Grup Başkanvekilimiz diğer grup başkanvekilleriyle, partilerle görüştü onlarda aynı olgun tavrı sergilediler ve Meclisimiz çalışmasına devam etti. İşte bu örnek tavır, hep sürdürmemiz gereken bir tavırdır. Terör örgütü bizi canımızı, bedenimizi sadece hedef almıyor ruhumuzu, psikolojimizi hedef alıyor. Canlarımızı büyük bir hüzünle, büyük bir ıstırapla toprağa defnederken eminim eğer onlar sağ olmuş olsalardı, ’Aman terörün bu oyununa düşmeyin, biz canımızı feda ettik, ama siz geride kalanlar omuz omuza verin ve ülkenin kaderini birlikte şekillendirin teröristleri sevindirmeyin’derdi bize manevi bir sesle. Ben dün o sesi gerek GATA’daki törende, gerekse Kocatepe’deki törende şehitlerimizin yakınlarında gördüm. O vakur tavırları dolayısıyla sivil, asker bütün şehitlerimizin ailelerini buradan saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Şimdi yapmamız gereken bir Ankara ve Başkent için özel Türkiye’nin geneliyle ilgili güvenlik tedbirleri dışında özel bir güvenlik mekanizması ve Ankara’nın Başkent’in hususiyetlerini de gözeten bir eylem planı hazırlanacak. Bunda hem yaşadığımız münferit terör eylemleri, yani bir terör eyleminin gerçekleşmesi Gar gibi, işte Merasim Sokak’ta olan gibi hem de kitlesel eylemler üzerinden bazı provokasyonların olması ihtimaline karşı alınacak tedbirler güvenlik birimlerimizin bütün çabalarıyla bir eylem planına dönüştürülecek. Ve önce Sayın İçişleri Bakanımıza, sonra da bizzat bana tevdi edilecek ve bu bir genelge halinde bütün Ankara’daki kurumlara tevdi edilecek. Burada Ankaralı hemşerilerimizden beklentimiz, bu güvenlik konseptine, bu güvenlik ortak güvenlik anlayışımıza sahip çıkmaları ve güvenlik birimlerimize destek olacak şekilde gördükleri her risk unsurunu, karşı karşıya muhtemel kalabilecekleri her risk konusunda iletişime geçecek şekilde ve tedbiri de kendileri de tedbir alacak şekilde bizimle tam bir işbirliği halinde Başkentimizi korumak. Bu konuda eminim zamanla özellikle de güvenlik birimlerimizin alacağı tedbirlerle ve halkımızın buna vereceği destekle hep beraber terörü yenilgiye uğratacağız, hep beraber teröristlerin ortaya çıkarmaya çalışacağı psikolojiyi bertaraf edeceğiz ve bu ülkenin sahipleri biziz, bu ülkenin sahipleri olarak da hep beraber bu teröre karşı omuz omuzayız mesajını vereceğiz.

Son olarak şunu da ifade etmek isterim: Son bu terör saldırısı konusunda emniyet birimlerimizden, güvenlik birimlerimizden nihai bazı brifingler aldım. Hatırlayacaksınız Genelkurmay Başkanlığımıza yaptığımız ziyarette ilk ön bilgiler çerçevesinde o ziyaret esnasındaki hemen ertesi sabah saat 10 civarıydı teröristin kimliğini açıklamış, bağlantılarını tespit etmiş ve 9 kişinin gözaltına alındığını ifade etmiştim o saat itibariyle, o günden bu güne yapılan çalışmalarla gözaltına alınanların sayısı 22’ye çıktı. Şunu gururla ve tedbir ifadesiyle vurgulamak isterim: İçeride Milli İstihbarat Teşkilatı, Emniyet Teşkilatının İstihbarat Dairesi, emniyet birimlerimizin bütün temsilcileri, jandarmamız hepsini çok iyi bir koordinasyonla ve iyi bir ekip anlayışla çalışıyor görmekten büyük bir memnuniyet duydum. Ve ilk tespit ettiğimiz bilgiler ile bugün ulaştığımız daha kapsamlı bilgiler arasında da herhangi bir çelişki söz konusu değildir. Birilerinin algı operasyonuna bu konuda izin vermemek lazım. Evet, çok açık bir şekilde PKK, YPG bağlantısı ortaya çıkartılmıştır, bütün örgütsel irtibatlar tespit edilmiştir. Bu 22 kişinin bir kısmı terör yapısından daha çok araçların çalınması bir organize suç yine bazıları onun dışında kalan ki büyük çoğunluğu oluşturanlar ise bir terör örgütünün ve YPG ve PKK bağlantıları muhtevi terör örgütünün bütün dikey ve yatay ilişki hatları tespit edilmiştir. Kimse bu olayı saptırmaya kalkışmamalıdır ve bu irtibatlar nettir, kişiler çok açıktır, bu kişilerden ifadeler alınmıştır, bu kişilerin bağlantıları Türkiye’deki ve Suriye içindeki bağlantıları da açık bir şekilde ortaya konmuştur. Karşımızda PKK, YPG işbirliğiyle gerçekleştirilen bir terör eylemi vardır. Zaten YPG’nin PKK ile olan irtibatını da cümle alem açık bir şekilde Kandil, Sincar, Haseke bağlantısından bilmektedir, bu konuda hiç kimsenin zihinleri bulandıran bir algı operasyonuna yönelmemesi gerekir. Tabi yeni bilgiler gelirse bunların hepsi değerlendirilir, soruşturmaya katkı yapacak her bilgi göz önüne alınır. Ama şu ana kadar ulaştığımız bilgiler açık ve net bir şekilde örgütsel irtibatı da, bunun Suriye bağlantılarını da ortaya koymaktadır. 

Ben tekrar bu çalışmalarda çok etkin ve kısa sürede netice alıcı gayretleri dolayısıyla bütün güvenlik birimlerimize teşekkürü bir borç biliyorum. Bütün Ankaralılara, özellikle de Gar saldırısı sonrasında ve şimdi Merasim Sokak’taki saldırı sonrasında gösterdikleri vakur tavır ve şehri sahiplenme bilinci dolayısıyla teşekkürlerimi ifade ediyorum. Şehitlerimize bir kez daha rahmet diliyor, ailelerine vakur tavırları sebebiyle teşekkürlerimi ve taziye dileklerimi 78 milyon vatandaşım adına bir kez daha ifade ediyorum.

Soru- Sayın Başbakan, siz hem güvenlik, hem de istihbarat yetkililerine koordineli çalıştıkları için teşekkür ettiniz, ama bazı eleştiriler var özellikle de son 4 ayda sadece Ankara’da meydana gelen iki ayrı saldırıda 131 vatandaş yaşamını yitirdi. Bu noktada bu saldırıların önceden bilinmedi mi, engellenemez miydi, istihbarat ve güvenlik noktasında bir zafiyet mi var yönünde eleştiriler var, siz bu eleştirilere ne dersiniz?
Birde, Salih Neccar isimli teröristtin Suriye’de Esad rejimiyle ilgili ilişkisi olduğuna dair iddialar var bunun için ne dersiniz?

Başbakan Davutoğlu- Şimdi tabii günümüzde özellikle terör örgütlerinin kullandığı araçlar bağlamında öylesine çeşitlenme ve bu terör örgütleri arasında öylesine kirli ilişkiler söz konusu ki terör riskinden bigane olmuş, azade olmuş herhangi bir ülke yok şu anda. Yani biz nasıl burada bugün Ankara temelinde bu konuları ele almışsak, aynı konu diyelim İngiltere’de Londra temelinde, Fransa’da Paris temelinde, diğer ülkelerde yine başkentler temelinde ele alınıyor, yani terör artık küresel bir tehdittir. Bu küresel tehditten şu veya bu tedbirle uzak kalmış, bigane kalmış hiçbir ülke ve şehir yok. Onun için halkımıza özellikle seslenerek hep beraber buna karşı koyacağız deme ihtiyacı hissettim. Bu güvenlik ihtiyacı hepimizin ihtiyacıdır ve hep beraber bunu gerçekleştireceğiz bir arada. Peki, gerçekten bir güvenlik zaafı söz konusu mu sorusu, tabii biz bir hukuk devlet olarak hem bu eleştirilere, sorulara cevap teşkil edecek adımlar atmak durumundayız, hem de halktan meşruiyetini almış bir Hükümet olarak halkın güvenliğini temin etme sorumluluğu içinde bütün çalışmaları yapmak boynumuz borcu. Onun için zaten bugün bu çalışmayı daha önce birçok güvenlik zirvesini yapıyoruz. Tabii genellikle fark edilen şu oluyor: Bir saldırıda kaybettiğimiz canlarla birlikte bir psikoloji oluşuyor, ama o arada benzer kaç saldırının çok fedakarane çalışmalarla ortaya çıkarıldığı ve engellendiği göz ardı edilebiliyor.

Yılbaşından hemen önce, iki gün önce yılbaşını kana bulamak için ve çok büyük sayıda insan kaybına yol açmak için son aşamaya gelmiş bir terör çetesinin ortaya çıkarılmasını halkımızın detayları bildiğinde herhalde güveni artardı. Biraz önce dinledim zaten kamuoyumuza da mal olan hususlar. Yine İstanbul’dakine benzer şekilde Ankara Adliyesine yapılacak bir saldırıyı son anda nasıl engellendiği de ortadadır. Bu şu anlama gelmiyor: Olağan bir olayda bir aksaklık, bir eksiklik varsa tabii ki bunu değerlendirilmesi gerekir, onun için bu değerlendirmeleri yapıyoruz. Bu bağlamda zaten Gar saldırısından sonra biliyorsunuz emniyet içinde de Ankara Emniyetinde de bazı görev değişimleri ve bu anlamda açılan, yapılan soruşturmalar, idari anlamda göz önüne alınan hususlar söz konusu oldu. Hiçbir tedbir mükemmelen bu tür riski ortadan kaldırmaz. Nihai kertede son derece dinamik bir toplumsal hayata sahibiz, özgürlükleri korumak zorundayız, hayatın akışını kısıtlamamak durumundayız ve etrafımızda da büyük bir ateş çemberi var. Bütün bu çerçevede bilgi akışlarında bir eksiklik söz konusu olursa bunu içeride de arkadaşlara talimat olarak illetim ve Gar saldırısı sonrasında verdiğimiz talimatla artık her hafta ortak güvenlik toplantıları yapılıyor. Şimdi bunun daha da yoğunlaşmış bir şekilde, özellikle kritik yerlere dönük olarak simülasyon çalışmaları şeklinde yapılması talimatını da verdim. Yani daha saldırı olmadan diyelim şu kritik isimleri zikretmem doğru olmaz, ama kritik bütün mekanları tek tek masaya yatırdık, kritik binaları. Bütün buralarda yapılacak güvenlik çalışmalarının simülasyonunu da yapmaları talimatını verdim. Şimdi bütün bunları yapsak da güvenlik terör tehlikesi tümüyle ortadan kalkmaz bunu kabullenmek durumundayız, çünkü nihayet karşımızda birbirinden kopuk, ama bu anlamda profesyonelce yetiştirilmiş, bazen de dış istihbarat ajanlarınca yönlendirilmiş yapılar var.

Bunlara karşı alanı her santimetreye kadar kontrol etseniz dahi işte şimdi Merasim Sokak’ta ben alınan tedbirleri tek tek sordum. Yani sizin bana ya da muhalefet partilerimizin bana yönelteceği her soruyu ben güvenlik birimlerimize yönelttim. Bu niye yapılmadı, şu niye yapılmadı, şu nasıl oldu? Tabii bu değerlendirmeleri yaparken mesela niye Merasim Sokak’ta yola çıkan servis araçları belli bir rutin içinde çıkıyor ilgili askeri yetkilimizin verdiği bilgi bütün bu riski göz önüne alarak bunlar zaten 45 dakikaya yayılan, kademelendirilmiş ve farklı güzergah her gün takip edilerek giden servis araçları. Niçin Merasim Sokak’ta bu olay oldu diye sorulduğunda, tabii çok aşikar Ankara’nın kalbi, efendim Parlamentoya yakın Başbakanlığa, Genelkurmaya birileri bir mesaj vermeye çalışıyor, biz de bu mesaja karşı bu bölgelerin en iyi şekilde korunması içinde alınacak tedbirleri konuştuk. Ama mesela sadece bu risk göz önüne alınarak Merasim Sokak’ta park edilmesi yasaklanmış bu olaydan önce. Onun için dikkat ederseniz araç hareket halinde gelip vuruyor. Bu da Ankara içinde örgütlenmiş bir yapıdan daha çok İzmir’de bir aracın kiralanması, İstanbul’da bu aracın satılması bir çete tarafından, Diyarbakır Lice kırsalında bir başka çalışma araç üzerinde yapılması ve sonra Ankara’ya gelip bir saldırı tanzim edilmesi dolayısıyla, artık Ankara, İstanbul, İzmir bütün bu güvenliklerin tek bir perspektifle bütün resmi görerek yürütülmesi ihtiyacı var. Alacağınız her tedbiri detaylı bir şekilde ele alacağız, alıyoruz. Bir eksiklik varsa, bir ihtiyaç varsa bunlar karşılanacak onun için bu toplantıları yapıyoruz eğitim eksikliği dahil ne varsa. Ama dediğim gibi her an terör riski bugün dünyanın her yerinde herkes için geçerli bir risktir, vatandaşlarımızın da bu konuda güvenlik birimlerimize desteği büyük bir önem ifade ediyor.

Salih Neccar ismi etrafında yapılan çalışmalar itibariyle söylüyorum çok açık bir şekilde terör olayının olduğu yerde bu parçalanan araçta elde edilen parmak ve o parmak izi üzerinden ulaşılan kişinin Türkiye’ye girişi esnasında verdiği kimlikle ilgilidir, bu şey açık kimlik bilgileriyle ilgili ve bu yapının nihayette YPG’yle ilişkileri de tespit edildi. YPG’nin de Suriye rejimiyle ilişkisi çok açıktır. Nitekim bugün Suriye rejimi tarafından yapılan açıklamada ’YPG bizim birbirimizdir’ ifadesi açık bir şekilde söyleniyor. Yine Suriye rejiminin Birleşmiş Milletler Temsilcisi açık bir şekilde ’YPG bizim yetiştirdiğimiz, bizim desteklediğimiz bir örgüttür’ diyor. Yani bugün YPG kanlı bir terör örgütü olarak, kanlı bir rejimin piyonu, uzantısı mahiyetinde faaliyet yapan bir örgüttür. Bunun şek ve şüphe götürür tarafı yoktur. Bunu müttefiklerimizce de doğru anlaşılması ve doğru değerlendirilmesi icap eder. Bu anlamda YPG’nin Suriye rejimiyle ilişkisinde hiçbir tereddüt olmaması hasebiyle bu eylemi gerçekleştiren kişiyle YPG arasındaki irtibatlarda netleşmiş olması sebebiyle bütün bu irtibatların tek bir adresleri ve nihai referans noktaları ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Soru- Efendim, açıklamanızda siz de altını çizdiniz, Türkiye’ye parmak iziyle kayıtlı olarak giren kişiler hem İstanbul’da, hem Ankara’da olayın failleri olarak ortaya çıkmış durumdalar. Bu münasebetle acaba giriş sisteminde yeni bir düzenleme yapmayı planlıyor musunuz, girenlerin gözden geçirilmesi söz konusu olabilir mi?
Bir de izninizle, siz açıklamanızda aslında altını çizdiniz, ama bir de TAK’ın üstlenmesi durumu söz konusu, böyle bir üstlenmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Başbakan Davutoğlu- Şimdi birinci konu aslında aynı zamanda da takdir edilmesi gereken bir husus, yani demek ki çok iyi bir kayıt sistemimiz var ki iki sene sonra bir olay olduğu anda bir küçük parmak parçasından ve o parmak izinin alınması suretiyle daha 24 saat geçmeden o kayıt işlemi üzerinden bu parmak izinin kime ait olduğu tespit edildi. Yani 2 milyon 600 bin mülteci barındıran bir ülkede eğer böylesine iyi işleyen bir kayıt sistemi olmasaydı muhtemelen ya biz bu sonuca hiç ulaşamazdık ya da çok uzun sürede ulaşabilirdik. Ama demek ki, girdiği andan itibaren çok iyi bir kayıt sistemiyle parmak izleri tespit ediliyor ki hem İstanbul olayında, hem Ankara olayında kısa bir süre sonra faile ulaşabiliyoruz ve o gece bu tabii bir anda ortaya çıkan bir netice değil. O gece güvenlik istihbarat birimlerimiz o parmak izi üzerinden binlerce, milyonlarca dosyayı şeyden çıkartarak hani bilgisayar üzerinde filtre ederek sonuca ulaşıyor ve bu konuda da hani delil var mı, yok mu? Delil parmak parmak izinden daha güçlü bir delil daha dünyada keşfedilmedi. Alındığı parmak izi belli, kişinin burada parmağı olayı bir parmak ve bir kesik el bulundu, bunlarda belli. Dolayısıyla, burada bir teknik olarak alınması gereken tedbir alınmış ki ulaşabiliyoruz, ama ayrıca da bütün bu insan hareketliliğini filtrelendirilmesi, kontrol edilmesi, muhtemel suç unsuru olabilecek unsurların tespiti içinde yoğun bir istihbarat çalışması yapılıyor. Zaten dikkat ederseniz bu terör örgütleri bir anda bir suçluyu göndermiyorlar. Bugün tespit ettiğimiz network içindeki isimlerin neredeyse hiçbirinin geçmişte suç kaydından sakınılmış, bugün için saklanmış isimler neredeyse. Ya 2014’te giriyor 1,5 sene önce 2 seneye yakın bir süre önce ve o süre içinde atıl duruyor, yani girerken de daha önce tespit edilen bir suçu zaten olmuş olsa içeri sokulmaz. Ne kadar kapsamlı bir saldırıyla karşı karşıya olduğumuzu gösteren deliller bunların hepsi. Burada aracı bir yerden alıp, diğer yere götüren, aracı kiralayan kişiler içinde aynı şey geçerli. Suç işlemediği takdirde birini bu anlamda takip etmeyeceğiniz veya gözaltına almayacağınız için her bir terör olayı için neredeyse geçmişte sicilinde bunu gözükmeyen kişiler kullanılarak bir perdeleme yapılıyor tabiri caizse. Bütün bunlara karşı da tabii gerekli tedbirler alınıyor.

Dün yapılan açıklama, yani bu TAK çerçevesinde yapılan açıklama ise önce şunu sormak lazım: Daha önce zannediyorum Kumrular olayında da TAK üstlendi, ama anında üstlendi. Niye 3 gün bekleme ihtiyacı hissettiler bu açıklamayı yapmak için. TAK dediğinizde ayrı bir örgüt değil PKK’nın uzantısı bir örgüt, YPG’de PKK’nın uzantısı bir örgüt, yani TAK üstlenmiş olsa da bu YPG bağlantısını ortadan kaldırmaz, ama niye 3 gün bekliyor? Çünkü muhtemeldir ki bu işi, eylemi, bu terörü yapan kişinin bu kadar kısa sürede ortaya çıkarılacağını hesap edemediler ve bugün o ortaya çıkarılınca o irtibatı yok etmek ve uluslararası alanda YPG’nin meşruiyetine dönük gölge düştüğü hissine kapıldıktan sonra TAK diye bir örgüt, paravan bir örgüt, PKK ile irtibatlı bir örgüt bunu üstlendi. Acaba biz YPG dememiş bunu tespit etmemiş olsaydık, bütün dünyada bunları bilgilendirip YPG’nin gerçek yüzünü ortaya koymamış olsaydık böyle bir üstlenmeyi yaparlar mıydı? Dikkat ediniz bunlar hepsi aslında tek bir adresi gösteriyor YPG’nin de TAK’ın da emir aldığı Kandil’i gösteriyor. Biz de onlara karşı gerektiğinde her türlü tedbiri daha o gece Haftanin’de çok etkin elebaşlarının da olduğu bir kampa yönelik operasyonumuzda 70 teröristin etkisiz hale getirilmesi dahil olmak üzere bundan sonra da bizim canımızı yakan herkesi eğer bu olayda olduğu gibi adalete teslim edilebilecek durumdaysa adalete teslim ederiz ve bunların hepsi bu suçluların hepsi Türk Ceza Kanununun gerektirdiği ki Adalet Bakanımızdan bu konuda bilgi aldım, gerektirdiği en üst cezayla adalet huzuruna çıkarılacaktır. Adalet tabii yargı nihai kararını verecek, ama şu anki cari ceza hukukumuz çerçevesinde bunlara katkıda bulunan, bu canlarımızın şehit olmasına sebebiyet veren herkes her aşamada bu suçun ortağı olarak değerlendirilecek. Yurt dışındaysa Haftanin örneğinde olduğu gibi gerekli cezalandırmaları da silahlı kuvvetlerimiz ve bütün güvenlik görevlilerimiz yapacak. Türkiye’nin caydırıcı kudretini de herkes bu anlamda hissedecek. Bu çerçevede bu şeyin üstlenmesi dahi, üç gün gecikmeyle üstlenilmiş olması dahi YPG’yi açığa çıkarmak için yapılan bir algı operasyonundan ibarettir. 

Soru- Sayın Başbakanım, özellikle tabii ki siz müttefikler konusunda da bazı mesajlar verdiniz, ama son bizim aldığımız bilgilerde Dışişleri Bakanın Kerry’le yaptığı bir telefon görüşmesinden sonra Kerry’nin kendisine YPG’nin gerçekten güvenilmez olduğunu söylediği yönündeydi, kamuoyuna da böyle bir aktarımda bulundu. Sayın Cumhurbaşkanı da Obama’yla görüştü, görüşme sonrasında acaba yapılan açıklamalar doğrultusunda bunu soruyorum, Amerika Birleşik Devletleri ile YPG konusunda ya da PYD konusunda bir görüş ayrılığı tamamen giderilmiş oldu mu?

Başbakan Davutoğlu- Şimdi Suriye bağlamında farklı kanaatler olabilir ülkeler arasında. Bizim tehdit olarak gördüğümüzü bazı dost ülkeler görmeyebilirler, yani Suriye bağlamını söylüyorum. Onların gördüklerini biz görmeyebiliriz, yani bunlar hep istişareyle, danışarak birlikte konuşularak çözülecek hususlar ve son 5 yıl içinde de Amerika ile bu anlamda yakın bir işbirliğimiz oldu. Suriye’de çatışan gruplarla ilgili hep bilgileri birbirimizle paylaştık ve Suriye politikası bağlamında da bir koordinasyon yapmaya çalıştık, görüş ayrılıkları varsa da gidermeye çalıştık, nihayet bu Suriye’yle ilgili bir konudur. Dediğim gibi bizim istihbarat birimlerimiz Suriye’nin bu anlamda içindeki her türlü gelişmeye vakıftır, onların ki de belli ölçülerde vakıf hep beraber bunları paylaşırız. Ama iş Türkiye ise, yani Türkiye’ye tehdit ise, yani Türkiye’ye bir saldırı ise işte o zaman iş değişir. Müttefik ülkeden beklediğimiz tek şey Türkiye’yi savunmasıdır. Suriye’deki görüş ayrılığının Türkiye’nin güvenliği söz konusu olduğunda bu güvenlik anlayışına yansıtılmasını doğru bulmayız biz. Yani Suriye’nin içinde YPG’nin DEAŞ’a karşı mücadele edip, etmediği konusunda tartışabiliriz. Biz DEAŞ’a karşı yürüttüğü mücadelenin Rus uçakları tarafından da desteklenen DEAŞ’a karşı yapıldığı iddia edilen mücadelede de gerçek hedefin Özgür Suriye Ordusu ve ılımlı muhalefet olduğunu söylüyoruz ve zaten son dönemlerde hep bu böyle. Ama burada dediğim gibi konuşabiliriz, farklı görüşler ifade edebiliriz. Ama iş Türkiye’nin güvenli söz konusuysa, Türkiye’ye dönük bir tehdit söz konusuysa, Ankara’da 28 vatandaşımızın canı söz konusuysa bunu tartışma konusu yapmayız ki aynı Ankara, Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçiliğine yapılan bir terör saldırısıyla sarsılmıştı ve o zaman Amerika Birleşik Devletlerine dönük yapılan bu terör saldırısı konusunda Türkiye’nin nasıl açık bir tutum aldığı aşikardır.

11 Eylül sonrasında biz Afganistan’a birlikte teröre karşı mücadele etmek için giderken nasıl onların güvenlik kaygılarını gözetmişsek ve bir müttefik ülke olarak onlara yönelen tehdidi kendimize yönelmiş bir tehdit olarak görmüşsek ve 12 yıldır da ve şu anda da hala etkin olarak Afganistan’da biz bulunuyorsak, Amerika Birleşik Devletlerinden beklediğimiz tek şey tartışmasız ve amasız, belkisiz beklediğimiz tek şey, Türkiye’ye yönelik kim tehdit unsuru oluşturuyorsa bu bize karşıdır deme anlayışı. Beklediğimiz tek şey Türkiye’yle amasız bir dayanışma içinde olmaları. Suriye konusundaki görüş ayrılıklarımız ola ki dediğim gibi giderilebilir, ama Türkiye’ye hele Türkiye’nin 28 canı bugün bu saldırıyla kaybedilmişse, yüreğimize ateş düşmüşse, ben dün o yakınların çocuklarını gördüğümde, bağrıma bastığımda gözlerindeki akan her bir yaşın hesabını sormak bizim hakkımızdır. O zaman, ama beklemeyiz biz müttefikten, ama, virgül diyerek hiçbir cümle beklemeyiz. İşte bizim bugün Amerika Birleşik Devletlerinden de bize dönük acaba bunun arkasında YPG sorusu mu var mı diye sormaktansa, YPG’ye dönüp haddini bil ve Türkiye’ye dönük her saldırıyı biz bize dönük yapılmış saldırı addederiz açıklığıdır ve kendilerine de parmak izi gösterildi. Dışişleri Bakanlığına Büyükelçileri çağrılarak parmak izi gösterildi, kimlik bilgileri verildi, nereden geldiği anlatıldı, hala bu açık bir konudur denirse bizim için bu konu kapanmıştır. Ortada açık bir konu yok, Türkiye’ye dönük açık bir tehdit var, bunu da ümit ederim bütün müttefiklerimiz görür, takdir eder. Dün Sayın Merkel’le yaptığımız görüşmede çok açık bir şekilde destek beyanında bulundular ve Avrupa Birliği Toplantısı’nda da bu beyanı bütünüyle ifade ettiklerini gündeme getirdiler. Bize destek veren, taziye dileyen bütün dost ve müttefik ülkelere teşekkürü bir borç biliyoruz. Amerika Birleşik Devletleri de bu anlamda taziye diledi, Sayın Obama Sayın Cumhurbaşkanımızdan her düzeyde bu dilendi, ama dediğim gibi Türkiye’nin güvenliği söz konusu olduğunda dostlarımızdan ve müttefiklerimizden hemen arkasından amayla başlayan bir cümle gelmesini biz görmek istemiyoruz artık. 

Soru- Efendim, Cerattepe’de maden yapımına ilişkin bir tartışma var, halkın da tepkisi var. Bu konuda Hükümet olarak kararın yeniden gözden geçirilmesi mümkün mü, atılacak adım var mı ya da maden yapımı sürecek mi ve olaylar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Başbakan Davutoğlu- Şimdi tabii bugün gündemimiz son derece farklıydı, yani bugünkü gündemimiz bu çerçevede şekillenmemişti, ama bu terör olayına rağmen Artvin’deki gelişmeleri Cerattepe’yle ilgili gelişmeleri de yakından takip ettik. Şunu bir kez daha ifade etmek isterim: Türkiye’nin havası, suyu, taşı, toprağı, güneşi hepsi hepimize 78 milyona emanettir ve gerek bir insan olarak bütün dünyanın bu anlamda Allah’ın bize lütfettiği zenginliklerin korunması, gerek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, yetkilileri olarak da Türkiye’nin her köşesindeki çevrenin korunması bizim en asli görevlerimiz arasındadır. Bu konuda da Artvin’e 2 sene önce gittiğimde dağlarını, yaylarını gezdim, daha sonra seçim mitingi için gittiğimde de zikrettim dünyanın en güzel coğrafyalarından biridir o yaylalar, o dağlar, o tepeler onların korunması bizim için asli bir görevdir. Aynı şekilde Türkiye doğal kaynak bakımından çok zengin imkanlara sahip bir ülke değil, yani doğalgazımız, kaynağımız çok zengin değil petrol ve doğalgaz anlamında, ama maden bakımından zengin bir ülkeyiz çoğu zamanda bu zenginliği yeterince kullanmadığımız konusunda eleştiriye muhatap oluyoruz. İşte bor madeni şu kadar büyük kapasite var niye kullanmıyoruz diye kamuoyunda bir tartışma oluyor birçok kereler.

Şimdi kaynakları bu anlamda dar olmakla birlikte doğal kaynakları, maden kaynakları zengin olan bir ülke olarak bu kaynakları değerlendirmekte bizim ülkemizin ekonomik zenginliği bağlamında bir görevimizdir. Mesele şu: Bu iki görevi birbiriyle çelişmeden yapabilmek, yani hepimizin üzerinde anlaşması gereken iki prensip olmalı. İster şu görüşte olalım ister bu görüşte, ister çevreci olalım, ister enerji kaynaklarını kullanmaya dönük bir yaklaşım içinde olalım. Gelin şu iki konuda anlaşalım, bu ülkenin havasını, suyunu, taşını, toprağını hep beraber koruyacağız. Aynı şekilde bu ülkenin doğal kaynaklarının da ekonomiye bir katkı olarak gelmesi için hep beraber çalışacağız. Bu birbirleriyle çelişen tutumlarda değil, illa birini diğerine karşı tercih etmek zorunda da değiliz. Artık teknoloji o kadar gelişti ki, yerin altındaki doğal kaynağı çıkarıp işleyebilirsiniz, ama çevreye zarar vermeden bunu yapabilirsiniz. 19. yüzyılın barbar sanayileşmesi, yabani sanayileşmesi gibi bir durumla karşı karşıya değiliz. 20. yüzyılda elektrik sektörüyle birlikte gelişen sanayiyle de karşı karşıya değiliz, hatta otomasyon dönemi de geçti işte birkaç gün önce Bilim Teknoloji Yüksek Kurulunda Sanayi 4.0 üzerine konuştuk ve bilim ve teknoloji alt yapısını değiştirme, artık birçok şey çevreye zarar vermeden de yapılabiliyor. O zaman Artvin’deki bütün yerel aktörlere de buradan sesleniyorum, Türkiye’nin gelenindeki de hepsiyle konuşmaya hazırız. 

Ve nitekim bu konuşmalar neticesinde bu projenin 2013’de başlayan ilk çalışmalarından bugüne kadarda ciddi mesafeler alındı, yani ortada çıkabilecek ben bütün bu terörle mücadele bağlamında dikkat edin GATA’da törene katıldım, hemen onun öncesinde Genelkurmay’daki törenden sonra, yani hemen ertesi gün kamuoyuna yansımadı belki o şey içinde yani terörden bir gün sonra Perşembe günü Genelkurmay’daki toplantıyı müteakiben Enerji Bakanımızı, Çevre ve Şehircilik Bakanımızı, Orman ve Su İşleri Bakanımızı Artvinli olan özel şeyi dolayısıyla ilişkisi dolayısıyla Gıda ve Tarım Bakanımızı, Artvin Milletvekilimiz İsrafil Bey’i, ilgili bürokratları da bazen telefonlarla bağlanmak suretiyle yaklaşık 3,5 saat bir toplantı yaptım. Bu toplantı da onlara da net olarak bütün detaylarıyla bu projenin etraflı bir şekilde takdimini istedim. Çevre ve Şehircilik Bakanımıza sizin göreviniz, çevreyle ilgili her türlü tedbiri almaktır diye ifade ettim. Enerji Bakanımıza da ’Sizin göreviniz çevreye zarar vermeden bu doğal kaynağın kullanılması için gerekli tedbirleri almaktır’ dedim. İlgi firma bir ihaleyle bundan 3-4 sene önce burayı hukuken tamamlanmış bir işlemden bahsediyoruz almış. Birtakım itirazlar gelmiş bu itirazlar çerçevesinde de projede Çevre Şehircilik Bakanlığının ikinci ÇED raporuyla bazı düzeltmeler yapılmış ben bunları da o kadar detaylı dinledim ki arkadaşlardan biz uzman gibi şeyi görebilmek açısından. Mesela açık galeri diye planlanmış başta çevreye vereceği zarar dolayısıyla kapalı galeriye geçilmiş, yani yerin üstünde, şimdi yerin altında bir zenginlik var, Rabbimin lütfettiği bir zenginlik. Yerin üstü onun üstünde bir yer tabakası var, onun üstünde de yine Rabbimin lütfettiği bu milletin zenginliği çok güzel bir tabiat dokusu var. Cerattepe Artvin’in sırtını da verdiği bir yer dolayısıyla, biz öylesine şeyler söylendi ki işte bu dağ çöker vesaire. Bütün bu bilgileri şimdi bizim yerin altından bunu çıkartacağız, ama yerin üstüne zarar gelmeyecek bunu formülü. Açık galeri olsaydı bana aktarılan teknik bilgiler itibariyle söylüyorum, açık galeri olsaydı çevreye zarar verecekti ben bunu görüyorum. Ama ikinci ÇED raporunda bunun kapalı galeriye dönmesi kararlaştırılmış ve bir açık galeri olmasından gelecek çevre zararları bertaraf edilmiş.

İkincisi, eğer orada işletilecek olsa çıkan bakır çünkü toprakla karışmış 17 milyon ton şeyden bahsediyoruz toprakla karışmış, bakır cevheri 280 bin ton civarında bu da büyük bir zenginlik, yani dediğim gibi biz her bir kaynağı gözetmek durumundayız. Orada işletilmiş olsa çevreye zarar verebilirdi yine ikinci önemli tedbir olarak orada işletilmemesine karar veriliyor, yani Murgul’a bakır işletmesine götürülerek orada işletilecek, Cerattepe’de işletilmeyecek dolayısıyla bir tedbir daha alınıyor. 

Üçüncü bir tedbir, eğer bunlar oraya yol açılarak gidilse götürülse çok ciddi ağaç kaybına yol açabilecek bu sefer yola kadar teleferikle aktarılması kararı veriliyor ki, bir doku kaybı da olmasın. Şimdi bu üç tedbirde alınmış bir şekilde çevre zararı minimize edilmiş hatta yok edilmiş durumda. Şimdi eğer herhangi bir Artvinlinin ki dediğim gibi Şavşat’ta ben son Başbakan olmadan önceki son bir bayramda 2-3 gün orada kaldım hayran kaldım ve her zaman Artvinlilere söylüyorum seçilmiş bir şehirsiniz, dinlenme ihtiyacı olan buraya gelip nefes almalı diye, Artvin’in o güzelliklerini korumak bizim borcumuz. Kim gelir derse ki, ya şunu da yapsanız daha da iyi olur, buna yapalım. Kim derse ki ya şöyle bir tedbir alınabilir mi? Onu da düşünelim. Ama ya bırakın Türkiye Artvin bugün Artvin, yarın başka bir yer, bir yerlerden de kömür madeni var aşağıda veya başka madenler. Bütün bunlar yerin altında kalsın dokunmayalım derseniz bu sefer biz bütün bunları dışarıdan ithal etmek durumda kalacağız, ihtiyaçları karşılayamayacağız ve zenginliğimizi dışarıya ihraç edemeyeceğiz, cari açık dahil birçok sıkıntı da doğacak. Dolayısıyla, Artvinlilere de sesleniyorum,  bu iki prensipte anlaşalım çevreyi koruyacağız, yer altı zenginliğimizi de ekonomimize katkı olarak sunacağız. Bu ikisi uzlaşmaz hedefler değil, bunları birlikte gerçekleştireceğimize inanıyorum. Burada olmaması gereken şey şu: Nasıl olsa bir fırsat bulduk, madem ki böyle bir hassasiyet var Artvin’de dolayısıyla kamu düzenini de yok sayarak gidelim orada bir provokasyon yapalım, Hükümeti de eleştiri yöneltelim, Hükümeti de suçlayalım bu bir fırsattır diye düşünenler varsa işte o fırsatçılara da taviz vermeyiz onun da bilinmesini isterim. Her şeyi konuşuruz, ama böyle bir provokasyon çıkarmak kastıyla birisi de bir şeye yönelirse de Türkiye hukuk devleti gerekli tedbiri alır. Ha yanlış bir şey varsa işte mahkemede zaten süren bir dava var o dava neticelendiğinde yargı kararının gereği de yapılır, ama o olana kadar da yapılması gereken işlem yapılır. Herhangi bir aşamada bir zarar gelirse işte bunu da taahhüt ediyorum ola ki bütün bu tedbirlerden sonra hala orada diyelim bir zarar o andan itibaren de Artvin’in yeşil dokusunu korumak boynumuzun borcudur, gerekli adımı o anda da atarız. Ama istismar edilmesine, provokasyonlara alet edilmesine de izin vermeyiz. Tekrar bütün Artvinlilere buradan muhabbetlerimi, o güzel doğaya sahip çıkma konusunda onlar kadar hassas olduğumuzu da bilinmesi ricasıyla kendilerine iletiyorum.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.