Basbakan Davutoglu’nun Stoltenberg ile yaptigi ortak basin toplantisindaki konusma metni
Teşekkür ediyorum Sayın Genel Sekreter. Her zaman gösterdiğiniz konukseverliğiniz için teşekkür ediyorum.
Tarihi bir dönemden geçiyoruz, özellikle ittifakımız için yeni riskler var, yeni tehditler var ve biz görüşlerimizi zaman zaman böyle paylaşma fırsatı bulursak çalışmalarımızı koordine edebiliriz ve ittifakımızın temel değerleri üzerinde bunu yaparız ve operasyonel kapasitemizi de geliştirebiliriz.
Bu toplantı içerisinde de bizim güney sınırımızdan gelen bu risk ve tehditlerin arttığını ortaya koyduk ve ittifakımız içerisinde dayanışmaya ihtiyacımız olduğunu ortaya koyduk. Ve Türkiye’ye karşı yapılan terör saldırılarıyla alakalı olarak da ve Türk sınırındaki tehditlerle alakalı olarak da dayanışmayı gördük.
Üç tane temel sıkıntı var bölgede.
Birincisi; insani, çünkü operasyonların artması, Rusya’nın hava saldırılarının ve rejimin hava saldırılarının artması nedeniyle son aylar içerisinde mülteci sayısında çok büyük bir artış oldu. Bugün bir ateşkes var, ama yine bir insani sıkıntıyla hepimiz karşı karşıyayız bildiğiniz gibi. 2.7 milyon mülteci var Türkiye içerisinde ve yüzbinlerce mülteci de şu anda sınırın diğer tarafında bekliyor. Bunun da sebebi, Türkiye’yle Halep arasındaki insani yardım koridorunun kesilmiş olması ve bu insanlar gerçekten çok kötü bir durumda ve endişeliler ve yeni mülteci dalgalarına neden olabilir bu.
İkincisi; terör tehdidi. Hem DEAŞ, IŞİD, hem PKK, hem de YPG, bunların hepsi Türkiye için, Irak’tan PKK terörü geliyor, Irak’tan ve Suriye’den de PYD geliyor çünkü, bunların tehdit ettiği şeyler bizim sivil halkımız, ulusal güvenliğimiz ve demokrasimiz.
Ve bölgede özellikle yabancı güçlerin varlığı Rusya’nın tahkimatı Suriye’de ve Doğu Akdeniz’de DEAŞ’la mücadeleyi çoktan aşmış bir durumda. Şu ana kadar Rusya’nın varlığı ve askeri faaliyetleri DEAŞ’a karşı değil, ağırlıklı olarak sivillere karşı olmuştur ve bu nedenle de insanlar Suriye’deki evlerini bırakıp Türkiye’ye gelmiştirler ve Doğu Akdeniz’deki güç projeksiyonu görünür bir şekilde bir defakto durum ortaya çıkarmıştır. Rusya’nın askeri varlığı DEAŞ’la mücadele için değildir. NATO olarak bizler tüm bu sıkıntılara, tüm bu konulara bakmamız lazım. Terör sıkıntısı, insani sıkıntı ve yabancı güçlerin Suriye içerisinde bulunması sıkıntısı. Dayanışmanıza teşekkür ediyorum bu kritik dönem için, tarihteki bu dönüm noktasında gösterdiğiniz dayanışmaya teşekkür ediyorum. NATO’nun misyonu çok daha önem kazanacak ve NATO’nun dayanışması çok daha etkili olacaktır gelecekte. Ve ben yine Türkiye’yi destekleme konusundaki güvence tedbirleri kararlarınızdan ötürü de teşekkür ediyorum. Görünür bir şekilde NATO’nun varlığını daha görünür kılma kararlarınız içinde teşekkür ediyorum. Bu caydırıcı bir etki yaratacaktır NATO’nun kapasitesini test etmek isteyenlere karşı.
NATO’nun Ege Denizindeki operasyonlarıyla alakalı bu hızlı kararınız için teşekkür ediyorum, umuyorum ki en kısa zamanda hayata geçecek. Bu bir askeri operasyon değildir sizin de dediğiniz gibi, bu bir insani operasyondur. Ama tabi ki NATO’nun bu noktada yeni mültecilerin ortaya çıkmaması ve çocukların böylesi bir maceracı yolculukta hayatlarını kaybetmemeleri için bir çabadır. Bir tarafta NATO, bir tarafta Türkiye ve Yunanistan ve Frontex hepsi birlikte bu mülteci dalgalarının önüne geçmek istiyoruz ve Ege Denizindeki bu trajik ölümlerin önüne geçmek istiyoruz. Çok yakından çalışıyoruz birbirimizle bu dikkatli ve hassas yaklaşımınızdan ötürü de teşekkür ediyorum. Farklı görüşler olabilir Yunanistan’la Türkiye arasında, ama iki komşu ülkeyiz, görüş farklılıklarımızın farkındayız, ama NATO içerisinde siyasi veya hukuki durumların önyargısıyla davranmıyoruz. Neticede çok yakın bir zamanda da Türkiye-Yunanistan Hükümetler Arası Üst Düzey İşbirliği Konseyi mekanizmamız olacak, bir zirvemiz olacak. Bu anlayışla birlikte NATO’nun ege denizindeki operasyonları da faaliyetleri de buradaki mültecileri denizde boğulup ölmekten kurtarmak için vardır. Her zaman olduğu gibi Türkiye bütün NATO üyesi ülkelerle, bütün müttefikleriyle omuz omuzadır ve aynı dayanışmayı da NATO’nun diğer üyesi olan ülkelerden müttefiklerinden beklemektedir. Ve bu dayanışma için etkin bir koordinasyonun olması gerekiyor ve bu sıkıntılarla alakalı da hızlı bir şekilde harekete geçilmesi gerekiyor.
Soru- Efendim, bugün AB Zirvesi için buradasınız. Türkiye’nin yeni bir öneri paketi olduğunu, yeni önerileri olduğunu öğrendik bunlara ilişkin bize detay verebilir misiniz bize?
Teşekkürler.
Daavutoğlu - Türkçe mi cevap vereyim, yoksa İngilizce mi? Belki İngilizce cevap vereyim, çünkü uluslararası basında burada.
Evet, öncelikle hepimiz için bir mesele bu Avrupa Birliği, Türkiye ve uluslararası camia. Şu ana kadar 5 milyondan daha fazla Suriyeli mülteci haline geldi ve bu masum insanlar kendilerine gelecekteki hayatlarını kuracak bir yer arıyorlar. Bu insanlar bizleri rahatsız etmek için ülkelerimize gelmiyorlar, bu insanlar terör örgütlerinden ve kendilerine zulüm eden bir rejimden ve Rusya’nın bu zalim hava saldırılarından kaçarak geliyorlar, bunlar bizler gibi insanlar, kadınlar, çocuklar, bebekler neden bu insanlar evlerini terk etsinler ki, neden memleketlerini bıraksınlar ki çünkü bunu yapmaya mecbur kalıyorlar. Türkiye bu noktada çok cömert davranmıştır ve 2.7 milyon mülteciyi kabul etmiştir. Ama bunların büyük bir kısmı Avrupa’ya gitmeye çalışıyor ve bu büyük bir mesele. Sizin de hatırladığınız gibi 29 Kasım’daki Türkiye-Avrupa Birliği Zirvesinde ortak bir eylem planı açıklamıştık ve her iki taraf olarak da bizler belli tedbirler hayata geçirmiştik bu planda belirtilen tedbirleri, ama yine de yeni mülteci dalgaları devam ediyor. Biz buraya daha gelmeden önce yeni bir öneri paketi üzerinde çalıştık ve yeni mültecileri Türkiye üzerinden Avrupa’ya geçmeleri konusunda biraz onların önünü kesebilmek için ve yaşadıkları yerlerdeki hayat standardını artırabilmek için ve aynı zamanda Türkiye’yle-Avrupa Birliği arasındaki bağları kuvvetlendirmek için, bu sadece mülteci meselesiyle alakalı değil, Türkiye’nin katılım müzakereleriyle de alakalı. Biz bir teklif ortaya koyduk ve bu yeni teklifle alakalı amacımız şu: Mültecilerin hayatlarına saygı göstermek, bir şekilde mültecilerin içinde bulunduğu sıkıntıları istismar edenleri, yani insan kaçakçılarını engellemek ve AB-Türkiye arasında da yeni bir ilişki dönemi başlatmaktı. Ayrıntıları çok fazla bu noktada veremem, çünkü Avrupa Birliği Konsey Toplantısı şu anda devam ediyor. Dün de Şansölye Merkel’le ve Hollandalı meslektaşımla, makamdaşımla yaklaşık 6 saat görüştüm ve daha önceki eylem planı üzerinde de konuştuk ve temel unsurları bu yeni öneriyle alakalı temel unsurları da ben dile getirdim. Bu sabah yine Sayın Tusk’la, Komisyon Başkanı Sayın Juncker’le ve Parlamento Başkanı Sayın Schulz’la bir araya geldik ve Aleksis Çipras’la da bir toplantımız oldu. Tüm bu toplantılar içerisinde 28+ toplantısı yaptık, yani ve yeni fikirler, yeni sıkıntılar hepsi ortaya konuldu. Avrupa liderleri şimdi 28 ülke olarak kendi değerlendirmelerini yapacaklar ve bu değerlendirmeden sonra da bir akşam yemeği yiyeceğiz kendileriyle ve umuyorum ki verimli ve etkili bir yönteme ulaşırız ve sonuca odaklı bir insani yaklaşımımız olmuş olur. Hiç kimseye, hiçbir mülteciye veya mülteci haklarına zarar vermeden biz bir çıkış yolu bulabiliriz diye düşünüyorum, çünkü bu sırtımızda bir sorumluluk sadece liderler olarak değil, bu insan olarak Suriye’deki sıkıntının mağdurları için.
Soru- Sayın Başbakan, Ege’deki misyonla alakalı Türkiye bütün kurtarılanları alacak mı, yoksa sadece Türkiye’nin kara sularında kurtarılan mültecileri mi geri alacak?
Davutoğlu - Bu, Türkiye’yle Avrupa Birliği ve NATO arasında, Frontex arasında yapılacak olan bir düzenleme, yeni bir yaklaşım var burada.
Biz amaç olarak şunu ortaya koyuyoruz: Türkiye sınırını Ege üzerinden geçmeye çalışanların önünü kesmek istiyoruz. Etkin bir koordinasyon kuracağız ilgili bütün taraflarla birlikte ve bu koordinasyonun da amacı da mültecileri Türkiye’nin kara sularını terk etmeden tutabilmek ve Yunanistan’a ulaşırlarsa da en azından yasa dışı göçün önüne geçebilmek ve amaç da burada yasal göçü ortaya koyup Avrupa Birliği’nin içerisinde bunların yeniden iskan edilmelerini sağlamak.