Basbakan Erdogan’in 11 Subat tarihli TBMM Grup Toplantisi konusmasinin tam metni
Haftalık Grup Toplantımızın ülkemiz, milletimiz ve demokrasimiz için hayırlara vesile olmasını Allah’tan niyaz ediyorum.
Grup Toplantımızı teşrif etmek suretiyle bizleri onurlandıran tüm kardeşlerime hoş geldiniz diyor, heyecanınızdan, coşkunuzdan dolayı her birinize tek tek şükranlarımı sunuyorum.
Konuşmamın hemen başında Cumartesi günü Van’ın Saray ilçesinde askeri bir aracın devrilmesi sonucu şehit olan 3 askerimize Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına, Silahlı Kuvvetlerimize baş salığı temennilerimi iletiyorum. Aynı kazadan yaralanan 18 askerimize de buradan acil şifalar niyaz ediyorum.
Yine önceki gün Medine’de umre ziyaretçilerinin bulunduğu bir otelde çıkan yangın neticesinde 17 kişi hayatını kaybetti, 130 kişi de yaralandı. Orada hayatını kaybeden kardeşlerimize de Allah’tan rahmet diliyor, yaralılara geçmiş olsun temennilerimi iletiyorum.
Bu arada, Bosna Hersek’te devam eden olayları kaygıyla izlediğimizi, dualarımızın Bosna Hersek’te kardeşlerimizle bir arada olduğunu, onların huzura kavuşmaları için olduğunu ifade ediyorum.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, değerli misafirler; önceki hafta gerçekleştirdiğimiz son Grup Toplantımızdan bugüne kadar, gerek yurt içinde, gerek yurt dışında yine çok sayıda temasımız, ziyaretimiz, yoğun programlarımız oldu.
Son Grup Toplantımızın ardından bildiğiniz gibi komşumuz İran’a gittik, Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı, Dini Lider ve Dışişleri Bakanıyla görüşmelerimiz oldu, heyetler arası görüşmeler yaptık. İran ziyaretimiz sırasında müzakereleri 10 yıldır süren tercihli ticaret anlaşmasını, yüksek düzeyli işbirliği konseyi kurulmasına dair ortak bildiriyi ve kurumlarımız arasında işbirliğini öngören çeşitli protokolleri imzaladık.
İran’la aramızdaki dış ticaret hacmine yönelik daha önce belirlediğimiz 30 milyar dolarlık hedefi teyiden bu defa tekrar gündeme getirmek suretiyle 30 milyar dolarlık hedefi yakalamak için kararlılığımızı orada birlikte tekrar kayda aldık. Suriye başta olmak üzere bölgesel meseleleri değerlendirdik.
Geçen hafta Salı günü de Almanya’da temaslarımız oldu, Şansölye Sayın Merkel’le bir çalışma yemeğini arkadaşımızla birlikte gerçekleştirdik, Federal Dışişleri Bakanı, aynı zamanda Hükümet ortağı SPD’nin de Genel Başkanı Sigmar Gabriel ile yine orada bir ikili görüşmemiz, aynı şekilde Steinmeier’le bir görüşmemiz oldu ve bu görüşmelerde yine Türkiye-Almanya noktasındaki ikili ilişkileri değerlendirme fırsatımız olduğu gibi, her iki ülke arasında da bundan sonraki süreçte neler yapabiliriz, bunları değerlendirmek üzere bir yerde de hedef büyülttük diyebilirim.
Avrupa Birliği’yle ilgili gelişmeleri değerlendirdik, Avrupa Birliği’nde özellikle 23, 24’üncü fasıllarla ilgili neler yapabiliriz, bunları ağırlıklı olarak görüşme imkanımız oldu.
Bu arada, Türkiye-Almanya arasında enerji noktasında neler yapılabilir, bunları yine değerlendirdik.
Ve Almanya’da Alman Dış Politika Enstitüsü’nde seçkin bir katılımcı topluluğuna hitabım oldu.
Akşam saatlerinde de Berlin’de Avrupalı Türk Demokratlar Birliği tarafından düzenlenen ve binlerce kardeşimizin katıldığı bir buluşmaya iştirak ettik, orada vatandaşlarımıza hitap ettik, kendileriyle hasret giderdik.
Almanya temaslarımızda da bölgesel meseleler, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri, ekonomik ilişkiler gündemimizde yer aldı, bunlarla ilgili konuları basın toplantımızda da teyiden birlikte ortaya koyduk.
Almanya’daki vatandaşlarımızın sorunları da elbette gündemimizin ilk sıralarındaydı. Bildiğiniz gibi, yaptığımız bir düzenlemeyle artık yurt dışındaki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının da milletvekili genel seçimleri ve halk oylamalarında oy kullanabilmeleri hakkını getirmiştik. Daha önce yurt dışındaki vatandaşlarımız sınır kapılarına gelip oy kullanmak zorunda kalıyordu, bunu yerinde çözmek için önemli bir düzenleme yapmıştık. İnşallah bu yıl gerçekleşecek olan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, ardından da tüm genel seçim ve halk oylamalarında vatandaşlarımız bulundukları ülkede oylarını kullanabilecekler. Büyükelçililerimiz, konsolosluklarımız bu noktada hazırlıklara başladılar. Yurt dışında en fazla vatandaşımızın yaşadığı Almanya’da da hazırlıklar belli bir aşamaya geldi ve inşallah belirlenen 7 ayrı noktada vatandaşlarımız oylarını kullanabilecekler. Bu noktalar tespit edildi ve kendileriyle mutabakat sağlanmış vaziyette.
Çeşitli engellemeler nedeniyle çok gecikmiş olsa da bu önemli demokratik hakkın yurt dışındaki tüm kardeşlerimiz için, demokrasimiz için hayırlı olmasını diliyorum.
Geçtiğimiz hafta gerçekleştirdiğimiz bir başka önemli ziyaret de bildiğiniz gibi Rusya’da başlayan Soçi Kış Olimpiyatları sebebiyle Soçi’ye günübirlik bir ziyaretimiz oldu. Bu ziyaret öncesinde de Sayın Putin’le şöyle gerek heyetler arası bir görüşme yaptık, ardından da dar kapsamlı bir görüşmeyi yine kendileriyle gerçekleştirdik. Bu görüşmede de ağırlıklı olarak aramızdaki enerji konusunu değerlendirdik. Enerjinin yanında tabi ki bir de özellikle Suriye konusunu ele almak suretiyle burada neler yapılabilir, ikili veyahut da farklı ülkelerin de katılımıyla ne gibi adımlar atabiliriz? Cenevre-1’de aynı düşüncedeydik, ama Cenevre-2’de gördüğümüz gibi maalesef aynı düşünce gerçekleşmiyor gibi dedik, bunların üzerinde ısrarla durduk.
Yine bu 2 haftalık süreçte Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanını, Irak Meclis Başkanını, Romanya Devlet Başbakanını ülkemizde ağırladık ve kendileriyle görüşmelerimiz oldu.
Açılış ve diğer törenlerimiz aynı şekilde devam etti.
Bildiğiniz gibi, Kuzey Kıbrıs’ta, daha doğrusu Kıbrıs’ın genelinde yeni bir sürece doğru gidiyoruz. Temennim odur ki, şu anda inşallah gelinen noktadan geri adım atılmaz ve böylece Kıbrıs sorununu da çözmüş oluruz diye inanıyorum, bunun beklentisi içerisindeyiz.
İstanbul’da Okmeydanı’nda yaklaşık 60 yıldır var olan bir sorunu, tapu sorununun çözümüne yönelik ilk adımı attık, 1 Şubat’ta yaptığımız bir törenle 200 kadar tapuyu hak sahiplerine dağıttık.
Cumartesi günü İstanbul Kartal’da İstanbul Büyükşehir Belediyemizin tamamladığı toplam bedeli 156 milyon lira olan, yani 156 trilyon değerinde bedelle inşa edilen 20 kavşak ve yolun açılışını gerçekleştirdik.
Pazar günü ise Eyüp Alibeyköy’de Mecidiyeköy-Mahmutbey metro hattının temelini attık.
Ayrıca, 201 erguvan otobüsü, yani renginden dolayı erguvan, engelli vatandaşlarımız için her türlü donanıma sahip, klima sistemleriyle çok çok modern olan 201 erguvan otobüsü hizmete aldık.
Ve yarın yine önemli bir açılış gerçekleştiriyoruz, Ankara Büyükşehir Belediyemizin başlattığı, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığımızın tamamladığı Batıkent-Sincan metro hattı artık açılma aşamasına geldi. Yarın Sincan’da İspanya Başbakanı Sayın Rajoy’un da katılımıyla inşallah bu hattı artık hizmete alıyoruz, Sincan’ı on yılların özlemi olan metro hattıyla buluşturuyoruz. Ankaralılara, tüm vatandaşlarımıza hayırlı olsun diyorum.
Birileri laf üretir, biz ise icraat üretiriz, aramızdaki fark bu.
Şimdi sırada Çayyolu ve Keçiören metroları var, inşallah onları da en kısa sürede tamamlayarak Ankara’da şehir içi ulaşıma çok farklı bir boyut kazandırmış olacağız.
Şimdiden Batıkent-Sincan metro hattının başta Eryamanlı ve Sincanlı kardeşlerimiz olmak üzere tüm Ankara’ya, Ankaralılara tekrar hayırlı olmasını diliyorum.
Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, değerli misafirler; 30 Mart yerel seçimlerine şurada artık 47 gün kaldı. AK Parti olarak uzun süredir yoğun şekilde devam eden seçim hazırlıklarımızı belli bir aşamaya getirdik. Büyükşehir ve il adaylarımızı açıkladık, birçok ilimizde ilçe adayları artık tamamen açıklandı, belde belediye başkan adaylarımızı açıkladık. İlçe adaylarımızın, belediye, meclis ve il genel meclisi adaylarımızın tespit süreci tam bir hassasiyet içinde ilerledi, ilerliyor.
Bu arada, seçim beyannamesi üzerindeki çalışmalarımız, propaganda malzemelerine ilişkin çalışmalarımız da artık tamamlanma noktasına geldi. Şu anda zaten sahada teşkilatımızla çalışmalarımız sürüyor. Gelecek hafta inşallah mitinglerimize yoğun bir şekilde başlıyoruz, programımız el verdiği ölçüde başta büyükşehirlerimiz olmak üzere şehirlerimizi şahsen, tüm genel başkan yardımcısı, bakan arkadaşlarım, milletvekillerimiz hep birlikte 81vilayetimizde, ilçelerimize varıncaya kadar yoğun bir şekilde propaganda çalışmalarımızı sürdüreceğiz.
Türkiye Büyük Millet Meclisi de gündemindeki acil yasaları tamamladıktan sonra inşallah milletvekillerimizle, teşkilatımızla tam kadro halinde sahada olacağız.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, 30 Mart seçimlerinin çok çok önemli olduğunu, seçim sürecinin de oldukça zorlu geçeğini defalarca dile getirmiştim. Bu seçim herhangi bir şahsın belediye başkanı seçilme seçimi değildir, bu seçimin ayrı bir özelliği var. Bütün gelişmeler şunu gösteriyor: Bu seçimde AK Parti’nin oyunu nasıl aşağı çekebiliriz, bütün gayretler buna yönelik.
Ben buradan tüm halkıma sizin şahsınızda sesleniyorum, sizler bu seçimde öyle bir gayretin içerisinde olacaksınız ki, öyle bir çalışma, öyle bir performans ortaya koyacaksınız ki, Allah’ın izniyle AK Parti’nin 30 Mart seçimlerinden de çok daha farklı bir şekilde güçlenerek çıktığını inşallah ispat etmiş olacaksınız. Çünkü halkımızın takdiri çok önemli, en önemli ölçü halkımızın bu noktadaki iradesidir.
Kardeşlerim, şu ana kadar olan sürece bakıldığında, yaşananlara bakıldığında, öngörümüzde ne kadar haklı olduğumuz ortaya çıktı ve çıkıyor.
Burada bir konuyu özellikle dikkatlerinizi çekmek suretiyle ortaya koymak istiyorum; siz değerli milletvekillerimizle, salondaki misafirlerle birlikte, ekranları başında bizi izleyen aziz vatandaşlarımın da bu hususa dikkatlerini çekiyorum.
Sevgili kardeşlerim, bu aziz millet tarihi boyunca gerçekten çok büyük acılar yaşadı, çok büyük badireler atlattı. Hiç kuşkusuz zaferler kazanmış, destansı kahramanlıklar yazmış, medeniyet inşa etmiş, onurunu, şerefini, istiklalini, hürriyetini yiğitçe muhafaza etmiş, yani izzetini, azizliğini gerçekten hak etmiş bir millete sahibiz, böyle bir milletin evlatlarıyız. Ama aynı zamanda, çok çileler çekmiş, çektiği çileler adeta yüzüne, yüreğine işlemiş bir milletiz, böyle bir milletin mensuplarıyız.
Lütfen şöyle geriye dönüp Anadolu’nun, Trakya’nın şehirleriyle, kasabalarıyla, köyleriyle yaşadığı o uzun tarihi şöyle bir gözünüzün önüne lütfen getirin, her neye ihtiyacı varsa hep millete gidildi; bu çok önemli. Paraya ihtiyaç varsa millete gidildi, eğer fedakarlık gerekiyorsa, cefa gerekiyorsa, bir yükün altına, bir bedelin altına girilmesi gerekiyorsa, tek adres milletti, millete gidildi. Ama o aziz millet karar süreçlerinin hiçbirinde, hatırlayın, yer almadı, milletin görüşüne başvurulmadı, milletin hissiyatı dikkate alınmadı, milletin itirazına kulak verilmedi. Cefayı çeken her zaman millet oldu, ama sefayı bir avuç seçkin zümre sürdü. Öküzünü vereceksin dediler, hiç itiraz etmedi, karasabanın önüne kendisi geçti, tarlasını sürdü, öküzünü verdi. Buğdayından, tavuğundan, horozundan pay vereceksin denildi, bağrına taş bastı, midesine taş bağladı, varını yoğunu verdi. Biricik evladını, yavrusunu, ana kuzusunu, yüreğinin parçasını askere gönderdi, tabut içinde geri getirdiler, yutkundu, olduğu yere çöktü, vatan sağ olsun deyip kaderine razı oldu.
Ama yol istedi yol yapmadılar, hastane istedi hastane yapmadılar, okul istedi okul yapmadılar, doktor istedi, hemşire istedi, öğretmen istedi göndermediler, yetiştirmediler, huzur istedi, emniyet istedi, istikrar istedi, bunu da vermediler. Hani o acıklı türküde diyor ya, Şavata’dan Ankara’ya ses gitmiyor, bizim gitmeye kuvvetimiz hiç yetmiyor, malımız yok, yolumuz yok, Ankara’ya ses verecek dilimiz yok, bu ne biçim memlekettir oy diyor ya, işte bu millet asırlarca adeta inim inim inledi.
Ya bir anne düşünün, yavrusunu 9 ay karnında taşımış, onu beslemiş, büyütmüş, yürütmüş, yavrusunu canından bir can, canından bir parça olarak görmüş, delikanlı olunca eline, saçına kınalar yakmış, dualarla, davulla, zurnayla askere uğurlamış, yavrusu şehit olup tabut içinde geri geldiğinde, düşmanı sevindirmeyeceğim diyerek bir damla gözyaşı dökmemiş, başını bir an yere eğmemiş, vatan sağ olsun diyerek Anadolu kadının ne mübarek, ne aziz, ne yüce bir varlık olduğunu bütün dünyaya göstermiş. Bu başka analarda olmaz, bu ancak bizim analarımızda olur.
Ama bir devlet dairesine gidince yüzüne bakılmamış, başörtülüsün, sen buraya giremezsin demişler. Başörtülüsün, sen okuyamazsın demişler, sen köylüsün demişler, taşralısın demişler, fakirsin demişler. Yetmemiş, daha da ileri gitmişler, sen makarnacısın, sen aptalsın, sen göbeğini kaşıyansın, bidon kafalısın demişler. Bu ülke bunları gördü değerli kardeşlerim, daha yakın zamanlara kadar bu ülke bunları yaşadı hatırlayın ve onun kendi iradesini ortaya koyarak verdiği oyu bu zihniyetle değerlendirmişler. Her şeyi, ama her şeyi milletten aldılar, ama milletin görüşünü, fikrini, hissiyatını zerre kadar önemsediler.
Demokrasiye geçilmiş olması, sandığın ortaya konması, millete seçme hakkı verilmesi bile milletin kararının, milletin itirazının duyulmasına yetmedi. Merhum Menderes gibi milletten, milli iradeden bahseden siyasetçiler geldi, ama sonuçta kazanan darağacı oldu, cellatlar oldu, kazanan yine Cumhuriyet Halk Partisi oldu, yine sermaye, yine seçkinler oldu. Sandıktan hangi sonuç çıkarsa çıksın, bu ülkede medyanın dediği oldu, sermayenin dediği oldu, demokrasi dışı kurumların, çetelerin, mafyanın dediği oldu. Bakın burada açık açık ifade ediyorum, Cumhuriyet tarihimizde, hatta yüzlerce asırlık tarihimizde millet iradesi ilk kez bu ölçüde karar süreçlerine AK Parti döneminde yanmıştır.
Kardeşlerim, tarihte ilk kez milli irade bu kadar güçlenmiş, millet karar süreçlerine hakim duruma yükselmiştir. AK Parti’nin dik duruşu sayesinde millet tarihinde ilk kez bu ölçüde devletiyle buluşmuş, devletle kucaklaşmış, ilk kez bu ölçüde iradenin, sözün, mührün kendisinde olduğunu hissetmiştir. Dikkat edin arkadaşlar, bu durum birileri için elbette yenilir, yutulur bir durum değildir. Asırlardır ötelenen, asırlardır itilen, insan yerine konulmayan, hali hatırı sorulmayan, fikrine, kararına, hissiyatına başvurulmayan millet, ilk kez AK Parti döneminde tam anlamıyla iktidara gelmiştir, bu durumu da birileri bir türlü içlerine sindirememiştir. Oysa geçmiş çok güzeldi, şurada 11 yıl öncesine kadar hükümetleri sermaye kuruyor, sermaye yıkıyordu, 11 yıl öncesine kadar medya bu ülkede hükümetlerin bile üzerinde fonksiyon icra ediyordu, 11 yıl öncesine kadar millet kaybediyor, bir avuç mutlu zümre ise kazandıkça kazanıyordu. İşet biz bu çarkı bozduk, bu kirli çarkın dişlilerini kırdık. Bu kara düzeninin, bu adaletsiz, bu dengesiz, bu istikrarsız tezgahı biz altüst ettik, elbette bunu sindiremiyorlar, elbette bunu kabullenemiyor, hazmediyorlar.
Sevgili kardeşlerim, aziz milletim; senin evladın eksi 40 derecede Cudi Dağı’nın eteklerinde terörle mücadele ederken kahramanca şehit olmuş, sen zannediyor musun ki bunların umurundadır? Senin derdinle bunlar hiçbir zaman dertlenmediler, senin meselesini mesele yapmadılar, senin gözyaşını görmediler, yüreğindeki yangını hiçbir zaman hissetmediler, çok açık söylüyorum, bunlar senin dirini değil, evet, ölünü sevdiler. Ben bunları sadece AK Partili kardeşlerime söylemiyorum, CHP’ye, MHP’ye, BDP’ye, diğer tüm siyasi partilere gönül vermiş kardeşlerime, Alevi kardeşlerime, Sünni kardeşlerime, Türk’e olduğu kadar Kürt’e, Çerkez’e, Laz’a, Roman’a, Boşnak’a, Arnavut’a, ülkemde ne kadar etnik unsur varsa hepsinin mensuplarına, sağcısına, solcusuna, hepsine söylüyorum.
Bu ülkede artık iktidarları siz belirliyorsunuz, bir yerlerden talimatla değil, siz, bu milletin evlatları belirliyor. Bu ülkede kararları artık siz veriyorsunuz, milletim veriyor, bundan rahatsız oluyorlar. Siz sandıkta ne derseniz o oluyor. Artık bu ülkeyi idare fırkası değil, sizler, yani millet idare ediyor, bundan rahatsız oluyorlar.
Her meselenin çözüm yeri işte burasıdır, Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Fakat birileri çıkıyor, siz çoğunluksunuz. Ee?.. Çoğunluksunuz, ama azınlığa zulmediyorsunuz. Azınlığın güvencesi biz olduk, bugüne kadar azınlığa bu ülkede hiçbir zaman hakları verilmedi, biz onların haklarını da güvence altına aldık. Az oy alan siyasi partileri söylüyorsan, onların şu anda, bu dönemde yaptıklarını hiçbir dönemde muhalefette olan iktidarlar yapmadılar, yapamadılar, ama bu dönemde yaptılar.
Bu ülkenin Başbakanını kalkıp, iktidarını kalkıp Batıya gidip şikayet edecek kadar bunlar alçaldılar. Burada Parlamento’da yaptıklarınız yetmiyor mu, gidip bunu Batıyı ne anlatıyorsun? Batının hangi ülkesinde muhalefette olan siyasi parti Türkiye’ye gelip de kendi iktidarlarını şikayet etti? Bugüne kadar hiç duydunuz mu? Onlar yeri geldiği zaman otururlar, ülkenin menfaati için her türlü dayanışmayı yaparlar, ama bizim ülkemizde böyle bir dayanışmayı hiçbir zaman göremezsiniz. Tam aksine, atılacak her türlü olumlu adımın her zaman karşısında olmuşlardır.
Kardeşlerim, bu ülke artık kapalı kapılar ardında yapılan toplantılarla yönetilemez, bu ülke artık faiz lobisi, medya lobisi, sermaye lobisi tarafından idare edilemez. Kimin ne meselesi varsa bunu Türkiye’de görmelidir, kimin ne meselesi varsa bunu Türkiye’de sandıkta görmelidir. Türkiye dışarıdan yönetilecek bir ülke değildir, bunlar tarih oldu artık. Buyursun, siyasetle o meseleyi çözmenin mücadelesini gelsinler Türkiye’de versinler.
Bakın, biz şu anda 30 Mart öncesinde siyaset dışı yöntemlerin kullanıldığı bir saldırıya karşı mücadele veriyoruz. Bu saldırıda bir kısım yargı kullanılıyor, bu saldırıda bir kısım emniyet güçlerimiz de kullanılıyor. Fakat, bu saldırıda ses kayıtları, ortam dinlemeleri, görüntüler kullanılıyor, bu saldırıda kara propaganda kullanılıyor, en önemlisi de bu saldırıda devlete paralel yapı kullanılıyor. Bizim karşımıza mertçe siyaset meydanında çıkmıyorlar, bunların hesaplarını sandıkta görmek gibi bir dertleri, böyle bir niyetleri yok, çünkü milletle aynı dili kullanmıyorlar, milletle aynı yolda yürümüyorlar, milletle aynı istikamete bakmıyorlar. Millet bunların arkasında değil, millet bunların karşısında, bunu bildikleri için ne siyasete, ne sandığa yanaşmıyor, yaklaşmıyorlar.
Bakın, biz 17 Aralık’tan sonraki mücadelemizi yeni bir istiklal mücadelesi olarak ilan ettik. Burada tekrar ediyorum, 17 Aralık saldırısı sadece AK Parti’ye, sadece Hükümete yönelik bir saldırı değildir, 17 Aralık saldırısı millete yönelik, ülkemize yönelik, yeni Türkiye’ye, Türkiye’nin tüm kazanımlarına yönelik bir saldırıdır. 17 Aralık saldırısı, altını çizerek ifade ediyorum, sadece ve sadece bir yıkım projesidir. Dikkat edin, sadece ve sadece yıkmanın peşindeler, sadece yıkmaya çalışıyorlar, ama yapmak gibi dertleri, yapmak gibi bir hedefleri yok.
AK Parti gitsin diyorlar, Hükümet gitsin diyorlar. AK Parti’nin, Hükümetin yerine geçmişte olduğu gibi, eski Türkiye’de olduğu gibi kaosu, belirsizliği, istikrarsızlığı, yoksulluğu, yolsuzluğu, yasakları öneriyorlar. Milletin devre dışı olduğu idare fırkasının memleketi idare ettiği ve hep belli kesimlerin kazandığı bir Türkiye özlemi içinde her türlü ahlaksız saldırıyla üzerimize geliyorlar.
Şunu da buradan açık açık ifade ediyorum: Cumhuriyet Halk Partisi’nin iradesine bu süreçte çok açık bir şekilde ipotek konulmuştur, Milliyetçi Hareket Partisi’nin iradesine bu süreçte çok açık bir şekilde ipotek konulmuştur. Gizli görüntü kayıtları, gizli ses kayıtları CHP’yi de, MHP’yi de esir almıştır. CHP’nin gizli görüntü kayıtlarıyla nasıl şekillendiğini, Sayın Baykal’ın nasıl gönderildiğini tüm millet açık, net bir şekilde gördü. Bu oyunun arkasında da paralel yapı vardı, bunu ben burada ilan ediyorum. Şimdi onlar düşünsünler, şimdi onlar gidip paralel yapıyla irtibat kursunlar, o dostlarıyla, ya bunu nasıl ortaya çıkardınız, nasıl böyle bir şey yaptınız diye onlar sorsunlar, onlar arasınlar, onlar bulsunlar. İşte o şekillenme devam ediyor, o şekillenme CHP’nin aday belirleme sürecinde kendisini çok net biçimde hissettiriyor. Yolsuzluktan ihraç ettiklerini aday yapıyorlar, kendi içlerinden aday yokmuş gibi birçok şehirde dünya görüşlerini asla paylaşmadıkları kişileri gördüğünüz gibi aday gösteriyorlar. Takdirleridir, saygı duyarız, hayırlı olsun deriz. Yıllarca hakaret ettikleri, en ağır ifadelerle yüklendikleri bu paralel yapının yedeğinde adeta birlikte bir uçuruma doğru ilerliyorlar. İşte onun için bu mesele sadece bir AK Parti meselesi değil, bu mesele bir Türkiye meselesidir.
CHP ve MHP bu gizli yapının, bu paralel yapının oyuncağı haline gelebilir, ama biz gelmedik, gelmeyeceğiz. Biz irademizi asla sinsi yapılara teslim etmedik, etmeyiz ve etmeyeceğiz. Biz üzerimizde kutsal bir emanet olarak taşıdığımız milli iradeyi, ipi uluslararası çevrelerin elinde olan bu paralel yapıya asla peşkeş çekmeyeceğiz. Hodri meydan, ellerinden geleni yapsınlar, ellerinde hangi kirli araç varsa buyursunlar kullansınlar. Çiğ yemedik ki karnımız ağrısın, abdestimizden şüphemiz yok ki namazımızdan şüphemiz olsun.
Bakın bunu da buradan açıklıyorum, Mersin’de Validen Belediye Başkanına, AK Parti İl Başkanlığından CHP’ye, MHP’den BDP’ye kadar bütün partiler dinlenmiş ve bunlar kaydedilmiş. Sadece benim değil, sadece Cumhurbaşkanımızın değil, bakanların, milletvekillerinin, bürokratların, siyasetçilerin, sanatçıların, gazetecilerin görüşmeleri dinlenmiş, bunlar şantaj amacıyla kullanılmış. Sen iş adamı mısın? Bak, şunu şunu yap, yapmadığın takdirde arkadan bu geliyor; sıkıysa yapma. Çünkü kendilerine güveni yok. Şimdi CHP, MHP çıkıyor, sen Hükümetsin, gereğini yap diyor. Peki, ben de soruyorum, o zaman HSYK ile ilgili anayasa değişikliğine neden yanaşmadınız? İşte biz bu düzenlemeyi bunun için yapıyoruz, neden yanaşmadınız? HSYK yasasıyla ilgili neden o kadar gürültü kopardınız? Paralel yapıyla ilgili ağzınızı neden bıçak bile açmıyor? Soruyorum, internetle ilgili yaptığımız düzenlemeye neden destek vermiyorsunuz da karşı geliyorsunuz, itiraz ediyorsunuz? İnternet yasası işte bu. Paralel yapıyı, bu dinlemeleri, izlemeleri, ortam dinlemelerini, tüm bunları çökertmeye yöneliktir, niçin bunun yanında yer almıyorsunuz? Hükümet gereğini yapıyor ve yapacak, ama siz neden uzakta duruyorsunuz? Siz neden Hükümete engel çıkarıyorsunuz? Önce bunu bir açıklayın. Sizi kimin tehdit ettiğini, neyle tehdit ettiğini açıklayın.
Bakın, biz internet düzenlemesiyle en başta siyasetin ve siyasi partilerin üzerindeki çok çirkin, çok ahlaksız bir tehdidi ortadan kaldırıyoruz, yaptığımız bu. Kasetlerle siyasetin dizayn edilmesinin önüne geçiyoruz. Dün kasetler yoluyla CHP dizayn edildi, MHP aynı şekilde tehdit edildi; yapılmadı mı arkadaşlar? CHP’nin Genel Başkanı hakkında anayasa çalışmalarını yaparken bu sosyal medyaya düştüğü anda bunu ortadan kaldıran biz olduk ya, yarım saat içinde ben Ulaştırma Bakanım Sayın Yıldırım’a talimat verdim ve hemen süratle bunu engelledik, durdurduk ya. Benim CHP’li kardeşlerim bunun farkında değiller mi ya? Biz bunu duymazdan gelebilirdik, orada daha da kalabilirdi, bütün Türkiye bunu izleyebilirdi. Aynı şekilde CHP’nin Genel Başkan Yardımcısının yine bu şekilde düşmedi mi? Düştü. Kim engelledi ya? Biz engelledik, bunlar engellemedi. Aynı şekilde MHP’nin grup başkanvekilleri, genel başkan yardımcıları sosyal medyaya bu şeklide düşmedi mi? Siyasi hayatlarını bitirdiler, kimler? Paralel yapı. Kim durdurdu? Biz durdurduk ya.
Şimdi AK Parti kasetler yoluyla yıpratılmak isteniyor; biz buna boğun eğmeyeceğiz. Eğer buna boğun eğersek milletin emanetine ihanet etmiş oluruz, eğer buna boğun eğersek Türkiye’nin geleceğini karartmış oluruz. Biz internet düzenlemesiyle kişilik haklarını, mahremiyetin gizliliğini koruma altına alıyoruz. Bir ses kaydının, bir görüntü kaydının engellenmesi 5 gün alıyordu arkadaşlar, 5 gün. Eğer siz buna 5 gün ses çıkarmazsanız, 5 gün buna müdahale etmezseniz, bunun Türkiye’de duymayanı kalır mıydı? Şimdi yapılan ne? Biz diyoruz ki, hemen buna TİB müdahale eder, mahkeme karar verinceye kadar kişilik hakları zaten zedeleniyor, mahremiyetin gizliği ihlal ediliyor, itibar suikastı yapılıyordu değerli kardeşlerim. İşte burada Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı şikayetleri anında değerlendirecek, erişimi engelleyecek ve ardından mahkeme kararını bekleyecek. Hiç kimse fişlenmeyecek, hiç kimsenin internetteki verileri depolanmayacak; çok önemli bir şey. Hiç kimsenin özgürlüğü ihlal edilmeyecek.
Bakın değerli arkadaşlarım, biz göreve geldiğimizde Türkiye’de geniş bant internet abonesi sayısı neydi biliyor musunuz? 20 bin. Şu anda ne? 34 milyonu aştı ya. 20 bin nerede, 34 milyon nerede? İnternete karşı olan bir iktidar böyle bir imkanı, böyle bir zemini hazırlar mı? Biz bunu hazırladık. Ama bunu ne Batılı biliyor, ne ülkemizdeki bu konularla ilgilenmeyen çevreler biliyor. Bakın, 20 binden 34 milyona bizim dönemimizde internet ağı genişledi. Biz bütün okullara internet erişimi sağladık, aynı şeyi yükseköğrenim yurtlarına ücretsiz internet erişimi sağladık, çocuklarımızın internetle eğitim almasının altyapısını biz hazırladık biz, bize kimse bu konuda ders veremez. Bu işi yapan biziz, bu adımları atan biziz, bu yatırımları yapan biziz.
Şu ana kadar çocuklarımıza 63 bin tablet bilgisayar dağıttık, şimdi önümüzdeki haftalarda 600 bini aşkın tablet bilgisayarı dağıtıyoruz, bütün hazırlıklar tamam, inşallah törenle bunların dağıtımını yapacağız. Şimdi bu hafta bu 600 binlik paketin 100 bin bilgisayarını inşallah dağıtıyoruz, önümüzdeki 1 ay içinde de 675 bin tablet bilgisayarı inşallah çocuklarımıza dağıtmış olacağız. Allah aşkına, internetin karşısında olsak, özgürlüklerin karşısında olsak bunları yapar mıydık? Ama her şeyi herkesin görmesi lazım.
Şu anda sadece Türkiye’de değil, başta Avrupa Birliği ülkeleri ve Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dünyanın hemen her ülkesinde, bakın bunun altını çiziyorum, siber zorbalık adı verilen çok ciddi bir sorun var. İnternette görüntüleri çekilip yayınlanan, bundan dolayı intihar edenler var, bundan dolayı cinayet işleyenler var. Başta Avrupa Birliği ve ABD olmak üzere birçok ülkede internetle ilgili düzenlemeler var. Daha yakın zamanlarda Amerika Birleşik Devletleri’nde biliyorsunuz Twitter üzerinden Amerika’yı yerle bir edeceğiz diye şaka yollu mesaj atan iki İrlandalı geceyi cezaevinde geçirdiler, ardından da hemen sınır dışı edildiler. İnternet üzerinden dolandırılanlar var, internet üzerinden tacize uğrayan çocuklar var. Her türlü ahlaksızlığın, edepsizliğin, dolandırıcılığın fırsat kolladığı siber zorbaların cirit attığı bir internet dünyası var, her ülkede de bu saldırılara karşı alınmış tedbirler var.
Türkiye’de siber zorbalığın bir türü de işte kaset siyasetidir. Biz yeni düzenlemeyle buna karşı mücadele veriyoruz. Çocuklarımızı, gençlerimizi korumanın yanında, özel hayatı, mahremiyeti korumanın yanında, siyaseti ve milli iradeyi ağır bir tehditten korumaya çalışıyoruz, hedefimiz budur. Aklı olan, vicdanı olan, en önemlisi de evde küçük çocuğu olan hiçbir insan bu düzenleme karşı çıkmaz, çıkamaz. Hele hele CHP gibi, MHP gibi siber zorbalığın acısın çekmiş partiler böyle bir düzenlemenin karşısında duramaz. Eğer duruyorlarsa, biliniz ki orada bir başka sebep vardır, bir başka tehdit vardır, CHP’nin, MHP’nin üzerindeki o tehdidi de biz kaldıracağız. Biz AK Parti siyasetine değil, Türkiye siyasetine güç kazandırmanın mücadelesini veriyoruz, bu mücadeleyi kararlılıkla sürdürüyoruz.
Biz bugün iktidarız, olur ya yarın olmayabiliriz. Millet bize bu makamları ehline teslim edin dediğinde bir an bile tereddüt etmez, bu makamları eğer emaneti farklı birilerine vermenin sandıkta neticesi ortaya çıkıyorsa sahibine teslim ederiz, bizim yolumuz bu. Ama bu emanet bizde olduğu müddetçe milli iradeyi, demokrasiyi, özgür siyaseti sonuna kadar savunmaya, güçlendirmeye devam edeceğiz. Sadece kendimiz için değil, neslimiz için değil, Türkiye’nin geleceği için, istikbali ve istiklali için gözümüzü kırmadan mücadele edeceğiz.
Şimdi değerli arkadaşlarım, bu paralel yapının ne olduğunu, nasıl çalıştığını, ne yapmaya çalıştığını artık herkesin görmesi ve anlaması gerekiyor, aziz milletimin bu paralel yapının nasıl bir tehdit olduğunu görmesini istiyorum. Yurt dışında Türkiye’yi izleyen, Türkiye’yle ilgilenen çevrelerin bu paralel yapının ne olduğunu çok iyi kavramalarını diliyorum. Özellikle bu paralel yapı içinde yer almış, tamamen saf, tamamen temiz duygularla bu yapı içinde hizmet etmeye çalışmış kardeşlerimin, bu yapının karanlık tarafını görüp anlamalarını gönülden temenni ediyorum.
Bakın değerli kardeşlerim, yaklaşık 40 yıllık bir süreç söz konusu, yani sadece bizim zamanımızda değil, 40 yıl boyunca örgütlenmiş, 40 yıl boyunca devlete sızmaya çalışmış, başka bazı faaliyetlerin içine girmiş bir yapı söz konusu, amaçları için her yolu meşru kılan bir anlayışla sızmış, böyle bir yapı söz konusu. Bu yapı şeffaf değil, bu yapı açık değil, karşımızda sınırları belli olmayan, ilkeleri, gayeleri, yapılanmaları, finansmanları açık ve şeffaf olmayan bir yapı var.
Bu yapının tabanında, bir kez daha söylüyorum, hasbi, samimi, saf ve temiz duygularla, hizmet aşkıyla mücadele veren kardeşlerimiz de var. Ama bu yapının tavanında, lider kadrosunda çok farklı hedeflerin, çok farklı gayelerin peşinde koşan bir kadro var. Bu yapı emniyet içinde gizlice örgütlenerek, emniyet teşkilatının amirlerinin talimatıyla değil, liderlerinin talimatıyla hareket etmesini sağlıyor. Anayasa, yasalar çiğneniyor, Türkiye’nin milli çıkarları çiğniyor, emniyet içinde örgüt çıkarları öne çıkıyor.
Aynı günde bakıyorsunuz hepsi hastalanıveriyorlar, şu anda Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda bakın Genel Kurul toplanamıyor, Çarşamba günü toplanamadı. Başkan olarak Bakan Bey davet etti, dün de toplanamadılar, aynı anda hasta olmuşlar. Kimisi resmi iznini kullanıyor, kimisi de aynı anda gidiyor bir yerlerden rapor almak suretiyle Genel Kurulun toplanmaması için adım atıyor. Bunlar devleti çalıştırmamanın adımlarıdır, çok açık, net söylüyorum. Bu nasıl anlayıştır ya. Ve hani dürüsttünüz siz, tezgahı bu şekilde çalıştırıyorlar. Hakimler Savcılar Yüksek Kuruluna siz bunun için mi seçildiniz? Oranın Genel Kurulunu çalıştırmamak için mi seçildiniz? Şimdi soruyorum, HSYK’nın Parlamentoda yasalaşma noktasında çıkmasını engelleyenlere sesleniyorum; siz bunu engellediniz, burayı çalıştırıyorsunuz, bu ne demektir? Siz paralel yapıyla müşterek hareket ediyorsunuz ey CHP, ey MHP, yaptığınız bu. Ha iş olacağına varacak evvel Allah, adımlar atılacak, gereği yapılacak sonuna kadar. Onlar o şekilde mücadele ediyorsa, biz de adil olan netice hukuk içerisinde neyse onu çözmeye çalışacağız. Maalesef legal operasyonlarda işte bu yapının tehditleriyle, talimatlarıyla yapılıyor. Aynı yapı yargı içinde örgütlenmiş. Yargı içinde belli savcıların, hakimlerin, bürokratların Türkiye adına, Türk milleti adına değil örgüt adına çalıştıklarını, örgütten aldıkları talimatla hareket ettiklerini, yargıyı bu şekilde tanzim ettiklerini, davalara bu şekilde etki ettiklerini görüyoruz. Burada değerli kardeşlerim, hukuk diye bir şey yok, bunu böyle bilesiniz, hukuk diye bir şey yok. Masum insanların sırf örgüt çıkarlarına tehdit oluşturdukları için mahkum edildiklerini, suçluların ise ellerini kollarını sallayarak dolaştıklarını görüyoruz. Aynı yapı devletin hemen her kurumunda etkin hale gelmeye çalışmış. Şimdi buna yürütme olarak biz müdahale edince rahatsız olanlar var. Niye rahatsız oluyorsunuz? Biz bu ülkeye hizmet için varız. Dolayısıyla, birileri önümüzü tıkıyorsa, önümüzü kesiyorsa bunu çözmek zorundayız. Yarın milletimizin karşısına çıkıp hesap verecek olan biziz. Bunların millete verilecek hesabı var mı? Yok böyle bir şey. Bunların sadece liderlerine verecekleri hesapları var. Bunlar inanın Allah’a verilecek hesabı da düşünmüyorlar. Çünkü bu millete verilecek hesap farklı bir şey. Önce halka ve biz Hakk’a verilecek hesabın gayretiyle koşuyoruz. Bazı devlet kurumlarının bu yapının çıkarları doğrultusunda kadrolaşmaya gittiğini ve hukuksuz işlemler yaptığını görüyoruz.
Peki neler yapıyorlar? Devlet imkanlarını kullanarak fişleme yapmışlar, devlet imkanlarını kullanarak illegal kayıtlar, illegal izlemeler yapmışlar. Elde ettikleri verilerle iş adamlarından gazetecilere, siyasetçilerden bürokratlara kadar hemen her kesime şantaj yapmışlar. İşte bir tanesi Azeri’ymiş. Bunların malum bir tane gazetesi var, bu gazetede yazarmış ve bunu bizim iktidarımızın yurt dışı ettiği söyleniliyor. Değerli arkadaşlar, bunlarda yalan meşrudur ha onu da söyleyeyim, bunlarda takiye meşrudur, bunu da söyleyeyim, her şey bunlar için meşru. Bir defa Basın Enformasyon Kurumu sizin basın kartınızı uzatır veya uzatmaz, çalışma izninizi uzatır veya uzatmaz, irade onlara aittir. Bunun için buradan bunun izni alınır. Benimle ilgili tweet atmış, benim bundan haberim bile yok, hele hele tweet hastalığım hiç yok, ne tweet kullanırım, ne tweet takip ederim, benim bu kadar boş zamanım da yok kusura bakmayın. Yani tweet kullananlara da hakaret etmiyorum ama, benim bu kadar boş zamanım da yok. Ben gece-gündüz demeden sadece işime bakıyorum. İşte alım sınavlarında usulsüzlükler yapılmış. Fakirin-fukaranın, esnafın-sanayicinin, işçinin-memurun parasını toplamış bu paraları meçhul bir şekilde tasarruf etmişler. Şantajdan tehdide, nüfuz kullanmaktan iltimasa, usulsüzlükten yolsuzluğa kadar ne kadar kirli iş varsa hemen hepsine bulaşmışlar. Her ahlaksızlığı, her hukuksuzluğu adeta gönüllerini çaldıkları, adeta hislerini esir aldıkları temiz insanlar nezdinde dini görünüm altında mubah hale getirmeye çalışmışlar. Allah aşkına soruyorum; bir Müslüman, Müslüman kardeşinin zaafını araştırır, daha da ileriye gidip bunları kaydeder, daha da ileriye gidip bunları şantaj olarak kullanabilir mi? Bir Müslüman, diğer bir Müslümanın, bırakın Müslümanı diğer bir insanın mahremine girebilir, bunları kaydedip yayabilir mi? Bu yapı içindeki saf, temiz kardeşlerime sesleniyorum; yapılanların dine, imana, hadi onları bir kenara koyun vicdana, insafa sığar yanı var mı? Lütfen başınızı iki elinizin arasına alın ve Rabbimizin o hükmüne şöyle bir yönelin: Siz hiç düşünmez misiniz, siz hiç akletmez misiniz? Çünkü bu hükümlerde akıl sahipleri için hikmetler vardır Ve bizim inancımız bir hikmet dinidir, bir bilgi dinidir ve buradan hareketle bu adımları atmamız gerekir. Örgütün lideri Amerika’dan birilerinin izlendiğini, ses kayıtlarında dinlediniz, bu izlenme bilgisinin kendisine ulaştığını, bunu engellediğini, hani gece yarısı da bunlar takip ediliyor, bunlar engelleniyor, bunu engellediğini, buna benzer başka vakaların kendisinde olduğunu itiraf ediyor. Şu ana kadar bizim dışımızda bir tane genel başkan da çıkıp bunun hesabını sormadı. Bazı gazeteciler bunu hiç duymadı, hiç görmedi. Hukuk, yargı hiç duymuyor. Bunlar suç teşkil etmiyor mu? Her meselede konuşan malum o bir işveren örgütü var ya, bu meselede ağzını bile açmadı. Niye? Çünkü, onların da CD’leri var, kasetleri var ellerinde. Aradan aylar geçti, bir tane savcı da çıkıp ya sen orada ne yapıyorsun, sen neyi itiraf ediyorsun diye soruşturma başlatmadı, dava açmadı, herkes susuyor, ama biz açıkça konuşuyoruz. Artık yeter, yetti. Madem ki onlar yazıyor, onlar çiziyor, onlar konuşuyor, onlar dinliyor, onlar CD’lerle vesaire ülkemizi idare etmeye çalışıyor. Artık biz de hem konuşacağız, hem adımlarımızı atacağız. Ve biz cesaretle bu meselenin üzerine gidiyoruz. Neler var neler. Yani ameliyatımızı bile gündem konusu yapıp ya diyor beddualarınız bile tutmadı diyor. Ya böyle şeyler olabilir mi ya, bunlar olabilir mi? Ne çirkin yakıştırmalar, ne çirkin yakıştırmalardır. Demek ki iyi Müslüman değilsiniz. Şu hale bakın, yani takdirler çok enteresan.
Kardeşlerim, bu mesele bizimle başlamış bir mesele değil, bu meselenin kökü 12 Eylül 1980 darbesinde değerli arkadaşlarım. Hazırlıkları öncesi, ama darbeyle devam ediyor. Bu meselenin kökü 28 Şubat darbesinde. Biz 7 Şubat hadisesi olduğunda meselenin ciddiyetini kavradık ve üzerine gidiyoruz. 17 Aralık darbe girişimiyle birlikte şu anda bu meselenin üzerine tek başına biz gidiyoruz. Evet, bu meselede de tek başımıza bırakıldık, ama Rabbimiz bizim yardımcımızdır diyoruz ve biz bu yolda aynı şekilde devam edeceğiz. Millet bizimle beraberdir.
Şu anda yargıda bu meseleyle ilgili hazırlıklar yapılıyor. Hiçbir hukuksuzluğun üzerine örtülmeyecek. Hiçbir mağduriyetin, hiçbir haksız mahkumiyetin üzeri kapatılmayacak. Biz bunu bir hak mücadelesi olarak görüyoruz ve son nefesimize kadar bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Bu yapı içindeki kardeşlerime tekrar sesleniyorum. Başlarını iki ellerinin arasına alıp tekrar tekrar düşünmelerini rica ediyorum. Nasıl bir yapı içinde olduklarını, nasıl sinsice bir kumpasın içinde olduklarını görmelerini temenni ediyorum. Hiçbir şey görmüyorlarsa, bu yapının Türkiye’nin milli çıkarlarına, milli kurumlarına, milli bankasına, Milli İstihbarat Teşkilatına, çözüm sürecine nasıl saldırdığını görsünler. Bu yanının Türkiye’nin küresel projelerine nasıl saldırdığını görsünler. Bu yapının Türkiye’nin değil belli bazı ülkelerin, güneydeki o sevdikleri ülkenin, belli uluslar arası çevrelerin çıkarına nasıl hizmet ettiğini, nasıl bir ihanetin içinde olduğunu görsünler. Bu kardeşlerimin oyunu göreceklerine, tuzağı göreceklerine, ihaneti göreceklerine ve bu yapıyla aralarına mesafe koyacaklarına, bu çirkin ahlaksız saldırganlarla yollarını ayıracaklarına yürekten inanıyorum.
Şimdi bu yapının içerisindeki bazı hanım kardeşlerim evleri dolaşıyorlar. Ben buradan tüm AK Partili kardeşlerime de sesleniyorum; sizin de kapınız çalınırsa, çalındığında sizin kapınıza gelenlere şunu söyleyin: Biz halimizden memnunuz, iktidarımızdan memnunuz, biz inandığımız gibi yaşayamıyorduk, düşündüklerimizi konuşamıyorduk, şimdi inandığımız gibi yaşıyoruz. Düşündüklerimizi aynen düşündüğümüz gibi konuşuyoruz ve ülkemiz 10 yıl içerisinde değişim-dönüşümü farklı bir şekilde yaşadı. Eğer bu işe çok meraklıysanız partinizi kurun da öyle gelin; bunlara bunu söyleyin.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, biz tek başımıza da kalsak, milli iradeyi şerefimiz ve namusumuz gibi savunmaya devam edeceğiz. Tek başımıza da kalsak, demokrasiyi, sandığı şerefimiz ve namusumuz gibi savunmaya devam edeceğiz. Bu ahlaksız saldırılar karşısında boyun eğmedik, boyun eğmeyeceğiz.
Değerli kardeşlerim, bu kutlu yolda yalnız olmadığımızı biliyoruz. İşte şu anda siz değerli kardeşlerimizle beraberiz. Bu kutlu yolda aziz milletimizin de bizimle birlikte olduğunu biliyorum. Aramızdan milli irade hırsızları çıksa da, aramızdan Türkiye düşmanlarına uşaklık yapan, milletten aldığı emaneti örgüt liderlerine peşkeş çekenler olsa da biz bir olarak, beraber olarak milleti ve millet iradesini savunmaya devam edeceğiz. Türkiye’de hükümetleri sermaye değil, medya değil, kasetler değil sandık belirleyecek. Bu ülkede hükümetleri karanlık örgütler belirleyemeyecek, hükümetleri millet belirleyecek millet. Bu bir istiklal mücadelesidir değerli kardeşlerim. AK Partili olsun ya da olmasın, bu 77 milyonun irade mücadelesidir. 30 Mart bu iradenin sarsılmaz şekilde güç kazanacağı bir tarih olacak. 30 Mart Türkiye düşmanlarının ve onların maşalarının kaybedeceği, Türkiye’nin, 77 milyon aziz milletin kazanacağı bir tarih olacak. 30 Mart inşallah yeni Türkiye için bir milat olacak. İşte onun için asla ihmalkar olmayacağız. Asla rehavet içinde olmayacağız, bir anımızı bile boş harcamayacağız. Yıkım ekimi 1 çalışıyorsa, biz 10 çalışacağız, 10, 100 çalışacağız, 1000 çalışacağız. Onlar 1 kapıya ulaşıyor, 1 posta kutusuna broşür bırakıyor, yıkmak için sinsice çalışıyorsa, biz yüzlerce, binlerce kapıya ulaşacak, yapmanın, imarın, ihyanın inşasını, mücadelesini vereceğiz.
Tekrar ediyorum; her ne yaparlarsa yapsınlar, hangi yolu denerlerse denesinler, Allah bizimledir, millet bizimledir. Unutmayın, milletin hayır duası bizimledir. Siz AK bir kadrosunuz. Aranıza karalar karışsa da, bugüne kadar onları hep birlikte eledik. Bundan sonra da karalar çıkarsa onları da eleriz, hiç önemli değil. AK’lığınıza asla leke sürmeyelim, sürdürmeyelim. Yetimin hakkını 11 yıldır nasıl muhafaza ettiysek, bundan sonra da aynı şekilde muhafaza edeceğiz.
Değerli kardeşlerim, bizim sevdamız Türkiye sevdasıdır. Bu sevdanın neferleri olarak bu kutlu yolda hiç sarsılmadan yürümeye devam edecek, eski Türkiye’nin kapılarına kilit vuracak, yeni Türkiye’yi de şaha kaldıracağız.
Bu hafta İstanbul’da çok enteresan bir şey oldu; CHP’lilerin ileri gelenlerinden biri, “eski İstanbul’u size iade edeceğiz” demiş. Gerçekten işte CHP bu. Eski İstanbul neydi? Çöp dağlarıyla var olan İstanbul. Neydi? Susuz İstanbul. Neydi? Hava kirliliğiyle malum gazetelerin maske dağıttığı İstanbul. Ve böyle bir İstanbul, İSKİ yolsuzluğuyla maruf bilinen CHP’nin İSKİ’sinin evet yolsuzlukla mahkum edildiği o İstanbul’u tekrar getireceklermiş. Ya siz zaten busunuz.
Değerli kardeşlerim, bunlar taş üstüne taş koyamazlar. Evvel Allah biz emin adımlarla ülkemizi güncelleyerek, değişim-dönüşümle çok daha güçlü bir şekilde dünyanın hayranlıkla izlediği, sessiz devrim diyerek izlediği bütün reform paketlerimizle, bütün fiziki değişim-dönüşümlerle, ekonomimizle, buyurun işte Ocak ayında yine ihracatta gördüğünüz gibi patlama ve tüm zamanların aylık rekoru. Aynı şekilde dün sanayide yine bir rekor daha. Bütün saldırılara rağmen bekledikleri gibi olmuyor, olmayacak. Samimiyiz, koşuyoruz, çalışacağız, üreteceğiz. Ben diyorum ki; Allah bir kez daha yar ve yardımcımız olsun, böyle dua ediyorum. Yolumuz bahtımız açık olsun.
Meclis çalışmalarınızda hepinize başarılar diliyor, sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.