Basbakan Davutoglu, Sanliurfa’da gençlerin sorularini yanitladi
Davutoğlu, Şanlıurfa’da, Habertürk televizyonunda canlı yayınlanan "Şimdi ve Burada" adlı programda gençlerin sorularını yanıtladı.
Şanlıurfa Belediyesi Müzik Topluluğu tarafından kentin kurtuluşunu anlatan türkünün seslendirilmesiyle başlayan programda Başbakan Davutoğlu, sanatçılara teşekkür etti ve o günleri yaşamış gibi hissettiğini ifade etti.
Şanlıurfa’ya bugün İstiklal Madalyası’nın takdim edildiğinin belirtilmesi üzerine Başbakan Davutoğlu, çok gurur duyduğu bir gün yaşadığını, sadece İstiklal Madalyası’nı takdim etmediğini, aynı zamanda Şanlıurfa’nın da hemşehrilik beratının kendisine verildiğini söyledi.
Bütün şehirlerin güzel olduğunu, geçen hafta Diyarbakır’ı ziyaret ettiğini ifade eden Davutoğlu, sözlerine şöyle devam etti:
"Her şehir bize bir şeyler anlatır. Şanlıurfa hikayesi çok olan bir şehir. Hz. Adem’e kadar gider. Hz İbrahim’in ateşin içinde suyla bereketlenmesi ve o imtihanın içinden çıkması. Bir anlamda iman aşkının ateşle imtihanı. Yakın tarihimizde Şanlıurfa’nın bize en büyük armağanı istila ateşine karşı istiklal aşkı. Düşünün bir ülkenin bütün orduları tasfiye edilmiş, ümitler kırılmış, şehirler düşmüş, bazı şehirler bu tablo karşısında ayağa kalkmış ve ’bu şehir, bu ülke, bu toprak benim’ demiş. Şanlıurfa’nın hikayesi kendini kurtaran şehrin hikayesidir. Talimat, yardım, silah gelmemiş, ordu dağılmış. Daha TBMM kurulmamış. 4-5 Eylül gecesi Kuvayı Milliye’nin ilk tohumları burada atıldığında 12 yiğit insan bir araya gelmiş. O güzel insanlar bir işaret fişeği çakmışlar, toplanmışlar, ahdetmişler. ’Şanlıurfa özgür olana kadar durmak yok’ demişler."
İNŞALLAH ŞANLIURFA KIYAMETE KADAR BUNU TAŞIR
Ankara’da düzenlenen AK Parti Gençlik Kolları Toplantısı’nda, Şanlıurfa Gençlik Kolları Başkanı’nın yanına gelerek, "Biz mahzunuz. Bizim İstiklal Madalyamız daha gelmedi" dediğini anlatan Davutoğlu, gencin salonda olup olmadığının sorulması üzerine gülerek "İstiklal Madalyası’nın arkasından gitmiş olabilir." ifadesini kullandı.
Madalyayı Büyükşehir Belediye Başkanı Nihat Çiftçi’ye teslim ettiklerini, gençliğe de emanet ettiklerini vurgulayan Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Gençlere emanet edilen şey emin elde demektir. Baktık ki Kahramanmaraş’a, Gaziantep’e madalya verilmiş, Urfa’ya verilmemiş. Hemen talimat verdim. ’Ben 11 Nisan’da Urfa’ya gidiyorum. Bu kararı çıkarmak için teşebbüse başlayın’ dedim. Meclis Başkanı İsmail Bey’i aradım o da ’Hemen’ dedi. Urfa’ya hem madalya hem de Bakanlar Kurulu ile geldim. Uzun bir aradan sonra. Bu hikayenin parçası olmaya ve bu hikayeyi yaşatmaya geldik. Urfa bizi bağrına bastı. Her köşesinde büyük bir muhabbetle madalyayı kutladılar. Niye Şanlıurfa’yı tercih ettim? Bir işareti de mesajı da ülkemize vermek istedim. Mardin, Van, Bingöl, Silopi, Diyarbakır’ı ziyaret ettim. Bu arada İzmir, Konya, Manisa ve İstanbul’a da gittim.
Ortadoğu’da etnik ve mezhebi çatışmalar yaşanırken Halep, Musul parçalanırken Şanlıurfa bütün bu kompozisyonu, küçük bir Ortadoğu gibi kendisi buluşturan bir şehir olarak bu istiklal ruhunu sürdürürse güzel mesaj olur. Bu şehrin özgürlüğünü kazanmasına sebep olan dedelerimiz arasında Kürtler, Araplar, Türkler bütün bir Şanlıurfa vardı. Şimdi bizi şu veya bu kimlikle bölmek isteyenler, Suriye’deki ateşi bize yansıtmak isteyenler var. Gençler, Şanlıurfa’nın bu hikayesini zihninize gönlünüze yazın. O 12 insanın içinde Türk, Kürt, Arap vardı. Bundan sonra da bunlar hep kardeş olacak diye gönlünüzden yüreğinizden bunu hiç çıkarmayın."
Davutoğlu, Şanlıurfa’ya İstiklal Madalyasının hayırlı uğurlu olmasını dileyerek, "İnşallah Şanlıurfa kıyamete kadar bunu taşır ve tekrar böyle bir madalya almak için bir istiklal mücadelesi vermek zorunda kalmaz. Bu da gençlerin koruyacağı bir şey. Ne olursa olsun şehirlerin hikayesine sahip çıkın." ifadelerini kullandı.
Davutoğlu, program sunucusunun, "Siz dün Sayın Cumhurbaşkanı ile beraber Beşiktaş’ın yeni stadını açtınız. Orada Cumhurbaşkanı size bir pas attı ve siz o topu inanılmaz şekilde kontrol ettiniz. Cumhurbaşkanımızın bir futbolcu kariyeri var biliyoruz, sizin nereden geliyor bu yetenek. Siz izlediniz mi kendinizi?" şeklindeki sorusuna, "Kısa bir seyrettim" yanıtını verdi.
Sunucunun, "Hatta sizi Messi’ye benzetenler oldu" sözleri üzerine, Davutoğlu’nun, "Öyle mi? Ben de Messi’yi bana benzetiyorlar diye düşünmüştüm" sözleri gülüşmeye neden oldu.
"Futbol geçmişiniz var mı" sorusuna, Başbakan Davutoğlu’nun, "Ben lisede çok iyi oynardım diyebilirim. Mütevazi şekilde tabii. Hala da oynarım. Buradan çıkıp bir maça gidebiliriz, niyetli olan varsa. Yani amatörce, arkadaşlar arasında oynardık. Son olarak seçim kampanyasında Trabzon’da oynadım. Söylemesi ayıp galiba 4 gol attım" şeklindeki sözleriyle yanıt vermesi de alkış aldı.
Başbakan Davutoğlu, sunucunun, "Cumhurbaşkanımız da size epey sert bir pas atmış aslında. Siz profesyonelce kontrol etmişsiniz pası" şeklindeki değerlendirmelerine karşılık, "Biz Cumhurbaşkanımızla eskiden beri iyi paslaşırız" ifadesini kullandı.
Bir üniversite öğrencisinin, "Gençler olarak sosyal medyayı çok kullanıyoruz ama her olaydan sonra sosyal medya kapatılıyor ülkemizde. Herkes bir yolunu bulup, giriyor. Madem bu çözüm yolu değil neden kapatıyorsunuz" şeklindeki sorusu üzerine Davutoğlu, şunları söyledi:
"Bir kere şunu ifade etmek isterim ki teknolojinin, iletişim teknolojisinin bu kadar geliştiği bir dönemde, hiçbir şeyin gizli saklı kalması mümkün değil. Engellenmesi de mümkün değil. Ben akademisyen olarak zaten herhangi bir fikrin, herhangi bir kanaatin sadece durdurularak engelleneceği inancında değilim. Fakat belli durumlar olur ki siz de benim yerimde olsanız bazı kararları almak zorunda kalabilirsiniz. O da nedir, düşünün, Ankara Kızılay saldırısı. O gün tüm Türkiye huzurlu bir gün yaşıyordu. Bir pazar günüydü. Kızılay’da otobüse binip evine dönmek arzusunda olan, her birinin ailesi, kardeşi, evde bekleyen oğlu, kızı, insanlara karşı bir saldırı yapıldı. Şimdi orada o anda öylesine kötü görüntüler oldu ki şimdi bir an siz kendi babanızın, annenizin Allah muhafaza, bir kardeşinizin böyle bir olayda bedeninin etkilenmiş olduğu bir şekilde olay yerinde olduğunu düşünün ve o anda da bu görüntülerin bir anda bütün sosyal medyada yayıldığını düşünün. Burada bir karar almak zorundasınız."
DÜNYANIN HER YERİNDE TERÖR OLAYI OLDUĞUNDA KONTROLLÜ YASAK GELİR
"Dünyanın her yerinde terör olayı olduğunda, bazı kontrollü yasaklar gelir" diyen Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Paris saldırısı sonrasında herhangi bir cenaze gördünüz mü? Yok. Çünkü hemen durdurdular, bütün sanal iletişim kanallarını. Biz de bazen böyle durumlarda bu tedbirleri almak zorunda kalıyoruz. Neden? Bir boyutu, insani boyutu o anda o olaydan etkilenmiş kişilerin öyle veya böyle görüntülerinin o kişinin aile fertlerinin üzerinde olumsuz etki yaratmaması. Bir diğer boyutu teröristlerin emellerine ulaşamaması. Teröristler zaten panik oluşturmak, korku oluşturmak, insanlarda hayata olan bağlılığı yok etmek için bu terör olaylarını yayarlar. Ta ki bizi korkutabilsin, sindirebilsinler diye. Bütün o görüntülerin o an itibarıyla sosyal medyada süratle yayılması ki her şey yapılıyor o anda o teröristlerin amaçlarına ulaşabilmek için araç haline dönüşebiliyor. Onu da engellemek gerekiyor."
BAZI TERÖR OLAYLARININ ORGANİZASYONU SANAL MEDYA ÜZERİNDEN YÜRÜTÜLÜYOR
Davutoğlu, 6-7 Ekim olaylarında, sosyal medya üzerinden, “silahlanın, şu mahallede şunu yapın, bunu yapın” gibi eylem planlarının yapıldığını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu tür durumlarda insanların can güvenliğini korumak ve mümkün olduğu kadar teröristlerin etkili alanlarını daraltmak için bazı tedbirler alınıyor. İşte bu sebeple bazı yasaklar geliyor ama bu kalıcı olmuyor. Dikkat ederseniz, bir iki gün yavaşlatıyor veya daha yavaş akıyor ama daha sonra normal düzene giriyor. Yoksa prensipte bu kadar etkileşimin, iletişimin, teknolojik imkanların genişlediği dönemde kalıcı yasaklarla bir yere varılmayacağını hepimiz biliyoruz. Bu bir araç. Hep bıçak örneğini verirler, güzel işler için de çok olumsuz şeyler için de kullanabilirsiniz. Teknoloji de nihayetinde araç. Ona misyon biçecek olan, onu işlevselleştirecek olan şey o aracı elinde tutan kişi. Siz çok iyi niyetlerle tutuyorsunuz ama o anda o, aracı kötü bir niyetle bir eylemin hazırlığı için kullanıyor.
Siz haklı olarak takip edemeyebilirsiniz ama biz yakından takip ediyoruz, bazı terör olaylarının organizasyonu genellikle şifreli bazı sanal medya üzerinden yürütülüyor. Bu konuda da istihbarat birimlerimiz onları çözmeye çalışıyor. Öylesine büyük imkan ki bu teknoloji, o imkanı olumlu yönde kullananlara mutlak özgürlüğü tanımak lazım, olumsuz yönde kullanmak isteyenleri de sınırlamak gerekiyor. Bazen onları sınırlarken sizin gibi gençler de kısa sürede sınırlanmış oluyor yoksa nihayetinde bu özgürlükleri kimse kısıtlayamaz, durduramazsınız. Hayat gibi teknoloji de akar."
İSMİMİ MESSİ DİYE YAZMAYIN SAKIN, AHMET HOCA DİYE YAZIN
Canlı yayına katılan gençlere, aralarında bir "WhatsApp" mesaj grubu kurmaları önerisinde bulunurken, bir gencin kendisinin de numarasını kaydedebileceklerini söylemesi üzerine Davutoğlu, gülerek, "Şeref duyarım, alın, arada haberleşiriz ama ismimi yazarken Messi falan diye yazmayın sakın, Ahmet Hoca diye yazın" dedi.
Maliye Bölümü öğrencisi olduğunu söyleyen bir gencin, "İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi mezunlarının sadece yüzde 14’ü iş bulabiliyor, diğer yüzde 86’lık kısmı iş bulamıyor. Devletin yüzde 86’lık kısmı düşünmek için uyguladığı politikalar var mı, varsa bizimle paylaşabilir misiniz" sorusunu da yanıtlarken Davutoğlu, gülerek, "O zaman ben bayağı şanslıyım. Ben de İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi mezunuyum ama iş bulabildim, yani Boğaziçi İktisadi İdari Bilimlerde biliyorsunuz ekonomi ve siyaset bilimlerini çift anadal bitirdim, bir iş bulabildik. Hamdolsun, boşda değiliz. Bugünler de çalışıyoruz" değerlendirmesini yaptı.
SEVDİĞİ YOLDA YÜRÜYEN KİMSENİN İŞSİZ KALDIĞINI GÖRMEDİM
"Bitirdiğiniz okul önemli, bölüm de önemli ama en önemli şey ne biliyor musunuz, azimle sevdiğiniz bir mesleği icra etmek için çalışmanız, sevmeniz" diyen Davutoğlu, "Ben şimdiye kadar sevdiği okuldan mezun olup sevdiği bir yolda yürüyen kimsenin işsiz kaldığını görmedim. Hiç merak etme, inşallah iş bulursunuz. O anlamda bir korkuyla hayata başlamayın" şeklinde konuştu.
Başbakan Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Hayatımda bilerek hiç yalan söylemedim ama bir kere rahmetli annem, ’İlla doktor olacaksın’ demişti. Fakat ben mutlaka iktisat okumak istiyordum, iktisat siyaset bilimi. Neden? Çünkü bizim dönem, 1970’li yıllar, hepimizin ’bu ülke niye geri kaldı’ diye yanıp tutuştuğu yıllardı. ’Niye biz dünyayla rekabet edemiyoruz’ diye birbirimize sorduğumuz yıllar. ’Büyük devletin devamıyız ama o günler itibarıyla söylüyorum, niye dünyanın ilk 30-40 ekonomisi arasına giremiyoruz ya da gelişmiş ülkeler ekonomisi arasına giremiyoruz ya da gelişmiş ülkelerden neden bu kadar geriyiz’ diye, hep bu soru.
Hatta o zaman bir Başbakan Yardımcısının, ’Türkiye böyle çalışırsa 1995’te İtalya’nın bugünkü seviyesine gelebilir’ dediğinde yüreğimde bir şey olmuştu, orta ikinci sınıf talebesiydim. İktisat okumaya karar verdim. Ne yaptım biliyor musunuz annemi de kırmak istemiyorum, rahmetliyi, aldım o zaman tercihler öyle yapılıyordu, 14 tercih yapılıyordu yanlış hatırlamıyorsam, en başa Boğaziçi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi yazdım. O zaman 520 puanla falan alıyordu. Sonra alta İstanbul Çapa Tıp, Ankara Hacettepe Tıp vesaire, hepsini yazdım. O zaman onlar 600 puan alıyorlardı. Yani ben aslında kaç puan alırsam alayım birinciye girecektim. Anneme gösterdim, baktı 12 tıp yazıyor bir tane başka bir şey yazıyor. Önemli değil diye düşündü. Sonunda tabii ilk tercihime girdim. Hiç pişman değilim, çünkü arzu ettiğim şeyi yaptım."
"Neyi hayal ediyorsanız, neyle mutlu olacaksanız önünüze doğru yürüyün, iş, meslek arkanızdan gelir" ifadesini kullanan Davutoğlu, şunları söyledi:
"Ama bir şeye aşkla bağlı olmazsanız, zihninizde bir hayaliniz olmazsa, tereddütle yaklaşırsanız, ’Acaba iş sahibi olur muyum’ diye korkarsanız, o zaman o korku sizi zayıflatır. Sen maliyeyi çok sev. Orada okuduğun için söylüyorum, emin ol iş sıkıntın olmayacak ama bizim üzerimize düşen görev, sizlerin böyle bir korku yaşamadan hayata başlamanız. Yüzde 14 rakamına da bakacağım biraz abartılmış geliyor. İktisadi İdari Bilimler Fakültesi bu kadar işsiz mezun çıkartmaz."
İki ayda 250 bin yeni iş imkanı ürettiklerini ifade eden Davutoğlu, Türkiye’nin genç nüfusunun olduğuna dikkat çekti. Nüfusun arttığını kendilerinin de koşarak bu nüfusa iş yetiştirmeye çalıştıklarını dile getiren Başbakan Davutoğlu, gençlerden kendilerini iyi donatmalarını istedi. Öğrencilere hayallerinin peşinden koşmalarını tavsiye eden Davutoğlu, Nobel ödüllü bilim adamı Aziz Sancar’ı örnek gösterdi.
Taşeron işçilerin durumuna ilişkin soru üzerine de Başbakan Davutoğlu, konuyu "önemli bir yara" olarak nitelendirdi. Taşeron işçilerin statüleri konusunda uzun dönem sıkıntı yaşandığını hatırlatan Davutoğlu, 2014’te iki kanun çıkardıklarını belirtti. Bunların birinde taşeron işçilere toplu sözleşme hakkı getirildiğini, diğerinin ise asli iş kolu ile yardımcı iş kolunun ayırt edilmesine yönelik olduğunu dile getiren Davutoğlu, şunları söyledi:
"Sözümüz, taahhüdümüz şuydu, asli iş yapanları alalım, belli bir adalet sağlayalım. Yardımcı iş yapanlar ise şirketlerle birlikte çalışmaya devam etsinler. Ama sonra gördük ki etüt ettik, bunun getireceği bir takım adaletsizlikler olabilir. Seçimden sonra değerlendirdik ve hepsine bu imkanı verelim dedik. 700 bini aşkın vatandaşımıza. Dolayısıyla onlara bu imkanı vereceğiz. Ne imkanını veriyoruz? Kamuda görev yapma imkanını, kamuda istihdam hakkını. Bu, değişik formüllerle olabilir.
Şu ana kadar ki sözleşmeleri devam ettiği için şimdi aynı temelde sözleşmeli olarak onları kamuda istihdam edeceğiz, söz verdiğimiz gibi. Ama bunu yaparken de bir başka adalet unsurlarını da gözetmemiz lazım. Bir, güvenlik araştırmasını yapmak zorundayız. Nasıl herhangi bir memur yeni işe başlıyorsa veya işçi bir güvenlik araştırması yapılıyor, kamuda bu yapılacak. Yoksa art niyetle taşeron şirketlerde çalışan bazı örgüt bağlantıları olanlar da bundan istifade etmeye kalkabilir. Bizim için önemli olan işçilerimizin haklarının temin edilmesi. İkincisi, asli işlerde çalışıyorsa bir sınavla onun gerçekten o işi yapabilecek kapasitede olup olmadığını görmek. Burada da KPSS’ye milyonlarca insan girip iş sahibi olamazken taşeronlardan almanın adaletsizliğini de buradan gidermeye çalışıyoruz. Bunun ikisi aşıldığı zaman, yapıldıktan sonra elimizdeki taşeron işçilerimizi inşallah kamuda bu anlamda istihdam edeceğiz. Hiç merak etmesinler bunları tamamlayanlar iş imkanına kavuşacaklar."
ALTERNATİFLERİ DEĞERLENDİRDİK
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Murat Çetinkaya’nın yeni Merkez Bankası Başkanı olmasını öngören kararnamenin imzaya açılmasına ilişkin soru üzerine Başbakan Davutoğlu, merkez bankalarının bütün dünyada siyasi bürokratik kadroların çok özel bir şekilde değerlendirdiği bir alan olduğunu belirtti. Ülkenin para politikalarının, makro ekonomik dengelerinin belirlendiği kurumda ehliyet ve liyakatın öne çıkmasının önemine değinen Davutoğlu, "Bizim iktidarlarımız döneminde Merkez Bankasında ehil kadroların iş başına gelmesi bizim için hep önem taşıdı" diye konuştu.
Bu dönemde Türkiye’nin Merkez Bankası rezervlerinin 20-25 milyar dolar civarından 130 milyar dolara çıktığına dikkati çeken Başbakan Davutoğlu, hükümetlerle merkez bankalarının yakın çalışmasını ekonomik başarı için şart olarak nitelendirdi.
Davutoğlu, Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın görev süresi içinde çok önemli hizmetler yaptığını belirterek, çok kıymetli bir ekonomist ve akademisyen olduğunu söyledi. Görev süresinin sonuna gelen Başçı’nın yerine gelecek isim konusunda bir takım kriterleri göz önünde tuttuklarını dile getiren Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Süreklilik önemli, kurum içinde süreklilik. Politikalarda istikrar, piyasalara güven vermek. Bu anlamda Erdem Bey ile de birlikte çalışan yine çok güvendiğimiz bir arkadaşı Murat Çetinkaya, o da benim ta 90’lı yıllardan tanıdığım, Boğaziçi Üniversitesinde çok iyi bir akademik kariyerden sonra özel sektörde, finans sektöründe çalışmış, Merkez Bankası başkan yardımcısı olarak da önemli görevler ifa etmiş bir arkadaşımız. Alternatifler vardı. Bu alternatifler üzerinde geçtiğimiz hafta, Sayın Cumhurbaşkanımızla haftalık görüşmemizde, birlikte alternatifleri değerlendirdik."
BİRAZ HEVESLERİ KURSAĞINDA KALMIŞ
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile konuyu önceki gün tekrar istişare ettiklerini ve Çetinkaya’nın bu görevi en iyi şekilde yapacağına kanaat getirdiklerini belirten Başbakan Davutoğlu, şunları söyledi:
"Türkiye’de kriz çıkarmak veya kriz olmasa bile bir kriz havası oluşturmak için fırsat kollayanlar, bekleyenler var. Aylardır ’Merkez Bankası başkanı nasıl seçilecek, ne olacak’ diye zaten neredeyse pusuda bekleyenler var. Herhalde onların biraz hevesleri kursağında kalmış. Ama piyasaların bugünkü genel tepkisine baktığınızda da bu sürekliliğin devamı önemli bir istikrar ve güven unsuru olarak görüldü. Murat Bey de çok takdir ettiğim, ağırbaşlı, vakur ve bu anlamda güvenimizi hep kazanmış bir arkadaşımızdı."
Çetinkaya’nın yeni görevi en iyi şekilde ifa edeceğine yönelik inancını dile getiren Davutoğlu, "19 Nisan’da görevi normalde doluyor Erdem Bey’in ama şimdiden ilan ederek hem bir geçiş süreci olur hem de piyasalarda her gün ’Ne olacak, kim kime yakın, ne oluyor’ gibi ülke ekonomisi açısından hiç sıhhatli olmayan tartışmalar çıkarmaya çalışanlar oldu. Bu arada Erdem Bey’i de inşallah OECD’ye büyükelçi olarak göndereceğiz" ifadesini kullandı.
Eskiden Türkiye’de ehliyet ve liyakat konusunda şöhret olmanın zor olduğunu ama şimdi değişik alanlarda dünya çapında görev ifa eden insanların olduğuna dikkati çeken Başbakan Davutoğlu, bunun Türkiye için büyük bir kazanç olduğunu söyledi.
Başbakan Davutoğlu, siyasette önemli olanın bir mevkide çok uzun süre kalmak olmadığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:
"Önemli olan o mevkiyle birlikte bir süreklilik içinde yeni insan unsurlarını devreye sokmak. Bizim size devredeceğimiz en güzel miras özgüvendir. Kendinize, ülkenize güveneceksiniz. Türkiye’de ’her an bir kriz çıksın’ diye neredeyse yapılan çabalar karşısında eğer bizim özgüvenimiz sağlam olmamış olsaydı şu anda topluma karamsarlık hakim olurdu. Bu anlamda Merkez Bankasındaki nöbet değişimi güzel bir örnek teşkil etti."
HEPİMİZ, ÇOCUKLAR BİLE MİLYONERDİ
Merkez Bankasında atılan adımın hayırlı olması temennisinde bulunan Davutoğlu, salondakilere Türk lirasında altı sıfırın olduğu dönemleri anımsattı. Başbakan Davutoğlu, "Hepimiz milyonerdik. Çocuklar bile milyonerdi ama paranın değeri yoktu" dedi.
Bir ülkenin itibarının birkaç unsurla belli olduğunu dile getiren Başbakan Davutoğlu, şöyle devam etti:
"İnsanlar o ülkenin bayrağına baktıklarında ne hissediyorlar? Düşünün gözünüzün önünden bayrakları sırayla geçirin. Pakistan, Tunus bayrağı sizde bir anda heyecan uyandırabilir değil mi? Benziyor bizim bayrağımıza. Bazı bayraklara hafif soğuk durursun, bazı bayraklar da sizde hiçbir şey uyandırmaz. Şu çok önemli, bugün al bayrağı gören bir Somalili kendi bayrağı gibi hissediyorsa, al bayrağı gören bir Filistinli ’Bu beni temsil ediyor’ diyorsa, al bayrağın altında yaşamak için koşarak Türkiye sınırlarına gelen bir Suriyeli ’Ah şu bayrağın altına sığınayım’ diyebiliyorsa, binlerce kilometre ötedeki Arakanlı, ziyaret ettiğimde al bayrağı kaldırıp öpüp başına koyuyorsa, o bayrak sembol olarak o ülkenin değerini yansıtır."
Bir ülkenin değerini yansıtan diğer değerlerin ise pasaport ve para olduğunu belirten Davutoğlu, "Eskiden herkes alay ederdi Türk lirasıyla. Şimdi birçok yerde mesela Erbil’e gitseniz veya bazı yerlerde Türk lirası üzerinden alışveriş yapılıyor. Bunlar hep değer ifade eder. Bu ülkenin ekonomisinin buraya gelmesine katkıda bulunan herkese teşekkür borçluyuz. Görüş ayrılıkları olabilir, farklı fikirler söylenebilir bunların hepsi yaşanır gelip geçer. Geride ne miras bıraktığınız önemli" ifadelerini kullandı.
İnönü Üniversitesi’nden bir öğrencinin söz alması üzerine Davutoğlu, Malatya’da kayısının çıkıp çıkmadığını sordu.
Öğrencinin "Başkanlık sistemi geldiğinde, bu federal yapı sağlanacak mı, sağlanırsa doğu bölgede özerklikler olacak mı, olduğunda sizin konumunuz ne olacak?" sorusu üzerine Davutoğlu, "İşsiz kalacağım, öyle mi diyorsun" diye esprili yanıt verdi.
Başkanlık sistemi ile federalizm, özerklik arasında hiçbir doğrudan irtibat olmadığının altını çizen Başbakan Davutoğlu, başkanlık, parlamenter sistemlerinin bir yönetim biçimi olduğunu belirtti.
Üniter bir devlette ya da federal bir sistemde hem başkanlık hem de parlamenter sistemlerin olabileceğini dile getiren Davutoğlu, parlamenter sistemin en çarpıcı örneklerinden Almanya’nın üniter değil, federal bir devlet olduğunu kaydetti.
Başbakan Davutoğlu, "Üniter devletler parlamenter olur, başkanlık sistemleri, federalizme yönelir" diye bir hususun olmadığına vurgu yaparak, sözlerini şöyle sürdürdü:
"(Başbakanlık anlamında ne olacak) diyorsanız, en önemli şey nedir biliyor musunuz, zihninizde hesap yapmadan samimi olarak bir fikri savunmak. Hesabi olanlar mutlaka kaybeder, hasbi olanlar mutlaka kazanır. Bunu bir kenara yazın. Hasbi olanlar kazanır, hesabi olanlar kaybeder. Hasbi olmak ne demek, hasbi olmak, hiçbir şahsi düşünce gözetmeden doğru bildiği şeyi yapmak, gönülden yapmak. Hesabı olan ise her adımını hesap ederek, ’çıkarım ne olur, bulunduğum konum ne olur’ diye atar. Ben hayatım boyu, ilim adamıyken de hasbi olmaya çalıştım, devlet adamıyken de hasbi olmaya çalıştım. İlim adamıyken hiçbir konuda sözümü esirgemedim, yazdıklarım ortadadır, 28 Şubat döneminde de yazdıklarım ortadadır. Bir an bile ’yarın mevkim, makamım ne olur’ diye düşünmedim."
Başbakan Davutoğlu, 2002 yılında 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kendisini çağırıp, başdanışmanlık görevi verdiklerinde sadece katkıda bulunup, daha sonra ilim hayatına geri dönmeyi planladığını anlatarak, ancak şartların devlet adamlığı sorumluluğunu üzerine yüklediğini söyledi.
"Hayatta yapmadığım tek şey bir sorumluluk üstüme yüklenmişse o sorumluluktan kaçmadım ve o sorumluluğun gereği neyse onu yaptım." diyen Davutoğlu, geriye dönüp baktığında şahsi muhasebesinde yanılmadığını gördüğünü ve doğru bildiğini yaptığını kaydetti.
Hiçbir zaman bir hesabın içinde olmadığını aktaran Davutoğlu, şu değerlendirmede bulundu:
"(Ben başbakanım, başkanlık sistemine geçerse ben ne olurum) diye soruyorsam zaten hasbilikten kopmuşum demektir, bu makamı hak etmiyorum demektir. Bundan Allah’a sığınırım. Millet önünde böyle bir hesap yapmaktan Allah’a sığınırım. Doğru olanı savunurum, nedir doğru olan 12 Eylül Anayasası, çarpık bir anayasadır, darbe anayasasıdır. Ben o 12 Eylül Anayasası’nı sizin gibiyken, ilk oyumu o zaman kullandım, hala hatırlıyorum. Oy sandığına gittim, niyetim kesin, askeri darbelere karşı olduğum için ’hayır’ diyeceğim. Oylama güya gizli oylama ama bir şeffaf zarf koymuşlar, içini gösteren ’evet’ oyu bembayaz, ’hayır’ oyu koyu kahverengi, dolayısıyla kim ’hayır’ oyu koyuyorsa atarken zaten herkes görüyor. Gururla ’hayır’ oyunu kullandım ve attım. Şimdi ben ’Başbakanım’ diye 12 Eylül Anayasası’na, ’hayır’ dediğim o anayasaya sığınmam, o anayasayı değiştirmek için her şeyi yaparım."
Anayasanın ruhunun önemli olduğunun altını çizen Davutoğlu, anayasanın ruhunun insan onuruna, eşit vatandaşlığa dayanması gerektiğini aktardı. Anayasanın özgürlükçü olması, kısıtlayıcı olmaması gerektiğini dile getiren Davutoğlu, devleti tanımlaması, halkı tanımlamaması, ’’benim halkım şudur’’ diye bir emzope etmemesi, gücü tek bir elde toplamaması gerektiğini bildirdi.
5 KİŞİ OTURUR MİLLET ADINA KARAR VERİLİRDİ
Davutoğlu, anayasanın kurduğu denge ile tüm insanların kendisini güvende hissetmesi gerektiğini ifade ederek, şunları kaydetti:
"Hazreti Adem’den bu yana insanlar iki şeyi arar, biri özgürlük, biri güvenlik. Güvenlik olmadan özgürlüğü koruyamazsınız, özgürlük olmadan güvenliğin getirdiği ortamı değerlendiremezsiniz. Peki bunu sağlayan bir anayasa parlamenter ya da başkanlıkta olur mu, her ikisinde de olur. Bu anayasanın ruhu parlamenter şekilde de olur, başkanlık şeklinde de olur. ’Başkanlık şeklinde otoriter olur, parlamenter demokratik olur’ diye kimse bir şey söyleyemez. Böyle bir şey yok, bazı başkanlık sistemi otoriterdir, bazı parlamenter sistemi otoriterdir. O zaman ’Türkiye’de hangi sistem daha uygun’ diye sormamız lazım. Türkiye’nin 12 Eylül’ün çarpık yapısına baktığınızda aslında 12 Eylül’ün generalleri, 5 kişi oturur, millet adına karar verirdi. 5 general oturur, karar çıkartırlardı, bu 5 general 1980 12 Eylül’ünden sonra şöyle bir hesap yaptılar, ’bu millet’ dediler, daha önce de hesap yapanlar olurdu, ’başbakanlar çıkarıyor kendi içinden ama bu başbakanlar yanlış işler yapabiliyor, o zaman cumhurbaşkanı da hep general olacağı varsayıldığı için Kenan Evren’den sonra, frenleyici yetkileri cumhurbaşkanlığına verelim, başbakan karar alsa bile mutlaka cumhurbaşkanının onayı olsun ve cumhurbaşkanının onayı olmadan hiçbir atama dahi yapılmasın’ ki bu yaramaz çocuk gibi hani milletten gelen iktidarlar, kontrol altına alınsın. Nitekim Özal rahmetli, bu yüzden Kenan Evren ile ne kadar çelişki yaşadı, hatırlarsınız. Yine bu sebeple daha sonra Necmettin Erbakan rahmetli hocamız, 28 Şubat sebebiyle o zaman Süleyman Demirel ile ama arkasındaki askeri vesayetçilerle nasıl problem yaşadı, hatırlarsınız. Yine aynı çizgiye sahip olmakla birlikte Bülent Ecevit ve Ahmet Necdet Sezer neler yaşadı hatırlarsınız. Yani bu iki kurum Başbakanlık ile Cumhurbaşkanlığı yetki çatışmasıyla birbirine karşı konumlandırıldı."
TEK BİR ŞEY VAR ZİHNİMDE, BU ÇARPIK 12 EYLÜL ANAYASASI’NI DEĞİŞTİRMEK
Başbakan Davutoğlu, Abdullah Gül 11. Cumhurbaşkanı olarak ilan edildiğinde bazı vesayetçi çevrelerin "Eşi başörtülü olan biri cumhurbaşkanı seçilmesin" diye bildiri yayınlandığını anlattı.
Bu tür olayların yaşanmaması için cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine karar verildiğini ve ilk uygulamasının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçilmesiyle hayata geçtiğini aktaran Davutoğlu, şu ifadeleri kullandı:
"Gerek 11. ve 12. cumhurbaşkanlarımızın yönetiminde, gerekse şimdi benim ile cumhurbaşkanımız arasında aynı düşünce aynı fikriyat olmamış olsa Türkiye nice krizler yaşardı. Hukuki sorumluluk, siyasi sorumluluk başbakanda ama cumhurbaşkanında da hele bir de halk tarafından seçilmiş olmak dolayısıyla gelen özel bir konum var. Şimdi bu yetki çatışmalarını gidermek gerekiyor. Onun için doğru olan, halk tarafından seçilme evresine geldiği için başkanlık sistemine geçmek. Bu otoriter bir anlayışı beraberinde getirecek diye bir şey söz konusu değil. Onun içine gerekli güç dengelerini yansıtmamız gerekir. Ben bunu doğru olduğunu bilmeme rağmen, ’eğer bu olursa ben bu makamı kaybederim’ dediğimde ben ruhumu kaybetmişim demektir, ben davamı, ben aşkımı kaybetmişim demektir. İnsan davasını, kimliğini, aşkını küçük bir makama terk eder mi, eder misiniz siz? Benim için tek bir şey var zihnimde, bu çarpık 12 Eylül Anayasası’nı değiştirmek. Birileri öyle hesap eder, birileri böyle der, birileri o yorumu yapar, hiç umurumda değil, hayatta hiçbir zaman arkaya bakmadım. Bakmış olsaydım bu makamı Rabbim bana lütfetmezdi, şimdi de bakmıyorum. Tek ilgilendiğim şey, sabah kalktığımda 81 vilayetimizde huzur var mı, güvenlik var mı? Takip ediyorsunuz gece gündüz koşturmaya çalışıyoruz. Bu ülkeyi şu anki anayasa ile yönetme sorumluluğu üzerimizde, bunu yaparım ama bu ülkeyi daha ileri bir aşamaya götürmek için anayasa reformu gerekiyorsa onu da yaparım. Sonrası mı, sonrasında güzel bir söz vardır bizde, tevekkel ne alallah. Yaparız güzel bir anayasa, 12 Eylül Anayasası’nı rafa kaldırma şerefini taşıdıktan sonra bu makamların hiçbir önemi kalmaz ama bu makamda bulunurken de hakkını veririm. Kimseyle bu hak konusunu da müzakere bahsi yapmam, cumhurbaşkanımızla birlikte o cumhurbaşkanlığı makamının ben başbakanlık makamının hakkını vere vere el ele geleceğe yürürüz."
"Türkiye’deki 49 milyon seçmenin kimlik bilgileri internette yayınlandı bir sitede. Bu konuyla ilgili soruşturma devam etti, açıklamalar yapıldı, ne aşamaya gelindi?" sorusu üzerine Davutoğlu, bugün Bakanlar Kurulu’nda konunun ele alındığını söyledi.
Davutoğlu, konu ilk gündeme geldiğinde iki hafta önceki Bakanlar Kurulu’nda Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’a çok kapsamlı bir araştırma yapılması talimatı verdiğini bildirdi.
"Devlet güven demektir. Kimlik bilgilerini devletine hiç sakınmadan insanların verebilmesi önemlidir" diyen Davutoğlu, hem Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca bir araştırma yapıldığını, hem de İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürü’nü Bakanlar Kurulu’na davet ettiklerini bildirdi.
Davutoğlu, seçim çalışması yapmak için yasal olarak partilerin genel merkezlerinin Yüksek Seçim Kurulundan (YSK) seçmen bilgisi isteme hakkı olduğunu ve kurulun 2009’da yerel seçimler öncesinde bütün partilere bilgileri gönderdiğini ifade etti.
Başbakan Davutoğlu, 2011’de bir ilde, anamuhalefet partisinin temsilcilerinin bu bilgilere ulaştığının ortaya çıktığını dile getirerek, "Yüksek Seçim Kurulundan CHP’ye veriliyor, onlar da kendisinde yapmaları gerekmeyecek şekilde teşkilata veriyorlar. Oradan da bir milletvekili hakkında bu konuda hala yargı süreci devam ediyor. Geçmişte bu partide olan bir milletvekili" diye konuştu.
Haber olarak gündeme gelen hususun da bu olduğunu aktaran Davutoğlu, muhtemelen seçmenler üzerinde çalışma yapılmak üzere verilen verilerin başka şekilde dışarıya çıktığını söyledi. Davutoğlu, "Bu, devletin herhangi bir mekanizmasından, bakanlığından çıkmış değil. YSK’nın bir partiye verdiği bilgilerin dışarı yansıtılması veya dışarı derken, kendi aralarında kullanırken bilgisayar ortamına düşünce oradan elde edilmesi. Dolayısıyla devletin bu konuda bir güvenlik sıkıntısı yok" diye konuştu.
Başbakan Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Maalesef bu yolla, Yüksek Seçim Kurulunun yasal olarak zorunlu olduğu için parti genel merkezine vermesi, parti genel merkezinden bir teşkilata, adını da söyleyeyim İzmir teşkilatına gönderilmesi, orada bu işin, bunun yayılması üzerinde bir şey var. Dolayısıyla bir partinin, yasal bir konuyu yanlış bir şekilde kullanması ve onun üzerinden yürüyen bir süreç. Bu 1991 doğumlulardan öncekiler. Çünkü o zaman daha seçmen durumuna gelenler onlar.
Dolayısıyla burada devletin ve devlet kurumlarının ve bakanlıklarımızın hiçbir ihmal ya da eksikliği yok. Onlar bilgileri, İçişleri Bakanlığı YSK’ya vermek zorunda, kanuni olarak vermek zorunda. YSK da kendisinden talep eden partilere vermek zorunda. Bugün için de geçerli bu. Hal böyleyken, tablo bu. Bizim soruşturmamız neticesinde gelen tablo bu."
VATANDAŞLARIMIZIN HAKKINI, HUKUKUNU KORUMAK BİZİM GÖREVİMİZ
Ayrıca siber saldırılar konusunda Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının koordinasyonunda ciddi ve kapsamlı çalışmalar yürütüldüğünü ifade eden Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Vatandaşlarımızın hakkını, hukukunu korumak bizim görevimiz. Nasıl bir tedbir alınacağı konusunda, bu bilgilerin kötüye kullanılmaması için, özellikle TC Kimlik numarası olarak bilinen numara üzerinden herhangi bir usulsüzlük yapılmaması için tedbirler üzerinde de çalışıyoruz. Olayın oluş seyri bu. Şeffaf bir şekilde de bunu paylaşmak bizim görevimiz.
Ben bugün anlatılanlardan gerek İçişleri Bakanlığımızın gerek Ulaştırma Bakanlığımızın bu işte herhangi bir ihmali olmadığı konusunda kesinlikle mutmain oldum ama soruşturma neticesi sonrasında da alınacak tedbirleri de arkadaşlar çalışacaklar. Çok daha köklü tedbirler alabiliriz. Belki de bu yasal zorunluluğu değiştirmek durumunda da kalınabilir. Yani YSK’ya dahi bu bilgilerin verilmemesi ya da YSK’ya verilip partilere aktarılmaması da dahil ek tedbirler almamız gerekebilir."
TDK SÖZLÜKLERİNE BAKARAK EDEP TAYİNİ YAPILMAZ
Bir gencin, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu’na yönelik sözlerini hatırlatarak, değerlendirmesini sorması üzerine Davutoğlu, "Her insan saygıya layıktır. Her insan bu anlamda onurunu korumak bağlamında fiili ya da sözle tecavüzden, hakaretten uzak tutulmalıdır. Bu hem bizim geleneğimizde böyle hem de çağdaş hukuk gereği de böyle" dedi.
Davutoğlu, partisinin İstanbul il teşkilatına verdiği derste "Elimden gelse, her eve ’edep yahu’ diye bir levha hediye eder baş köşeye koydururdum ki herkes edebi hatırlasın" dediğini aktardı.
Kendisinin de Bakan Ramazanoğlu’na yönelik bu ifadeleri telin ettiğini anlatan Davutoğlu, şunları ifade etti:
"Bunun herhangi bir deyimin tekrar açıklanmasıyla da izah edilebileceği kanaatinde değilim. Türk Dil Kurumu sözlüklerine bakarak edep tayini yapılmaz. İnsanlar dillerini buna alıştırmamalıdır. Kötü söze alıştırmamak lazım ki, hatta ne denir, ’son nefeste güzel şey söyleyebilmek için dilinizi güzel şeylere hazırlayın.’ Dolayısıyla kötü sözden uzak durmak lazım."
Karaman’daki cinsel taciz olayını duyduğunda "Bunu yapan alçakların alçağı, adilerin adisi bir mahluktur" dediğini hatırlatan Davutoğlu, "Çocuklarımıza kim olursa kem gözle bakan her göz bu anlamda insanlıktan uzaklaşmış bir gözdür." dedi.
"Bu konuda Sayın Kılıçdaroğlu, sanki bizden hiç tepki gelmemiş gibi, sanki bu mesele o çocukların hukukunu korumak kendi hakkıymış gibi, güya o çocukların hukukunu koruyacağım iddiasıyla, o çocuklara kendi öz çocuğu gibi bakan bir hanımefendinin hukukunu yerle bir etti." yorumunu yapan Davutoğlu, o çocuklarla ilgili konu intikal ettiği gün CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan çok daha sert şekilde tavrını koyduğunun görüleceğini bildirdi.
"O çocuklar benim gözüm nuru." ifadesini kullanan Davutoğlu, bunun bir kurumla irtibatlandırılmasının da doğru olmadığına değindi.
Davutoğlu, her kurumda ücretle çalışan kişiler arasında olumsuzluklar olabileceğini, o kurumun böyle biriyle irtibatını kesmesinin ve telin etmesinin icap ettiğini dile getirerek, kurumun da bu yanlışı lanetlediğini aktardı.
Bakan Ramazanoğlu ve AK Parti’nin vakfı koruyucu bir tutum içine girip, olayın vehametiyle ilgili yeterince tepki göstermediği ve saldırılara karşı koruma refleksi gösterdiğinin söylendiğinin belirtilmesi üzerine Davutoğlu, AK Parti’yi en fazla temsil etme hakkının kendisinde olduğunu belirterek, kurumdan bahsetmeden olayla ilgili net tavır koyarak, "(Bu, alçakların alçağı bir tutumdur. Bununla ilgili verilebilecek ceza bizim ceza kanunumuzda bile yok) diyerek cezanın en ağırını hak ettiğini de vurguladım, söyledim." dedi.
Davutoğlu, şöyle konuştu:
"AK Parti Genel Başkanı benim, Başbakan benim ve bu konudaki tavrımı koydum, bugün de koyarım. Değil şu veya bu kurum üyesi AK Parti’de, çıkmaz ya böyle bir şey, benim yakınlarım arasında olsa da fark etmez. Ola ki biri hata yapar. Böyle bir kişi karşısında hiçbir ayrım gözetmeden net tavrımızı koyduk, koyarız. Bunu mazur görmek, mazur göstermek gibi çaba içine girmeyiz. Dediğim gibi AK Parti’nin tutumunu da ben temsil ederim. Kaldı ki Sayın Bakanımız da, o da telin etti, sadece bu kurum üzerine... Şimdi dediğiniz kutuplaşma sebebiyle, oradan hareketle o suçu işleyen kişiyi bırakıp kuruma saldırarak kurum üzerinden bir camiayı lekeleme çabası içine girdiler ve olay olduğu kontekste tartışılamaz hale geldi.
Sonra Kılıçdaroğlu bir vahim hata daha yaptı. Olayı bırakıp Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımıza yönelik olarak, bir hanıma yönelik olarak bir saldırı dili kullandı. Bu dilin mazur görülür tarafı yok. Bizler toplum önüne çıkan insanlarız. Biz, güzel örnek olmak durumundayız. Dilimizle, sözümüzle... Burada maalesef bütün hanımlara dönük bir hakaret dili kullanıldı. Buna karşı da aynı tavrı, aynı kararlı tavrı göstermek lazım. Bunu gösterdik. Göstermeye devam edeceğiz.
Dokunulmazlıklarla ilgili başlattığım girişim, bugün bakanlarımıza da söyledim, bu konuyla ilgili değil tabii, daha genel olarak, bütün hukuki süreçlerle ilgili, AK Parti hiçbir fire olmadan imzasını tamamladı. Bakanlarımızın Türkiye’de olmamaları dolasıyla, eksik olanlar var, onlar da tamamlanacak. Kim olursa olsun yargı süreçleri devam eden dosyalar konusunda hepimiz şeffaf bir şekilde hesap vermeye açık olmalıyız ama bütün hanımefendilerin, bütün kadınlarımızın kadınlık onuru adına bu tutuma karşı da tavır göstermelerini beklemek hepimizin hakkı ve bu tavır da gösteriliyor. Ümit ederim bir daha değil bir siyasi liderden, hiçbir erkek veya kadın, hiç kimsenin ağzından bu şekilde bir hata, bir dil, bir hakaret söz konusu olmaz."
Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Türkiye, Suriye gibi olur mu?" sorusunu yanıtlarken, "Türkiye hiçbir surette Suriye gibi olmaz." dedi. Birilerinin Türkiye’yi ateş çemberinin içine sokmak isteyebileceğini anlatan Davutoğlu, gençlerin gözlerinde bugünün Suriye’sini değil, Türkiye’nin küresel bir güç olduğunu gördüğünü kaydetti.
"Neden olmayız; birincisi biz halkına hesap veren bir yönetimiz. Demokratik sistem üzerinde herkes tercihini yapıyor, beğenmediğimiz birisi olduğu zaman onun yerine başkasını seçme hakkımız var." diye konuşan Davutoğlu, Mısır’a 1988 yılında gittiğinde doktora tezini daktilo ile yazdığını, 90’lı yıllarda tekrar gittiğinde bilgisayar kullandığını, daha sonra cep telefonu çıktığını ve internet kullanıldığını ve bütün bu süreç zarfında Mübarek’in "başkan" olduğunu söyledi. Davutoğlu, "Twitter çıkınca dayanamadı." dedi.
Mübarek’in yönettiği gibi rejimlerin en büyük zaafının halkına hesap vermemesi olduğunu vurgulayan Davutoğlu, halkın o rejimleri sorgulayamadığına ve eleştiremediğine dikkati çekti. Suriye’de de Esad’a yavaş yavaş demokratik sisteme geçmesi uyarısında bulunduklarını anlatan Davutoğlu, bunu yapmadığını çünkü bu rejimlerin halkından korktuğunu bildirdi.
Davutoğlu, Türkiye’nin son iki yılda tüm fırtınalara rağmen dört seçim yaptığını anımsatarak, herkesin oy kullandığını ve kendilerinin hesap verdiğini, 7 Haziran seçimlerinde halk tarafından "ikmale bırakıldıklarını" ancak derslerine yeniden çalışıp halkın önünde bir sınava daha girdiklerini belirtti. Davutoğlu, insanların önünde istemedikleri, beğenmedikleri bir yönetimi değiştirme ümidi olduğunda sokağa çıkıp bazı gösteriler yaptığını ama nihai kertede bunun çatışmaya dönüşmediğini anlattı.
Çatışmaların olduğu Cizre ve benzeri yerlere işaret eden Davutoğlu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki vatandaşlara, terör örgütünün çatışma çağrılarına kulak asmadığı için teşekkür etti ve operasyonların başarısından çok halkın bu tutumunun kendilerini mutlu ettiğini vurguladı. Davutoğlu, bu durumun Türkiye’nin Suriye gibi olmayacağının garantisi olduğunu kaydetti.
Başbakan Davutoğlu, "Biz bu saldırıların hepsini bertaraf ederiz ama asla Türkiye’nin Suriye veya benzeri görüntülere ulaşmasına sebebiyet verecek hiçbir şeye de izin vermeyiz." diye konuştu.
SURİYE’DE ÇÖZÜM ZOR HALE GELİYOR
Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Açık yüreklilikle ifade etmek gerekir Suriye’deki problem, her geçen gün çözümü daha zor hale geliyor." yorumunu yaptı.
Olayın ilk aşamasına Esad’ı çok defa uyardığını, ordu ve halkı karşı karşıya getirmemesini ve halkına karşı şiddet kullanmamasını istediğini anlatan Davutoğlu, "Yapmadı. Yapmadı ve bir de onu için ayağa kalkan bir halkın bastırılabileceğini zannetti" görüşünü dile getirdi.
Başbakan Davutoğlu, uluslararası toplumun Esad’ın "cinayetlerine, baskısına, bombardımanına" sessiz kaldığı için kolay olan dönemlerde bir çözüm bulunamadığını, sonrasında ortaya çıktığını, işin daha karmaşık bir hale geldiğini anlatarak, bütün acıları Suriye halkının yaşadığını söyledi.
Yaklaşık 3 milyon Suriyeliye ev sahipliği yapan Türkiye’nin vicdanın rahat olduğunun altını çizen Davutoğlu, "Kendi halkına böylesine zulmetmiş bir rejimin devam edebilmesi, baki olabilmesi mümkün değil." dedi. Davutoğlu, bir gün Suriye halkının kendi isteğiyle geleceğini inşa edeceğini ve en büyük katkıyı da Türkiye’nin yapacağını vurguladı.
Başbakan Davutoğlu, Türkiye-ABD ilişkileri konusundaki bir soruyu yanıtlarken "Suriye olaylarının ilk aşamasında ABD, Türkiye’nin kaygılarını ve Suriye’deki olayın vahametini, çapını yeterince anlayabildi diyemeyiz" değerlendirmesinde bulundu.
Güvenli bölge kurulmasını önerdiklerinde 3 sene direndiklerini şimdi güvenli bölgeden bahsettiklerini, ılımlı muhalefetin desteklenmesini istediklerinde tereddütle yaklaşıldığını ve DAEŞ’in ortaya çıktığını, rejimin baskısını artırdığını anlatan Davutoğlu, bütün bunların geç idrak edildiğinin altını çizdi.
ABD ile yakın istişareleri geçmişte olduğu gibi bugün de sürdürdüklerini anlatan Davutoğlu, kaygıların farklı olabileceğini ancak müttefik ülkelerin temasının sürmesinin hem Türkiye’nin güvenliği açısından hem de NATO’nun karşı karşıya kalacağı riskler açısından önem taşıdığını vurguladı.
Başbakan Davutoğlu, "Türkiye’nin kendi güvenliği için hiçbir taviz vermeden yürüttüğü Türk milli faaliyetler de var, çalışmalar da var. Dost, müttefik ülkelerle her şeyi konuşuruz ama Türkiye’nin güvenliğini hiç kimseyle pazarlık konusu yapmayız." ifadesini kullandı.
Davutoğlu, Şanlıurfa’da okuyan Yemenli bir gencin sorusu üzerine, Yemenin, Arap Baharı döneminde demokratik talepler sırasında en çok ümit bekledikleri ülkelerden biri olduğunu ancak Suriye ve Mısır’da olduğu gibi Yemen’de özgürlük, adalet, bir başarı isteyen gençlerin seslerini kısmaya çalıştıklarını, Yemen’de bugünkü tablonun ortaya çıktığını söyledi.
Türkiye’nin de özellikle 70’li yıllarda büyük sıkıntılar yaşandığını anımsatan Davutoğlu, o dönemki mücadelelerde hem doğru tarafta olmaya hem de kendilerini geliştirmeye çalıştıklarını anlattı.
Başbakan Davutoğlu, "Bizim bu ülke ile ilgili hayallerimiz, rüyalarımız var. Hayali, rüyası olmayan utansın. Kendi ülkesi, halkı için rüya göremeyenler hayal kuramayanlar, hedef ortaya koyamayanlar utansın. Sadece kendi şahsi çıkarını düşünüp, kendi bulunduğu konumu düşünüp bir ülkenin geleceğini sadece o perspektifte görenler utansın. Ben senin yüzünde geleceğin Yemen’ini görüyorum, medeniyet merkezi olan Yemen’i." değerlendirmesinde bulundu.
Davutoğlu, iş kurmak isteyen gençlere hibe verilmesi ile ilgili bir soru üzerine, seçimlerden sonra eylem planlarını açıkladıklarını belirterek, "Verdiğimiz vaatlerin yüzde 99 değil, yüzde 100’ünü yerine getirdik." dedi. Bundan büyük memnuniyet duyduklarını anlatan Davutoğlu, 50 bin lira hibe yetmezse, bu rakamın 100 bin liraya çıkarılabildiğini ve 3 yıl vergi alınmadığını kaydetti. Davutoğlu bunun karşılığında taleplerinin sadece uygulanabilir proje getirilmesi olduğunu söyledi.
Bir gencin, Çözüm Süreci ve terör operasyonlarına ilişkin soru üzerine, uzun ve zorlu bir yüzyıldan geçildiğini herkesin görmesi gerektiğini söyledi.
Osmanlı Devleti’ni tasfiye eden sömürgecilerin bu işi ülke içindeki farklı grupları birbirine düşürerek yaptığını dile getiren Davutoğlu, "Biz de son sığınağımız olarak hep beraber İstiklal Harbi’yle bu vatanda Şanlıurfa’nın kurtuluşu gibi hep beraber vatan içinde buluştuk. Bu vatan içindeki herkes bir ortak tarihi paylaşmak anlamında bir ve eşittir, ortak vatanı paylaşmak bağlamında da eşit vatandaşlardır. Yani biz tarihdaşız. Bu tasfiyenin yetersiz olduğunu düşünen bazı çevreler bu yüzyıl içinde birçok kez, bu vatanı parçalamak için, bu vatan içindeki insanları birbirine düşürmek ve daha da küçük bir parçaya indirip, kendileri için zayıf ve tehlikesiz devlet haline dönüştürmek için çaba sarf ettiler." diye konuştu.
Davutoğlu, bu çabanın kimi zaman darbelerle kimi zaman da PKK gibi terör gruplarıyla hayata geçirildiğini dile getirerek, AK Parti olarak kuruldukları günden beri herkesin dilini, örfünü ve geleneğini ülkenin ortak değerleri olarak gördüklerini kaydetti.
ARADIĞIMIZ ŞEY, HERKESİN KENDİSİNİ BU ÜLKEYE AİT HİSSETMESİ
Bu kapsamda da birçok demokratik açılımlar yaptıklarını ifade eden Davutoğlu, şöyle konuştu:
"Eskiden bir düğünde Kürtçe bir türkü söylenmek istense tahkikat yapılırdı ya da soruşturmaya götürülürdü. 28 Şubat döneminde de Kur’an eğitimi alanlara da aynı işlem uygulanırdı. Bütün yasakları biz kaldırmaya ahdettik. Bu yasaklar insan doğasına aykırı yasaklar. Her dil kutsaldır, önemli olan o dillerle neyi söylediğiniz, neyi ifade ettiğiniz. Yunus Emre’nin güzel Türkçesi de Fekiye Teyran’ın güzel Kürtçesi de bizim dilimizdir. Bu dilleri birbirinden ayırmayız. Onun için çok özgürlük alanları açtık. Her şey bu anlamda konuşulur hale geldi. Kimse ait olduğu renkler dolayısıyla tahkir edilmedi, yasak getirilmedi. ’Demokratik Açılım’ dedik önce buna, sonra ’Milli Birlik ve Kardeşlik Süreci’ dedik, sonra ’Çözüm Süreci’ dedik. Hep aradığımız şey, herkesin kendisini bu ülkeye ait hissetmesi."
Başbakan Davutoğlu, Çözüm Süreci’nin şiddet ve teröre dayalı mücadele yönteminin terk edilerek sadece siyaset diliyle insanların meselesini çözmesini sağlamak üzere başlatıldığını kaydederek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da kendisine Çözüm Süreci ve paralelle mücadeleyi emanet olarak bıraktığını aktardı.
7 HAZİRAN BİR KRİTİK AŞAMAYDI
Çözüm Süreci ile ilgili çalışmaların yapıldığı esnada 6-7 Ekim olaylarıyla şehirleri yakıp yıkılmaya başladığını hatırlatan Davutoğlu, "Sonra 2 zorlu seçim dönemini fırsat bildiler. O ortamda herkesin oylarını rahat kullanabilmesi, Türkiye’nin suhuletle seçimlerini yapabilmesi için ne kadar zorluk çektiğimizi ancak biz biliriz. Başbakan olarak en önemli hedeflerimden biri ülkenin seçimlere suhuletle gitmesiydi. Ama silahlanma çağrısı yaptılar, her yerde insanları şiddete, teröre teşvik ettiler. 7 Haziran bir kritik aşamaydı. 7 Haziran’da biz tek parti hükümeti kuramayınca fırsat bilip birçok terör örgütü bir anda harekete geçti." şeklinde konuştu.
Davutoğlu, saldırıların ilk olarak Suruç’ta başladığını ve Şanlıurfa’nın saldırıların hedefi olmasının farkı bir anlamı bulunduğuna dikkati çekerek, Şanlıurfa’nın bu anlamda birlik ve beraberliğin omurgası olduğuna işaret etti.
ÜLKEMİZİ BİR AN DAHİ HÜKÜMETSİZ, YÖNETİMSİZ BIRAKMAYIZ
Suruç olayının ardından DHKP-C, PKK ve DAEŞ’in bir anda Türkiye’ye saldırmaya başladığını belirten Davutoğlu, şunları söyledi:
"Zannettiler ki ’biz geçici bir hükümetin içindeyiz, cesur kararlar alamayız, bir sonraki hükümetin ne olacağı belli değil’. Bu mevkilerin, makamların ağır sorumlu hissedilen dönemlerden biridir. 7 Haziran akşamı ben milletimize bir söz vermiştim. Partili arkadaşlar çoğunluğu alamadığımız için üzgündü. Çıktım ve dedim ki, ’milletime bir söz veriyorum, bu netice ne olursa olsun, ülkemizi bir an dahi hükümetsiz, yönetimsiz bırakmayız.’ Ertesi gün güvenlik zirvesinde tek şey söyledim, ’Türkiye çok taraflı bir saldırı altındadır, tek bir taraftan değil. Bu saldırı karşısında artık hepimizin tek bir hedefi olabilir, bu saldırıyı yapanlara gereken dersi vermek.’ O gece Türk Hava Kuvvetlerinin uçakları DAEŞ ve PKK mevzilerini bombaladı."
Davutoğlu, herkesin olayların seyrini iyi bilmesi gerektiğini aktararak, o günden bugüne kadar operasyonların aynı kararlılıkla devam ettiğini dile getirdi.
Bütün terör odaklarını sokaklardan, dağlardan temizleyene kadar operasyonların devam edeceğini anlatan Davutoğlu, hükümetin Çözüm Süreci’ndeki kararlılığının aynısını terör operasyonlarında göstereceğine işaret etti.
MÜCADELE MUTLAK ŞEKİLDE SİLAHLAR TERK EDİLENE, GÖMÜLENE KADAR SÜRER
Davutoğlu, bazı odakların, terör operasyonlarının seçimden sonra biteceğiyle ilgili düşünceye sahip olduğunu belirterek, şöyle devam etti:
"Bu mücadeleyi başından itibaren kararlılıkla sürdüren bir hükümetiz. Çünkü güvenlik birimlerine, güvenlik talimatını, siyasi riski alarak veren makamda bulunuyordum. 23 Temmuz’da bütün güvenlik birimlerine ’mücadeleyi başlatacaksınız’ dedim. 28 Temmuz’da 7, 8 ve 9. kolordulara mücadeleye doğrudan müdahil olmaları için talimatı da başbakanlık direktifi olarak verdim. Siyasi ve hukuki sorumluluk taşıyan biri olarak söylüyorum; bu mücadele mutlak şekilde silahlar terk edilene, gömülene kadar sürer. Bu müzakere konusu değil. Yani silahların olduğu silahlı bir terör faaliyetinin sürdüğü bir ortamda hiçbir müzakere yapılamaz. Türkiye özgür bir ülkedir, herkes kendi kanaatini söyler ama söylediği sözü söyledikten sonra bunu başkalarına dikte etmek için eline silah alırsa o silahı indirtiriz."