Basbakan Davutoglu’nun Türkiye-Ürdün Is Forumu’nda yaptigi konusmanin tam metni
Değerli dostum Sayın Abdullah Ensour, çok değerli bakanlar, çok değerli işadamları; ben her şeyden önce Sayın Başbakan’a, değerli kardeşime gösterdiği misafirperverlik ve yürekten konuşması dolayısıyla teşekkürlerimi ifade ediyorum. Sözler vardır kağıttan okunur ve sadece kağıda yansır. Sözler vardır gönülden akar ve gönle gider. Sayın Başbakan, değerli dostum biraz önce kağıtları bir kenara bırakarak gönül diliyle konuştu. Onu görünce arkadaşlar bana kâğıt da getirmediler, ben de sadece gönül diliyle konuşacağım.
Amman, benim ikinci evim. Bunu söylerken herhangi bir şekilde çok farklı bir şey söylediğimi düşünmeden ifade ediyorum. Gerçekten Amman’a her gelişimde kendimi evimde gibi hissediyorum. Öyle ki 1988 yılında buraya 8 ay kalmak üzere geldiğimde çok güzel bir şehre, çok dost bir halka ve üniversite ortamında çok güzel bir akademik çevreye kavuşacağımı biliyordum. Bugün seneler geçti, hala o güzel hatıralar zihnimde. Öyle ki gördüğümde Ürdün’de Sayın Kralı ziyaretim esnasında, bir anda yüreğim ürperdi, çünkü benim öğrenci arkadaşlarla kaldığım ev oradaydı. Çok güzel hatıralarla Ürdün’den, Amman’dan ayrılmıştım. Şimdi o güzel hatıralarla ayrıldığım Amman’a, daha önce Dışişleri Bakanı olarak ziyaret ettiğim Amman’a Başbakan olarak dönmüş olmanın gururunu yaşıyorum. Amman’ın ve Ürdün’ün o dönemde her şehrini gezdim, Amman’ın her sokağını tanıdım. Petra’nın güzelliklerini gördüm, Ölüdeniz’in kenarında Hazreti Lut’u ve kavmini düşünerek tefekkür ettim. Günler oldu Mafrak’ta, Yermük’te üniversitelerde akademik çevrelerle tanıştım.
Bugün yıllar son bu iki dost ve kardeş halkın dostluğunu daha da pekiştirmek üzere güçlü bir siyasi iradeyle, çok da güçlü bir siyasi, iş dünyası kadrosuyla tekrar evimize geri döndük sayın dostum, değerli kardeşim. Ve emin olunuz ki Amman ne kadar benim ikinci evimse ve Amman’a ne kadar muhabbetle bağlıysam, sizler için de İstanbul ikinci evinizdir, Ankara ikinci evinizdir, bütün Türkiye Ürdünlüler için kendi öz diyarlarıdır, oraya kendi öz vatanlarına gelir gelebilirler.
Onun için 1 Kasım seçimlerinden sonra bölgeye yaptığım ilk ziyaretlerden birini Amman’a yapmaya özen gösterdim. Bugün de çok verimli toplantılar gerçekleştirdik. Gerek değerli dostum Sayın Başbakan Abdullah Ensour’la, gerek Majesteleri Sayın Kral Abdullah’la çok dostane, çok yürekten, çok açık ve vizyoner görüşmeler gerçekleştirdik. Değerli dostumun da ifade ettiği gibi, bu çok köklü ilişkilerde yeni bir başlangıç. Ama emin olunuz ki bu güzel başlangıcını çok güzel başarılarla da taçlandıracağız. Çünkü Türkiye ile Ürdün arasında ikili ilişkilerde herhangi bir sorun yoktur. Sadece güçlü kardeşlik, dostluk ilişkileri ve sağlam bir tarihi arka plan vardır. Çevremizde büyük krizler var, çevremizdeki ülkelerde birçok dost ve kardeş ülke bugün yönetilemez durumda. Siyasi ve ekonomik istikrarını kaybetmiş durumda. İşte yanı başımızda Suriye, Yemen, Libya, zorluklarla boğuşan kardeş Irak, Lübnan; bütün bu zor coğrafyada siyasi ve ekonomik istikrarını sürdüren ülkeler arasında Türkiye ile Ürdün özellikle göze çarpıyor. Ve Ürdün bu zor coğrafyada, değerli dostum Sayın Majestelerinin ve Sayın Başbakan’ın dirayetli yönetiminde bu zor coğrafyanın tam ortasında, tam göbeğinde kendi istikrarını koruyor.
Şunu ifade etmek isterim: Ürdün’ün istikrarı bizim için Türkiye’nin istikrarı kadar önemlidir. Ürdün’ün siyasi ve ekonomik olarak istikrarını koruması, hem Arap dünyasında umutları yeşertmekte, ama aynı zamanda da Filistin’e ve Kudüs’e de yönelik olarak da çok önemli bir mesaj niteliği taşımakta. Ürdün’ün siyasi istikrarı ve ekonomik kalkınması için dost Ürdünlü kardeşlerimizle omuz omuzayız. Eminiz ki Ürdünlü dostlarımız için de Türkiye’nin siyasi istikrarı ve ekonomik kalkınması bir gurur vesilesidir. Bugün biz burada bunu daha ileri adımlara taşımaya kararlıyız.
Zorluklar var, bölgede iç savaş yaşayan iki ülke, terör tehdidiyle boğuşan iki ülke Suriye ve Irak’ın aynı anda komşusu olan iki ülkeyiz. Başka herhangi bir ülke yok Suriye ile Irak’a birlikte komşu olan. Dolayısıyla zorluklarımız da bir, başarılarımız da bir olacak. Zorluklar olarak Suriye’nin muhtemel senaryolar içinde karşı karşıya kaldığı iç gerilimler yanında mülteci sorunu geliyor. Irak’tan, Suriye’den gelen mülteci akımı konusunda aynı kaderi paylaşıyoruz. Ama bu zor günlerde hepimizi birleştirmesi gereken yeni vizyonları da ortaya koymamız lazım. Devlet adamları zorluklar karşısında acziyet gösteren şahsiyetler değildir. Aksine zorlukları realist bir şekilde gören, o zorlukları aşabilecek vizyon ve kudret üretebilenler gelecek nesle güzel bir miras bırakabilirler. Onun için biz burada bugün bu zorlukları nasıl aşabileceğimizi konuştuk, birlikte nasıl yeni bir bölge inşa edebileceğimizi de paylaştık. Bu zorluklar karşısında da Türkiye ile Ürdün omuz omuzadır.
Öncelikle ikili ilişkilerimizi yeni bir döneme, yeni bir aşamaya geçirmeye kararlıyız. Biraz önce değerli dostum, değerli kardeşim bunların bazı ana başlıklarını zikretti. Biz buraya gelirken zihnimiz berrak geldik. İşadamlarımızla birlikte uçakta gece geç vakit İstanbul’dan ayrıldıktan sonra buraya inene kadar birçok işadamımızla görüştüm. Hepsini de Ürdün’e yönelik olarak yatırıma, ticarete teşvik ettik. Şimdi bizim meselemiz, çok güçlü bir heyetle gelen Türk işadamları camiasıyla Ürdün işadamları camiasının önünü açmak. Bunun nasıl önünü açacağız? Birincisi, aramızdaki ticari engelleri kaldırarak. Çok vizyoner bir yaklaşımla 2009’da serbest ticaret anlaşması imzalamıştık ve 500 milyon dolar civarındaki ticaretimiz bugün 1 milyar dolara çıktı, daha da ileriye çıkabilir.
Şunu da paylaşmak isterim serbest ticaret anlaşması deyince: Bugün bölgede, Ortadoğu’da iki vizyon çarpışıyor. Bir; ekonomik ve kültürel ilişkiler üzerinden bölgeyi bütünleştirmeye çalışan vizyon, bir de kültürel, mezhepsel, etnik ayrımlar üzerinden bölgeyi parçalamaya çalışan vizyon. Biz Türkiye olarak hep Ortadoğu bölgesinin bütün ülkelerin birbirlerinin sınırlarına saygı göstererek, ama aynı zamanda ekonomik olarak bütünleşmek suretiyle karlı çıkacağı, başarılı çıkacağı bir vizyonun peşinde olduk. Niçin Avrupa Birliği üyesi ülkeler için gerçek olan bir hayal, yani her ülkenin kendi sınırını bilmesi, ama insanlarının o sınırları aşacak şekilde rahatça seyahat edebilmeleri mümkün de, asırlarca birarada yaşamış olan Ortadoğu halkları için niye bu mümkün olmasın? Bunun için 2010 yılında o zaman Türkiye, Ürdün, Suriye ve Lübnan arasında dörtlü serbest ticaret bölgesi çalışması yürütmüştük. Ben Dışişleri Bakanıydım, Sayın Cumhurbaşkanımız Başbakandı, çok yoğun bir gayretle bu dört ülkenin arasındaki ekonomik bariyerleri kaldırmaya çalıştık. Irak’ı da buna entegre etmeyi planlıyorduk. Düşünün biz ekonomik olarak bu entegrasyonu başarmış olsaydık, bütün bu bölgede DEAŞ gibi bir terör örgütü ya da baskıcı bazı yaklaşımlar olmazdı. Bu bölgeye de, bunun adına da Levant Birliği adını koyabilir miyiz diye düşünmüştük. Ama bugün aynı isim terör örgütleri tarafından kullanılır hale geldi. Biz İpek Yolunun üzerinde bu coğrafyaların tekrar ayağa kalkmasını istiyoruz. Ekonomik ilişkiler ve karşılıklı saygı esasıyla tekrar şehirlerimizin güçlü yapılarla dünyanın örnek şehirleri haline gelmesini istiyoruz. Maalesef o vizyonumuz yarım kaldı. Ortadoğu’da, bölgemizde ülkelerin dostluk ilişkileri içinde ekonomilerini, kültürlerini buluşturmayı istemeyen çevreler bunları sabote ettiler. Ama bütün bu hengâme içinde Türkiye ve Ürdün kendi istikrarını koruyarak gitti.
İnşallah gelecek sene 2017’de Serbest Ticaret Anlaşmasının ikinci aşamasına geçeceğiz. Ve ilişkilerimizi daha da derinleştirecek adımlar atacağız. Yine bu serbest ticareti, bütün bu ticari ilişkileri teşvik edecek şekilde önümüzdeki bir zorluğu aşmak için de değerli kardeşimin zikrettiği şekilde inşallah Akabe ile İskenderun arasında ro-ro seferleri başlatmayı düşünüyoruz. Suriye’de yaşanan istikrarsızlık, Suriye’de yaşanan iç çatışmalar maalesef Türkiye ile Ürdün arasına büyük bir duvar ördü. Ama biz dostluklarımızı pekiştirince bu örülen duvarları da aşmayı biliriz. Onun için Akabe Limanı bizim açımızdan hem bir ekonomik büyük bir değerdir, hem stratejik limandır, hem de bir kardeşlik köprüsüdür. İnşallah İskenderun’dan Akabe Limanına ulaşan bu dostluk köprüsü, aynı zamanda malların, bütün ürünlerimizin sadece Ürdün’e değil Körfez’e de ulaşmasını sağlayacak. Bu işadamlarımıza bir taahhüttür; Türkiye ile Ürdün arasında bütün bariyerleri kaldıracağız. Yeter ki sizler o kalkan bariyerlerin üstünden Türkiye ile Ürdün arasındaki ticari ilişkiyi 2 milyara, 3 milyara, 5 milyara kadar çıkarın, bütün hedefimiz budur.
Değerli dostum çok güzel ifade ettiniz, sadece ticaret yapmak yetmez. Biz ortak çalışmalarla, ortak yatırımlarla birlikte bir aile olduğumuzu da göstermek durumundayız. Türk ve Ürdünlü işadamlarımıza buradan sesleniyorum; tek başına çalışmaktansa joint venture şeklinde ortak şirketler, ortak projeler geliştirelim. Birçok proje var Ürdün’de, Türkiye’de gerçekleştirilecek. Türk işadamlarını da Ürdün’e yatırım yapmaya çağırıyorum, 300 milyon dolar yatırımımız var Ürdün’de, çok daha fazlasını yapacak potansiyel var. Özellikle Akabe Limanı sadece bir liman olarak düşünmeyin, bugün Sayın Majesteleriyle yaptığımız yemekte de detaylı bilgiler aldık, aynı zamanda bir ekonomik bölgedir ve Akabe’ye yapılacak yatırım önümüzdeki dönemde mutlaka çok karlı sonuçlar doğuracaktır.
Yine Ürdün’deki önemli projelere, bugün bunları hep paylaştık, Kızıldeniz ile Ölüdeniz arasındaki su projesine, Amman’ın metrobüs projesine, Amman’da su yönetimi projelerine ve daha nice projelere Türk şirketleri talip. Türk şirketlerini cümle alem bilir, bir şeye talip oldular mı en iyi teklifi verirler ve en doğru zamanda da bitirirler, hiç bizi bu anlamda mahcup etmediler.
Değerli dostum, kardeşim; emin olunuz ki Türk şirketleri Amman’da çalışırken aynen Türkiye’ye hizmet eder gibi, Türkiye’de faaliyet gösterir gibi özenle çalışacaklar. Biz nasıl Amman ile İstanbul arasında, Ankara arasında bir fark gözetmiyorsak, şirketlerimiz de Ürdün’ün kalkınmasıyla Türkiye’nin kalkınması arasında bir fark gözetmeyecekler, gözetmiyorlar.
Yine ulaştırma babında bu anlamda Türkiye ile Ürdün arasında karayolu ulaşımındaki eksikliği deniz yoluyla giderirken, diğer taraftan havayolu ulaşımını da artırmak zorundayız. Bugün gururla ifade ediyorum, gelirken Turizm Bakanı bana eşlik eden değerli dostum ifade ettiler, Akabe’ye şu anda düzenli uçuş yapan tek havayolu şirketi Türk Hava Yolları, diğerlerinin hepsi carter. Yani dünyada Akabe’ye düzenli uçuş yapan Türk Hava Yolları. İki uçuşla başlamıştı, şimdi haftada beş uçuş, daha da artacak. Aynı şekilde Amman’la Ankara arasında da havayolu bağlantısı kuruldu, İstanbul-Amman arasını da artıracağız. Bunu şunun için zikrediyorum: Biz İstanbul’un sadece 78 milyon Türkün değil bütün Ortadoğu halklarının evi olarak dünyanın neresine gidilecekse onlara hizmet sunan bir küresel başkent olarak tahayyül ediyoruz. İstanbul’da dünyanın en büyük havalimanını inşa ederken bunu sadece 78 milyonluk Türkiye pazarı için değil veya Türkiye’deki yolcular için değil bütün dost ve kardeş halklar için bunu gerçekleştiriyoruz. Bugün İstanbul’dan Türk Hava Yolları 287 destinasyona uçarak dünyada en fazla destinasyona uçan havayolu şirketi niteliğini kazandı. İstanbul sizin şehrinizdir ve İstanbul’daki her ulaşım bağlantısı da Ürdünlü kardeşlerimiz açısından diğer bütün bölge halkları gibi önemli bir bağlantı niteliği taşımaktadır.
Bu ulaşım, ticaret, yatırım altyapısını yine Sayın Başbakanın, değerli dostumun ifade ettiği şekilde turizm ilişkileriyle de pekiştirmek durumundayız. Turizm, halkların birbiriyle tanışmasını sağlayan en önemli araçlardan biridir ve o anlamda da bugün üzerinde durduğumuz konulardan biri hepimizin gözümüzün nuru, başımızın tacı, gönlümüzün bu anlamda mihrabı olan Mescid-i Aksa’yı ziyaret edecek Türk turistlerin, Türk umrecilerin, hacıların bunu Amman üzerinden, Ürdün üzerinden yapmaları. Geçen sene İslam İşbirliği Teşkilatı’yla da iki sene önce alınan kararla Kudüs’e dönük olarak Müslümanların Kudüs’ü ziyaretleri konusunda özel bir teşvik başlatılmıştır. Biz hepimiz 78 milyon Türkiyeli kardeşinizin hepsi Kudüs aşığıdır. Hepimizin gönlünde Mescid-i Aksa’nın yeri aynen Ürdün’deki kardeşlerimiz gibidir. Eminim önümüzdeki dönemde birçok Türk Amman üzerinden Kudüs ziyaretlerini gerçekleştirecekler, sonra Mekke’ye, Medine’ye yollarına devam edecekler.
Ürdün’ü yakından tanıyan bir kardeşiniz olarak, Ürdün’ün inanç turizmi bağlamında keşfedilmemiş bir hazine olduğunu ifade etmek isterim. Her adımında Ürdün’ün bir sahabe mezarı vardır ve Ürdün’ün her köşesinde unutulmaz bir tarihi miras vardır. Hem İslam öncesi kültürel mirasın en çarpıcı, en etkileyici örnekleri Ürdün’dedir Petra gibi, hem biraz önce zikrettiğim gibi Hazreti Lut’tan Ashabı Kehf’e kadar ki o konuda biraz anlaşmazlığımız olabilir, çünkü biz de Ashabı Kehf’in Tarsus’ta olduğunu düşünürüz, ona inanırız, sizler burada Ürdün’de olduğuna. Ama ben ziyaret etmiş olarak ifade edeyim her ikisini de, ikisinin de sağlam dayanakları var. Ama her halükarda hangisini ziyaret ederseniz edin ibret alırsınız. O bakımdan eminim Mafrak’tan Akabe’ye kadar her bir köşesinde turizm anlamında görülecek büyük değerler var. Ve beni çok etkileyen, bazı Ürdünlülerin, bu arada Ürdünlü Turizm Bakanımızın da ziyaret etmediği, ama benim ziyaret etmiş olduğum büyük bir hazinesi daha vardır Ürdün’dün, Şeceretü’l-mübareke. O da, Hazreti Peygamberin Bahira ile buluştuğu ziyareti esnasında gölgesinde konakladığına inanılan bir mübarek ağaçtır ki hayatımda gördüğüm en güzel manzaralardan biriydi.
Buradaki Türk işadamlarına, onlar üzerinden de Türkiye’deki kültür meraklılarına ve bütün vatandaşlarımıza seslenerek ifade ediyorum; Ürdün, keşfedilmeyi bekleyen, üzerinde bizim de büyük mirasımızın olduğu, bir tanesi de işte bugün anlaşmasını yaptığımız Hicaz Demiryolu İstasyonu 1903 yılında Sultan Abdülhamit döneminde inşa edilen. Ürdün bütün bu birikimiyle keşfedilmesi gereken bir hazinedir ve tatilinizi gelin Ürdün’de geçirin, böylece değerli Başbakanın rüyası, ideali olan daha çok Türk’ün Ürdün’ü ziyareti konusunda da hep beraber büyük katkılarda bulunuruz.
Özetle şunu ifade etmek isterim: Evet zor günlerden geçiyoruz, evet etrafımızda terörist tehditler var DEAŞ gibi, PKK gibi. Evet, kendi ülkesini mahveden Esad gibi zalimler var. Evet, bütün bu istikrarsızlıklardan istifade etmek isteyen ve bölgeyi tekrar bölmek, küçük parçalara ayırmak isteyen birtakım karanlık odaklar var. Ama bütün bunların engellenmesinin yegâne yolu, kardeşlerin daha çok birbirini görmesi, kardeşlerin daha çok birbiriyle samimi bir şekilde konuşması, bu bölge halklarını idare eden devlet adamlarının daha çok istişare etmesi, birlikte çözüm aramasıdır. Bu bölgenin kaderi bize aittir. Bu bölgenin kaderi de artık birbirinden ayrılamaz. Türkiye’nin kaderini Ürdün’ün kaderinden ayırmak artık mümkün değildir. Bu bölge halklarının, Türklerin, Arapların, Kürtlerin, Sünnilerin, Şiilerin kaderleri birbirinden ayrılamaz, Müslümanların, Hristiyanların. O anlamda biz Türkiye-Ürdün ilişkilerini bütün bu zorluklar içinde istikrarını koruyan iki dost ve kardeş ülkenin ikili ilişkileri yanında bölge için ümit teşkil eden, bölge için vizyon ifade eden bir ilişki olarak görüyoruz. İnşallah Amman’da yeniden güçlü şekilde inşa etmeye karar verdiğimiz bu ilişkilerimizi güzel örneği diğer ülkelerce takip edilir ve bölgemiz Ortadoğu savaşlarla, çatışmalarla, gerilimlerle anılan Ortadoğu’yu birlikte barış, güvenlik ve refah bölgesi haline getiririz.
Ben tekrar misafirperverliğiniz için teşekkür ediyorum ve sizi de en kısa zamanda inşallah ülkemizde ağırlamak istiyorum.
Teşekkür ederim, hayırlı akşamlar diliyorum.