Yükleniyor...

Basbakan Davutoglu’nun Türkiye-AB Zirvesi sonrasi basin toplantisinda yaptigi konusmanin tam metni

 

Sayın Başkan Tusk’a, Sayın Başkan Juncker’e çok teşekkür ediyorum göstermiş oldukları konukseverlikten ve gün boyu yaptıkları verimli çalışmalardan ötürü. Uzun bir gün oldu, ama işbirliğine dayalı bir ruh içerisinde gerçekleştirildi. 

29 Kasım’dan bu yana yaptığımız ikinci zirvemiz bu. Hatırlayacaksınız orada da belli kararlar almıştık 29 Kasım’da, burada onları size açıklamıştık. O dönemden bu yana biz vermiş olduğumuz kararları uygulamaya koyduk ve önemli bir çalışma ve çaba gösterdik mülteci akımının önüne geçmeyi ve insan kaçakçılığını durdurmayı. Ama Suriye’de durumun da daha da kötü hale gelmesi nedeniyle Türkiye’ye ve Türkiye üzerinden Ege Deniz’i ve Avrupa’ya mülteci akımı devam etti. Ve bizim artık sağlam kararlar almamız lazım. 

Türkiye olarak biz konuyu çok dikkatli bir şekilde etüt ettik ve yeni teklifler getirdik buraya, yaratıcı ve yapıcı tekliflerdi bunlar. Dün Şansölye Merkel’le bir araya geldik, Sayın Rutte’yle bir araya geldik ve Sayın Tusk ve Sayın Juncker’le de bu sabah bir araya geldik, görüşlerimizi teati ettik. Bizler bir önceki zirvede aldığımız kararları uygulamaya devam edeceğiz tabii ki, ama bu arada söylemiş olduğum gibi cesur bir karar da aldık ve bütün düzensiz ve yasa dışı göçmenlerin Türkiye’den gidiyorlarsa menşeleri ne olursa olsun onları geri almayı kabul ettik ve Türkiye tarafından Yunanistan adalarından alınacak olan her bir Suriyeli mülteci yerine Türkiye’den bir mültecinin Avrupa’ya gönderilmesi kararını aldık. Bu oyunu değiştirecek bir karardır, çünkü bu sayede yasa dışı göçün önü alınacaktır, insan kaçakçılarının önü alınacaktır ve Avrupa’ya gelmek isteyen insanlara bunu yasal göç yoluyla yapmalarının yolu açılacaktır disipline edilmiş bir şekilde, insani bir amaçtır bu. 

Biz çocukların ve kadınların Ege Denizi’nde artık ölmelerini görmek istemiyoruz. Biz daha fazla kurbanın, rejimin kurbanın veya Rus hava saldırılarının veya terörist saldırıların kurbanlarının Türkiye’ye gelip Türkiye’den de Avrupa’ya geçmeye çalışmalarını görmek istemiyoruz. Bugün 2.7 milyon mültecimiz var Türkiye’de ve Türkiye dünyada en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülke konumundadır. Ben ulusum adına çok gururlu ve onurluyum bu noktada. Bu kadar büyük bir mülteci nüfusuna rağmen ülkem içerisinde herhangi bir Suriye karşıtı veya ırkçı bir yaklaşım kesinlikle otaya çıkmamıştır. Kilis gibi bir Türk kentinde Suriye nüfusu Kilis’in Türk nüfusundan daha fazladır şu anda. Ve biz 10 milyar Amerikan Doları harcadık sadece kamplarda yaşayan Suriyeliler için. Ben bu tabloyu ortaya koyuyorum ki, uluslararası camia bunu anlayabilsin diye. Ben Avrupa’daki bütün meslektaşlarımın ve liderlerin de bunu çok iyi anladığını görmekten dolayı mutluyum. Onlar da empati yapıyorlar ve küresel bir bilinç artırma girişimindeyiz şu anda.

Ve tabii ki bununla birlikte yeni bir umudumuz var. Bu Suriyeli mültecileri geri kabul etmek suretiyle biz yasa dışı göçün sayısını minimize etme çabasındayız. Buna dayalı olarak biz de planlanandan önce vize serbestliğinin Türkiye’ye tanınmasını istiyoruz, 29 Kasım’da planlanandan daha öncesine bunun gelmesini istiyoruz. Ve vize serbestleştirilmesinin en geç Haziran ayının sonunda, yani Hollanda Dönem Başkanlığında yapılmasını kararlaştırılmasından dolayı çok mutluyuz. Biz Türkiye olarak bütün yasal düzenlemeleri yapıyoruz ve Avrupa da kendi üzerine düşeni yapacaktır ve en geç Haziran ayının sonunda Türk vatandaşları Avrupa, Schengen Bölgesine vizesiz seyahat edebileceklerdir. 

İkincisi ise, bizim için önemli olan şeylerden bir tanesi, bunu bir paket olarak görüyoruz biz, Türkiye-Avrupa Birliği katılım sürecinin bir parçası. Yani bu insani bir süreçtir, bu insani süreç mültecilere yardımcı olmak amacındadır, ama aynı zamanda stratejik bir konudur da bizim için, Türkiye için. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne entegre olması ve Türk-Avrupa Birliği ilişkilerinin yeni bir ivme kazanması uluslararası alanda. Çünkü bu Suriye meselesi bize şunu göstermiştir ki çok açık bir şekilde: Çok daha sofistike, çok daha entegre stratejiye ihtiyacımız var Türkiye’yle Avrupa Birliği arasında. İşte bu nedenle biz 5 tane yeni faslın açılmasını istiyoruz. Sayın Juncker 29 Kasım’dan sonra bunları bana söylemişti ve bunların mümkün olan en kısa zamanda açıldığını görmek istiyoruz ki bu sayede Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılım süreci hızlandırılabilsin.

Üçüncüsü, 3 milyar euroluk bir yardım vardı, Türkiye’ye değil, bunun altını çiziyorum, Suriyeli mültecilere, bu 3 milyar avro Suriyeli mültecilere gidiyor, tek bir eurosu bile Türkiye’deki Türk vatandaşları için harcanmayacak. Çünkü belli çevreler, özellikle de Avrupa’da kamuoyu içerisinde Türkiye’nin sanki para dileniyormuş gibi bir hava yaratmaya çalışıyorlar. Türkiye kendisi için bir para istemiyor, Türkiye zaten 10 milyar doların tamamını kendi bütçesinden harcadı kamplarda yaşayan insanlar için ve diğer şehirlerdekileri de toplarsanız 20 milyara gidiyor bu. Ama her bir kuruş Suriyeli mülteciler için harcanacak.

Ve biz bu sürecin önümüzdeki günlerde başlamasını istiyoruz, haftalar veya aylarda değil, günlerde. Okullar kuracağız, hastaneler kuracağız Suriyeli mülteciler için, ki Türkiye’deki mülteciler daha yüksek standartlarda bir hayata kavuşsunlar. Ve ek fonlamada olacaktır, çünkü bizim 29 Kasım’daki ilk bildirgemizdeki 3 milyar euro başlangıç için 3 milyar euro olarak ortaya konulmuştu, yani bunun anlamı şu: Ek fona ihtiyaç duyduğumuz zaman ki ben bazı başlıklar gördüm bugün Avrupa basınında sizi kast etmiyorum tabii ki, buradaki basını kast etmiyorum, ama Türkiye daha fazla para istiyor diye başlık çıktı. Türkiye kimseden para istemiyor, Türkiye kendi bütçesinden zaten mültecilere para harcıyor, bunu açık bir şekilde ifade etmek istiyorum. Biz adil bir yük paylaşımı istiyoruz Suriyeli mülteciler için. Türkiye bu insani trajedinin sorumlusu değildir, Avrupa Birliği de değildir. Sorumlu olanlar, bu insani trajediden sorumlu olanlar daha fazlasını yapıp sürdürebilir bir ateşkesi önce tesis etmek durumundadır. Biz de gün ve gece burada çalışıyoruz ve çalışmamızın amacı rejimin gaddarlığına maruz kalmış YPG’nin ve Rus saldırılarının barbarlığına maruz kalmış sivillerin acılarını dindirmektir. Türkiye, Suriye halkıyla birliktedir. Türkiye bütün kurbanları ve mağdurların vatanıdır ve Türkiye insanlığın vicdanını savunmak için her şeyi yapacaktır, temel olarak üzerinde mutabık kaldığımız çerçeve budur.

Sayın Başkan Tusk’a minnettarım, çünkü kendisinin Ankara’ya yaptığı ziyarette geçtiğimiz hafta tartıştığımız konular vardı. Sayın Juncker de komisyonla birlikte bütün bu kararları kolaylaştırdılar. Şansölye Angela Merkel’le de 6 saat süren bir toplantı yaptık dün akşam, sabah saat 3’e kadar sürdü. Aynı zamanda Sayın Rutte Dönem Başkanı olarak onlarla da çok kıymetli görüşmeler yaptık, toplantılarımızda öğle yemeğinde ve daha sonrasında yapıcı toplantılar yaptık. Ve 5 tane meslektaşımla Sayın Şansölyeyle, Sayın Cameron, Sayın Hollande, Sayın Renzi ve Madam … birlikte yaptığımız görüşmede Suriye’deki son durumu ele aldık ve özel bir oturumda da Suriye’deki ateşkesi desteklemek için neler yapabiliriz? Türkiye tarafından ve Avrupa Birliği liderleri tarafından daha fazla birlikte neler yapılabilir gelecekteki müzakereler için özellikle de Cenevre için. Çok verimli bir görüş alışverişi oldu, geleceğe dönük fikir teatisinde bulunduk ve meslektaşlarımız da bizim önerimizle alakalı özel bir oturum yaparken ben de NATO Genel Sekreteriyle görüşme fırsatı buldum ve NATO’nun Ege Denizi’ndeki operasyonlarıyla ilgili görüş alışverişinde bulunduk, oradaki mültecilerin kurtarılması ve güvence önlemleri, Türkiye’yi desteklemek için güvence önlemleri neler olacak bunları tartıştık. Çünkü Türkiye bir NATO müttefiki ve Suriye’den gelen insanlar için Ege Denizi tehlikeli ve biz terörizm tehdidine karşı da nasıl bir dayanışma gösteririz ittifakımız içerisinde bunu ele aldık.

Sayın Tusk’a, Sayın Juncker’e teşekkür etmek istiyorum ve bütün meslektaşlarıma, vatandaşlarıma, Avrupa Birliği liderlerine teşekkürlerimi sunuyorum. Umuyorum, inanıyorum önümüzdeki hafta 18 Mart’ta yapılacak olan Avrupa Birliği Zirvesinde bir belge yayınlanacak ve bu belge bizim belgemize dayalı olarak çıkacak ve Avrupa Birliği Zirvesinde bu amaçları sahada birer gerçeklik haline nasıl getiririz bunu tartışacağız. Burada iki tane takım müzakere etmiyor, tek bir takım ortak bir şekilde insanlığın ve insanlık onurunun geleceği için hareket ediyor. 

Teşekkür ediyorum. 

Soru-Sayın Başbakan Davutoğlu’na sormak istiyorum müsaadeleri olursa; Makamdaşlarınızla Türkiye’de ifade özgürlüğü meselelerini görüşme fırsatınız oldu mu? Çünkü bazı gazetelere kayyum atanmasıyla alakalı son dönemde haberler vardı. 

Başbakan Davutoğlu- Evet, tabii ki Avrupa Birliği platformu bir aile platformudur ortak değerler üzerinde. İşte bu nedenle biz de her şeyi burada tartışıyoruz, gündemde olan her şeyi. Ve ifade özgürlüğü bizim de temel değerimizdir, sadece Avrupa Birliği’nin değil, Türk Demokrasisinin de temel değeridir. Ve şunu eminim ki medyamızı takip edenler, demokrasimizi takip edenler şunu görecektir ki birçok gazete var Türkiye’de, Hükümet karşıtı olabilirler, çok ağır bir şekilde hepimizi eleştiriyor olabilirler ve bu bir ifade özgürlüğüdür. Ben de eski bir köşe yazarıyım, bir akademisyen sıfatımla gazetelerde ben de yazı yazdım ve ifade özgürlüğüyle alakalı, medya özgürlüğüyle alakalı hiçbir sıkıntıyla karşılaşmadım. Türkiye’de çok dinamik bir medya var ve çok ağır eleştiriler de var eğer gerekiyorsa Hükümete karşı.

Geçtiğimiz yıl iki tane seçim yaptık ve her iki seçim esnasında da gerçekten çok dinamik bir atmosfer vardı ve her şey çok özgür bir şekilde tartışılabildi. Ve bugün Türkiye’deki Parlamentoyu takip ediyorsanız bütün marjinal görüşler çok kolay ve basit bir şekilde kısıtlama olmaksızın dile getirilebilmektedir. Ama şu andaki vaka adli bir vakadır, siyasi bir vaka değildir. Ve savcıların ortaya koymuş oldukları iddianameye baktığımız zaman, bu ifade özgürlüğüyle alakalı bir konu değil, kara para aklamayla alakalı bir konu ve bir networkün, bir suç şebekesinin, devletin içerisine sızmış olan bir şebekenin adli unsurları ve polisi kullanmak suretiyle işledikleri suçlarla alakalıdır. Ve birçok Türk vatandaşının bireysel hak ve hürriyetlerine karşı kurulan komplolar suçlar olarak ortaya konuluyor ve mahkeme bunlara karar veriyor. Ben eminim ki takip ediyorsunuzdur, iki hafta önce iki tane gazeteci Anayasa Mahkemesi’nin kararı sonucu serbest bırakıldılar, onlar tutukluydular. Ve bu gazetecilere gazetecilik faaliyetinden dolayı değil devletin gizli belgelerini ifşa etmek suçundan dava açılmıştı ve birçok demokratik ülkede de zaten bunlar suçtur. Anayasa Mahkemesi bu gazetecilerin serbest bırakılmasına karar vermiştir ve bağımsız bir mahkemedir. Aynı bağımsızlık bu gazetelerin gazetecilik faaliyetlerinden dolayı değil de bir şebeke oluşturup bireysel hak ve hürriyetlere zarar verdiğinden dolayı suçlu bulunduğunu da aynı bağımsız mahkemelerdir karar veren. Ve bu vakaların hiçbirinde ben veya Hükümetimin herhangi bir etkisi yoktur ve bu tamamen adli bir süreçtir. Ve başka adımlar da vardır, bunun adil olmadığını düşünüyorlarsa yüksek mahkemelere gidebilirler, bu onlara kalmış. Ama hiç kimse Türkiye’yi ifade özgürlüğüne sahip olmamakla suçlayamaz. Eğer şüpheleri varsa Türkiye’ye gelip kendi gözleriyle Türkiye’deki ifade özgürlüğünü test edebilirler. Ben meslektaşlarımla görüşlerimi paylaştım. Tabii ki söylediğim gibi Avrupa Birliği demokratik bir platformdur, herkes birbirini eleştirebilir ve günün sonunda ifade özgürlüğü bizim ortak değerimizdir. Ve hiçbir şüphe yoktur ki bu değer Türkiye’de korunmuştur ve korunacaktır da bundan sonra. Ve ifade özgürlüğüyle, medya özgürlüğüyle alakalı Türkiye’de herhangi bir sıkıntı olmayacaktır. 

Soru- Sayın Başbakan, vize konusunu nasıl halledeceksiniz? 

Başbakan Davutoğlu- Evet, ben de tüm bu verilen sözlerin yerine geleceğine inanıyorum, çünkü bu sıradan bir taahhüt değildir. Burada Sayın Konsey Başkanı var Sayın Tusk, hepimizin ortak bir dostu, Türkiye’yi çok yakından tanıyor. Sayın Juncker de çok yakın bir dostumuz, Komisyon Başkanı olarak kendisi de çok yardımcı oldu katılım sürecine Türkiye’nin yıllar boyunca. 

Eğer Konsey ve Komisyon bu davaya kendilerini adıyorlarsa, ben bu konuda şüphe duymam, duyamam. Ve aynı zamanda Hollanda dönem başkanlığı da bizimle birlikteydi. Yani bütün ana kurumlar, liderler ve kurumların temsilcileri kendilerini buna adadılarsa ve vize serbestliği konusunda Haziran ayının sonuna kadar bunun olacağı konusunda bir söz verdilerse ve tabii ki kurallar temel ilkeler bağlamı içerisinde kalmak şartıyla bloke etmeden yeni fasılların açılacağını söylüyorlarsa ve mali yardımın geleceğini söylüyorlarsa, bugün bu kadar uzun oturumlarda biz birbirimizi çok iyi anladık ve biz bu sözlerin yerine geleceğine inanıyoruz. 

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.