Basbakan Davutoglu’nun “Basbakan ile Gündem Özel” programindaki konusmasinin tam metni
Türkiye’nin birbirinden önemli iç ve dış gündem maddeleri var ve böyle bir ortamda yayın konuğumuz İstanbul’da Başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu.
Efendim, yayınımıza hoş geldiniz, iyi pazarlar.
BAŞBAKAN AHMET DAVUTOĞLU- Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.
SUNUCU- Efendim, hemen HDP’li milletvekillerinin fezlekeleri ve buna paralel olarak da dokunulmazlıkları konusuyla başlamak istiyorum. Şöyle ki; 5 HDP’li milletvekili hakkındaki fezlekeler Başbakanlığa geldi. Siz Meclis’e gönderdiniz mi veyahut ne zaman göndereceksiniz? Buna paralel olarak hakkında fezleke düzenlenmiş olan başka HDP’li milletvekilleri de var. Artı, fezlekelerin Meclis’e gitme yolu açıldıysa, o takdirde diğer partiler haklarında fezlekeleri olan milletvekilleri hakkındaki tutum ne olabilir? Acaba teröre destek gibi bir ayrım getirmeyi düşünüyorsunuz? Bu sorularla başlayalım.
DAVUTOĞLU- Şimdi her şeyden önce tabii milletvekili olmak, milletin vekili olmak hasebiyle çok ağır bir sorumluluğu hepimizin üzerine yüklüyor. Hem millet adına konuşacaksınız, millet adına hükmedeceksiniz, millet adına siyaset yürüteceksiniz hangi partiye mensup olursanız olun. Dolayısıyla bu ağır sorumluluğun gereğini yapmak herkes için önemli bir vecibe. Bu ağır sorumluluk aynı zamanda insani ve hukuki sorumluluğu da beraberinde getiriyor. İnsani sorumluluk insan canını, malını, namusunu, onurunu kutsal kabul ederek insan hak ve özgürlüklerine saygı gösteren bir tutum sergilemek. Hukuki sorumluluk ise, Türkiye’deki demokratik hukuk kuralları içinde faaliyet icra etmek, görüş beyan etmek. Dolayısıyla dokunulmazlığın çerçevesini çizen, temelde hepimiz için çizen bu insani ve hukuki boyuttur. Bu çerçevelerde sadık kalındıkça her türlü düşünce özgürlüğü, kürsü özgürlüğü demokrasilerin olmazsa olmaz şartıdır ve Meclis kürsüsü bu anlamda hiç kimsenin dokunamadığı bir makamdır. Orada konuşan bütün millet adına konuşur, orada fikir beyan eden şahsi fikrini beyan etmekle birlikte bütün milletin vekili olarak da fikrini beyan eder. Yani şu veya bu partiden seçilmiş olmamız milletin tümünü temsil etme keyfiyetini ortadan kaldırmaz.
Şimdi bu çerçeveden bakıldığında, dokunulmazlığı bu çerçeveye oturtup demokratik hukuk devleti kuralları içinde suç teşkil eden hususlara teşmil etmemek lazım. Bu sıradan suçlar için de böyle geçerli. Yoksa milletvekilliğini hukukun dışında, hukuk kurallarından azade ve bigane olduğumuz bir mevki-makam şeklinde telakki edersek, bir müddet sonra burası her türlü hukuki ve insani ilkenin üzerinde seçkinci bir elit haline dönüşür milletvekilleri. Hepimiz bu anlamda millete hesap vermekle yükümlüyüz; bu standardın oturması lazım. Öyle iki ifrat ve tefrit noktasından gidiyoruz ki bazen milletvekilliği üzerinde ağır baskılar oluşturuluyor ve milletvekilliğin en temel hakları yok edilebiliyor, 12 Eylül müdahalesinde, 27 Mayıs müdahalesinde olduğu gibi ya da Merve Kavakçı olayında olduğu gibi milletin vekili yemin bile ettirilmeyen bir baskı altında kalıyor vesayet sistemi. Bazen de dokunulmazlık öylesine yorumlanıyor ki, hiçbir kayıt yok, her şey yapabilir milletvekili, sokakta farklılık iddia edebilir, suç işlediğinde herhangi bir şekilde müeyyide uygulanmaz ya da işte son olayda gördüğümüz gibi insani ve hukuki açıdan savunulması mümkün olmayacak şekilde 29 canımızı almış olan bir teröriste, bir caniye taziye ziyaretinde bulunmak gibi bir ifrata götürülüyor. Öncelikle hepimizin dokunulmazlıkların çerçevesi konusunda anlaşmamız, bir mutabakata varmamız lazım. Ben bana en aykırı fikirlere dahi sahip olsa, her milletvekilinin kürsü dokunulmazlığını sonuna kadar savunmamız gerektiğini düşünüyorum ve savunuyorum da. Ne söylerse söylesin, hangi fikri beyan ederse etsin millet adına milletin kürsüsünden konuşan kimseye dokunulmaz. Ama aynı şekilde bir insan olarak ve milletten meşruiyetini almış bir Hükümetin Başbakanı olarak da, 29 canımızı almış olan ve bu sadece o Ankara olaylarıyla ilgili değil diğer terör olaylarını da teşmil edilebilecek şekilde bir caniyi taziye ziyaretini de dokunulmazlık çerçevesinde değerlendirmek mümkün değil. Şimdi bu ilkeleri koyduktan sonra ya da bazı milletvekillerinin fiilen teröristlere silah taşıması gibi, bunlar milletvekilliği dokunulmazlığı içine giren hususlar değildir.
SUNUCU- Fezlekeleri gönderdiniz mi Meclis’e?
DAVUTOĞLU- Şimdi geleceğim oraya. Dolayısıyla bir kere önce bu ilkeyi koymamız gerektiğini ifade etmek ve buralarda anlaşmamız lazım, hangi parti olursak olalım burada anlaşırsak ondan sonra işimiz kolaylaşır. Fezlekeler konusuna gelince, zaten bu bir rutin işlemdir, Adalet Bakanlığı Başbakanlığa gönderir, Başbakanlık da Meclis’e gönderir. Bugünlerde dokunulmazlık gündemde olduğu için bu fezlekelerin gönderilmesi sanki yeni bir durummuş gibi algılanıyor. Hayır, rutin bir işlemdir, daha önce başka fezlekeler de aynı usulle gönderilmiştir. Bütün bunları bütçe sonrasında hep beraber değerlendireceğiz ve fezlekelerle ilgili, Meclis’e ulaşmış fezlekelerle ilgili ne yapacağımız hususunu Meclis Başkanımızla da, gerekirse diğer parti temsilcileriyle de görüşürüz. Çünkü bütün Meclis’in onurunu temsil eden bir husus, ben eminim Cumhuriyet Halk Partisi de, MHP de ve geçen gün vurguladım, HDP’nin makul ve vicdan taşıyan milletvekilleri de bu milletvekilinin bir teröristin taziyesine gitmesini kabul etmemiştir. Dolayısıyla burada öncelikle bunu bir AK Parti meselesi olarak görmemek lazım. Bunu Meclis’in onuru, itibarı ve Meclis’teki her bir milletvekilinin milletin vicdanını temsil etmesi hasebiyle değerlendirmek lazım, biz bunu bir parti meselesi olarak değil Meclis’imizin onuru meselesi olarak görüyoruz.
SUNUCU- Zihin karışıklığına yol açmamak için bir kez daha sormak istiyorum; 5 HDP’li milletvekiliyle ilgili olarak fezlekeler Meclis Başkanlığı’na gitti mi?
DAVUTOĞLU- Gönderildi, gitti tabii. Gönderildi, ama bu rutin bir işlem. Yani böyle bir tartışma gündemde olmasaydı ve başka konularla da ilgili olsaydı da Başbakanlık bu şeyleri Meclis Başkanlığı’na gönderirdi.
SUNUCU- Peki, taziyeye giden milletvekilleriyle ilgili fezlekenin durumu nedir?
DAVUTOĞLU- Tabii o gelen bütün hukuki işlemi tamamlanmış bütün fezlekeler Meclis Başkanlığı’na gönderilir.
SUNUCU- Peki, biraz evvel de söyledim, sadece bu 5+1 HDP milletvekili değil daha başka HDP’li milletvekilleri hakkında da fezlekeler var, başka partilerden de fezlekesi olan milletvekilleri var. Genel bir tutumunuz olacak mı, yoksa teröre destek mi sizin?..
DAVUTOĞLU- Onun için en başta bu çizgiyi söyledim; insani ve hukuki bakımdan Meclis dokunulmazlığının dayandığı ilkeleri aşan konularda hepimizin buluşması lazım. Bütün fezlekeler bu boyutu taşımıyor, çok sıradan bazı olaylarla ilgili oluşmuş hukuki fezlekeler de var. Ama öncelikle selektif olarak da bu iki konuyu, ilkeyi ortaya koyacağız. Ve dediğim gibi bu sadece AK Parti meselesi değil, Sayın Kılıçdaroğlu da, Sayın Bahçeli de, kendileri de bu muhasebeyi yapmalı ve bize bu konuda görüş beyan etmeliler diye düşünüyorum. Yani bu meseleyi AK Parti’nin bir tutumu olarak, bizim tutumumuz açık ve aşikâr, bunu da ifade ediyorum.
SUNUCU- Sayın Bahçeli, üstümüze düşeni yaparız dedi.
DAVUTOĞLU- Tamam, Sayın Kılıçdaroğlu’nun da bu konuda tavrını görmek isteriz. Eleştirdi, ama bunun Meclis onurunu rencide eden bir tutum olduğu konusunda mutabık kalıp ortak bir tavır almamız önemli. Yani tek bir partinin meselesi olarak değil, hatta diyorum bakın HDP içinde makul milletvekillerinin de bu konuda tutumlarını görmek önem taşıyor. Yani geçen vurguladım, HDP milletvekilleri arasında eski bir müftü var, onun kendi dini, vicdani kanaatini de doğrusu duymak isterim. Evine gitmekte olan, helal rızk için akşama kadar çalışmış, evine gitmek için servis otobüsüne binmiş insanları katleden bir caniyi kutsama anlamına gelen, mazur görme, hatta övme anlamına gelen bir tavrı nasıl görüyor? Bunu bırakın milletvekili olmaya, bir insan olmaya yakıştırıyor mu? Aynı şekilde bazılarını şahsen tanıdığım eski akademisyenler var HDP içinde, akil insanlar heyetinde burada beraber olduğumuz akademisyenler var. Böyle bir mantığı çözüm sürecinin birlikte dokunmuş temel çerçevesine sığdırıyor mu, bir insan olarak bunu nasıl görüyor duymak istiyorum. Eskiden beri bu konulardaki hassasiyetini ifade eden milletvekilleri de var HDP’de, onların da seslerini duymak istiyorum. Ya çıksınlar desinler ki, evet bu hanım doğru yapmıştır, çünkü o cani, o terörist doğru bir iş yapmıştır ve onun cenazesine gitmek, taziyesine gitmek doğru bir işlemdir desinler, biz de bilelim yüzlerini, çehrelerini ya da açık bir şekilde bu insanlığa da, milletvekilliğine de sığmaz desinler, o zaman da dokunulmazlık konusundaki tavırlarını onların da görmüş oluruz. Ama burada ikiyüzlü bir tavrı kimse göstermemelidir. Yani buradan çıkıp da Türkiye 90’lı yıllara mı dönecek, ona da izin vermem, yani Parti olarak izin vermeyiz, Meclis olarak izin vermeyiz. Evet, hak ettiği muameleyi görürler, ama hiçbir şekilde Türkiye’de 90’lı yıllarda olduğu gibi bir manzara söz konusu olmaz, o da bu milletvekillerine saygı sebebiyle değil, çünkü yaptıkları hiçbir saygıyı hak etmiyor, onlara oy veren vatandaşlarımıza saygı sebebiyle herhangi bir milletvekilini 90’lı yıllarda olduğu gibi işte yaka-paça götürülüyor görüntüleri olmaz. Fakat hukuk bir şey söylüyorsa onun da gereği yapılır.
SUNUCU- O zaman tutuklamalar gündeme gelecek olursa…
DAVUTOĞLU- Bu bizim meselemiz değil. Bakın öyle bir hava estiriliyor ki Türkiye’de, istenildiğinde ve eleştirmek istendiğinde Hükümete yöneltiliyor, niye şu tutuklama oldu deniyor. Bazen de dönüp Hükümete deniliyor ki, hukuka niye karışıyorsun veya Hükümet hukuktan elini çeksin. Tutuklama Hükümetin işi değildir, tutuklama yargının işidir. 1,5 senelik Başbakanlık dönemimde hiçbir hukuki sürece müdahil olmadım, olmayı da doğru görmem. Hangi konu olursa olsun yargı kendi vicdani hükmünü vermeli, tutuklama onlarla ilgili bir şey, bizimle ilgili değil. Ama Meclis Başkanımızla da görüşürüz, bu tür eğer oraya doğru giderse, dokunulmazlığın kaldırılması yönünde Meclis iradesi oluşursa, Meclisin yine itibarını rencide etmeyecek bir şekilde hukuki bir sürecin işlemesi lazım. Çünkü bütün bu meseleler istismar aracı olarak görülüyor. Bir anda suçlu konumunda olanlar mağdur durumuna düşürülüp Türkiye’nin algısı değiştirilmeye çalışılıyor, dolayısıyla bu konularda hepimizin özen ve hassasiyet göstermesi lazım.
Hukuki süreç hukuki mantık içinde işlemeli, siyasi süreç siyasi mantık içinde işlemeli. Hukuki süreç işliyor, bir fezleke oluşuyor, Meclis Başkanlığa bizim üzerimizden gönderiliyor, sonrasıyla ilgili atılacak her adımda hepimizin özenle, itinayla davranması lazım, Türkiye’nin demokratik hukuk devleti niteliğini sarsacak hiçbir görüntüye de izin vermemek lazım.
SUNUCU- Burada aklıma şu kusur geliyor, onu sizinle paylaşmak istiyorum: Peki bu nasıl olacak? Çünkü eğer tutuklama kararı çıkacaksa, bir taraftan Meclisin itibarından bahsediyorsunuz, bir taratan hukuki süreçlerinden bahsediyorsunuz…
DAVUTOĞLU- Meclis içinde olmaz, tutuklamanın illa Meclis içinde olması mı gerekir? Yani dediğim gibi, bunların hepsini değerlendireceğiz, dokunulmazlıkla bir adım atmak gerektiğinde, şu anki benim vicdani kanaatim, bu ilkeler etrafında gerekli adımlar atılmasıdır.
SUNUCU- Dokunulmazlığın kalkmasından yana mı?
DAVUTOĞLU- Tabi tabi, belli şahıslar için. Yani görüş beyan etmiş, şunu demiş, bunu demiş, onlara hiçbir şekilde dokunulması gerektiğini kanaatini düşünmüyorum, kanaatine… Ama bir insan olarak, yani milletvekili olarak taşıdığımız vasıf dışında bir insan olarak da böyle bir caniyi kutsayan bir tavrın Meclis bünyesinde mazur görülmesi söz konusu olmaz. Onun için net hukuki süreç işler, bu sadece hukuki bir anlam taşır, ama o hukuki süreç işlerken Türkiye’de demokratik hukuk devleti kurallarını şey yapacak, itibarını kaybettirecek bir görüntünün oluşmasına da izin verilmez; yapılması gereken budur.
İlla bizim ifrat ve tefritte olmamız gerekmiyor, yani ya sessiz kalmak ya da tümüyle suçlu olanı mağdur gibi bir görüntü verecek şekle dönüşmek, bu iki pozisyonun da dışında kamalıyız. Hukuki süreç işlemeli, ama kimse suçluyken mağdur durumuna düşüyor görüntüsü verecek bir atmosfer de oluşmamalı. Bunları itinayla yürütürüz. AK Parti olarak dediğim gibi bizim tutumumuz açık ve net olur, ama bu tutumu CHP’den, MHP’den, MHP kısmi bir şey verdi, ama daha açık bir şekilde görmek, hatta HDP’nin makul ve insan vicdanı taşıyan milletvekillerinden de ben bir tavır bekliyorum.
SUNUCU- Sayın Başbakan, yurt içindeki operasyonlarla devam etmek istiyorum.
Hemen herkesin aklındaki, zihnindeki bir soruyu size yöneltmek istiyorum; Sur’daki operasyonlar bir türlü bitmedi. Sur’daki operasyonlar ne zaman bitecek, niye bitmiyor? Bu konudaki yorumunuzu, düşüncenizi almak isterim.
DAVUTOĞLU- Şimdi her şeyden önce, bakınız terörle mücadele 23 Temmuz’dan beri çok büyük kararlılıkla sürüyor. Herhalde hiç kimse böylesine kararlı bir mücadeleyi yürüteceğimiz kanaatine sahip değildi başında, başta bu terör örgütü. Zannettiler ki biz sadece zevahiri kurtaracak bazı adılar atıp belli bir yerde bu operasyonlar duracak ya da 1 Kasım seçimleri sonrası duracak. 23 Temmuz’da verdiğim talimat ve kararlılığımız neyse, bugün de aynısı geçerlidir. Biz bu ülkenin hiçbir yerinde silahlı bir yapılanmaya izin vermedik, vermeyeceğiz, herkesin bunu anlaması lazım.
Ha bu mücadeleyi yürütürken beni memnun eden birkaç husus var. Yüreğimiz yanıyor, şehitlerimiz var, bütün şehitlerimize rahmet diliyoruz. Ama memnun eden husus şu: Güvenlik birimlerimiz arasında olağanüstü iyi bir koordinasyon var. İşte Silopi’deydim, hem halkımızla buluştum Cuma Namazı, -biraz daha ona detaya girerim- ama sonra Kaymakamlıkta bütün süreçle ilgili brifing aldım, Tugay Komutanlığında güvenlik brifingi aldım. Hepsinde gördüğüm şey, asker, polis, jandarma, mülki birimler çok iyi bir koordinasyon içinde bunu yürütüyorlar.
İkinci memnuniyet verici olan husus şu ki; bunu alanda görmekten, hele hele Silopi’de görmekten büyük bir memnuniyet duydum, güvenlik birimlerimiz halk ile teröristi çok iyi ayırmış bu sefer, 90’lı yıllardaki gibi değil. Halkla terörist öylesine ayrılmış ki, halk memnun, halk mutmain.
Bakın, Demirtaş benim hemen Kaymakamlık önünde açıklama yapıp ayrıldığımı, kaçtığım falan gibi laflar sarf etmiş. Ben Silopi’de dün 5 saat, 5,5-6 saat belki kaldım ve Silopi’nin her kesimine elimi değdim, her birini bağrıma bastım. Gizli gizli, herhalde Cuma Namazı gizli kılınmaz bu memlekette, Cuma Namazında halkımla beraberdim, yaklaşık 1 saate yakın tek tek Cuma Namazına gelen Silopililerle musafaha yaptım. Onlar Cuma Namazını yeni öğreniyorlar, öğrenmeye çalışıyorlar, daha önce minarelerden marş çaldıranlar şimdi birden Cuma Namazını hatırladılar. Biz ise halkımızla her yerde bu ibadetimizi de, doğal bulaşmalarımızı da yaparız. Ve bu her birini dinledim, musafaha yapmak el sıkışmaktır, barış ve esenlik dinlemektir, ama aynı zamanda orada bir söz söylemek isteyen, Başbakana doğrudan sözünü söyleyebilecek bir platformdur da orası. Ve her birini dinledim, bazıları eğildi kulağıma özel şeyler söylediler, bazıları kendi şahsi bazı taleplerini ilettiler. Ama hepsinin birleştiği şey, gözümün içine bakarak bir daha eski günlere dönmek istemiyoruz dediler.
Sonra çıktım Cuma Namazından, yol boyu Kaymakamlığa kadar yolda beni karşılamak için biraraya gelmiş ve muhabbet gösterilerinde bulunan vatandaşlarımızla buluştum, tek tek neredeyse tokalaştım. Sonra esnafları ziyaret ettim. Eğer Konya’da, Kulu’da ya da ne bileyim Akşehir’de bir program yapsaydım, aynı programı Silopi’de uyguladım, yanımda eşim vardı, arkadaşlarım, 6 bakanımız vardı, hiçbirinin üzerinde çelik yelek yoktu, hiçbirinde özel bir güvenlik…
SUNUCU- Sizde?..
DAVUTOĞLU- Yoktu. Hiçbirimizde özel bir güvenlik tertibi yoktu. Hepsiyle kucaklaşarak, çocuklarla sohbet ederek, gençlerle, Silopi 1960 Takımının futbolcularıyla konuştum, Kaymakamlıkta brifing aldım. Ve orada Sayın Cevdet Yılmaz’ı Başbakanlık genelgesiyle tam yetkiyle donatarak oraya görevlendirdiğimizi söyledim. Bütün bakanlıklarımız yaptıkları faaliyetleri anlattılar, Kaymakamımız brifing verdi, Valimiz brifing verdi ve bundan sonra atılacak adımları planladık. Bugünden itibaren de Sayın Cevdet Yılmaz orada, ülkenin Başbakanı oradaydı, bundan sonra da ülkenin Bakanı orada olacak, gece ve gündüz çalışmaları yönetecek. Yollar temizlenecek ki büyük ölçüde temizlenmiş, hasarlı binalar tamir edilecek, tadil edilecek…
SUNUCU- Cevdet Bey gidip gelecek mi, yoksa orada mı duracak belli bir süre?
DAVUTOĞLU- Orada duracak, işi oldukça gelecek, nihayet Kalkınma Bakanlığını da idare etmesi lazım, ama gününü orada geçirecek, sadece orada değil, Cizre’de, Sur’da geçirecek, Bir anlamda özel yetkiyle bütün o operasyon sonrası dönemi, birlik, huzur, demokrasi eylem planının uygulamasına nezaret edecek. Her bir bakanlık Cevdet Beye bir müsteşar yardımcısı verecek, ayrıca bakanlarımız tabi kendi bakanlıklarıyla ilgili görevleri yapmaya devam edecekler. Ama bakanlarımız sadece bu görevle görevli değil, bütün Türkiye’nin Çevre Şehircilik Bakanlığı’nı veya Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı’nı yürüttükleri için hepsi çalışmalara bu şekilde katılacak.
Bunları dinledim, çıktım tekrar yürüdüm halkın arasında, bir kitapçıya girdim, o kitapçıda klasik eserlerin, orada kitapçıda olan tümünü satın alıp çocuklara ebediyet eserlerini, Ömer Seyfettin’in, Batı klasikleri, Doğu klasiklerini dağıttık. Yolda halkla beraber yürüdük, sevgi gösterileri arasında yürüdük.
Sonra Tugay Komutanlığımıza gittik -ve iftihar ediyorum- Tugay Komutamızdan brifing aldıktan sonra, Tugay Komutamızın eşi Lütfiye Hanım Silopi’de bir okulda ders veriyormuş, öğretmen, meslektaşımız ve Silopili çocuklar -bu önemli bir ölçüdür- Silopi’nin Tugay Komutanının eşinden ders alıyor, okuma-yazma öğreniyor. Onun üzerine onun okuluna gittik, sınıfına gittik, bir anne şefkatiyle öğrencilere nasıl davrandığını gördüm ve öğrencilerin onu nasıl muhabbetle sevdiklerini. Öğrenciler toplu olarak tek tek kıtalarıyla İstiklal Marşı’nı okular.
Oradan çıktık şehit evine gittik, kahraman bir şehidimizin, Kürt bir şehidimizin ailesiyle hemhal olduk, dertleştik, sohbet ettik.
Şimdi bütün bu safahat dahi şunu gösteriyor: Halk ile terörist çok iyi ayrılmış, halk memnun, terörist ya terk etmiş, ya köşesine sinmiş. Sindikleri köşeden onları çıkarmayacağız, bir daha Silopi sokaklarına onlar egemen olmayacak. Silopi’de gördüğüm mutlu halk, güven içinde, huzur içinde hayatını sürdürecek.
Esnaflarımızın kredilerini serbest bıraktık, hepsi inşallah bereketli ticaretler yapacaklar. Bu aynı durum Cizre için de geçerli, Cizre’de de bu yapılacak, Sur’da da. Operasyonun uzun sürmesinin sebebi; halk ile teröristin ayrılmasındaki zorluk.
SUNUCU- Sur kastediyorsunuz.
DAVUTOĞLU- Sur da, Silopi de, Cizre de. Silopi’de de daha kısa sürdü, ama nihayet uzun bir süre olarak görülebilir. Şehidimizin evine gittiğinde gördük, daracık sokaklar, o daracık sokaklarda yaşayan insanları ayırt edebilmek, kimin terörist, kimin masum halk olduğunu ayırt edebilmek için çok yavaş hareket etmek gerekiyor. Aksi takdirde çok buldozer gibi bir anlamda yoğun bir operasyon havasına girdiğinizde Allah muhafaza masum insanların canlarını kaybetmesi riski de var.
SUNUCU- Bir tarih verebiliyor musunuz bitiş için operasyonların Sur dahil?
DAVUTOĞLU- Sur’da çok kısa bir sürede bitecek, çok az kaldı.
SUNUCU- Nevruz’a kadar biter mi?
DAVUTOĞLU- Kalmaz, yani birkaç gün içinde biter. Ama bittikten sonraki rehabilitasyon dönemi ve bir müddet daha sokağa çıkma yasağı devam eder ki temizlenebilsin, o yollar tekrar yürüyecek hale gelsin. Ama Sur’da daha kapsamlı bir yeniden inşa faaliyeti yapacağız, imar faaliyeti, ihya faaliyeti yapacağız. Her bir tescilli bina korunacak, ama Silopi’de bu anlamda daha az hasarlı bina var. Sur’da bütün o sonradan yapılmış ve tarihi dokuya uygun olmayan hasarlı binaların tümü tasfiye edilecek, yerlerine orijinal Diyarbakır evlerinin mantığıyla yapılmış evler eski hali varsa bütün eskizlerini bizzat da takip edeceğim, bütün eski Diyarbakır fotoğraflarını da alarak Diyarbakır’ın otantik hali nasılsa o şekilde inşa edeceğiz. Çünkü Diyarbakır’a en büyük zarar 12 Eylül’den sonra, yani çevredeki köylerin boşalması dolayısıyla gelen nüfusun orada derme-çatma binalar kurması veya derme-çatma yapılar içinde Diyarbakır’ın da kimliğinin bozulması hususu var. Diyarbakır’ı otantik haliyle yeniden inşa edilmesi için birçok arkadaşımızı görevlendirdik. Ben de yapılacak ihya ve inşa faaliyetiyle ilgili detaylı bir brifing alacağım. Ama inşallah o güzel Diyarbakır o köklü şehir geleneğini yansıtacak şekilde tekrar inşa edilecek.
SUNUCU- Sur’daki operasyonların birkaç güne kadar biteceğini umduğunuzu söylediniz. Şunu sormak istiyorum: Peki, Cizre ve Sur’un ardından operasyon yapılacak başka yerleşim merkezleri var mı?
DAVUTOĞLU- Nerede ihtiyaç olursa orada yapacağız, çok açık söylüyorum. Bu, sabır gerektiren bir işlemdir, nerede ihtiyaç varsa orada yapılacak. Gittiğim her yerde tek tek brifing alıyorum. Şimdi zikrederek burada şurada yapılacak diye dikkatlerin özellikle oralara çekilmesini arzu etmem, ama nerelerin kritik olduğunu biliyoruz, bu hainlerin, bu alçakların nerelere özel yığınak yaptıklarını biliyoruz, bütün bu yığınakları da hesap ederek ülkenin her bir yerinde İstanbul’da, Konya’da, Ankara’da, İzmir’de olan şartlar sağlanıncaya kadar ve ihtiyaç hissedilen yerlerin hepsinde bu çalışmalar yürütülecek. Ama çok sayıda değil bunlar, bir güzel taraf da şu, aslında en önemli taraf; dikkat edin ben Silopi’ye spontane bir şekilde gittim, o akşam karar verdim.
SUNUCU- Önceden hazırlığı yoktu, ne zaman karar verdiniz?
DAVUTOĞLU- Bizzat arkadaşları çağırdım, yarın Silopi’ye gidiyorum dedim. Yani Perşembe akşamı ilgili bakan arkadaşları çağırdım, herkes programını değiştirsin, yarın ben Silopi’ye gideceğim dedim, bu benim kararım. Ve bundan sonra da böyle yapacağım, yani herhangi bir şeyden benim çekinmediğimi herkes bilir.
SUNUCU- Mesela Sur’a da gitmeyi planlıyor musunuz?
DAVUTOĞLU- Tabii, zaman gelecek, tabii. Diyarbakır, benim aşkla bağlı olduğum bir şehir, Diyarbakır’a gitmek, Sur’a gitmek için kimseden izin de alacak değilim, kimseden de çekinecek değilim, bu konuda benim tutumumu herkes bilir. Biz Libya’da, Gazze’de bombalar altında Filistin’e girmişiz yüreğimizde tek bir korku olmadan eşimle birlikte ya da Libya’da yine bombalar altında Bingazi’ye girmişiz. Buralar bizim ülkemiz ve elhamdülillah o şartların da olduğu yerler değil, onlar dışarıda bir ülkede de değil. Bu noktada bizi kimse eleştiriye tabi tutamaz ki alınabilecek riskler anlamında söylüyorum. Türkiye ise bugün birkaç ilçe hariç, marjinalleşmiş bazı terör faaliyetleri hariç Türkiye bütün hayatın normal bir şekilde aktığı demokratik bir hukuk devleti. Dolayısıyla ne zaman gerekirse ülkemin her köşesine her zaman gideriz ve halkımızla buluşuruz.
SUNUCU- Sayın Başbakan, Sur’da birkaç güne kadar operasyonlar bitecek dediniz, bundan sonra operasyon yapılacak yer sayısı çok fazla değil dediniz. Ben de bu bölümü şununla bitirmek istiyorum: Yaza kadar bütün operasyonların bittiği bir Türkiye hayal midir, mümkün müdür? Artı, bazı yeni provokasyonlar olabilir demiştiniz, Nevruz’u mu kastettiniz, kısaca bir de bunları alayım.
DAVUTOĞLU- Şimdi tabii dikkat ediniz, esas burada biraz önce zikrettiğim gibi olumlu olan temel hususlardan birisi, tam onu söyleyecektim, konuyu hani bağlam itibariyle farklılaştı, ben Silopi’ye spontane olarak gittim. Diyarbakır’da ise HDP’liler günlerce ilan ederek bir eyleme yöneldiler aynı gün. Ama spontane olarak gittiğim Silopi’de hiç önceden örgütlenmemiş sıradan Silopili kardeşlerim büyük bir muhabbetle yüzlercesi-binlercesi bizi karşıladı, ağırladı. Ama Diyarbakır’da halk HDP’ye itibar etmedi. Van’a giden Eşbaşkanın yüzüne kimse bakmadı. Çünkü halkımız bunu çok iyi ayırt edebiliyor. Yürütülen mücadelenin mahiyetini de bu anlamda doğru değerlendiriyor. Buna rağmen bütün bu halk ile teröristi ayırt etmemize ve halkın genelinde son derece tatminkâr ve operasyonlardan mutlu bir hal olmasına rağmen, bu havayı atmosferi dağıtmak için birtakım provokasyonlar olabilir. İşte Nevruz yaklaştıkça kırsal kesimde tekrar işte saldırılara başlayacağız gibi talimatlar verildiğini biliyoruz. Ellerinden geleni yapıyorlar zaten, bu anlamda provokasyonların her türünü yapıyorlar. Ama bu provokasyonlara halkımız hiçbir zaman yol vermedi, geçit vermedi, izin vermedi. Eminim önümüzdeki bahar onların istediği gibi yaslı, kanlı bir bahar değil bizim istediğimiz gibi yeniden doğuşu simgeleyen Nevruz’la birlikte bir ülkenin yeniden bir bütün, bir ortak ruh haliyle doğması anlamında yeni bir dönemin başlangıcı olacak. Tabii terör konusunda kimse çok iddialı bir tarih veremez, dünyanın hiçbir yerinde böyle bir taraftan komşu ülkelerdeki istikrarsızlıklar varken, diğer taraftan ülke içinde huzursuzluk çıkarmak isteyen birçok çevre varken mutlaka şu tarihten itibaren Türkiye’de terör bitecek gibi bir tarihi kimse veremez, başka ülkelerde de bu verilemez. Çünkü terör artık her yerde her ülke için, her halk için tehdit teşkil eden bir husus. Ama marjinalize edilecekler, elimizden gelen bütün imkânlarla halkımızın huzurunu engelleyebilmelerine izin verilmeyecek şartlar oluşacak.
SUNUCU- Sayın Başbakan, kısa kısa yanıt ricasıyla birçok sorum var, sürem kısıtlı.
Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşaviri görevden alındı. Yazılı basında sizin de dikkatinizi çekmiş olabilir, söz konusu kişinin paralel yapıyla alakalı olduğuna yönelik iddialar, yorumlar var. Doğru mudur efendim, söz konusu görevden alma paralel yapıyla alakalı olduğu için mi olmuştur?
DAVUTOĞLU- Şimdi Genelkurmay’da bu yapılan işlem hukuki bir işlemdir, bir disiplin uygulamasıdır ki Genelkurmay’ın kendi mantığı içinde. Dolayısıyla bunun münferit olarak çekilip değerlendirilmesinin ötesinde ele alınması lazım. Ama paralelle mücadele, bürokraside paralelle mücadele konusunda ise her kurum üzerine düşeni yapıyor, yapmak da durumunda. Bürokraside rasyonel bir hiyerarşi vardır ve bu rasyonel hiyerarşide herkes nihai kertede millete ve milletin temsilcilerine hesap vermek durumundadır. Dolayısıyla kimse herhangi bir yerden talimat alamaz, kimse meşru siyasi otoritenin verdiği talimatlar dışında bir talimatla hareket edemez. Bürokraside bu rasyonelliği, bu hesap verilebilirliği sağlayana kadar da paralel yapıyla yürüttüğümüz mücadele kararlı bir şekilde sürecek.
SUNUCU- Türk Silahlı Kuvvetleri dahil olmak üzere mi?
DAVUTOĞLU- Tabii tabii, Türk Silahlı Kuvvetleri…
SUNUCU- Peki söz konusu kişi paralel yapıyla alakalı mı-değil mi efendim, anlamadım?
DAVUTOĞLU- Şimdi bunlar, benim ağzımdan bu tür ifadelerle bir hukuki süreci ön alıcı şekilde belirlemek istemem, ama paralelle mücadele hiçbir kurum ayrımı gözetmeden bütün devlet yapısında sürecektir, sürmektedir.
SUNUCU- Zaman Gazetesine kayyum konusuna geçmek istiyorum, bu konuda muhalefetten gelen eleştiriler var, Anayasa’nın ihlali, basın özgürlüğünün ihlaline yönelik, yurt dışından benzeri açıklamalar var. Bu konudaki sizin yorumunuz, yanıtınız nedir?
DAVUTOĞLU- Dün zaten bu konuda bir açıklama yaptım, bu tamamıyla hukuki bir süreçtir. Basın özgürlüğü konusunda Türkiye’de kimsenin şüphesi olmamalıdır. Ama basın faaliyetiyle basın faaliyetini örterek yapılan başka faaliyetler arasındaki ayrımı da hepimiz yapmak durumundayız. Türkiye’de hükümetimiz aleyhine, Türkiye’de genel olarak eleştirel anlamda yayın yapan çok sayıda basın-yayın organı var, hiçbirisine de herhangi bir hukuki işlem yapılmıyor, çünkü eleştiri en doğal haktır. Ama burada söz konusu olan, sadece bir basın faaliyeti değil özellikle meşru halk desteğiyle iktidara gelmiş bir Hükümete ve onun organlarına geçmişten beri yürütülen bir operasyonun neticesinde gelinen bir noktadır. Dolayısıyla burada bu paralel yapının ve kara para aklama da dahil birçok işlemin söz konusu olduğu bir hukuki iddianame var ve bunun da nihai kertede belirleyicisi ve bu sürecin yürütücüsü yargı organlarıdır. Kesinlikle Hükümetimizle bu anlamda bir yönlendirici ilişki Hükümetimiz açısından söz konusu değildir. Bu yargı organlarının aldığı kararlar da uygulanacaktır.
SUNUCU- Fethullah Gülen’in iadesine yönelik bir gelişme var mı? Çünkü Amerikan İç Kamu Bakanı Ankara’yı ziyaret ettiğinde bu talep yeniden Türk yetkililer tarafından dile getirilmiş. Bu konuda bize söyleyeceğiniz yeni bir gelişme var mı?
DAVUTOĞLU- Yeni bir gelişme yok. Yani Türkiye’nin bu konudaki Amerika Birleşik Devletleri’yle ikili ve uluslar arası hukuk çerçevesinde yürütülen teşebbüsleri var. Ümit ederiz en kısa zamanda netice alınır, ama bu temaslar sürüyor.
SUNUCU- Sayın Başbakan, Anayasa mahkemesi konusuna geçmek istiyorum. Anayasa Mahkemesinin iki gazeteci hakkında verdiği kararın ardından karşılıklı sert açıklamalar oldu. Ve son olarak Sayın Zühtü Arslan Başkan, Anayasa Mahkemesi’nin kararları tüm kurumları bağlar dedi, buna yönelik yorumunuz nedir?
DAVUTOĞLU- Şimdi Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay, bütün yüksek yargı organları kendi görevlerini ifa ederler. Bu anlamda da birbirlerine üstünlükleri yoktur, her birisi kendi alanında Anayasanın belirlediği sınırlar içinde faaliyet gösterirler. Anayasa bu anlamda bir temyiz, yani Yargıtay’ın yerine geçerek bir temyiz mahkemesi konumunda değildir Anayasa Mahkemesi ya da Danıştay’ın görevini ifa edecek değildir ya da birincil mahkemelerin görevini ifa edecek değildir. Anayasa Mahkemesi’nin çerçevesi Anayasa’yla belirlenmiştir. Şimdi buradaki hassas nokta şu: Bu iki gazeteciyle ilgili olayın bir esası var. Esas da, Türkiye’nin Bayırbucak Türkmenlerine dönük olarak bir yardım faaliyetinin, bir destek faaliyetinin devlet yapılarına sızmış bazı çeteler tarafından engellenmesi ve bunun basına verilmek suretiyle Türkiye hakkında bir karalama faaliyetinin yürütülmesi. Öyle bir kritik zamanda yapılıyor ki bu, tam ondan bir gün önce ben Harran’da, Harran Kampında Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserini, Ürdün, Irak, Lübnan dışişleri bakanlarını misafir etmişiz, dünyaya Türkiye’nin yaptıklarını anlatıyoruz. Ertesi gün Adana’da 120 büyükelçiyle Büyükelçiler Konferansını yapıyoruz, bir gün sonra da Brüksel’e o zaman Başbakanımız Sayın Erdoğan Brüksel’e onunla birlikte gideceğiz, bir gün sonra da Cenevre’de Salı günü biz Dışişleri Bakanları toplantısına katılacağız Cenevre Konferansı bağlamında Suriye’de çözüm için. Tam bütün bu takvimin arasında Türkiye’nin itibarına ve Türkiye’nin yürütmekte olduğu faaliyetlere hançer saplarcasına bir operasyon gerçekleştirildi. Şimdi bu faaliyetin Türkiye’nin itibarını karalamak anlamında bir casusluk faaliyeti olduğu konusunda bizim bir şüphemiz yok. Özel olarak tertip edilmiş, belli bir zamanlama içinde yapılmış Türkiye’ye dönük bir hamleden bahsediyoruz. Bununla ilgili de bir hukuki süreç işliyor. Bu hukuki süreç işlerken devlet sırlarını yayınlamak anlamında ve Türkiye’nin DEAŞ’a yardım ettiği gibi son derece alçakça bir iftirayı da yaparak olayın üzerinden 1,5 sene geçtikten sonra bir seçim ortamında tekrar provokatif yayın yapılıyor. Tam Türkiye demokratik seçimlere giderken ve olay hukuki bir nitelik kazanmış ve dava sürerken bu yapılan yayın bir basın özgürlüğü yayın değil açık bir şekilde devlet sırlarını ifşa etmedir ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Sözleşmesi, uluslararası hukuk umdeleri de böyle bir yayını, yani devlet sırlarını ifşa edecek tarzda ki burada sadece ifşa değil yanlı bir itham da var, hem bir sır ifşası, hem bir itham, yani gerçekte olmayan bir itham var; işin esası bu, dolayısıyla yürüyen hukuki süreç bununla ilgili. Basın özgürlüğü konusunda yapılan bir eylem söz konusu değil. Gazeteciler tutuklandıklarında, gözaltına alınıp daha sonra tutuklandıklarında ben açık tutumumu da sergiledim, tutuksuz yargılanmanın esas olduğu, tutuklanmanın arızi olduğunu ve bunu ancak hakimlerin karar verebileceğini de ifade ettim. Bugün de aynı kanaatteyim. Suçu tespit edilene ve yüküm giyene kadar olması gereken esas tutum tutuksuz yargılanmadır. Ama hakimler şu veya bu gerekçeyle, yani belge karatma, örtme, saklama gibi gerekçelerle tutukluluğa karar verebilirler, bu da hakimlerin takdiridir, bizim takdirimiz değil.
Şimdi bu konuda Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru tutuklu yargılanmayla ilgili olabilir, çünkü o konuda işlem bitmiş, yani tutuklu yargılanmamı kaldır diyebilir. Ha bu bireysel başvuru konusu olabilir bir hukuki işlem yürüdüğü için. Ama bunun ötesine geçerek asli mahkemenin, birinci mahkemenin yerine kendini koyarak Anayasa Mahkemesi bunun bir basın özgürlüğü meselesi olduğu gibi bir yargıda bulunamaz ve iddianamenin diğer unsurlarını göz ardı edemez.
SUNUCU- O zaman yetki aşımı mı yaptı Anayasa Mahkemesi, onu mu kastediyorsunuz?
DAVUTOĞLU- Evet yetki aşımı, bizim kanaatimiz bu ve ben bunu da açık bir surette ifade ettim. Tutuksuz yargılanmayla ilgili verilecek karar ayrı, ama şu anda yürüyen bir hukuki davayı belirleyecek, yönlendirecek, o dava hakkında hüküm verecek şekilde bu bir basın özgürlüğü meselesidir dediğiniz anda birincil mahkemenin vereceği kararı ön alıcı bir şekilde belirlemiş oluyorsunuz. Anayasa Mahkemesi birincil mahkeme değildir, Zaten Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkını biz niye verdik? Türkiye’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmeden önce bir filtreleme sistemi olsun diye. Yani birincil mahkeme kararını verecek, bu karardan hoşnut olmayanlar Yargıtay’a temyize gidecek, temyiz süreci bitecek, bütün hukuki imkânlar kalmadıktan sonra, yani bittikten sonra Anayasa Mahkemesine başvurulabilir, bireysel başvurunun esas mantığı bu. Anayasa Mahkemesi karar verdikten sonra bu sefer Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitme kapısı açık kalır. Ama şimdi Anayasa Mahkemesi’nin birincil mahkemede süregiden bir davayı ön alarak ki Anayasa Mahkemesi bu anlamda toplumun değişik kesimlerinden gelen, bazen de hukukçu kimliği olmayan üyelerden de oluşan bir yapı, birincil mahkemenin yerine geçerek, daha sonra karar vermesi gereken Yargıtay’ın yerine kendini koyarak karar vermesi, hukuk sistemimizi keşmekeşe sokar ve gereksiz yere bireysel başvuru hakkının istismar edilmesine ve Anayasa Mahkemesi üzerinde büyük bir baskı oluşmasına da yol açar. Hepimizin bunu yeniden bunu düşünmesi ve hep beraber Anayasa Mahkemesi’nin bu konudaki yetkisinin doğru anlaşılmasını temin etmemiz lazım.
SUNUCU- O zaman şu soruyu soracağım, bugünkü yazılı basında da var, belki dikkatinizi çekmiştir: Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş ve yargılama usulleri hakkındaki kanunda bir değişiklik hazırlığı yaptığınıza dair haberler var; doğru mudur, ne aşamada?
DAVUTOĞLU- Hayır, şu anda böyle başlamış bir çalışma yok.
SUNUCU- Niyet var mı?
DAVUTOĞLU- Tabii değerlendiririz, bütün bu yaşananlardan sonra bu değerlendirilir. Ama esas itibariyle burada bireysel başvuru hakkını getiren iktidar biziz. Yani Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakanlığı döneminde biliyorsunuz Anayasa referandumuyla 2010 yılında bu geldi. Bu doğrudur da, Türkiye üzerinde birçok hukuki baskıyı, sistem üzerindeki baskıyı da almıştır. Çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gereksiz giden birçok dosya Anayasa Mahkemesi düzeyinde elenebilmiştir. Ama bunun sınırlarının uygulama içinde doğru tespit edilmesi lazım. Aksi takdirde herkes herhangi bir şekilde hakkı mağdur olduğunu düşünen herkes doğrudan Anayasa Mahkemesi’ne başvurur ve bütün yargı sistemi itibarını kaybeder, sanki birincil mahkemeler hak ve hukuk dağıtamazmış gibi, sadece bunlar Anayasa Mahkemesi tarafından verilebilirmiş gibi Anayasa Mahkemesi’ne yönelir insanlar ve bir anda Türkiye’nin bütün dosyalarına bakan bir mahkeme haline gelir Anayasa Mahkemesi. O zaman Yargıtay’ın rolü ne olacak, Danıştay’ın rolü ne olacak, birincil mahkemelerin rolü ne olacak, HSYK’nın konumu ne olacak; bir kere bunun netleşmesi lazım.
SUNUCU- O zaman yeni anayasada Anayasa Mahkemesi bugünkü haliyle kalacak mı, bu yöndeki düşünceniz nedir?
DAVUTOĞLU- Yeni anayasa tabii hep beraber tartıştığımız ve yargı bağlamında da yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyan yapısıyla kendi iç tutarlığı içinde oluşacak. Ama şu anki uygulama itibariyle bakıldığında da bir yargı reformu çalışmasını yürütüyoruz, şimdi bilirkişilikle ilgili kanun, yasa çalışması Bakanlar Kurulundan geçti, diğer aşamalarda kapsamlı bir yargı reformu, geçen sene 17 Nisan’dı zannediyorum açıkladığım yargı reformu paketi birer birer uygulanacak. Bu anlamda bireysel başvurunun da doğru değerlendirilmesi ve Anayasa Mahkemesi’nin de Türk yargı sisteminde doğru yere oturtulması için gerekli çalışmaların yapılması lazım. Geçtiğimiz hafta içinde biliyorsunuz Yargıtay Başkanımız ve Danıştay Başkanımızla birlikte bir görüşme gerçekleştirdim, onlardan da kanaatlerini bu anlamda alma imkânı oldu. Anayasa Mahkemesi Başkanıyla da gerekirse konuşuruz, hep beraber bunlara bakarız. Ama yargı hiyerarşisini, daha doğrusu yargıyı bir hiyerarşik yapıya oturtup Anayasa Mahkemesi’ni bütün bu hiyerarşik yapının üstünde ve her şeye müdahil bir mahkeme haline getirmek, Anayasa Mahkemesi’nin üzerinde her şeyden önce oluşturacağı büyük bir baskı söz konusu olur. O açıdan her taşın kendi yerinde doğru işlevini yürütebilmesi lazım.
SUNUCU- Kısa vadede Anayasa Mahkemesi Başkanıyla bir görüşme planlıyor musunuz, gündeminizde var mı?
DAVUTOĞLU- Tabii yani doğal olarak bunu yapabiliriz. Şu anda planlanmış bir görüşmem yok, ama tabii görüşürüz. Geçtiğimiz hafta yüksek yargının Yargıtay Başkanı, Danıştay Başkanıyla görüştüm, daha önce Sayıştay Başkanımızla görüşmüştüm. Dolayısıyla bunlar devlet kurumları, şunu bir kere şey yapalım: Birbirimizi eleştirebiliriz, daha doğrusu kararlarımızı, uygulamalarımızı eleştirebiliriz, ama kişilikleri bunun parçası kılmamak lazım. Yani hiçbir kişiye dönük olarak kim olursa olsun, genel olarak siyasi etik anlamında söylüyorum; uygulamalar eleştirilse bile kişiler ve kişilerin temsil ettiği makamlarla ilişkilerin sürebilmesi lazım. Yani diyelim doğru veya yanlış bir karar alındı, bu ilişkilerin kopması ve kurumlar arası bir mesafenin oluşması anlamına gelmez. Ne mesele varsa devletin üstünde rahatlıkla konuşulabilmesi, devletin üst makamları arasında hiçbir küslüğün, kırgınlığın ve tavır alışın olmaması lazım. Bu devlet hepimizin devleti, demokrasi hepimizin demokrasisi. Kimse demokrasiyi tek başına ben temsil ediyorum diyemez. Kimse devleti tek başına ben temsil ediyorum diyemez. Yani bütün bu kurumlar devletimizin organları ve hepimiz… Ve yargıyı da kimse tek başına yargıyı ben temsil ediyorum ve yargıyla ilgili kararı tek başına ben alıyorum diyemez. Ben derken hani birincil tekil şahıs anlamında söylemiyorum, kurum anlamında söylüyorum. Dolayısıyla hepimizin varsa bir mesele bunları rahatlıkla konuşabilmesi lazım. Nihayet önemli olan Türkiye’de sürdürülebilir bir demokratik ortamın kaim olması, daim olması önemli. Görüş ayrılıklarımız söz konusu olduğunda da yüz-yüze konuşabilmemiz ve bunları nasıl çözeceğimiz konusunda adım atabilmemiz önem taşır.
SUNUCU- Sayın Başbakan, şunu sormak istiyorum yeni anayasaya atıfta bulunduğumuz için: CHP’nin ret cevabının ardından üç parti kaldı Uzlaşma Komisyonunda, ancak MHP ve HDP’den gelen sinyaller de her ne kadar masada kalsalar da CHP olmadan bu çalışmanın bir sonuca ulaşamayacağı yönünde. Bu şartlarda Sayın Bahçeli’nin bir açıklaması var, o zaman AK Parti kendi önerisini getirsin 330’u bulsun diyor, ne dersiniz?
DAVUTOĞLU- Zaten bunları söyledik, yani bu konuda bizim yol haritamız son derece açık ve net, hiçbir muğlâklık yok. Daha yeni Hükümeti kurar kurmaz biliyorsunuz yaptığım ilk işlerden biri; bütün parti liderlerini dolaşmak ve bu konuda Anayasa hususunda beraber adım atma teklifinde bulunmak oldu. Olumlu cevaplar almıştık ve yola çıktık. Ama yola çıktığımızın daha ikinci veya üçüncü toplantısında birden tıkanma yaşandı, çünkü Cumhuriyet Halk Partisi daha önceki herhalde olumlu cevabından kendi içinde rahatsızlık duydu ki bir gerekçe kendisini uydurarak, yani başkanlık sistemi masaya gelirse ben masada olmam diyerek masayı terk etti. Bu bir kere ilkesel uzlaşma anlayışına aykırı bir tutum, çünkü başkanlık sistemi olmaz, olursa gelmem demek, başka bir partiye parlamenter sistem olursa gelmem dediğinde yolun bitmesi demek. Bir ön dayatma karşılıklı olarak olmadan bu sürecin işlemesi önemliydi, böyle bir tıkanma yaşandı. Sayın Meclis Başkanımızla görüştük, kendisi tekrar bir davette bulundu. Ben açık bir şekilde bu davete olumlu bir cevap gönderdim. Diğer partilerin tutumları şimdi önemli, MHP ve HDP devam edeceğiz derlerse ki dün Sayın Bahçeli’nin bu yönde bir açıklaması oldu, en azından öyle bir intiba edinilen bir açıklama. Tabii Sayın Bahçeli’nin bizi bir bulmaca çözer gibi onun tutumunu anlamamıza gerek kalmadan açık ve net bir tutum almasını bekliyoruz. Eğer üç parti devam edeceğiz derse biz bu yola devam ederiz.
SUNUCU- 330’u bulabilir misiniz peki AK Parti olarak?
DAVUTOĞLU- Bu anayasa oylamaları gizli yapılan oylamalardır. Ben buluruz dediğimde, 317 için söyleyebilirim, inşallah AK Parti 2010’da bazı yol kazaları oldu, yani bazı maddelerde bazı arkadaşların farklı kanaatleri oldu anayasa referandumuyla ilgili. Ama AK Parti’nin 317 anlamında gereğini yapacağına inanıyorum Partimizin bütün milletvekillerinin. Ama diğer milletvekilleriyle ilgili bir ifadede bulunamam, hatta anayasal olarak bizim parti milletvekillerimiz için elimizden geleni yaparız da her birinin tek tek kanaatlerini şimdiden bir hükme bağlamamız doğru olmaz. Ama AK Parti’nin 317’yi tek bir ses olarak koruyacağına inanıyorum kesinlikle. Ama diğer partilerin milletvekilleriyle ilgili benim bir hüküm vermem, olacak demem hemen şu soruyu beraberinde getirir: Perde gerisinde görüşmeler mi var, pazarlıklar mı var? Anayasa pazarlık meselesi değil ilke meselesidir. Ben hiç kimseyle bu konunun pazarlık yapılmasını doğru görmem, böyle bir şey de söz konusu olmaz zaten. Dolayısıyla 330’u bulmayı ümit ederiz, kendimizi anlatırız, makul milletvekillerimiz diğer partilerin milletvekillerinden destek almaya çalışırız, onlar için de kendi vicdanından gelen sesle hareket edip bu yönde oy verecek olanlar olur, ama bunu denemek lazım. Yani biz verdiğimiz sözden rücu etmeyiz, üç parti devam ederse üç partiyle birlikte bu yola devam ederiz. Eğer olmazsa ben önümüzdeki haftadan itibaren, tabii gündemimiz çok yoğun, birçok meseleyle aynı anda uğraşıyoruz, terörle mücadele, yurt dışı ilişkiler, Suriye dosyası, Avrupa Birliği vesaire, önümüzdeki haftadan itibaren yoğun bir şekilde arkadaşlarımız da… Zaten biz sadece Meclis’teki komisyona bırakmadık işi, AK Parti içinde de bir komisyon oluşturduk, Sayın Ömer Çelik’in koordinasyonunda, o komisyon çalışmalarını tamamlıyor. Onlarla birlikte oturup uzun bir mesai yapmayı planlıyorum. Ayrıca Türkiye’deki anayasa profesörleriyle bir çalışmada biraraya gelmeyi düşünüyorum. Daha önce bu konuda katkıda bulunmuş sivil toplum kuruluşlarıyla da biraraya gelip kendi anayasa teklifimizi yeniden şekillendirmeyi planlıyorum.
SUNUCU- Zamanlaması nedir sunuş açısından sizin kafanıza göre?..
DAVUTOĞLU- Tabii şimdi biz öncelikle Meclisteki Anayasa Komisyonunu öncelemiştik o yürüsün diye, paralelinde bizim kendi komisyonumuz çalışıyor, önümüzdeki haftalarda bu çalışmayı bitiririz ve olgunlaştığına inandığımız anda, hemen değil, olgunlaştığına inandığımız inanda şöyle birkaç… Benim zihnimdeki çalışma modeli, bunu MYK’da da kısmen arkadaşlarımızla da konuştuk, Anayasa Komisyonu yürürse, yürüse de ya da yürümese de AK Parti’nin kendi komisyonu da çalışmalarını yürütür.
SUNUCU- Kendi taslağı için?..
DAVUTOĞLU- Kendi taslağı için. Ve kendi içimizde tartışırız MYK’da, MKYK’da. Bu arada daha önce hazırlanış olan taslağı da göz önüne alarak, bunu anayasa profesörleriyle, saygın sivil toplum kuruluşu temsilcileriyle de ben önü açık yuvarlak masa şeklinde, hani basına açık olması şart değil, tartışmayı düşünüyorum. Yani biz bu taslağı çıkardığımızda bu taslağın arkasında destek olması lazım, halk desteği ve bu konuların uzmanı olan, bu konuları bilen insanların, anayasa profesörlerinin ve bu konuda öne çıkmış sivil toplum kuruluşlarının desteği mühim. Bu iki desteği sağlamak için çaba sarf ederiz. Kendi taslağımızda bu konuda revize etmemiz gereken hususlar varsa hiç gocunmayız revize ederiz. Yani bu bizim taslak, ya bu kabul ederseniz ya da etmezsiniz demeyiz. Başkanlık sistemi modelinin de işlemesi de dahil, kimi rahatsız eden ne husus varsa tartışırız, bu konuda kanaatleri alırız. Tartışmayacağımız şeyler bellidir, bunu da defaatle tekrar ettim, insan hak ve özgürlükleri, özgürlükçü bir anayasa çerçeve, güçler ayrılığı prensibi, hesap verilebilirlik, milli irade, temsili kabiliyet, bunlar ret edilmeyecek, tartışmayacağımız konular. Bunları en iyi nasıl bir yönetim sistemiyle yaparız, başkanlık sisteminin bu anlamda ana unsurları ne? Bunları sadece Başbakan olarak değil, AK Parti Genel Başkanı olarak değil, bu ülkenin vatandaşı ve gelecek nesilleri düşünen bir aydın olarak da bir masa etrafında her kesimle tartışmayı düşünüyorum.
Nasıl ve söz verdim ve yapıyorum, yani dedim ki, her hafta sonu doğuda olacağım önümüzdeki günlerde, her hafta sonu bir ilimize gidip orada bulunuyorum. Şimdi de gerekiyorsa her hafta sonu veya haftada bir gün akşam bütün mesaimi buna ayırarak, önce kendim inanacağım ki inanıyorum ve ilgili arkadaşlarla parti içinde kurullarımızla konuşacağız, onlar inanacaklar, onlar benimseyecekler ki benimsiyorlar, yani şey anlamda söylemiyorum, anayasanın temel ilkeleri anlamında, bütün yapıyı tartışmaya açacağız, kamuoyunda tartışılacak, uzmanlarla, anayasa uzmanlarıyla tartışılacak, yargıda maruf isimlerle tartışılacak, ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla konuşulacak; hani büyük toplantılar şeklinde değil, daha dar, daha beyin fırtınası şeklinde tartışılacak. Kamuoyumuza teşkilatlarımız anlatacak, yani AK Parti teşkilatları, onlara anlatılacak şekilde bir formata gelecek. Bunlar olgunlaşınca Meclise bu sefer kendi taslağımızı sunarız, gerekli Meclis içindeki prosedürlerden geçer, Genel Kurula sunarız ve her bir milletvekilimiz, yani 550 milletvekili tek başına iradeleriyle bu yönde kararlarını beyan ederler. Ümit ederiz ki, bütün bu hazırlıklar sonrasında 330’u bulur referanduma gideriz. Yine ümit ediyorum ki, referandumda milletimiz buna onay verir, Türkiye bütün bu süreçleri tamamlamış ve halkın gerçekten benimsediği, sahiplendiği bir anayasayla idare edilme şansını bulur ve 12 Eylül’ü hangi Kılıçdaroğlu’nun hep sözde kalan o darbe hukukuyla hesaplaşma anlamında darbe hukukunun anası olan 12 Eylül Anayasasını tarihe tevdi eder yolumuza özgürlükçü bir anayasayla devam ederiz.
SUNUCU- Son 5 dakikam, 2 dış politika sorum olacak.
Bunlardan bir tanesi, Amerikan yönetiminin açıklamaları var, Musul’a yönelik operasyonun başlaması an meselesi diye. Bu operasyon başladığında -ki çok kısa bir süre olacağı anlaşılıyor açıklamalardan- Türkiye’nin üzerine düşen herhangi bir sorumluluk var mı, mesela İncirlik’in kullanılması vesaire?
DAVUTOĞLU- Şimdi doğrusu bizim son zamanlarda kamuoyumuzda şöyle bir algı ve hemen yükselen bir atmosfer oluyor: Sanki yarın Suriye’ye müdahale olacak, ertesi gün Musul’da bu olacak. Dikkat edin, bu birkaç ayda bir tekerrür eden ve sanki Türkiye’nin kıyasında zaten sürmekte olan iç kargaşa dışında çok büyük bir savaş olacakmış gibi bir intiba ortaya çıkıyor; böyle bir şey yok.
SUNUCU- Ama Amerikalı yetkililerinin açıklamaları var Sayın Başbakan.
DAVUTOĞLU- Biz yetkililerden değil, alanda baktığımız, gördüğümüz hususlardan hareket ederiz. Hani Musul’un kurtarılması için bizim de Başika’da, Gedu’da yaptığımız çalışmalar var, Irak Merkezi Hükümetinin çalışmaları var, koalisyonun çalışmaları var, Irak Kürt Bölgesel Yönetiminin çalışmaları var, bunlar sürüyor. Ama bir anda bir açıklama üzerinden yarın savaşa giriliyor ve Türkiye de şu kadar şey yapacak. Türkiye, dikkat ediniz 5 yıldır çevresinde bir ateş çemberinin ve savaşın eşiğinde bir ülke olmasına rağmen, istikrarımızı koruduk, demokrasimizi 4 seçimle, hatta 5, 2011’i de koyarsanız kargaşaların başladığı, 5 seçimle taçlandırdık, hiçbir şekilde Türkiye’nin istikrarına halel getirmedik. Kimse Türkiye’de her an bir savaşın içinde olacakmışız gibi bir intiba oluşturmasın, Türkiye’yi bir maceraya sürüklenmesine izin vermeyiz. Dün İran’da da yaptığımız görüşmelerde hep bunu vurguladım, bölge halklarının kaderlerini bölgenin bütün ülkelerinin birlikte barışçıl bir şekilde tespit etmesi, el ele çalışması önemlidir. Ama biz her şeyden önce ülkemizin istikrarı ve ekonomimizin kalkınması, demokrasimizin en güçlü şekilde korunması için çaba sarf ederiz. Dolayısıyla hemen yarın bir büyük askeri harekât olacakmış gibi bir intiba olmamalı…
SUNUCU- Musul’da…
DAVUTOĞLU- Musul da dahil olmak üzere. Ama biz her türlü meydan okuyamaya hazır halde çalışmalarımızı, güvenlik tedbirlerimizi alıyoruz.
SUNUCU- Son soru Sayın Başbakan, Sayın Cumhurbaşkanı Suriye’nin kuzeyinde bir şehir için öneride bulunduğunuzu söyledi, bu şehrin yeri belli mi, kaç kişilik bir şehir? Güvenliğini kim sağlayacak? Türkiye’den gönderilecek kimseler var mı?
DAVUTOĞLU- Bu yeni bir konu değil. Sayın Cumhurbaşkanımızın bahsettiği husus 2012’den itibaren bizim güvenli bir bölge oluşsun argümanımızı, uluslararası düzeyde dile getirdiğimiz argümanımızı teşkil ediyor, yani belli bir kuşakta güvenli bir bölge oluşması mültecilerin kalabileceği. Maalesef bu konuda Türkiye’nin uyarıları dikkate alınmadığı için bugün çok ciddi bir mülteci dramıyla karşı karşıyayız. Ve yine maalesef ancak şimdi bazı ülke liderleri bunu tespit ediyorlar ve Türkiye’nin haklılığını vurguluyorlar, hâlbuki biz bunu eskiden beri savunduk. Son olarak geçen sene özellikle Zeytinlik bölgesi dediğimiz Azez ile Cerablus arasındaki bölgenin DEAŞ’tan arındırılarak burada tamamıyla mültecilerin kalabileceği bir şehir…
SUNUCU- Sayın Cumhurbaşkanının kastettiği bu mu?
DAVUTOĞLU- Tabi tabi, yani bu geçen sene Amerika’yla ve ilgili taraflarla da görüşülmüş bir husustur. Fakat bu konuda da Rusya’nın insafsızca devreye girmesi ve sivil halka dönük hava operasyonlarını sürdürmesi dolayısıyla bunu uygulamak mümkün olmamıştı. Şimdi de Azez’le Türkiye arasında böyle bir çalışma yapılabilir, ama bunun yapılabilmesi için de uluslararası güvenlik ortamının da sağlaması, ateşkesin sağlanması önem taşıyor. Yarın Avrupa Birliği-Türkiye Zirvesinde de bunlar da dahil tabi mültecilerle ilgili alınacak tedbirleri gözden geçireceğiz.
SUNUCU- Şunla bitirelim: Salih Müslim PYD Başkanı Öcalan’ın fikirlerini benimsiyoruz demiş. Ne dersiniz?
DAVUTOĞLU- Bu malum olan bir hususun ilamı. Yani PKK’yla PYD arasındaki irtibatı açıkça ortaya koyan bir tutumdur, zaten bizim için sürpriz olan bir şey değil bu.
SUNUCU- Bugün 3’üncü köprü de galiba tamamlamak üzere, buradan oraya gideceksiniz galiba.
DAVUTOĞLU- Buradan önce, tabi yarın 7 Mart’ta Brüksel’deyiz, 8 Mart’ta da Türk-Yunan Hükümetler Arası Zirvesinde ortak kabine toplantısı yapacağız İzmir’de, dolayısıyla Kadınlar Gününü bugün kutlayacağız Aile Sosyal Politikalar Bakanımız ve AK Parti teşkilatlarının katıldığı bir çalışmayla. Buradan oraya gideceğim, oradan inşallah Sayın Cumhurbaşkanımızla 3’üncü köprünün son parçasının konularak 2 kıtanın birleştirilmesi çalışmasında birarada olacağız, daha sonra da hemen Brüksel’e intikal edeceğim, akşam Brüksel’de Sayın Angela Merkel’le ve Mark Rutte’yle, Alman ve Hollanda Başbakanlarıyla bir görüşme yapacağız gece, yarın da Türkiye-Avrupa Birliği Zirvesini tekrar gerçekleştireceğiz.
Yani Silopi, İran, İstanbul’da bu faaliyetler, yarın Brüksel, ertesi gün de inşallah İzmir’de tarihi bir güne şahitlik edeceğiz, Sayın Çipras’la birlikte Türkiye-Yunanistan Hükümetler Arası Zirveyi gerçekleştirmiş olacağız.
SUNUCU- Sayın Başbakan, teşekkür ediyorum vakit ayırdınız, soruları yanıtladınız.
İyi Pazar’lar diliyorum.
DAVUTOĞLU- Ben teşekkür ederim, sağ olun.