Basbakan Davutoglu’nun Iran-Türkiye Is Formu’nda yaptigi konusmanin tam metni
Her şeyden önce değerli dostum Cihangiri’ye ve ekibine, Sayın Ruhani’ye ve bütün İranlı kardeşlerime gösterdikleri misafirperverlik dolayısıyla teşekkürü bir borç biliyorum. Her zaman olduğu gibi İran’da çok güzel ağırlandık ve çok verimli görüşmeler gerçekleştirdik.
Bu ziyaretimin zamanlaması ve muhtevası açısından bakıldığında yeni bir ilişki biçiminin ve yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendirmek gerektiği kanaatindeyiz ve her ikimiz de bunu bugünkü toplantılarda böyle gördük. Çünkü Türkiye’de ve İran’da 1 Kasım’da ve geçtiğimiz hafta İran’da çok başarılı seçimler gerçekleştirildi ve her iki hükümet de bugün kendi parlamentolarından çok güçlü desteğe sahip iki hükümet. Dolayısıyla aldıkları kararları sizlerle istişare ederek kararlaştırdıkları hususları hayata geçirme konusunda hiçbir engelimiz yok.
Yine zamanlama itibariyle önemli bir zamanlama, çünkü İran üzerindeki ambargoların kalkmasının hemen sonrasında gerçekleşen bu ziyaret, son 13 yıl içinde ilişkilerimizin altın döneminin yaşadığı günlerde de önümüzdeki en önemli bariyer olan yaptırımların kalkmasını da perçinleyen bir dönemde İran’ı ziyaret ediyoruz. Dolayısıyla şu anda önümüze baktığımızda çok güçlü, mecliste de güçlü desteğe sahip hükümetler var. Geride bıraktığımıza baktığımızda ise, prangalarından kurtulmuş, yaptırımlardan çıkmış bir İran var. Dolayısıyla özellikle ekonomik alanda ve işbirliği konularında hamle yapmamız gereken bir dönemdeyiz. Bu çerçevede bugün yaptığımız görüşmeler son derece başarılı ve doğrudan netice odaklı oldu.
Dün gece yarısı saat yarım civarında Tahran’a intikal ettik. Bildiğiniz gibi gece yaklaşık 2’ye kadar Türkiye’den gelen işadamlarıyla birlikte olduk. Bu genellikle yaptığımız bir uygulamadır, resmi görüşmelere geçmeden önce biz işadamlarımızı dinleriz ve alandaki karşılaştıkları sorunları değerli muhataplarımızla ele alırız.
Sayın Cihangiri, şu anda salonda 160 Türk işadamı var. Bu, herhangi bir resmi ziyarete giden en geniş katılımlı işadamları heyeti. Dolayısıyla gerek benim seçimler sonrasında buraya gelirken gösterdiğim siyasi irade, gerekse değerli işadamlarımızın bu kadar kalabalık bir heyetle Tahran’a teşrifleri Türkiye tarafındaki son derece vizyoner bir yaklaşımı ortaya koyuyor.
Şunu bir kere bilmemiz lazım: Eğer güçlü bir ilişki, yeni bir dönem başlatacaksak üç ana unsurun mutlaka olması lazım.
Birincisi; ekonomiler arasındaki tamamlayıcılık ilişkisi, buna biraz sonra geleceğim. Yani iki ülke arasında eğer ekonomik ve sosyal yapıları itibariyle tamamlayıcılık ilişkisi ve kültürel ve sosyal yapıları itibariyle ortaklık varsa çok büyük bir potansiyel var demektir; Türkiye ile İran arasında bu var.
İkincisi, güçlü bir siyasi irade. Evet, son 13 yıl içinde gerek Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakanlığı döneminde, gerekse şimdi hiç aksamadan takip ettiğimiz bir politika; İran’la ilişkilerimize öncelik vermek ve bu ilişkilerin derinlemesine ve genişlemesi, yayınlaması yönünde güçlü bir irade sergilemek. Bugün bu iradeyi Sayın Ruhani ve Sayın Cihangiri’de görmekten büyük bir mutluluk duydum, güçlü siyasi irade de var.
Üçüncüsü ise; bu altyapıyı ve güçlü siyasi iradeyi reel ekonomik hayata yansıtacak girişimci sınıf. Bu salonda da bu üçüncü ayak en güçlü şekilde mevcudiyetini gösteriyor. Hem Türk tarafında, hem İran tarafında siyasilerin sergilediği güçlü iradeyi ve coğrafyamızın, tarihimizin getirdiği sağlam altyapıyı değerlendirebilecek son derece dinamik bir işadamları heyetini görmekten de büyük bir mutluluk duyuyorum. Bu çerçeveden baktığınızda, tam da bütün boyutlarıyla ilişkilerimize yeni bir ivme katmanın vakti gelmiş diye düşünüyoruz.
Bugün resmi görüşmelerde vurguladığım bir hususu sizlerle de paylaşmak istiyorum; ilişkimizde artık paradigmatik bir zihniyet değişimine ihtiyaç var. Türkiye ile İran kadim komşu ve dost iki ülke. Coğrafyaları çok geniş bir alanı kuşatan ve birlikte birarada değerlendirildiğinde Afro-Avrasya’nın en dinamik kuşağını oluşturan bir coğrafya ve bu zemin üzerinde şimdi artık bu coğrafyaları ve halklarımızı birleştiren yeni bir anlayışla yaklaşmamız lazım. Bu da karşılıklı müzakere anlayışı değil aynı tarafta düşünerek potansiyelimizi maksimum düzeyde hayata geçirme, potansiyelimi en üst düzeyde dünya ekonomisine rekabette öncülük edecek şekilde devreye sokma.
Bugün birkaç vesileyle daha zikrettim; Türkiye ve İran coğrafyaları ekonomik yapıları itibariyle puzzle gibi birbirini tamamlayan özellikle sahip. Yani bazen iki puzzle parçasını biraraya getirdiğinizde öylesine iç-içe geçerler ki işte dersiniz tam doğru biraraya geliş bu; Türkiye ve İran ekonomileri böyle bir özelliğe sahip. Adım-adım gidersek değerlendirdiğimizde, her şeyden önce coğrafyalarımız birbirini tamamlıyor. Yani Batı Asya’da Türkiye İran’ın Avrupa’ya açılan kapısı, İran Türkiye’nin Asya’ya açılan kapısı. Bu bize ulaştırma alanında ve lojistik alanda olağanüstü imkânlar sunuyor. Bugün karayolu ulaşımı, demiryolu ulaşımı ve havayolu ulaşımı konularında kapsamlı değerlendirmelerde bulunduk ve çok güçlü bir iradeyle önümüzdeki dönemde bu alanlarda ciddi hamleler yapma kararı aldık. Dün işadamlarımızın bana ilettiği bütün konuları neredeyse değerli dostumla ve Sayın Ruhani’yle paylaştım. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde Mersin Limanıyla Bender Abbas Limanı arasında, Trabzon Limanı ile Bender Abbas Limanı arasında, Türkiye’deki hızlı tren koridoruyla İran’da Tahran’dan Tebriz’e doğru ilerlemesi planlanan hızlı tren koridoru arasında irtibatlarımızı güçlendireceğiz ve limanlarımız, tren yollarımız, frekansları gittikçe artacak olan hava yolu şirketlerimizin kapasiteleri iki ülkeyi birbirine bağlayacak.
Değerli işadamlarımızdan şu perspektifte bakmalarını rica ediyorum: Değerlendirmelerinizi yaparken Türkiye ve İran tarafı gibi değil iki ülkenin potansiyelini sanki bir ülkeymiş gibi değerlendirin ve yatırımlarınızı bu şekilde yapın. Bu konuda siyasi liderler olarak bizlerin bugün üzerinde anlaştığımız sağlam bir iradesi mevcut.
Bu ulaştırma zemini üzerinde ticaretimiz tarihi İpek Yolu ticaretinin bugün en üst düzeye çıkartılabilecek özelliklerine sahip. Ticari altyapımız itibariyle bakıldığında şu anda bütün Afro-Avrasya’da, bunu iddialı şekilde söylüyorum, sadece Asya’da, Avrupa’da değil bütün Afro-Avrasya’da en dinamik iki pazar Türk ve İran pazarıdır. Biraz önce değerli dostumun da vurguladığı gibi genç bir nüfus, dinamik bir ekonomik hayat ve özellikle İran açısından yaptırımlardan sonra prangalarından kurtulmuş, talebi gittikçe artan ve bu talebi karşılayacak arza ihtiyaç hisseden çok hareketli bir demografi. Bu çok sağlam bir altyapı oluşturuyor. Türkiye pazarı da aynı şekilde. Eğer bugün Türkiye yüzde 4 ölçeğinde büyüyorsa, Çin ve Hindistan’dan sonra en yüksek kalkınma hızına sahip ise, Avrupa ortalamasının yaklaşık 3 misli, OECD ortalamasının 2 misli bir konuma sahipse bunda iç piyasasının dinamizmi var.
Şimdi bizim yapacağımız husus, bu iç piyasalarımızı birbirine entegre hale getirmek ve bu çerçevede de geçen sene devreye giren tercihli ticaret anlaşmasının uygulanmasında hiçbir aksama olmaması konusunda da Sayın Cihangiri ile prensip mutabakatına vardık. Dün bana aktarılan hususlar, tercihli ticaret anlaşmasıyla ilgili özellikle bürokrasiden kaynaklanan hususları giderme konusunda da kararlıyız. Tercihli ticaret anlaşmasının bir sonrasında serbest ticaret anlaşmasına geçecek şekilde gümrük duvarlarını tümüyle indirecek bir yaklaşımı da benimsemeyi düşünüyoruz. Ayrıca ticaretin kolaylaştırılması anlaşmasını da en kısa zamanda tamamlayacağız. Ve bu ticari hayatı canlandırırken Türkiye’de üretilen malın İran’da satılması, İran’da üretilen malın Türkiye’de satılması şeklinde de düşünmemek lazım. O zaman korumacı bir refleks girer. Türk firmaları gelecek İran’da üretim yapacaklar, İran firmaları ve Türk firmaları Türkiye’de yatırım yapacaklar ve sonra piyasalarımıza ortak ürünlerimizi sevk edebileceğiz.
Bu bağlamda tabii bu ticareti destekleyecek en önemli hususlardan biri bankacılık sistemimizdeki entegrasyon. İran Riyali ve Türk Lirası arasında doğrudan ulusal para birimlerinin kullanılması eskiden beri aldığımız bir karardı. Önümüzdeki dönemde de bankacılık sistemimizin daha aktif bir şekilde iki ülkenin ekonomilerini desteklemesi için de biz devreye gireceğiz ve daha çok sayıda Türk bankasının İran’da çalışmasını, daha çok sayıda İran bankasının Türkiye’de faaliyet göstermesini temin edeceğiz.
Yaptırımlar döneminde İran’ın hep yanında olduk, yaptırımlara karşı çıktık, çünkü biz prensip olarak ekonomik yaptırımlara karşı çıkmanın yanında İran’ın potansiyeline hep inandık ve İran’ın yaptırımlardan kurtulması halinde çok büyük bir ivme ile dünya ekonomisine, bölge ekonomisine katkı yapacağına da inandım. Geçmişte biz İran’ın yanında yaptırımlar döneminde İran’ın yanında çok kuvvetli bir iradeyle dururken bizi eleştirenler, şimdi kafileler halinde İran’a turlar tertip ediyorlar. İranlı kardeşlerimizin bunu da iyi değerlendireceklerini düşünüyorum. Çünkü bizde bir ilke vardır, dost zor zamanda belli olur. Türkiye’nin dostluğu da kıymetlidir ve dostluğa değer verdiğinde de hiçbir konuda çekinmeden atacağı adımlar konusunda da kendinden emin olduğunu da herkes bilir. Bu bağlamda geçmişte çok zorlu günler yaşadığınızı biliyorum İran’da yatırım yapan firmalarımız açısından. Bir para transferinin ne kadar zor olduğunu, nasıl birçok uluslar arası baskıyla karşı karşıya kaldığınızı da biliyorum. Ama bu uluslar arası baskılar karşısında sizin hala İran’da ticaret yapıyor, yatırım yapıyor olmanızın arkasındaki en temel saik, Türkiye-İran dostluğuna güvenmeniz ve İran’ın potansiyeline inanmanız. Eminim bütün muhataplarımız İran’da bunu değerlendireceklerdir.
Yine dün ve bugün çok üzerinde memnuniyetle durmak gerektiğini düşündüğüm hususlardan birisi; Tahran Borsasıyla İstanbul Borsasının entegre bir faaliyete geçmesi. İran dünya ekonomisine entegre olurken en önemli hususlardan bir tanesi, borsanın bu niteliğiyle kapasitesinin genişlemesidir. Biz İstanbul’u bir finans merkezi haline dönüştürürken sadece Türkiye için değil bütün bölge ülkeleri ve özellikle de İran için finans merkezi olmasına önem vermiştik. Önümüzdeki dönemde bu bankacılık işlemleri ve borsa faaliyetleriyle İranlı işadamlarımızın İstanbul’u önemli bir mesken edineceği, bir mekân edinecekleri kanaatine ve inancına sahibim.
Bu bağlamda ilişkilerimizin üçüncü bir boyutu, tamamlayıcılık ilişkisi anlamında çok çarpıcı bir boyutu da enerji ilişkisidir. İran, dünyanın en büyük enerji üreticilerinden, enerji kaynağına sahip ülkelerden birisi. Türkiye de, dünyada en fazla, en hızla artan enerji ihtiyacına sahip olan ve transit geçit anlamında da en büyük potansiyeli barındıran ülke. Dolayısıyla işte enerji konusunda puzzle birbirini tamamlıyor. Geçmişte doğalgaz alımı esnasında, petrol alımı esnasında nasıl zorluklarla karşılaştığımızı, nasıl kısıtlamalar geldiğini hepimiz hatırlarız, şimdi bu kısıtlamalar yok. İstediğimiz ve arzu ettiğimiz husus; Türkiye’nin ve İran’ın sadece birbirine enerji satması veya enerji transit koridoru oluşturması değil enerjide ortak yatırım yapmasıdır. Daha çok Türk enerji şirketinin İran’da enerji üretiminde yatırım yapması, İran’ın Türkiye’ye enerji satımı dışında, doğalgaz satışı dışında özellikle ortak projelerle yenilenebilir enerji de dahil olmak üzere projelere girmesi, enerji alanındaki işbirliğimize yeni boyutlar katacak.
Bir başka alan ki değerli dostum Sayın Cihangiri’ye teşekkür ediyorum; son dönemlerde bazen basın-yayın organlarına yansıyan sanki Türkiye’de turizmin son terör saldırıları dolayısıyla yeterli güvenliğe sahip olmadığı gibi bir hususu burada kendileri açık bir şekilde reddettiler. Türkiye, 1 milyon 700 bin civarında İranlı turisti, İranlı kardeşimizi ağırlarken geçmişte ne kadar güvenliyse bugün de o kadar güvenlidir. Geçmişte bu kardeşlerimizi bağrımıza nasıl bastıysak, bugün de misafirperverliğimizle bu kardeşlerimizi ağırlamaya hazırız.
Aynı şekilde bu turizm bağlamında Türkiye’den de İran’a turizmin teşvik edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ben İran’ı değişik vesilelerle yakından tanımış, şehirlerini, güzel şehirlerini gezmiş bir İran dostu olarak şunu ifade etmek isterim ki; İran, keşfedilmemiş bir hazinedir. Sadece bir gözlemci olarak değil bir akademisyen, bir tarihçi olarak da 2006 yılında ailemle birlikte Kum, Yezd, Şiraz, İsfahan şehirlerine gittiğimde bu şehirlerin ortak kültürümüzü yansıtma dışında ne kadar büyük bir potansiyel taşıdığını gözleme imkânı buldum. İsfahan, “Nısfı Cihan” diye anılan güzel İsfahan, bizim de kültürümüzü yansıtan tarihin en önemli başkentlerinden ve şehirlerinden biridir. Yezd, tarihi sanki dondurmuş bir şekilde bünyesinde yaşayan en otantik şehirlerden biridir. Şiraz ise, şiirin şehridir. Dolayısıyla bütün bu şehirler Türkiyeli turistlere, misafirlere çok yeni imkânlar, çok yeni gözlem imkânları sunacaktır.
Ama daha önemlisi, Türkiye dünyada altıncı büyük turizm ülkesi. Turizmde büyük bir tecrübeye sahibiz, otellerimiz dünya standartlarında hep birincilikle anılmış, ödüller almış otellerimiz. Ben turizm yatırımcılarımızı da sadece Türkiye’de değil Şiraz’da, İsfahan’da, Yezd’de, Tahran’da, Tebriz’de görmek istiyorum. Böylece iki ülke arasındaki yatırım imkânları çeşitlenmiş ve kültürel birikimimizi dünyaya tanıtma imkânına kavuşmuş olacağız.
Gördüğünüz gibi değişik yelpazelerde çok farklı boyutlarda olağanüstü imkânlar bizi bekliyor. Ben Türk ve İranlı işadamlarını böyle kritik bir tarihi dönemeçte attıkları her adımla iki ülkenin birbirini daha yakından tanımasını sağlamak yanında bütün bölgeye de barış ve istikrar sunma hedefinde omuz-omuza vermelerini rica ediyorum. Türk işadamları, girişimcileri son dönemde çok zor şartlar altında Afrika açılımında, daha önce Orta Asya, Balkanlar’da 90’lı yıllarda gerçekleştirilen açılımlarda, yakın dönemde Afrika ve Latin Amerika’da gerçekleşen açılımlarda engel tanımadıklarını gösterdiler. Ama engel tanımadıklarını en fazla da yaptırımlar döneminde İran’da gösterdiler. Şimdi tam da bu karakterimizi, bu özelliğimizi gösterme vaktidir. Yine İranlı işadamları ise tarih boyunca müzakere kabiliyetleriyle, dinamizmleriyle ve güçlü pazar anlayışlarıyla İpek Yoluna öncülük etmişlerdir. Türk ve İranlı işadamları bu dinamizmle, bu gelenek ve birikimle biraraya geldiğinde eminim değil şimdi hedeflediğimiz 30 milyarı, 50 milyarı da yakın zamanda aşarlar inşallah, ben buna inanıyorum.
Son 2 yıl içinde 2012’de 22 milyarı bulmuştuk, son 2-2,5 yıl içinde maalesef ticaretimiz 9 milyara doğru geriledi. Eğer 22 milyardan 9 milyara böyle gerilemişse bazı arızi faktörler dolayısıyla, şimdi de 9 milyardan 30 milyara inşallah 2 yıl içinde, 3 yıl içinde en geç çıkmanızı bekliyoruz. Bunun için başta belirlediğim şartlar hepimiz açısından geçerlidir. Değerli arkadaşlar, İran ve Türkiye arasında çok güçlü ekonomik tamamlayıcılık ilişkisi vardır, Türkiye ile İran arasında bugün Sayın Cihangiri’nin ve benim konuşmalarımda da gördüğünüz gibi, Sayın Ruhani’yle bugün yaptığımız görüşmelerde de vurgulandığı gibi, inşallah Sayın Ruhani’nin Türkiye ziyaretinde tekrar tekrar vurgulayacağımız gibi çok güçlü bir siyasi irade vardır. Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakanlığı döneminde derinleşen, kökleşen ilişkilerimiz bu güçlü siyasi iradeyle geleceğe taşınacaktır. Üçüncüsü de; sizlere güveniyoruz, girişimci sınıfımıza güveniyoruz. Ne zaman, nerede İran’da bir engelle karşılaşırsanız ben Sayın Cihangiri’nin sizin başbakanınız gibi muamele edeceğine inanıyorum size ve İranlı girişimciler Türkiye’de ne zaman zorluklarla karşılaşırlarsa ben de kendilerine kendi başbakanları olarak muamele etme sözünde bulunuyorum.
İnşallah zorluklarla karşılaşmazsınız, ama zorluklarla karşılaşırsanız işte adresleriniz burada. Ben hayırlı bereketli işler diliyorum. Türkiye-İran ilişkilerinin güzel bir geleceğe yürümesini temenni ediyorum ve bütün bölgede, Ortadoğu bölgesinde medeniyetler kurulmuş, büyük devlet geleneklerine, çok köklü ekonomik altyapılara sahip olmuş bu coğrafyanın barış ve huzur coğrafyası olması için hepimizin gayret göstermesi gerektiğine inanıyorum.
Saygılar sunuyorum, hayırlı akşamlar diliyorum.