Basbakan Davutoglu’nun Atatürk Havalimani’ndaki basin toplantisinda yaptigi konusmanin tam metni
Birazdan Brüksel’e hareket edeceğim. Bildiğiniz gibi ilk zirveyi 29 Kasım’da tertip etmiştik ve 28 AB üyesi ülkeyle liderleriyle biraraya gelerek yeni bir dönem başlatmıştık Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde. Bu alanda yine 28 ülkenin katılımıyla ikinci zirvede biraraya geleceğiz. Zaten 29 Kasım’da aldığımız kararla yılda en az 1 kere, ama değişik formatlarda 2 kere biraraya gelme kararı almıştık. Tabii 29 Kasım’da üzerinde mutabık kaldığımız bir eylem planımız var. Bu eylem planı, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerini yeni bir döneme, yeni bir aşamaya geçirdi. Bu çerçevede bir fasıl açıldı biliyorsunuz o günden bugüne. Fasılların açılmasına ivme katmak için de önemli çabalar sarf edildi. Ayrıca Schengen sistemine Türkiye’nin entegre olması ve vizesiz Avrupa seyahati imkânı tanınması bağlamında vize muafiyeti anlaşması ve geri kabul anlaşması uygulama eylem planlarında da mutabık kalmıştık. Türkiye olarak biz gerekli reformları adım adım yapıyoruz. 1 Kasım sonrası attığımız reform adımlarının önemli bir kısmı bu Schengen sistemine entegre olmakla ilgili.
Üçüncü önemli ayağı, Gümrük Birliğinin reforme edilmesi, bugünkü şartlara intibak edecek şekilde yeniden gözden geçirilmesi. O konuda da önemli çalışmalarımız var.
Tabii dördüncü bir önemli ayağı da, Suriye bağlamında Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki istişarenin yoğunlaşması ve mülteciler konusunda birlikte çalışma iradesi. O günden bugüne bu konuda çok önemli mesafeler alındı. Türkiye’nin attığı adımlar oldu, Avrupa Birliği’nin atmayı taahhüt ettiği ve attığı adımlar oldu. Biz bunu bir insani mesele olarak temelde görüyoruz. 4 yıldır Türkiye bu yükü, 5 yıldır tek başına neredeyse taşıyor. Ama 2015 yılının ikinci yarısından itibaren konunun Avrupa gündemine taşınmasıyla birlikte Avrupa’da görmekte olduğumuz duyarlılıktan memnunuz, ortak çalışma iradesinden de bu anlamda memnunuz. Son olarak bildiğiniz gibi birkaç gün önce Sayın Tusk’u tekrar Ankara’da ağırladık, bütün bu eylem planının unsurlarını gözden geçirdik. Fontex’in, NATO’nun yapacakları, ateşkes sonrası Suriye’deki durum, Türkiye’ye gelen mültecilerin burada ihtiyaçların karşılanması ve bunun için ayrılan 3 milyar avroluk fonun kullanımı da dahil olmak üzere, Ege’de alınacak tedbirler de dahil olmak üzere kapsamlı bir gündemi gözden geçirmiştik.
Bu akşam iner inmez Almanya Başbakanı Sayın Angela Merkel ve Hollanda Başbakanı Dönem Başkanı Sayın Mark Rutte’yle üçlü bir görüşme gerçekleştireceğim. Yarın sabah Avrupa Parlamentosu Başkanı Sayın Schulz ile bir görüşme yapacağız, daha sonra Yunanistan Başbakanı Sayın Çipras’la biraraya gelmeyi planlıyoruz. Daha sonra 28 ülkenin liderleriyle birlikte bir masa etrafında konuyu ele alacağız. Yine sonraki aşamalarda da Komisyon Başkanı Sayın Juncker, Konsey Başkanı Sayın Tusk ve benim katılımımla üçlü bir toplantı gerçekleştireceğiz ve bu konudaki çalışmaları gözden geçireceğiz. Avrupa Birliği-Türkiye Zirvesiyle ilgili çalışmalarımı tamamladıktan sonra bu kez NATO Genel Sekreteriyle bir görüşme gerçekleştireceğim ve Suriye sınırındaki gelişmeler, Ege’de NATO’nun yapabileceği katkılar başta olmak üzere Türkiye’nin güvenlik ihtiyaçları bağlamında daha önce çerçevesi belirlenmiş eylem planının hayata geçirilmesi de birlikte ele alınacak. İnşallah yarın akşam İzmir’e ineceğiz, güzel İzmir’imizde kalacağız. Salı günü Türkiye-Yunanistan Ortak Bakanlar Kurulu, Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi Toplantısını, her iki taraftan da 10’a yakın bakanın katılımıyla, Sayın Çipras’ın İzmir’e gelmesiyle İzmir’de bu toplantıya ev sahipliği yapıp Salı günü akşam Ankara’ya. Gördüğünüz gibi her gün bir başka şehirde, Cuma günü Silopi’deydik Şırnak’ta, Ankara, dün Tahran’da, bugün İstanbul’da, gece Brüksel’de, yarın akşam İzmir’de, ertesi gün Ankara’da bir devran dolaşıp ülkemizin tanıtımını gerçekleştirmek ve karşı karşıya kaldığımız meydan okumalarla ilgili gerekli çalışmaları yapmak için çaba sarf ediyoruz.
Soru- Sayın Başbakanım, Sabah Gazetesi’nden Zeynel Yaman.
Şimdi geçtiğimiz günlerdeki İran ziyaretinizde Sayın Ruhani’yle ve Sayın Cihangiri’yle görüşmenizde ortak vurguladığınız bir şey vardı; bölgedeki meselelerin dış aktörlerden tarafından çözülmemesi, bölge ülkeleri tarafından çözümlenmesi konusunda. Bugün de Sayın Ruhani’nin bir açıklaması oldu, İran ve Türkiye ateşkesi destekliyor, Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumaya dönük olarak da ortak fikir birliğinde diye. Siz Avrupa Birliği’nde zirveye katılacaksınız, çeşitli görüşmeleriniz olacak. İran ve Türkiye arasında bölgeye ilişkin yeni yol haritası veya atılacak adımlar konusunda somut birtakım gelişmeler olacak mı kısa veya orta vadede?
Davutoğlu - Şimdi hatırlayacaksınız, Irak Savaşı 2003’te olduğunda da biz bölge ülkeleri bu meseleyi çözsün, çözmeli, tartışmalı diyerek Irak’a Komşu Ülkeler Platformunu kurmuştuk. Biz ilkesel olarak hep bölge ülkelerinin kendi meselelerini çözerek bölgedeki kardeş kavgasına son vermesini benimsedik. Bu bağlamda Suriye’de de farklı bir tutum takınmadık, Suriye’de de bölge ülkeleriyle istişareye hep önem verdik. Bu bağlamda tabii Türkiye ve İran’ın özel konumları var. Çünkü gerek Irak’ta, gerek Suriye’de doğrudan komşuluk ilişkileri Irak’ta, Suriye’de de gerçekten barışa, ateşkese katkıda bulunacak ülkeler. Tabii diğer ülkelerin, Suudi Arabistan’ın, Ürdün, bütün komşu ülkelerin bu anlamda katkıları olur.
İran seyahatimiz esnasında Türkiye ile İran’ın Suriye konusunda ortak bir perspektif geliştirebilmesinin imkânlarını araştırdık. Dün vurguladığım gibi 5 ana konuda mutabık kaldığımızı gördük, Sayın Ruhani’nin açıklaması da aslında bu çerçevede değerlendirilebilir.
Bunlardan birincisi; bölgenin kaderini ve bölge ülkelerinin kaderini birlikte konuşmaları, önyargı olmadan, kayıt olmadan konuşmaları. Tabii bu diğer ülkelerin dışlanması anlamına gelmiyor. Ateşkesin sağlanması için Amerika Birleşik Devletleri ile Rusya arasında yapılan görüşmelere ya da Avrupa Birliği’nin mülteciler konusunda yaptığı katkılara itirazımız yok. Ancak özellikle son dönemde bölge ülkelerinin kanaatleri, düşünceleri çok fazla da dikkate almadan gidebilecek süreçler olabileceği intibaı verilen gelişmeler söz konusu oldu. Bu bölgenin ülkeleri hepimiz ortak kaderi paylaşıyoruz. Suriye ve Irak söz konusu olduğunda her iki ülkeye komşu olan Türkiye bu anlamda özel bir öneme sahip, Türkiye her iki ülkeye de Suriye ve Irak’a komşu olmak bağlamında Türkiye ve Ürdün iki ülkeyle komşu, inşallah önümüzdeki günlerde Ürdün’e de bir seyahatimiz söz konusu olacak.
Sayın Ruhani ile mutabık kaldığımız ikinci husus; bölge ülkelerinin aktif olması dışında ateşkesin sürdürülmesi ve kardeş kanının mümkün olduğunca durması. Bunun için de ortak çaba sarf etme kararı aldık. Şu anda ateşkes kırılgan bir durumda. Maalesef Rusya hala saldırılarına devam ediyor, hava harekâtına, birçok yerde rejimin ateşkes ihlalleri var. İran’ın bu konuda etkisini kullanması önemli. Bizim de muhalefet nezdinde önemli etkimiz var, birlikte ateşkesin sürdürülmesi için çaba sarf edeceğiz.
Üçüncüsü; Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanması. Son dönemde işte B planı, efendim kapalı kapılar ardında Suriye’nin parçalanması, işte belli yerlerde terör gruplarına neredeyse ülkenin terk edileceği, belli noktalara odaklaşacağı gibi senaryolar ortalıkta dolaşıyor. Buna izin vermemek üzere Suriye’nin yekpare güçlü bir Suriye olarak varlığını sürdürmesi konusunda da mutabıkız. Parçalanmış bir Suriye istemiyoruz. Ben İran’la görüşmelerimizde de İranlı muhataplarımla paylaştım, 100 sene önce Sykes-Picot bölgeyi parçaladı, tekrar daha küçük parçalara bölünmesine bizim izin vermememiz lazım. Bizim bölgeyi daha büyük ölçekte biraraya getirecek çabalar içine girmemiz lazım. Burada Türkiye’nin ve İran’ın da yapabileceği katkılar vardır.
Dördüncüsü; yeni oluşacak Suriye’de bu müzakereler neticesinde herkesin temsil edildiği, kimsenin dışlanmadığı bir siyasi yapı olsun. Yani bir mezhebin egemenliği, bir etnik grubun egemenliği, başka bir etnik grubun başka bir yerde egemenliği, şurası şu etnik gruba ait, burası bu etnik gruba ait, şurası Sünnilere, şurası Nusayrilere ait gibi parçalanmış bir tablo yerine, Suriye siyasal sisteminin herkesi temsil eden niteliğinin göz önüne alınması. Irak’ta bu yapılamadığı için Irak’ta hala huzurun, sükûnun sağlanamadığını hep beraber görüyoruz.
Ve nihayet beşincisi ve en önemlilerinden biri tabii; terör örgütlerine karşı, DEAŞ ve PKK’ya karşı gerek Irak’ta, gerek Suriye’de birlikte hareket etme kararlılığı.
Şimdi İran’la mutabık kaldığımız bu hususlar aslında bir çerçeve çiziyor. Bu çerçeve içinde biz İran’la da, diğer komşu ülkelerle de görüşmeleri sürdüreceğiz ve her zeminde bu çerçeveye sadık kalınması için çaba sarf edeceğiz. Sayın Ruhani’nin bugünkü açıklamalar da benim bu çizdiğim çerçeveye uygun düşen, tetabuk eden tabiri caizse açkılamalar. Dolayısıyla bundan sonra bu mesajları kamuoyuna, uluslar arası kamuoyuna vermeye devam edeceğiz.
Soru - Efendim, bugün katıldığınız bir televizyon programında dokunulmazlıklarla ilgili olarak bütçeden sonra görüşülebileceğinin sinyalini verdiniz. Bu anlamda karma komisyonun kurulması için bir takvim var mıdır kafanızda ve izleyeceğiniz yol itibariyle acaba tüm dosyaların indirilmesi gibi bir yol mu izlenecek? Yoksa sadece HDP’li vekillerin dosyalarıyla ilgili mi adım atılacak?
Bir diğer sorum da, kısmen girdiniz yine o konuya, ama MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin Anayasa referandumu konusunda yaptığı çıkış. Biraz bilmece gibi konuşuyor ifadesini de kullanmıştınız yayında ama, siz nasıl yorumladınız bu açıklamayı? 330 milletvekiline ulaşma konusunda destek vereceği şeklinde mi yorumladınız?
Davutoğlu - Şimdi bugün de açıkladım, yani dokunulmazlıklar konusu bir dönemdir gündemde. Sadece siyasilerin gündeminde değil toplumun da gündeminde. Çünkü terörü teşvik eden bazı açıklamalar, terörü kutsayan bazı taziye ziyareti gibi uygulamalar milletin mahşeri vicdanında çok derin izler, yankılar ve tepkiler doğurdu; bunu yok sayamayız. Dokunulmazlık, siyasilerin Meclis kürsüsünü fikir özgürlüğü içinde ve demokratik hukuk devleti kuralları içinde kullanma özgürlüğüdür ve kimsenin Meclis kürsüsüne müdahale etmemesini teminat altına alan bir özgürlüktür. Bu bağlamda dokunulmazlıkları savunuyoruz, savunacağız. Ama dokunulmazlık merkez kürsüsünün veya diğer siyasi faaliyetlerin hukuk devleti kuralları dışına çıkma özgürlüğü de değildir. Burada çok ciddi bir toplumsal tepki var. Sadece Türkiye’nin batısında, kuzeyinde değil, ziyaret ettiğim Doğu-Güneydoğu bölgelerinde de çok ciddi tepki var. Şırnak’ta, Silopi’de de bu tepki var. Ve orada da insanlar Cuma günü oradaki vatandaşlarımız bizlerle kucaklaştığında çok açık şunu ifade ettiler: Bunlar bizi temsil etmiyor Sayın Başbakanım diyor. Bu tavırları aman Kürt vatandaşlarımıza mal eden yaklaşımlara izin vermeyin diyor. Bir kardeşimiz orada, Ankara’daki saldırıda bizim canlarımızı alanları biz lanetliyoruz diyor. Yükselen bir toplumsal tepki var ve bu haklı bir tepki. Dolayısıyla dokunulmazlıkların böyle istismar edilmesini engelleyecek bir tavır almamız gerekebilir. Benim bugün kastettiğim, bütçe görüşmelerinden hemen sonra bir sürecin başlaması, bütçe görüşmelerinden sonra Meclis Başkanımızla da istişare edeceğiz. Ve dikkat ederseniz bir çağrıda da bulundum, bunun bir parti meselesi olmaması için bir çağrıda bulundum. Çünkü dokunulmazlık bütün Meclis’in üzerinde mutabık kaldığı ve milletvekillerinin tek tek hakları olan bir konudur. MHP ve CHP’ye de çağrıda bulundum, bu konuda tutumlarını görmek istiyorum. MHP bir açıklama yaptı, CHP’nin de tutumunu görmek istiyorum. Bu mesele AK Parti’nin tek başına yürüttüğü bir meselenin ötesinde, biz tek başımıza kalsak da ne yapacağımızı biliriz, ama Meclis’in itibarını korumak hepimizin ortak meselesi. Hatta HDP içinde hala çağrımı yapıyorum; eski bir müftünün çıkıp açıklama yapmasını bekliyorum, böyle bir taziye olur mu? İnsanlar niye vefat ettikten sonra haklarınızı helal ettiniz mi sorusuna muhatap olurlar? Çünkü orada birilerinin hakkı olursa hakkını talep etmesi için. Bu 29 canı alan teröriste o 29 canın haklarını helal ediyorlar mı, ettiler mi? Etmediler. Şimdi bunun cevabını vermek lazım, cevap bekliyorum. HDP içinde olup da akademik hayattan tanıdığım profesörler var, bilim etiği adına çıkıp cevap vermelerini bekliyoruz, tavırları ne olacak? Şimdi bunu yapmak suretiyle bu meseleyi bütün Meclis’in itibarını koruyan bir mesele haline dönüştürmemiz lazım. Bazıları şuna döndürmeye çalışıyor: Bu mesele HDP’ye dönük bir tavır veya bir partiyle diğer parti arasındaki ihtilaf. Meclis’in onurunu korumak hepimizin vazifesi. Biz AK Parti Grubu olarak, çoğunluğa sahip grup olarak bu onuru koruruz, ama bakalım diğerleri ne yapacaklar. Bunu da gördükten sonra atacağımız adımla ilgili hukuk ne gerekiyorsa onu yaparız, ne gerekiyorsa. Ama toplumun mahşeri vicdanının böyle her gün zedelenmesine, her gün bu vicdanın örselenmesine de izin vermeyiz. Bu manada cevapları bekliyoruz, Sayın Kılıçdaroğlu’ndan şey bekliyorum, böyle bir durumda tutumu nedir? Ve özellikle zikrettiğim; her milletvekili aldığı oy dolayısıyla saygındır, fikirlerine katılmasak dahi ona oy veren vatandaşlarımıza saygımız olur. Ama insani özellikleriyle, özellikle insani konuları sürekli gündemde tutan bazı HDP milletvekillerinin bakalım tavırlarını, tutumlarını görmek isteriz.
Sayın Bahçeli, şimdi Sayın Bahçeli daha önce de birçok konuda olduğu gibi, ben konuşmayı okudum, fakat mantık silsilesi ve cümleleri arka arkaya getirdiğimde sonuç çıkarmakta zorlandığım yerler oldu. Dolayısıyla Sayın Bahçeli’nin bu konularda daha açık, daha net ifadeler kullanması önümüzdeki sürecin aydınlatılması açısından ve atılacak adımlar açısından önemli. Yani şu netliği görmek isteriz Sayın Bahçeli’den: CHP olursa iyi olur Anayasa Komisyonunda, ama CHP olmasa da ben varım netliğini, yani arkadaşlar çekilmeyecek diyor, bu olumlu bir ifade. Ama arkasında gelen cümle, önünde gelen cümle o ifadeyi nakzedebiliyor, onun için gerçekten tutumunu açık ve net görmek isteriz. Gerek Anayasa Komisyonuna katılım konusundaki tutumu, gerekse referandumla ilgili tutumu. Tabii olumlu bir adım atarsa Anayasa Komisyonuna katılım bağlamında, Anayasa Komisyonu kaldığı yerden devam eder. Bir partinin sorumluluklarını yerine getirmiyor olması diğer partiye örnek teşkil etmez, her birimiz kendi hesabımızı halkın önünde veriyoruz. Onun için Cumhuriyet Halk Partisi’nin başkanlık sistemi olursa ben gelmem demesi diğerlerine örnek teşkil etmemesi lazım. Ümit ederiz Sayın Kılıçdaroğlu da bir kez daha düşünür, çünkü ben kendisiyle görüştüğümde böyle bir şartı bize öne sürmemişti. Biz kendi teklifimizi getiririz, siz de kendi teklifinizi getirirsiniz, darbe hukukundan arındırırız gibi pozitif bir dille sürekli konuşuldu. Bu arada ne oldu, tabii ben de merak ediyorum bir anda niye değişti bu tutum, dikkate şayandır. Sayın Bahçeli’nin de tutumunu daha açık, net ortaya koymasını bekliyoruz.
Soru- Efendim, AB Zirvesi’yle ilgili olarak bir soru sorayım; 29 Kasım’da varılan mutabakatta bazı noktalarda hala adımlar atılmadığını görüyoruz. Bunlardan bir tanesi bu 3 milyar euro, Şubat sonu, Mart başı bekleniyordu o para, henüz gelmedi, ne zaman gelecek? Biliyoruz o paraya ihtiyacı olmadığını Türkiye’nin sürekli ifade ediyorsunuz, ama bu merak konusu.
Bir diğer taraftan, Avrupa Birliği birçok şey konuşuyor, ama Türkiye’den ne kadar mülteci alacağı konusunda hala bir uzlaşmaya varabilmiş değil. Bu zirveden somut bir somut bekliyor musunuz?
Yine müzakere başlıklarıyla ilgili olarak da 23,24. faslın biz ne zaman açıldığını göreceğiz?
Davutoğlu - Şimdi haklısınız, yani bu bir eylem planı ve bu eylem planının Türkiye tarafına düşen unsurları var, Avrupa Birliği tarafına düşen unsurları var. Biz Türkiye tarafıyla ilgili olan konularda önemli adımlar attık. Tabii Suriye’de krizin tırmanarak devam etmesi sebebiyle mülteci sayısında dramatik düşüş olmadı, ama bir düşüş yaşandı. Avrupa Birliği’nin şu anda 3 milyar avro ve alacağı mülteci kotalarıyla ilgili bildirimde bulunması lazım. Bu fonun, yine vurguladığınız gibi biz her zaman söylüyoruz; Türkiye tek başına da olsa bunu göğüsler. Adaletsizce olsa da, külfet paylaşımı açısından doğru bulmasak da biz vazifemizi yaparız. Ancak son Sayın Merkel’le olan görüşmemizde, Sayın Tusk’la olan görüşmemizde de inşallah önümüzdeki günlerde, belki haftalarda, ama çok uzun olmayan bir sürede Avrupa Birliği’yle mutabık kaldığımız süredeki mültecilerle ilgili ilk projelerin devreye girmesini, temel atmalarını gerçekleştireceğiz. Özellikle mültecileri ağırladığımız illerdeki okul yapımları, hastane ve diğer ihtiyaçlarla ilgili hususlar konusunda önümüzdeki günlerde ciddi bir hareketlenme bekliyoruz. Biz bu konularda projelerimizi hazırladık, yarın da bu projeleri Avrupa Birliği’yle görüşeceğiz. Mülteci kotaları veya mültecilerin alımıyla ilgili ise, yarın önemli konulardan biri o olacak. Burada bir sıralama yapılmasını çok doğru görmüyoruz, önce sayılar düşsün sonra mülteci alınsın ya da önce tümüyle mülteci akımı dursun; bunları kontrol etmek tümüyle kimsenin elinde değil. Önemli olan eş zamanlı olarak gerekli adımların insani çerçevede atılması. Bu müzakere konusu olmaktan çok insani bir konu. Biz gereğini yaptık, yapıyoruz, yapacağız. Avrupa Birliği’nin de ama dediğim gibi bizi ümitlendiren ve açıkçası olumlu gördüğümüz husus; Avrupa’da bu duyarlılığın artması ve başta Sayın Merkel olmak üzere Avrupa ülkelerinde liderlerin bu konularda insani duyarlılığı öne çıkaracak bir tutum sergilemeleri. Tabii bizi üzen açıklamalar da oluyor, ama neticede Suriye konusunda insani boyutunun öne çıkması memnuniyet verici. Bütün bunları görüşeceğiz. Önümüzdeki günlerde, haftalarda gerekli adımların atılacağını ümit ediyoruz.
Çok teşekkür ediyorum. Hayırlı akşamlar.