Yükleniyor...

Basbakan Davutoglu’nun Konya’da yaptigi açiklamanin tam metni

 

Bakanlığımızın 1 milyar 170 milyon Türk Lirası değerindeki 42 tesisini hizmete açtık ve bazılarının temel atma törenini gerçekleştirdik. Akşam Konya’nın medarı iftiharı olan ve Konya ekonomisine büyük katkı yapan iş adamlarımıza ekonomi ödüllerini verdik, yıllık ekonomi ödülleri. Bugün sabah ise gerçekten sadece Konya için ve İstanbul için değil, ülkemiz için son derece önemli bir adımı gerçekleştirdik, o da Borsa İstanbul ve Borsa Konya arasında özellikle tarımsal ticaretin uluslararası piyasalara ulaşabilmesi için tarihi bir adım attık. Bu ilk Borsa İstanbul’un herhangi bir Anadolu borsasıyla yaptığı bir ilk adım, devamı gelecek. Bu Türkiye’nin yerel, ulusal ve uluslararası ekonomik ağlarının birleştirilmesi konusunda tarihi nitelikli bir adım. Böylece tarımsal ticaretimizin uluslararası finans piyasalarına, reel sektörümüzün finans merkezlerine bağlantısı mümkün olacak ve önemli iki kararı da burada tarım sektörümüz için müjde mahiyetinde iki kararı da açıkladık. Ürün ihtisas borsasının oluşması ve lisansı depoculukta depoculuk işlemlerinin, ürün depolanmasının özel sektöre devriyle Toprak Mahsulleri Ofisinin sadece regülatör Tarım Bakanlığıyla birlikte regülatör rolünü alması. Dikkat ederseniz ülkemizde negatif gündem anlamında bu gündeme mahkum etmek isteyenlere inat terörle mücadeleyi bir taraftan kararlılıkla sürdürürken, diğer taraftan da reformlarımıza devam ediyoruz. Meclisimiz dün gece 2.30’a kadar çalıştı, sabaha kadar ve yoğun bir tempoyla reform gündemimizi, vaat gündemimizi devam ettiriyoruz. Diğer taraftan sektörel bazda önemli, tarihi hamleler yapıyoruz. Haftayı turizm sektörüne yapacağımız desteklerle açmıştık, haftanın ortasında bu sefer tarım sektörünü ilgilendiren son derece önemli adımları, hamleleri gerçekleştiriyoruz, ben emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Dün ayrıca bize hüzün veren tabi bir husus olarak da programımızda şehit ailelerimizi ziyaret ettim Konyamızda, gittiğim her yerde orada bulunan, geçen hafta da Erzincan’daki şehit ailelerini ziyaret etmiştim. Bir kez daha şehitlerimize rahmet diliyorum, yakınlarına, annelerine, babalarına, özellikle eşlerine ve çocuklarına sabrı cemil niyaz ediyorum, o aileler bundan sonra hepimizin aileleridir. Dün ziyaret ettiğim ailelerde gördüğüm vakar, vatana bağlılık ve o anlamda mücadele kararlılığı bizim her türlü tehdit karşısında nasıl omuza omuza verdiğimizin ilanihaye hep zihnimde kalacak. Tekrar şehitlerimize rahmet, yakınlarına taziyelerimi sunuyorum.

Soru- Sayın Başbakan, dün Çankaya Köşkü’nde Artvin Cerattepe’yle ilgili ilgili taraflarla bir araya geldiniz, sonrasında yol haritasını da açıkladınız aslında 5 madde de ama merak edilen bir nokta var, aslında iki nokta var, yerel mahkemenin kararı mı beklenecek, yoksa sonrasında Danıştay kararı da beklenecek, mahkeme kararı beklenecek dediniz. Bir de Artvinlilerin bir beklentisi var, talepleri var oradaki polis ve askerin çekilmesi yönünde.

Başbakan Davutoğlu-  Dün gerçekleştirdiğimiz toplantı önemli bir toplantıydı, çünkü bazen ülke gündemini işgal eden hususlar iletişimsizlikten kaynaklanan sorunlardan neşet ediyor, yani taraflar birbirini doğru dürüst dinlemeden, birbirinin niyetlerini anlamadan hükmedebiliyorlar ve bu da istismar edilerek bazı çevrelerce ülkede sanki büyük bir gerilim alanı varmış gibi yansıtılabiliyor. Dün ve daha önceki günlerde ve siyasetimizin bir felsefesi olarak her zaman şu iki hususu vurgulaya geldik: 

Birincisi, ülkemizin doğası, toprağı, havası, suyu bize emanettir. Dedelerimizden devraldık, torunlarımıza devredeceğiz. Hiçbirimizin şahsi mülki değildir, hiçbir neslinde tek başına hüküm edeceği bir alan değildir. Dolayısıyla, bütün hani çevreye duyarlı sivil toplum kesimlerine bu vesileyle bir kez daha hitap etmek istiyorum, onlar çevreye ne kadar duyarlıysa fazlasıyla karar alıcı yetkililer olarak bizlerde duyarlıyız. Her bir ülkenin, her bir köşesinde işte 3,5 milyar fidan diktik 7 milyara çıkarmayı hedefliyoruz, her yerde buna özenle gayret sarf ediyoruz.

İkincisi, Türkiye doğal kaynaklarını en iyi şekilde değerlendirmek durumunda. Yerin altındaki kaynakları gözardı ederek yerin üstünü koruyamayız, yerin üstünü feda ederek yeraltındaki kaynakları değerlendirme yoluna gidemeyiz. Dolayısıyla, dün her siyasi partiden yerel olarak, her milletvekilleri, il başkanları ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinden oluşan bir heyeti kabul ettim. İki saati aşkın çok verimli bir toplantı gerçekleştirdik. Daha sonra da Enerji Bakanımız, Çevre ve Şehircilik Bakanımız, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanımız aldılar yaklaşık 2,5-3 saatte onlar ayrıca toplantıya devam ettiler. Kendilerine de ifade ettim buradaki en önemli husus, şeffaflıktır. Şeffaf olursak, düşüncelerimizi, fikirlerimizi en şeffaf şekilde birbirimize aktarırsak çözemeyeceğimiz mesele yok. Koruyacağımız toprakta bizim toprağımız hepimizin toprağı, yeraltında ulaşacağımız zenginliklerde hepimizin zenginliği. Bu çerçevede dün vurguladığım gibi, sizin de sorunuza cevaben söylüyorum, hukuki süreçler tamamlanana kadar yeni bir adım atılmayacak. Bu zaten atılan adımlar bir hukuki sürecin sonucunda ortaya çıkmıştı, şimdi süre giden bir itiraz dosyası olduğu için bu süreçler tamamlanıncaya kadar o anlamda yeni bir adım atılmayacak.

Artvin’in genel kaygısı olması itibariyle ki Artvin’i de ben de tanırım, aşkla sevdiğim illerimizden biridir. Geçen sene de birkaç günümü geçirip yaylalarını, o güzel havasını teneffüs etme imkanı bulmuştum. Kesinlikle açık galeri olmayacak, bu konuda firma sahibi yetkilileriyle de görüştüm. Bugün ve yarın ve daha sonraki yıllarda ve daha da sonraki yıllarda hiçbir şekilde Artvin’de açık galeri sistemi olmayacak ve çevreye zarar verecek böyle bir uygulama gerçekleşmeyecek. Yine bu bağlamda taşıma işlemi teleferikle gerçekleştirilecek ve en minimum sayıda 50 bin gibi rakamlar zikrediliyor kesinlikle doğru değil. Hem firma yetkilileri, hem Orman ve Su İşleri Bakanlığımızın yetkilileriyle ayrı ayrı görüştüm, dün Artvinli dostlarımıza ifade ettim, bana zikredilen rakam 3 bin 500’dür ağaç olarak. Bundan bir ağaç daha fazla kesilmeyecek, bu kesilen ağaçların yerine de mutlaka 10 misli ağaç oralara dikilecek, yani hiçbir şekilde doğada ağaçlarımızda bir eksilme olmayacak. Ekosistemi etkileyen hususlar varsa bununla ilgili de tedbirler alınacak. İşletme orada olmayacak, kapalı sistemin giriş galerinin giriş kapısı dışında herhangi bir orada bir işleme yapılmayacak, dolasıyla siyanürdü, efendim altın işlemesiydi vesaire gibi hususlar söz konusu olmayacak.

Dün bu konularda önemli bir mutabakata ulaşıldığını zannediyorum. Zaten 1 hafta boyu bir taraftan Ankara terör saldırısıyla uğraşırken, diğer taraftan bütün birimlerimizden gerekli bilgileri aldım, konuya bu anlamda devlet olarak vukufiyetimizi ve ortak aklımızı harekete geçirmek için Artvinli hemşehrilerimizin bu çerçeveden memnun oldukları kanaatindeyim, gelen ilk tepkilerde son derece olumludur. Kimsenin bu konuyu artık istismar etmemesi lazım, kimsenin bunun üzerinden özellikle Güneydoğu’daki yürüyen terör operasyonu, barış, huzur ve demokrasi operasyonuyla, Artvin’deki gelişmeler arasında irtibat kurup, Türkiye’de bir yaygın gerilim ortamı oluşmasına da niyet etmemesi lazım. Biz bu kararları Artvinli sivil toplumla birlikte alırken, aynı zamanda şunu da ifade edeyim: Bu konuda nasıl şeffaf ve esnek bir şekilde her şeyi konuşabiliyorsak konuşmayacağımız tek şey vardır, Türkiye’nin herhangi bir köşesinde kamu düzeninin ihlal edilmesine asla izin vermeyiz. Konya’da durum neyse Artvin’de odur, Mardin’de odur. Her yerde kamu düzeni ihdas edilir, kimse hukuktan kaynaklanmayan, demokratik hukuk devleti kurallarına uymayan bir güç kullanamaz, kimse bunun dışında kendi başına, kendinden menkul bir otorite ihdas edemez. Orada güvenlik güçlerimizin bulunması Türkiye’nin herhangi bir yerinde bulunması gibidir, yani Artvin’de sanki güvenlik güçlerimizin olması oradaki halkın bazı taleplerini dile getirmesine karşıymış gibi de yansıtılmaması lazım. O yaylalar özgürce bütün Artvinlilerin, bütün vatandaşlarımızın rahatlıkla gidebildiği yaylalardır. Bu güvenlik ortamının sağlanması içinde orada güvenlik birimlerimizin bulunmasından daha doğal bir durum yok, artık bu konunun istismar edilmesine kimse izin vermemelidir. Buradan da özellikle Artvinli hemşehrilerime, o güzel Artvin’in güzel insanlarına sesleniyorum, bu aşamadan sonra bu konuyu kaşıyarak istismar eden kim olursa olsun bu artık istismar çizgisi haline gelir. Buna karşı da öncelikle Artvinli kardeşlerimizin, vatandaşlarımızın tepki göstereceğine inanıyorum. Onları dinleyen, anlayan bir Hükümet, bir Başbakan, bir bakanlar grubu varken böyle bir zemin ortadayken bu zemini aşarak bir gerilim ortamı çıkarmaya çalışanların samimiyetle ilişkisi olmaz. Tekrar bu toplantılar devam edecek, ne sorular söz konusuysa o sorular cevaplandırılacak ve yetkililerimiz ve bakanlık tarafından, bazen bizzat ben tarafından bizzat da Artvin’e gideceğim, hemşehrilerimizle kucaklaşacağız. Bu anlamda bizim halkımızla diyalogumuzda hiçbir sıkıntı yoktur. Her şeyi konuşarak, oturarak, dertleşerek çözeriz. Hem yerin üstünü koruruz, hem yerin altından milletimizin, ülkemizin kaynaklarını yerin üstüne zarar vermeden değerlendirmenin yollarını buluruz.

Soru- Efendim, Cumhurbaşkanımızın bir çağrısı oldu Meclis’e dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla ilgili HDP milletvekillerinin. Bu konudaki tavrınız ne olacak, önümüzdeki süreçte atacağınız adımlar nelerdir?

Başbakan Davutoğlu- Şimdi tabii dokunulmazlık siyaset üzerinde herhangi bir baskı oluşmaması, bir vesayet oluşmaması için konmuş ilkesel bir prensiptir dokunulmazlık konusu. Yani bir milletvekilimiz Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde konuşurken üzerinde bir baskı hissetmemeli. Milletvekilimiz görüşünü beyan ederken kimse onu şu veya bu şekilde baskı altına almamalı dokunulmazlığın ana sebebi bulunuş gayesi budur. Dokunulmazlık bu gayeye dayanmakla birlikte herhangi bir suçun gerekçesi de olamaz, yani ortada bir suç varsa ve konu özgürce fikrini ifade etmenin ötesine geçecek şekilde terör örgütleriyle işbirliğine, terörü teşvike kadar giden bir suça yönelmişse kimse dokunulmazlık zırhının arkasına saklanarak bu suçu örtbas edemez. Mecliste bir milletvekilimizin hangi partiden olursa olsun kanaatini ifade etmesine kim engel olursa onun karşısında önce biz dururuz hangi kanaati serdederse sert etsin. Meclis milletimiz adına her türlü fikrin gündeme getirilebileceği bir yerdir, dokunulmazlık da budur. Ama Meclis dışında kim teröristle işbirliği içinde ve 28 canımızı almış onların bedenlerinin dahi yakınları tarafından görülemeyecek hale getirmiş olan hain, alçak, barbar bir teröristin taziyesi gibi utanç verici bir vesile gidip katılırsa bunun dokunulmazlıkla izah edilir bir yönü yoktur. Dokunulmazlık zırhına sığınarak kimse suç işleyemez, kimse canlarımızı alan teröristlerin meşru gösterilmesine vesile olacak eylemlerde bulunamaz. Bunun için hukuki süreç tabii takip edilir, Türkiye demokratik hukuk devletidir ve bu konularda Meclise intikal eden bir konu olduğunda da tek tek bu konuları ele alır değerlendiririz ve bu iki prensip etrafında değerlendiririz. Siyasetin üzerinde kimse baskı kurmamasına dayalı dokunulmazlığın esas dokunulmazlığa mesnet teşkil eden husus, ama bir taraftan da dokunulmazlık zırhı arkasında kimsenin suç işlemeye ve suçluları teşvik etmeye dönük bir eylem içinde bulunamayacağı bu iki ilkeyi birlikte değerlendirir gereken adımları atarız. Dediğim gibi, dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir demokratik ülkesinde herhangi bir terör eylemini böyle gerçekleştirmiş bir caninin taziyesi olmaz, o taziye gidip de oranın parlamenterleri katılmaz bunun tek bir örneği yoktur, kimse bunu meşru gösteremez, kimse bunu meşru kılamaz. Zaten öncelikle halkımızın vicdanında en çok da Doğu ve Güneydoğu’da bu terör örgütünün baskısı altında olan Kürt vatandaşlarımızın vicdanında bu tür eylemler gereken cezayı bulur. Sonra da hukuk nezdinde ve tabii Parlamento nezdinde de gereken adımlar atılır. 

Soru- Efendim, bu hafta sonu devreye girmesi planlanın Suriye’yle ateşkes hem çerçevesini değerlendirmenizi rica edeceğim, çünkü tartışılıyor özellikle YPG’nin de bu ateşkes kapsamında yer alması Türkiye’nin YPG’ye dönük angajmanını nasıl etkiler? Bu ateşkes eğer devreye girerse Türkiye YPG unsurlarına dönük topçu atışlarına son verecek mi? Bir de, aynı çerçevede Sayın Kerry’nin bir açıklaması oldu; ateşkes uygulanmadığı takdirde B planı olarak bölünme gündeme gelebilir dedi Suriye’de. Bu konudaki düşünceniz?

Başbakan Davutoğlu- Şimdi prensibi önce tekrar zikredeyim, Suriye’de kardeşlerimizin canlarına kasteden bu ortamın durması ve belli bir huzurun, sükûnun sağlanması için gerçekleşecek her türlü ateşkesi destekleriz. Ve bu anlamda da önce Viyana’da başlayan, sonra New York’ta ve Münih’te devam eden toplantılar sonrasında Suriye’ye destek grubu ki Türkiye’de üyedir, yani Amerika’yla Rusya’nın görüşmesi bir koordinatörlük anlamındadır, Türkiye’de bu grubun üyesidir, bu grupta alınan ateşkes kararını destekliyoruz. Ancak bu ateşkes kararının yeni bazı saldırılara mesnet teşkil etmemesi lazım önce onu açıklığa kavuşturmakta fayda var. Burada açık kaygımız şudur: Ben bunu geçtiğimiz gün Ankara’yı ziyaret eden Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı’na da ifade ettim, iyimser misiniz ateşkesle ilgili dediğinde, dokümanı o gün ulaşmıştı elime çıkar çıkmaz. Dokümanı incelediğimde daha önce böyle onlarca, bazen yüzlerce doküman görmüş Dışişleri Bakanlığım ve daha önceki dönemlerde birisi olarak hemen dokümanın püf noktaları, kritik noktalarıyla ilgili kendilerini uyardım. Bunlardan birisi şudur: Dokümanda sağlanan ateşkeste bir tarafta rejim, Rusya, İran, Hizbullah gibi taraflara herhangi bir muhalefetten gelecek saldırı durmuş oluyor, tamam bu Özgür Suriye Ordusu’nun, ılımlı muhalefetin üzerine bir sorumluluk. Ama onların muhalefete yönelik saldırıları konusunda ise DEAŞ ve Nusra dışında dönüyor, bu da doğru DEAŞ ve Nusra bunun dışında kalmalı. Ama zaten Rusya son 5 aydır sürdürdüğü bombardımanı ılımlı muhalefete karşı yapıyor, Nusra’ya karşı yapıyorum diyor. Yani Halep ve civarını Azez’i bombalıyor, Bayır-Bucağı bombalıyor, Bayır-Bucak’ta tek bir DEAŞ yok, Tek bir Nusra yok. Bilinir ki herkes bilir ki orası Türkmen bölgesidir, ama burayı bombalıyor, niye bombalıyorsun burası sivil halkın okullarını, hastanelerini niye bombalıyorsun denildiğinde de ben orada Nusra’yı bombalıyorum diyor. Yani DEAŞ, Nusra bahane, esas itibariyle sivillere saldırılıyor. Eğer bu uygulama devam ederse ve Rusya sorumsuzca böyle bir argümanla hava hareketine devam ederse ateşkesin bir anlamı kalmaz. 

Yine aynı şekilde ateşkesin test edileceği ikinci husus, bildiğiniz gibi geçen normalde Ocak ayında yapılması gereken ateşkes iki-üç hafta ertelendi ve bu arada Türkiye’yle Öncüpınar’la, Halep arasındaki koridor kapatıldı hem YPG, hem de oradaki terörist bazı milisler tarafından, Rusya destekli, rejim destekli aşırı bazı milisler tarafından. Şimdi bu koridor açılacak mı? Yani anlaşma diyor ki, ateşkes insani yardım koridorları açık olacak. Biz Türkiye’den kardeş Halep’e, ıstırap içindeki Halep’e yardım göndermek istediğimizde bu koridor acaba açılacak mı? Bu önemli bir husustur. Dolayısıyla, ateşkesi her ne surette olursa olsun, bir ateşkese ulaştık diye tabiri caizse kutsamak ve mesele çözülmüş gibi görmek doğru değil. O ateşkesin nasıl uygulanacağı tarafımızca yakından izlenecek, ama her halükarda biz ateşkesi destekleriz. 

YPG konusuna gelince, bunu da yine uluslararası hukuk bağlamında da, bu ateşkesin çerçevesi bağlamında değerlendiririz, bizim için YPG aynen DEAŞ ve Nusra gibi bir terör örgütüdür, ateşkeste YPG’ye böyle bir terör affı yok bunun olması gerekirdi olmadı. Ama şu bilinsin ki: Bu ateşkes Suriye için geçerli bir ateşkestir, yani Suriye’nin kendi içinde çatışan taraflar için. Türkiye’ye herhangi bir taraf Türkiye tehdit teşkil ettiğinde, Türkiye’nin güvenliği söz konusu olduğunda bu ateşkes bizim için bağlayıcı değildir. Çünkü bu mesele bir Türkiye-Suriye meselesi değildir, bu mesele ateşkesin söz konusu olan şey orada çatışan taraflarla ilgilidir. Türkiye’nin güvenliği söz konusu olduğunda hiç kimseden izin almaz, hiç kimseye sormaz gereğini yaparız, çünkü o andan itibaren mesele Suriye meselesi olmaktan çıkar, Türkiye meselesi haline gelir. Dolayısıyla YPG, PKK unsurlarını da buradan açık bir şekilde ifade ediyorum, sakın ha burada ateşkes oldu, nasıl olsa Türkiye bize bir şey yapmaz diyerek Türkiye’deki terörü destekleyen tutumlarına devam etmesinler. Ateşkes Suriye için geçerli bir ateşkestir, Türkiye’nin alacağı güvenlik tedbirleri konusunda ise karar verecek yer sadece Ankara’dır. Bunu herkes ayağını denk alsın, kimse bunun üzerinden hem YPG, hem de arkasındaki ülkeler nasıl olsa ateşkes var biz Türkiye’yi rahatsız etmeye devam edebiliriz, sınırdan Türkiye’ye silah sokabiliriz, Cizre, Nusaybin gibi sınıra mücavir yerlerde problemler çıkarabiliriz gibi bir anlayışa kalkan olursa da bu konuda tutumumuz açık ve nettir. DEAŞ’a karşı zaten oradan gelecek tehditle ilgili bir sınır yok Türkiye’ye, yani Türkiye gerekli ateşkes böyle bir sınırlama getirmiyor. Türkiye DEAŞ’a karşı da her türlü tedbiri alır, YPG’ye de tedbiri alır. Haddini bilmez ve birtakım saldırıları Türkiye’ye yöneltirse rejime karşı da gerekli tedbiri alır. 

Peki, teşekkür ederim arkadaşlar.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.