Basbakan Davutoglu’nun YASED Resepsiyonu’nda yaptigi konusmanin tam metni
Gerek YASED’in yaptığı çalışmalar, gerekse konunun önemine istinaden bütçe görüşmeleri devam ederken Başbakan Yardımcımızla birlikte kısa bir arada sizlerle buluşmak için geldim, bu buluşma olmamış olsaydı eksik kalacağını düşünüyordum. Buradan da hemen geri dönüp bütçe görüşmelerine devam edeceğiz, onun için erken ayrılmak zorunda kalacağımdan şimdiden özür diliyorum.
Sizlerle buluşmaya özel önem veriyordum çünkü 64. Hükümetimizin daha önce AK Parti hükümetleriyle birlikte hiç aksatmadan sürdürdüğü ve özel önem verdiği hususlardan birisi doğrudan yabancı yatırımlar ve Türkiye’nin bir yatırım merkezi haline dönüşmesi.
Türkiye, geçmişi itibarıyla sermaye birikimini sömürge döneminden kaynaklanan avantajlı şartlarda geliştirmiş ülkelerden çok farklıdır. Diğer taraftan, ülkemizin kaynaklarının coğrafi ve insan kaynağı zenginliği yanında çok ciddi bir tasarruf ihtiyacı da aşikar. Dolayısıyla kalkınmamızın bundan sonraki aşamalarda sürdürülebilir olması için hem kendi tasarruflarımızı artırmak hem de yurt dışındaki biriken tasarrufları ülkemize çekebilmemiz lazım. Bu açıdan bakıldığında, Uluslararası Yatırımcılar Derneği’nin, YASED’in taşıdığı açık bir şekilde ortada.
Hükümeti kuruduktan hemen sonra attığımız ilk adımlardan biri, yabancı yatırımcıları İstanbul’da davet etmek ve onları yaklaşık 5 saat süren bir toplantıda dinlemek oldu, çünkü sizden gelen taleplerin göz önüne alınmadığı bir hükümet programı eksik olurdu.
Yine aynı şeklide attığımız ilk adımlardan birisi, yatırımla izlemekle ilgili bir başbakan yardımcımızın görevlendirilmesi ve yine yatırım ortamının iyileştirilmesi konusunda atılacak adımların koordinasyonunu da yine bir başbakan yardımcımıza vermiş olmamız.
Buradaki temel amacımız şuydu: Türkiye’nin kalkınmasında sürdürülebilirliğin sağlanması ve Türkiye’de yatırım yapan bütün şirketlerin bu yatırım ortamından istifadeyle Türkiye’yi kendi gelecekleri en uygun atmosfere sahip ülkelerden biri olarak görmeleri.
Yabancı sermayenin çekimine, ülkenin yabancı yatırımcılar için cazip hale gelmesine istinaden 4 önemli şart hemen hemen hepimizin dikkatini çeker.
Burada aslında biraz önce Ahmet Bey’e de söyledim, biraz sonra biraz daha üzerinde duracağım ama biz Türkiye’deki hiçbir sermayeyi yabancı sermaye olarak görmüyoruz, onun için uluslararası yatırımcı tabirini seçmiş olmanız dolayısıyla ve isimde hafif bir değişiklik yapmış olmanız dolayısıyla da tebrik ediyorum.
Türkiye’ye yatırım yapan kim olursa olsun bu ülkenin asli unsurudur. Bu ülkeye hangi ülkeden gelmiş olursa olsun, bu ülkeye güvenen kim olursa olsun bizim hem fahri vatandaşımızdır, ekonomimizin ise asli unsurudur. Onun için, Türkiye’ye yatırım yapan bütün uluslararası yatırımcıları Türkiye’nin ayrılmaz, Türk ekonomisinin ayrılmaz parçaları olarak görüyoruz, hiç kimseyi yabancı görmüyoruz, bize gelen sermayeyi de kendi öz sermayemiz olarak değerlendirip Türkiye’nin kalkınmasına katkı yapan asli bir unsur olarak değerlendiriyoruz.
Dört şarttan bahsetmiştim; birincisi siyasi istikrar.
Uluslararası ekonomik kriz dünyada çok derin etkiler yaptı, son yüzyılın en büyük kriziyle hala uğraşıyoruz ve bu krizin etkilerinden azade kalmış hiçbir ülke yok. 2008’ten bu yana her G-20 toplantısının ana gündemi bu olduğu gibi, dünya ekonomisindeki daralma konusunda alarm verici işaretler, sinyaller hep söz konusu oldu.
Bunlardan biri, birçok ülkenin küresel krizle birlikte siyasi istikrarını kaybetmiş olmasıdır. Avrupa’ya baktığınızda çok sayıda hükümet değişimi, sürekli ekonomi yönetiminde yapılan değişiklikler ülkelerin siyasi istikrar içinde karar alabilmelerini imkansızlaştırmıştır, zorlaştırmıştır en azından. Dün Sayın Aleksis Çipras’la İzmir’de bir araya geldiğimizde de bir an bizim 14 yıllık iktidar dönemimizde kaç Yunanistan Başkan ile, kaç Yunanistan Dışişleri Bakanı ile çalıştığımız aklıma geldiğinde siyasi istikrarın önemi bir kez daha fark ettik.
Gerçekten ekonomik kalkınmanın olmazsa olmaz şartlarından biri ve yabancı sermayeyi çekebilmenin, uluslararası yatırımcı açısından ülkeyi cazip hale getirebilmenin asgari şartı siyasi istikrardır. Bugün Avrupa’nın neredeyse en sağlam ekonomik yapılarına sahip iki ülkesi Almanya’da da, Türkiye’de baktığınızda siyasi istikrar unsurunun önemini görüyorsunuz. Bu açıdan geçtiğimiz sene ciddi bir meydan okumaydı bizim için, iki seçim üst üste yaptık. 2014’te iki seçim, mahalli seçimler, Cumhurbaşkanlığı seçimi, 2015’te de 7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri. Birçok gözlemci, acaba Türkiye’de siyasi istikrarsızlık olur mu diye düşündüğü bir dönemde, 1 Kasım’da yüzde 85 katılımla yüzde 97,5 temsil oluşturan bir Meclisi, Türk siyasi tarihinin en geniş katılımlı, temsil gücü en yüksek Meclisi olarak 1 Kasım seçimleri ortaya çıkardığında içimizde güven hasıl oldu. Yüzde 49,5 millet oy almış bir Başbakan ve Hükümet olarak önümüzü görebilmiş olmanın rahatlığı içindeyiz, bu çok önemli bir husus.
Ekonomi yönetiminde bakanlıklar arası koordinasyon hayatidir. 90’lı yılların koalisyon hükümetlerini düşündüğünüzde, bir reformu yapmak için bile önce hükümet içinde ne kadar müzakereler yürüdüğünü hepiniz hatırlarsınız. Şimdi gururla ifade ediyorum ve milletimize bir kez daha huzurunuzda teşekkür ediyorum, bugün uluslararası platformlara çıktığımızda, Londra’da yabancı yatırımcılarla görüştüğümüzde -ki sizler vardınız- Davos’ta ya da Almanya’da, birçok ülkede, Körfez’de, arkasında yüzde 49,5 oy desteği olan, çok sağlam bir seçim başarısı kazanmış olan ve önünde 4 yıl seçim ihtiyacı olmaksızın ülke yönetimini idare edecek olan bir Hükümet olmanın gücünü hissettim ve hissediyorum. Sizlere bizim verebileceğimiz en önemli teminat, önümüzdeki 4 yıl içinde siyasi istikrarın korunacağı teminatıdır. İnşallah 2019’dan sonra da devam edecek bu, ama nihayet demokrasilerde herkesin milli iradeye saygı göstermesi gerekir, 2019’da tekrar milletin önünde hep beraber sınava gireceğiz. Şu anda önümüzdeki 4 yılı planladık, siyasi istikrarın getirdiği avantajları da kullanarak yatırım ortamını iyileştirmek için gereken her şeyi yapacağız.
Dikkat ediniz, güven unsurunun altını çizmek için söylüyorum, sadece seçimi kazanmadık, siyasi istikrarı tehdit eden en büyük olgu olarak görülen terörle mücadeleyi etkin şekilde sürdürüyoruz. Bugün huzurunuza gelirken 2 saat kadar önce Sur’daki operasyonların da tamamlandığı bilgisiyle geldim. Türkiye’nin istikrarını tehdit eden odak kim olursa olsun buna izin verilmeyecektir.
Terör bütün dünyanın risk olarak gördüğü global bir olgu, ama Türkiye’de ekonomik hayatı etkileyecek tarzda bir güvensizlik, bir istikrarsızlık ortamının oluşması söz konusu olmayacaktır. Bir taraftan bu mücadeleyi yürüttük, diğer taraftan Avrupa Birliği’yle yeni bir süreci başlattık, öte taraftan da millete verdiğimiz sözleri yerine getirmek için büyük çaba içine girdik. Belki de ilk defa Cumhuriyet tarihinde, demokrasi tarihimizde 3 ay, 6 ay, 1 yıl, 4 yıllık programlar açıkladıktan sonra, 3 ayı dolduracağız inşallah Mart’ın sonunda, şu anda vaatlerimizin yüzde 82’sini, reformlarımızın yüzde 50’sini gerçekleştirmiş durumdayız 3 aylık takvim itibarıyla. Tabii reformlar devam edecek, ona geleceğim. Bu, bizim ülke yönetimindeki ciddiyetimizin ve siyasi istikrarın bize kazandırdığı avantajı ne kadar iyi değerlendirdiğimizin en açık göstergesi. Millette şu anda bir güven, bu Hükümet söz verdi mi yerine getirir güveni, yüzde 82, çok yüksek, inşallah Mart’ın sonu geldiğinde yüzde 100’ü de tamamlamış olacağız.
Şundan emin olunuz: Türkiye yatırım yaparken veya temsil ettiğiniz şirketleri Türkiye’ye yatırıma teşvik ederken çok açık bir şekilde şunu söyleyiniz; Türkiye bir siyasi istikrar ülkesidir. Son 14 yıldaki başarılarının arkasında siyasi istikrar vardır, önümüzdeki 4 yıl ve daha sonra 2023’e giderken de bu siyasi istikrardan her ne pahasına olursa olsun ödün verilmeyecektir.
İkinci önemli unsur; ekonomik istikrar. Siyasi istikrar olabilir bazı ülkelerde, ama demokratik siyasi istikrar yoksa, yani otoriter bir yapı altındaysa, 20 yıl, 30 yıl, 40 yıl tek bir lider tarafından yönetilen ülkeleri biliyoruz, ki bölgemizdeki birçok son dönemde yaşanan devinim bu tür yönetimlerden kaynaklandı, ama bunlarda ekonomik istikrar yoktur ya da ekonomik dinamizm yoktur. Ekonomik istikrarla demokratik siyasi istikrarı biraraya getiren ülkeler kalkına bilir. Ekonomik istikrar boyutu itibarıyla bakıldığında da Türkiye’ye şu anda Avrupa ülkelerinin de imreneceği göstergelere sahip.
Bakınız ben Mecliste bütçe görüşmelerinden ayrılarak geldim, en güçlü özelliklerimizden biri son 14 yılda, bu bütçede de mali disiplin.
İki seçim yaptık geçen sene, buna rağmen mali disiplinimiz o kadar sağlamdı ki şimdi sunduğumuz bütçe yüzde 11 olarak aldığımız bütçe açığı şu anda yüzde 1,2. Devlet gelir-gider dengeleri açısından ise neredeyse denek bütçeye doğru gidiyoruz. Bunun getirdiği en önemli gösterge, Türkiye’de popülizmin olmaması. Eğer biz 7 Haziran seçimlerini kaybetmiş, kaybetmedik ama, yüzde 41 gibi çok yüksek bir oranla, aslında Cumhuriyet tarihinin en yüksek oranlarından birini aldık ama, tek parti hükümeti kuramamış olmak sebebiyle 1 Kasım seçimlerine giderken popülizm yapmış olsaydık, şu anda birçoğunuz ve uluslararası gözlemciler kaygı duyardı. Biz 14 yıllık iktidarımız döneminde, gerek Sayın Cumhurbaşkanımızın Başkanlığı döneminde, gerekse ben görevi aldıktan sonra hiçbir zaman popülizme ve kısa dönemli siyasi kazanç yoluna sapmadık. Şu anda Türkiye’nin her göstergesi Avrupa’daki Maastricht Kriterleri açısından da, OECD kriterleri açısından da, G-20 içindeki kriterler açısından da ortalamanın üzerindedir ve tam bir güven vermektedir. İster bankacılık sektöründe sermaye yeterlilik oranına bakın yüzde 15,5 gibi, ister istihdamdaki rakamlara bakın 6,5 milyon kişiyi istihdam ettik, geçen sene sadece seçim dönemi olmasına rağmen 1 milyon istihdam sağladık. Hangi ölçüyü, kriteri alırsak alalım Türkiye’de çok sağlam bir istikrar vardır, bu ekonomik istikrar korunacak.
Bankacılık sistemimiz sapasağlamdır. Ve Türkiye’yi bu anlamda bankacılık faaliyeti ve finansal çalışmalar bağlamında da merkez haline getirebilmek için İstanbul’da büyük bir uluslararası finans merkezi kurma irademizi de sürdürüyoruz, bunun çalışmaları da yürüyor.
Bu açıdan bakıldığında, tabii ki risklerle de karşı karşıyayız, enflasyon gibi, uluslararası piyasalardaki volatilite, oynaklık gibi ve dünya ticaretindeki daralma gibi, etrafımızdaki krizlerden kaynaklanan jeopolitik riskler gibi. Son 40-50 yıl içinde bu derece yoğun jeopolitik riskin ve ekonomik daralmanın olduğu ikinci bir dönem yok, buna rağmen yüzde 4 oranında kalkınıyoruz, bu Avrupa’daki kalkınma ortalamasının 3 misli kadar neredeyse.
Dün sanayi üretim rakamları yüzümüzü bir kez daha güldürdü. Ocak ayı rakamlarıyla, sanayi üretimindeki canlanma hepimizde geleceğe doğru ciddi bir ümit kaynağı oluyor. Dolayısıyla siyasi istikrarla ekonomik istikrarın biraraya geldiği bir konjonktürdeyiz.
Her ekonomik konjonktürün olumlu ve olumsuz tarafları vardır. Emtia fiyatlarındaki düşüş cari açığın kapatılması için bize büyük bir imkan sağlıyor, ama aynı şekilde emtia fiyatlarındaki düşüş dolayısıyla bazı komşu ülkelerin gelirlerinin azalmış olması, Irak gibi, ihracatta düşüşe ya da turizmde düşüşe yol açıyor. Önemli olan, doğru zamanda doğru kararları alarak bu gidişatı yönetebilecek esnekliği gösterebilmek. Eğer rehavete kapılırsanız, emtia fiyatları düşüyor, Türkiye enerji maliyetleri açısından rahat bir döneme girecek diye, turizmde çok ciddi bir darbe yersiniz. Bir taraftan emtia fiyatlarındaki düşüşü takip ederken, diğer taraftan turizm sektörünün bundan etkilenmemesi için hemen bir teşvik paketi açıkladık. Siyasi gerilimi Rusya’da yaşadık diye peşini bırakmadık, olabilecek sonuçlarını öngörüp gerekli tedbirleri aldık, alıyoruz.
Asgari ücretle ilgili, seçim taahhüdümüzdü, bu taahhüdü yerine getirdik, ama dikkat ediniz çok felaket senaryosu gibi çizilen enflasyon üzerinde büyük olumsuz etkisi olacak kanaatinin yerine, enflasyonda geçen ay bir düşme trendi gözlendi, çünkü başka tedbirlerle takviye ediyoruz ve üretim artışını sağlayacak bir piyasa dinamizmi içinde gereken adımları atıyoruz.
Uluslararası konjonktürü değerlendiriyoruz ekonomik istikrar için. Ben geçtiğimiz hafta İran’da gün boyu uzun müzakerelerle hem siyasal Suriye gibi konuları konuştuk, ama hem de en zor şartlarda İran’ın yanında durmuş, ambargo uygulanırken İran’ın yanında durmuş bir ülke olarak başım dik bir şekilde o gün yanınızda duran Türkiye bugün de bu ambargolar kalktıktan sonra sizinle beraberdir. Onlar da dönüp, evet, Türkiye bizim yanımızdaydı, şimdi de bizim en önemli ortağımızdır ifadesini kullandılar.
O kadar büyük bir piyasa bu anlamda Türk sanayinin üretim kapasitesi itibarıyla gurur duyduğumuz hususiyeti sizlerin de katkılarıyla Türkiye’nin Afro-Avrasya’nın en dinamik üretim merkezi olmuş olması. Türkiye’de en işi şartlarda, en kalitede üretilecek ürünler hem Türkiye pazarı gibi büyük ve dinamik bir pazara, hem de çevrede yükselen pazarlara ulaşabilme imkanına kavuşacak demektir. Dolayısıyla siyasi istikrar doğru ekonomik politikalarla desteklenmek durumunda, doğru ekonomik istikrar paketleriyle.
Şimdi ekonomik istikrar da yetmeye bilir. Siyasi istikrar olacak, ekonomik istikrar olacak, üçüncü şart ise sürdürülen ekonomik istikrar ile reform dinamizmi arasındaki irtibatı sağlamak. Eğer siz nasıl olsa ekonomik istikrar çizgisi içinde devam ediyoruz diye yine rehavete kapılır ve gereken reformları gereken zamanlarda yapmazsanız, bir müddet sonra rekabetçi kabiliyetinizi kaybedersiniz. Biz onun için bir taraftan mali disiplini, finansal disiplini korurken, diğer taraftan da çok kapsamlı ve G-20 ülkeleri arasında sadece Türkiye’nin ilan ettiği 1350 eylemli, 25 öncelikli dönüşüm programını açıkladık geçen sene ve bu sene bunun takibini yakından yapıyoruz.
Türkiye’nin ekonomide niteliksel bir dönüşüm gerçekleştirmesini hedefliyoruz. Atıl kapasiteyi kullanma yanında, ki bunu iyi kullandık son 14 yılda, şimdi niteliksel bir dönüşüm içerisindeyiz. Dolayısıyla uluslararası yatırımcıların niteliksel dönüşüm alanlarına girmesi durumunda gereken her türlü teşvik kendilerine verilecek. Nedir bu? Mesela taşımacılığı salt taşımacılık olarak görmeyip lojistiğe dönüştürmek. Mesela sağlığı salt sağlık yatırımı olarak görmeyip sağlık turizmine dönüştürmek. İthalata olan bağımlılığı azaltmak. Ar-Ge çalışmalarında Türkiye’yi üst yüksek teknoloji kullanan ülkeler kategorisine sokabilmek. Bu konularda getireceğiniz her proje teşvik görecektir ve önümüzdeki dönemde de bir başka paketi, üretimi ve ihracatı teşvik paketi şeklinde açıklayacağız.
Türkiye’ye yatırım yapan kim olursa olsun en çok arayacağımız husus, Türkiye’nin ekonomisinin niteliksel dönüşümüne yapacağı katkıdır. İnsan unsurumuzu güçlendiriyor mu bir şekilde, ar-ge çalışmalarımızı artırıyor mu, üretkenliği, verimliliği, rekabet etme kabiliyetimizi artırıyor mu? Sizlerin yatırım projelerinizde bu unsurların öne çıkmasına büyük önem veriyoruz. Bu açıdan da 25 öncelikli dönüşüm programını içeriden ve derinden incelemenizi, eksik olan hususlar varsa gelip bize söyleminizi, uygulamada problemlerle karşılaşırsanız bunu bizimle paylaşmanızı rica ediyorum. Onun için Başbakan Yardımcımız Sayın Lütfi Elvan’ın en önemli görevi, bizden çok sizinle temas etmesidir. Bakanlar Kuruluna katılımı yanında en fazla yapması gereken şey, Türkiye’ye yatırım yapan kim olursa olsun oradan gereken feedbackleri toplamaktır. Sizler ise bizim gönüllü danışmanlarımız olun, deyin ki, dönüşüm programını ilan ettiniz, şurada aksama var, şöyle bir şey yaparsanız biz daha fazla yabancı yatırımı Türkiye’ye çekebiliriz. Bu konularda rahat olun, getireceğiniz her fikrin, düşüncenin mutlaka değerlendirileceğinden de emin olunuz. Topluca veya tek tek bana da bizzat gelebilirsiniz, arkadaşlarımızla toplanabilirsiniz. Ama iletişimimiz bizim çıkardığımız yasalar ya da düzenlemelerle sınırlı kalmasın, tepkinizi ondan sonra vermeyin, istişarelerimizi daha yoğun yapalım ve Türkiye’nin bir yatırım havzası haline dönüşmesi konusunda da elimizden gelen çabayı gösterelim.
Türkiye dünyaya açılan bir ülke, dünyaya kapanan bir ülke değil. Özellikle son dönemde, evet, mülteciler krizi bağlamında yoğunlaştı, belki o şartlar teşvik etti, ama Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerindeki ivmeden büyük bir memnuniyet duyuyoruz.
Bakınız, Cuma günü Silopi’de halkımızla beraber bir güven ortamı oluşun diye birlikteydik, Cumartesi İran’daydık, Pazar günü İstanbul’da Cumhurbaşkanımızla birlikte üçüncü köprünün son tabliyesini koyduk, dünyanın en yüksek ve en geniş köprülerinden biri, hemen arkasından Brüksel’e gittik, gece boyu Sayın Merkel’le 6 saat, akşam 9’dan gece 3’e kadar Sayın Merkel ve Sayın Rutte Dönem Başkanı’yla müzakerelerde bulunduk, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yeni bir ivme katmak için. Pazar günü bütün gün yine ertesi gün gece 01.30’a kadar bu müzakereler devam etti, sonuçta Türkiye’nin Avrupa Birliği’yle ilişkilerinin önünü açmak için büyük bir çaba sarf ettik.
Mülteciler konusu vicdani bir konudur, gereğini yapıyoruz, bundan da hiç çekinmedik, kaçınmadık, fedakarlığın her türlüsünü yaptık.
Ama benim memnun olduğum husus şu ki; ilk defa Avrupalı liderler, Türkiye’yle Avrupa Birliği’nin kaderinin ortak olduğu ve bazı sorunları ancak Türkiye’yle birlikte aşabilecekleri kanaatini derinden hissetmiş olmaları. Bizim için önemli olan hususları kendileriyle paylaştık. Nedir bu? Vize muafiyeti. Düşününüz, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı burada yatırım yapan bir uluslararası yatırımcının temsilcisi olsa, bu sizin şirketlerinizde çalışıyor olsa, kendi şeyleriyle, yani yatırım yapan şirket yöneticileri ve patronlarla görüşmek için gittiğinde bile vizeye ihtiyacı var değil mi? Yani Hollanda, ki bize en büyük yatırımı yapan ülke, takdir ediyoruz, kendisine de, Mark Rutte’ye Hollanda Başkanı değerli dostuma da ifade ettim. Burada bir yatırım yapıyor, Türkiye’den bir CEO, bir genel müdür görevlendiriyor, o genel müdür Hollanda’ya gidip şirketinin merkeziyle istişare etmek istediğinde dahi vize gerekiyor. Şimdi bunun sürdürülebilir bir tarafı yok. Gümrük Birliği’yle pazarımız birleşmiş, aslında çok gecikmiş bir adım. Ben akademik hayattayken Gümrük Birliği imzalandığında onu bu açıdan eleştirmiştim, yani serbest dolaşım olmadan Gümrük Birliği’nin imzalanmasında doğabilecek zaaflar diye. Ama Gümrük Birliği’ni de biz Tür sanayinin rekabetçi gücünü artırmak ve yabancı sermayeyi çekebilmek için de çok iyi değerlendirdik. Şimdi inşallah Haziran ayından itibaren, biraz önce Mecliste o çalışmayı yapıyorduk bir taraftan görüşmeler sürerken, gerekli bütün yasal işlemler tamamlanacak, Haziran ayında inşallah vize muafiyeti sağlanacak. Sizler de kendi şirketlerinizle istişare etmek için vize isteme gibi bir zilletten kurtulacaksınız.
Buradan da bir kez daha muhalefet liderlerine çağrıda bulunmak istiyorum, çünkü bu yasal düzenlemelerin Meclisimizden geçmesi için, 1 Mayıs’a kadar geçmesi lazım ki Haziran’a kadar Avrupa Birliği içindeki süreçler de tamamlansın, muhalefetin desteğine ihtiyacımız var, en azından köstek olmamasına ihtiyacımız. Biz kanunları 317’yle çıkarırız da engellemesinler, engelleyici bir tutumla Meclisi bloke etmesinler, bu kanunları çıkaralım. Bu 50-60 yıllık bir rüyadır bütün vatandaşlarımız için, bunu gerçekleştireceğiz.
Yine fasılların açılması konusunda da bazı prensip kararlarına vardık. Bunlar Türkiye’nin reform takviminin ve mantığının dayandığı en önemli çıpa olan Avrupa Birliği’yle ilişkilerin yeni ivme kazanması açısından da önemli.
Dolayısıyla, siyasi istikrar var, ekonomik istikrar var, ekonomik ve siyasal reform iradesi Avrupa Birliği’yle birlikte gelişen bir irade olarak var. Ve nihayet dördüncüsü, yatırım ortamının iyileştirilmesi bağlamında size hukuk sistemi, yargı sistemi konusunda güvencelerin verilmesi ve bu bağlamda da bürokrasinin çıkarabileceği engellerin aşılabilmesi.
Türkiye’ye yatırım yapan herkesin yargı güvencesini görmek istemesinden daha doğal bir durum olamaz. Türkiye’deki yargı sistemi, Türkiye’de yatırım yapanları da Türk vatandaşları gibi teminat altına almak durumundadır. Bu uluslararası evrensel bir kuraldır.
Ve sizin bu anlamda yatırım yapan merkezlerinize, yöneticilerinize ileteceğiniz bir mesaj olarak şunu ifade etmek isterim: Yüzde 100 yerli şirketler hangi muameleye muhatapsa, Türkiye’ye yatırım yaparak Türkiye’nin kalkınmasına katkıda bulanan şirketler, uluslararası yatırımcılar da aynı muameleye bu anlamda muhataptırlar, herhangi bir negatif ayrımcılık söz konusu olmaz. Hukuki olarak size verilen güvenceler teminat altındadır, hiç kimse bu güvencelerin yıpranmasından, örselenmesinden kaygı duymamalıdır. Kaygı duyarsanız başvuracağınız makam biziz. Kim sizin hakkınızı, hukukunuzu ihlal ederse ve yapılan hukuki çerçevenin dışına çıkan bir tavır sergilerse, bunun için de Türkiye’de gerekli işlemlerin yapılabileceği mekanizmalar mevcuttur.
Ayrıca en çok önem verdiğimiz bu 25 öncelikli dönüşüm programın başında, en başında da zikrettim, yatırım ortamının iyileştirilmesi, bürokrasinin azalması ve yargı sisteminin en etkin şekilde çalışması yatırım ortamı açısından olmazsa olmaz şartlardır. Önümüzdeki dönemde yargı sistemiyle ilgili, geçen sene 17 Nisan’da açıklamış olduğum yargı reform paketini de birer birer hayata geçireceğiz.
Şimdi geçtiğimiz hafta bilirkişilik sisteminin yeniden yapılandırılmasını ele aldık. Bilirkişiliğin özellikle bazı noktalarda nasıl tek taraflı işleyebileceğinin örneklerini yakından gördüğümüz için, kesinlikle bilirkişilik sisteminin yasal bir zemine kavuşması ve mutlaka objektif bir şekilde işlemesi, gerçek bir ekspertiz olarak işlemesi konusunda gereken her türlü tedbiri alacağız. Bundan sonraki bütün bu işlemlerde de, yargıyla ilgili ilişkilerde de bu hususların göz önüne alınacağından emin olunuz.
Sizlerle daha çok vakit geçirmek isterdim, ama şimdi bir taraftan da Mecliste bütçe görüşmelerimiz sürüyor. Bir Hükümetin en önemli sorumluluğundan birisi, Başbakan olarak da benim, bütçe konusunda Meclise hesap vermek, Meclisi dinlemek, orada gelişen hususlarla ilgili gerekli teatide bulunmaktır. Bütün bu yoğunluğa rağmen sizlerle biraraya gelmem dahi herhalde bu konuya verdiğim önemi gösteriyor.
Bir kez daha bu toplantı vesilesiyle YASED yöneticilerine teşekkürü bir borç buluyorum.
Ve zihninizden hiç çıkmaması açısından tekrar ederek söylüyorum, daha çok doğrudan yatırım bekliyoruz. Her biriniz Türkiye’nin elçisisiniz, her biriniz gittiğiniz her yerde Türkiye’nin, bir, siyasi istikrarının sarsılmaz olduğu. İki, ekonomik istikrarından taviz verilmeyeceği. Üç, ekonomik ve siyasal reformların en güçlü şekilde sürdürüleceği. Dört, yargı sistemi güvencesi ve bürokrasinin azaltılarak yatırım ortamının iyileştirileceği taahhüdünden hiçbir zaman vazgeçmeyeceğimizi bizim temsilcilerimiz olarak yurt dışındaki dostlarınıza, şirketlerinize aktarmanızı rica ediyorum.