Basbakan Davutoglu’nun Iran temaslarini degerlendirdigi konusmasinin tam metni
Sayın Ruhani’yle de 2 saate yakın yine baş-başa ve heyetler arası görüşmeler gerçekleştirdik. Bu ziyaretin zamanlaması itibariyle özel bir önemi var, Türkiye ve İran’da seçimler yapıldıktan sonra gerçekleşen bir ziyaret. Türkiye’de 1 Kasım seçimleriyle birlikte artık önünü görebilen, plan-proje anlamında gelecek perspektifi çizebilecek güçlü bir kamuoyu, toplum desteğine ve Meclis desteğine sahip bir Hükümetimiz var. Geçtiğimiz hafta İran’da gerçekleşen seçimlerde de yine Sayın Ruhani yönetimi çok güçlü bir Meclis desteğine sahip oldu.
Bugün birlikte yaptığımız değerlendirmede önümüzdeki yılları planlamak üzere daha sık biraraya gelinmesi ve çalışmalarımızın bir sistem içinde yürütülmesi konusunda mutabık kaldık. İnşallah önümüzdeki günlerde karma ekonomik komisyon çerçevesinde heyetlerimiz biraraya gelecekler, daha sonra Sayın Ruhani’nin Türkiye ziyareti söz konusu olacak, Yüksek Düzeyli İşbirliği Konsey Toplantısı gerçekleşecek Cumhurbaşkanımızla birlikte. Ve hemen sonrasında da yine ziyaretler ve karşılıklı bakanlar daha detaylı görüşmeler için ziyaretler gerçekleştirecekler. Dolayısıyla önümüzde bir takvim, bir sistematik oluştu.
Zamanlamanın ikinci önemli boyutu ise İran’a yaptırımların kalkmasıyla ilgilidir. Türkiye en zor zamanda İran’a destek vermiştir, bütün dünya İran’a ambargo uygularken Türkiye Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi başta olmak üzere her platformda ambargolara karşı çıkmıştır. Bugün benim memnuniyetle müşahede ettiğim bir husus; İranlı dostlarımız, muhataplarımız Türkiye’nin bu ilkeli tutumunu unutmamıştır, unutmayacaklarını bize ifade ettiler. Türkiye, herhangi bir ülke değildir, zor zamanlarımızda birlikteydik, bugün yaptırımların kalkmasından sonra her ülkeden önce Türkiye öncelikli olacaktır ifadesini her zeminde vurguladılar. Biraz önce işadamlarıyla yaptığımız toplantıda da bu yaşandı.
Üçüncü; tabii bölgesel gelişmelerde kritik bir dönemeçteyiz. Suriye’de ateşkes kırılgan da olsa sürüyor, Irak’ta DEAŞ’a karşı yürütülen mücadele var, Yemen’de hassas bir konjonktür var ve tabii Körfez’de yaşanan gelişmeler var, bütün bunları değerlendirme imkânı bulduk. Çok uzun görüşmelerde bunlar dostça, samimi bir şekilde, görüş ayrılıklarımız da yine aynı samimiyet içinde ele alındı.
Bildiğiniz gibi bugün İran’da bir yas var. İran devriminin öncülerinden ve İmam Rıza Türbesinin hamisi ve hizmetkârı olarak onun başında bulunan İmam Tabesi vefat etti. Aynı zamanda Sayın Hamaney’in de dünürü, yakını. Bu sebeple Hamaney’le olan görüşmemiz gerçekleşmedi, ancak ilk fırsatta kendisiyle de tabii değişik vesilelerle biraraya gelinecek.
Ben bugünkü görüşmelerde, özellikle de işadamlarımızın katılımı bağlamında çok ciddi bir ilerleme sağlandığını düşünüyorum. 160 işadamıyla buradayız, işadamlarımızda gördüğüm yatırım şevki ve İran’la iş yapma azmi beni umutlandırdı. İranlı işadamlarında da aynısı var. Dün gece, gece yarısı geldikten sonra işadamlarımızla buluşup 2 saate yakın biraraya geldik. İşadamlarımızdan aldığımız verilerle İran tarafıyla görüşmeler gerçekleştirdik. Ulaştırmada, enerjide, turizmde, ticarette çok büyük bir potansiyel bizi bekliyor. İran piyasası, pazarı büyük bir pazardır. Türkiye de, çok dinamik, Afro-Avrasya’nın en önemli üretim üslerinden birisi. Bu tamamlayıcılık ilişkisi dolayısıyla önümüzdeki dönemde ilişkilerimizde büyük bir ivme bekliyoruz. Enerjide ortak projeler, ulaştırma hatlarında birlikte yapacağımız çalışmalar, ticarette tercihli ticaret anlaşmasının en iyi şekilde uygulanması, turizmde de karşılıklı turizm yatırımları konusunda prensip anlaşmalarına vardık.
Kısa, ama verimli bir ziyaretin sonrasında inşallah ülkemize döneceğiz. Yarın da Avrupa Birliği Zirvesi için 28 ülke lideriyle buluşmak üzere bildiğiniz gibi Brüksel’e hareket edeceğiz.
Sorularınız varsa buyurun.
SORU- Efendim, görüş ayrılıklarımızı da samimi bir biçimde ele aldık dediniz. Sayın Ruhani’yle görüşmenizde bu çerçevede öne çıkan konular neydi ve özel olarak da PYD meselesini konuştunuz mu?
BAŞBAKAN AHMET DAVUTOĞLU- Şimdi Türkiye’nin çok ilkesel bir politikası oldu son 13 yıl içinde. Öncelikle bölgenin daha fazla entegre olması için 2011 yılına kadar büyük çaba gösterdik. Hatırlayacaksınız Türkiye-Ürdün-Lübnan-Suriye dörtlü Levant ortak ticaret bölgesini oluşturmuştuk ve aynı anda Irak’la ortak hükümet toplantıları yapıp, İran’la da yine çok derinleştirilmiş ilişkilere girmiştik. Bizim düşüncemiz bütün bu kuşakta İran’dan Doğu Akdeniz’e kadar inen büyük bir birliktelik gerçekleştirmekti. Ancak Arap Baharı sonrasında yaşanan gelişmeler ve bölgede iyi niyetli harekete geçmiş olan Arap gençliğinin rüyalarının, özgürlük ideallerinin son derece kaba bir şekilde yönetimler tarafından bastırılması ve ortaya çıkan boşluktan da DEAŞ gibi terör örgütlerinin istifade etmesi sebebiyle en kritik ülke, kırılgan ülke Suriye oldu. Tabii Suriye konusunda Türkiye ve İran’ın bu döneme kadar yakın işbirliği vardı. Suriye ambargolar altındayken, İran ambargolar altındayken Türkiye her iki ülkeye de kapısını açmıştı, bağrını açmıştı. Fakat Suriye’de Esad’ın bütün uyarılarımıza rağmen yaptığı baskılar ve arkasından gelen DEAŞ terörü, Türkiye ile İran’ın Suriye konusunda farklılaştığı bir konjonktür ortaya çıkardı. Bu farklılıklarımızı biliyoruz. Bugün samimiyetle de bu farklılıkların yol açtığı sıkıntıları da ele aldık. Kimin nerede hata yaptığı gibi bir karşılıklı bir muhasebe ve müzakerenin ötesinde, şu anda ne yapmak gerektiği hususuna odaklandık. Ve önemli bir altyapı oluştuğunu, bu anlamda görüş ayrılıklarının en azından tespit edilerek giderilmesi yönünde ciddi bir ortak anlayış, zemin oluştuğu kanaatindeyim.
Beş noktada ben önemli bir birliktelik olduğu inancındayım.
Birincisi; bölge sorunlarının bölge aktörleri tarafından çözülmesi yönünde güçlü bir siyasi irade sergilemek. Son dönemde bölge dışı aktörler maalesef kapalı kapılar ardında neler olup bittiğini de açık bir şekilde bölge ülkeleriyle paylaşmadan birtakım planlamalar içine girdikleri anlaşılıyor. Biz buna karşı bölgedeki bütün aktörlerin, tabii Suriye’nin komşusu olan bütün ülkelerin, Suudi Arabistan başta olmak üzere Arap dünyasının bütün önemli ülkelerinin, İran’ın, hep beraber bölge sorunları konusunda herhangi bir bölge dışı aktörün veya aktörlerin tek başlarına belirleyici olmayacakları şekilde istişare etmelerine önem veriyoruz. Geçmişte bunu yaptık, Irak’a komşu ülkeler toplantısını ilk defa AK Parti’nin ilk yıllarında biz ihdas ettik. Şimdi de Suriye konusunda daha fazla istişareye ihtiyaç var. Çünkü nihayet orada dökülen kan kardeşlerimizin kanı, bu kan üzerinde hesap yapanlara fırsat vermemek lazım.
İkincisi; çözüm öyle veya böyle ne şekilde seyrederse seyretsin Suriye’nin birliğinin, toprak bütünlüğünün-birliğinin bozulmaması ve Suriye’nin parçalanmasına izin verilmemesi; bu da çok önemli bir anlaşma zeminidir. Çünkü bugünlerde uluslar arası basında Suriye’nin kaç parça ayrılacağı konusunda değişik spekülasyonlar yapılıyor. Biz buna karşı Türkiye de, İran da, eminim diğer bölge ülkeleri de Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması ve parçalanmaması konusunda ortak bir anlayışa sahibiz.
Üçüncüsü; yeni ortaya çıkacak siyasi ortamın zedelenmemesi için, yani bir müzakere zemini olması için ateşkese birlikte destek vermek. Bu da önemli bir ortak zemindir. Biz akan kanın durmasını, siyasi müzakereler için önemli bir zemin oluşturacağı kanaatindeyiz. Ve bunun için de ateşkesin sürmesi konusunda Türkiye ve İran etkide bulunduğu taraflara birlikte veya ayrı ayrı bu taraflar nezdinde girişimlerde bulunacaklar.
Dördüncüsü; bütün bu ateşkes ve müzakereler neticesinde ortaya çıkan siyasi tablonun, yönetimin temsil kabiliyeti yüksek bir yönetim olması. Biz Suriye’de tek bir etnisitenin, tek bir mezhebin egemen olduğu bir siyasi yapı değil bütün Suriyeli unsurların sistemde temsil edildiği bir yeni dönemin başlamasını arzu ediyoruz İran’la birlikte. Bu konuda da bir mutabakatımız var ve bu konuda da temsil kabiliyeti yüksek bir siyasi yapının ortaya çıkması için birlikte çalışma düşüncemiz var.
Ve nihayet beşincisi; teröre karşı ama’sız, kayıtsız, limitsiz bir işbirliği. Bu hem DEAŞ, hem PKK ve PKK’nın uzantıları. Bu noktada da çok açık bir şekilde İranlı dostlarımızla kanaatlerimizi paylaştık ve Türkiye’yi de, İran’ı da ve bölgeyi de istikrarsızlaştıracak terör odaklarına karşı birlikte çalışma, birlikte faaliyet gösterme kararlılığımızı da bir kez daha teyit ettik.
Güvenlik birimlerimiz, dışişleri bakanlıklarımız bu çerçevede, bu beyan ettiğim beş ilke çerçevesinde diyeyim, bu benim tasnifimdir, ama mutabık kaldığımız hususları sistematik bir şekilde anlatmak için yaptığım bir tasnif, bu ilkeler çerçevesinde müzakerelerimiz devam edecek, istihbarat birimlerimiz, güvenlik birimlerimiz, içişleri ve dışişleri bakanlıklarımız arasında da var olan güvenlik mekanizmaları da bundan sonra daha sıhhatli bir şekilde işleyecek.
SORU- Efendim, Zaman Gazetesi’ne kayyum atandı mahkeme kararıyla, bu atama Zaman Gazetesi çalışanları tarafından bir gasp olarak yorumlandı ve Anayasa’ya aykırı bulundu. Bir de, Boydak Holding’e yönelik bir operasyon söz konusu. Bu da, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından … Bu iki operasyon ve kararı nasıl değerlendiriyorsunuz?
BAŞBAKAN AHMET DAVUTOĞLU- Değerli arkadaşlar, her ikisi için de öncelikle şunu vurgulamak isterim: Dışarıda bazı yabancı basın organlarında Hükümet şu gazetelere el koydu, şu işadamlarına şu şekilde muamelede bulundu gibi ifadeler var. Bunlar kesinlikle hukuki süreçlerdir, siyasi süreçler değildir. Peki, hukuki süreçler olduğunu gösteren husus ne? Türkiye’de Hükümetimize muhalefet eden, farklı fikirler serdeden tek gazete bahsettiğiniz gazete değil. Diğer gazeteler özgürce fikirlerini ifade ediyorlar, hiç kimseye de niçin bu fikirleri serdediyorsunuz diye bir sorgulama, bir şekilde bir uygulama yok. Aynı şekilde Türkiye’de Hükümetimizden, AK Parti’den hoşlanmayan işadamları bir grupla ifade edilecek şekilde de değil çok sayıda işadamı şu veya bu gerekçeyle bizi beğenmiyor olabilir. Ama Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bugün benim İran’da birlikte olduğum işadamlarımızın kime, hangi partiye oy verdiklerini ben bilmiyorum. Gece oturduk birlikte 1,5 saat, düşünün Silopi’de yoğun bir günü beraber yaşadık, durmadım Ankara’dan bindim, gece hiç dinlenme olmaksızın buraya geldik. Gece yarımda oturduk arkadaşlarla, işadamlarımızla, gece 2’de bitti. Sabah da 7,5 gibi, yani daha erken vakitte aslında kalkıp hazırlıkları yapıp erken bir saatte yine görüşmelere başladık. Peki, o saat içinde ben işadamlarımızla oturduğumda o işadamlarımızın kime 1 Kasım’da oy verdikleri zihnimin ucundan bile geçmedi. Muhtemeldir ki bir kısmı bize oy vermemiştir, başımızın üzerinde yerleri var ta ki işadamı olarak işadamlığı yapsınlar. Onların her meselesini, bilsem dahi hangi işadamımız kime oy vermiş ve bize vermemiş olduğunu bilsem dahi onlara her türlü imkanımızla yardımcı olmak bizim görevimiz. Yine işte burada sizin aranızda da her gazeteden temsilciler var, her televizyon yayın organlarından, muhtemeldir ki bazılarınız bizimle aynı düşüncede olmayabilirsiniz. Hiçbirinize bir ayrım yapmadık, yapmayız.
Peki, burada olan husus ne? Burada işadamlığı yapmaktan daha çok Türkiye’de bir siyasi operasyonun parçası haline gelmek gibi bir çabası olan, sadece bu grubu kastetmiyorum, ilkesel bir şey söylüyorum; gazetecilik yapmaktan daha çok Türkiye’de siyasal bazı operasyonların, hatta bazı kara para aklama operasyonlarının parçası olarak değerlendirilmiş, bu iddialarla açılmış bir hukuki süreç var. Ve bu hukuki sürece -çok açık, net ifadeyle söylüyorum- hiçbir müdahalemiz olmamıştır. Her iki süreç de tamamıyla hukuki şekilde seyretmiştir, ne benim, ne de herhangi bir arkadaşımın dolaylı ya da doğrudan bir müdahalesi söz konusu olmamıştır, olmaz da. Türkiye bir demokratik, hukuk devleti. Ama demokratik, hukuk devleti meşruiyetini halktan alan bir Hükümete karşı açık bir darbe teşebbüsü niteliği taşıyan bir faaliyet içinde yer alanların yaptıkları faaliyetin ekonomik mi, gazetecilik mi olup-olmadığı konusunda sorgulama hakkı da vardır. Türkiye basın özgürlüğü noktasında geldiği düzeyden geriye doğru hiç gitmeyecektir. Ama kimsenin de basını veya başka araçları kullanarak devlet içinde bir paralel yapılanmanın aracı, meşruiyet sağlayıcısı olarak faaliyet yapmak suretiyle bir vesayet odağı oluşturmasına da herhalde göz yummamamız lazım.
Özetle, bu hukuki bir süreçtir, hukuki standartlar içinde devam eder, itirazı olan yine hukuki bakımdan hukuki süreç olarak itiraz yapar, siyasi bir boyutu yoktur. Siyasi boyutu varsa eğer, bu el konan veya kayyum atanan kurumların onların yaptıkları bazı illegal siyasi faaliyetler sebebiyle siyasi boyutu vardır, yoksa bizim onlara bir hukuki süreç işletilmiş olması dolayısıyla değil. Bunu da bu şekilde değerlendirmek lazım.
Biliyorum şimdi Brüksel’e gideceğiz, orada da bu gündemi, Türkiye’nin bütün o pozitif gündemini bununla işgal etmeye çalışacaklar. Gece-gündüz Türkiye’de reform yapmaya çalışıyoruz, gece-gündüz Türkiye’nin gündemini olumlu bir zeminde sürdürmeye çalışıyoruz. Bu olumlu zemini bu anlamda bu hukuki süreçleri başka yerlere çekerek lekelemeye veya olumsuz bir algı oluşturmaya da kimsenin çaba sarf etmemesi lazım. Türkiye demokratik hukuk devleti kuralları neyse onu işletir, burada da Hükümetimizin hiçbir dahli olmamıştır dediğim gibi. Bugün özgürce herkes fikrini ifade ediyor, herkes özgürce iş dünyasında ekonomik faaliyetini yapıyor, ta ki kimse gizli gündemlerle başka çabalar içine girmemiş olsun.
Peki, teşekkür ediyorum.