Yükleniyor...

Basbakan Davutoglu ve Almanya Basbakani Merkel, ortak basin toplantisi düzenledi

 

Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Ülkelerimizin huzurunu, Avrupa’nın ve insanlığın huzurunu kim bozmaya niyet ederse karşılarında Türkiye ve Almanya’yı birlikte omuz omuza bulacaklardır. Terörle mücadele konusunda çok sağlam bir irademiz var. Türkiye ve Almanya, DEAŞ, PKK, DHKP-C gibi örgütlere karşı tam bir iş birliği içinde barışı, istikrarı ve demokrasiyi koruma konusunda kararlıdır" dedi.

Sözlerine Almanca başlayan Başbakan Davutoğlu, İstanbul’daki terör saldırısında hayatını kaybeden Almanları anımsatarak, "Bunlar bizim misafirlerimizdi, şimdi ebedi dostlarımız oldu. Halen ailelerinin yasına katılıyoruz, orada yaralananlara bir an evvel sağlıklarına kavuşmalarını temenni ediyoruz" diye konuştu.

İnsanlığa karşı gerçekleştirilen bu saldırının, terörün dini ve etnik aidiyetle ilgisi bulunmadığını bir kez daha gösterdiğine dikkati çeken Davutoğlu, "Bundan sonra da Almanya ile iş birliği içinde ve diğer dostlarımızla teröre karşı güçlü irademizi göstereceğiz, göstermek zorundayız. Terör, bir şekilde yalnız başına savaşılacak bir şey değil, bundan dolayı bir arada savaşmak zorundayız. Terör hiçbir zaman kirli hedeflerine ulaşmamalı. Hep birlikte terörizme karşı gücümüzü kullanacağız ve geleceğimiz için teröre karşı savaşacağız" ifadelerini kullandı.

Bu açıklamalarının ardından konuşmasına Türkçe devam eden Davutoğlu, saldırıda hayatını kaybeden Almanlara taziyelerini yineledi.

Terör saldırısının sadece Türkiye’ye, Almanya’ya dönük olmadığını, bütün insanlığa yönelik olduğunu vurgulayan Davutoğlu, "Sorumluları mutlaka yakalanacak ve gerekli cezaya çarptırılacaktır. Bu terör saldırısı dahi, karşı karşıya kaldığımız büyük tehlikeleri ve riskleri ortaya koyuyor" dedi.

Başbakan Davutoğlu, Türkiye ve Almanya’nın tarih boyunca müttefik iki ülke olarak, bugün Berlin’de son derece önemli, tarihi adım atarak, ilk defa hükümetler arası istişare düzeyinde, birçok bakanla ortak kabine toplantısı mantığıyla bir araya geldiğini anlatarak, mevkidaşı Merkel’e çalışma toplantısında ortak ekip bilinciyle davranılmasına katkı sağlamasından dolayı teşekkür etti.

TÜRKİYE VE ALMANYA, EL ELE YÜRÜME KONUSUNDA ÇOK SAĞLAM BİR İRADEYE SAHİP

Türkiye ve Almanya ilişkilerinin çok iyi olmasının yanında çok daha güçlü yapıya kavuştuğunu, hükümetler arası istişareler düzeyinde yapılanan yeni dönemde dışişleri bakanlıkları arasında stratejik diyalog mekanizması bulunduğunu, ekonomiden sorumlu bakanlıklar arasında ortak iş konseyi toplantıları ve gençlik köprüleri projesi olduğunu aktaran Davutoğlu, "Türkiye ve Almanya, geleceğe olumlu bir gündemle, birlikte, el ele yürüme konusunda çok sağlam bir siyasi iradeye sahip olduğunu bugün göstermiştir" değerlendirmesinde bulundu.

Dünya ve Avrupa şartlarının süratle değiştiğine dikkati çeken Başbakan Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Böyle bir dönemde Türkiye ve Almanya ilişkilerinin bir olumlu gündemi var, bir de risklere ve tehditlere karşı ortak gündemi var. Olumlu gündemi açısından bakıldığında dünya ekonomisi büyük bir oynaklık içindeyken, finansal sistemde ciddi sarsılmalar yaşarken, Türk ve Alman ekonomileri sağlam yapısıyla sadece kendilerine değil, Avrupa ekonomisine de genelde çevre ekonomilere de önemli bir katkı sağlıyor. Bu yeni iş birliğiyle Türkiye, 37 milyar dolar civarındaki ticaret hacmini çok daha ileri aşamalara getirmek için Almanya ile iş birliği yapmaya, birlikte çalışmaya hazırdır.

Türk ve Alman halkları dünyada birbirine en fazla kaynaşmış halklardır. 3 milyonu aşkın Türk Almanya’da ve 5 milyonu aşkın Alman da Türkiye’yi turist olarak her sene ziyaret ediyor. Seçim kampanyam esnasında Alanya’ya gittiğimde, ziyaret ettiğim pastanede Türk’ten çok Alman görünce, ’Almanlar oy kullansaydı, iyi bir netice alırız’ diye düşündüm. Bundan sonra da Türkler ve Almanlar, kim ne tehdit ederse etsin, terör saldırıları bu ilişkiyi ne kadar bozmak isterse istesin, hep birlikte olacaklar, barış içinde Türkiye ve Almanya’da dostluğu derinleştirerek yaşayacaklar."

RİSKLER VE TEHDİTLER BAĞLAMINDA DA TÜRKİYE VE ALMANYA OMUZ OMUZADIR

Başbakan Davutoğlu, iki ülke arasındaki olumlu gündem maddelerinden birinin de Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerde yaşanan ivme olduğunu belirterek, bu konuda da Merkel’e gösterdiği liderlik dolayısıyla teşekkür etti.

Merkel’in katkılarıyla 29 Kasım 2015’te gerçekleştirilen Türkiye-Avrupa Birliği Zirvesi’nin gelecek dönem için tam anlamıyla dönüm noktası olduğunu vurgulayan Davutoğlu, bundan sonra her yıl iki kez zirvelerde bir araya gelineceğini, Türkiye ve Avrupa Birliği ilişkilerinin yeni ivme kazanacağını, bunda da Türkiye ve Almanya ilişkilerinin ortaya koyduğu performansın belirleyici olacağını söyledi.

"Olumsuz gündem veya riskler ve tehditler bağlamında da Türkiye ve Almanya omuz omuzadır" diyen Başbakan Davutoğlu, "Bugün buradan içişleri bakanlarımız, savunma bakanlarımız ve ilgili bakanlarımızla verdiğimiz ana mesaj; ’Ülkelerimizin huzurunu, Avrupa’nın ve insanlığın huzurunu kim bozmaya niyet ederse karşılarında Türkiye ve Almanya’yı birlikte omuz omuza bulacaklardır.’ Terörle mücadele konusunda çok sağlam bir irademiz var. Türkiye ve Almanya, DEAŞ, PKK, DHKP-C gibi örgütlere karşı tam bir iş birliği içinde barışı, istikrarı ve demokrasiyi koruma konusunda kararlıdır" görüşünü paylaştı.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, DAEŞ’e karşı mücadele konusunda Almanya’nın Türkiye’ye verdiği desteğe teşekkür ederek, şöyle konuştu:

"Suriye ve Irak’ta birlikte yakın bir istişare içindeyiz. Suriye’deki istikrarsızlığın Türkiye’yi etkilemesi karşısında Almanya’nın sağladığı destek ve gösterdiği dayanışma, özellikle İncirlik’e gelen Alman uçaklarıyla bütün bölgeye, bütün dünyaya ’Zor günlerde Almanya, Türkiye’nin yanındadır’ mesajını vermesi açısından da son derece önemli ve takdir ettiğimiz bir adım olmuştur. Alman Savunma Bakanı, daha dün İncirlik’e yaptığı ziyaretle bunu göstermiştir. 

DEAŞ, insanlığa yönelik bir tehdittir ve Türkiye-Almanya birlikte bu tehdide karşı Irak’ta, Suriye’de, Türkiye’de, Almanya’da, her yerde mücadele etmeye hazırdır. PKK da son dönemde özellikle Suriye’deki gelişmelerden aldığı cesaretle Türkiye’de çok ciddi bir terör faaliyetine başlayıp, sivil halka ve güvenlik güçlerine karşı saldırılar gerçekleştiriyor. Ben bu konuda mevkidaşıma kapsamlı bilgiler aktardım. Türkiye’de yürütülen mücadele kesinlikle demokratik, hukuk devleti içinde yürütülen mücadeledir ve kesinlikle sadece terörist grupları hedef alan, onların demokrasimize, ülkemizin huzuruna dönük tehdidini engellemeye çalışan mücadeledir."

Görüşmede Suriye krizinin yol açtığı mültecilerle ilgili insanlık dramının da ele alındığını anlatan Davutoğlu, "Suriye krizi sadece Suriye sınırları içinde kalmadı, mülteciler üzerinden Türkiye’ye ve Avrupa’ya dönük çok ciddi bir sosyal istikrarsızlık konusunu ihraç etti" dedi.

Türkiye’nin son 4 yılda Suriye ile ilgili mülteciler konusunda elinden gelen gayreti gösterdiğine dikkati çeken Davutoğlu, Türkiye’nin uluslararası toplumdan özel destek talep etmeksizin tek başına bu sorunu göğüsleme konusunda gerekli adımları attığını ve atmaya devam edeceğini vurguladı.

Davutoğlu, "Türkiye, Suriye’den gelen mültecileri bir barbar rejimin ve barbar bir terör örgütünün baskısından kaçan masumlar olarak görmektedir" diye konuştu.

SAYIN MERKEL’E BİR TEŞEKKÜR DAHA BORCUMUZ VAR

Türkiye’nin 2,5 milyon Suriyeli ve 300 bin Iraklı’yı misafir ettiğini, bir milyona yakın Suriyeli genç ve çocuğun eğitim çağında bulunduğunu, 150 bine yakın Suriyeli bebeğin de Türkiye’de doğduğunu kaydeden Davutoğlu, Türkiye’nin bu sorunları Suriye halkıyla yakın ilişkisi ve insanlık görevi sonucu elinden gelen katkıyla çözmeye çalıştığını anlattı. 

"Burada Sayın Merkel’e bir teşekkür daha borcumuz var" ifadesini kullanan Başbakan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"O da dünyada ve Avrupa’da mülteciler konusunda tam bir sessizlik hakimken ve 3-4 senedir süren bu insanlık trajedisine dönük herhangi bir tedbir düşünülmezken, Sayın Merkel, bu konuda Avrupa’da ciddi bir farkındalık oluşmasını sağladı ve yaptığı açıklamalarla siyasetin sadece ortaya çıkan bazı risklerle mücadele etmek değil, gerektiğinde insani bir tavır ortaya koyarak, bütün insanlığın meselelerine bu açıdan bakarak yaklaşmak olduğunu da gösterdi.

Geçtiğimiz yazdan itibaren kendisiyle her görüşmemizde mülteciler konusu stratejik bir risk olmanın ötesinde insani bir konu olarak hep gündemimizde oldu ve hepimiz aslında Suriyeli mültecileri Ege sahillerine vuran Aylan bebeğin cesedini sadece başbakanlar olarak değil, anneler-babalar, aile fertleri olarak baktığımızda bu acıyı hissediyoruz. Bu konuda tabii çok yoğun çalışma içindeyiz."

Davutoğlu, 29 Kasım 2015’te Türkiye ile Avrupa Birliği arasında ortak eylem planı açıklandığını anımsatarak, bu eylem planının gereği olan hususları Türkiye’nin kararlılıkla yapmaya devam ettiğini söyledi.

Eylem planı çerçevesinde üzerinde çalıştıkları bazı yeni düzenlemeleri hayata geçirdiklerini dile getiren Davutoğlu, Türkiye’nin bu doğrultuda hayatlarını kolaylaştırmak ve insani hayat şartları sağlamak için mültecilere çalışma imkanı sağlayan bir düzenlemeyi kabul ettiğini hatırlattı.

FRONTEX’LE EGE SAHİLLERİNDE YAPTIĞIMIZ İŞ BİRLİĞİNİ ARTIRDIK

Davutoğlu, "Özellikle üçüncü ülkelerden gelen mültecilerin bu gelişleri, mültecilerin çektiği ızdırabı da istismar edecek şekilde bir illegal göçe dönüşmemesi için de vizelerle ilgili bazı tedbirler aldık. Aynı şekilde Frontex’le Ege sahillerinde yaptığımız iş birliğini artırdık" görüşünü paylaştı.

Türkiye ile Almanya arasında ortak çalışma gruplarıyla yeni adımlar atmayı planladıklarına işaret eden Davutoğlu, şunları dile getirdi:

"Türkiye, Almanya, Avrupa Komisyonu ve Konseyi arasında çok sağlam bir iş birliği geliştirmek için de çaba sarf ediyoruz. Buradan Alman ve Avrupa kamuoyuna şunu ifade etmek isterim: Mülteciler krizi Almanya’nın krizi değildir, mülteciler krizi Avrupa’nın krizi değildir, mülteciler krizi Türkiye’nin de krizi değildir. Bunlar birbirimize ihraç ettiğimiz krizler değildir, aksine Suriye’de, Irak’ta ortaya çıkan krizlerin Türkiye’ye, Almanya’ya, Avrupa’ya yansımasıdır. Biz eğer omuz omuza verirsek, birlikte bu krizle mücadele azmi ve kararlılığı gösterirsek, bu krizin sonuçlarını en iyi şekilde kontrol altına alabiliriz ama herkes bir diğerine topu atarsa, tabiri caizse bir diğeri üzerinde bu krizin çözülmesini beklerse bu krizin çözüm noktaları zorlaşır.

O bakımdan yine Türkiye ve Almanya olarak bugünlerde başlamakta olan, başlaması için çaba sarf edilen Suriye barış görüşmelerinin başarılı olmasını mülteci akınlarını engelleyecek önemli bir unsur olarak görüyoruz. Mültecilerin gelişi yavaşlarsa, var olan mülteciler en iyi şekilde entegre edilir ve meseleleri çözülürse bu konuyu insanlık trajedisine dönüşmeden ve ülkelerimizin iç istikrarını bozmadan çözme imkanına kavuşuruz."

Davutoğlu, "Bugün gerek hükümetler arası istişareler bağlamında ikili ilişkiler noktasında gördüğüm güçlü siyasi irade gerek mülteciler konusunda gördüğüm iş birliği iradesi ve insani yaklaşım gerekse Avrupa Birliği ve Avrupa Kıtası’nın geleceği konusunda Türk ve Alman görüşlerinin, vizyonlarının benzerliği konusunda büyük bir memnuniyet duyuyorum" değerlendirmesinde bulundu.

Başbakan Merkel’e teşekkürlerini ileterek, kendisini Türkiye’ye davet eden Davutoğlu, "İnşallah mayıs ayında Dünya İnsani Zirvesi’nde de kendisini ülkemizde ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyacağız" dedi.

Avrupa Birliği-Türkiye Fikirdaş Ülkeler Toplantısı için 18 Şubat’ta bir araya geleceklerini belirten Davutoğlu, burada da tüm gelişmeleri birlikte değerlendirme imkanı bulacaklarını ifade etti.

Mültecilerin Avrupa’ya Türkiye üzerinden geldiği ifade edilerek, "Suriyelilere vize uygulaması başlattığınızı söylediniz. Türkiye, yasa dışı göçü önlemek amacıyla diğer Müslüman ülkelerden gelen mültecilere de vize uygulamayı tasarlıyor mu?" sorusu üzerine Davutoğlu, Türkiye’nin özellikle son 10 yılda ekonomik gerekliliklerle birçok ülkeyle vizeleri kaldırdığını, çünkü Türkiye’nin dışarıdan çok yoğun iş alan müteahhitlerin bulunduğu bir ekonomik yapıya sahip olduğunu söyledi.

Avrupa ile vizeler konusunda da Schengen’e geçiş konusunda da süreç işlediği için bu politikaların birbiriyle eşgüdüm içinde yürütüldüğünü belirten Davutoğlu, mülteciler sorununun buna yeni boyutlar kattığını ifade etti.

Başbakan Davutoğlu, "Vize getirdiğimiz husus, üçüncü ülkelerden gelen Suriyelilerle ilgili. Doğrudan Suriye’den gelenlerle ilgili değil. Çünkü doğrudan Suriye’den gelenler Türkiye’ye iltica eden, ölümden kaçan insanlar. Onlara açık kapı politikasını sürdüreceğiz ama üçüncü ülkeden gelirlerse, iltica dışında, yani ölüm tehdidinden kaçma dışında bir gerekçe olabileceği düşüncesi taşıdığımız için onları selektif olarak Türkiye’ye alacağız, vize üzerinden" diye konuştu.

Bu anlamda bir istatistik paylaşmak istediğini belirten Davutoğlu, "Vize uygulamasından önceki, 9 Ocak’tan önceki 1 hafta içinde üçüncü ülkelerden gelen Suriyeli sayısı 41 binken, ondan sonraki bir hafta içinde bin 100’e kadar düştü" dedi. Bunun Türkiye’nin bu anlamda takip ettiği politikanın doğruluğunu yansıttığını dile getiren Davutoğlu, bunu ailelerin parçalanmasına izin vermeden yapmaları gerektiğini kaydetti.

Başbakan Davutoğlu, şunları söyledi:

"Kuzey Afrika ülkelerine gelince, Libya’daki istikrarsızlık dolayısıyla zaten Libya’ya, Ekim’den itibaren vize uygulamaya başlamıştık. Eylül’de gelenlerin sayısı 38 binken Ocak’ta bu bin 200’ler civarında oldu. Bunları şunun için zikrediyorum, yarın Libya’da düzen kurulduğunda ve bu tehlike ortadan kalktığında tekrar bunları görüşebiliriz. Cezayir ile zaten serbest vize uygulamamız yok. Dolayısıyla bu anlamda bir değişiklik söz konusu değil. Fas ile ticari ilişkilerimizin yoğunluğu dolayısıyla da onlarla yürüttüğümüz vize serbestliği söz konusu. Bu da tabii birlikte değerlendireceğimiz hususlardır. Türkiye üzerinden Avrupa’ya dönük illegal göçün engellenmesi için Türkiye elinden geleni yapıyor. Afganistan ile ilgili zaten benzer bir vize serbestliği yok. Afganistan ve Pakistan’dan özellikle gelenler biraz da İran’da uzun süre mülteci olarak kaldıktan sonra Türkiye’ye illegal yollardan giren unsurlar."

Bunları hep birlikte masaya yatırdıklarını ve değerlendirdiklerini belirten Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Önemli olan Türkiye ile AB’nin bu meseleyi ortak bir mesele olarak görmesi. Bu mesele tek başına Türkiye’nin üstlenebileceği bir konu değil. Hep beraber ele alabileceğimiz husus. Çünkü dünyada çevre bölgelerde istikrarsızlık arttıkça ister istemez Türkiye gibi ekonomisi istikrarlı olan ülkeye dönük akım da olabiliyor. Buradan Avrupa’ya geçmek isteyenler de olabiliyor. Şu ana kadar bu konularda son derece iyi bir işbirliği içindeyiz. Sonuçlarını da önümüzdeki dönemde hep beraber göreceğimizi ümit ediyorum. Türkiye’nin çok dinamik bir ekonomiye, yurt dışında büyük yatırımlara ve aynı zamanda da çok sayıda turisti ağırlayan ülke olduğunu göz önünde bulundurmak lazım. Türkiye’nin mültecilerin kaldığı bir açık hava hapishanesi şekline dönüşmesini istemediğimiz gibi Türkiye’nin kapısını dünyaya tümüyle kapatması da mümkün değil. Hep beraber vize rejimlerimiz arasında uyum olduğunda geri kabul anlaşması ve arkasından Schengen sisteminin esasları uygulanmaya başladığında eminim bu konularda çok daha etkin bir yol, yöntem söz konusu olacak."

ORTAK KANAATİMİZ...

"IŞİD’le mücadelede Türkiye’nin sınır güvenliği için talepleri vardı, uçuşa yasak bölge, Suriye içinde oluşturulması öngörülen güvenli bölge gibi bu konuyla ilgili herhangi bir konuşma geçti mi? Rusya’nın o bölgedeki varlığını nasıl değerlendiriyorsunuz" sorusunu yanıtlayan Davutoğlu, Suriye konusunu bütün yönleriyle ele aldıklarını, Merkel’i de Suriye sınırındaki gelişmeler konusunda bilgilendirdiğini söyledi.

Başbakan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ortak kanaatimiz Suriye’de bir an önce siyasi diyaloglar üzerinden bir çözümün bulunması. Gerçekten bir çözüm olabilmesi için de Türkiye’deki ya da Almanya’daki mültecilerin, ’Artık Suriye’ye barış geldi, ben dönebilirim’ diyebileceği şartların oluşması lazım. Aksi takdirde yapılan görüşmelerin barış görüşmesi sonucunu doğurmasını beklemek çok zor. Mesela Esad Şam’da otururken hiçbir mülteci ’Ben Suriye’ye geri döneyim’ diye düşünmez. Çünkü şartların değişmediğine inanır. O bakımdan bizim kanaatimiz Suriye’de gerçek bir siyasal değişimin yaşanması ve bu yolla Suriye’de barış ortamı oluştuktan sonra Suriye’ye dönüşün başlaması. Bunun için de zaten Londra toplantısında olduğu gibi donörler toplantısıyla Suriye’nin yeniden yapılandırılması. Suriyelilere tekrar ülkelerinde en iyi şartların sağlanması için de uluslararası bir çalışma gerekli."

Suriye’de güvenli bir bölge oluşturulması, Suriyeli mültecilerin de bu bölgede tutulması için 3-4 yıldır olağanüstü bir kampanya yürüttüklerini ifade eden Davutoğlu, güvenli bölge oluşturulmazsa bu insanlar Türkiye’ye ve Avrupa’ya geçtiğinde yaşanacak sıkıntılara dikkat çektiklerini aktardı.

Buna karşın özellikle BM Güvenlik Konseyi’nden bu konuda destek alamadıklarını dile getiren Davutoğlu, şu ifadeleri kullandı:

"Bakınız sonuçlarını şimdi hepimiz görüyoruz. Eğer iki sene önce Halep ile Türkiye arasındaki bir bölgede Suriyeliler için güvenli bir bölge ilan edilmiş olsaydı. Uçuşa yasak bölge ilan edilmiş olsaydı, orada biz bu mültecileri, 1-2 milyon mülteciyi o bölgede tutup hepsine orada yiyecek, barınak sağlamış olsaydık. Çok daha az maliyetli bir iş olurdu ve çok daha az insan hayatını kaybederdi. Ama uluslararası topluma anlatamadık. Kimse bizim yanımızda durmadı. Neredeyse yalvardık, ’Bakın burada bir insani trajedi geliyor, büyük bir yangın eşiğimizde, hep beraber Suriye içinde bu insanları tutacak bir formül bulalım’ diye uğraştık, sözümüzü duyan olmadı. Şimdi ise Rusya’nın müdahalesinden sonra maalesef Suriye’de güvenli hiçbir bölge kalmadı. Çünkü Rusya, Suriye halkının sığınabileceği son güvenli noktalar olan Halep ile sınırımız arasındaki Azez bölgesine de hava saldırıları yapıyor. DEAŞ’tan daha çok Suriyeli sivillere ve ılımlı muhalefete saldırıyor ve onları öldürüyor. Son olarak İdlib’de iki okulda 30’a yakın öğrenci, Rus saldırısında öldürüldü. Suriye’de şartlar gittikçe bu anlamda kötüleşti ama biz Suriyeliler için ümidimizi kaybetmeden hem mültecilere iyi şartları sağlamak hem de Suriye’de kalıcı barışı ihdas etmek için gece gündüz çalışmak durumundayız. Bu konuda Almanya ile birlikte yapacağımız çok önemli çalışmalar olduğu kanaatindeyim."

TÜRKİYE, BU KRİTİK MÜCADELEDE ALMANYA İLE YOL YÜRÜMEYE KARARLI

Davutoğlu, son günlerde Almanya’nın yalnız kaldığının konuşulduğu ve gerçekten yalnız kalıp kalmadığının sorulması üzerine "Ne Sayın Merkel ne de Almanya bu konuda yalnız değildir. Türkiye olarak Almanya’nın her zaman olduğu gibi yanındayız" ifadesini kullandı.

Bir konunun altını çizmek istediğini dile getiren Davutoğlu, siyasi liderlerin tarihe sadece geliştirdikleri projelerle değil, zor dönemlerde aldıkları insani tavırla geçtiklerini belirtti.

Davutoğlu, Avrupa ve dünyadaki birçok yerde Suriyeli mültecilerle ilgili insani boyutun unutulduğunu ve "Müslümanlara, Avrupa’da yer olmadığı" gibi görüşlerin dile getirildiği bir ortamda, Merkel’in bütün insanlık vicdanı adına tarihe geçecek bir adım attığını vurguladı.

Eğer 20-30 yıl sonra bugüne dönüp bakıldığında Almanya’nın bu insani tavrı dolayısıyla öncelikle bu tavra muhatap Suriyeli mülteciler nezdinde hiç unutulmayacağını dile getiren Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Onlar hep bunu hatırlayacaklar. Sonra da uluslararası ilişkiler kaydına Almanya’nın bu tavrı geçecektir. Kesinlikle Almanya yalnız değildir. Türkiye, bütün bu kritik mücadelede Almanya ile yol yürümeye kararlıdır. Ayrıca 18 Şubat’ta bir araya geleceğimiz fikirdaş ülkelere bakıldığında onlar da aynı tavrı benimsiyor. Avrupa’nın en önemli ülkeleriyle biz aynı masa etrafında aynı tavrı benimseyerek bir fikirdaş ülkeler topluluğu oluşturduk. Dolayısıyla biz Avrupalılar olarak ortak bir kaderi yaşamakta olduğumuza inanıyoruz. Avrupa kıtasının önemli ülkeleri, bugün bu konuda ortak bir tavra sahip. Alman kamuoyunun da Sayın Merkel’in gösterdiği insani tavır ve liderlik dolayısıyla takdir edilmesini bekliyorum."

Başbakan Davutoğlu, aynı konuda Türkiye’de de eleştiriye maruz kaldıklarına dikkati çekerek, "Muhalefet, seçim kampanyalarında ’2 milyon Suriyeliyi geri göndereceğiz’ diye kampanya yaptı. Düşünün, o 2 milyon Suriyeli geri gönderilmiş olsaydı, bugün birçoğu öldürülmüş olurdu ve biz tarihte ’İnsanları ölüme gönderen bir ülke’ olarak anılırdık" değerlendirmesinde bulundu.

Gelen eleştirilere değil, insani sorumluluğa baktıklarını belirten Davutoğlu, kendilerine "10 milyar dolar niye mültecilere ayrıldı?" diye sorulduğunu aktardı.

Başbakan Davutoğlu, böyle zor dönemlerde insani tavır alan ülkelerin unutulmadığına, küçük hesap yapanların ise tarihe kötü şekilde geçtiğine inandıklarını belirtti.

Merkel’in ve Almanya’nın da mültecilerin insani boyutu konusunda gösterdikleri dirayetli tutuma işaret eden Davutoğlu, oluşturdukları farkındalık dolayısıyla Suriyeli mülteciler ve insanlık nezdinde son derece saygın bir yer edindiği kanaatinde olduğunu söyledi.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.