Yükleniyor...

Basbakan Davutoglu’nun Diyarbakir Sur Hasan Pasa Hani‘ndaki konusmasinin tam metni

 

Selam olsun Diyarbekir’in, medeniyetimizin hülasasının her bir eserine, selam olsun tarihin en kadim Sur’un her bir taşına. Selam olsun beşinci kutsal mekânımız olan Ulu Cami’nin minaresine, minberine, atmosferine, havasına. Selam olsun minareleriyle, burçlarıyla bizi temsil eden, bizim medeniyetimizi, kimliğimizi, inancımızı temsil eden ulu Diyarbekir’e ve selam olsun Diyarbekirlilere, Allah’ın selamı üzerinize olsun.

Değerli Diyarbekirliler, Valimizin de söylemiş olduğu gibi biz Diyarbekir’e aşkla, muhabbetle bağlıyız. Her bir şehrimize bağlı olduğumuz gibi, ama her zaman söylerim, bazı şehirler kendisine eriştiğiniz anda sizi içine alır, sarar, büyüler ve bir daha o atmosferden kopamazsınız. Diyarbekir’e ilk ziyaretimden bu yana 1990’lı yıllarda her an her havasıyla, her insanıyla zihnimdedir, gönlümdedir. Başbakan olarak da Diyarbekir’e son 1,5 yıl içinde bu benim beşinci ziyaretim. İnşallah daha çok geleceğiz. Son Kurban Bayramı Namazında burada yine bu Hasan Paşa’da bir Ulu Cami’de eda edilen bayram namazı sonrasında birlikteydik, yine birlikteyiz. 

Diyarbekir’e uçakla geliyorsam mutlaka Sur’un üzerinde bir tur atmaya önem veririm. Neden biliyor musunuz? Yukarıdan baktığınızda Diyarbekir, Sur bir yürek gibi, bir insan yüreği gibi inşa edilmiştir. İnşa edenler tabii muhtemelen hiçbir zaman uçak ya da helikopter kullanmadılar, ama gönüllerindeki yüreği taşlara nakşederek belki bir gün gelir birileri de havadan buna bakar diye sanki düşünmüşçesine bir insan yüreğini bir şehir olarak inşa ettiler. Yüreği olan Diyarbekir’i anlar, Diyarbekir’in yüreğini anlayan insanlığı anlar. Ama insanlarda yürek yoksa, yüreklerinde muhabbeti kaybetmişlerse, sevgiyi, saygıyı tarihe, ecdada, insanlık birikimine saygıyı kaybetmişlerse o yüreği parçalamaya kalkarlar. 

Hazreti Adem’den bu yana, Habil’den, Kabil’den bu yana bütün medeniyet tarihinde aslında iki grup insan görürsünüz; yürekleri birleştirenler, yürekleri parçalayanlar. Diyarbekir hep yürekleri birleştirenler tarafından inşa edildi, ihya edildi ve insanlık tarihine mal oldu. Ama yürekleri parçalayanlar da geldi. İşte bugün tam büyük bir aşkla, muhabbetle tekrar Diyarbekir’le ve Diyarbekirlilerle buluşacağım ümidiyle heyecanıyla dün yolculuğa hazırlanırken dün akşam saat 5 civarında yüreğimizi parçalayan bir haber bütün Türkiye’ye ulaştı. 7 canımız, ciğerimiz hainler tarafından korkak bir tuzakla şehit edildiler. Eminim bu acıyı en fazla Diyarbekirliler hissetti. Çünkü onlar kendilerine geleni muhabbetle karşılayan insanlardır. Allah bilir bu Hasan Paşa ne kadar farklı milletten, ırktan, dinden, mezhepten insanı kucağına aldı bastı, bağrına bastı içinde bulunduğumuz Hasan Paşa Hanı. Ama bu sokakların, bu kültürün mirasından mahrum olanlar, nasipsiz olanlar Diyarbekir halkına huzur vermek için, burada güvenliği sağlamak için gelen, ülkenin her bir yanından gelen 7 kardeşimizi şehit ettiler. 30’a yakın vatandaşımız ve güvenlik görevlimiz de şu anda hastanede. Sabahleyin onları memleketlerine uğurladık havaalanından. Uğurlarken ifade ettiğim gibi, onlar buraya Bursa’dan, Niğde’den, Ankara’dan, farklı şehirlerden gelmiş olabilirler, ama buradan giderken hepsi artık Diyarbekirlidir, ebediyen Diyarbekir’in hafızasında, eminim Diyarbekirlilerin de duasında olacak. 

Aziz Diyarbekirliler; bu acıları, bu tahribatı yaşarken hepimizin zihnimizi bu ortak kültürümüzün temellerinden koparmadan düşünmemiz lazım. 2013 Martında Nevruz’dan hemen önce Dışişleri Bakanı olarak Diyarbakır’daydım, Dicle Üniversitesi’nde bir konuşma yapmıştım, tam çözüm sürecinin oluşum aşamasındaydı. Bütün toplumda ve hepimizde büyük bir ümit, büyük bir geleceğe dönük yeni bir vizyon vardı. Orada ifade etmiştim Diyarbekir’in bize ne anlam ifade ettiğini. Şimdi yürek ölçeğinden bakarak kısaca yine Diyarbekir’in bizim dünyamızdaki yerini ifade etmek istiyorum. Yürek demiştim, yüreği birleştirenler Diyarbekir’e bir şeyler bıraktılar, yüreği parçalayanlar ise Diyarbekir’i tahrip ettiler. Diyarbekir’e bakarsanız, insanlık tarihinin hülasası gibidir, sanki her şey burada yaşanmış. İki şehirde bunu hissedersiniz; Kudüs’te ve Diyarbakır’da.  Öyle ki Evliya Çelebi Diyarbekir’i anlatırken, Ulu Cami’yi Hazreti Musa tarafından inşa edildiği rivayet edilir diye düşer. Kadimdir Diyarbekir, eski, en eski, insanlığın en derin mirasını barındırır bünyesinde, bağrında. İnsanlığın hülasası olduğu kadar bizim medeniyetimizin de hülasasıdır. Herkes bizden buraya bir iz kalsın diye Diyarbekir’e bir şeyler bırakmıştır. Emeviler, Abbasiler, Hazreti Ömer’den bu yana, Mervaniler, Büveyhiler, Selçukiler, Eyyubiler, Artuklular, Osmanlılar, hepsi. Burçları dolaşsanız onları hissedersiniz. Yedi Kardeşler Burcunu Artukluklar, Nur Burcunu Selçuklular, Keçi Burcunu Mervaniler yapmıştır. Minarelere bakarsanız,  kimisi Selçuklu sitili, kimisi Artuklu, kimisi Osmanlı, herkes bir şey koymuş buraya. Ulu Cami’ye herkes bir hediye bırakmak istemiş. Melikşah’tan Nisanoğlu’na Keyhüsrev’den 4. Mehmet’e kadar herkes Ulu Cami’de bir eserim, bir hatıram kalsın istemiştir, aynen Mescid-i Nebevi gibi, aynen Mescid-i Aksa gibi ve Diyarbakır’da iz bırakmışlar. Ta ki bizden sonra gelip de bu diyarda yaşayanlar bu izleri korusun diye bir mesaj bırakmışlar, bir mektup bırakmışlar yürekten yüreğe. Gelenler demişler, bu eserleri korusunlar ki Diyarbakır’ı her ziyaret eden kendini Diyarbakır’da bulsun, Diyarbakır’da kendini keşfetsin. Her ırktan, her milletten, nereden geldiklerinden bağımsız olarak Diyarbekir’e hürmet göstermişler. 

Bu Hasan Paşa Hanı, Hasan Paşa Sokullu Mehmet Paşa’nın oğlu, yani bir Boşnak, Rumeli’den gelip o da Diyarbakır’da bir iz bırakmış. Herkes Diyarbakır’a hürmet etmiş. Bugün sizinle paylaşacağım bütün düşüncelerimiz her şeyden önce Diyarbakır’a hürmetimizin eseridir, saygımızın eseridir. İnsanlığa, insanlık birikimine saygımızın eseridir, medeniyetimize saygımızın eseridir, Diyarbekirlilere saygımızın eseridir. Ve yüreğimize, yürek şehir Sur’a saygımızın eseridir. İşte biz bu perspektifle o gün 3 sene önce 2013’te yüreğimden gelen sesle Diyarbekir’e Dicle Üniversitesi’nde yaptığım konuşmada, ‘Diyarbekir’e doğunun Paris’i diyorlar, Paris ne ki’ demiştim, evet Paris ne ki. Diyarbekir şehir iken, Paris bir köy bile değildi. Diyarbekir dünyanın en güzel eserlerine sahip iken, Paris bütün bir mimariden yoksun idi. Şimdi dahi Allah aşkına bir Dört Ayaklı Minare’yi düşünün, bir de Eiffel Kulesi’ni. Birisi ne kadar zarif ise diğeri o kadar hantal ve kaba. İnsanlar görmeye giderler, ben her şeye saygı duyarım ama, Eiffel Kulesi’nde ne bulduklarını bilemem, ama Dört Ayaklı Minare’ye bakan herkes kendisinden bir şey bulur. 

İşte biz bunun için buradayız, işte biz bunun için burada olmasak bile emin olun her an Diyarbakır’dayız, her an dua ediyoruz, her rüyalarımızda her şekliyle, her haliyle burayı tahayyül ediyoruz. 

Bütün mescitler güzeldir, ama hep söylerim, birkaç şey var. Bursa Ulu Camii, Diyarbakır Ulu Camii bambaşka, içine girdiğinde bambaşka, Selimiye’yi dışarıdan seyretmek güzeldir, içi de güzeldir mutlak, o anlamda söylemiyorum, ama Bursa Ulu Camii’yle Diyarbakır Ulu Camii’ne girdiğinizde açık bir Mescid-i Nebevi kokusu alırsınız. İşte bu mirastır bizi Diyarbekir’e bağlayan.

Biz 2013’te, Sayın Cumhurbaşkanımızın 2005’te yaptığı konuşmadan itibaren başlattığımız 12 Eylül’ün bütün o kötü hatıralarını, geçmişte yaşanmış bütün acı hatıralara meydan okuyarak başlattığımız çözüm süreci, aslında yeni bir inşa süreciydi. O konuşmama da yeni bir inşa süreci, restorasyon süreci adını vermiştim. Bizi parçalayanlara karşı bir restorasyondu, bir inşa hareketiydi. Nasıl Haçlılar, Moğollar, sömürgeciler bizi, yüreğimizi parçaladılar, buna karşılık Alp Arslan, Selahaddin Eyyubi ve dahi daha sonra Çanakkale’de bu vatanın birliği için…

Diyarbekir’in kedisi de güzeldir, tebessüm edin, maşallah. Huşu içinde, evet, ama dinleyerek geçti. O bile Diyarbekir’in atmosferinden etkilenir.

Allah Diyarbekir’in her şeyi aziz kılsın, insanını, hayvanatını, nebatını, taşını, toprağını. 

İşte bütün bu yüreğimizi parçalayanlar, coğrafyamızı parçalayanlar, Haçlılar, Moğollar, sömürgeciler karşısında biz birleştirenlerden olmak için büyük çaba sarf ettik, hala sarf ediyoruz. 

Hep zikrediyorum, 2016 kritik bir dönem yılı; bir tarafta Sykes-Picot, diğer tarafta Kut’ül Ammara. Kut’ül Ammara, Türklerin, Kürtlerin, Arapların, Sünnilerin, Şiilerin Bağdat yakınında Bağdat’ı savunmak için omuz omuza verdikleri ve zafer kazandıkları kutlu bir savaş. Aynen Çanakkale Savaşı’nın İstanbul’u koruması gibi Kut’ül Ammara da Bağdat’ı korumuştu. Sonra kaybettik Bağdat’ı ve nice diyarları kaybettik ve o diyarlar üzerinde Sykes-Picot ürettiler, böldüler, parçaladılar ve yüreklerimizi birbirinden ayırdılar. Şimdi yüz yıl sonra değerli Diyarbekirliler, bizi ekranlarında izleyen değerli vatandaşlarım; Diyarbekir’in bu güzel ortamından seslenerek ifade ediyorum, bir yol ayrımındayız, ya yüreğimizle birlikte vatanımız, vatanımızla birlikte gönül coğrafyamız, gönül coğrafyamızla birlikte bütün iddialarımız, ideallerimiz birleşecek, bütünleşecek, ya bizi lime lime parçalamaya çalışacaklar. İşte biz 2005 Diyarbakır konuşmasından bu yana hep bütünleştirmeye çalıştık, hep birleştirmeye çalıştık, onlar ise hep parçalamaya çabaladılar.

7 Haziran seçimleri sonrasında ülkenin seçimlerin ortaya çıkardığı siyasi tablo dolayısıyla kaosa, krize düşeceğini hesap eden bölücü terör örgütü, hain odaklar içeride ve dışarıda harekete geçtiler, silahlı isyan çağrısında bulundular. Daha önce 6-7 Ekim olaylarında yaptıkları gibi şehirlerimizi tarumar etmek için bütün güçleriyle harekete geçtiler ve zannettiler ki, onlar bu memleketi biraraya getiren, bu yüreği bütünleştiren ana değerleri parçalayabilecekler. 23 Temmuz’da hepinizin bildiği gibi huzur ve demokrasi güvenlik operasyonlarını başlatmak zorunda kaldık. Onlar yakmaya, yıkmaya, tahrip etmeye çalışırken, biz kamu düzenini inşa etmeye, her yerde barışı, huzuru hakim kılmaya çalıştık, 1 Kasım seçimlerinden sonra bütün bu gayretimize devam ettik.

Dikkat ediniz, biz çözüm süreciyle bütün tıkanıklıkları aşmaya, bütün yolları, bütün engelleri aşarak bir birlik yoluna çıkmaya çalışırken, onlar yaptıkları bütün eylemlerle, yeni barikatlarla şehirlerimizi, ilçelerimizi, Sur’umuzu parçalamaya çalıştılar, çukurlar kazdılar, barikatlar kurdular, el yapımı bombalarla insanların günlerini, gecelerini karattılar. Ve zannettiler ki, bu devlet acizdir ve onlarla mücadele etme cesareti, kararlılığı göstermeyecek. Ve zannettiler ki, bölge halkı onların yanında yer alacaklar. Bu iki hususta da yanıldılar ve yanılacaklar. 

Ben buraya, Diyarbekir’e teşekkür etmeye geldim aynı zamanda bu tahriklere karşı, bu provokasyonlara karşı dimdik durdukları için. 

Son olarak Nevruz’da baharımızı karartmak isteyenlere karşı dimdik durup provokasyonlara kapılmadıkları için bütün Diyarbekirlilere, bütün Doğu’ya, Güneydoğu’ya, bütün Kürt vatandaşlarıma, kardeşlerime teşekkür ediyorum. 

Biz ise, bir kez daha ifade ediyorum, hep burada olduğumuz, burada olacağımız bu güzel mekândan ifade ediyorum; devletimizin şefkat elini de, kudret elini de birlikte kullandık, kullanacağız. Devletimiz dediğimizde aziz Diyarbekirliler, bu sizin devletiniz, bu 78 milyonun devleti. Hiç kimse bu devlete tek başına malik değildir ve hiç kimse bu devletin vatandaşlarının herhangi bir kesimini ayırmaya, dışlama hakkına da sahip değildir. Hep beraber kamu düzeni derken hepimizin düzeninden bahsediyoruz, hepimizin huzurundan bahsediyoruz. Biz bütün bu hesapları bozma amacıyla en kararlı bir şekilde terörün üstüne gittik. Terörle mücadele hiçbir tereddüt göstermedik ve bir kez daha Diyarbekir’den ilan ediyorum; Sur’un bütün sokakları gibi, Cizre’nin, Silopi’nin bütün sokakları gibi, Diyarbekir’in bütün sokakları, Mardin’in, Bingöl’ün, Bitlis’in Van’ın bütün güzel şehirlerimizin sokakları bu güzel mekânları, bu güzel ülkenin bütün dağları, ovaları, vadileri huzur ve sükûn bulana kadar da gece-gündüz uyumayacağız, terörle mücadeleye devam edeceğiz. Bir tarafta bu kararlılığımız var iken, bir tarafta devlet elimizin kudret eli var iken emin olunuz ki şefkat elimizle de bütün halkımızın yanında olacağız, ellerini tutacağız, gözlerine bakacağız. Yüreğimizi yüreklerine değdirip bu yürekleri kimse parçalamayacak diye haykıracağız. 

Onun için terörle mücadele devam ederken bildiğiniz gibi Mardin’de iki ay önce birlik, huzur, demokrasi eylem planıyla yaraları sarmak, şehirlerimizi, ilçelerimizi tekrar inşa etmek ve bütün vatandaşlarımızın her an yanında olduğumuzu göstermek üzere harekete geçtik. Ankara’da geniş kapsamlı eylem planları hazırladık. Arkadaşlarımız, bakan arkadaşlarımız alanda gece gündüz bölge halkıyla birlikte oldu. Ben de söz vermiştim; demiştim ki bundan sonra her Cuma Doğu’da, Güneydoğu’da bir ilde olacağım. Her hafta bir doğuda, bir batıda ziyaretlerde bulunacağım. Hamdolsun gücümüz yettikçe de, programımız elverdikçe de bunun gereğini yaptım. Mardin’de, Bingöl’de, Silopi’de, Van’da idim, İzmir’deydim, Manisa’daydım. Bugün Allah’a hamdolsun diyarların en mübareği Diyarbakır’dayım. Silopi büyük acılar, bu anlamda terörün getirdiği ıstıraplar yaşayan Silopi’de halkımızla yan yana geldik. İki, şimdi isimlerini bilmiyorum, ama iki mübarek şahsı size zikretmek isterim. Birisi Kurban Bayramı’nda Ulu Cami’de -Mehdi Bey, arkadaşlar hatırlayacak- yanımda ihtiyar bir Diyarbekir beyefendisi vardı. Elimi tuttu, dualar etti, bizi yalnız bırakmadığınız için Allah razı olsun, bizi yalnız bırakmayın dedi. Silopi’de de yine Cuma namazında 90 yaşını muhtemelen aşkın bir dedemiz, eline sarılıp öpmeye çalıştığımda dualar etti; bizi bırakmayın, bizi terk etmeyin dedi. Allah şahit olsun, millet şahit olsun, tarih şahit olsun; hiçbir zaman hiçbir vatandaşımızı bunların insafına terk etmeyecek, yalnız bırakmayacağız. 

Bunu yüreğimden gelerek yürek diyarı Sur’da zikrediyorum. Ve aynı şekilde hiçbir vatandaşımızın mağdur olmasına da izin vermeyeceğiz. Türkiye 90’ların Türkiye’si değil, 80’lerin Türkiye’si değil, daha önceki dönemlerin Türkiye’si değil. Türkiye’de milletin her kesiminin verdiği oylarla Cumhuriyet tarihinin en yüksek seçmen sayısıyla, yüzde 49.5 oyla gelmiş bir iktidar. Biz, bu anlamda bize oy versin-vermesin her vatandaşımızı hem temsil ediyor, hem hakkını korumaya kararlı bir şekilde yolumuza devam ediyoruz. 

Bu mesajları batıda da, geçen hafta cuma da Manisa’daydım. Manisa’da da bugün beni bağrına basan Diyarbakırlılar gibi Manisalılarla buluştuk. Herhalde Ulu Camii’den sonra hiçbir duyuru yapmadan, Cuma namazını kıldıktan sonra hiçbir duyuru yapmadan, hiç kimseye gelin demeden spontane olarak buraya Ulu Camii’nin önündeki meydana gelmiş vatandaşlarımızın bize gösterdiği muhabbeti gördüğünde 78 milyon vatandaşımız mutlaka büyük bir memnuniyet duymuştur, bu heyecanı bulundukları yerlerde hissetmiştir. Ama birileri de eminim sükûtu hayal yaşamışlardır. Onlar sokağa çıkın, yürüyün Sur’a doğru dediklerinde çok az Diyarbakırlı onların çağrısına ses vermişti. Ama Rabbim gelin aynı Ulu Camii’de, aynı güzel mekânda saflarla aynı kıbleye dönün dendiğinde Diyarbekirli bütün aşkıyla koşar gelir. Tekrar tekrar teşekkür ediyorum. Bizi bugün son derece güçlü bir mesajla ağırladınız. Biz de emin olunuz ki elimizdeki bütün imkânlarla gereğini her zaman yapacak, her zaman Diyarbekir’de olacağız. 

1 Kasım akşamı Hazreti Mevlana’nın huzurunda verdiğim sözü tekraren bugün Ulu Cami’nin huzurunda da söylüyorum, söyledim, söylüyorum. Biz bu topraklara sevgi tohumları ektik, ekmeye geldik diyor Hazreti Mevlana. Ben bir Hazreti Mevlana torunu olarak sizlere söz veriyorum; biz bu topraklara sevgi tohumları ekmeye geldik, sevgi tohumları ekeceğim. 

Bir idealimden de bahsedeyim, Sare Hanıma da zikrettim; inşallah güzel Diyarbekir’de şahsi bir evim olsun da arzu ediyorum, mekânım Diyarbekir olsun, Sur’da. Benim için Diyarbekir demek, önce Sur demek zaten, ta ki kalktığımda bu güzel havayı teneffüs edebileyim.

Değerli Diyarbekirliler, sevgili vatandaşlarım; bugün bu tarihi bilinçle, bu kararlılıkla huzurunuzdayız. Geçtiğimiz hafta Bakanlar Kurulunda Birlik Huzur Demokrasi Eylem Planının geldiği son aşamayı gözden geçirdik. Daha sonra arkadaşlarımla Sur bağlamında özel bir toplantıda saatlerce Sur’u sokak-sokak ele aldık neredeyse. Şunu ifade edeyim: Bir bütün bölge için düşündüğümüz planlamalar var, bir terörden mağdur olmuş ilçelerimiz için yaptığımız planlamalar var, bir de her ilçe için ayrı ayrı yaptığımız planlamalar var. Silopi’nin ihtiyacı Sur’dan farklı, Cizre’nin ihtiyacı Silopi’ninkinden farklı, her birisi için ayrı ayrı çalışıyoruz. Burada da başta verdiğim selamı onun için vermiştim, amacımız çok açıktır; insanı korumak, mekânı korumak, zamanın dokusuna, ruhuna uygun bir şekilde hayatı normalleştirmek, en iyi şartları vatandaşlarımıza sağlamak. Önce insanı korumak, insanı korumayan hiçbir plan, insana hitap etmeyen hiçbir proje hayatta karşılığını bulamaz, tarihte de yer alamaz. Bizim ilk ve öncelikli amacımız insanımızı korumaktır, insanımıza hitap etmektir.

Şimdi bakın, Sur’u barikatlarla yolları kapatarak yaşanmaz hale getiren, çukurlar kazan, okullara ulaşımı, hastanelere gidişi engelleyen, el yapımı bombalarla vatandaşlarımızın canına kastederek tahrip edenler karşılarında çok kararlı ve milletle bütünleşmiş bir siyasi irade görünce elhamdülillah burada barınamadılar, barınamayacaklar. Ama bu sefer başka bir hesabın içine girdiler ve biz birlik, huzur, demokrasi eylem planı çerçevesinde Sur’u da inşa ve ihya edeceğimizi duyurduğumuzda hemen birtakım tezviratlarla, dedikodularla vatandaşlarımızın kafasını bulandırmaya çalıştılar. Cizre’de, Silopi’de de bunu yaptılar ve dediler ki; Sur’u insansızlaştırmak istiyorlar, Sur’dan Diyarbekirlileri çıkarmak istiyorlar. Sur’u kentsel dönüşüm ile yüksek katlı binalarla rant alanı haline getirmek istiyorlar. Bre insafsızlar, siz ah bizim yüreğimizdeki Diyarbekir sevgisini, siz bizim zihnimizdeki tarih idrakini bilseydiniz aynaya bakmaya utanırdınız. Bizim için bunların hepsi kutsal bir emanettir. Açık ve net ilkemizi en önden söylüyorum; Diyarbekirlilerin ve Sur’da yaşayan vatandaşlarımızın rızası hilafına tek bir adım atılmayacaktır. Her şeyi sizlerle konuşarak sizlerle birlikte yapacağız. Sizinle istişare ederek, konuşarak yapacağız, ama Sur’u da bu haliyle, teröristlerin yıktığı, tahrip ettiği haliyle de bırakmayacağız, en güzel şekilde inşa edeceğiz, yangın yerinde Allah’ın izniyle gül yetiştireceğiz; en önemli ilkemiz bu. 

İnsanımızın hayat hakkı, insanımızın huzuru, temel hak ve özgürlükleri söz konusu olduğunda akan sular durur, insanımızı koruyacağız, mağduriyetleri gidereceğiz ve insanımızın mekânla ilişkisini kesinlikle bozmayacağız, kesinlikle dumura uğratılmasına izin vermeyeceğiz. Mülkiyet hakkına kesinlikle riayet edilecek her adımda ve bu mimari çabalar yürütülürken insan dokusuyla tarihi doku, mimari doku kesinlikle korunacak. Bunu bir taahhüt olarak ifade ediyorum, hiç kimse tereddüt etmesin. 

Burada mülkü olanlar ellerindeki imkânlarıyla neler yapabileceklerse mimari planlama içinde yapma hakkına sahip olacaklar. Kirada olanlar kira öder gibi mülk sahibi olacak şekilde düzenleme yapıyoruz. Kötü kentleşme esnasında gelip buralarda çok kötü şartlarda evlerde yaşayan vatandaşlarımız kesinlikle mağdur edilmeyecekler, gecekondu, işgalci gibi konumda olanlar dahi her biri en iyi şartlarda çağdaş ev imkânlarına sahip olacaklar, hiç kimse tereddüt etmesin.

İşte burada vaadimizi tekrar ediyorum, kimse aç ve açıkta kalmayacak. Kendi ülkelerini, evlerini, barklarını, şehirlerini terk ederek sığınmak üzere bu mübarek ülkeye, bu al bayrağın altına gelen 2,7 milyon Suriyeli kardeşimizi barındıran bu kudret ve güç, vatandaşlarımıza en iyisini yapacak kudret ve güçtür aynı zamanda. Vatandaşlarımızın hangi siyasi görüşte, hangi anlayışa sahip olursa olsun, her bir vatandaşımızı en iyi şartlarda konut imkânlarına kavuşturacağız. 

İnsana bu saygıyla birlikte ki Valimizi sürekli aradık, sürekli takip ettim, Sur’dan çıkan hiçbir vatandaşımız açıkta kalmayacak dedik, her birine barınak yardımı, kira yardımı yaptık, her birini barınak bulamadılarsa otellerde ağırladık. Diyarbakır eğer uyuyamıyorsa biz de uyuyamayız, Diyarbekirli kardeşlerim emin olsunlar, vatandaşlarımız emin olsunlar, hiçbir tezvirata kapılmasınlar.

Acele kamulaştırma gibi tamamıyla hukuki bir süreç anlamında attığımız adım, onların temel hak ve özgürlükleri ve mülkiyet haklarını kesinlikle tehlikeye sokmayacağı gibi teminat altına alacaktır. Bu terör örgütünün yaptığı tezvirata hiçbir şekilde izin vermesinler, bunu söylemek için buradayım. Zaten Diyarbakır’ı özlemiştim ama, bu tezviratların yayıldığını görünce bizzat gelip mekânında olayın ve sürecin dokusunu, doğasını Diyarbekirli vatandaşlarımla paylaşmak istedim.

İnsanı korumakla birlikte, ikincisi mekânı korumak, Diyarbekir’i koruyacağız. Diyarbekir kimsenin şahsi mülki olmadığı gibi, kimsenin inhisarında da değildir. Diyarbekir hepimizin yüreğinde ve tarihimizin mirası olarak da bizim kaderimizi üzerine yazdığımız bir şehirdir. 

Şunu da ifade edeyim: Bazıları bu ülkeyi, hatta dünyayı zihinlerinde bölerler dediğim gibi yüreği parçalayanlar. Dışişleri Bakanlığım döneminde bir gensoru verildi bana karşı Suriye’deki politikalar gereği zannediyorum. Ve ben bir vesileyle Sayın Cumhurbaşkanımızın söylediği bir söz eleştirildiği için Mecliste ben de aynı sözü tekrar ettim ve dedim ki, işte buradan bir kez daha söylüyorum dedim, Saraybosna’nın kaderi İstanbul’un kaderidir, Semerkand’ın, Buhara’nın, Bağdat’ın, Şam’ın, Kudüs’ün kaderi İstanbul’un kaderidir dedim. Tabi buna yürekten inanarak söyledim ve hala aynı şeyi söylüyorum. Bunun üzerine, bugün bu terör odaklarını destekleyen siyasi partinin o günkü temsilcilerinden biri güya beni köşeye sıkıştıracak, güya küçük aklıyla bu ülkenin farklı şehirlerine farklı baktığımız imajını verebilmek için bir soru yöneltti bana. Sayın Bakan dedi, -Dışişleri Bakanıyım- Saraybosna’nın, Semerkand’ın kaderi İstanbul’un kaderidir dediğiniz gibi, İstanbul’un kaderi Diyarbakır’ın kaderidir deseniz ne bir kere de dedi. Şöyle cevap verdim o gafile: Bunu demeyi zül addederim. Biz dışarıda olan için kendi kaderimizi bir sayarız, İstanbul’un kaderi Saraybosna’nın kaderi gibi deriz bu ülkenin dışında. Ama Diyarbekir için böyle bir şey söylemeyi zül addederiz, çünkü Diyarbekir biziz, biz Diyarbekir’iz. İnsan kendisinden addettiği bir şeyi dışarıyla özdeşleştirir mi? Anlayamazlar onlar, çünkü onlar Türkiyelileşmek derken dahi zihinlerinde hep ayrıştırmak var. 

Benim Diyarbekir’e duyduğum muhabbeti ah onlar da Konya’ya duyabilseler, ah hissedebilseler Hazreti Mevlana’nın muhabbet felsefesini, ah hissedebilseler Hacı Bektaş-ı Veli’yle Feqiye Teyran’ın dilindeki benzerliği; hissedemezler, çünkü onları yoksun bıraktılar. Onların zihninde Stalinist modeller var, onların zihninde tamamıyla çağdışı kalmış, soğuk savaş döneminde o zaman Sovyetler Birliği tarafından çıkarılan bu örgütün temsilcileri şimdi de aynı istikamette dışarıdan aldıkları talimatla, sizin, bizim şehirlerimize meydan okuyorlar, onları tahrip ediyorlar. 

İşte bizim Diyarbekirimiz, biz olduğumuz ile bir anlamda varlığımızı, var oluşumuzu kendisiyle bütünleştirdiğimiz Diyarbekir’e bakışımız mekânı korumak anlamında da şu çerçevededir: Diyarbekir’in her taşı korunacak, her mimari eseri korunacak. Şimdi madde madde bunlara geçeceğim, tek tek sizlere zikredeceğim. 

Ama şunu ifade edeyim, kentsel dönüşüm kavramını sağa-sola çekerek özellikle Sur içinin bir rant alanı haline dönüşeceğini iddia edenler bilsinler ki, arkadaşlarımla yaptığım toplantıda şunu zikrettim: Hiçbir bir bina yukarıdan veya ufki olarak bakıldığında Ulu Camii’nin minaresinden daha yüksek olmayacak. Hiçbir bina tarihi eserlere tepeden bakmayacak. Hiçbir bina o güzel surlara tekebbür edemeyecek. Bu bizim size taahhüdümüzdür, Diyarbekir’i olduğu gibi, olması gerektiği gibi inşa edeceğiz. 

Biraz önce zikrettim, bunu yaparken de sizin rızanızla yapacağız. Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız danışma ofisleri kuracak Sur’da, Diyarbekir’de ve herkes gelip danışabilecek, benim şurada şu evim vardı, acaba şimdi nasıl bir imkâna sahip olacağım ya da şöyle bir kanaate sahibim, sizinle paylaşmak istiyorum dendiğinde her an onlara hizmet edecek danışma ofisleri kuracağız. Hiç kimsenin rızası hilafına bir şey yapmayacağız, çünkü biz kul hakkını şehir hakkıyla birlikte düşünürüz. 

Bu çerçevede, Sur’un mekânının korunması iki ana temele dayanacak, iki ana temele. 

Birisi, UNESCO kültürel mirası ilan edildiği için, ben Dışişleri Bakanlığı döneminde bizzat takip ettiğim bir meseledir, Sur ve Hevsel Bahçelerinin UNESCO kültür mirası olması, -elhamdülillah oldu, kabul ettirdik- bir kere bu kültürel miras çerçevesinin dışında surlar ve Hevsel Bahçeleriyle ilgili tek bir adım atılmayacak, kültürel miras korunacak. 

İkincisi de, 2012 yılında uzun çalışmalar sonrasında kabul edilen koruma amaçlı imar planı esas alınacak. Buna bir şey diyemezler, çünkü koruma amaçlı imar planı Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyesi tarafından da onaylanmış bir plandır, bunun dışına çıkılmayacak. 

Şimdi eğer bu iki şeyi esas alıyorsak, şimdi sorum, bunlar neye karşı çıkıyorlar? Bunlar devlet ile milletin bütünleşmesine karşı çıkıyorlar. Bu iki sütun üzerinde yükselecekse Suriçi mimari plan, o zaman neden kaygı duyuyorlar? Kaygıları kedilerinin istismar edeceği bir alanın yok olacak olması. Sur’un inşasıyla birlikte dünya ölçeğinde Diyarbekir’in tanınacak olması. Ben Toledo dediğimde bir sürü farklı şeye çektiler. Bunlar medeniyet cahili, bunlar gerçekten kültür cahili, çünkü Toledo denilen o güzel Endülüs şehrinin Tüleytula olarak hemen hemen aynı yıllarda Diyarbekir’le birlikte bir başka coğrafyada bizim medeniyetimizin şehri olarak doğduğunu bunlar bilmez. Diyarbekir’in her bir minaresiyle şu anda tabi çoğu asli fonksiyonunu yitirmiş olan Tüleytula’nın her bir kule, şimdi kule derler ama, her bir minaresinin birbirine benzerliğini bilmez. Onlar Franko’yu örnek gösteriyor, çünkü zihinleri ya Franko’ya, ya Stalin’e çalışır, başkasını anlamazlar.

Ve Tüleytula diyeyim asıl ismini kullanarak, UNESCO kültür mirasına Diyarbekir gibi alındığını ve korunduğunu da bilmezler.

Bizim kastettiğimiz şudur, açık söyleyeyim: Öyle bir burada insanlığın hülasası biblo bir şehir kuracağız ki, herkes gelip merakla burayı görmek isteyecek, herkes buraya akacak, herkes buranın irfanına, hikmetine, burcuna, minaresine gelecek; işte hedefimiz bu. 

Bu iki esası koruyacağız arkadaşlar. Eğer birisi bana getirir… Arkadaşlarımız alanda çalışıyor, Kültür Turizm Bakanımız, Çevre ve Şehircilik Bakanımız, bütün arkadaşlarımız çalışıyorlar. Eğer birisi bana getirir ve derse ki, burada UNESCO kültür mirasına aykırı ya da 2012 koruma amaçlı imar planına aykırı bir iş yapılıyorsa derse, hesabını bizzat ben soracağım. Ama bunu diyemiyorsa kimse bu plana karşı çıkmamalı. Bu iki esası koruyacağız.

Bu çerçevede, maddeleri birer birer size zikrederek, doğrudan da Suriçi’nin haritasını gözümün önüne getirerek size hitap etmek istiyorum.

Birincisi; UNESCO kültürel mirası çerçevesinde Diyarbakır surları korunacak, her bir burç tarihi özelliğine göre kültürel bir alan haline dönüşecek.

Bir müjdeyi daha ifade edeyim, yine bunlar aynı zihniyettendir, tek parti dönemindeki bir cahil valiyle bunların tek örgüt… O tek parti dönemi, bu da tek örgüt. O dönemde güya şehir hava alsın diye surları yıkan o yanlış, çarpık anlayışa karşı, biz surların eksik kalan yerlerini de aslına uygun olarak inşa edeceğiz.

O tek parti zihniyetiyle CHP’nin, bunların tek örgüt zihniyeti aynı, onun için muhtemelen değil, belki onun için Demirtaş Kılıçdaroğlu’nu bölgeye davet ediyor, zihniyetleri aynı, onun için davet ediyorlar; birisi Türk BAAS’ı, birisi Kürt BAAS’ı. Tarih bilmezler, derinlik sahibi değillerdir, kendilerinden başkalarına tahammül edemezler. Ve her ikisi de dikkat ediniz, birisi Türk BASS’ı, biri Türk BAAS’ı olarak Arap BAAS’ı Esad’a da destek verirler. 

Şimdi biz ise sadece ve sadece o köklü birlikteliğimizi muhafaza ederiz. Diyarbakır surlarını aslına uygun şekilde koruyacağız. Burçları, her geldiğimde mümkün oldukça gitmeye çalıştım, o güzel burçları da kültür mekânları haline dönüştüreceğiz.

İki; yine UNESCO kültürel miras listesinde yer alması hasebiyle Hevsel Bağlarını hem koruyacağız doğasına uygun şekilde, hem de tanınır, bilinir kılacağız. Hevsel Bahçelerini inşallah doğanın en güzel örneklerinden biri olarak insanlığın hizmetine, ziyaretine açık hale getireceğiz.

Üçüncüsü; gönlümün diyarı ve zihnimin her an her köşesinde yaşayan Ulu Camii, Ulu Camii restorasyonunu yaptık, minarenin restorasyonu devam ediyor. Ulu Camii ve civarına, Hasan Paşa da dahil olmak üzere, beni büyük bir muhabbetle bağrına basan binlerce Diyarbekirlinin buluştuğu meydanı da bir inanç turizmi alanı olarak herkesin ziyaretine açık halde muhafaza edeceğiz, Ulu Camii’ni gözümüzün nuru gibi koruyacağız. 

Dört; her yerde vardır, bir sur vardır, bir de iç kale, iç kale burada Hazreti Süleyman’la şereflenmiştir hemen yanında iç kale ve Hazreti Süleyman civarını aynı şekilde koruyacağız. İçkale’de 9 tarihi eseri restore etmiştik, şimdi yine 2012 koruma amaçlı imar planının bir gereği olarak İçkale’nin ve hemen yanındaki Cevat Paşa Mahallesi ki maalesef son derece çarpık bir yapılaşmanın da olduğu yerlerdi. Cevat Paşa Mahallesi’nin olduğu tarafa doğru da birçok yıkım bizzat belediye tarafından yapıldı orada bu planın bir parçası olarak dolayısıyla itiraz edemezler. O bölgeyi de inanç turizminin ikinci ayağı ve kilisesiyle, camisiyle İçkale’nin içindeki o tarihi eserleriyle birlikte örnek bir tarihi mekan olarak tamamıyla Diyarbakır tarihi eserlerin dokusuna uygun olarak yeniden inşa edeceğiz. Ta ki herkes, gelen Hazreti Süleyman ve civarını dolaştığını da hissetsin. 

Dördüncüsü, bu sefer diğer uçta Ali Paşa ve Lale Bey Mahalleleri tarihi eserler de var, ancak özellikle tarihi restorasyon bakımından yine birçok hukuki sürecin bu olaylardan çok önce tamamlandı yaklaşık yüzde 60 kamulaştırmanın gerçekleştirdiği bir mesken alanı o alanı örnek bir Diyarbakır Mahallesi haline dönüştüreceğiz. Böylece Merkezde Ulu Camii ve civarı, hemen bir uçta Hazreti Süleyman, İçkale, Cevat Paşa diğer uçta Ali Paşa, Lale Bey Mahalleri yavaş yavaş Diyarbekir aslına uygun bir şekilde ihya sürecini gerçekleştirecek. Bu zaten bu olaylar olmasa da bizim zihnimizde olan uygulamaya koyduğumuz bir plandı şimdi buna hız katacağız. Bu sefer özellikle son olaylarda ciddi tahribat görmüş Fatih Paşa, Dört Ayaklı Minare ve Ulu Camii’yle, İçkale arasındaki mahalleler bu anlamda yeniden tanzim edilecek beşinci olarak. Ve bu çerçevede buradan özellikle de keşke bulabilsem ve o mübarek elini öpebilsem hani Fatih Paşa’nın yanık halini görünce ağlayan bir Kürt anne var ya bir Kürt nine işte o hepimize tercüman olmuştu. Biz bunun için mi buralarda yaşadık diye ağlayan o televizyon ekranlarına yansıyan yüreği yanan, yüreği parçalanan o Diyarbakırlı yiğit annenin hıçkırarak baktığı Fatih Paşa’nın emin olun her taşını ince işçilikle tekrar inşa ve ihya edeceğiz. Çünkü orayı niye tahrip ettiler biliyor musunuz? Her şeyin bir sembolizmi vardır. Niye yaktılar biliyor musunuz? Onun Fatih Paşa’nın esas banisi Bıyıklı Mehmet Paşa’dır, adı o Fatih olması Diyarbakır’ın fethinde Yavuz Sultan Selim’in komutanı olmasından gelir esas Bıyıklı Mehmet Paşa, bazen de Bıyıklı Paşa Cami diye halk arasında bilinir. Bıyıklı Mehmet Paşa’nın hikayesi önemlidir, çünkü fetih esnasında İdris-i Bitlisi’yle birlikte beraberce bütün bu bölgeyi fetheden kişidir Bıyıklı Mehmet Paşa. Bıyıklı Mehmet Paşa’yla, İdris-i Bitlisi’nin bir araya gelmesi yüreklerin birleşmesidir. İşte o zaman yaklaşık 400 yıl Diyarbakır emniyette olduğu için Kudüs hürdü, özgürdü, Mescid-i Aksa özgürdü. Ve aynı devletin çatısı altında bütün kadim medeniyetin temsilcileri onurla, gururla yaşıyorlardı. Şimdi o büyük birlikteliği, o tarihi kardeşliği Bıyıklı Mehmet Paşa’yla İdris-i Bitlisi arasındaki tarihi kardeşliği yıkmak için orada oluşan kardeşliği yıkmak için sembolik bir şekilde Fatih Paşa Cami’ni yaktı bunlar. Biz de onlara inat Fatih Paşa Camii’ni Bıyıklı Mehmet Paşa’nın ve İdris-i Bitlisi’nin hatırasına en iyi şekilde yeniden imar edeceğiz. Böylece Fatih Paşa, Cevat Paşa aşağıda Ali Paşa, Lale Bey, Ulu Camii Merkezde bu hat tarihi dokuları tescil edilmiş bütün binalar korunarak ayağa kaldırılacak. Tabi bu çerçevede üzerinde hassasiyetle duracağımız yerlerden biri Gazi Caddesinin ki Sur içinin omurgasıdır, can damarıdır Gazi Caddesi’yle ilgili özel bir plan uygulayacağız. Gazi Caddesi’ndeki bütün esnaflarımız ki biraz sonra onlara da değineceğim, esnaflarımıza olan planlarımız da onlarla ilgili. Gazi Caddesi üzerindeki bütün binalar dış cepheleri itibariyle Diyarbakır’ın mimarisine uygun bir şekilde restore edilecek ve sokak sağlıklaştırması şeklinde binalar tek tek ele alınacak. Çok güzel örneklerini ben biliyorum mesela, Konya’da Bedesten Çarşısı’nı özellikle bizzat da takip ettim ve Bedesten Çarşısı bugün Konya’ya gittiğinizde tarihi otantik haline döndü. Kayseri’de değerli Büyükşehir Belediye Başkanımızın yaptığı çalışma, birçok güzel şehrimizde AK Parti belediyeleri bunu yaptı, ama maalesef Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin bunların tek derdi var teröristlere iş makineleriyle teröristlere çukur kazmak, barikat yapmak başka dertleri yok, sonra da alttan el yapımı mayınlarla halkın hayatını karartmak. Diyarbekirli bütün milletimiz gibi en aziz değer ev mahremiyetidir yeri gelmişken onu da zikredeyim ev mahremiyeti namus anlamına gelir. Bu terör örgütü var ya Suriçi’nde yaşayan vatandaşlarımıza gece kapıları kapatmayın, istediğimiz anda gelebilelim diye tehdit edip kapılarını açık bıraktırdılar. Allah aşkına hangi değerimizde, hangi toplumsal ahlak ölçülerimizde böyle bir şeye izin verilir? İşte biz bunların hepsini bitirmek için geldik. Eğer biz Suriçi’nde, Cizre’de, Silopi’de ve diğer yerlerde bu şikayetleri tek tek almamış ve bilmemiş olsaydık bu operasyonları halkın talebi olarak da değerlendirip yapmayabilirdik, ama önce bize yaşayan halktan şikayet geldi. Bilinsin ki, bundan sonra hiç kimse, hiçbir Diyarbekirlinin evine gelip de kapını bundan sonra açık tutacaksın ben istediğim zaman girebilirim diyemeyecek. Milletimizin her bir ferdinin namusu, ahlakı kamu düzeni çerçevesinde devletimizin en kutsal emanetidir.

Gazi Caddesi üzerindeki sosyal ve ekonomik hayat canlanacak. Bu çerçevede atılması gereken adımlara biraz daha duracağım biraz sonra, ama mutlaka gereğini yapacağız ya da konuşmanın çerçevesini akışı içerisinde değiştirerek şimdi zikredeyim esnaflarımıza dönük olarak yaptığımız, yapacağımız çalışmalar. Esnaflarımızın vergi ve prim borçlarını erteledik biliyorsunuz. Esnafımızın kredi borçlarıyla ilgili de bir çalışma yürütüyoruz. Esnaflarımıza özellikle de terörden mağdur olmuş esnaflarımızın mağduriyetlerini gidermek içinde faizsiz kredi dahil her türlü aracı devreye sokacağız. Gelirken şehre girdiğimde esnafımızın muhabbetle el sallaması, bize biz buradayız diye seslenmesi beni çok memnun etti. Gazi Caddesi ve bütün ekonomik hayat canlanacak. Tabelaların şeklinden, binaların cephelerine kadar bütün çalışmalar gözden geçirilerek Diyarbakır’ın, Sur’un dokusunu uygun hale getirilecek. 

Yine bu çerçevede mesken alanlarında değerli arkadaşlar, mesken alanlarında Diyarbakır özgün Diyarbakır taşının, bazalt taşının ve özgün Diyarbakır mimarisinin olmasına özel özen göstereceğiz. Ve Diyarbekir’in o güzel eyvanlarıyla, o güzel kültürüyle, ev kültürüyle yaşaması konusunda gerekli adımları atacağız.

Dokuzuncu, Dicle Vadisi projesiyle Diyarbekir’in Dicle’yle olan bütünlüğü pekişecek ve Diyarbekir bu anlamda nefes alan ve doğayla bütünleşen bir şehir haline gelecek. Dicle’yi Diyarbekir’den, Diyarbekir’i Dicle’den ayırmak esasen mümkün değildir. 

Bunun yanında, kültürel hayatı canlandıracak adımlarda atmayı düşünüyoruz. Diyarbakırlı büyük mütefekkir Ali Emîrî’nin adına bir kütüphane inşa edeceğiz. Ta ki adı yaşasın o Kaşgarlı Mahmut’un Divânu Lügati’t-Türk’ünü yaşatmıştı Diyarbekir’de Yusuf Has Hacip’in eserlerini biz de onun adını yaşatacak, Diyarbekir’e en güzel kütüphanelerden birini inşa edeceğiz inşallah. Diyarbekir ilim diyarıdır, irfan diyarıdır, hikmet diyarıdır tekrar o güzel özelliklerine kavuşacak.

On birinci, yine bir güzel Diyarbekirli, bir güzel insan, bir büyük insan, bir sanat mirasçısı ve kaybolmak üzere olan bir sanatı ihya eden büyük bir hattat Hamid-i Amidi, yani Hamit Aytaç rahmetli. Biz onun mirasını da yaşatmak için Diyarbekir’de büyük bir hat okulu ve hat müzesi inşa edeceğiz. 

Yine bu sefer musikide Diyarbekir’in sesini, gönlünün sesini cümle aleme tanıtan Celal Güzelses adına da bir musiki cemiyeti inşa edeceğiz inşallah. Cahit Sıtkı Tarancı, Sezai Karakoç gibi gerçek Diyarbekir aşıklarının gurur duyacağı, tekrar Diyarbekir inşa ediliyor diyecekleri tabi Cahit Sıtkı rahmetli oldu, ama inşallah Sezai Karakoç üstat bunu hissedecek ve bunun yaşanmasını bizzat gözleyecektir. Kültürüyle, mimarıyla bunları en iyi şekilde tekrar Diyarbakır halkının hizmetine ve insanlık birikiminin şahitliğine sunacağız.

Şimdi isterseniz bütün bu maddeleri sadece görsel olarak, bir tahayyül olarak zihninizde canlanması için yeniden Sur, Sur’da yeniden hayat, Sur yeniden mamur diyerek kısa bir animasyonumuzu, videomuzu sizlerle paylaşalım.

Bu sadece zihinlerde canlansın diye küçük bir kesit, ama yüreğimizdeki Diyarbakır her zaman tarihte olduğu gibi bütün insanlık birikimini yansıtan ve insanların kendisine baktığında ibret aldıkları mürşit bir şehir olma özelliğini koruyacak. Özetle, bugünkü ziyaretimle temel mesajlarım şunlardır: Birincisi, her ne suretle olursa olsun teröre karşı mücadele kararlılıkla sürdürülecek ve Diyarbakır’ın her bir sokağa, Sur’un her bir evi huzur ve güvene kavuşuncaya, kamu düzeni ihya edilinceye kadar bir an bile durmayacağız.

İkincisi, insanımıza yüreğimizden gelen sesle sahip çıkacak, hiçbir vatandaşımızın mağdur olmasına izin vermeyecek, olmuş olan ve olabilecek bütün yaraları tek tek saracağız.

Üçüncüsü, aç ve açıkta muhtaç ve mağdur hiçbir vatandaş bırakmayacağız.

Dördüncüsü, Diyarbekir’i bütün güzel özellikleriyle Suriçi de dahil olmak üzere en titiz şekilde yeniden inşa edeceğiz. 

Beşincisi, Diyarbekir bu özelliklerini korurken gelişecek ve Diyarbekir’in kapanan iş yerleri, Diyarbekir’in duran ekonomik hayata tekrar canlandırılacak. Esnafımıza, iş adamlarımıza her türlü kolaylığı göstereceğiz. Bu olaylar dolayısıyla maalesef 26 otel kapanmak zorunda kaldı, maalesef birçok esnaf dükkanını indirmek zorunda kaldı, kapatmak durumunda kaldı iş yerini. Bunların hepsinin tek tek açılmasına bizzat destek olacağız ve uyguladığımız programlarla hayatı Diyarbekir’de tekrar canlandıracağız.

Ve altıncısı, Diyarbekir bütün güzel şehirlerimiz gibi geleceğe ümitle bakacak. Diyarbekir bu anlamda ülkemizin bütün şehirleriyle birlikte önümüzdeki 10 yılların yükselen sadece Türkiye’de değil, sadece yakın gönül coğrafyamız da değil, dünyada dahi örnek olarak anılan bir şehir haline gelecek. Özetle söylemek gerekirse, Ulu Camii bizim yüreğimizdir koruyacağız, Suriçi bizim namusumuzdur ihya edeceğiz, Diyarbakır bizim şerefimizdir şerefimizi nasıl korursak, Diyarbekir’i öylesine koruyacağız. Allah Diyarbekir’i aziz eylesin, Diyarbekirlileri her zaman başı dik, her zaman geleceğe ümitle bakan değerli hemşerilerle aziz ve baki eylesin.

Hayırlı günler diliyorum.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.