Yükleniyor...

Basbakan Davutoglu’nun Dünya Kadinlar Günü programinda yaptigi konusmanin tam metni

 

Hayatın kaynağı, rahmetin, merhametin, şefkatin, zarafetin, nezaketin sembolü kadınlarımız, fedakârlığın sembolü şehit annelerimiz, şehit eşlerimiz, kadın onurunun sembolü haline gelmiş olan Özgecan’ımızın değerli aileleri, bütün verdiğim çabalarda, gayretlerde hep yanımda olmuş değerli eşim, salonu dolduran değerli kadınlarımız; hepinizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.

Ne güzel söylemiş rahmetli Erdem Beyazıt:

“Kadınlar bilirim ülkeme ait,

Yürekleri Akdeniz gibi geniş, soluğu Afrika gibi sıcak.” 

Ülkemin kadınlarına selam olsun, gönül coğrafyamızın kadılarına selam olsun. Srebrenitsa’nın acılı annelerine selam olsun. Somali’de açıklıkla çocuklarını beslemeye çalışan onurlu kadılarımıza selam olsun. Gazze’de bombalar altında çocuklarını yetiştiren onurlu Filistinli kadınlarımıza selam olsun. Dünyanın bütün kadınlarına, merhametin, şefkatin timsali kadınlara selam olsun. 

Değerli misafirler, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle gerçekleştirdiğimiz bu toplantıda bütün kadınlarımızın gününü şimdiden kutluyorum.

Konuşmamın hemen başında bir vurguda bulunmak, bir hakkı teslim etmek istiyorum. 8 Mart Kadınlar Günü, 8 Mart 1857 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde daha iyi çalışma koşulları talebiyle bir tekstil fabrikasında başlatılan grevin 129 kadın işçinin ölümüyle sonuçlanması anısına kutlanıyor. Bu olaya referansla kutlanmaya başlanan Kadınlar Günü, Batı medeniyetinin kadın meselelerine eğilmesinde tetikleyici bir işlev görmüştür. Bize gelince, bizim derin kültürümüze gelince, hem İslami değer ve geleneklerimiz itibarıyla, hem de milletimizin değer ve töreleri itibarıyla kadın hiçbir zaman erkek karşısında ikincil bir konumda tutulmamış, bugün kullandığımız anlamıyla kadın sorunu bizde hiç yaşanmamıştır. Bizde kadının hikâyesi, daha doğru bir ifadeyle insanın hikâyesi çok farklı. 

Bakınız, İslam insanı muhatap almış, erkeği andığı yerlerin çoğunda ayrıca kadını da anarak sürekli bir şekilde eşitlik vurgusu yapmıştır. İlahi mesaja muhataplık anlamında da erkek ile kadın arasında hiçbir fark gözetilmemiştir. İlahi mesajın muhatabı erkek ya da kadın değil, insandır insandır insandır. Bizim töre ve geleneklerimizde de kadın, erkek karşısında ikincil bir konuma itilmemiş, dışlanmamış, olması gerektiği gibi hayatın içinde, merkezinde rol üstlenmiştir. Eski Türk inancında kadın kutsaldır, toplumun güç ve ilham kaynağıdır. Dede Korkut kitabında kadının toplum işlerinin her noktasında erkekle birlikte olduğu yazar. İbn-i Batuta Seyahatnamesi’nde Kırım’dan bahsederken, burada öylesine olaylara şahit oldum ki, o da Türklerin kadınlara gösterdiği hürmettir der. İşte kadın konusunda örfü böyle olan milletimiz, İslam’la şereflendikten sonra dininin bir gereği olarak kadın meselesinde çok duyarlı olmuş, Hazreti Havva’ya, Hazreti Aişe’ye, Hazreti Hatice’ye duyduğu saygıyı bütün kadınlara duymuştur. 

Onun için biz Ahiyani Rum, Bacıyan-ı Rum demiştir, ahilerle bacıları hiç ayırt etmemiş, Anadolu medeniyetimizin kuruluşunda kadınlarımızla erkeklerimizi hep birarada anmış, birarada yad etmişizdir. Sadece uzak tarihimizde değil, yakın tarihimizde de kadınlarımızın hak ettiği değeri görmesi, toplumsal hayata katılması noktasında örnek ülkelerden biriyiz. Kadına seçme ve seçilme hakkı, kendisini kolayca modern dünya kalıbıyla tarif eden pek çok ülkeden çok önce bizde, Türkiye’de hayata geçti. Peş peşe yapılan düzenlemelerle kadınlarımıza 1930’da belediye seçimlerinde oy kullanma, 1933’te muhtar adayı olabilme ve nihayet 1934’te milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanındı. Türkiye bu haliyle dünyanın pek çok ülkesinin geriden izlediği bir tercihin, uygulamanın öznesi, öncüsü oldu. Daha çok kadınımızı siyasetimizde görmek istiyoruz.

Bu konuda da özellikle siyasete mührünü vuran, 1 Kasım seçimlerine damgasını vuran teşkilatımızın kadınlarına hassaten selam ediyorum.

Çünkü biliyorum ki, eğer bugün ben sizin huzurunuzda Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak hitap edebiliyorsam, en çok kendimi borçlu hissettiğim kesim 1 Kasım’da fevç-fevç sandıklara giden, mührünü vuran kadınlarımız olmuştur, AK kadınlarımız, AK yürekli kadınlarımız olmuştur. O seçim kampanyalarında yağmur altında bizimle milli iradeyi temsil eden kadınlarımızı unutmamız mümkün olur mu? En zor şartlarda Siirt’te baskı altında mitinge gelip oy kullanan, sonra darp edilen o onurlu genç kızlarımızı unutmak mümkün olur mu? Hepsine saygılarımı, hürmetlerimi sunuyorum. Milli iradenin en büyük temsilcisi, koruyucusu, hamisi kadınlarımızdır. 

Değerli hanımlar, bizim siyasetimizin esası insan onurudur, bizim siyasetimizin temeli kadınlarımızın onuruna sahip çıkmak, insanlık onuruna sahip çıkmaktır. Erkeklik onuru ise ancak ve ancak kadınlara saygıyla, hürmetle başlar. Kadınlara hürmet göstermeyen erkeklerin onuru da olamaz, izzeti de olamaz, saygınlığı da olamaz. Annesinin elini öpmeyen, hanımına hürmet göstermeyen, kız evlatlarının başını okşamayan bir erkeğin insanlık onurundan nasibi yok demektir. 

Kadınlarımızın ve haksızlığa uğramış herkesin bütün geçmiş acılarını bir daha yaşamamaları için siyaset yapıyoruz. Biliyorum, kadın olarak, anne olarak o hassas yürekleriniz bugünlerde biraz buruk. Terör olayları can alıyor, canımız yanıyor, kadınlarımızın, annelerimizin hassas yürekleri bizim yüreklerimizle birlikte yanıyor. Analar ağlamasın diye çıktığımız yolda en büyük dayanağımız, annelerin vicdanıydı, yüreğiydi. Bizim inancımızda her can aziz, her hayat mübarektir, saygıya değerdir. Biz yaratılanı Yaratandan ötürü severiz, dolayısıyla yaratılana yapılan her yanlışı da yaratana karşı bir isyan olarak görürüz. 

Nesilden nesle bu değerlerimizi aktararak toplumsal hayatımızı huzur içinde, kardeşlik içinde sürdürdük, inşallah bundan sonra da bu değerleri ihya ederek yaşamaya devam edeceğiz. Bunu söylerken, her şeyden önce sizlere, annelerimize, kadınlarımıza, koca yürekli kadınlarımıza güveniyoruz. İnsana insanın hakikatini, insan olmanın değerini, gereklerini ilk anlatacak olan annelerdir, kadınlarımızdır. Her insanın ilk örneği, ilk kılavuzu, ilk öğretmeni annesidir.

Şimdi terör olayları var, arızi bir durum yaşıyoruz; inşallah bugünler geçecek, hep beraber huzurlu baharlarda birlikte bu ülkeyi şenlendireceğiz. Baharı annelerimizle, kızlarımızla, kadınlarımızla inşallah barış içinde karşılayacağız. Terör vesilesiyle tek bir canın bile kaybedilmediği güzel günlere inancımız tamdır. Bu ülkede hiçbir anne terör dolayısıyla inşallah evladını kaybetmeyecek, evlat acısının ateşi hiçbir eve düşmeyecek. Annelerimizden aldığımız merhametle ve adalet duygusuyla bu derdin, bu belanın da üstesinden geleceğiz. 

Bildiğiniz gibi, 2 gün önce Cuma günü Silopi’deydim, sizlere Silopi’de gördüğüm iki örnek kadından bahsetmek istiyorum. Silopi’de unutulmaz hatıralar yaşadık, Silopililer bağırlarına bastılar bizi, ama 2 kadından bahsetmek istiyorum, 2 sembol kadından.

Biri, şehit annesi bir Kürt kadın, Akide Barkın, terör örgütünün operasyonlarında şehit olmuş acılı, ama gururlu bir anne. Bize evini açtı, bize yüreğini açtı, bütün diğer evlatlarıyla birlikte, eşiyle birlikte bizi ağırlarken, Allah devlete ve millete zeval vermesin dedi, bütün Kürt anneler adına sesini yükseltti. O zor günlerde birileri Silopi’de barikatlar kurarken, bu anne al bayrağa sarılmış oğlunun cenazesinin önünde milletin değerlerine sahip çıkmanın en güzel örneğini verdi. Buradan bütün şehit annelerimize en derin hürmetlerimizi sunuyorum.

Bütün şehit eşlerine ki aramızda eşini hamileyken kaybetmiş, evladını daha sonra dünyaya getirmiş şehit eşleri var, her birisi hem şehit eşi olmak hasebiyle, hem de bir şehit yetiminin annesi olmak hasebiyle bizim, 78 milyonun ayırt etmeksizin kardeşidir, onların onuru bizim onurumuzdur, onların izzeti, geleceği bizim güvencemiz altındadır.

Diğeri yine örnek bir anne, örnek bir kadın, Silopi’de çocuklar eğitimsiz kalmasın diye bir an bile öğretmenlik görevine ara vermeyen Tugay Komutamızın eşi Lütfiye Ekinci. Kendisini tanımaktan büyük bir gurur duydum, bir öğretmen olarak gurur duydum. Eşi Tugay Komutanı olarak o terör belasına karşı bölge insanını korumak için nöbet tutarken, Lütfiye Hanım da okulda Silopili çocuklara okuma-yazma öğretiyordu. İşte Türkiye’nin birliğinin, beraberliğinin sembolü bu iki kadındır; bir şehit annesi Kürt bir kadın, Silopili gençlere okuma yazma öğreten bir Türk kadın.

Bu Türk ve Kürt kadınlarını kimse ayırt edemeyecek, kimse ayıramayacak. 

Biliyorum ki, eğer Türk ve Kürt kadınları el ele verirlerse, eğer Türk ve Kürt anneleri birlikte aynı yürekle, aynı coşkuyla evlatlarımızı bağırlarına basarlarsa, bu ülkenin birliğini, bütünlüğünü, huzurunu kimse yok edemez. 

Buradan kocaman yürekli Akide Hanımı ve Lütfiye Hanımı huzurlarınızda bir kez daha selamlamak istiyorum.

Her zaman söylediğim gibi, devlet iki şeyle kaimdir, kudret ve şefkat. Teröristler kudretimizi test etmeye kalktı ve gördüler ki, devletimizin milletten kaynaklanan kudreti her şeyin üstesinden gelir. Ve emin olunuz, bu kudreti bütün bir ülkede sadece şefkat için kullanacağız. Şimdi ise zaman şefkat zamanıdır. Evet, ortada acılar var, ama biz de bu acıları sarmak için devletin şefkat elini milletimizle birlikte burada ve ülkenin her yerinde hissettirmek için çok kapsamlı bir çalışma içindeyiz. Terör örgütünün bozduğu huzuru daha kalıcı bir şekilde tesis etmek, terör örgütünün yıktığı, yaktığı şehirlerimizi, ilçelerimizi daha güzel bir şekilde inşa etmek için büyük bir seferberlik başlattık, birlik, huzur ve demokrasi seferberliği. 

Silopi’yi, Cizre’yi, Sur’u, terör örgütünün zarar verdiği bütün diğer yerleşim yerlerini bölgenin örnek kentleri haline getireceğiz, buna Silopi’de söz vermiştim. Silopi’de mübarek Cuma Namazında elimi tutan o yaşlı Silopili amcaya huzurunuzda onun gıyabında bir kez daha söz veriyorum, onun emaneti olan Silopi’yi en iyi şekilde inşa edeceğiz. Silopi’de gözü yaşlı bir tek vatandaşımız kalmayacak. Silopi’de camiden Kaymakamlığa kadar ve daha sonra yürüdüğüm bütün sokaklarında bizi şefkatle, bizi muhabbetle karşılayan Silopili kardeşlerime de teşekkür ediyorum.

Biraz önce zikrettiğim okul ziyaretinde her biri birer kıtasını okuyarak İstiklal Marşı’nı bize dileten o güzel Silopili çocuklara da buradan söz veriyorum, sizin geleceğinizi kimse karartamayacak, sizin annelerinizden ayrı düşmenize kimse sebep olamayacak. Terörün yol açtığı yaraları bir an önce saracak, vatandaşımızı mağdur etmeyeceğiz. 

Bugün sivil toplum kuruluşlarımızın yanı sıra, şehitlerimizin anneleri, eşleri ve çocukları da burada aramızdalar. Bir kez daha onları da selamlıyor, şehitlerimizin bizlere kutsal emanetleri olduklarını bir kez daha ifade ediyorum.

Değerli hanımefendiler, değerli kadınlarımız, kadın hayattır diye seslenen değerli kardeşlerim; terör olaylarından bir başka insanlık ayıbına gelmek istiyorum, kadına şiddet meselesi. Son yıllarda bütün dünyayı tehdit eder hale gelen ve ülkemizin de gündeminde yer alan kadına yönelik şiddet meselesi büyük bir insanlık ayıbıdır. Bu insanlık hastalığının mağduru olarak sembol bir isme dönüşmüş rahmetli Özgecan’ı ne zaman hatırlamasam hala için kızlar, yüreğim sızlar. Mübarek annesini ve babasını geçtiğimiz günlerde misafir ettiğimde de kendilerinde gördüğüm vakar dolayısıyla huzurlarınızda bir kez daha kendilerine teşekkürü bir borç biliyorum. Mehmet Bey her türlü saygıyla layıktır. Ve değerli annesi, ablası, onlar bizim sembol olmuş kardeşlerimizdir.

Çünkü ben de bir kız babasıyım ve kız babası olmanın ne demek olduğunu, kızlarımın her bakışında yüreğime işleyen o bakışlarının ne demek olduğunu en yakından bilirim. Hiçbir gece yok ki, gece hangi mesaide saat kaçta gelmiş olursam olayım ilk evladımdan bu yana gece çocuklarımı uyurken öpmediğim tek bir gece olmadı. Ve onların uykulu halleriyle babacığım diye sarılmalarını hissetmeden uyku bana haram oldu. 
Şimdi ben hayatı boyu bunu yaşamış birisi olarak Özgecan’ın annesinin-babasının haletiruhiyesini nasıl anlamaz, nasıl duyarsız kalabilirim? Yine aynı şekilde şehit eşlerini, şehit annelerinin bu psikolojilerini anlamadan durmak, onların acısını hissetmemek mümkün mü? Bir kez daha söylüyorum, bilinsin ki 78 milyon içindeki her kız çocuğunun kendi babası dışında ikinci babası da benim. 78 milyon içindeki her kadının kendi kardeşleri dışında ikinci kardeşi de benim. Onlara yönelen her el doğrudan bize, bizim vicdanımıza, bizim irfanımıza, bizim merhametimize yönelmiştir. Elbette evlatlar arasında ayrım yapılmaz, yapmayız da. Ancak ben her zaman ve zeminde kadınlarımıza, kızlarımıza pozitif ayrımcılığı savundum. Oğullarımız alınmasın, ama kızlarımızın kıymeti bir başkadır. Rivayet edilir ki, Hazreti Peygamber erkek evlatlarınızı sevin buyurmuş. Soranlar, her zaman kız evlatlarımızı öne çıkarırdınız, şimdi bunun hikmeti nedir dediğinde; kız çocuklar zaten kendilerini sevdirirler, ondan hiç şüphemiz yok demiş. Kız çocukları bakışlarıyla sevdirirler, muhabbetleriyle kendilerini hissettirirler. Allah, kız çocuklarımızın bereketlerini evlerimizden eksik etmesin. (“Amin” sesleri) Allah, o kız çocuklarımızı geleceğin anneleri, geleceğin onurlu kadınları olarak geleceğe hazırlanmaları konusunda bizlere yardım etsin. ("Amin" sesleri) 

Bu vesileyle Özgecan’ı ve aynı sonu paylaşan diğer kadınlarımızı bir kez daha rahmetle anıyorum. Ve bir kez daha özellikle de erkeklerimize çağrıda bulunmak istiyorum; nerede olursa olsun kadınlarımızın onuruna sahip çıkın. Kendiniz hiçbir şekilde ne kadınlarımıza, ne çocuklarınıza şiddet uygulamadığınız gibi, şiddet uygulayanı gördüğünüzde durmayın, müdahale edin ve kadına karşı şiddeti mutlaka durdurun. 

Kadına yönelik şiddet, sadece bizim ülkemizde değil bütün dünyada önemli bir sorun olarak gündemde. Biz şiddeti doğrudan bir insan hakkı ihlali olarak görürüz. Hiçbir inanç, gelenek ya da töre insana ve özellikle de kadına şiddeti meşru kılmaz. Şiddetin her türlüsüyle olduğu gibi kadına yönelik şiddetle de sonuna kadar mücadelemizi vereceğiz. 2014 yılında Anayasa’nın 10. maddesine kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir, devlet bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür hükmünü biz ekledik. Bu hükümleri ve bu reformları başlatan Sayın

Cumhurbaşkanımıza ve muhterem eşlerine de selamlarımızı buradan iletiyorum. 

2005 yılında yürürlüğe giren İş Kanununda kadın-erkek eşitliğini gözeten ve ayrımcılığı kaldıran birçok düzenleme yaptık. 2005 yılında Türk Ceza Kanununda cinsiyet eşitliği ve kadına karşı şiddet konusunda geniş kapsamlı düzenlemeler gerçekleştirdik. 2006 yılında ilk kadına yönelik şiddetle mücadele ulusal eylem planımızı uygulamaya koyduk. Ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanunu 8 Mart 2012’de yürürlüğe koyduk. Şiddet ihbarları için Alo 183 çağrı hattını 7 gün 24 saat hizmete verdik. Şiddet önleme ve izleme merkezleri uygulamasını başlattık. 2010 yılında bir hüküm daha ekleyerek bu maddeyi pozitif ayrımcılık hususunu da barındıran güçlü bir yapıya kavuşturduk. Şiddet mağdurlarını ve koruyucu hizmet sunumunu güçlendirme konusunda da geçmişte çalışmalar yaptık, şimdi de uygulamaları geliştiriyoruz. 2011 yılında kadın konukevi uygulamasını başlattık. Bugün itibariyle toplam 131 kadın konukevimiz, 3382 kapasiteyle hizmet veriyor. Belediyeler Kanununda nüfusu 100 binin üzerindeki belediyelere kadın konukevi açma zorunluluğu getirdik. Son 2 yılda kadın konukevlerinde kalan şiddet mağduru kadınlarımıza farkındalık eğitimleri ve okuma-yazma kursları verdik. Sosyal, sanatsal ve sportif faaliyetler yaptık. Ekonomik destekler sağladık, meslek edindirme kurslarından yararlandırdık. Adil yardım ile hukuki destek verdik. 

Değerli kadınlarımız, muhterem hanımefendiler; yaptıklarımız yapacaklarımızın habercileridir. Bilinsin ki önümüzdeki 4 yıl içinde de, daha sonraki yıllarda da üzerimize aldığımız emanetin gereğini yapacağız, bu ülkenin kadınına-erkeğine, gencine-yaşlısına, her kesimine hizmet etmeye devam edeceğiz. 

Sizlerle burada bugün buluşmak benim için büyük bir onurdu, daha nice güzel günlerde hep beraber olacağız. 
Bugün, bildiğiniz gibi dün gece yarısı İran’dan döndük, bugün biraz sonra İstanbul’umuzun üçüncü köprüsünün son tabliyesini de Sayın Cumhurbaşkanımızla koyacağız ve İstanbul’a üçüncü köprüyle Asya ile Avrupa’yı birleştireceğiz inşallah. Ve daha sonra da Türkiye-Avrupa Birliği Zirvesi için Brüksel’e hareket etmek zorundayım. Onun için müsaadenizle huzurlarınızdan ayrılacağım, ama sizlere hitap etmek üzere Sare Hanımı burada sizlere emanet edeceğim. 

Kadınlarımız her türlü emaneti en iyi koruyan, en iyi saklayandır. Kadınlarımızın merhametine, rahmetine, bereketine ülkemizi emanet ediyoruz. Allah rahmetinizi, bereketinizi daim kılsın, merhametinizi hakim kılsın.

Hayırlı günler diliyorum. 

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.