Basbakan Davutoglu’nun Seçim Beyannamesi ve Aday Tanitim Toplantisi konusmasinin tam metni
Selam olsun selam olsun selam olsun davamızın Anadolu’nun, Trakya’nın, her bir köşesinden gelen gönül erlerine selam olsun. Selam olsun milletimizin kudret ve şefkat öncüsü gönül fedailerine selam olsun. Selam olsun insanlığın merhamet, adalet ve vicdan sözcülerine selam olsun. Selam olsun AK Parti kadrolarının gönül fedailerine, dava erlerine selam olsun.
Değerli dava arkadaşlarım, AK Parti kadromuzun değerli neferleri; bugün sizlerin huzurunuzda sadece bir Genel Başkan olarak değil, aynen sıradan bir nefer gibi beyaz kefenini giymiş Alparslan gibi çıkıyorum. Ve sizlere diyorum ki, bundan sonra bu davanın…
Evet, Başbakan, ama daha önemlisi AK Parti davasının bir neferi olarak huzurunuzdayım. Ve 7 Haziran’a kadar hiçbir ayrım gözetmeden, hiçbir bir unvan farkı gözetmeden sizlerle birlikte omuz omuza yürümenin şerefini, onurunu hayatımın en büyük şerefi ve onuru olarak görüyorum.
Değerli dava arkadaşlarım, değerli kardeşlerim; biz son 13 yıl içinde birçok kez milletimizin huzuruna vardık, milletimizin huzurunda divana durduk, kıyama kalktık, ama hiçbir baskıya boğun eğmeden kararlı bir şekilde yolumuza devam ettik. Bakınız, bu 13 yılın tarihi eşiklerini bir kez daha zihnimizden geçirelim; 3 Kasım 2002 genel seçimler, 28 Mart 2004 yerel seçim, 22 Temmuz 2007 genel seçim, 21 Ekim 2007 anayasa referandumu, 29 Mart 2009 yerel seçimler, 12 Eylül 2010 yeniden referandum, 12 Haziran 2011 genel seçimler, 30 Mart 2014 yerel seçimler, 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimi. Bütün bu seçimlerden, bütün bu mücadele sathından zaferle çıkmış AK Parti kadrolarını selamlıyorum.
Ve bu seçimlerde, bu mücadele alanlarında, seçim meydanlarında bu kadrolara liderlik yapmış kurucu Genel Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı selamlıyorum.
Dün gece kendisiyle bir telefon görüşmesi yaptık, sizlere onun da selamını iletiyorum.
Şimdi bu miras üzerinde, bu şanlı başarıların arkasında yeni bir meydana, seçim meydanına, sandığa ve yeni bir zafere yürüyoruz. Yeni zaferimiz şimdiden hayırlı ve mübarek olsun.
Bu dava da bize emanetidir. Bu salonda yaptığımız Olağanüstü Kongrede söyledim, bizim davamız bir vefa davasıdır, bir erdem, bir ahlak davasıdır, siyasi rant veya ekonomik rant davası değildir. Bu emaneti omuzlarımızın gücü yettiğince geleceğe, gelecek nesillere taşıyacağız.
Değerli kardeşlerim, Seçim beyannamemizden önce sizlerle bir kez daha AK Parti hareketinin anlamı üzerinde istişarelerde bulunmak istiyorum. Her zaman söylüyorum.
Her zaman söylüyorum, AK Parti sıradan tarihi bir konjonktürde çıkmış bir siyasi parti hareketi değildir. AK Parti tarihi bir yürüyüşün bugünkü tecessüm etmiş halidir. Onun için, ben burada sizlere hitap ederken ve milletime hitap ederken sadece 21. yüzyılın ilk çeyreğinde bir milleti değil, bu milleti bugünlere taşıyan bütün ecdada hitap ederek konuşuyorum. Karşımda ve zihnimde Medine’ye doğru yürüyen insanlık öncülerini görüyorum. Karşımda, zihnimde, bu salonda sadece sizleri değil, Horasan’dan Anadolu’ya bir vatan kurmak idealiyle yürüyenleri görüyorum. Burada AK Parti gençlik kadrolarını, kadın kollarını değil sadece, Anadolu’yu yurt edinmek için gönlünü bu toprağa vakfeden Ahiyan-ı Rum’u, Ahi gençleri, Baciyan-ı Rum’u, bacıları görüyorum. Rumeli’ye … geçen, ama Viyana’ya kadar çil çil kubbeler serpen gönül erenlerini, alperenleri görüyorum. Ve burada İstanbul surlarına yürürken bir suru değil, geri kalmış köhne bir zihniyeti yıkmak için yürüyen Fatih’in askerlerini, Akşemseddin’i görüyorum. Yine burada vatan tehlikede, Dersaadet işgal tehdidi altında dendiğinde Çanakkale’ye şehitlik mertebesine yürümek için kol kol, fevç fevç yola koyulan 15’lileri görüyorum.
Ve yine burada demokrasi öncülerini görüyorum. Ve nihayet sizlerin aranızda her birinizin yüzüne bakarken 14 Ağustos 201’den bu yana, AK Parti’nin kuruluşundan bu yana bu partinin başarısı için ter dökmüş, emek vermiş ve Allah’ın rahmetine kavuşmuş dava arkadaşlarımızı görüyorum; Allah onlara rahmet eylesin, onların emanetinden bir an dahi fedakarlık ya da feragat etme zilletini bize göstermesin. Bir kez daha AK Parti kadroları içinde çalışıp Allah’ın rahmetine kavuşan bütün kardeşlerime, onların ailelerine minnet ve şükranlarımı ifade ediyorum.
Ve nihayet, yine aranızda bütün bu yola gönlünü vermiş, emek vermiş, mahalle teşkilatından genel başkanlığa kadar bütün kademedeki kardeşlerime selam ediyorum.
AK Parti bir gönül ve tarih hareketi olduğu kadar, aynı zamanda bir erdemliler hareketidir. AK Parti kurulmadan önce, yola çıkarken Kurucu Genel Başkanımız ve kurucu kadrolarımız bu hareketin adını erdemliler hareketi demişti. Evet, erdemliler hareketi ve 14 yıl içinde AK Parti kadroları her aşamada erdemliler hareketi olduğunu ortaya koydu. Bu kadrolar içinden küskünler bekleyenler oldu, yol değiştirecek ve parti içinde ihtilaf çıkaracak diye bekleyenler oldu, ama görüldü ki, AK Parti kadroları her şeyden önce bir erdemliler hareketinin neferleri olduklarını her fırsatta gösterdi.
Aziz gençler, şimdi sizden bir ricam var, Bu erdemliler hareketinin son erdem abidesi olan ve 3 dönemi bitmiş olmakla birlikte tek bir gönül kırgınlığı olmadan bu salonda bulunan ağabeylerinizi, dava öncülerinizi alkışlamanızı ve selamlamanızı istiyorum. Ayağa kalkın ve bu dava neferlerini selamlayın, benden çok onları selamlayın.
Onlar, işte şu ön sırada oturan o erdemliler hareketinin öncüleri var ya, size güzel bir örnek oldular, Türk siyasetine bir ahlak abidesi olarak geçtiler. Ben AK Parti Genel Başkanı olmak yanında, AK Parti’nin davasının bir neferi olarak her birine şükran ve minnetlerimi sunuyorum. Ama şunu da söylüyorum: Onlar sadece kısa bir ara verdiler, partimizin her kademesinde çalışmaya devam edecekler. Allah onlardan, onların ailelerinden razı olsun.
Yine bakınız, Genel Başkan Yardımcımızın da ifade ettiği gibi, yoğun bir tempoyla son 2-3 hafta içinde gece-gündüz 6223 kıymetli aday arasından onlar kadar kıymetli ve onlarla birlikte anılacak 550 adayımızı seçmeye çalıştık. Bu aday adalarının her biri kıymetliydi. Ben 6223 aday adayımızı da buradan tebrik ediyorum, onlara da teşekkürlerimi ifade ediyorum. AK Parti hareketinin ferdi olmak, milletvekili olmak kadar önemlidir. Bizler için artık onlar AK Parti kadrolarının neferleridir ve bundan sonra da her biri gönlümüze yazılmıştır.
Aynı şekilde 24’üncü dönemde milletvekilliği yapıp onurlu bir görevle milli iradeyi ayakta tutan kardeşlerime sesleniyorum; çok olumsuz bir tabir gibi görülen liste dışı kalmak gibi bir tabir var. Allah şahittir ki, hiçbir kardeşimiz liste dışı değildir, çünkü onlar gönlümüzün ta derinindedir, onlar gönül içredirler. Onlar bu davayı omuzlayarak en zor şartlarda, kumpasların, sabotajların olduğu dönemde bu bayrağın davasını yücelttiler. Onlara da şükranlarımı ifade ediyorum.
Bugün burada gördüğümüz bu birlik, bu beraberlik sadece AK Parti’nin değil, Türkiye’nin de kaderini şekillendirecek bir beraberliktir. Çünkü AK Parti hareketi aziz kardeşlerim, her şeyden önce bir tarihi hareket, erdemliler hareketi olmak yanında bir milli irade hareketidir.
Son 13 yıl içinde önümüze çok mayınlar koydular, önümüze daha 2002 seçimlerinden, 3 Kasım’dan önce Genel Başbakanımızı yasaklayarak mayınlar koydular. 2004’te yerel seçimlerden önce darbe söylentileriyle mayınlar koydular. 2007’de genel seçimlerden önce 367 trajedisiyle mayınlar koydular. 2008’de parti kapatma davası açtılar, 2010’da, 2011’de kaset sabotajları yaptılar ve 2013’te Gezi provokasyonu, 17-25 Aralık provokasyonları yapıldı. Ama o provokasyonları yapanlar şu anda beddua odalarında baş başalar, ama AK Parti kadroları burada, burada olacaklar, bu vatanda olacaklar.
Genel Başkanımızı 2002’de yasaklayanlar şu anda yargının önünde yargı vicdanının karşısında duramıyorlar, ama AK Parti kadroları burada, bu topraklarda olacak. Eğer biz bu topraklar için döktüğümüz terin, emeğin karşılığında, bu topraklarda bu dava için canımızı feda etmek gerekirse bu topraklarda feda edeceğiz; bu topraklar bizim ebedi diyarımızdır. İşte AK Parti kadroları ayaktayken hiç kimse bir daha milli iradeye kumpas kurmaya cesaret edemeyecek.
Şimdi güzel seçim şarkımızı, biraz önce dinlediğiniz şarkıya hitaben söylüyorum, milli iradeyi korumaya var mısın? Milli iradeye kumpas kuranların karşısında Ağrı Dağı gibi durmaya var mısın? Reklamcısını Amerika’dan getiren, talimatını yurt dışından alanlara karşı biz bu ülkenin çocuğuyuz demeye var mısın? Büyük Türkiye demeye var mısın? Küresel güç demeye var mısın? Adalet, vicdan, erdem, ahlak demeye var mısın? Siz varsanız biz de varız ve var olacağız.
Değerli kardeşlerim, AK Parti bir tarihi harekettir, AK Parti bir erdemliler hareketidir, AK Parti bir milli irade hareketidir ve AK Parti Türkiye’de ve dünyada bir adalet hareketidir, onun için daima adalet, daima kalkınma diyoruz.
Bakınız, bu toprakların çocukları 28 Şubat zulmü dolayısıyla her türlü adaletsizliği yaşadı. Bu toprakların çocukları lehçeleri, dilleri, mezhepleri dolayısıyla her türlü adaletsizliği yaşadı. Bu toprakların çocukları darbe sonrasında cezaevlerinde, işkence odalarında her türlü adaletsizliği yaşadı. Ama bir gün AK Parti güneşi doğdu ve burada, bu topraklarda yasakların sonu geldi, işkence odaları bitti, OHAL denilen olağanüstü haller bitti, yaylalar, mezralar şenlendi.
İşte ülkemizde nasıl adaleti savunmuşsak, Allah da şahit, tarih de şahit, millet de şahit, dünyanın her yerinde adaleti savunduk. Gazze bombalar altındayken ve dünya susarken biz ayaktaydık. Suriye’de zalim bir kardeşlerimizi katlederken biz ayaktaydık, bağrımıza bastık. Balkanlar’da, Saraybosna, neredesin Türkiye dediğinde biz buradayız dedik. Orhun Anıtları sahipsiz kaldığında, sahip çıkan yok mu dendiğinde biz buradayız dedik. Şimdi AK Parti kadroları dünyada adaleti tesis etmeye var mısın? Nerede olursa olsun zulme karşı çıkmaya var mısın? Gazze’ye, Filistin’e, Suriye’ye, Somali’ye, Myanmar’a, dünyanın neresinde olursa olsun mazlum milletlere sahip çıkmaya var mısın? Herkes sussa ve hakkı söyleyecek son nefer sen olsan, ey AK Parti gençliği, ben buradayım, herkes sussa da ben konuşacağım demeye var mısınız? Sağına ve soluna bakmadan adalet için ayağa kalkmaya var mısın? İşte bizim hareketimiz bir adalet hareketidir, onun için daima adalet diyoruz. Ve AK Parti hareketi bir kalkınma hareketidir.
Bundan sonra AK gençlik neredeyse ben oradayım. Ama sizleri Hakkari’den Edirne’ye, Erzurum’dan Çanakkale’ye, Rize’den, Artvin’den Muğla’ya, her yerde meydanlarda görmek istiyorum. Meydanlara çıkın ki, Maltepe Meydanı’na çıkmaktan korkup Kartal’a sığınanlar, küçük meydanlara, meydan ne demek bir görsünler. Meydana çıkmaya var mısın? Meydanları titretmeye var mısın? Hakkari’yi ayağa kaldırmaya var mısın? Edirne’yi ayağa kaldırmaya var mısın? Siz varsanız biz de varız.
AK Parti bir kalkınma harekedir, bu kalkınma sadece ve sadece fiziki kalkınma değildir, niteliksel ve geleceğe yürüyen küresel bir gücün büyük ikinci atılım hamlesidir.
Bakınız, son 12 yıl içinde Türkiye alt orta gelir grubundan üst orta gelir grubuna yükseldi, 230 milyar dolarlardan 800 milyar dolarlara milli geliri çıkarttık, kişi başına düşen gelir 2500 dolarlardan 11 bin dolarlara çıktı. Şimdi bütün bu büyüme üzerinde, niceliksel büyüme üzerinde, yeni hamle döneminde Sayın Cumhurbaşkanımızdan aldığımız bu kalkınma hamlesini inşallah 2023’e doğru gerçek bir büyüme, derinlikli ve nitelikli bir kalkınma hamlesine dönüştüreceğiz, dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girme hedefimiz her zamankinden daha çok bugün geçerlidir. 62. Hükümeti kurduğumuzda 9 aylık bir seçim programı hazırlamadık, 9 yıllık büyük Türkiye ekonomik kalkınma programını hazırladık. O zaman hükümet programımızı okuyanlar önce hayretlerini gizleyemediler, 3 gün içinde yazılan hükümet programı 2023’e kadar bir yol haritası çiziyordu. Şimdi de bütün kamuoyumuzu bu kalkınma hamlesi bağlamında 350 sayfayı aşkın beyannamemizi okumaya davet ediyorum. Orada her şey var, orada 12 yıl içinde nereden nereye geldiğimiz de var, inşallah önümüzdeki 9 yıl içinde nereye doğur yürüdüğümüzün ana dokusu, ana unsurları, ana hedefleri de var.
Ama şunu söyleyeyim: Seçim beyannamemizin odağında insan onuru vardır, her bir vatandaşımızın bu kalkınma döneminde insan onuruna yakışır bir hayat sürmesi için gereken hamleleri yapmaya kararlıyız. Ama bu seçim beyannamesinde aynı zamanda milletimizin onuru vardır. Yani 2002’de birkaç yüz milyon dolara muhtaç bırakılan, 70 centlere vaktinde muhtaç bırakılan onurlu bir milletin bir daha IMF kapasına gitmemesi için, tanklarını, toplarını başkalarından hibe alan onurlu bir milletin bir daha kimseden hibe dilenmemesi için güçlü ve kudretli bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti inşa ediyoruz. Bu bir inşa beyannamesidir. Evet, bundan sonra bu topraklar üzerinde, bu bereketli topraklar üzerinde hükmedecek olanlar örnek olarak AK Parti dönemlerini gösterecekler, yüzyıllarca belki gösterecekler. Uyuyan bir devin nasıl ayağa kalktığını AK Parti dönemlerini göstererek anlatacaklar.
Şimdi aziz AK Parti kadroları, bu kalkınma hamlesinin başarıya ulaşması için ter dökmeye, emek vermeye hazır mısın, var mısın? İşte açıkladığımız 25 sektörel öncelikli dönüşüm programıyla, istihdam projeleriyle, yeni üretim stratejileriyle biz büyük Türkiye’ye doğru yürüyoruz.
Şimdi bakınız biz bir tarihi hareket olarak, bir erdemliler hareketi olarak, bir milli irade hareketi olarak, bir adalet hareketi, kalkınma hareketi olarak ortaya vizyon koyarken, yani herkes konuşur biz yaparken bakın CHP, HDP, MHP neler yapıyor?
Önce Cumhuriyet Halk Partisi. Şimdi alkışlayan, konuşamayan, vizyon üretemeyen, ama birilerinin aklıyla alkışlayan Kılıçdaroğlu’na sesleniyorum.
Bizim bu kapsamlı seçim beyannamemiz ve biraz sonra açıklayacağım ve bizzat ilan edeceğim yeni toplumsal sözleşmemiz karşısında sözünüz nedir? Amerika’dan ithal alkış propagandalarıyla kedilerle bu işi çözemezsin. Bizi 13 yıldır dünya alkışlıyor, senin alkışına ihtiyaç yok. 13 yıldır ekonomik krize rağmen kalkınan Türkiye’yi herkes alkışlıyor, herkes alkışlıyor. Biz sizlerle gurur duyuyoruz.
O konuşacak sözü olmadığı için alkışlıyor, ama bizim sözümüz var. Bu seçim beyannamesinin ve biraz sonra açıklayacağım toplumsal sözleşmenin arkasında durmaya var mısınız? Var mısınız? Bizim sözümüz söz, onlar konuşurlar. Derler ki şunu yapacağız, bunu yapacağız. Ama onlar konuşur, AK Parti yapar. Şimdi soruyorum, tekrar edin; onlar konuşur, AK Parti yapar. Biz yapmak için, inşa etmek için geldik. Sayın Kılıçdaroğlu, bizim Amerika’dan gelecek akıllara ihtiyacımız yok. Bizim böyle ecnebi propaganda tekniklerine ihtiyacımız yok. Biz milletle konuşuruz, biz milletin sözüyle konuşuruz, biz milletin diliyle konuşuruz, biz milletin muhabbet diliyle konuşuruz.
Ama hakkını yemeyelim, değerli kardeşlerim; ben buradan Kılıçdaroğlu’nu tebrik etmek istiyorum. Niye biliyor musunuz? İlk defa bir seçim başarısına imza attı, CHP içindeki ön seçimi kazandı ve çok mutlu oldu. Yani eğer seçim sadece CHP içinde olsa Kılıçdaroğlu hep başarılı olacak. Ama ne yazık ki 7 Haziran CHP içinde bir seçim değil, 7 Haziran milletin seçimi, milletin. Babayiğit olan o meydana çıkar. Şimdi bakın onun babayiğitliği nereye kadar biliyor musunuz? Dikkatli dinleyin, nereye kadar biliyor musunuz; yüzde 35’e kadar, babayiğitliği yüzde 35’e kadar, en büyük hedefi yüzde 35. Ben ise sizin bir neferiniz ve AK Parti Genel Başkanı olarak yüzde 35’i burada telaffuz etmektense, bu zilleti yaşamaktansa bu görevi bırakırdım. Biz yüzde 35’e değil biz yüzde 55’e, yüzde 60’a yürüyoruz.
Televizyon programında takip etmişsinizdir, bana sordular hedefiniz nedir seçimde diye. Dedim ki, yüzde 55 desem yüzde 45’in gönlüne girememişim anlamına gelir, bizim hedefimiz tek ve açıktır; 77 milyonun her birinin gönlüne girmek. Hiçbirisi isterse bize ezelden karşı olsun hiçbir vatandaşımızın bize gönlünün kapalı olduğuna inanmıyorum. İşte Kılıçdaroğlu’na söylüyorum; sen yüzde 35’e ulaşamazsın ya, var yüzde 35 hayalleriyle uğraş, bizim hayallerimize yetişemezsin. Bırak hayallerimize, bizim ulaştığımız hiçbir gerçeğe senin hayallerin ulaşamaz.
Çünkü dünyan küçük, çünkü çıktığın meydanda dahi büyük kampanyalarla başlattığın meydanlardaki heyecan küçük. Ama en önemlisi ne biliyor musun Kılıçdaroğlu, gönlün küçük gönlün, gönlün küçük almıyor milleti. Onun için onlarca vilayette CHP milletvekili çıkaramıyor.
Şimdi şöyle bir duysun Kılıçdaroğlu, aziz kardeşlerim; Türkiye’de yaşayan her bir vatandaşımızın, her bir kardeşimizin gönlüne girmeye var mısınız? Oyumuzun üst limiti yoktur, yüzde 100 vatandaşlarımızın her birine davamızı anlatmaya var mısınız? Siz kapılarını kapatsalar dahi, hakkımızda ne söylemiş olmuş olsalar dahi en muhalif olanımıza dahi gitmeye ve tekrar tekrar davamızı anlatmaya var mısınız?
Şimdi gelelim HDP’ye. Hani İstanbul’da konuştuğunda barış güvercini, ama Ağrı’da şiddetin sözcüsü, terörün sözcüsü HDP ve Demirtaş’a sesleniyorum. Bukalemun siyasetini bırakın, neyseniz mertçe söyleyin, mertçe karşımıza çıkın. Ama iki yüzlü, üç yüzlü, beş yüzlü siyaseti bırakın.
Allah razı olsun. Ama bilin ki Başbakan olduğumuz kadar AK Parti’nin başneferiyiz, başneferi, her birinizle benim statüm aynıdır. Mahalle teşkilatında sandık müşahitliğini yapan kardeşimle bu dava yolunda benim yerim ve mevkiim aynıdır, hiçbir ayrıcalığım yok, hiçbir farkım yok. O ter döken kardeşlerimizin bu davaya verdiği emekle bizim emeğimiz arasında bir fark yok.
Şimdi HDP’ye ve Demirtaş’a sesleniyorum; tavrınız açık ve net olsun. Silahlı baskıyla eğer Doğu’da, Güneydoğu’daki kardeşlerimizin oylarını çalarız diye düşünüyorsanız, bilin ki o kardeşlerimiz son 13 yıl içinde Türkiye’nin nereden nereye geldiğini biliyor. Şimdi Ağrı’da terör grupları silahlı bir şekilde alana iniyorlar ve köylülerimize, vatandaşlarımıza baskı yapıyorlar. Selam olsun Şahinbey’e. Şahin Beyin emanetini ayakta tutun Şahinbeyliler, Gaziantep destanını ayakta tutun, o destan unutulmayacak.
Şimdi Demirtaş bu silahlı teröristlere, bu seçim sandığını sabote etmek isteyen demokrasi düşmanlarına hiçbir şey söylemiyor, dönüyor bizi bir komplo yapmakla suçluyor. Biz seçim sandığının da, demokrasinin de garantiyiz. Ama işte buradan çağrıda bulunuyorum, eğer HDP demokratik bir siyasi partiyse, Demirtaş da bunun Eşbaşkanıysa çıksın ve desin ki, seçim kampanyaları süresince ve seçim günü hiçbir baskıyı, hiçbir silahlı baskıyı kabul etmiyoruz desin, köylere, mezralara dönük olarak teröristlerin yaptığı birtakım baskı çalışmalarına karşıyız desin, o zaman demokraside anlaşırız. Ama İzmir’de gelip barış güvercini olmak Kadıköy’de, Ağrı’da da, Diyarbakır da sandık sandık eğer buradan yüzde 100 şu partiye oy çıkmazsa hesap sorarız diyenlerin yanında durmak ikiyüzlülüktür, bukalemun siyasetidir. Ama bilsinler, biz 6-7 Ekim olaylarından ders aldık, 6-7 Ekim olaylarında da bu Demirtaş aynı hainliği yapmıştı ve insanları isyana teşvik etmişti.
Şimdi bilsinler ki, seçim sandığının güvenliğini her ne pahasına olursa olsun sağlayacağız. Güvenlik güçlerimiz özgürlük ortamında seçimlere gidilebilmesi için ne tedbir alıyorsa bu tedbiri alacaktır. Başbakan olarak da gerekli talimatları Hükümet olarak da verdik. Türkiye’nin her köşesinde, Hakkari’den Edirne’ye kadar, her yerde seçim tam bir güvenlik içinde yapılacaktır.
Demirtaş ve ekibine buradan bir kez daha sesleniyorum, çıkın ve siyasetinizi, demokrasiyle ilgili tavrınızı açık bir şekilde koyun.
Şimdi AK Parti kadroları olarak da sizlere sesleniyorum aziz kardeşlerim, sizlerin üzerinden Türkiye’nin her bir köşesinde 7 Haziran’da sandıkları korumakla görevli sandık müşahitlerimize, AK Parti teşkilatının neferlerine sesleniyorum, sandık güvenliğini sağlamaya var mısınız? Her ne pahasına olursa olsun sandıkları teröristlere ya da birtakım gerginlik yanlılarına teslim etmemeye var mısınız? Ve Türkiye’nin her yerinde sandık açılmasından sandığın kapanmasına kadar sandıkların başında nöbet tutmaya var mısınız?
Ve son olarak Bahçeli’ye sesleniyorum. Her seçim öncesinde Bahçelinin bütün hesabı şu oldu: Acaba bir gerilim olur da, acaba bir çatışma olur da şehit haberleri gelir de tepki oylarını toplayabilir miyim? Sayın Bahçeli, tepki oylarıyla değil, vizyonla meydanla çıkın, vizyonla. Anadolu insanı kimin milliyetçi, kimin olmadığını biliyor. Bizim bu milletin değerlerine sahip çıkmamızı Orhun Anıtlarına gidip sorsunlar, Kerkük’e sorsunlar, Orta Asya’ya, Kafkaslara sorsunlar. Bahçeli’nin yapması gereken, gerginlik psikolojisi üzerinden oy toplamak değil, vizyonu neyse, düşüncesi neyse bunu açık bir şekilde ortaya koymak.
Bizim bakınız il kongrelerine katıldık, her bir il kongresinde konuştum, Türkiye’nin doğusunda, batısında, kuzeyinde, güneyinde, ama hepiniz şahitsiniz, basın mensupları da şahit, tek bir dille konuştum, iki dil kullanmadım, iki yüz kullanmadım. Tek bir dille, Türkiye’de Kürt’e de, Sünni’ye de, Alevi’ye de tek bir dille hitap ettim. Bu dil muhabbet dilidir, bu dil aşk dilidir, sevda dilidir.
Şimdi bütün bu tecrübeler üzerinden…
Değerli arkadaşlarım, çok değerli vatandaşlarım; bütün bu tecrübe birikimi üzerine ve son 13 yıldaki başarılarımız üzerine tekrar tekrar muhasebe ediyoruz, kendimizi yeniliyoruz. Karşımızda şu anda bir şer çetesi oluşuyor, bütün hesapları AK Parti’nin önünü kesmek olan bir cephe oluşuyor. Onun için, HDP bir proje olarak gündeme getiriliyor, biri Amerika’dan reklamcı getiriyor, biri oralara gidip geldikten sonra yeni bir anlayış getireceği düşüncesinde.
Şimdi bunlara, AK Parti’ye ve Türkiye’yi kurulan bu tuzaklara Papa da katıldı ve tarihi olayları tahrif ederek tam da seçim öncesinde Türkiye’de bir iç demokrasi şenliği yaşanırken son derce haksız suçlamalarla Türkiye’yi ve milletimizi mahkum etmeye kalkıştılar.
Sayın Papa’ya seslendim, tekrar sesleniyorum; Katolik dünyasının Engizisyon Mahkemeleriyle İspanya’da yaptığı soykırımdan kaçanlar İstanbul’da, İzmir’de, Selanik’te bizim adalet düzenimizde emniyet ve huzur buldular. Tarihi olayları konuşmaya hazırız, her türlü muhasebeyi yapmaya hazırız, ama tarih üzerinden milletimize hakaret ettirmeyiz, tarihi tartışmalar üzerinden Türkiye’ye şantaj yapılmasına izin vermeyiz.
Şimdi size sesleniyorum, dünyanın neresinde olursa olsun, biraz önce yine seçim şarkımızda söylendiği gibi, bizi her yer Türkiye. Dünyanın her yerinde Türkiye’yi ve aziz milletimizi savunmaya var mısınız?
Şimdi bütün bu tarihi tecrübeler, demokrasi tecrübeleri üzerine seçim beyannamemiz yanında bütün vatandaşlarımıza bir sesleniş olarak, Türkiye’nin siyasi partilerine, muhatabımız olan, siyasi partilere, sivil toplum kuruluşlarına, Türkiye’nin entelektüel camiasına, aydınlarına yönelik olarak, 2023’e girerken Yeni Türkiye Sözleşmesini onlara takdim ediyorum, işte AK Parti vizyonunun 2023 Yeni Türkiye Sözleşmesi.
Ve tarihe kayıt düşmek için aziz kardeşlerim, sabrınızı ve coşkunuzu da görerek bu sözleşmeyi buradan, bu kürsüden okuyacağım ve Kılıçoğlu’na, Bahçeli’ye, Demirtaş’a çağrıda bulunacağım ve diyeceğim ki, ya bu sözleşmeyle ilgili kanaatlerinizi bildirin, eleştiriniz varsa dinleyelim, yeni katkınız varsa alalım ya da kendi sözleşmenizi çıkarın, ta ki 77 milyona hitap eden ortak bir metinde, ortak vizyonda anlaşalı. Bizim yeni Türkiye’miz gerginlikler, çatışmalar Türkiye’si değil, bizim yeni Türkiye’miz insan onurunun hakim olduğu bir Türkiye’dir.
Şimdi yüksek müsaadelerinizle 100. yıla atfen 100 maddeden oluşan bu sözleşmeyi huzurunuzda okuyacağım.
Bismillah diyerek okuyorum, Rabbimin bereketi olsun diyerek ve tarih şahit olsun diyerek okuyorum, ecdada borcumuz olarak okuyorum, yeni nesillere ve gençlere mirasımız olarak okuyorum, bütün partilere bir çağrı olarak okuyorum, bir davet olarak okuyorum, ya Allah, bismillah.
Her siyasal düşünce ve düzen insana hitap etmek ve belli bir mekana ve zamana dayanmak zorundadır.
İnsana hitap etmeyen ve zaman ve mekanın gereklerini gözetmeyen hiçbir siyasal düzen kalıcı olamaz.
Yeni Türkiye Cumhuriyetimizin 100. yılına yürürken, insana, zamana ve mekana hakkıyla hitap eden kapsayıcı bir yenilenmenin ve süreklilik içinde yeniden inşa sürecinin eseri olacaktır.
100 yıl önce Trablusgarp, Balkan ve Birinci Dünya Savaşının acıları üzerinde onurlu bir İstiklal Savaşı vererek Cumhuriyetimi kuran neslin torunları olarak bizler bu onurlu savaş sonunda özgürleştirilen vatanımızın asli sahipleriyiz.
Etnik, dini, mezhebi ve bölgesel zenginliğimiz kadim ortak geçmişimizin güzel yansımalarıdır ve vatanımızın asli sahipleri ve devletimizin eşit vatandaşları olduğumuz gerçeğinin en güçlü dayanaklarıdır.
100 yıl önce kadim coğrafyamızın her bir köşesinden, Anadolu’dan, Rumeli’den, Ortadoğu’dan, Kafkasya’dan gelerek sömürgeciliğe karşı omuz omuza mücadele eden dedelerimiz için de, onları Orta Asya’dan Hint’e, Güneydoğu Asya’dan Afrika içlerine kadar ellerindeki dar imkanlarla ve dualarla destekleyen mazlum milletler için de, İstiklal Savaşımız sadece bir milletin var olma savaşı değil, bütün bir insanlık onuru için verilen kutsal bir mücadeleydi. Bugün de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin en temel ilkesi insan onurunun korunmasıdır. Bu ilkeyi Şeyh Edebali’nin kadim siyasal bilincimizin ve devlet ahlakımızın temelini dokuyan insanı yaşat ki devlet yaşasın ilkesini çağdaş siyaset dilindeki karşılığı olarak görüyor ve gelenek ile çağdaşlığı bu çerçevede bir zıtlık içinde değil, ayrılmaz bir bütünlük içinde değerlendiriyoruz.
İnsan onuruna yakışır bir kültürel ve ekonomik gelişmişlik seviyesine sahip olmak, insanı yaşatmak idealinin ayrılmaz bir unsurudur. Ve devletin sorumluluğu, vatandaşlarının onurlu bir hayat sürmelerine zemin oluşturacak siyasi, kültürel ve ekonomik şartları sağlamaktır.
İnsan onuru, siyasi, ekonomik ve kültürel düzenimizin de, dış politikamızın da temelini teşkil etmektedir. İnsan onurunu zedeleyen hiçbir uygulama ve politika meşru görülemez, gösterilemez.
İnsan onuru ile taçlandırılan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı kimliği taşıyan hiç kimse, hiçbir makam ve güç sahibi tarafından tahkir edilemez. İnancı, rengi, cinsiyeti, dili, ırkı, siyasi düşüncesi, felsefi anlayışı ve hayat tarzı sebebiyle ayrımcılığa maruz bırakılamaz, herhangi bir şekilde nefret söylemine muhatap kılınamaz.
Devletler ve milletler, ancak ve ancak onları oluşturan bireylerin aidiyet bilinciyle tarih içindeki varlıklarını sürdürebilirler. Vatandaşların ülkelerine duydukları aidiyet bilinci ve hiçbir vatandaşı veya vatandaş grubunu dışlamayan ve ötekileştirmeyen, içselleştirici bir siyaset anlayışı devletlerin bekasının en temel garantisidir.
Ülkeleri, aidiyet bilinci kurar ve ayakta tutar, ekonomik, siyasi ve askeri güç ise yükseltir ve tahkim eder. İnsan onuru ilkesinin anayasal ve siyasal düzenimizdeki dayanakları aidiyet bilincimizi oluşturan ortak tarihdaşlık ve hak, hukuk ve adalete dayalı eşit vatandaşlıktır. Ortak vatandaşlık, ortak kadim geçmişimizi ve geleceğe dönük ortak kader bilincimizi de yansıtmaktadır.
Yüzyıllardır Anadolu’da gerçekleştirdiğimiz ortak medeniyet birikimi, bu medeniyet birikimi üzerinde yükselen Selçuklu ve Osmanlı düzenleri, 100 yıllık Cumhuriyet kazanımları ve yarım askı geçen demokrasi tecrübesine dayanarak, son 12 yıllık toparlanma döneminden sonra tam bir özgüven içinde 21. yüzyılın yükselen güçleri arasına girmeye hazırlanıyoruz.
Bu çerçevede, dinamik tarihi akış içinde hedefimiz, bütün unsurlarıyla milletimizi tarihin nesnesi değil öznesi, millet iradesine dayanan devletimizi de tarihi akışın edilgen takipçisi değil, öncüsü kılmaktadır.
Eşit vatandaşlık ilkesi ise çağdaş siyasal meşruiyetin temelidir ve bu temel hiçbir suretle ve hiçbir gerekçeyle zayıflatılamaz, göz ardı edilemez.
Bu temel üzerinde Cumhuriyetimizin 100. yılına yürürken önceliğimiz, ülkemizin katılımcı, çoğulcu, özgürlükçü, demokratik ve sivil bir anayasayla yönetilmesini sağlamaktır. Özgürlük, eşitlik ve adalet değerleri üzerine inşa edilecek yeni anayasal düzemizin en temel ilkesi, ahlaki referansı ve ruhu insan onuru olacaktır. İnsan onuru ancak ve ancak insanın tercih ve irade gücünü yansıtan özgürlükler ile hayat bulabileceğinden, yeni anayasal düzenimizin odağında insan hak ve özgürlükleri yer alacaktır.
Kadim kültürümüzde esasları korunmuş olan canın, aklın, neslin, inancın ve mülkün korunması, kamunun sorumluluk alanlarını çağdaş toplumsal hayatın temelini dokuyan Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi ise vatandaşların temel özgürlük alanlarını tanımlar.
Bu çerçevede, düşünce, inanç, ifade ve girişim özgürlüğü insan onurunun ve kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır ve anayasal koruma altında olacaktır. Bu özgürlükleri sınırlayan yegane unsur, eşit haklara sahip diğer vatandaşların özgürlük alanları ve onurlarıdır.
Her özgürlük bir sorumluluk getirir. Basın ve ifade özgürlüğü, özel hayata saygılı basın ahlakını, girişim özgürlüğü meşru ve vergilendirilmiş kazanç anlayışını, inanç özgürlüğü diğer inançlara saygıyı gerektirir.
Kamu düzeninin insan hak ve özgürlüklerinin hayat alanı olarak görüyor, bu çerçevede özgürlük ve güvenlik kavramlarını birbirlerinin karşıtı değil, tamamlayıcı unsurları olarak değerlendiriyoruz.
Özgürlüğü garanti edilmemiş insanın kendi onurunu koruması, güvenliği tehdit altında olan birinin kendi özgürlük alanını yaşaması mümkün değildir.
Güvenlik adına özgürlüklerin kısıtlanmasının insan onurunu yok eden dikta rejimlerine, özgürlük adına güvenliğin ihmal edilmesinin ise kaosa ve iç çatışmalar yol açtığı gerçeğinden hareketle, özgürlük-güvenlik dengesini ve uyumunu siyasal meşruiyetin temeli olarak görüyoruz.
Siyasal meşruiyet, siyasal düzeninin asli kurucusu olan vatandaşlar ile bu düzenin görünen yüzü olan devlet arasında kurulan bir rıza ilişkisinin ve toplumsal sözleşmenin ürünüdür.
Dolayısıyla, siyasal meşruiyetin ve egemenliğin kaynağı da, denetleyicisi de sadece ve sadece eşit vatandaşlardan oluşan millettir.
İstiklal Savaşımızın yürütülmesinin ve Cumhuriyetimizin kurulmasının anayasal temelini oluşturan 1921 Teşkilatı Esasiye Kanununun 1. maddesinde ifade edildiği gibi hakimiyet bila kaydü şart milletindir. Bu kurucu ilke ilan edildiği ilk günkü gibi bugün de geçerlidir, yarın da geçerli olacaktır.
Devlet mekanizmaları toplum üzerinde egemenlik kurma araçları değildir. Bütün bu mekanizmalar milletin emrindedir, yani amir olan millettir, memur olan devlettir.
Meşruiyetini milletten almayan ve milletin denetimine açık olmayan hiçbir gücün, vesayetin, cuntanın, paralel yapının veya bürokratik seçkinciliğin küllü ya da kısmi egemenliği kabul edilemez. Meşruiyetini milletten almış yönetimlere karşı gerçekleştirilen 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül gibi doğrudan, 28 Şubat, 27 Nisan ve paralel yapı oluşumları gibi dolaylı darbe ve müdahale girişimlerini kınıyor, meşruiyetini milletten alan demokratik güçler olarak ileride olabilecek benzer girişimlere karşı ortak tavır alacağımızı ilan ediyoruz.
Demokrasiyi 1947 yılında açık oy, gizli tasnif esasına dayalı muhtarlık seçimlerinde kaçırılmak istenen sandığa sandık namusumuzdur diye kapanarak sadece sandığı değil millet iradesini ve vatandaşlık onurunu da koruyan Mersin Arslanköylü yiğit Anadolu kadınlarının kutsal emaneti olarak görüyoruz. Her seçimde vatandaşlarımızca korunan bu emanet demokrasimizin kökleşmesini sağlamıştır. Açık ve şeffaf seçimler bundan sonra da demokrasiye dayalı siyasi istikrarımızın en temel düsturu olacaktır. Bu çerçevede sandık ile sembolleşen seçme ve seçilme hakkı en temel vatandaşlık hakkıdır ve bu hak hiçbir surette ve hiçbir gerekçeyle sınırlandırılamaz, yok sayılamaz, iptal edilemez.
Cumhuriyetimizin demokrasiyle taçlanması geri döndürülemez bir kazanımdır. Cumhuriyetimiz ortak aidiyetimizin demokrasi bu ortak aidiyet alanındaki farklılıklarımızın korunmasının teminatıdır. Nihai hedefimiz, evrensel ölçekte çoğulcu, eşitlikçi ve katılımcı demokrasiyi hayatın bütün alanlarında yaşanır kılmaktır. Temsili demokrasi bütün unsurlarıyla korunurken çağdaş teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı yeni katılım kanalları genişletilerek katılımcı demokrasi derinleştirilecek ve yerinden yönetim ilkesi tabana yayılacaktır. Bu çerçevede çoğulcu ve katılımcı demokrasinin zeminini oluşturan, sivil toplumun güçlenmesine imkan sağlayacak ve sivil toplum kuruluşlarının demokratik yönetime daha aktif katkı sağlamasının önündeki engelleri kaldıracağız. Güçler ayrılığı ilkesine dayanan anayasal düzenimizde demokratik hukuk devleti ve milli irade perspektifiyle denetlenmeyen hiçbir güç kalmayacaktır. Millet tarafından doğrudan seçimle iş başına gelen Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama görevini yaparken hiçbir şekilde ve hiçbir güç tarafından baskı altına alınamaz. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 7 Haziran seçimleri sonrasında öncelikli asli görevi ülkemizin ilk sivil anayasasını uzlaşı kültürü içinde yazmaktır. Ülkemizin bütün siyasi partilerini ve sivil toplum kesimlerini bu uzlaşının oluşumuna katkıda bulunmaya davet ediyoruz.
Türkiye Büyük Millet Meclisi yeni sivil anayasanın kabulünden sonra bu anayasal çerçeve içinde yasama ve denetim faaliyetlerini yürütür. Bu faaliyetler anayasal çerçeve içinde denetime açık olacaktır.
Demokratik hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde yargı bağımsızlığı esastır. Bu bağımsızlık diğer anayasal güçlerle ilişkilerde olduğu kadar kendi içinde oluşabilecek örgütlenmelere karşı da korunacak jüristokrasi, yani yargıçlar iktidarı benzeri oluşumların önüne geçilecektir. Yargı bağımsızlığının tamamlayıcı unsuru, insan onurunun korunması amacıyla hukuk ve adalet ekseninde teminat altına alınan tarafsızlık ilkesidir. Hukuk düzenine her bir yargıcın objektif hukuk normları içinde tek başına ve sadece kendi vicdanıyla karar vermesini sağlayacak bir işlerlik kazandırılacak, yargı kararları demokratik hukuk devleti kuralları içinde denetime açık olacaktır.
Darbe dönemlerinde milli iradeyle iş başına gelen hükümetleri sınırlamak için yapılan müdahaleler sonucu parlamenter sistem özünden ve işleyiş ilkelerinden uzaklaştırılmış, güçlü yetkilerle donatılmış olmakla birlikte hukuken sorumluluk taşımayan Cumhurbaşkanlığı makamı ile yetkileri sınırlandırılmış olmakla birlikte bütün hukuki ve siyasi sorumluluğu üstlenen Başbakanlık makamı arasında son olarak 2001 ekonomik krizine de yol açan yetki çatışmalarından kaynaklanan krizler yaşanmıştır. Yetki kargaşasıyla malul hale gelmiş olan idari yapının ve yürütme erkinin yeniden düzenlenmesine ihtiyaç bulunmaktadır.
Yürütme erkinde yetki-sorumluluk dengesinin hiçbir tereddüde mahal vermeyecek bir açıklıkta ortaya konması, yönetimde etkinlik ve hesap verilebilirlik ilkelerinin hayata geçirilmesi açısından bir zarurettir. 2007 yılında yapılan anayasa reformunun ilk uygulaması olarak 2014 yılında Cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesiyle birlikte idari yapının başkanlık sistemi yönünde yeniden yapılandırılmasını yetki kargaşasının giderilmesi ve hesap verilebilirliğin gerçek anlamda tesisi için gerekli görmekteyiz.
2014’te milletimiz doğrudan Cumhurbaşkanını ilk defa seçmiştir, bundan sonra da milletimiz kendi yöneticilerini hiçbir baskı olmadan seçmeye devam edecektir.
Başkanlık sistemini zikrettiğimiz özgürlükçü anayasal çerçevede, yasama ve yürütmenin müstakil olarak etkin olduğu, demokratik denge ve kontrol mekanizmalarının öngörüldüğü, toplumsal farklılıkların siyasal temsilinin sağlandığı bir yönetim modeli olarak tasavvur ediyoruz. Bütün siyasi tarafların ve sivil toplum kesimlerinin etkin yönetim ve hesap verilebilirlik ilkeleri çerçevesinde bu yeniden yapılandırma sürecine katkıda bulunmaya davet ediyoruz. Her ne surette olursa olsun yürütme erki de yasama ve yargı erki gibi anayasal denetime açık olacaktır. Yürütme erkinin aygıtları olan sivil ve askeri bürokrasi, kadim siyaset kültürümüzden gelen ehliyet ve liyakat esaslarıyla çağdaş bürokrasinin rasyonel ve profesyonel kuralları içinde yapılanırlar ve çalışırlar. Üstlendikleri işler ve görevler açısından hesap verme makamında bulunan ve milli iradeyle göreve gelmiş sivil otoriteye tek tek ve bir bütün olarak tabidirler. Kamu otoritesi sadece ve sadece yetkiyi demokratik seçimlerle halktan almış yürütme erki sahiplerince kullanılır. Bürokraside hiçbir gerekçeyle yatay ya da paralel örgütlenmelere izin verilmez. Bürokratik hiyerarşiyi, dolayısıyla devlet düzenini bozan uygulamalara karşı gereken tedbirler alınır.
Sömürgecilikten kaynaklanan sermaye birikimine ve zengin doğal kaynaklara sahip olmayan ülkemizin en önemli ekonomik güç unsurları, özgürlükçü demokrasisi, iyi eğitilmiş dinamik insan kaynağı ve jeoekonomik açıdan eşsiz coğrafyasıdır. Bugün bütün çağdaş örneklerde çok açık bir şekilde görüldüğü gibi ekonomik kalkınma ile demokratik hukuk devleti ilkeleri arasında doğrudan bir irtibat söz konusudur. Girişim özgürlüğünü teminat altına alan, açık ve şeffaf hukuk kurallarının olmadığı ülkelerin uzun dönemli yatırımlar çekebilmesi de, sürdürülebilir bir kalkınma gerçekleştirmesi de mümkün değildir.
Demokratikleşme süreçleriyle ekonomik kalkınmamız arasında son 12 yıl içinde sağlanan güçlü bağ korunacak ve derinleştirilerek güçlendirilecektir.
Üç Y olarak tanımladığımız yasaklar, yolsuzluklar ve yoksulluğa karşı mücadeleyi ahlaki dokumuzun korunması, adil gelir dağılımına dayalı sosyoekonomik dengenin sağlanması ve demokrasiyle kalkınma arasındaki ilişkinin güçlendirilmesi açısından bir zorunluluk olarak görüyoruz. Dünyada hiçbir ekonomik güç insan kaynağından daha önemli ve kalıcı değildir. Kişi başına düşen milli gelir açısından alt orta gelir grubundan üst orta gelir grubuna yükseldiğimiz son 12 yıl içindeki kalkınmamızın niteliksel bir atılım içerisinde yeni bir aşamaya taşınması ve en kısa sürede yüksek gelir grubuna ulaşmamız temel hedefimizdir.
2023 hedefleri doğrultusunda ikinci atılım döneminde temel hedefimiz insan odaklı kalkınmadır. Ülkemizin insan kaynağını çağdaş dünyayla rekabet edebilir donanıma kavuşturan ve hayat boyu süren bir süreç olarak eğitimi insani kalkınmamızın odağına yerleştiriyoruz.
Ar-ge ve yüksek teknoloji yatırımlarına büyük destekler vererek teknoloji tüketen değil teknoloji üreten bir ülke olacağız. Niceliksel kalkınma, niteliksel derinlik kazanacaktır. İnsan onuruna dayalı siyaset anlayışımızın ve insan odaklı kalkınma stratejimizin en temel araçlarından birisi bütün vatandaşlarımızı kuşatan sağlık politikalarımız ve sosyal devlet uygulamalarımızdır.
Geleceğimizin teminatı olan AK Parti gençliği sizlere sesleniyorum; devlet, geleceğimizin teminatı olan gençlerimizin bedeni, ruhi ve zihni donanımı için her türlü tedbiri almakla yükümlüdür. Pozitif ayrımcılığı, anayasal teminat altına aldığımız kadınlarımızın sosyal hayat içindeki konumlarının güçlendirilmesi sosyal güvencelerinin sağlanması ve karar mekanizmalarındaki etkinliklerinin artırılması en öncelikli hedeflerimiz arasındadır. Engelli vatandaşlarımızın toplumsal hayata katılımı önündeki bütün engelleri kaldırmak, devletimizin sadece anayasal bir görevi değil aynı zamanda ahlaki bir sorumluluktur.
Asya, Avrupa ve Afrika ana kıtasının merkezinde ve önemli denizlerin ve ekonomik havzaların kesişim hattında bulunan coğrafyamız enerji tarım ve ticaret stratejimiz bağlamında en etkin şekilde değerlendirilecektir. Kadim İpek Yolu’ndan küresel enerji hatlarına ve ticaret yollarına geçişte öncü bir rol üstlenilecek ve bu yolla ekonomik karşılıklı bağımlılık ilkesinden hareketle bölgesel barış alanları oluşturulacaktır.
Ekonomide nihai hedefimiz; ülkemizin her köşesinde vatandaşlarımızın evrensel standartlarda onurlu bir hayat yaşamasını sağlayacak gelişmişlik düzeyine ulaşmak, uluslararası rekabette dünyanın en güçlü 10 ekonomisi arasına girerek Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak ve onu geçmek hedefini gerçekleştirmektir.
Ekonomik gücümüz ile ulusal güvenlik ihtiyaçlarımız arasında milli savunma sanayimizin dışa bağımlılığını azaltacak şekilde güçlendirilmesi, milli bekamızın en önemli dayanaklarından biridir.
Bugün çevre bölgelerde yaşanan krizlerin oluşturduğu ateş çemberiyle kuşatılmış bulunan ülkemizin bir istikrar adası olma hüviyeti korunacak, bunun için gerekli güvenlik altyapısı oluşturulacaktır. Dış politikamızda tarihi ve stratejik derinliğimize dayalı olarak bu siyasi ve ekonomik hedefler doğrultusunda milletimizin uluslararası alanda onurlu bir yer edinmesi temel hedefimizdir. İstiklal Savaşımızın temel ilke ve ruhundan hareketle dış politikamızda her zaman mazlumların ve mazlum milletlerin yanında yer alarak insan onurunu koruyan değer odaklı bir yaklaşım benimsenecektir. Bu yaklaşım gerçekçi dış politika uygulamalarıyla hayata geçirilerek bölgesel ve küresel barışa katkı sağlayan özgün bir vizyon ortaya koyacaktır. Çok boyutlu tarihi ve coğrafi zeminden hareketle dış politikada benimsediğimiz dinamik ve çok boyutlu yaklaşım sürdürülecektir. Bu çerçevede uluslararası kurumlara üyeliğimiz ve ittifak ilişkilerimiz uluslararası barış ve istikrara katkı hedefine yönelik olarak etkin bir şekilde değerlendirilecek ve AB üyeliği yönündeki stratejik perspektifimiz korunacaktır.
Komşu ülkelerle geliştirdiğimiz yüksek düzeyli iş birliği mekanizmaları her alanda derinleştirilecektir. Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya ve Ortadoğu gibi komşu bölgelerde ve gönül coğrafyamızda kalıcı istikrar ve barışı temin edecek öncü ve vizyoner rolümüz pekiştirilecektir. Özellikle son yıllarda iç gerilimler yaşayan İslam dünyasında ve gönül coğrafyamızda birlik ve barış ortamının tesisi yönünde gereken her türlü çaba gösterilecektir.
Afrika, Asya ve Latin Amerika derinliğinde geliştirilen açılım politikaları kararlı bir şekilde çeşitlendirilecektir. Vicdani diplomasimizin bir gereği olarak çevremizdeki kriz bölgelerinde ve Afrika gibi yardıma ihtiyaç hisseden coğrafyalarda sürdürdüğümüz insani yardımların bu dost ve kardeş ülkelerde silinmeyecek izler bırakacağına inanıyoruz. Bütün bu dış politika alanları, ülkemizin küresel bir güç haline gelmesini sağlayacak şekilde bütüncül bir strateji çerçevesinde uygulanacaktır.
Dünyada hiçbir ülke ve mekan medeniyet mirası bakımından bizim ülkemiz kadar şanslı ve birikimli değildir. İnsanlık tarihinin kadim, modernite ve küreselleşme evreleri bu topraklarda yoğun bir şekilde yaşanmış ve yaşanmaktadır. İlk tarım toplumunun yaşandığı Çatalhöyük’ten, kadimin en renkli son örneği olan Osmanlı İstanbul’una kadar kadim birikimin bütün renkleri bu mekanda hayat bulmuş, moderniteyle kadimin en kapsamlı yüzleşmesi bu coğrafyada yaşanmıştır. Bugün de küreselleşmenin getirdiği bütün dinamik süreçlere en derinden ve en yakından muhatabız. Kaynağında derin bir insan, zaman ve mekan idraki barındıran bu engin tecrübe birikiminin en doğal sonuçlarından biri; çevre ve şehir bilinci konusundaki duyarlılığımızdır. Var oluşumuzun ontolojik zeminini oluşturan, doğanın, tabiatın ve çevrenin korunması gelecek nesillere olan bir borcumuzdur ve bu ülkenin havası, suyu, toprağı, güneşi, ırmakları, dağları, ormanları ve ovaları vatandaşlarımızın mekan bilincine ve devletimizin sorumluluk alanına emanettir.
Mimari, insani ve sosyal doku açısından en kadim şehir kültürüne sahip olma bilinciyle bu zengin kültürü koruyarak şehirlerimizi insanlık birikimine açmamız ve küreselleşmenin meydan okumalarına karşı insan odaklı bir şehir bilincini yaşanır kılmamız kültürel sürekliliğimizin en temel şartıdır. Bütün bu engin birikime dayanan kültürel birlikteliğimizin esası kesrette vahdet, yani çoklukta birlik ilkesidir.
Değerli kardeşlerim, son iki madde olarak.
Bu ilkeyle, yani çoklukta birlik ilkesiyle içselleştirici, kuşatıcı ve bütünleştirici bir yaklaşımla büyük bir kültürel uyanışa zemin teşkil edecek bir harmanlanma gerçekleştirecek hiçbir medeniyet birikimini ötekileştirmeyen ve dışlamayan bu kültürel harmanlanma ile köklü medeniyet birikimimizden evrensel insanlık kültürüne özgün katkılar sunacak büyük bir varoluşsal kriz yaşanan bu tarihi dönemde insan onuruna dayalı yeni bir medeniyet çağrısının öncüsü olacağız. Türkiye zengin kültürel birikimi, özgürlükçü demokrasi tecrübesi, güçlü ekonomisi, insan odaklı siyaset anlayışı, sağlam sosyal dokusu, dinamik insan unsuru, etkin dış politikasıyla insanlık aleminin onurlu bir üyesi ve küresel düzenin yükselen gücüdür. Bu yükseliş, insan onurunu esas alan Yeni Türkiye Sözleşmesi’yle geleceğe taşınacaktır.
Değerli dava arkadaşlarım; gördüğünüz gibi biz slogan atmıyoruz, biz hakaret etmiyoruz, biz kimseyi dışlamıyoruz, biz yeni bir medeniyet çağrısıyla hem milletimize, hem insanlığa yeni bir çığır açmayı hedefliyoruz.
Şimdi buradan Kılıçdaroğlu’na, Bahçeli’ye, Demirtaş’a bir kez daha sesleniyorum; eğer bu milletle ilgili bir idealiniz, bir aşkınız, sevdanız varsa gelin seçim meydanlarını seviyesiz tartışmaların, karşılıklı hakaretlerin alanı değil vizyonların, fikirlerin, projelerin tartışıldığı fikir harmanları haline getirelim. Eğer heybenizde bu millet için bir düşünce, dünya için yeni bir ses varsa onu çıkarın. Alkışlamayı bırakın, alkışlanacak işler yapın. Biz alkışlanacak işler yapmaya kendimizi adadık. Ama bu milletimizin alkışı, milletimizin bize verdiği destektir.
Değerli kardeşlerim, aday tanıtımına geçmeden önce son bir kez seslerinizi duymak istiyorum. Tarihi bir misyon hareketi, bir erdemliler hareketi, bir milli irade hareketi, bir adalet ve kalkınma hareketi olan AK Parti hareketini zirveye taşımaya var mısınız?
AK Partinin öncülüğünde bu aziz ülkeyi geleceğe taşımaya var mısınız?
Sandığa 7 Haziran’da fevç fevç giderek yeter söz de, karar da sadece milletindir demeye var mısınız?
Milletimizi insan onurunu esas alan Yeni Türkiye Sözleşmesine davet etmeye var mısınız?
Özgürlüklerin korunmasına, ahlaki erdemin hakim kılınmasına gayret göstererek katkıda bulunmaya var mısınız?
7 Haziran’a kadar önümüzdeki 52 gün içinde gece ve gündüz, öğlen ve ikindin, yatsı ve seher her vakitte emek vermeye, ter dökmeye hazır mısınız?
24 saat yetmiyorsa 25. saati bulmaya hazır mısınız?
Ve bu 52 gün içinde sağınızdaki solunuzdaki komşularınız, kardeşleriniz, dostlarınız ahbaplarınıza AK Parti davasını anlatmaya ve onları bu davaya katılmaya çağrıda bulunmaya hazır mısınız?
Ve inşallah 7 Haziran’da bütün geçmiş seçimlerin rekorunu kırarak yüzde 55’e AK Parti iktidarını taşımaya hazır mısınız?
Siz hazırsanız işte milletvekili adaylarımız burada, onlar da milletle buluşmaya hazır. Artık her bir milletvekili adayımız milletin vekili olarak milleti temsil ediyor.
Allah bu kutlu yolda yolumuzu hayreylesin, akıbetimizi hayreylesin. Ülkemize, İslam dünyasına, gönül coğrafyamıza ve insanlık alemine tekrar hizmet etme şerefini bize nasip eylesin ve bu toplantının, bu seçim kampanyasının ve seçimin ülkemize, komşu coğrafyalara, gönül coğrafyalarına ve insanlık alemine hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla muhabbetle selamlıyorum.
Allah’a emanet olunuz.