Basbakan Davutoglu sorulari cevapladi
Davutoğlu, Ankara Palas’ta ’’Güçlü ve Dengeli Büyüme için Yapısal Dönüşüm’’ başlığıyla Onuncu Kalkınma Planı kapsamında öncelikli dönüşüm programlarına ilişkin eylem planlarını açıkladığı basın toplantısının ardından soruları yanıtladı.
Çözüm sürecinin, bugün açıklanan eylem planlarından nasıl etkileneceğine yönelik soru üzerine Davutoğlu, ülke ekonomisindeki gelişmelerin tüm Türkiye sathına yayılmasına büyük önem verdiklerini söyledi. Çözüm süreci bağlamında da Doğu ve Güneydoğu’da güven ve istikrar ortamının güçlenmesi sebebiyle ciddi yatırım ortamının oluştuğuna dikkati çeken Davutoğlu, son 2-3 yıl içinde sürecin ivme kazanmasıyla birlikte, bölgenin ekonomik hayatında ciddi canlanma gözlendiğini ifade etti.
Son teşvik paketinde de söz konusu bölgelerin sınıflandırmada "6. bölge" kapsamında olduğuna işaret eden Davutoğlu, bu nedenle en fazla teşvike mazhar bölgelerin buralar olduğunu kaydetti. Davutoğlu, şöyle konuştu:
"Huzur ve istikrar ile bu teşvikler bir araya geldiğinde önümüzdeki dönemde Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da çok büyük bir ekonomik kalkınma hamlesinin ve günlük hayatta büyük iyileşmelerin olacağına inancımız tam. Aslında bu sebeple, son 6-7 Ekim olaylarında iş yerlerinin hedef alınması, sadece çözüm sürecine bir darbe vurmak amacıyla değil, aynı zamanda orada yatırımın artması üzerinden kalıcı bir ekonomik altyapı oluşmasına yönelik de bir darbe vurma teşebbüsüydü. Bizim de hükümet olarak 6-7 Ekim olayları sonrasında süratle bütün bu zararların tazmini cihetine gitmemizin temel sebebi de bölgede yaşayan vatandaşlarımıza huzur ile ekonomik kalkınmanın birlikte gerçekleşeceği konusunda hükümetimizin kararlı bir mesajıdır. Her ne surette olursa olsun kamu düzeni ve huzurun sağlanmasıyla, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine yatırımların yönelmesi arasındaki olumlu bağlantıyı korumaya devam edeceğiz."
Yeni teşvik unsurlarında vurgulamak istediği hususun teknoloji yoğun alanlara ek teşviklerin verilmesi olduğunu dile getiren Davutoğlu, teknoloji ve Ar-Ge yoğun alanlara yeterince yönelinmediğini ifade etti. Başbakan Davutoğlu, "Bunun için 6. bölge ile teknoloji yoğun alan kesiştiğinde, çok daha fazla teşvik alacak düzenlemeler getirilecek" dedi.
Güney Doğu Anadolu Projesi (GAP) ve Doğu Anadolu Projesi (DAP) projelerinde ödeneklerin, kendi dönemlerinde 7-13 misli arttığını anlatan Davutoğlu, bunun, önümüzdeki dönemde daha da artacağını bildirdi. Davutoğlu, teknoloji yoğun teşviklerin sadece bir bölgeye yönelik değil, Türkiye’nin genel yatırımları için geçerli olacağını ifade etti.
"Yüksek teknolojiye ilişkin çok önemli bir teşvik paketi üzerinde çalışıyoruz"
Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci de Başbakan Davutoğlu’nun talimatıyla yüksek teknolojiye ilişkin çok önemli bir teşvik paketi üzerinde çalıştıklarını bildirdi.
Şu anda 5. ve 6. bölgede, hemen hemen 1. bölgedeki toplam yatırım kadar kendilerinden alınan teşvik belgesi ve yatırım tutarının söz konusu olduğunu anlatan Zeybekci, yatırımların devam ettiğini söyledi.
Kısa vadede, tarım sektöründeki enflasyonu düşürmek için nasıl bir çözüm üretildiğinin sorulması üzerine de Davutoğlu, yapısal dönüşüm programları ve eylem planlarına bakıldığında, tarım sektörüne verdikleri özel ilginin görüleceğini ifade etti.
Toplulaştırma çalışmaları ve sulama faaliyetlerinde yapılacak modernizasyonun, kısa ve orta vadede de etki yapacak, sonuçları görülecek çalışmalar olduğunu dile getiren Davutoğlu, "Aynı zamanda DAP, KOP, GAP ve DOKAP gibi projelerle belli tarım havzalarına yönelik özel stratejiler geliştirdik, geliştirmeye devam ediyoruz. Kuraklık, belirli dönemlerde yaşanan sıkıntıdır ama kuraklık olduğu dönemlerde dahi bunun fiyat etkisinin olmaması için ön alıcı tedbirler almak durumundayız" diye konuştu.
Gıda güvenliği ve tarımla ilgili alanlarda özel bir komite kurulduğunu belirten Davutoğlu, komite sayesinde bu konuların çok daha yakından izleneceğini, kuraklık riski oluşmaya başladığında hemen tedbir alınacağını ve bunun ekonomi üzerindeki negatif etkilerinin ortadan kaldırılacağını bildirdi.
Bu teknik komitenin, düzenli olarak çalışmalarını Ekonomi Koordinasyon Kuruluna (EKK) bildireceğini anlatan Davutoğlu, bu sayede ilgili bakanların tarımda olabilecek değişimleri kısa zamanda izleyerek, gerekli tedbirleri alabileceğini söyledi.
Siyasi istikrar
Bakanlıklar ve ilgili kurumlar arasındaki koordinasyonun, tedbirlerin süratle devreye sokulması açısından çok önemli olduğunu vurgulayan Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Yine temel ilkeye dönüyoruz. Siyasi istikrarın ve uyumlu hükümet yapılarının olduğu dönemlerde bu tür kuraklık benzeri veya başka alanlarda doğabilecek krizlere müdahale edebilme kapasitesi çok yüksek olur ama kısa vadede çıkacak krizlere tepki verebilecek, onu yönetebilecek siyasi istikrar ortamı olmazsa, orta ve uzun vadedeki iklim değişikliği dolayısıyla bizim kuşak, zaten uzun vadede çok ciddi risklerle karşı karşıya. Türkiye içinde de belli yerlerde çölleşme, kuraklık emareleri ortaya çıktığında bunu çok ciddi şekilde ele almak ihtiyacı hissediyoruz. Orta ve uzun vadede daha büyük risklerle karşılaşılıyor. Sulama teknolojisindeki her gelişme, damlama ve diğer yöntemlerle hem suyun etkin kullanımını sağlar, aynı alanlarda suya ihtiyaç hissetmeyen tarıma yönelmek, yeraltı sularının korunması bakımından da büyük önem taşır. Bütün bunlara bir perspektifle bakmak lazım. Kısa, orta ve uzun vadede alınacak tedbirleri bu anlamda birbirinden ayırmak mümkün değil. Tarımla ilgili bu izleme komitesi, sadece bu yılki kuraklıkla ilgilenmeyecek. Aynı zamanda daha ileri aşamalarda alınacak tedbirleri de koordineli şekilde tüm kurumlarımızla paylaşacak."
"Komite çalışmaları başladı"
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker de kuraklığın bu yıl sadece hububatta belirli bölgelerde yüzde 12-13 civarında bir azalışa neden olduğunu söyledi. Buna karşın, üretici ile tüketici fiyatları arasındaki farkın bundan daha yüksek gerçekleştiğini ve asıl enflasyonu oluşturan hususun bu olduğunu dile getiren Eker, "Bunun bir çok sebebi var. Aradaki pazarlama zincirinin uzun olmasının bunda etkili olduğunu düşünüyoruz. Bunun sebeplerini ortadan kaldıracak komite çalışmaları başladı. Tabi kuraklıkla mücadele için de orta ve uzun vade için aldığımız tedbirler var" dedi.
Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Ticaret alanımızı genişletmenin en önemli araçlarından biri gümrük kapılarındaki işlemlerin kolaylaştırılması ve gümrük kapılarının sayısının artırılması ve Türkiye’nin dışarıya dönük perspektifinin bu anlamda güçlendirilmesidir" dedi.
Davutoğlu, Ankara Palas’ta ’’Güçlü ve Dengeli Büyüme için Yapısal Dönüşüm’’ başlığıyla Onuncu Kalkınma Planı kapsamında öncelikli dönüşüm programlarına ilişkin eylem planlarını açıkladığı basın toplantısının ardından soruları yanıtladı.
Bir gazetecinin "Gümrük işlemlerinin hızlandırılacağını ve gümrük kapısı sayısının artırılacağını söylediniz. Bunların yerleri belli mi ve nasıl bir hızlandırma işlemine tabi tutulacak?" sorusu üzerine Davutoğlu, son 12 yıl içinde en yakından takip edilen hususlardan birinin Türk ekonomisinin dünyaya açılması olduğunu söyledi.
Türkiye’nin dünyada ilk 10 ekonomide yer alması için diğer 9 ülkenin ekonomilerinin niteliklerine bakıp karşılaştırma yapılması gerektiğini ifade eden Davutoğlu, diğer 9 ülkenin hemen hemen tümünün, ABD, Rusya, Kanada, Brezilya gibi, kıta ölçekli ve coğrafi olarak Türkiye’den büyük ülkeler olduğuna dikkati çekti.
Başbakan Davutoğlu, Türkiye’nin ölçeğini coğrafi olarak büyütebilmesi için önündeki engelleri kaldırması gerektiğini ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Nedir bu engeller? Vize... Nedir bu engeller? Ticaret kısıtlamaları... Dolayısıyla vizeler kaldırılacak, serbest ticaret anlaşmaları artırılacak, daha çok ülkeyle sektörel bazda etkileşime geçilecek ve ticaret alanımızı genişleteceğiz. Ticaret alanımızı genişletmenin de en önemli araçlarından biri gümrük kapılarındaki işlemlerin kolaylaştırılması ve gümrük kapılarının sayısının artırılması ve Türkiye’nin dışarıya dönük perspektifinin bu anlamda güçlendirilmesi."
Gümrük kapıları ve Türkiye’nin bu alanda atacağı adımların genel perspektiflerinin içinde bir konu olduğunu anlatan Davutoğlu, Türk ekonomisi ve insanının gücünün dışarıya açıldığı ölçüde maksimize olabileceğini kaydetti.
Söz konusu açılımda gümrük politikaları ve gümrük kapılarının önemli bir rol oynadığını anlatan Davutoğlu, "Bu konuda çok ciddi iyileştirmelere gideceğiz" dedi.
Gümrüklerde tek durak projesi
Konuya ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli de gümrük kapılarında verilen hizmetin hızlandırılması ve kalitenin yükseltilmesi çerçevesinde yeni gümrük kapılarının açılması ve mevcut gümrük kapılarında iş akışının daha rasyonel hale getirilmesi konusunda çalışmaların devam ettiğini ifade etti.
Canikli, yeni gümrük kapılarının açılması çerçevesinde Gürcistan, İran ve Irak başta olmak üzere söz konusu ülkelerle ilave gümrük kapılarının açılması noktasında çalışmaların sürdüğünü dile getirdi. Bunlardan birkaçının önümüzdeki günlerde açılacağını bildiren Canikli, birkaçının da yatırım aşamasına geldiğini söyledi.
Mevcut kapılardaki işlemlerin hızlandırılması noktasında da tek durak projesinin son aşamaya geldiğini belirten Canikli, "Sarp, Kapıkule ve Habur sınır kapıları başta olmak üzere bir araç işlem görürken 4 durakta 6 işlemden geçmektedir. Şimdi tamamını tek durakta eğer gerçekleştirebilirsek, tümünü bakanlığımız elemanları tarafından yapılabilir hale getireceğiz" diye konuştu.
Hızlandırma yapılırken güvenliğin elden bırakılmamasının önemine değinen Canikli, gümrük mevzuatına aykırı işlemler konusunda gerekli denetimlerin yapılması ve zafiyetin oluşmaması gerektiğini söyledi.
Etkili bir denetim için teknolojik imkanları yoğun bir şekilde devreye alacaklarını kaydeden Canikli, özellikle araç ve eşyaların tümünün hızlı bir şekilde X-Ray cihazları ile hızlı bir şekilde taramadan geçirmeyi hedeflediklerini belirtti. Bunun için 2015 bütçesinden ciddi bir kaynak ayrıldığını anlatan Canikli, "Bu şekilde, uluslararası standartların da ötesinde bir organizasyon gerçekleştirilmiş olacak" dedi.
Bazı gümrük kapılarında işleyişte teknik anlamda sıkıntıların bulunduğunu dile getiren Canikli, "Sarp Sınır Kapısı bunların başında geliyor. 6’sında proje ihalesi yapılıyor. 8 ay içerisinde tamamlanmış olacak. Yeniden inşa ediyoruz. Diğer kapılarımızda da benzer çalışmalar var. Her ay, her geçen gün kalitenin artmasını, hızlı işlemlerin sonuçlarını göreceğiz inşallah" ifadesini kullandı.
"Yerli otomobili teşvik edeceğiz"
Yerli otomobilin önceki dönemlerde sürekli teşvik aldığının hatırlatılarak, eylem planları çerçevesinde yerli otomobil konusunda bir ayrıcalık yapılıp yapılmayacağının sorulması üzerine Davutoğlu, bununla ilgili çağrılarının her zaman sabit olduğunu söyledi.
Hangi alanda olursa olsun yerli katkıyı artıran teknolojik atılımlara ve sanayi alanlarına çok ciddi destekler sağlamaya devam edeceklerini ifade eden Davutoğlu, "Yerli otomotiv sanayi ve yerli otomobil üretimi konusu, bu açıdan önemli. Her zaman olduğu gibi teşvik edeceğiz" diye konuştu.
"İnşallah Türkiye’ye müjdeli haberi vereceğiz"
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık da otomotiv sektörünün Türkiye’nin önemli sektörlerinden olduğunu kaydederek, sektörün son yıllarda Ar-Ge çalışmalarına yoğunlaştığını dile getirdi.
Şu anda 56 Ar-Ge merkezinin otomotiv sektörü ile ilgili olduğunu belirten Işık, "Artık sadece otomotiv yedek parçası yapmıyoruz veya otomotiv üretmiyoruz. Otomotivin Ar-Ge’sine de yoğunlaşmış durumdayız" diye konuştu.
Bir firmanın Ar-Ge biriminde çalışan personel sayısının bin 300’ü geçtiğine işaret eden Işık, otomotiv sektörünün bu açıdan Türkiye’nin en güçlü sektörleri arasında yer aldığını ve otomotivde katma değeri yüksek ürün oranının arttığını belirtti.
Otomobilde yerli marka oluşturma konusunda hedeflerini menzil artıran elektrikli hibrit araçlara yoğunlaştırdıklarını anlatan Işık, içten yanmalı motor teknolojisinde yeni bir marka oluşturmanın çok büyük zorlukları bulunduğunu kaydetti. Elektrikli araç konusunda bir fırsat penceresinin olduğuna dikkati çeken Işık, bunu değerlendirmek için gayret gösterdiklerini dile getirdi.
TÜBİTAK bünyesinde Otomotiv Mükemmeliyet Merkezi oluşturulması konusunda hazırlıkların sürdürüldüğünü belirten Işık, dizayn ve mühendislik konusunda çalışmaların bulunduğunu ifade etti.
Otomobili yerli olarak üretecek üreticilerle görüşmelerin devam ettiğini bildiren Işık, "Ümit ediyorum önümüzdeki süreçte bütün Türkiye’ye müjdeli haberlerimizi vereceğiz inşallah" dedi.
Bir soru üzerine Davutoğlu, 2 sektörel dönüşüm programının enerjiye has olduğunu söyledi.
Enerjide tasarrufu temin edici, yerli üretimi arttırıcı, Türkiye’nin enerji tüketen ve aynı zamanda enerji konusunda transit ülke olması konumundan kaynaklanan avantajların kullanılacağı entegre bir strateji geliştirdiklerini kaydeden Davutoğlu, linyit gibi yerli üretim, yenilenebilir ve termal enerji alanlarında ciddi atılımlar planlandığını dile getirdi.
Nükleer enerji başta olmak üzere yerli üretimin enerji tüketimindeki payının gittikçe artacağını belirten Davutoğlu, "Bu, enerji güvenliğimiz açısından önemlidir. Enerji güvenliğimiz aynı toplumsal güvenlik gibi. Enerji güvenliği sağlanmazsa ekonominin sürdürülebilir olma niteliği kalmaz" diye konuştu.
Dünyadaki en önemli hususların gıda ve enerji güvenliği olduğunu anlatan Davutoğlu, enerji güvenliğinin ekonomik güvenlik açısından en temel alan olduğunu dile getirdi.
"Cari açığı kapatmak için enerji açığı kapatılmalı"
Türkiye’de çok büyük enerji arzı oluşturacak doğal kaynaklar bulunmadığına dikkati çeken Davutoğlu, şöyle konuştu:
"Biz bunu o zaman nereden kapatabiliriz? Elimizdeki doğal kaynakları daha verimli kullanarak linyitler var, rüzgar, güneş... Bütün bu imkanları... Nükleer enerji gibi yoğun teknolojik enerji üretimlerine yönelmek. Üçüncüsü de TANAP, TAP projeleri, Kuzey Irak’taki enerji projelerimiz gibi çevremizde olan enerji kaynaklarının Türkiye üzerinden uluslararası piyasalara aktarımı suretiyle, iç arzımızı karşılayacak şekilde en verimli tarzda bunların değerlendirilmesi... Bu üçlü kombinasyondan oluşan bir enerji stratejimiz var. Çok sağlam temellere oturmuş bir enerji stratejisi... Cari açığın kademeli bir şekilde azalmasını öngörüyorsak bu ancak ve ancak enerji açığımızı kapatmakla olur. Enerji açığımızı da insan kaynağını teknoloji kullanarak geliştirmek... Şimdi nükleer santral kuruyoruz ama aynı zamanda bu alanda çok ciddi birikime sahip yeni bir insan kaynağı oluşuyor."
Teknolojinin millileşmesi konusuna da değinen Davutoğlu, bunun kalıcı ve sürdürülebilir kalkınma perspektifi açısından önemine işaret etti.
Enerji güvenliği ile ilgili her türlü tedbirin alınacağını dile getiren Davutoğlu, AK Parti iktidara geldiğinde 9, şimdi ise 78 ilde doğalgaz bulunduğunu belirtti.
Hem insani hayat şartlarının iyileştirilmesi hem üretim kapasitesinin artırılması açısından en fazla önem verdikleri sektörel dönüşüm programlarının enerji alanlarına ilişkin olduğunun altını çizen Davutoğlu, her bir eylem planını kimin takip edeceğinin, kimin hesap soracağının, hangi mekanizmanın işleyeceğinin, hangi tarihte bitirileceğinin tanımlandığını söyledi. Eylem planlarının ütopik olmadığını, masa üzerinde, kağıtlarla çalışılarak üretilmediğini ifade eden Davutoğlu, eylem planları hazırlanırken ilgili alandan herkesin görüşlerinin alındığına işaret etti.
"Programı G20 Zirvesi’nde açıklayacağız"
Eylem planlarını Avustralya’da gerçekleştirilecek G20 Liderler Zirvesi öncesinde açıklama ihtiyacı hissettiklerini kaydeden Davutoğlu, "Çünkü bugüne kadar G20 ülkelerinin hiçbiri bu kadar detaylı bir program açıklamadı. Daha önce G20 zirvelerinde bütün ülkelerin küresel ekonomik krizin aşılabilmesi için kendi sektörel dönüşüm programlarını yapması tavsiye kararı alındı. Fakat G20 Zirvesi’nde bu programı biz açıklayacağız. Bu çerçevede de ilk defa bu ölçekte, kapsamlı bir değişim, dönüşüm programı açıklayan ülke olacağız" diye konuştu.
Kısa dönemli noktasal müdahalelerle uzun dönemli perspektifin sentez edilmesinin eylem planlarının özelliklerinden olduğunu belirten Davutoğlu, program ve eylem planlarının en önemli özelliğinin uzun dönemli perspektifinin net, şeffaf ve izlenebilir nitelikte, noktasal müdahalelerin ise iyi tanımlanmış olması, detaya inmesi, doğrudan orta ve uzun vadede etki barındıracak sonuçlar barındırması olduğunu söyledi.
Davutoğlu, eylem planlarının ülke ekonomisi açısından hayırlı olması dileğinde bulundu.
Bir gazetecinin, eylem planlarında kıdem tazminatına ilişkin çalışmaların olup olmadığına ilişkin sorusu üzerine Davutoğlu, bu konuyu G-20 zirvesi için gidecekleri Avustralya’dan döndüklerinde, 3. pakette açıklayacaklarını söyledi.
Konunun, insan odaklı sosyal boyutlu sektörel dönüşüm programlarının içinde yer aldığını dile getiren Davutoğlu, "Hiçbir şekilde gözardı etmediğimiz bir husus. Çalışma hayatıyla ilgili düzenlemeler, 62. hükümeti kurar kurmaz el attığımız alanlardan biri oldu. Bu ayın sonunda iş kazalarıyla ilgili büyük bir şura tertip edeceğiz ama çalışma hayatıyla ilgili ayrıca yapacağımız düzenlemeleri de önümüzdeki haftalarda açıklayacağımız 3. pakette ele alacağız" dedi.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik de kıdem tazminatının sürekli masalarında olduğunu ve bu başlığın, mutlaka çözüme kavuşması gerektiğini bildirdi. Çalışma hayatında, özellikle emeğin ve emekçinin istismarı açısından son derece ciddi sorunlarla karşı karşıya olduklarını anlatan Çelik, tüm tarafların da bu konunun ele alınması noktasında olumlu bir yaklaşım içinde olduklarını söyledi. Çelik, konuyu önümüzdeki dönem içinde yoğun şekilde tartışacaklarını da ifade etti.
"Dönüşüm programları ve eylem planları şeffaf ve izlenebilir"
Eylem planları hayata geçirilemezse, bunun sorumluları için yaptırım olup olmayacağının sorulması üzerine de Davutoğlu, dönüşüm programları ve eylem planlarının şeffaf ve izlenebilir olduğunu söyledi. Hangi eylem planıyla ilgili hangi kurumun sorumlu olduğunu, hangi bakanlığın ilgileneceğini ve nasıl uygulanacağına ilişkin takvimi de bugün ilan ettiklerini anlatan Davutoğlu, "Uygulama takviminde herhangi bir gecikme olduğunda izleme mekanizmasıyla tespit edilip, ilgili kurum ya da bakanlıkta, bu işten kim sorumluysa hesap verebilir olacak siyasi irade anlamında. Bu anlamda çok açık bir mekanizma kuruluyor" diye konuştu.
Bu sebeple, oluşturulan paketin bir temenni değil, uygulama paketi olduğunu vurgulayan Davutoğlu, ilgili bakanlıklar, Ekonomi Koordinasyon Kurulu (EKK), Bakanlar Kurulu ve bizzat kendisi tarafından eylem planlarının uygulanmasının takip edileceğini bildirdi.
"Tüm madenlerimizin elden geçmesi lazım"
Soma’da bazı arazilerin, tarım yapılamadığı için maden alanına dönüştüğü, Ermenek’te de baraj inşaatı nedeniyle tarımla uğraşan insanların madenci oldukları iddialarını da değerlendiren Davutoğlu, Türkiye’de tarımsal alanların dönüşümüne bakıldığında, sanayileşmenin hızlandığı dönemlerde şehirleşmeyle birlikte bir çok tarım arazisinin boşaldığının görüleceğini söyledi.
Başbakan Davutoğlu, Ermenek Havzası’nı iyi bildiğini ve buranın, doğduğu ilçeye 40-50 kilometre uzaklıkta olduğunu belirterek, "Orada maalesef çok geniş tarım arazileri yoktu. Dar olan arazilerde de çok özel tekniklerle yapılan tarım söz konusuydu" dedi. Buna karşın, tarımın burada hayatın önemli parçası ve temel sektör olduğunu anlatan Davutoğlu, zamanla oluşan demografik ve sosyolojik değişimin ise bu alanları etkilediğini kaydetti.
Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Buradaki mesele sadece tarımdan maden sektörüne geçiş değil, maden sektörünün de teknolojik yenilenmesinin olmaması. Bu kazanın olduğu Ermenek’teki maden alanında, gidebildiğim yere kadar indiğimde gördüğüm husus, her şeyden önce tüm madenlerimizde çok ciddi bir teknolojik yenilenme ihtiyacının ortada olması. Madenlerin girişinden, havalandırmasından, orada kullanılan araçlardan başlayarak, son Bakanlar Kurulunda bunu ele aldık, tüm madenlerimizin elden geçmesi lazım, teknolojik yenilenmeye yönelmeleri lazım. Özellikle kısa dönemli tahsislerde teknolojik yenilenmeye ihtiyaç hissedilmiyor gibi bir durum var. Yani 10 yılı kalmış rezervi birine tahsis ediyorsanız, o tahsisi alan işveren 10 yıl için büyük bir teknolojik yenilemeyi öngörmeyebiliyor. Rezerv kullanımında yıllardan bağımsız olarak, teknolojik yenilenmeyi esas alan düzenlemeler getireceğiz."
Öte yandan, tarım arazilerinin bölünmesi ve terk edilmesi suretiyle oluşan boşluktan ortaya çıkan meselelerin de olduğuna işaret eden Davutoğlu, bunları da tek tekele alacaklarını bildirdi. Davutoğlu, Konya Ovası Projesi (KOP) kapsamında da dağ köylerine damlama sulama destekleri verdiklerini ifade ederek, Ermenek’in de bu bölgede olduğunu ve bu desteklerle daha sürdürülebilir tarım faaliyeti öngördüklerini söyledi.
Bölgeye son yıllarda verilen teşviklerle tarım hayatının yeniden canlandığını anlatan Davutoğlu, bu sefer daha teknoloji yoğunluklu ve daha iyi sulamaların yapıldığı tarım havzalarının oluştuğunu kaydetti.
"Maden amaçlı, tarım dışına çıkmış bir alan yok"
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker de maden amaçlı, tarım dışına çıkmış bir alanın bulunmadığını ifade etti. Ayrıca, Karaman’da tarımsal faaliyette bir azalmanın da söz konusu olmadığını dile getiren Eker, şöyle konuştu:
"Rakamları da verebilirim. Mesela; Karaman’da tarımsal üretim değeri 442 milyon liradan 2,4 milyar liraya çıkmış. Miktara baktığınız zaman örneğin; 10 yıl içinde 200 bin tondan 572 bin tona çıkmış elma üretimi. Kiraz üretimi 6 bin tondan 12 bin tona çıkmış. Armut 6 bin tondan 11 bin 200 tona çıkmış. Kayısı 5 bin tondan 9 bin 500 tona çıkmış. Karpuz 40 bin tondan 70 bin tona çıkmış. Yani tarımsal üretimde de üretim değerinde de ciddi bir artış var. Mesele şu; nüfus artıyor, insanlar tarımsal faaliyet yapıyor ama tarımsal faaliyet yılın 12 ayı yapılan bir faaliyet değil. Yılın 12 ayında yapılan bir faaliyet olmaması hasebiyle, yılın toplamda diyelim 30-35 gününü bitkisel üretime ayırıyor. Geri kalan 330 günde bu adam başka bir iş de yapmak istiyor. Eğer orada başka bir ekonomik faaliyet varsa, örneğin bir madende çalışma imkanı varsa, gidip bir de o madende çalışıyor. Yani, ’burada tarımsal faaliyet azaldı veya tarım arazileri madene ayrıldı. Dolayısıyla insanlar tarım yapmadığı için gidip madende çalışıyor’ gibi bir kanaat ve bilgi doğru değildir. Orada ne bir tarımsal üretim faaliyetinde azalma var ne de tarım alanı dışına çıkarılmış bir arazi var."