Basbakan Davutoglu’nun, Çipras ile yaptigi ortak basin toplantisindaki konusmasinin tam metni
Yunanistan’a en yakın noktada ve Atina’ya en güzel mesajın gönderileceği bir şehirdir. Burada dostluk mesajlarımızı, iyi komşuluk mesajlarımızı, Ege’yi bir huzur ve refah bölgesi yapma irademizi birlikte sergilemiş ve deniz arasındaki iki dost ve komşu halkın birlikteliğini dünyaya göstermiş olduk.
Bir kez daha hoş geldiniz diyorum
Çok verimli görüşmeler gerçekleştirdik. Ayrıca bugün özel bir gün, çünkü Dünya Kadınlar Günü. Bu vesileyle aramızda bulunan bütün kadınların, hanımefendilerin gününü kutluyorum. Onların katıldığı bu Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi’nin daha da bereketli neticeler doğurduğunu bir kez daha paylaşıyorum.
Bugün ele aldığımız konular ilişkilerimizin derinliğini ve kapsamını gösteren boyutlara sahip. 11’er bakanın katıldığı ortak kabine toplantısında hem işbirliği alanlarımızı tanımladık ve her bir bakanımız muhatabıyla yaptıkları görüşmelerle bu işbirliği alanının kapsamını, bundan sonra atılacak adımları ele aldılar, hem de dün Avrupa Birliği Zirvesinden buraya geldik birlikte, dolayısıyla son gelişmeleri, Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerini, Suriye krizi ve bunun doğurduğu sonuçları ele alma imkanı bulduk, hem de bundan sonraki gündemimizin ana maddelerini tespit etmiş olduk.
Öncelikle eşbaşkanlığını yaptığımız Konsey Toplantısında bakanlarımız arasında müşahede ettiğimiz derin dostluk ilişkisinden memnuniyetimi ifade etmek istiyorum. Türkiye’yle Yunanistan arasında çok büyük iş imkanları var, ama en önemlisi, bu iş imkanlarını hayata geçirecek en önemli unsur iki taraf arasındaki dostluk ilişkisidir. Bakanlarımızın bundan sonra da ailenin fertleri gibi karşılıklı temaslarla birarada geleceğimizi, gelecek nesillerin dostluk köprülerini kuracağına inanıyorum.
Çok önemli projeleri birlikte düşünüyoruz, ulaştırma alanında Ege’ni iki yakasını birbirine daha çok yakınlaştırabilmek için çok güçlü bir irademiz var. İzmir ile Selanik arasında feribot seferlerinin başlaması için altyapı çalışmalarımız tamamlanıyor, inşallah iki güzel Ege şehri birbirine tarihte olduğu gibi bugün de doğrudan bir hat ile bağlanacak.
Ayrıca, Selanik ile İstanbul arasında hızlı tren çalışması da önümüzdeki dönemde gerçekleştirmek istediğimiz bir husus.
Ve bugün bir güzel haberi de sizlerle paylaşmak istiyorum; değerli dostum Sayın Çipras’la baş-başa görüşürken, iki başkent arasında doğrudan hava yolu ulaşımının olmadığını fark ettik, Türk Hava Yolları yetkilileriyle, Yönetim Kurulu Başkanıyla temas kurduk, inşallah Ankara’yla Atina arasında da uçuşlar en kısa sürede başlayacak. İki dost ve komşu ülke arasında, başşehirler arasında hava yolu ulaşımının olmaması kabul edilebilecek bir durum değil. Ümit ederiz Ankara’dan Atina’ya, Atina’dan Ankara’ya uçan uçaklar burada, İzmir’de oluşturduğumuz barış mesajını daha da güçlü bir şekilde taşıyacaklar.
Ayrıca, Anadolu ile Ege’deki Yunan adaları arasındaki ulaşımın da daha seri, daha güçlü olması önem taşıyor. Bu çerçevede turizm bağlamında yine ortak turlar dahil kapsamlı bir işbirliği, ki son dönemlerde arttı, 1 milyonu aşkın karşılıklı turist geliş-gidişi var, bunu da teşvik edecektir ulaştırmadaki yeni imkanlar. Turizm alanında çok geniş bir işbirliği potansiyeli var ve önümüzdeki yıllarda bunu geliştirmeye de kararlıyız.
Enerji konusunda TANAP-TAP hattıyla Hazar’ı Adriyatik’e bağlayan iki ülkeyiz Türkiye ve Yunanistan olarak. Bu vesileyle, değerli dostum 5’inci Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyini Selanik’te yapma teklifinde bulundu, biz de memnuniyetle kabul ettik gelecek sene için. Ama bu arada enerji bakanlarımız Mayıs ayında TAP’ın bir törenini gerçekleştirme programından bahsettiler, inşallah mümkün olursa Selanik’te 1 seneye kalmadan, belki Mayıs ayında da buluşma imkanı olur. TANAP-TAP projesi, Şahdeniz ve Hazar bağlantısı itibarıyla büyük önem taşıyor.
Ticaretimizde 6 milyar dolara yakın olan hacmin süratle artmasını ve 10 milyar dolara çıkmasını istiyoruz. Geçen sene dünyadaki ve uluslararası piyasalardaki daralma dolayısıyla bir daralma gözledik. Yine özellikle karşılıklı yatırımlar bağlamında da Yunanlı yatırımcıları Türkiye’de ağırlamaktan mutluluk duyuyoruz, 7 milyara yakın bir yatırımı var Yunanistan’ın Türkiye’de. Türk şirketlerini de biraz sonra gerçekleştireceğimiz iş forumunda Yunanistan’a daha fazla yatırımda bulunmaları çağrısında buradan da o forumda da bulunacağız.
Bütün bunlar gösteriyor ki, Türkiye’yle Yunanistan arasında çok geniş iş imkanları var. Ayrıca, şirketlerimizin üçüncü ülkelerde yaptığı işbirliğinden de memnunuz. Son olarak Doha’da önemli bir projede Türk ve Yunan şirketleri birlikte çalıştılar ve önemli başarılara imzalar atıyorlar. Daha çok şirketimizin birlikte çalışmasından memnuniyet duyacağız.
Tabi bütün bu işbirliği alanlarını taçlandıracak şekilde kültür ve eğitim alanında da iki halkın gelecek nesillerinin geçmiş bazı olumsuz hatıralarla değil, geçmişteki olumlu hatıraları gelecek yıllara, on yıllara, yüz yıllara aktaracak güzel irtibat kurabilmek için ders kitaplarımızın gözden geçirilmesi dahil, kültür ve eğitimde ortak bir perspektifle, ortak bir tarih yazımı konusunda da çalışmalar yürütüyoruz.
Dün bu ortak çalışma ve işbirliği atmosferi yanında, dün bildiğiniz gibi Brüksel’de çok önemli bir zirveye birlikte katıldık. Bugünlerde zaten Sayın Çipras’la çok sık görüşüyoruz, 3 ay içinde bu kendisinin Türkiye’ye ikinci ziyareti. Brüksel’de yaptığımız görüşmede de Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerini ele aldık, göçmen sorununu ele aldık. Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerinde yaptıkları katkılar dolayısıyla Yunanistan’a teşekkür ediyorum, her zaman Türkiye’nin üyeliğini desteklediler. Son dönemde Suriye’den kaynaklanan göçmek krizi konusunda da Türkiye’yle, Yunanistan aynı perspektifi paylaşmaktadır. Bu göçmen krizi ne Türkiye’den, ne Yunanistan’dan, ne de Avrupa Birliği’nden kaynaklandı. Aksine Suriye’de barbar bir rejimin, bu barbar rejimin zulmünün oluşturduğu boşluktan istifade eden barbar terör örgütlerinin şiddetinden, teröründen kaçan Suriyeli masumlara Türkiye kapısını açtı. 2,7 milyon Suriyeli ağırlıyoruz. Bu göç esnasında Yunanistan’da doğrudan etkilenen ülkeler arasında. Avrupa içinde yaşanan tartışmalarda Yunanistan’ın ve Türkiye’nin bu yükü iki komşu olarak üstlenmesi yönünde tavır sergileyenlere karşı Türkiye ve Yunanistan dün zirvede, bugün de burada birlikte ortak bir perspektifle cevap veriyor ve bu meselede Türkiye’yle, Yunanistan’ın ortak bir perspektifle meseleye yaklaştığını bir kez daha vurguluyoruz.
Dün aldığımız kararlar muvacehesinde tabi bu kararların uygulanmasında Türkiye’yle, Yunanistan arasında işbirliği büyük bir önem taşıyor bugün İçişleri Bakanlarımız arasında imzalanan EMO’yu da bu işbirliğinin çerçevesini çiziyor. Önümüzdeki günlerde, haftalarda, aylarda Ege’nin masumların hayatlarını kaybettiği bir üzüntü ve dram denizi değil, aksine Türkiye’yle, Yunanistan arasında dostluğun, mutluluğun paylaşıldığı bir deniz olmasını arzu ediyoruz, bu konuda da birlikte çalışmaya devam edeceğiz. Ayrıca ortak meselelerimizi, Ege sorunu, Kıbrıs sorunu bağlamında çok dürüstçe, dostça ele aldık. Yine azınlıkların karşılıklı hakları konusunu çok açık yüreklilikle paylaştık. Ben bütün bu istişarelerde Sayın Çipras’ın gösterdiği işbirliği anlayışı dolayısıyla kendisine teşekkür ediyorum. Gerek Ege sorunlarında, gerek Kıbrıs’ta çözüme çok yakınız, birlikte güçlü irade sergileyerek bu on yılların biriktirdiği sorunları aşıp Doğu Akdeniz’i, Ege’yi bir çekim alanı haline getirebiliriz. Biz Doğu Akdeniz’in krizlerle, bunalımlarla anılan bir bölge değil, Türkiye-Yunanistan işbirliği üzerinden işbirliğiyle, ortak çalışma kültürüyle ve ortak gelecek perspektifiyle anılan bir refah ve huzur bölgesi olmasını arzu ediyoruz.
Ben tekrar İzmir’e teşrifleri dolayısıyla değerli mevkidaşıma, Sayın Çipras’a teşekkürü bir borç biliyorum kendisine ve arkadaşlarına tekrar hoş geldiniz diyorum.
Sorulara geçmeden önce bir hususu daha vurgulayayım; ayrıca bugünkü toplantının bir başka ilk olma niteliği var, bu herhangi bir yabancı devlet ve hükümet başkanının İzmir’de resmi olarak ağırlandığı ilk toplantı. Çünkü Başbakanlık Ofisini geçen sene açtık, şu ana kadar herhangi bir muhatabımızı ağırlamamıştık, bu vesileyle… Bu İzmir Başbakanlık Ofisinde ilk ağırladığım misafirin hemen karşı yakamızdan, Yunanistan’dan dost bir Başbakan olması beni çok mutlu etti. Bu vesileyle İzmirlilere de misafirperverliklerine teşekkür ediyorum.
Bu Başbakanlık Ofisini çok daha sık değerlendireceğiz.
Tabi Sayın Çipras Türkiye’ye gelip bu ofisi kullanmak isterse de her zaman kullanabilir, değerlendirebilir.
Tekrar hoş geldiniz diyorum.
SORU- İlk sorum Sayın Davutoğlu’na olacak. Kilis kent merkezine 5 roket mermisi düştü, iki vatandaş hayatını kaybetti. Karşılık verildi ama, Kilis özelinde yeni önlemler alınacak mı?
Bir ikincisi, dün Brüksel’de -siz de değiniz- prensipte anlaşamaya varılan bir taslak var, bu taslakta en dikkat çeken bire-bir kabul formülü, yani Suriyeliler dahil Türkiye üzerinden Yunan adalarına geçen tüm yasa dışı göçmenleri Türkiye kabul edecek. Sizce bu uygulanabilir bir plan mı? Mali olarak nasıl karşılanacak, Türkiye nasıl başa çıkacak bu formülle?
Başbakan Davutoğlu: Evet, bugün Kilis’te üzücü bir olay yaşadık, Kilis’teki sınırımızın öte yakasından DEAŞ tarafından bir roket söz konusu oldu, 2 vatandaşımızı kaybettik. Tabi angajman kuralları çerçevesinde misliyle ve daha fazlasıyla tabi mukabele edildi. Sayın Valimizden ve ilgili güvenlik birimlerimizden gerekli bilgileri aldık. Ve Türkiye’ye yönelik her türlü saldırıya en şiddetli şekilde mukabelede bulunulması konusunda da zaten Türk Silahlı Kuvvetleri’ne verilmiş talimatlarımız var. Bu konuda alınacak her türlü tedbir gözden geçirilmiştir, zaten hazırlıklarımız vardı. Bu da Suriye’deki ateşkesin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Zaten DEAŞ bir ateşkes tarafı değildi, DEAŞ’la ılımlı muhalefet arasında çatışmalar söz konusuydu. Bu çerçevede Türkiye, Türkiye’ye yönelik her türlü saldırıya dediğim gibi anında mukabelede bulunacaktır.
Dün Avrupa Birliği’nde, aslında bugün sabah diyeyim, gece yarısından sonra mutabakat kesinleşti. Vardığımız mutabakat konusunda ise, bu üzerinde çok detaylı bir şekilde çalışılmış bir plandır. Aldığımız bütün tedbirlere rağmen 29 Kasım’dan bu yana, Türkiye’yi bir transit göç yolu gibi kullanmak isteyen insan kaçakçıları var ve bu insan kaçakçılarının yol açtığı insani trajediler, sahillerimize vuran çocuk bedenleri var. Bunlar karşısında bizim kayıtsız kalmamız mümkün değil. Bu, Türkiye’nin sebep olduğu bir kriz değil, Yunanistan’ın sebep olduğu bir kriz değil. Avrupa’nın sebep olduğu bir kriz değil, ama önümüzde böyle kriz varsa herkes elini taşın altına koymalı. Tabi bunun birinci derecede sorumluları, biraz önce zikrettiğim gibi Suriye rejimidir, oradaki terör örgütleridir ve son dönemde Rusya’nın artan hava saldırılarıyla ortaya çıkan tablodur.
Ayrıca, Suriye’den bağımsız olarak da başka ülkelerden bu koridoru kullanmak niyetiyle gelen ve savaş mağduru olmayan bazı art niyetli gruplar da var. Bunlara karşı dün teklif ettiğimiz çerçeve ve uzun müzakerelerden sonra Avrupa Birliği tarafından da kabul gören çerçevede, bu düzensiz göçü düzenli hale getirebilmek ve uluslararası hukuk normlarına oturtabilmek için birlikte çalışma kararı aldık. Ege’de bu anlamda yakalanan göçmenler veya Ege adalarına geçmek isterken yakalanan göçmenler Türkiye tarafından alınacak, ancak bu göçmenlerin sayısı kadar göçmen de böyle bir maceraya yürümemiş, uluslararası hukuk kurallarını çiğnememiş ve mülteci hukuku çerçevesinde Avrupa gitmek isteyen göçmenler için de ayın sayıda göçmen Avrupa’ya gönderilecek, dolayısıyla Türkiye içindeki göçmen sayında bu sebeple herhangi bir artış olmayacak. Ne kadar göçmeni alıyorsak, o kadar sayıda göçmeni düzenli olarak, ayrı göçmenleri tabi düzenli olarak Avrupa’ya göndereceğiz. Bu konuda Sayın Rutte’yle Dönem Başkanıyla, Sayın Merkel’le vardığımız mutabakat var.
Bu düzensiz göç engellenince, düzenli göç Avrupa’nın tespit ettiği prensipler çerçevesinde sürmeye devam edecek. Aksi takdirde, bunu yapmamız durumunda düzensiz göçü teşvik eden bir tablo ortaya çıkıyor. Esas hedef burada, düzensiz göçü ve bu tür maceracı eğilimleri engellemek, caydırmak, düzenli göçü de kurallarını koyup Avrupa’nın kabul edeceği göçmenleri de bizim kamplardan, Türkiye’deki Suriyelilerden tespit ederek gönüllü bir şekilde, gitmek istemeyeni, kimseyi zorlayacak değiliz, gönüllü şekilde gitmek isteyenler de normal yollarla gidecekler.
Bunun maliyetine bakıldığında geri kabul dolayısıyla… Zaten bu Türkiye’yle Avrupa Birliği arasındaki geri kabul anlaşmasının bir gereğiydi, yani 1 Haziran’da devreye girecek olan, bunu öne almış olduk. Bunun karşılığında da Avrupa ile vize muafiyeti Haziran ayında başlayacak, bu önemli bir kazanımdır vatandaşlarımız için. İnşallah o vakte kadar da biz vize muafiyetinin gerektirdiği adımları, yani gerekli yasaları çıkaracağız. Buradan da muhalefet liderlerine bir kez daha çağrıda bulunmak istiyorum, önümüzdeki 2 ay içinde vize muafiyeti çerçevesinde ilgili 9 kanunu çıkarmamız lazım, çıkarmamız halinde Haziran ayında Türk vatandaşlarına vize uygulaması son bulunacak, vize muafiyeti temin edilecek.
Maliyete gelince, geri kabul dolayısıyla, yani Ege’den aldığımız göçmenlerden doğacak her türlü maliyeti Avrupa Birliği karşılayacak geri göndermek açısından, oradan Türkiye’ye gelmeleri, Türkiye’den de üçüncü ülkeler, Suriye dışındaki göçmenlerin kendi ülkelerine gitmeleriyle ilgili maliyet Avrupa Birliği tarafından karşılanacak. İçeride ise göçmen sayısında bir artış olmayacağı için, zaten bizim elimizdeki kamplardaki göçmen sayısı sabit kalacağı için herhangi bir ek masraf olacağını düşünmüyoruz, tabi ek masraf olursa bu anlamda da kullanacağız Avrupa Birliği’yle tespit ettiğimiz kaynaklar var, ama sayıda bir farklılık oluşmayacak. Diyelim 10 bin göçmen Türkiye tarafından alınmışsa, aynı süre içinde 10 bin göçmen de Avrupa’ya gidecek, dolayısıyla bu anlamda Türkiye üzerindeki yük azalacak.
Ayrıca bir husus da, 3 milyarlık ayrılan fon hemen devreye giriyor önümüzdeki hafta içinde, aslında 70-80 milyon doları serbest bırakıldı, kademeli bir şekilde o devreye girecek, önümüzdeki dönemde de ek fonlar, 3 milyar dışında da fon Türkiye’ye tahsis edilecek. Dolayısıyla maliyetler bakımından bir külfet paylaşımı söz konusu olacak. Tabi bu büyük bir kriz, böyle kriz dönemlerinde bizim en önemli kaygımız insan canıdır, insan onurudur, çocukların cansız bedenleri sahilimize vururken sorumluluk almaktan kaçınmadık, kaçınmayız.
SORU- Ben aslında size göç kriziyle ilgili bir şey sormak istiyorum. Ancak bu konuda son derece detaylı bilgiler verdiğiniz için Davutoğlu’na bir şey sormak istiyorum. Sayın Yunanistan Başbakanı Ege’de hava sahası ihlaline değindi. Siz iki başbakan olarak, hem kişisel anlamda da iyi bir dostluk geliştirdiğinizi söylüyorsunuz. Sizler zannediyorum ki Yunanistan’ın Türkiye’nin AB üyeliğini desteklediğini kabul ediyorsunuz zannediyorum ve bunun Ankara’nın stratejik bir hedefi olduğunu kabul ettiğini biliyorsunuz.
Ancak şunu sormak istiyorum: Sizin … savaş tehdidi gibi bir tehdidiniz var Yunanistan’la ilgili olarak. Bir taraftan dostluktan bahsediyorsunuz, bir tarafta … var, bir taraftan tabi hava sahamızın ihlalleri de devam ediyor. Acaba bu politikada bir değişiklik yapılamaz mı, bu konuda bir adım atmayı düşünüyor musunuz?
Başbakan Davutoğlu: Aslında Türkiye’yle Yunanistan arasındaki ilişkilerin doğası zaten değişti. Yani gördüğünüz gibi 22 bakan bugün bir masa etrafında oturdular, önce kendi aralarında görüştüler, sonra 22 bakan ortak bir hükümet gibi ortak bir anlayışla bütün konuları konuştu. Ben toplantıda da zikrettim, Türkiye’yle Yunanistan arasında teknik, siyasi birçok konu olabilir, ama en önemli mesele psikolojik eşiği aşmak. Biz psikolojik eşiği aştık, yani var olan konuları da rahatlıkla konuşabilir durumdayız.
Ayrıca şunu da ifade edeyim: Son dönemde aldığımız önemli kararlardan biri de, ki bu bütün bu görüş ayrılıklarına göre Ege’de, NATO’nun Ege’de yapacağı operasyonlar bağlamında hem Türkiye, hem Yunanistan son derece olgun bir tavır sergiledi. Ben dün NATO Genel Sekreteri’yle konuştum, Sayın Çipras’ın temasları mutlaka olmuştur, bizim hep dediğimiz, Türkiye’yle Yunanistan arasında bazı görüş ayrılıkları var, ama bu işbirliğimize engel değil. Ve düşünün, ilk defa Türkiye ve Yunanistan’ın ortak kararıyla göçmenler konusunda kurtarma operasyonları için NATO’nun devreye girmesi mümkün olabildi. Görüş ayrılıklarımızı paranteze alıyoruz tabiri caizse, o parantez herkes için saklı olmakla ve birbirimize saygı duymakla birlikte ortak NATO operasyonuna yeşil ışık yaktık. Ne Türkiye görüşünden vazgeçti, ne Yunanistan görüşünden vazgeçti, ama bu işbirliğini engellemedi.
Türkiye ve Yunanistan’ın Ege’nin deniz sahası ve saha sahasıyla ilgili ihtilafları yeni değil, bunları biliyoruz. Ya bu ihtilafları mutlak kabul edeceğiz ve bu ihtilaflar çözülene kadar işbirliğimizi erteleyeceğiz, ki eskiden öyleydi eski paradigmada, bunun hiçbir fayda getirmediğini gördük, gerginlikleri artırdığını gördük ya da bunları paranteze alıp yolumuza devam edeceğiz, bu arada da bunları çözmeye çalışacağız; yaptığımız şimdi bu.
Geçen hafta ilgili temsilcilerimiz istikşafi görüşmelerde Ege’deki sorunları çözmek için önemli bir mesafe aldılar, bugün de bize aktardılar. Biz yerimizde durmuyoruz, bunu parantez alırken bu sorunları unutmuyoruz. Bu sorun var, bunu çözmek için de istikşafi görüşmeler başta olmak üzere bütün araçları kullanıyoruz. Bu arada da gerek denizde, gerek havada karşılıklı olarak herhangi bir riskin ortaya çıkmaması için de silahlı kuvvetlerimize her iki hükümet olarak da yatığımız telkinler verdiğimiz talimatlar var. Bu anlamda hava sahası ihlali dediğiniz hususlar ihtilaflı bölgeyle ilgili hususlar. Sizin için hava sahası ihlali gibi görünen şey, Türk Hava Kuvvetleri için kendi hava sahası olarak gördüğümüz alanlar. Dolayısıyla bu sorunları çözeceğiz ve burada, bu ihtilaflı alanda da mümkün olan en az karşı karşıya geliş, kilitleme gibi ya da burada çok uçma gibi konuları birlikte ele alıyoruz, bunları minimize edeceğiz. Herhangi bir risk oluşmaması, çünkü her an af edersiniz it dalaşı tabiriyle anılan uçuşlarda her an bir kaza olabilir, olmaması için bunları minimize etmek ve kontrol altında tutmak gerekiyor. Genelkurmay Başkanlarımızın önümüzdeki dönemde daha yakın görüşleri için birlikte kendilerine talimat vereceğiz, zaten Genelkurmay Başkanlarımızda şahsi dostlukları da olan, geçmişte de değişik askeri faaliyetlerde beraber olmuş komutanlar. Bunları minimize etmek bizim görevimiz, Ege’yi bir dostluk denizi haline getirmek.
Casus belli için ise tutumuz çok açıktır, yani o kararın alındığı 96 yılında bir hafta önce Haziran ayı 96 diye hatırlıyorum. 1 hafta önce Yunan Parlamentosunun aldığı bir karar var, ona karşı Türk Parlamentosu alıyor bir hafta sonra bu kararı. Ben Sayın Çipras bu konuyu açtığında da kendisine söyledim, daha öncede muhataplarıma söylemiştim, gelin iki kararı birden kaldıralım, iki kararı birden kaldırırsak ortada böyle bir karar kalmaz. Ama şu bilinsin ki: Ne Türkiye’nin Yunanistan’a savaş yapma gibi bir isteği, arzusu, iradesi vardır, hırsı vardır, ne de Yunanistan’ın Türkiye’ye dönük bir hırsı vardır. Hepimiz tarihi örneklerden gördük ki, çatışarak Ege’de kimse bir şey kazanamaz, ama dostluk üzerinden hepimiz kazanabiliriz. Bugün İzmir’de açılan Başbakanlık Ofisinin ilk misafiri olarak ağırladığımda aslında bu sembolik mesajı da veriyoruz. Bu mesaj, Atatürk ile Venizelos’un verdiği mesajdır. Birbirleriyle savaşan bir neslin çocukları, liderleri olarak onların verdiği dostluk mesajının devamıdır bu mesaj. Artık bizim savaş sözünü bile literatürümüzden çıkarıp Doğu Akdeniz’i, Ege’yi bir dostluk havzası haline getirmek. Yine Sayın Çipras’a değerli dostum Aleksis’e söyledim, bazen İskandinav ülkeleri arasındaki ilişkileri bu anlamda kıskanıyorum Avrupa içinde bir İskandinav north kuzey kuşağı var. Niye orası barış ve karşılıklı iyi ilişkilerde anılıyor da, Avrupa medeniyetinin doğduğu Akdeniz ve Akdeniz’in doğusu Avrupa’nın üç kadim şehri vardır medeniyet şehri Atina, Roma, İstanbul. Ve yine İtalya’yla da bu konuda üçlü ilişkiler bağlamında ilişkilerimizi geliştirelim birlikte Doğu Akdeniz hattı olarak diye bugün yine görüşlerimizi paylaştık. Bu kuşağın tekrar refah kuşağı, medeniyet kuşağı, karşılıklı anlayışın egemen olduğu, çok kültürlü, çok dinli, çok … bir kuşak olması için beraber çalışacağız. İhtilafı ve savaş gibi kavramları ilişkilerimizden tümüyle çıkarmaya bu anlamda hazırız.
Dediğim gibi bütün bu hususları görüşerek çözeriz, ihtilaf sebebi olan hususları devreden çıkartır, savaşı da bu kavramları da gündemimizden her zaman düşürürüz, yeter ki dostluğumuz baki olsun.