Yükleniyor...

Basbakan Erdogan’in 1. Olaganüstü Büyük Kurultayi‘nda yaptigi konusmanin tam metni

 

Saygıdeğer Divan, çok değerli kardeşlerim…  

Geçmişte malum Partimizin kuruluşunda bir küçük yavru bir altın bize göndermişti. Kızımız diyor ki; benim altınım yok, ama benim de sevgim var, kabul eder misiniz diyor.

Saygıdeğer Divan, çok değerli kardeşlerim, yurt içinden ve yurt dışından Kongremize katılan kıymetli misafirler, sevgili yol arkadaşlarım, sevgili kader arkadaşlarım, sevgili genç kardeşlerim, değerli hanım kardeşlerim, değerli beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi hepinize, hepimize olsun diyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 1. Olağanüstü Büyük Kongresinin ülkemiz, milletimiz, demokrasimiz, yeryüzündeki tüm dost ve kardeşlerimiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Kongremize iştirak eden tüm delegelerimize, AK Parti Teşkilatının tüm mensuplarına, 81 vilayetimizden gelen her bir kardeşime hem Ankara’ya, hem Kongre Salonumuza hoş geldiniz diyorum.

Yurt dışından gelen ve bu anlamlı günümüzde heyecanımızı bizlerle paylaşan dost ve kardeş ülkelerden misafirlerimize de hoş geldiniz, şeref verdiniz diyorum.

13 yaşındaki AK Parti Teşkilatı kuşkusuz her türlü övgüyü ziyadesiyle hak ediyor. 14 Ağustos 2001’den bugüne kadar AK Parti Teşkilatında görev almış kurucularımızdan Merkez Karar ve Yönetim Kurulu üyelerimize, Genel Başkan yardımcılarımızdan bakanlarımıza, milletvekillerimizden il-ilçe başkanlarımıza, belediye başkanlarımızdan il genel meclisi, belediye meclis üyelerimize, belde ve köy temsilcilerimizden sandık müşahitlerimize kadar tüm gönüldaşlarımızı selamlıyorum.

Teşkilatımızda görev yapmış, kendileriyle birlikte yol yürüdüğümüz, bugün aramızda bulunmayan, ahirete irtihal etmiş kardeşlerimi rahmetle, minnetle yad ediyorum, mekanlarının cennet olmasını Allah’tan niyaz ediyorum.

Elbette ki Kadın Kollarımızı bugün bir kez daha özellikle selamlıyorum. Bu hareket hanım kardeşlerimizle güç kazandı. Bu hareket hanım kardeşlerimizin yüreklerini ortaya koymaları sayesinde bugünlere ulaştı. Bu kutsal davayı bir anne şefkatiyle, bir hanım zarafetiyle adeta bir oya gibi, bir nakış gibi işleyen hanım kardeşlerimize, AK Parti Kadın Kollarının tüm mensuplarına bugün bir kez daha şükranlarımı sunuyorum.

Sevgili gençler, AK Parti’nin, bu AK Teşkilatının alnı ak, yüreği ak, bahtı ak gençleri; sizleri bugün bir kez daha gönülden selamlıyorum. Sizlere her zaman inandım, her zaman güvendim. Gençler, sizler bu milletin umudusunuz, sizler yeryüzündeki tüm mazlumların umudusunuz, sizler Sultan Alparslan’dan Osman Gazi’ye, Fatih Sultan Mehmet’ten Ulu Hakan Abdülhamit Han’a, Gazi Mustafa Kemal’den Adnan Menderes’e, Turgut Özal’dan Profesör Doktor Necmettin Erbakan’a kadar uzanan bir kutlu davanın kahraman neferlerisiniz. Yarınlarımız olan, geleceğimiz olan, umudumuz olan gençler, istikbalin siyasetçileri, yarının idarecileri; bugün sizleri çok farklı, çok daha samimiyetle, çok daha muhabbetle selamlıyorum.

Buradan sınır karakollarında gözünü değil gönlünü namlunun ucuna koyarak vatanının nöbetini tutan genç Mehmetleri, Mehmetçikleri, askerimizi, polisimizi özellikle selamlıyorum.

Saraybosna’da, Kosova’da, Somali’de, Lübnan’da, Afganistan’da, Türkiye’nin mertliğinin, yiğitliğinin, kadirşinaslığının, Türkiye’nin barışa olan sevdasının neferleri olan Mehmetlerimizi selamlıyorum. Allah hepsinin yar ve yardımcısı olsun diyorum.

Dün, yani 26 Ağustos’ta Malazgirt Zaferimizin 943. yıldönümünü idrak ettik. Sultan Alparslan’ın o kutlu ordusunu, tüm şehit ve gazilerini hürmetle yad ediyorum. 23 Ağustos’ta Çaldıran Zaferi’nin 500. yıldönümünü idrak ettik. Yavuz Sultan Selim ve Osmanlı cihan devletinin kahraman neferlerini, şehit ve gazilerimizi hürmetle yad ediyorum. 100. yıldönümünü idrak ettiğimiz 1. Dünya Savaşında şehit ve gazi olan ecdadımızı hürmetle yad ediyorum. Şehadetlerinin 100. yılına eriştiğimiz Sarıkamış şehitlerimize, 6 ay sonra şehadetlerinin 100. yıl dönümünde hürmetle anacağımız Çanakkale şehitlerimize Rabbimden rahmet niyaz ediyorum.

3 gün sonra 30 Ağustos’ta büyük zaferin 92. yıldönümünü idrak edeceğiz. Kurtuluş Savaşımızın tüm şehitlerini, tüm gazilerini de bir kez daha rahmetle yad ediyorum. Kıbrıs ve Kore şehitlerimizi, terörle mücadelede şehit olan polis, asker ve şehitlerimizi aynı şekilde rahmetle anıyor, vefat etmiş gazilerimize Allah’tan rahmet, hayattaki gazilerimize uzun ve hayırlı ömürler niyaz ediyorum. Tüm şehitlerimizle birlikte, gazilerimizle birlikte onların eli öpülesi annelerini, babalarını, şehit ve gazilerimizin kutsal emanetlerini de buradan hürmetle, muhabbetle selamlıyorum.

Kardeşlerim, Olağanüstü Kongremizin hemen başında bir konuda şükranlarımı burada tekraren ifade etmek arzusundayım. 10 Ağustos sürecinde işte bu teşkilat tarih yazdı. Sizlerin Allah’ına gurban, sizlerin Allah’ına gurban. Siz dağ-taş demediniz, siz kar-kış demediniz, durmak yok yola devam dediniz ve bütün zorluklara göğüs gererek çalıştınız. İşte bu teşkilat 10 Ağustos’ta bir tarih yazdı. Her bir vilayetimizde, her bir ilçe, belde ve köyümüzde aşkla, şevkle, gayretle çalıştı. Bunun neticesinde sizler sadece Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine şahitlik etmediniz, bu tarihi hadiseyi bizzat sizler kendi ellerinizle inşa ettiniz, imar ettiniz. Önce 2007’deki Anayasa değişikliği halkoylamasında milletimizin yüzde 69 oy oranıyla evet demesini sağlayarak tarih yazdınız. Ardından 10 Ağustos sürecinde çok çalışarak milletin adayını, milletin adamını Türkiye Cumhuriyeti’nin 12. Cumhurbaşkanı, Türkiye Cumhuriyeti’nin halkoyuyla gelmiş ilk Cumhurbaşkanını sizler seçtiniz. Sizlere sonsuz teşekkür ediyorum. Gayretleriniz, emekleriniz, alın teriniz, dualarınız için sizlere teşekkür ediyorum. Şahsımı Cumhurbaşkanı adayı olarak gösteren Grubumuza, 10 Ağustos’a kadar gece-gündüz çalışan teşkilatımızdaki her bir kardeşimize, yol arkadaşlarımıza, gönüldaşlarımıza teşekkür ediyorum.

Tarihimizde ilk kez Cumhurbaşkanı halkın sandığa gitmesi suretiyle belirlendi. Artık bir tur, iki tur, üç-dört yok. Hemen ilk turda sizler bu kardeşinizi Cumhurbaşkanı seçtiniz, bunun için çalıştınız, bu süreci son derece başarılı şekilde idare ettik. Adayların belirlenmesi, seçim süreci, oylama, ardından gelişen süreç tamamen anayasa ve yasalar çerçevesinde tecelli etti. Türkiye yeniliklere ne kadar kolay ve ne kadar hızlı uyum sağladığını bu süreçte bir kez daha gösterdi. İlk kez tecrübe edildiği halde hiçbir sorun çıkmadan, hiçbir krize, kaosa mahal verilmeden belki de Cumhuriyet tarihinin bu ilk sınavı bu kadar sorunsuz, bu kadar kolay, bu kadar suhulet içinde bir Cumhurbaşkanlığı seçimi gerçekleşti. AK Parti, unutmayın her zaman ilklerin partisi olmuştur. (“Türkiye seninle gurur duyuyor” sözleri) Biz sizlerle gurur duyuyoruz.

Parti olarak, teşkilat olarak Türkiye’ye böyle bir ilki, böyle bir reformu kazandırmanın gururunu hep birlikte yaşıyoruz ve inanın nefes alıp verdiğimiz müddetçe de bu gururu hep birlikte yaşayacağız. Bu vesileyle demokratik olgunluğunu bir kez daha gösteren, sandığa gidip oyunu kullanan, bu tarihi süreçte emeği ve katkısı olan aziz milletime, milletimin 77 milyon her bir ferdine de sonsuz şükranlarımı sunuyorum.

Müsaade ederseniz şu ceketimi çıkarabilir miyim?

(“Konya seninle gurur duyuyor” sözleri) Biz de sizlerle gurur duyuyoruz. Konya, siz hep rekorlar peşinde koştunuz, bundan sonra da sizlerden farklı rekorlar bekliyoruz, bundan sonra sorumluluğunuz daha da arttı bunu unutmayınız.

Kardeşlerim, çok değerli yol arkadaşlarım; bugün bu Olağanüstü Kongreyle 13 yıldır gururla taşıdığım AK Parti’nin Genel Başkanlık vazifesini artık sizlere teslim ediyorum. 14 Ağustos 2001 tarihinde başlayan Genel Başkanlık vazifem 13 yıl 13 gün sonra işte bugün nihayete eriyor, 13 yıl 13 gün. Yarın inşallah saat 14:00’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde mazbatamızı teslim alacak 11,5 yıl boyunca üstlendiğimiz Başbakanlık vazifesini de teslim edecek, yemin ederek Türkiye Cumhuriyeti’nin 12. Cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmiş olacağız.

Sevgili kardeşlerim, 1 Temmuz’da adaylığımın açıklandığı toplantıda bunun bir nihayet olmadığını, bir son, bir bitiş olmadığını, bunun yeni bir başlangıç olduğunu ifade etmiştim. Sonrasında yaptığımız tüm toplantılarda, mitinglerimizde, 10 Ağustos akşamı AK Parti Genel Merkezi’nin balkonunda aynı şekilde bu hususun altını kalın çizgilerle çizmiştim.

Kardeşlerim, bugün değişen unutmayın sadece şekildir, bugün öz değişmiyor, bugün partimizin yüklendiği misyon, davamızın ruhu, hedef ve ideallerimiz değişmiyor, bugün sadece ve sadece isimler değişiyor.

Her zaman ifade ettim, AK Parti 13 yıllık bir siyasi parti olsa da aslında asırlar öncesinden başlamış kutlu bir yürüyüşün, kutlu bir davanın mirasını omuzlarında taşıyan bir partidir. 1071’de Malazgirt Ovası’nda Sultan Alparslan’ın arkasında namaza duran, ellerini dua için semaya açan neferlerin hissiyatı neyse, bizim de hissiyatımız işte odur. Kudüs’e doğru yürüyen, Kudüs’ü bir barış şehri yapmak isteyen ilerleyen Selahaddin Eyyubi’nin askerlerinin duyguları neyse, işte bizim duygularımız da aynen odur. Bizler Mohaç’taki, Niğbolu’daki, Kosova’daki hem şehadet şerbetini içmek, hem de zaferleri kuşanmak için sabırsızca bekleyen ecdadın torunlarıyız. Hicaz’ın çöllerinde sıcağın altında, Sarıkamış’ta Allahu Ekber Dağları’nda beyaz karların altında şehit olanlar bizim dedelerimizdir. Çanakkale’de dünyanın en modern orduları karşısında yüreğiyle direnen ve zafer kazanan şehitler bizim dedelerimizdir. Medine’yi, Filistin’i, Mısır’ı, Suriye’yi, Irak’ı canı pahasına savunanlar bizim dedelerimizdir. Bizler hep birlikte Kurtuluş Savaşımızda var olmak ya da olmamak, yok olmak onuruyla yaşamak veya onuruyla şehit olmak arasında seçim yapan kahraman Mehmetçiğin torunlarıyız.

Sanmayın ki 13 yıllık bir yoldan geliyoruz, biz asırlardır yürüyoruz, asırlardır hem vatanımızı, hem milletimizi, hem de elimizin ulaşabildiği tüm mazlumları korumak için, gözetmek için, dünyayı daha yaşanabilir bir yer haline getirmek için mücadele veriyoruz. Biz, kökü mazide olan atiyiz. Biz, kökü olmayan, ruhu olmayan, geçmişiyle irtibatlarını koparmış bir parti, böyle bir hareket asla değiliz. Bu harekette Abdülhamid Han’ın dirayeti, Fatih Sultan Mehmet’in kahramanlığı, Osman Gazi’nin basireti, Nureddin Zengi’nin cesareti, Sultan Alparslan’ın imanı vardır. Bu harekette Gazi Mustafa Kemal’in ufku, vizyonu, hayalleri vardır. Bu harekette merhum Andan Menderes’in millet uğruna verilmiş canı vardır. Bu harekette, hiç şüpheniz olmasın, eski Başbakanlarımızdan Necmettin Erbakan’ın da alın teri vardır. Bu harekette eski Başbakanlarımızdan, Cumhurbaşkanlarımızdan merhum Turgut Özal’ın da emeği vardır. Bu hareket, 14 asır önce Mekke’nin yalçın dağlarına inzal olmuş, Allah kelamını, onun alemlere rahmet olarak gönderilmiş Nebisini kendisine rehber edinmiş bir harekettir. Bu hareket, Ahmet Yesevi’den Mevlana’ya, Hacı Bektaş-ı Veli’den  Hacı Bayram-ı Veli’ye, Yunus Emre’den Fuzuli’ye,  Ahmedi Hani’den Melaye Ciziri’ye, Nazım Hikmet’ten Necip Fazıl’a, Mehmet Akif’ten Sezai Karakoç’a kadar o tatlı pınarlardan kana kana içmiş, o bereketli pınarlardan beslenmiş bir harekettir.

Biz bu yola 13 yıl önce çıkmadık, biz bu yola 100 yıl önce çıkmadık, biz insanlık tarihi boyunca dosdoğru bir istikamette ilerleyen, dinin ve doğrunun mücadelesini tevarüs etmiş bir hareketiz, işte onun için isimlerin hiç ama hiç önemi yoktur. Hazreti Adem’den bugüne kadar nice insanlar dünyaya geldiler, kondular ve göçtüler, mezarlıklarda ismi unutulmuş, bedeni çürümüş, topraktan geldiği gibi toprağa karışmış nice insanlar var. Milyarlarca isim kayboldu ve gitti, ancak Hazreti Adem’le başlayan iyinin ve kötünün mücadelesi insanlık tarihi boyunca devam etti, hak ile batıl mücadelesi. İsimleri fanidir, baki olan davadır. Dün bu büyük davanın sancaktarlığını başkaları yapıyor, mücadelesini başkaları veriyordu, bugün o sancağı biz gururla ve şerefle taşıyoruz, yarın da bu dava sancağı düşmeyecek, inşallah istikbalde de bu dava sahipsiz kalmayacak. Bugünün çocukları, gençleri Allah’ın izniyle bizlerden bu dava sancağını teslim alacak ve tıpkı bizim gibi onurla ve şerefle o sancağı taşıyacaklar.

Kardeşlerim, şunu burada özellikle ifade etmek istiyorum: Bu büyük dava, bu kutlu hareket, altını çizerek söylüyorum, mensuplarıyla şereflenmez, bunun altını çiziyorum, çok önemli, mensuplarıyla şereflenmez, tam tersine mensuplarına şeref verir.

Gençler, şunu unutmayın: Ben yoksam dava da yok diyenler daha en baştan kaybetmiş olanlardır. Gençler, şunu unutmayın: Ben olmazsam dava ilerleyemez diyen davanın ruhunu, özünü anlayamamıştır. Bu dava ancak benim ismimle ayakta kalabilir, ancak benim ismimle şereflenebilir diyen kibir tuzağına düşmüştür. İstişareyi, danışmayı, ortak aklı dışlayan, ortak kararları şahsi beklentileriyle uyuşmadığı için beğenmeyen, bu kutlu davaya haksızlık etmiştir. Zira, bu dava hiçbir zaman koltuk davası olmamıştır.

Unutmayın, size, evet, yüceler yücesinden bir talimatı hatırlatıyorum, emrolunduğunuz gibi dosdoğru olun.

İki; tüm işlerinizde istişare ediniz.

Bu dava hiçbir zaman tarihin hiçbir döneminde makam davası, rütbe davası, paye davası olmamıştır. Bu dava şahsi hırsları, kibri, fitneyi ve nifakı, kıskançlığı, çelme takmayı, başkasının kuyusunu kazmayı her zaman dışlamış, her zaman dairesinin dışına atmış bir davadır. Tarih davasına ihanet edenlerin nasıl onursuzca yok olup gittiğinin örnekleriyle doludur. Bizim dahi yakın tarihimiz davasına ihanet eden, partisine ihanet eden, kendisini seçen milletine ihanet edip zillete düşen isimlere şahit olmuştur. Kardeşlerim, işte onları hiç kimse hatırlamıyor ve hatırlamayacak, bunu böyle biliniz. Onların iftiralarını hiç kimse hatırlamıyor, hatırlamayacak, bunu böyle biliniz. Okyanus ötesinden gelen telefonlarla intifa edenleri, darbecilerin tehditlerine boğun eğenleri, darbecilerin getirdikleri haberlere inanları bugün kimse hatırlamıyor ve hatırlamayacak, bunu böyle biliniz.

Kardeşlerim, Allah’a hamdolsun, bu dava dimdik ayakta durmaya devam ediyor ve güçlenerek yoluna devam ediyor. Safını cesaretten yana belirleyenler işte bugün izzetleriyle, şerefleriyle, haklı gururlarıyla buradalar, başkalarının oyuncağı olanlar ise çoktan unutuldular. Ama şunu da unutmayın: Unutulmayan namzet adaylar da yok değil ha, var. Onlar da vakti, saati geldiğinde inanıyorum ki o çöplüğün içerisinde yerlerini alacaklardır.

Bu büyük dava, bu kadim dava nice isimler gördü, nice isimlere şahit oldu, o isimlerin hepsi geldi ve geçti, ama dava işte burada. Bugün de, bundan sonra da isimler değişecek, hiçbirimiz bu dünyada baki değiliz, hepimiz faniyiz. Bu dava uğruna emek sarf edenler hayırla yad edilecek, bu dava uğruna canını, malını, mesaisini ortaya koyanlar hiçbir unutulmayacak, bu dava dairesi içinde arkasında eser bırakanlar belki de asırlar boyunca hatırlanacak. Rabbimden duam odur ki, şahsımı da, buradaki tüm yol arkadaşlarımı da bu davanın neferleri olarak her zaman hayırla hatırlanmamızı bizlere nasip etsin.

Sevgili kardeşlerim, sevgili yol arkadaşlarım, bizleri şu anda ekranları başında izleyen aziz milletim; şunu burada özellikle ifade etmek isterim ki: Bizim sancaktarlığını yaptığımız dava 29 Ekim 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin istiklal, hürriyet, kalkınma ve adalet davasının ta kendisidir. Bizim davamız Türkiye davasından ayrı bir dava değildir. Biz, Türkiye içinde farklı bir istikamete bakan, farklı hayaller ve hedefler peşinde yürüyen bir hareket değiliz. Milletimizin asırlardır devam eden kutlu yürüyüşü 29 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyeti adı altında yeniden şekillenmiştir. Bu topraklar Devleti Aliye’nin bakiyesi üzerinde inşa edilmiş olan bir Türkiye Cumhuriyeti’dir, ama dava değişmemiştir, hareket değişmemiştir, öz, ruh değişmemiştir.  Hiç şüphesiz 91 yıllık Cumhuriyet tarihimiz boyunca kabuğu değiştirmeye, özü ve ruhu değiştirmeye, Türkiye’yi bu asırlık dava yürüyüşünden koparmaya yönelik girişimler olmuştur, millet bu girişimlere izin vermemiştir. Aziz millet devletinin ve medeniyetinin kadim davasının değiştirilmesine, örselenmesine ve yıpratılmasına müsaade etmemiştir.

13 yıllık Genel Başkanlık görevim süresince ben de, arkadaşlarım da 23 Nisan 1920 tablosunu her fırsatta hatırlattık, her fırsatta gündeme taşıdık. 23 Nisan 1920’de Ankara’da Büyük Millet Meclisi açılmadan önce, bizzat Gazi Mustafa Kemal’in talimatıyla bütün vilayetlerde hatimler indirilmiş, Mevlidi Şerifler okunmuştu. 23 Nisan günü özellikle bir Cuma gününe denk getirilmişti, Cuma günü Ankara’da Hacı Bayram Camii’nde Cuma Namazı kılınmış, hatim duası yapılmış, Buhari Şerifler hatmedilmişti, Ulus’taki Meclis binasının önüne gelinmişti, Ulus’taki Meclis binasının önünde yine dualar edilmiş, kurbanlar kesilmiş, Büyük Millet Meclisi bu şekilde açılmıştı; çok anlamlı değil mi, çok manidar.

Ulus’taki Büyük Millet Meclisi’nin Genel Kurul salonunda; bakın buraları unutmayın gençler, buraları unutmayalım sevgili kardeşlerim, salonun içinde ve dışındaki tüm kardeşlerim, Meclis kürsünün arkasına hangi emri ilahi konmuştu biliyor musunuz? Onlar işlerini istişareyle yaparlar mealindeki Şura Suresi’nin 38’inci ayeti yazılmıştı.

İlk Meclisteki muhteva tam anlamıyla bir Türkiye manzarasıydı, orada Türkler vardı, Kürtler vardı, Araplar vardı, Çerkezler vardı, Gürcüler vardı, Arnavut vardı, Boşnak vardı, Roman vardı, orada Sünniler vardı, Aleviler de vardı, milletin bütün unsurları işgali sona erdirmek, Kurtuluş Savaşını sevk ve idare etmek, zafer kazanmak için gönül birliği yapmışlardı. Türkiye Cumhuriyeti’nin mayası işte orada, o ilk Mecliste atılmıştı, kurulacak devlet herkesin devleti olacaktı, millet bütün fertleriyle, bütün unsurlarıyla barış ve hoşgörü içinde yaşayacak, birbirinin inançlarına, değerlerine saygı içinde geleceği inşa edecekti.

Kardeşlerim, farklılıklar bir zengin olarak görülecek, Osmanlı coğrafyasındaki bir arada yaşama kültürü Türkiye Cumhuriyeti’nde de devam edecekti. İşte sonraki yıllarda bu ilk Meclisteki umut ve uyum ne yazık ki muhafaza edilmedi. Millet devletine istikamet çizecekken, millet kendi devletini bu şekilde sahiplenecekken, devlet milletine istikamet çizmek istedi, devlet vatandaşın her şeyine karışmaya, her şeyini düzenlemeye, hatta kılık kıyafetini, müziğini dahi şekillendirmeye çalıştı, tek tip bir millet oluşturmak istendi, adeta tornadan çıkmış gibi şeklen, fikren, her biri birbirine benzeyen fertler imal edilmek istendi. O kadar ki, bütün farklılıklar ret edildi, etnik kökenler, diller, inançlar, değerler ret edildi, farklı olana tahammül edilmedi, farklı kıyafete, farklı düşünceye, değerlerin, inançların yaşatılmasına müsaade edilmedi.

Değerli kardeşlerim, bu neyi getirdi? Devletle millet arasındaki mesafe açıldı, devlet milletinden uzaklaştı, millet de devletinden uzaklaşmak zorunda bırakıldı. Ret, inkar, asimilasyon, bu tür politikalar geliştirildi, 780 bin kilometrekare üzerinde hemen her fert için bir zulme dönüştü bu.

Kardeşlerim, AK Parti’yi kurduğumuz iki büyük mücadeleyi vermeye azmetmiştik kuruluşunda.

Birincisi; asırlardır yürüyüşüne devam eden davamızı değiştirmeye, örselemeye, yıpratmaya yönelik girişimlere karşı verdiğimiz mücadeleydi. Biz buna adalet mücadelesi dedik.

İkincisi; asırlardır devam eden davamızı yaşatmak ve büyütmek mücadelesiydi, işte buna da kalkınma mücadelesi adını verdik. 29 Ekim 1923’te kurulan Cumhuriyetimizi çok daha ileri seviyelere taşıyacak, daha da güçlendirecek, ama aynı zamanda 23 Nisan 1920 ruhunu da Türkiye’ye yeniden kazandıracaktık. Hem Türkiye’yi büyütecek, hem de kardeşliği, birliği, hoşgörüyü, değerlere saygıyı büyütecektik.

Allah’a hamdolsun, bu iki büyük mücadeleyi de başarıyla bugünlere getirdik. 3 Kasım 2002’de milletimiz bize iktidar görevini tevdi etti, 12 yıl boyunca çok çalıştık, çok gayret ettik, mücadele ettik ve hem adalet mücadelesinde, hem kalkınma mücadelesinde Türkiye’yi belli bir noktaya taşıdık.

Kardeşlerim, Kasım 2002’de iktidar görevini devraldığımızda üzerinde kara bulutlar dolaşan, umutları yıpranmış, yorulmuş, karamsar bir Türkiye vardı, ekonomi çok ağır bir krizin içindeydi, Türkiye büyütün umutlarını Uluslararası Para Fonu’ndan gelecek borçlara bağlamıştı. Borç verenler her ay gönderdikleri müfettişleri eliyle sadece Türkiye ekonomisini değil, siyaseti ve idareyi de kontrol altında tutmaya çalışıyorlardı. Bir gün ilgili zata şunu söyledim: Siz bize borç verdiniz, verdiğiniz borcu ne zaman alacağınızı takip edin. Ama siz bize siyasette yol çizmeye kalkarsanız, burada nasıl hareket edeceğimizi belirlemeye çalışırsanız, kusura bakmayın, biz buna evet diyemeyiz. Bu görüşmeyi onların en tepesindeki zatla yaptım ve yanımda Sayın Babacan da vardı. O zat daha sonra da zaten maalesef söylemek istemediğim bir sebepten oranın başından ayrıldı.

Çarklar durmuştu, fabrikaların kapıları kapanmıştı, esnaf kepengini indirmiş protesto için sokaklara çıkmıştı, işsizlik büyüyor, enflasyon bir canavar olarak milletin ekmeğini azaltıyordu. Faiz yükünün altında devletin borçlanma faizi yüzde 63’tü, Türkiye ekonomisi deyim yerindeyse inim inim inliyordu. Yatırımcı, girişimci önünü göremiyor, yatırım yapmaktansa sermayesini faize yatırmayı tercih ediyordu. Esnaf siftahsız dükkanını kapatırken değerli kardeşlerim, çiftçinin tarladaki ürün para etmiyordu. AK Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte Türkiye’deki o kötümser, karamsar hava dağıldı, uzun süren koalisyon hükümetlerinin ardından ne yapacağını bilen, kararlı, güçlü bir AK Parti Hükümeti hem içeride, hem dışarıda bütün olumlu beklentileri hayata geçirdi. Yüksek enflasyonla, faizle mücadeleye başladık, yatırım ortamını iyileştirdik.

İktidara geldiğimiz ilk günlerde devletin çalışanlarına, düşünebiliyor musunuz, Zorunlu Tasarruf adı altında devlet memurundan, işçisinden borç alıyordu ve 13,5 katrilyon devletin işçisine ve memuruna borcu vardı ve bunu ödeme kararını aldık ve bu borcu ödedik.

Aynı zamanda Konut Edindirme Yardımı adı altında maalesef yine işçi-memur bu noktada da adeta ellerinden paraları alınmış, akıbeti belirsiz bekliyordu, 3,5 katrilyon da bunları ödedik.

Çiftçimiz aldığı kredilerden dolayı haciz kıskacındaydı. Ziraat Bankası çiftçiye yüzde 59 faiz ile kredi veriyordu, bu faiz oranlarını hızla düşürmeye başladık, şu anda yüzde 0 ve 8 aralığında faizle şu anda kredi veriyor ve daha fazla kredi veriyoruz.

Aynı şekilde esnaf yüzde 47 faiz oranıyla Halk Bankası’na borçlanıyordu, bugün 4-5 aralığında.

Çiftçimize yıllık verilen destek miktarı 2002 yılında 2 milyar liraydı. Kardeşlerim, 2013 yılında çiftçimize toplam 10 milyar lira, yani 10 katrilyon liralık destek verdik.

Enflasyon yüzde 30, şimdi ise tek haneli rakamlara çektik.

Türk Lirası’ndan, az önce ekranda da izlediniz, 6 sıfırı başarıyla sildik, attık. Ve bizimle dalga geçenler vardı, enflasyon patlar diyorlardı, patlamadı, tam aksine çatlı. Eğer 6 sıfırı atarlarsa ben Taksim Meydan’ında anırırım diyen köşe yazarları vardı, hala anırmalarını bekliyoruz, hala.

Kardeşlerim, en düşük seviyelere enflasyonu çekerken Türkiye’de artık bu canavar halkımızı rahatsız edemiyor.

Bütün bunlarla beraber kardeşlerim, Uluslararası Para Fonu’na Türkiye’nin 23,5 milyar dolar borcu vardı. İktidarda kim vardı? MHP. Kim vardı? CHP. Kim vardı? ANAP, 3’lü. 23,5 milyar dolar, 14 Mayıs’ta geçen yıl 29 yıl aradan sonra Türkiye’nin IMF’e borcunu tamamen biz sıfırladık.

Kardeşlerim, Merkez Bankamızın döviz rezervi neydi biliyor musunuz? 27,5 milyar dolar. Şu anda kendi rekorumuzu kırmak üzereyiz, Merkez Bankamızın kasasında döviz rezervimiz 136 milyar dolara çıktı; nereden nereye.

İhracat 36 milyar dolardı, şu anda ise son aylar itibarıyla söylüyorum, artık 153 milyar doları aştık, 156 milyar dolara doğru ilerliyoruz.

Milli gelir 230 milyar dolardı, şu anda 820 milyar dolara yükselttik.

Kamu net borç stokunun milli gelire oranı yüzde 73’tü, onu da yüzde 35’e düşürdük, bu noktada da güçlüyüz.

Kişi başı milli gelir 3500 dolardı, şimdi 11 bin dolara yaklaştı.

Tarihin en büyük küresel ekonomik krizlerinden birini yaptığımız reformlarla, aldığımız tedbirlerle hamd olsun hiç sarsılmadan atlattık. Bugün geçmişle kıyaslanamayacak derecede büyük, geleceğe umutla bakan, tüm dünyada ilgiyle, takdirle izlenen bir ekonomiye, çok güçlü bir ekonomik yapıya sahibiz. Ekonomiyi büyütürken insanımızın günlük yaşamına etki edecek çok büyük yatırımları gerçekleştirdik. Türkiye’nin geçmişte şahit olmadığı, tecrübe etmediği, hatta hayalini dahi kuramadığı yatırım ve hizmetleri milletimizle biz buluşturduk. Gelişmiş ülkelerde, Avrupa’da, Amerika’da, Japonya’da ne varsa aynısı Türkiye’de de olsun diye mücadele verdik.

Kardeşlerim, yola çıktığımızda ülkemizi dört ayak üzerinden yükselteceğimizin sözünü vermiştik. Gençler, neydi bu dört tane ayak? Eğitim, sağlık, adalet, emniyet. Aradan geçen 12 yılın sonunda hamd olsun milletimize verdiğimiz sözü tuttuğumuza, hatta pek çok alanda vaat ettiğimizin ötesine geçtiğimizi söyleyebilirim. 12 yılda 205 bin derslik inşa ettik, okullarımıza 1 milyon adet bilgisayar gönderdik, 30 bin bilim teknolojisi sınıfı kurduk. Bizim yeni bir kod numaramız var biliyorsunuz 444; 4+4+4. 28 Şubat döneminin eğitimdeki son izlerini işte bu düzenlemeyle kaldırdık. Yine 28 Şubat döneminin dayatması olan ve meslek liselerinin uzun zaman kan kaybetmesine yol açan farklı katsayı uygulamasına son verdik; bu da bir zulümdü. Artık meslek liselerinde okuyan yavrularımız katsayı engeline takılmıyordu, imam hatiplerde okuyan yavrularımız katsayı engeline takılmıyorlardı. Şimdi bundan sonra istedikleri üniversiteye rahatlıkla gidebilme şansını elde ettiler.

Okulların tamamında seçmeli olarak artık Kur’an-ı Kerim dersi var, artık Peygamber Efendimizin hayatı Siyer-i Nebi dersi var. Ve isteyen vatandaşımız yavrularını aynı şekilde düz liselerde de rahatlıkla Kur’an-ı Kerim ve Siyer-i Nebi dersi almalarını temin edebilir. Bunların yanında dil ve anlatım, fen bilimleri, matematik, sanat, spor, hukuk ve adalet derslerini de müfredata ekledik.

Uygulamaya koyduğumuz FATİH Projesiyle eğitim alt yapısını tamamen değiştiriyoruz. Fazla uzun değil çok kısa bir zaman içerisinde inşallah Türkiye genelinde, tüm okullarımızda etkileşimde inşallah 10 milyon, evet biliyorsunuz tablet bilgisayar vereceğiz ve tüm okullarımıza etkileşimli tahtayı inşallah yerleştirmiş olacağız.

Eğitimde bir başka önemli reformu üniversitelerde yaptık. Geldiğimizde 76 üniversitemiz vardı, ama tüm vilayetlerde üniversite yoktu. Şimdi ne oldu? Şimdi 81 vilayetimizde üniversite var ve üniversite sayısı 175.

Bugün sağlıkta insan merkezli bir anlayışla insanı başlatan sona yeniden hamd olsun ulaştık.

Değerli kardeşlerim, 12 yılda toplam 10,5 milyar lira harcayarak 2216 adet sağlık tesisi inşa ettik. Hastanelerimizi personel ve tıbbi cihaz bakımından güçlendirdik, şimdi de ülkemizin dört bir köşesine dev sağlık kampüsleri inşa ediyoruz. Sağlık kampüslerimizin, yani şehir hastanelerimizin tamamlanmasıyla toplamda 52 bin yatak kapasiteli 64 adet hastaneyi ülkemize kazandırmış olacağız.

2002 yılı Kasım ayında 500 bin toplu konut yapma sözüyle iktidara gelmiştik. Bugüne kadar taahhüdümüzün ötesine geçerek tam 633 bin konut inşa ettik. Bu konutların 518 binini hak sahiplerine teslim ettik.

Demokrasimizin standartlarını yükseltmek için adalet sistemimizde bir dizi reform yaptık. Adalet saraylarıyla yargının fiziki alt yapısını, personel sayısını arttırarak insan gücünü, kanunları yenileyerek uygulamaları reforma tabi tuttuk.

Hiç şüphesiz en iyi önemli hizmetleri getirdiğimiz alanlardan biri de ulaştırma.

Değerli kardeşlerim, göreve geldiğimizde Cumhuriyet tarihinin tamamında Türkiye’de 6100 kilometre bölünmüş yol vardı. Biz 12 yılda buna 17 bin kilometre bölünmüş yol ilave ettik. Bu alanda da taahhüdümüzün ötesine geçtiğimizi memnuniyetle ifade etmek isterim.

12 yılda 117 kilometre uzunluğunda tam 122 adet tünel yaptık. Bugün toplam 167 kilometre uzunluğundaki 205 adet tünelle milletimiz yolculuğun konforunu yaşıyor. Ülkemizi ilk defa yüksek hızlı trenle tanıştırdık, Hükümetlerimizin gururu, yüz akı İstanbul Boğaz’ının altından geçen Marmaray’ı biliyorsunuz. Asya ile Avrupa kıtasını denizin altından raylı sistemle biz birleştirdik. Şimdi de Asya ile Avrupa’yı yine denizin altından bu defa otomobil, lastikli sistemle birleştirmek için Avrasya Tünelini yapıyoruz, önümüzdeki yılın sonuna kadar inşallah o da bitecek. Ama bir başka proje daha var, o da biliyorsunuz Boğaz’ın üzerinde iki tane köprü var, şimdi üçüncü köprü geliyor. Yavuz Sultan Selim Köprüsünün 320 metre yüksekliğindeki kuleleriyle, Yavuz Sultan Selim Köprüsü İstanbul’a yaptığımız dünyanın sayılı örnek köprülerinden bir tanesi. Ve ayrıca İstanbul’umuza bir de dünyanın örnek ilk üçü arasında yer alan bir havalimanı inşa ediyoruz. Dünya çapında bir proje olan bu havalimanıyla inşallah artık İstanbul’da bu sorunu da çözmüş olacağız. Ve bir önemli proje daha var, o da Kocaeli Körfez Geçişinin inşaatı süratle devam eden köprüsü, bu da çok çok önemli. Denizin zemininde temelini bulan böyle bir köprü.

Kardeşlerim, göreve geldiğimizde Türkiye’de toplamda kaç havalimanı vardı biliyor musunuz? 26, şimdi bu sayı 52 oldu, daha da artmaya devam edecek. Ve batıda ne varsa güneydoğuda da olacak.

Bundan 12 yıl önce yüzde 80 oranında dışa bağımlı olan uluslararası savunma sanayimizin bundan sonra hamd olsun şu an itibariyle yüzde 45’e indirdik, bunu daha da düşüreceğiz ve kendi savunma sanayimizi kendimiz kuruyoruz. Artık yakın zamanda Altay tanklarımızın seri olarak üretildiğini göreceksiniz. Atak helikopterimiz üretime başladı ve artık bunlar Silahlı Kuvvetlerimize teslim ediliyor. ANKA insansız hava aracı, MİLGEM gemisi, ilk milli uçağımız Hürkuş, Kirpi adını verdiğimiz zırhlı araçlar, Barış Kartalı uçaklarımız, seyir füzeleri, tanksavar füzeleri, güdümlü roketler artık ülkemizde üretiliyor, tüm bunlar Türkiye’nin kendi eserleri.

Kardeşlerim, artık bağımlılık, kölelik dönemi bitti, bitiyor. Askerimizin eline Cumhuriyet tarihinde ilk defa milli bir piyade tüfeğini veriyoruz; işte Türkiye’yi bu seviyelere biz ulaştırdık.

Bunlarla yetinmiyoruz, her alanda çok daha ileri, çok daha önemli projeler üzerinde çalışıyor, ihtiyaçlar ve imkanlar çerçevesinde bunları hayata geçiriyoruz. Hedefimiz Türkiye’yi savunma sanayi ihtiyaçlarının tamamını kendisi karşılayabilen, bununla kalmayıp bu alanda dünyada söz sahibi bir ülke haline getirmektir.

Sevgili kardeşlerim, çok değerli yol arkadaşlarım; Türkiye’nin kalkınma mücadelesini verirken eş zamanlı olarak adalet mücadelesini de sarsılmadan sürdürdük. Siyasetin üzerindeki vesayetleri tüm direnişlerine rağmen tek tek ortadan kaldırdık. Darbe dönemlerinde alanı daraltılan siyasetin önünü açtık, alanını genişlettik. Anlamsız tüm baskılara, yasaklara, kısıtlamalara son verdik. Devlet ile milleti barıştırmanın, kucaklaştırmanın, devlet ile milletin istikametini örtüştürmenin gayreti içinde olduk. Kültürler üzerindeki baskılara son verdik, değerler üzerindeki zulmü kaldırdık. Diller, inançlar, yaşam tarzları üzerindeki kısıtlamaları nihayete erdirdik, olağanüstü hali biz kaldırdık.

Kardeşlerim, başörtülü-başı açık şu anda üniversitelerimizde bir arada okuyor, ülke bölündü mü? Ülke parçalandı mı? Kavga, gürültü arttı mı? Tam aksine artık başı açığıyla, başı örtülüsüyle bütün kızlarımız üniversitelerde birlik içerisinde, beraberlik içerisinde tahsillerini yapıyorlar. Ne zulümdü bu ya, bu zulmü bu ülkede yaşadık. Bu zulüm bu milletin evlatlarına reva mıydı? Devlet dairesine başörtülü giremez, sadece başı açık girebilirdi. Şimdi başı örtülü kızımız da devlet dairelerinde görev alabiliyor mu? Alıyor, bu da başladı. Ne oldu, devlet yıkıldı mı? Üniversiteyi bitirmiş kızımızı evine mahkum etmek doğru muydu? Diğeri için hak neyse, onun için de hak oydu. Eğer özgürlük diyorsak, özgürlük buydu, işte bu da sağlandı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde artık başörtülü olarak milletini temsil edebilmenin önünü hamd olsun biz açtık.

Terörün sona ermesi, kanın durması, gözyaşının dinmesi için en cesur adımları attık ve Türkiye’de şunu bilelim: 77 milyonun kardeşliğini tesis etmek için kararlı bir mücadele verdik.

Avrupa Birliği’ne üyelik yolunda en kararlı, en somut adımları atan, bunları da sürdüren kadro biz olduk. Hayali dahi kurulamayan demokratik reformları biz gerçekleştirdik. Özgürlükleri genişlettik, insan hak ve hürriyetlerini daha yüksek standartlara kavuşturduk.

Burada bir noktayı özellikle vurgulamak istiyorum; AK Parti 23 Nisan 1920’de tezahür eder Türkiye tablosunu yaşatmaya çalışan bir partidir.

Değerli kardeşlerim, 29 Ekim 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ni büyütmeye, yüceltmeye, onun davasını muhafazaya etmeye ve yaşatmaya çalışan bir davadır. İşte onun için AK Parti sadece bir Türkiye partisi değildir, aynı zamanda bir dünya partisidir, bunu böyle biliniz.

AK Parti sadece kendisine oy verenlere, sadece kendisini sevenlere hizmet götüren değil, 77 milyona, 780 bin kilometrekareye, hatta sınırları aşarak yurt dışındaki Türklere, Türkmenlere, tüm dost ve mazlumlara, kardeşlerimize ulaşan bir partidir. Başbakan olarak son günümde, AK Parti’nin Genel Başkanı olarak son dakikalarımda buradan bizi sevsin ya da sevmesin 77 milyonun her bir ferdine bir kez daha ben musafaha için elimi uzatıyorum. Bunu sadece şahsım için yapmıyorum, Partim adına, Hükümetim adına, lideri olduğum hareket adına elimi tekrar uzatıyorum. Diyorum ki; biz sizi çok iyi anlıyoruz, yaşadığınız tarihsel süreci biliyoruz, sizin yaşam tarzlarınızı, değerlerinizi anlıyoruz, sizin taleplerinizi, arzularınızı biliyoruz. Ekranları başında bizi izleyen milletime sesleniyorum; sizin de bizi anlamanızı istiyoruz, bizim nasıl badirelerden geçerek bugünlere geldiğimizi anlamanızı istiyoruz. Hangi yasakları, hangi kısıtlamaları, tehditleri aşarak bugünlere geldiğimizi anlamanızı istiyoruz. Nasıl tahkir edildiğimizi, dışlandığımızı, nasıl zulümlere maruz kaldığımızı görmenizi, bilmenizi, anlamanızı istiyoruz. Hatta hatta bir Başbakan olarak bile aldığımız hakaretleri vesaire bilmenizi istiyoruz. Biz sizlere her zaman gönlümüzü açtık anlamadınız, ama bugün buradan diyorum ki sizin de bizlere gönlünüzü samimi olarak açmanızı bekliyoruz. Biz, bizim yaşadıklarımızı hiç kimse yaşamasın istedik, sizin de bu hassasiyetinize hak vermenizi istiyoruz. Bugün yeni bir Türkiye kurulurken Türkiye 23 Nisan 1920’deki özüyle ve ruhuyla yeniden kucaklaşırken eski küslükleri, dargınlıkları, gerilimleri, kamplaşma ve kutuplaşmaları bir kenara bırakalım diyoruz. Bugün yeni bir sayfa açalım istiyoruz. Ama bakıyorsunuz Ana Muhalefetin başındaki zat yarın halkın seçtiği Cumhurbaşkanın yemin törenine katılmayacağını söylüyor.

Değerli kardeşlerim, yani oraya katılmamakla bize ne kaybettirir? Hiç bir şey, ama kendisinin çok şey kaybedeceğini tekrar hatırlatmak isterim. Çünkü biz bu yolda birileriyle yürümedik, biz bu yolda milletimizle yürüdük, milletimizle de buralara geldik.

Bugün demokrasimizin 31 yıllık Cumhuriyet tarihimizin bir bayram günü olarak görüp 77 milyon kucaklaşmak, barışmak, Türkiye Cumhuriyeti’nin bayrağı altında değerli kardeşlerim bir olarak, beraber olarak, birlikte Türkiye olarak gönül birliği yapalım istiyoruz. Her türlü gerilim, kamplaşma ve kutuplaşma Türkiye’ye zarardan başka hiçbir şey vermedi ve vermez. Üsluplarımız farklı olabilir, yöntemlerimiz farklı olabilir, siyaset tarzımız farklı olabilir. Ama hepimiz bu vatanın evlatlarıyız, hepimiz bu toprakların insanıyız. Şunu unutmayın: Milletimiz bir, bayrağımız bir, vatanımız bir, devletimiz bir.

Sandık, bu milletin takdirini kullandığı yerdir. Mücadele eden, emek veren, millete proje ve planlarını anlatan herkes için sandıktan çıkmak mümkündür. Bu ülkede seçimler 1950’den bu yana hür iradeyle şeffaf şekilde yapılıyor. Hiç kimse kendisini umutsuz, çaresiz, çözümsüz hissetmesin. AK Parti hükümetleri 77 milyonun hükümetleridir. Seçimler ve sandıklar da millet için her zaman takdirini kullanacağı bir vasıtadır. Bu noktada muhalefetin kendisini yenileme ihtiyacı çok ama çok açıktır. Kutuplaşma ile muhalefet yapılamayacağı görülmüştür. Toplumu kamplara ayırarak muhalefet yapılamayacağı görülmüştür. Sokaktan medet umarak, Türkiye düşmanı hainlerle iş birliği yaparak muhalefet yapılamayacağı görülmüştür. Muhalefet partileri gerilimi tırmandırmak suretiyle bugün oy toplayabilir olabilirler; ama bu tarz Türkiye’ye zarar veren, sürdürülmesi de mümkün olmayan bir tarzdır. Cumhuriyet Halk Partisi kendisini sorgulamalı, tarihiyle yüzleşmeli, parametrelerini artık mutlaka değiştirmelidir. Statükoyu savunan, eski imtiyazlarını isteyen, millet ile arasında her daim mesafe olan bir Cumhuriyet Halk Partisi ülkeye de, millete de fayda sağlayamaz. Kendi ilkeleriyle ters düşen, neredeyse Türkiye düşmanı odak varsa onlarla iş birliğine girişen yıllardır kıyasıya eleştirdiği paralel yapıya kol-kanat geren bir Cumhuriyet Halk Partisi sağlıklı bir muhalefet yapamaz. Terör meselesine bigane kalan, çözüm sürecinin karşısına ırkçı bir anlayışla adeta duvar gibi dikilen bir Cumhuriyet Halk Partisi milletle barışamaz. İşte şu anda milletin seçtiği Cumhurbaşkanının yemin törenine katılmayacağız diye açıklama yapıyorlar; bu muhalefet tarzı ekşimiştir, bu muhalefet tarzının son kullanma tarihi geçmiştir. Böyle bir muhalefetin kendi tabanına da, ülkeye de vereceği hiçbir katkı yoktur ve olamaz.

Kardeşlerim, Milliyetçi Hareket Partisi planı, projesi, alternatif çözüm önerileri olan bir siyasi parti olmak yerine, terör meselesinin beslediği bir parti olmayı ne yazık ki tercih etmiştir. 2007’de Meclis’e yeniden girdiği günden bugüne kadar MHP yönetimi Türkiye’nin hiçbir meselesine eğilmemiş, şehit cenazelerini istismar etmiş, terörün varlığını adeta kendi varlığına endekslemiştir. Ancak terörün devamıyla var olabilen bir parti hiç kuşkusuz çözüm süreciyle de varlık zeminini kaybedecektir. MHP yönetiminin çözüm sürecine, terörün sona erdirilmesine karşı çıkmasının sebebi de budur. Bu muhalefet tarzının da Türkiye’ye hiçbir faydasının olmadığı açıktır.

Öte yandan HDP de tıpkı MHP gibi terörü sırtını dayayarak varlık gösteren bir parti olmuştur. HDP bağımsız, hür demokrat siyaset yerine, silahların vesayetinde siyaseti tercih etmiş, bundan kurtulamamıştır. Terörist cenazelerini istismar ederek, elinde taş olan çocukların arkasına saklanarak, Diyarbakır’da feryat eden çocukları dağa kaçırılmış annelere kulak tıkayarak, hatta onları tahkir ederek sadece kan siyaseti yapılır, başka bir şey değil. HDP de yeni Türkiye’de parametrelerini değiştirip, istismardan vazgeçip kan üzerinden yürüttüğü siyaset tarzını terk edip bir Türkiye partisi olma yolunda ilerlemelidir.

10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçimi bu muhalefet partilerine açık bir ders olmuştur. 10 Ağustos, sadece AK Partililer değil, CHP, MHP, HDP ve diğer partilere gönül veren kardeşlerim de bize oy verdiler. Aynı zamanda kendi parti yönetimlerine de bir ders verdiler diye düşünüyorum. Muhalefetin tabandan gelen bu ibretlik dersi iyi okumaları en büyük arzumdur diye düşünüyorum.

Bugün yeni bir gün, bugün Türkiye’nin özüne döndüğü gün. Bugün Türkiye’nin istikbalinin her zamankinden daha açık, daha aydınlık olduğu bir gün. Bugün yeni Türkiye’nin doğum günü. Yeni Türkiye, yeni bir siyasete, yeni bir sosyolojiye, yeni bir ekonomiye tekabül etmektedir. Yeni Türkiye siyasetin vesayetten kurtularak özerkleştiği bir Türkiye’dir. Her sorunun çözüm aracı siyasettir. Her meselenin çözüm zemini Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Artık bunların dışında bir yol, bir yöntem Türkiye için söz konusu olamaz. Eski Türkiye siyaseti imkansızlaştıran bir zihniyete sahipti, geride kaldı. Eski Türkiye toplumun potansiyel bir tehlike, tehdit, düşman olduğu algısına dayanıyordu. Çok şükür Türkiye bu zihniyeti geride bıraktı. Bugün siyaset artık mecrasını bulmuş vaziyettedir. Yeni Türkiye siyasetin asıl veya asli fonksiyonunun toplumsal taleplerin siyasi sisteme taşınması olduğunun şuurundadır. Toplumsal talepleri meşru görmeyen siyasetin doğurduğu kronik problemler çözüm yoluna girmiştir. Türkiye bugün çözüm sürecine girmişse, toplumsal farklılıklar siyaseten meşru biçimde ifade edilebiliyorsa, çoğulcu bir tahayyül temelinde toplumsal barışa doğru ilerliyorsak, bunun temelinde yeni Türkiye’nin yeni siyaseti vardır. Yeni Türkiye çok güçlü bir temele dayanmaktadır, bu temel Türkiye’nin yeni sosyolojisidir. Yaşadığımız büyük değişimin esas mimarı bu yeni sosyolojidir. Dayatmacılığın sonunu getiren, çoğulculuğun, hak ve özgürlüğün önünü açan yeni sosyolojik dinamikleri herkesin iyi okuması gerekiyor. Türkiye’de topluma rağmenciliğin sonu gelmiştir, millete rağmenciliğin sonu gelmiştir. Toplumsal meşruiyet siyasetin ana dayanağıdır. Bundan sonra Türkiye ancak çoğulculukta uzlaşabilir. Belli toplumsal talepleri gayrimeşru ilan ederek, meşruluk zemini dışına iterek bir uzlaşma gerçekleştirilemez. Yeni Türkiye, çoğulcu bir Türkiye’dir. Siyaset, bu çoğulcu toplumsal yapının temsiliyle mükelleftir. Yeni Türkiye’de makbul ve makbul olmayan vatandaş ayrımı yoktur. Bütün vatandaşlar eşittir. Dolayısıyla yeni Türkiye’nin üzerinde uzlaşacağı temel değerler daha çok demokrasi, daha çok özgürlüktür. Yeni Türkiye, eksik bir demokraside olmaz, uzlaşamaz. Bu ülkede reşit ve mümeyyiz bir millet yaşamaktadır. Sahip olduğu medeniyet değerleriyle, tarihi tecrübesiyle, demokratik olgunluğuyla örnek bir millet yaşamaktadır. Bu milletin vesayete, velayete ihtiyacı asla yoktur.

Kardeşlerim, bugün yeni Türkiye kurulurken, yeni Türkiye’ye karşı bir direncin, eski Türkiye’ye bir özlemin ayrıca olduğunu görüyoruz. Eski Türkiye’nin aktörleri, eski Türkiye’nin çatışmalarını sürdürmek istiyorlar. Demokrasi açığı kapatıldıkça, toplumsal barış umudu çoğaldıkça bunu tersine çevirmek isteyenler de harekete geçiyorlar. Terör meselesi eski Türkiye’nin meselesidir. Şunu herkes bilmelidir ki; yeni Türkiye’de siyaset dışı araçlarla iş görme imkanı kalmamıştır. Çözümü, barışı reddeden, şiddet araçlarına prim veren bir siyasetin yeni Türkiye’de karşılık bulması mümkün değildir. Çünkü barışın çok güçlü bir toplumsal desteği vardır ve barış süreci topluma emanettir.

Değerli kardeşlerim, eski Türkiye’nin bir başka aktörü daha var, paralel devlet yapılanması. Paralel devlet yapılanması siyasi temsil yetkisine ve siyasi meşruiyete sahip olmadan kamu gücünü kullanarak meşru demokratik siyaseti tahrip etmek istemektedir. Devlet kurumlarında elde ettiği etkinlik üzerinden siyaseti şekillendirmek arzusundadır. Bu anlamda paralel yapı tipik bir bürokratik vesayet girişimidir. CHP ve MHP’nin paralel yapıyla işbirliği yapmaları, hem eski Türkiye özlemlerinin, hem de bürokratik vesayette aynı istikamete bakıyor olmalarının bir sonucudur. Siyaset, bu vesayet girişimine taviz veremez. Verdiği anda kendi varlığını inkar eder. 17-25 Aralık operasyonları yolsuzluk kılıfı altında bürokratik vesayetin darbe girişiminden başka bir şey değildir. AK Parti, bürokratik vesayetin bu darbe girişimi karşısında cesaretle durmuş, bu darbe girişimini etkisiz hale getirmiştir.

Devlet içindeki paralel yapı siyaseten mahkum olmuştur. Türkiye’nin yaşadığı son iki seçim bir anlamda paralel yapının ve destekçilerinin siyaseten tasfiyesi olmuştur. Siyasetin önündeki mesele, bu yapıyı hukuken de tasfiye etmektir. Güvenlik kurumlarının ve yargının demokratik meşruiyet temelinde yeniden yapılandırılması son derece önemlidir. Düşünebiliyor musunuz? Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda bakıyorsunuz üçüncü derecede böyle bir farklı uygulama var. Bu ülkenin Başbakanını kalkıp tweet’lerle tahkir eden ve hakaretler eden bu ülkede yargının savcısına dava açmamak suretiyle güya kendisi orada farklı bir korumacılığın içine giren sorumlu değildir, sorumsuzdur. Bu kadar sorumsuz olan bir kişiden siz adalet bekleyebilir misiniz? İşte bunların hesabının sorulacağı günler de yakındır. Yargıtay Başkanlar Kurulunun düşünebiliyor musunuz, bu ülkede kalkıp da hem siyasete, hem de halkın doğrudan seçtiği Cumhurbaşkanına karşı son derece nezaketsiz tavırları, eski Türkiye’nin bir alışkanlığıdır. Hukuk sistemi bir avuç Haşhaşi’nin şantajına mahkum bırakılamaz, bunu ifade etmek istiyorum. Kime çalıştığı, kimin çıkarları adına ülkesine ihanet ettiği artık belli olan Pensilvanya hukuk sistemine emir veremez, talimat veremez. Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk sistemi Hasan Sabbah benzeri tehlikeli meczupların oyuncağı asla olamaz. Bu ülkenin hakim ve savcıları, vicdanıyla hareket eden, ülkesine, milletine ve bayrağına bağlı vatanseverlerdir. Vatansever hakim ve savcılar inanıyorum ki aralarındaki Haşhaşileri temizleyecek, hukuk sistemi üzerindeki gölgeleri de kaldıracaktır.

Cumhurbaşkanlığı makamı, yeni hükümetimiz ve siyaset kurumu vatanına ihanet eden bu paralel yapıyla, aynı zamanda bürokratik vesayetle kararlı ve cesur şekilde mücadeleyi sürdürecektir. Yeni Türkiye’de devlet içinde paralel devlet yapılanmasına, çetelere, mafyatik örgütlenmelere asla prim verilmeyecektir.

Buradan, AK Parti’mizin Olağanüstü Kongremizden paralel yapının tabanındaki mensuplarına bir kez daha samimiyetle, gönül diliyle sesleniyorum, lütfen kendilerini sorgulasınlar, lütfen mensubu oldukları yapıya ilişkin soruları sorsunlar, Pensilvanya’daki zata ilişkin gerçek soruları kendilerine cesaretle sorsunlar. Ey Pensilvanya’daki zat, sen bu Türkiye’yi seviyor musun? Türkiye’yi seviyorsan niye Türkiye’de değilsin de Pensilvanya’dasın? Gel o zaman Türkiye’ye deyin. Pensilvanya herhalde bu vatanın topraklarından daha güzel olamaz. Niye Pensilvanya da Türkiye değil? Gel Erzurum’a, gel İstanbul’a, gel Ankara’ya, gel Konya’ya, gel Edirne’ye, niçin buralar değil de Pensilvanya?  İnzivaya çekilmekse, itikafa girmekse, herhalde buralarda oralardan çok daha anlamlı olacaktır.

Hizmet diyerek, eğitim diyerek yola çıkan bir yapının Milli İstihbarat Teşkilatı’na neden kastettiğini, Türkiye Cumhuriyeti’nin en başarılı Hükümetine neden darbe girişiminde bulunduğu, CHP’yle, MHP’yle, HDP’yle neden işbirliğini yaptığını sorgulasınlar. Bu yapının uluslararası bağlantılarını sorgulasınlar. Bu yapının başörtüsüne, demokratik mücadeleye, Filistin davasına olan yaklaşımını samimiyetle sorgulasınlar. Eğer bu sorgulamayı yaparlarsa inanıyorum ki yanlış görecekler, yıllardır birlikte yürüdükleri AK Parti’nin kendi partileri olduğunu tekrar fark edeceklerdir.

Allah zihinlerini açsın, gönüllerini açsın, paralel yapının tabanındaki kardeşlerimizle kardeşliğimizi yeniden tesis etsin diye dua ediyorum.

Kardeşlerim, buradan şunu da açık açık söylüyorum: Bugün bu Kongrede seçilecek, ardından da hükümeti kurmakla görevlendirilecek yeni başbakanın paralel devlet yapısıyla mücadelede son derece kararlı, azimli ve cesur olacağına yürekten inanıyorum. Esasen yeni genel başkanımızın ve başbakanımızın seçilmesinde birçok kriterin yanında paralel yapıya karşı duruşu da etkili olmuştur, çünkü millet bizden bunu bekliyor; 39 Mart’ta da, 10 Ağustos’ta da milletimiz bize bu yönde görev verdi, yetki verdi.  Türkiye’ye, aziz milletimize, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı haince duruş sergileyenler bunun hesabını mutlaka ama mutlaka verecekler ve vermeye başladılar. Hiç kimse yeni hükümetten bu konuda farklı bir duruş beklemesin, ihanet cezasını alacaktır. Cumhurbaşkanlığı makamında bu ihanetin hesabını sormak benim de boynumun borcudur, bunu bilmenizi istiyorum. Bu konuda kimse Cumhurbaşkanlığı makamında benim sessiz kalmamı beklemesin. Hükümetin de hiçbir taviz vermeden bu hesabı soracağına inanıyorum.

Yüksek yargı kurumlarında oynanan ayak oyunlarının hiçbir anlamı yoktur ve olmayacaktır. İhanet söz konusu olduğunda, Haşhaşi yapılanmaya göz yummayacağımızı herkesin açık ve net bir şekilde bilmesini istiyorum. Hakim ve savcılarımızın da milletimizle aynı istikamete bakarak bu süreçte Türkiye’nin yanında durduklarını biliyor, bu meselenin çözüleceğine yürekten inanıyorum.

Sevgili kardeşlerim, çok değerli yol arkadaşlarım, ekranları başında bizi izleyen milletim; AK Parti’nin Genel Başkanlığı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Başkanlığı vazifelerimde artık son saatlere girmiş durumdayım. Bugün bu Kongrede yeni genel başkanımızı sizler seçeceksiniz, o genel başkan inşallah yarın akşam şahsım tarafından yeni hükümeti kurmakla görevlendirilecek başbakandır da aynı zamanda. Kendisi Bakanlar Kurulu çalışmalarını yapacak, birlikte değerlendireceğiz, onayımızın ardından inşallah Cuma günü de bunu bitireceğiz, Mecliste güvenoyu alındığı takdirde 62. Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, 5’inci AK Parti hükümeti göreve başlamış olacak.

Perşembe günü AK Parti Genel Merkezi’nde genel başkan ve başbakan adayımızı uzun istişarelerin sonunda sizlere açıkladık, Dışişleri Bakanımız Konya milletvekilimiz Ahmet Davutoğlu kardeşimizi imzalarımızla siz değerli delegelerimizin takdirlerine sunuyoruz.

Üstleneceği vazifelerini hakkıyla yerine getireceğinden en küçük bir şüphe duymuyorum. Bu ismi çok uzun istişarelerin ardından hep birlikte belirledik. Grubumuzda, Merkez Karar Yönetim Kurulunda, Merkez Yürütme Kurulunda, Genişletilmiş İl Başkanları Toplantımızda, belediye başkanlarımızla, sahada milletimizle birlikte istişarelerimizi yaptık, istişarelerimizde Davutoğlu kardeşimle birlikte çok sayıda isim orada öne çıkmıştı, ağırlık Davutoğlu kardeşimizden yanaydı. Paralel yapıyla mücadele kararlılığı, Türkiye ve dünya meselelerine vukufiyet, tecrübe, liyakat Davutoğlu ismini burada sizlere takdim etmemizi gerektiriyordu.

Bir kere şunu burada altını çizerek ifade ediyorum: Şahsım bu partinin kurucu Genel Başkanı olarak, gönüllüsü olarak, bu partiye büyük emekler vermiş bir nefer olarak her daim sizlerle birlikte olacağım, sizlerle birlikte yol yürümeye devam edeceğim. Anayasal ve yasal yetkiler dairesinde şüphesiz ki tarafsızlığımızı zedelemeden, iktidarımızın millete hizmet üretmesi için destek ve katkılarımı sunmaya devam edeceğim.

Aynı şekilde hükümetin başarılı olması, Türkiye’ye hizmet üretmesi için de her aşamada katkı vereceğim. Bir cumhurbaşkanının görevi hükümetin önünü kesmek değildir, hükümetin önünü açmaktır. Bunun bedelini ödeyen bir Başbakan olarak ben hükümetin sıkıntılarını aynı zamanda yaşamış, bilen bir insanım. Şimdi yeni hükümet inşallah bunları nasıl Abdullah Bey döneminde yaşamadıysak bundan sonra da inşallah yaşamadan ve yaşatmadan bu yola devam edeceğiz.

Teşkilatımın her bir mensubunun bugünden itibaren emekleriyle, hizmetleriyle, katkılarıyla, en çok da dualarıyla yeni genel başkan ve başbakanın yanında çok güçlü şekilde duracağını biliyorum, buna inanıyorum.

AK Parti Meclis Grubunun, Merkez Karar Yönetim Kurulunun, Merkez Yürütme Kurulunun, Bakanlar Kurulunun, kadın ve gençlik kollarımızın Davutoğlu kardeşimle aynen benimle olduğu gibi yol yürüyeceğini biliyorum. Şahsım da bu yeni süreçte Davutoğlu kardeşime her aşamada katkı sunacağım.

Şunu açıkça ifade ediyorum, altını çizerek ifade ediyorum: Birçok gazeteler yazıyor, çiziyor, bu bizim değerlerimizde yok, bizim kültürümüzde yok. Sayın Davutoğlu bir emanetçi değildir, bunun böyle bilinmesini istiyorum.

Kardeşlerim, AK Parti bir tek adam partisi olmadı ve olmayacak. Kurulduğu günden itibaren AK Parti istişareyle, ortak akılla kararlar alan bir parti oldu. En tepede kimin olduğundan ziyade birlikte yol yürünen arkadaşlar ve teşkilat asıl önemli olandır. Başarı da, başarısızlık da tek tek isimlere değil, kadroya yazılacaktır. Biz ilkelerin partisiyiz istisnanız. Her birinizin bu partinin genel başkanına ve başbakana yardımcı olacağınızı biliyorum.

Değerli kardeşlerim, bu anlayışla birlikte, heyecanımız aynı. Şunu unutmayın: Hedeflerimiz aynı, partimizde sadece ve sadece genel başkanın ismi değişiyor, diğer yönüyle evvel Allah daha farklı bir heyecanla yola devam edeceğiz, birliğimiz, yol arkadaşlarımız aynı. Birlikte nasıl bugünlere geldiysek, hiç sarsılmadan, hiç ivme kaybetmeden geleceğe de aynı şekilde yürümeye devam edeceğiz.

Kardeşlerim, yeni genel başkanımızdan teşkilatımızın da, Türkiye’den beklentileri var. Yeni genel başkan teşkilatı derhal kucaklayacak, motive ederek yarından itibaren ilk hedef 2015 seçimleri, ikinci hedef 2019 seçimleri, üçüncü hedef 2023 seçimleri ve böylece 2023 hedefimizi inşallah yakalayacağız.

2015 seçimleri bizim için son derece önemli, yeni bir anayasa yapacak çoğunluk 2015 seçimlerinde hedef olmalı.

Ekonomide istikrar ve güven devam edecek, aktif, barışçı dış politikamız bu süreçte aynen devam edecek. Tekrar ediyorum, paralel devlet yapısıyla mücadele hız kesmeden kararlı şekilde devam edecek. Teşkilatımızın desteğiyle yeni genel başkan ve başbakanın bu beklentileri karşılayacağına kesin gözüyle bakıyorum.

Sevgili kardeşlerim, yol arkadaşlarım; artık vedanın ve ayrılığın vaktidir. Merhum Neşet Ertaş üstadın o muhteşem sesi ve yorumuyla dillendirdiği gibi, hasret etti bizi kavim kardaşa, bir ayrılık, bir yoksulluk, bir de ölüm.

Değerli kardeşlerim, Allah’a hamdolsun, bu veda, bu ayrılık sadece yeni bir başlangıç içindir. Belki eskisi kadar olmayacak, ama yine görüşeceğiz, meydanlarda görüşeceğiz, 81 vilayette belediyeleri, belediyelerimizi ziyaret ederken görüşeceğiz, valiliklerimizi ziyaret ederken görüşeceğiz, yine muhabbet edeceğiz. Sizleri yine Cumhurbaşkanlığı makamında milletimizin orası makamı olduğu için sizleri oralarda da ağırlayacağız.

Bu vedanın, bu ayrılığın benim için ne kadar zor olduğunu eminim ki her biriniz hissediyorsunuz, dolaşırken kardeşlerimin gözlerindeki yaşları gördüm. Çünkü AK Parti adeta benim bir çocuğumdu, bir kez de burada, bu son Kongremde özellikle bir annenin çocuğuyla olan ilgisi; ki benim AK Parti 5’inci çocuğumdu, AK Parti nedeniyle zaman zaman ben 4 çocuğumu ihmal etmek zorunda kaldım, çocuklarımdan helallik diliyorum, onların annelerinden, eşimden de bu noktada helallik diliyorum. Onlar beni her zaman anladılar ve bana karşı her zaman müsamahakâr oldular, her aşamada benim destekçim oldular, beni bu noktada hiçbir zaman yalnız bırakmadılar. Bu mücadelenin de bizzat içinde oldular. Hüzünlendiğimde onlar da hüzünlendiler, sevinçli olduğum anda onlar da aynı sevinci paylaştılar. Kendilerine sonsuz teşekkür ediyorum.

Tasavvurundan kuruluşuna kadar her aşamada bu partinin içinde oldum. Kadroların kurulmasından, şu logonun belirlenmesine, tüzükten programa, seçim kampanyalarından balkon konuşmalarına, şarkılarından ezgilerine kadar her aşamada partimle, teşkilatımla oldum. Her zorluğa sizlerle birlikte göğüs gerdik. Üzülünce hep birlikte üzüldük, sevinince hep birlikte sevindik. Milletin teveccühüne de, ümmetin duasına da birlikte mazhar olduk. Partimizi öyle bir yere taşıdık ki Türkiye’nin kaderiyle AK Parti’nin kaderini adeta özdeş hale getirdik. Hatta AK Parti’yi Filistin başta olmak üzere yeryüzündeki tüm mazlumların umudu konumuna yükselttik. Ne yaptıysak hep birlikte yaptık.

Değerli kardeşlerim, Allah hepinizden razı olsun, bu mücadele sürecinde hayatını kaybetmiş yol arkadaşlarımızın her birine Rabbimden rahmet niyaz ediyorum. Çeşitli nedenlerle aramızdan ayrılmak zorunda kalmış, sadakatleri ve gönülleri bizimle olan kardeşlerime teşekkür ediyorum. Tek tek her birinizden helallik diliyorum. (“Helal olsun” sesleri) Hakkınızı helal ediyor musunuz? (“Helal olsun” sesleri) Ben de her birinize hakkımı helal ediyorum.

Hazreti Mevlana ne güzel söylemiş; “Her gün bir yerden göçmek ne iyi, her gün bir yere konmak ne güzel. Bulanmadan donmadan akmak ne hoş. Dünle beraber gitti cancağızım, ne kadar söz varsa düne ait şimdi yeni şeyler söylemek lazım.” Evet her bitiş yeni bir başlangıçtır. Unutmayın, güneşin batışı doğacağına delalettir. Karanlığın sonu hep aydınlık, gecenin sonu şafaktır. İnanıyorum ki her ayrılık da aslında bir vuslattır.

Değerli kardeşlerim, bugün milletimizle birlikteyiz. Yarın da Allah ömür verirse yine milletimizle birlikte milletimizin içinde olacağız. Rabbim bizi doğru yoldan, dosdoğru istikametten ayırmasın. Rabbim birliğimizi, dirliğimizi, yol arkadaşlığımızı, kardeşliğimizi bozmasın. Rabbim muhabbetimizi eksiltmesin. (“Amin” sesleri) Allah’a sonsuz hamdüsenalar olsun ki bizlere bu ülkeye, bu millete hizmetkar olma şerefini bahşetti, Rabbim bu şerefi daim kılsın. Allah yar ve yardımcımız olsun. Yolumuz, bahtımız her daim açık olsun.

AK Parti’nin 1. Olağanüstü Kongresine başarılar diliyorum. Yeni genel başkan ve başbakan adayımıza şimdiden başarılar diliyorum. Her birinizi, teşkilatımızın her bir mensubunu özellikle değerli kardeşlerim, şimdiden tebrik ediyorum. Adalet ve Kalkınma Partisi’ni, yani aşkımı, sevdamı, tutkumu, kavgamı da önce Allah’a, sonra sizlere emanet ediyorum.

Yeniden görüşmek, yeniden kavuşmak umuduyla kalın sağlıcakla diyorum.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.