Yükleniyor...

Basbakan Davutoglu’nun Esenboga Havalimani‘nda yaptigi açiklamanin tam metni

 

Her şeyden önce Şırnak’ta Silopi ziyaretimizde büyük bir misafirperverlik gösteren Silopili vatandaşlarımıza bir kez daha teşekkür ediyorum.

Zor süreçlerden geçerken bir halkın, bir milletin kendi içinde gösterdiği uyum, ahenk ve karşılıklı anlayış bu zor süreçlerin aşılmasının en büyük ilacıdır. Bugün Silopi’de gördüklerim milletimizin zor günlerde nasıl kenetlenebildiğinin güzel bir timsaliydi. Ziyaretim boyunca birçok kesimle temas kurma imkanı buldum, Cuma namazında halkamızın her kesimiyle musafahalaştık, çok uzun bir süre tek tek de kendilerini çoğu zaman dinleyerek yaşlı-genç her kesimden Silopili vatandaşlarımızla kucaklaşma, musafahalaşma imkanı bulduk. 

Daha sonra esnaflarımızla bir araya geldik, yol boyu sevgi gösterisiyle, coşkuyla bizi karşılayan Silopililerin ve esnaflarımızın dertlerini, sorunlarını dinledik. 

Ve Kaymakamlıkta çok kapsamlı bir brifing aldım, bu brifingde Hükümetimizin Mardin’de açıklamış olduğum birlik, huzur, demokrasi eylem planının alanda uygulanmasıyla ilgili intibaları dinlemek yanında, gerekli talimatları ve budan sonra yapılacaklarla ilgili planlanmaları da arkadaşla paylaştım. Bu topyekun bir seferberliktir. Bu çerçevede birçok bakan arkadaşımız gezimize iştirak etti ve orada da zikrettiğim gibi Kalkınma Bakanımız Cevdet Yılmaz bundan sonra bu eylem planın Silopi örneğinde ve diğer bölgede de tabi uygulanması için bizzat bölgede bulunup Silopi’nin yeniden inşası, imarı, sosyal hayatın bütünüyle normalleşmesi; ki memnuniyetle gözledim, eğitim hayatı normalleşmiş durumda bir okul hariç. 

Ve bir kez de çok beni etkileyen iki gözlememi paylaşmak istiyorum.

Ziyaret ettiğimiz ilkokulda öğrencilerimiz her birisi birer kıtayı okuyarak İstiklal Marşı’nı baştan sonra biz de dinledik, son kıtayı da hep beraber okudular. Bu beni ve arkadaşlarımı derinden etkileyen, duygulandıran bir olaydı. En zor şartlarda dahi öğrencilerimizin istiklal aşkı, İstiklal Marşı’yla sembolleşen ülkeye aidiyet bilinci bizim için geleceğimizde en önemli teminattır.

Ayrıca, Tugay Komutamızın eşi Lütfiye Hanım, meslektaşımız, o da Silopi öğrencilere öğretmenlik yapıyor, yani bizzat görevli memur öğretmen olarak bu okulda ders veriyordu, onun sınıfına gittik. Bu da asker-sivil, öğretmen-öğrenci milletimizin nasıl kenetlendiğinin bir işareti. En zor şartlarda da değerli öğretmenimizin görevine devam etmiş olduğunu duymak beni çok duygulandırdı.

Hiç kimse bu ülkenin askerini ki askerlerin de hepsi bu toprağın insanları. Nitekim bir şehit evini ziyaret ettim ve şehit babası, annesi, babaannesi, ninesiyle bir şehit evinde Kürt bir şehit babasının bu toprağa, Silopi’ye, Şırnak’a, Türkiye’ye olan aidiyet bağının ne kadar güçlü olduğunu görmek de beni mutlu etti. Taziyelerimizi ilettik. 

Bütün bunlar bu zor dönemde, etrafımızda çemberinin olduğu bir dönemde tam da birlik ve beraberlik içinde davranmamızın gerekliliğini bir kez daha hepimize göstermiş oldu.

Yine imar faaliyetleri çerçevesinde yolların, altyapının gözden geçirilmesi, kentsel dönüşümle ağır hasarlı ve orta hasarlı binaların tümünün yeniden yapılması da dahil olmak üzere, kapsamlı bir şekilde inşallah yarından itibaren bir imar seferberliği başlıyor.
Esnafımıza bugün bizim ziyaretimizle birlikte krediler serbest bırakıldı, daha önce değişik gerekçelerle kredi imkanlar olmamış olan esnafımıza kredi imkanları 100 bin Türk Lirası’na kadar sağlanacak. Hastanemizin doktor ihtiyacı herhangi bir sağlık çalışan ihtiyacı yok, Silopi’de bütün bu ihtiyaçlar karşılanmış durumda. Dediğim gibi terörle mücadele zorlu bir süreçtir, en önemli aşaması da terörle mücadelede başarı sağladıktan sonra hayatın normalleşmesi yanında, halkın ümidinin devam etmesi. Ümidini kaybeden bir halkın nasıl bir büyük hüsran yaşadığını çevremizdeki ülkelerden görüyoruz. Bu ülkede yaşayan 78 milyon vatandaşımız eşittir, aynı haklara sahiptir, aynı duyguları paylaşmaktadır ve aynı hedefi, ümidi yüreğinde beslemektedir. Bütün bunları görmekten memnuniyet duydum ve bir kez daha bütün vatandaşlarıma bundan sonra da birlik, huzur ve demokrasi eylem planının kesintisiz uygulanacağını, Cizre ve Sur’da da Silopi’deki çalışmaların bir pilot uygulama olarak gerçekleştikten sonra aynen takip edileceğini, hiçbir vatandaşımızın aç ve açıkta bırakılmayacağını, hiçbir gencimizin ümitsiz bırakılmayacağını, hiçbir yaşlımızın gözünde gözyaşı, hüzün görmeyeceğimizi ve bunun için gece-gündüz çalışacağımızı bir kez daha ifade ediyorum.

Silopi ziyaretimizi müteakip Ankara’ya Başkentimize geldikten sonra şimdi bu sefer doğu komşumuza İran’a bir ikili ziyaret için yola çıkıyoruz. Bu Başbakan olarak İran’a gerçekleştireceğim ilk ziyaret oluyor, son iki yıl içinde de Başbakan düzeyinde İran’a yapılan ilk ziyaret oluyor. İran Türkiye’nin en köklü tarihi ilişkilere sahip olduğu 3 asırdır sınırlarının değişmedi dost ve komşu bir ülke. İran’la ilişkilerimizin son 13 yıllık iktidarlarımız döneminde ne kadar mesafe kaydettiğini herkes bilir. Türkiye’yle, İran arasında ekonominin birbirini tamamlayıcı nitelikte olması İran’ın önemli bir enerji üreticisi, Türkiye’nin önemli bir enerji hat geçiş yolu üzerinde olması Türkiye’nin sanayileşme ve birçok alanda kat ettiği mesafenin İran açısından da birlikte değerlendirildiğinde büyük bir potansiyel ifade ettiğini, ulaştırma hatlarımızın Doğu, Batı, Kuzey, Güney ekseninde Trabzon’dan Bender Abbas’a, Ankara-Tahran-İslamabad hattında Doğu’ya doğru her açıdan birlikte çalışmamız halinde büyük bir potansiyel taşıdığı bir ülke. Türkiye’yle İran’ın potansiyelleri birbirini tamamlayan niteliktedir. Birçok alanda şuana kadar mesafe kat ettik, 10 milyar dolara yakın ticaret hacmimiz var, bunu 30 milyar dolara çıkarmak hedefimiz. Onun için bu ziyarette gerek Sayın Ruhani’yle, gerek Sayın Cihangiri’yle ve dini lider Sayın Ali Hamaney’le yapacağım görüşmelerde Türkiye’yle, İran arasındaki ilişkilerin bu dönemde özellikle de İran’a yönelik ambargoların kalkma aşamasında olduğu bir dönemde, kalktığı bir dönemde bir planlama imkanı olacak. Nükleer anlaşma konusunda Türkiye’nin tutumu açık ve netti. 2010 yılında o zaman Dışişleri Bakanı olarak nükleer müzakerelere katkıda bulunduğumuz bir dönemde Sayın Cumhurbaşkanımızla birlikte İran’da Brezilya Devlet Başkanı’yla nasıl büyük çaba sarf ettiğimizi hepimiz, herkes bilir. Ve yine onurla dost bir ülkenin yaptırımlara muhatap kalmaması için Birleşmiş Milletler nezdinde takındığımız tutumu da bütün dünya takdirle takip etmiştir, Türkiye dış politikasında ilkeleri ve değerleri öne çıkaran bir tutum takınmıştır her zaman. Şimdi İran’ın gerçekleştirdiği nükleer anlaşma bizi çok memnun etmiştir ve İran’ın uluslararası piyasalara entegrasyonu en fazla da Türkiye büyük bir üretim kapasitesine sahip olan Türkiye açısından yeni imkanlar sunmaktadır. Dolayısıyla, nükleer anlaşma sonrasında yapılan bu ilk ziyarette odağımız ikili ilişkilerimizin en üst düzeye çıkarılması ve İran’ın uluslararası ekonomiye dönük olarak atacağı adımlarda Türkiye’nin etkin bir rol ve konum kazanmasıdır.

Bölgesel meseleleri tabii istişare edeceğiz başta Suriye, Irak olmak üzere, Kafkaslardaki meseleleri. Görüş ayrılıkları ülkeler arasında doğaldır, farklı önceliklerin olması doğaldır, doğal olmayan iletişimin olmamasıdır. Dolayısıyla, biz İran’la tarihi derinliğe sahip siyasi ve diplomatik ilişkiler bağlamında düşüncelerimizi açıkça paylaşırız, kanaatlerimiz farklılaştığında bunu nasıl giderebileceğinin yollarına bakarız. Kanaatlerimiz aynı yönde seyrettiğinde de birlikte bir sinerji oluşturma çabası içine gireriz. Özellikle İslam dünyasında mezhepçiliğin tırmandığı bir dönemde, terörün tırmanışa geçtiği bir dönemde, ülkelerin büyük iç sıkıntılar yaşadığı bir dönemde belki de en önemli katkıda bulunabilecek ve en kritik önemi sahip ilişki Türkiye-İran ilişkisidir. Bunun bilincindeyiz, bunu İranlı muhataplarımla da kapsamlı bir şekilde değerlendireceğiz. Eminim bu ziyaret hem ikili ilişkilerimize yeni boyutlar katacak, hem de bölgesel gelişmeler bağlamında istişarelerimizin seyri itibariyle de güçlü mesajlar verme imkanı bulacağımız ve ortak bir çaba içerisinde yapabileceklerimizi değerlendirme imkanı bulacağımız bir ortam sağlayacaktır.

Ben tekrar ziyaretimizin hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Soru- Sayın Başbakan, efendim ben bugün yaşanan bir gelişmeye ilişkin soru yöneltmek istiyorum. Adalet Bakanlığı HDP Eş Genel Başkanlarının da içinde bulunduğu 5 HDP milletvekiliyle ilgili dokunulmazlıkların kaldırılmasına yönelik fezlekeleri Başbakanlığa gönderdi. Bundan sonraki süreçte AK Parti olarak nasıl bir yol izleyeceksiniz?

Başbakan Davutoğlu- Şimdi değerli arkadaşlar, bu fezlekelerin Meclis’e gönderilmesi daha öncede birçok dosya için gerçekleşmiş rutin bir işlemdir. Dosyalar olgunlaştığında Adalet Bakanlığı Başbakanlığa gönderir, biz de bunları Meclise göndeririz, yani bu ilk defa olmuş ve olağanüstü bir nitelik taşıyan bir işlem değil. Ama işte bugün Silopi’de de gördüğümüz gibi milleti bu derece derinden yaralayan terör olayların olduğu bir dönemde teröre açık destek veren, terör örgütünü kutsayan, terör Ankara’da 29 canımızı alan terör olayında bu olayın failinin taziyeye gidilmesi de dahil her türlü terör eylemini neredeyse meşrulaştıran bir tutumu da toplumumuzun vicdanının ve bizim vicdanımızın kabul etmesi mümkün değil. Mutlaka sadece bugün gönderilen fezlekelerle ilgili değil, genel olarak da bu konularda değerlendirmelerimizi daha öncede sundum, kamuoyumuzla paylaştım, bundan sonra da bunlara hep tek tek ele alacağız, ama hiç kimse terörü meşru kılması dolayısıyla mazur görülemez ve böyle bir tavra da tahammül gösterilemez. Dolayısıyla, milletvekili olmak, Mecliste bulunmak bir sorumluluktur, bir sorumsuzluğa mesnet teşkil edecek bir konum değildir milletvekilliği. Milletvekilliği ağır bir sorumluluktur, siyasi etik, tarihi bir sorumluluktur herkesin bunun farkında olması lazım. Ben bugün Silopi’de aslında gerçek anlamda bu siyasi zihniyetin alandaki dokunulmazlığın kalktığını gördüm. Yani Silopi’de 3 gündür, birkaç gündür Diyarbakır’a dönük yapılan provokatif çağrılara kulak asmayan bölge halkı, bu siyasi zihniyete olan tutumunu açıkta ortaya koymuştur. Ben bölge halkını bir kez daha tebrik ediyorum, teşekkürlerimi sunuyorum bütün bu provokasyonlara karşı takınılan tutum dolayısıyla. Bu çerçevede tabi bütün bu gelişmeleri değerlendireceğiz, gereken adımı, gereken en doğru zamanda, en doğru şekilde atma konusunda da hiçbir tereddüt göstermeyiz. Ümit ederim bütün siyasi partiler ve bütün milletvekilleri milletin derin vicdanıyla yabancılaşan ve dünyada hiçbir şekilde olmayacak bir tarzda teröre prim veren bir tutum içine bir daha girmezler.

Soru- Efendim, fezlekelerin işleme alınması noktasında Meclis’te diğer partilerden bir destek bekleyecek misiniz, yoksa AK Parti olarak tek başınıza mı adım atacaksınız?

Başbakan Davutoğlu- Biz doğru gördüğümüz hususları tek başına da sürdürürüz, ama burada olması gereken bütün partilerin bu konuda birleşmesi. Hatta bu milletvekillerinin parti içinde de kendi partileri içinde de mutlaka eleştirilmesi ve bir değerlendirmeye tabi tutulması gerektiğini düşünüyorum. Eminim birçok HDP milletvekili ki geçmişte hiçbir şekilde terörle bu tarz bir ilişki içine girmemiş olan milletvekilleri de mevcut, eminim onlarda tepki göstermektedirler, eminim HDP içinde de birçok makul, vicdan sahibi milletvekili bu tutumlar karşısında bir tavır arayışı içindedirler. Bütün bunları bunları bir parti meselesi olarak görmemek lazım. Milletin bütünün üzerinde mutabık kaldığı değerler insanlığın bir bütün olarak üzerinde mutabık kaldığı değerler konusunda parti ve siyasi görüş ayrılığı gözetilmez. Bugün dünyanın her yerinde terör lanetlenmiştir, bugün dünyanın herhangi bir her ülkesinde nerede olursa olsun 29 kişinin o mübarek canını kast eden bir terör eylemi mazur görülemez, mazur gösterilemez. Ben buradan HDP’ye oy vermiş vatandaşlarımıza öncelikle sesleniyorum, sizlerde sesinizi yükseltiniz ve onlara böyle aymazca, sorumsuzca tutum içine giren milletvekillerine biz sizi Ankara’ya bunun için göndermedik diye sesinizi yükseltin. Bugün Silopi’de yükselen sesi ben gördüm, Silopi’deki yükselen ses, bu siyasi zihniyete meydan okuyan bir sesti. Aynı şekilde CHP, MHP’nin de bu konularda bir tutum içine gireceğinden eminim. Hem oy veren HDP’liler, hem de şu anda Meclis’te bulunan ve bu tutumu onaylamadığını düşündüğüm birçok HDP’li var, onların da seslerini yükseltmeleri lazım. Artık HDP’nin bazı milletvekilleri bir vitrinde değerlendirilen ve öne çıkarılan isimler olma niteliğinin önüne geçmesi lazım. HDP’de mesela çarpıcı bir misal olarak zikrediyorum, tek bir kişiyi hedef almaksızın bir eski müftü HDP’den milletvekili. Dinen, ahlaken, vicdanen Ankara’daki terör olaylarını tecviz ediyor mu, yani buna cevaz veriyor mu? Diğer terör olayları da dahil, ama özellikle Ankara’daki çıksın ve görüş beyan etsin.  Evlerine helal rızkını temin etmek üzere akşama kadar çalışmış, alın teri dökmüş ve akşam sıcak yuvasına eşine, çocuklarına kavuşmak için servis otobüsüne binmiş insanlara yapılan bu terör eylemine fetva veriyor mu? Çok açık ve net bir soru soruyorum. 

Bir örnek, başka birçok, eski bir rektör yardımcısı var, bir profesör, çözüm sürecinde Akil İnsanlar Heyetinde bulunan bir başka profesör var, ben bunları şahsen tanıyorum. Tek tek bu gece yatmadan önce bir düşünsünler ve vicdanlarını bir dinlesinler, bütün bedenleri parçalanmış cenazelere yol açan, o şehitlerin, sivil şehitlerin de ailelerinin yerine kendilerini koysunlar.

Ben o gün GATA’da, Kocatepe’de o aile yakınlarıyla biraraya geldiğimde, yüreğimin hiç dinmeyecek şekilde nasıl bir ıstırap içinde kıvrandığını hatırlıyorum ve hala o ıstırabı hissediyorum. Eşini kaybeden bir gencecik bir insanın kenara çekilip nasıl ağladığını görüyorum ve onu nasıl kucaklayarak teselli etmeye çalıştığımı da hatırlıyorum.

Şimdi kamuoyunca da bilinen bu maruf isimler, eski bir belediye başkanı, yani bu partiden önce başka bir parti, isimlerini zikretmiyorum, herkes bilir, kamuoyu tarafından maruf. Şimdi bu arkadaşlar milletvekili sıfatlarıyla olmanın yanında, bir insan olmak hasebiyle, insani vicdaniyi temsil etmek hasebiyle, bugün dinlenmeye, istirahate, uykuya geçmeden önce bir muhasebe yapsınlar. Eğer onlar seslerini yükseltirlerse, bizimle birlikte -siyasi görüş ayrılıklarımız var ama- biz bu tavrı benimsemiyoruz derlerse, HDP’de ki oy vermiş geniş sessiz kitlelerin de sesi olmayı tercih edebilirlerse Türkiye’de birçok değişir. Ama böyle adice, alçakça bir cinayetten sonra, bir saldırıdan sonra taziyeye giden bir milletvekiliyle yan yana oturmayı içlerine sindiriyorlarsa, emin olun ne dini bakımdan o müftünün, ne bir bilim adamı olarak, dünyanın her yerinde terörü lanetlemesi gereken o akademisyenlerin, ne de değişik siyasi çizgilerden gelerek HDP’de acaba Türkiyelileşir mi ümidiyle ona destek vermiş, aslında siyasi görüşleri çok farklı olan milletvekillerinin, ki dediğim gibi çoğunu tanıyoruz, eminim onlar kendi vicdanlarında bunu izah edemiyorlardır. Bu gece sorsunlar, o zaman… 

Mesele şu değil arkadaşlar, bunun için zikrediyorum: Fezlekeler ve dokunulmazlıkların kaldırılması bir siyasi rövanş meselesi değildir. AK Parti olarak biz hiçbir zaman bu meseleyi böyle görmedik. Herhangi bir şekilde bir siyasi partiyi köşeye sıkıştırmak ya da onu siyasetin dışına itmek de değil bizim için. Her siyasi parti halktan aldığı destekle Türkiye’de siyaset yapma hakkına sahiptir.

Mesele, her şeyden önce ahlakidir, vicdanidir ve insanidir. İnsani konuda anlaşamayan siyasilerin ülkeleri ne hale götürdüklerini çevrelerimizden görüyoruz. İşte ben hangi gerekçeyle ve kim olursa olsun terör eylemine bulaşan herkesi lanetliyorum. DEAŞ olsa da, PKK olsa da, PYD olsa da, El Kaide olsa da, kim olursa olsun, DHKP-C olsa da. Ama bunu yapmaz isek… 

Dün 2 DHKP-C mensubu biliyorsunuz yine saldırıda bulundu ve teslim ol çağrılarına da, yani bu çabalara da cevap vermedikleri için etkisiz hale getirildiler. Şimdi CHP’den de bir ses bekliyorum, o da DHKP-C terör örgütü. Daha önce bu isimleri başka bazı eylemlerde savunan CHP’lilerin, şimdi çıkıp kamuoyunda, biz hata yapmışız diye bir özür borçları var. Bu eylemi lanetleme sorumlulukları var. Ama bir parti bir terör örgütünün yaptığını mazur görürse, bir başka parti bir başka terör örgütünün yaptığını mazur görürse, siyaset özünü kaybeder.

Onun için bütün milletvekillerine sesleniyorum, biz dokunulmazlık meselesini siyasi bir mesele olarak her zaman savunduk, kürsü dokunulmazlığı konusunda kimsenin hakkına halel gelmemesi için sonuna kadar da savunuruz. Bir daha hiçbir şekilde bu Meclisten 27 Mayıs’tan sonra olduğu gibi insanlar alıp götürülüp idam edilmeyecekler. Bir daha bu Meclisten hiçbir şekilde 12 Eylül’de olduğu gibi şu veya bu hapishaneye gönderilmeyecekler. Bir daha bu Meclisin önüne işte Talat Aydemir olayında olduğu gibi birtakım baskılar yapılıp silahlı unsurlar gelmeyecek. Bir daha bu Mecliste 90’lı yıllarda olduğu gibi milletvekilleri apar topar çıkarılmayacak. Her şey hukuk içinde olacak, hep beraber buna sahip çıkarsa Meclisin onurunu da koruruz. Meclis’in itibarını koruyacağız, her ne surette olursa olsun koruyacağız. Dokunulmazlığın siyasi kürsüyle ilgili olan kısmını savunacağız, ama dokunulmazlık zırhına bürünerek bütün insani, vicdani sorumluklarını terk edip tam bir aymazlık, sorumsuzluk içinde terör eylemlerine destek veren, mazur gören, teşvik edenlere de Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında yeri olmaması gerektiği konusunda bütün partilerinde mutabık olması lazım, kim olursa olsun o zaman Türkiye’de siyaset büyük bir güç kazanır. Fikir özgürlüğüne evet, dokunulmazlık bağlamında her türlü görüşün savunulmasına evet, hiç kimsenin başka birinin fikri sebebiyle Mecliste konuşulması engellememesine evet, bunları hep yapacağız. Ama aynı şekilde bu milletin birliğini, beraberliğini, ülkenin bütünlüğünü ve vatandaşlarımızın can emniyetini tehdit eden terör örgütlerine karşı da ortak bir tavır sergilemek ve dokunulmazlıkları bunu, bunları yok etmeye dönük çabaların bir mazereti ya da kılıfı yapmamak konusunda da kararlılığımız kesindir. Bunları hep değerlendireceğiz, diğer partilerle de gerektiğinde görüşeceğiz, bütün milletvekilleriyle konuşacağız ve bir daha bu çatı altında böyle gayri insani bir tutumla teröre destek verilmesi hususu gerçekleşmeyecek, gerçekleşmesi lazım. Ben en doğru tavrın milletimiz tarafından zaten Silopi’de gösterilmekte olduğunu gördüm, siyasiler olarak bizlerde bunun gereğini her zeminde yapmaya hazır olmamız lazım.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.