Basbakan Erdogan’in 15 Nisan tarihli TBMM Grup Toplantisi konusmasinin tam metni
Çok değerli misafirler, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyor, AK Parti Grup Toplantımızın ülkemiz, milletimiz ve demokrasimiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.
Konuşmamın hemen başında Diyanet İşleri Başkanlığımız tarafından her yıl çok anlamlı faaliyetlerle ifa edilen Kutlu Doğum Haftasının tüm insanlık için hayırlı olmasını Allah’tan niyaz ediyorum. Doğumunun seneyi devriyesinde bir kez de burada Hazreti Peygamber Efendimizi Allah’ın selam ve salatıyla hürmetle yad ediyorum.
Önceki gün İstanbul’da Sinan Erdem Kapalı Spor Salonunda binlerce kişinin katılımıyla gerçekten güzel bir merasim gerçekleştirildi. Onun öncesinde Ankara Arena’da yine binlerce kişinin katılımıyla böyle bir tören düzenlendi. Dün Rize’deydiler ve devam ediyor, Şanlıurfa’yla devam edilecek ve hafta boyunca değişik illerde bu törenler icra edilecek. Ay sonuna kadar da buna benzer merasimler ayrıca devam ediyor. Bu yıl Diyanet İşleri Başkanlığımızın yanı sıra Kültür ve Turizm Bakanlığımız başta olmak üzere diğer bazı kurumlarımızda Hazreti Peygamberi şanına yaraşır bir hürmetle ve çeşitli etkinliklerle hatırlıyor ve hatırlatıyorlar. Merhum Mehmet Akif’in o güzel mısralarda da ifade ettiği gibi, her bir fert, her bir cemiyet, hatta tüm beşeriyet Hazreti Peygambere medyundur. Bizler de bu borcumuzu inşallah Hazreti Nebiyi sürekli hatırlayarak ve hatırlatarak eda etmeyi sürdüreceğiz. Kutlu Doğum Haftası vesilesiyle bir kez daha Hazreti Nebi’ye ve ashabına Allah’ın selam ve salatını iletiyor, onun gösterdiği istikametten ayrılmamayı Rabbimin herkese nasip etmesini diliyorum.
Değerli kardeşlerim, hafta sonunda İstanbul’da önemli bir yatırımın açılışını gerçekleştirdik. İstanbul Büyükşehir Belediyemiz tarafından yapımı tamamlanan Ambarlı İleri Biyolojik Atık Su Arıtma Tesisi Cumartesi günü hizmete girdi. Yaklaşık 350 milyon liralık bir yatırım olan Ambarlı Tesisi, İstanbul’un 5 ilçesinin, 1 milyon 600 bin nüfusun atık sularını arıtacak. Bu büyük tesis sayesinde Marmara Denizine yıllık 55 bin ton çamurun, 146 milyon metreküp kirli suyun karışması böylece önlenmiş olacak. 1994’te biz İstanbul’da görevi devraldığımızda sadece iki tane atık su arıtma tesisi vardı, o da ileri biyolojik değildi. 20 yıl içinde biz İstanbul’a 53 yeni arıtma tesisi kazandırdık. Şu anda İstanbul’un atık sularının yüzde 97’si arıtma sisteminden geçiyor. Marmara Denizine akan atık sular biyolojik sular yüzde 74 oranında arıtılıyor. İnşallah yapımı devam eden tesisler de bittiğinde Marmara Denizine akan atık sular yüzde 99 oranında biyolojik arıtmadan geçmiş olacak.
Şu anda gerek Haliç, gerek Boğaz, gerekse Marmara Denizi yüzülebilen, balık tutulabilen bir temizliğe kavuşmuş durumdalar. Ve üniversitelerin de ifadesiyle, biz göreve 94’te İstanbul’da geldiğimizde, Haliç’te balık bulmak mümkün değildi, yüzmek hiç mümkün değildi, ama şimdi 47 çeşit orada balık bulunabiliyor, böyle bir noktada.
İstanbul’da nüfus hızla artıyor, artan refahla birlikte İstanbul’da araç sayısı artıyor. Su tüketimi artıyor, çöp üretimi artıyor. AK Partili belediyeler sayesinde İstanbul’daki bu büyümeye rağmen dikkatinizi çekiyorum, İstanbul geriye gitmiyor, her geçen gün daha da güzelleşiyor. Yani bir yandan geçmişin sorunlarını çözerken, bir yandan da büyüyen İstanbul’un ihtiyaçlarını karşılıyor, dünyanın en büyük metropollerinden birini daha yaşanabilir hale getiriyoruz.
Mahalli seçimlerden hemen 13 gün sonra böyle büyük bir açılış töreniyle hamd olsun bunu gerçekleştirmiş olmak herhalde bir şeyi de ortaya koyuyor; durmak yok, yola devam dedik, diyoruz.
Sağ olsunlar Büyükşehir Belediye Başkanımız ve ekibi hiç ara vermeden hemen 30 Mart akşamından itibaren normal mesaiye geçtiler ve İstanbul için çalışmayı sürdürdüler. Türkiye genelinde görevi tekrar devralan belediye başkanlarımız da aynı şekilde kesintisiz olarak çalışmalarını sürdürüyorlar. Yeni göreve gelen arkadaşlarımız çok hızlı şekilde kolları sıvadılar, projelerini gerçekleştirmek için hazırlıklarına başladılar. Önümüzdeki 5 yıllık dönemde Genel Merkez olarak belediyelerimizi çok daha yakından mercek altında tutacağımızı burada özellikle vurgulamak istiyorum. Verilen sözlerin tutulması, halkımıza vaat eden projelerin gerçekleşmesi, beldelerimizden büyükşehirlere kadar her yerde oralarda yaşayan halkımızın yanı sıra bizim de yakın ilgi ve takibimizde olacağını buradan duyurmak isterim. Belediye Başkanlarımızı her aşamada takip edecek, hata yaptıklarında uyarılarımızı kendilerine ileteceğiz. Her belediye başkanımızı projelerinde, hizmetlerinde, yatırımlarında daha yakından yönlendirecek ve teşvik edeceğiz. Yeni bir anlayışla daha dinamik, katılımcı, şeffaf bir yönetimle inşallah AK Partili belediyelerin diğerlerinden farkını bu dönemde çok daha belirgin şekilde ortaya koyacağız.
Bu arada geçtiğimiz hafta Merkez Yürütme Kurulumuzu, dün de Merkez Karar ve Yönetim Kurulumuzu topladık ve belediye başkanlığına seçilmeleri nedeniyle arkadaşlarımızın boşalttıkları görevlere yeni arkadaşlarımızın atamalarını yaptık. Fatma Şahin kardeşimiz Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi malumunuz. Kendisine gerek Kadın Kolları Başkanlığımız, milletvekilliği, gerekse Bakanlığından sonra bu denli önemli bir göreve seçilmesi sebebiyle önümüzdeki 5 yıl içerisinde Allah’tan başarılar diliyorum. Tabii aynı şekilde Menderes Türel kardeşimiz Genel Başkan Yardımcımızdı, yerel yönetimlerden sorumluydu. Daha önce Antalya’da Belediye Başkanlığı görevini icra etmişti. Bir dönem aradan sonra tekrar kendisini aday yaptık ve Antalyalıların büyük bir ilgi ve alakasıyla Antalya’ya yeniden Belediye Başkanı seçildi. Aynı şekilde Mali ve İdari İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Balıkesir Milletvekilimiz Ahmet Edip Uğur kardeşimizi de Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanlığına biliyorsunuz aday gösterdik. Yine Balıkesirli kardeşlerimizin, vatandaşlarımızın gerçekten ilgi ve alakasıyla Ahmet Edip Uğur kardeşimiz de Balıkesir’e Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. Kendilerini tebrik ediyorum, kutluyorum. Bu vesileyle tabii Merkez Karar ve Yönetim Kurulundan ayrılmış oldular. Bu arkadaşlarımızın yerine İstanbul Milletvekili Mehmet Muş, İzmir Milletvekili Hamza Dağ, Konya Milletvekili Mustafa Akış ve İstanbul Milletvekilimiz Tülay Kaynarca Merkez Karar Yönetim Kurulu üyesi iken şimdi de bundan böyle aynı zamanda Merkez Karar Yönetim Kurulu üyesi oldular, ama içlerinden Nurettin Nebati kardeşimiz mali ve idari işlerden sorumlu Genel Başkan Yardımcılığına geldi. Abdülhamit Gül kardeşimiz de yerel yönetimlerden sorumlu yine Genel Başkan Yardımcılığına geldi. Bu arada teşkilat işlerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcılığına Süleyman Soylu kardeşimiz gelirken, teşkilat başkanlığından sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Ekrem Erdem Bey de araştırma ve geliştirmeden sorumlu Genel Başkan Yardımcılığına geçerken böyle bir görev değişikliği de burada yapılmış oldu, kendilerine bu yeni görevlerinde ayrıca başarılar diliyorum. AK Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulunda bu görevler tabii ki kolay değil, zor, kutlu, ama o denli de heyecan verici bir görev. Bu değişikliklerin de tekrar ülkemiz, milletimiz ve Partimiz için hayırlı olmasını Allah’tan temenni ediyorum.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, bölgemizde çok önemli gelişmelerin yaşandığı bir süreçten geçiyoruz. Suriye’de rejimin sürdüğü mezalim arkasında 200 bine yakın evet maalesef cansız beden, yüzbinlerce yaralı, milyonu aşkın sürgün bırakarak devam ediyor. Mısır’da askeri darbeyle başlayan süreç arkasında bıraktığı binlerce cansız beden yetmezmiş gibi bir de 529 idam kararıyla tekrar gündeminde sıcak yerini koruyor. Aynı şekilde Ukrayna’da kaygı verici gelişmelerin yaşandığına şahit oluyoruz. Bölgemizdeki ve dünyadaki gelişmeleri çok büyük bir dikkatle takip ediyoruz. Dışişleri Bakanımız seçim sürecinde temaslarını aralıksız olarak sürdürdü ve şu anda da yine yurt dışında bu temaslar devam ediyor. Biz de Azerbaycan’a yaptığımız resmi ziyaretle birlikte dış politikadaki temaslarımızı yoğunlaştırdık. Geçtiğimiz hafta içinde Hırvatistan Parlamentosu Başkanıyla, Kenya Cumhurbaşkanıyla ve Senegal Dışişleri Bakanlarıyla görüşmelerim oldu. Bugün Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisi Başkanı bir heyetle geliyor, onu kabul edeceğiz. Yarın Letonya Cumhurbaşkanıyla bir görüşmemiz var, Perşembe günü de kardeş Malezya’nın Başbakanını Necip Tun Rezak’ı Ankara’da ağırlayacağız.
Bakınız seçim öncesinde Hükümetimizi yıpratmak gayesiyle içeriden olduğu kadar dışarıdan da çok ağır bazı saldırı girişimleri oldu ve bunların bazıları şu anda da devam ediyor. İçeride huzura, istikrara, demokrasiye, çözüm sürecine ve ekonomiye saldırı yapılırken dışarıda da Türkiye’nin imajına yönelik planlı ve art niyetli bir kampanya başlatıldı. Dışarıdaki bu kampanyaların hangi niyetle yapıldığını ve nerelerden beslendiğini çok iyi biliyoruz. Zira içeride birtakım algı operasyonları yapılırken dışarıda da aynı paralelde operasyonlar gerçekleşti. Örneğin içeride yargı ve emniyet içindeki çeteler marifetiyle MİT’in tırlarına saldırıldı. Bu saldırıda amaç; Türkiye’ye terör örgütlerine yardım eden ülke iftirasını atmaktı. Düşünün değerli arkadaşlar, bu ülkenin kurumlarına yerleşmiş çete mensupları kendi ülkelerine terörist ülke yaftasını yapıştırmak için bu operasyonu yaptılar. Tırları durduranlar, MİT mensuplarını tartaklayanlar, tamamen hukuksuz biçimde o tırlarda arama yapanlar bunu sadece ve sadece Türkiye’yi uluslararası arenada zora sokmak adına yaptılar. İnanın düşman gelse böyle namertçe davranmazdı. Bu ülkenin bazı yargı ve emniyet mensupları, Türkiye’nin en azılı düşmanlarını bile kıskandıracak biçimde kendi ülkelerine bu ihaneti yaptılar. İçeride hainler çalışırken, dışarıda da bazı raporlar, bazı haber ve köşe yazıları marifetiyle farklı bir operasyon başlatıldı. Bu operasyon hala devam ediyor. Suriye’deki kimyasal saldırı ile Türkiye arasında bir bağlantı varmış gibi tamamen asılsız iddialar ortaya atıldı. El Kaide terör örgütüyle Türkiye arasında bir bağlantı varmış gibi, Türkiye terörü destekliyormuş gibi bir algı oluşturulmak istendi. Türkiye içindeki o malum çevreler, o malum medya bu iddiaları anında alıyor, hem Türkiye gündemine, hem dünya gündemine taşıyor. Bunun dışında da ihanet girişimlerine şahit olduk. Avrupa Birliği içinde Türkiye’yi hemen hiç tanımayan, Türkiye’de sadece belli kaynaklardan haber alan kesimler nezdinde karar propaganda yapıldı. Amerika Birleşik Devletleri’nde aynı şekilde kara propaganda yapıldı ve yapılıyor. Ülkelere mektuplar yazılarak, hatta Ermeni lobisinin temsilcileriyle işbirliği yapılarak, hatta onlara parasal destek verilerek Türkiye’ye karşı çok çirkin, çok alçakça karalama kampanyaları yürütülüyor. Biz tüm bu ihanet ve taarruz girişimlerini inanın bu insanlara, bu çevrelere acıyarak izliyoruz. Çünkü bu girişimlerin tamamı bir acziyetin ifadesinden başka bir şey değildir. Tüm bu girişimler 30 Mart seçimlerinde milletten çok ağır cevap alan yenilmiş, kaybetmiş çevrelerin hezeyanından öte değildir.
Birileri yanılmasın, Türkiye küresel ölçekteki etkinliğini, imaj çalışmalarıyla, gazete haberleriyle sanal olarak inşa etmiş bir ülke değildir. Türkiye gazete haberleriyle, yalan-yanlış raporlarla, ısmarlama köşe yazılarıyla imajı zedelenecek bir ülke hiç değildir. Türkiye dünyada büyüyen ekonomisiyle, gelişen demokrasisiyle, bölgedeki müstesna konumuyla varlık gösteren bir ülkedir. Biz imajla değil aktif ön alıcı, samimi, barışçı dış politikamızla dünyada varız ve bu şekilde var olmaya devam edeceğiz. Türkiye’yi terörle ve terör örgütleriyle yan yana göstermeye çalışan her rapor, her haber ve yorum sahiplerinin itibarını sarsacak, ama Türkiye’ye ve Türkiye’nin itibarına en küçük bir zarar veremeyecektir. Gerek Avrupa Birliği nezdinde, gerek küresel ölçekte bu tür saldırıları etkisiz kılmak için de yoğun şekilde çalışmaya devam edeceğiz.
Bu arada MİT’e ait tırların hukuksuzca durdurulması ve aranması, Dışişleri Bakanlığındaki toplantının dinlenmesi ve diğer hukuksuz dinlemeler konusunu da çok yakından takip ediyoruz. Bu casusluk faaliyetlerinin açığa çıkarılmasının önünde ciddi bir direnç olduğunu burada özellikle vurgulamak istiyorum. Bakın Adana’da bir vatansever savcı çıktı; hem casusluk faaliyetleri, hem de hukuksuz dinlemeler konusunda soruşturma başlattı. Bazı zanlılar da bu soruşturmalar kapsamında gözaltına alındı ve tutuklandı. Aradan birkaç gün geçmeden işte o paralel yapı, o paralel çetenin mensupları devreye girdiler ve soruşturmaya müdahale ettiler. Paralel yapının medyası manşet atıyor, paralel yapının yargıdaki uzantıları adeta talimat almışçasına zanlıları serbest bırakıyor ve tutuksuz yargılama kararıyla serbest kalıyorlar. Ortada apaçık bir ihanet varken, apaçık bir casusluk faaliyeti varken, haklarında güçlü deliller bulunan zanlıların serbest bırakılması gerçekten düşündürücüdür. Aynı şey böcek soruşturulmasında yapıldı, zanlılar ellerini kollarını sallayarak yurt dışına kaçtılar. Aynı şey sınavlardaki yolsuzluk soruşturmasında yapıldı, aradan yıllar geçti ve belki de deliller karartıldı. Biz yargıdaki bu çeteleşmeyi, yargının bir kısmına sirayet etmiş bu kokuşmuşluğu dile getirdiğimizde siyaset yargıya müdahale ediyor diye birileri ayağa kalkıyor. İşte buyurun, Adana’da çok açık bir casusluk faaliyeti var, çok açık bir ihanet var ve yargı içine sızmış çete mensupları eliyle bırakın sessiz kalmayı, casuslar lehine, hainler lehine karar alabiliyor. Başta HSYK olmak üzere yüksek yargı da bu hukuk cinayetlerini adeta uzaktan film izler gibi izliyor. Allah aşkına soruyorum, bu mesele sadece benim meselem midir? Bu mesele sadece AK Parti’nin, sadece Hükümetin meselesi midir? Bu mesele bir Türkiye meselesi değil de nedir? Bu ülkenin Cumhurbaşkanının, Başbakanının, Genelkurmay Başkanının, hakim ve savcılarının dinlenmesinden daha vahim ne olabilir? Bu ülkenin Dışişleri Bakanlığındaki en gizli toplantının dinlenip servis edilmesinden daha vahim ne olabilir? Milli İstihbarat Teşkilatına ait tırların durdurulmasından, MİT mensuplarının darp edilmesinden, tırların aranmasından daha vahim ne olabilir? CHP, MHP, BDP bu hukuksuzluk karşısında hiç konuştular mı? Daha ne kadar susacaklar, daha ne kadar üç maymunu oynayacaklar. HSYK bu hukuksuzluk karşısında, bu hukuk cinayeti karşısında daha ne kadar sessiz ve takipsiz kalacak? Yargı içindeki paralel çeteye cesaret veren bu tavırlar daha ne kadar devam edecek? Hiç kusura bakmasınlar, tek başımıza kalsak da biz bu ülkenin çıkarlarını, bu milletin çıkarlarını hukuka sonuna kadar hukuka inanmış olan yargı mensuplarıyla inşallah savunmaya devam edeceğiz.
Birileri şantaja boyun eğmiş olabilir, birileri tehditlerle sindirilmiş olabilir. Birileri de haşhaşı fazla kaçırmış olabilir. Ama biz sonuna kadar bu hukuksuzluğun takipçisi olacak, yılmadan, vazgeçmeden, asla boyun eğmeden ve geri adım atmadan bu çetenin üzerine gideceğiz. Suç işleyenler er ya da geç, ama mutlaka yargının karşısına çıkacaklar. Suça göz yumanlar ortadaki açık delillere rağmen suçun üzerini örtenler de er ya da geç, ama mutlaka bunun hesabını yine yargı önünde verecekler. Devletin koridorlarından çeteleri nasıl kovduysak, kovuyorsak, o koridorları nasıl temizlediysek, hiç kimsenin şüphesi olmasın adliye koridorlarından da o çeteleri, o şebekeleri kesinlikle temizleyeceğiz. Ama tabii bunun akşamdan sabaha derseniz, o kadar kolay değil. 35 yıllık bir sürecin temizliğini yapacaksınız. Hiç kimsenin yaptığı yanına kar kalmaz ve kalmayacak. Biz bugüne kadar kuvvetler ayrılığını hassasiyetle savunduk ve Türkiye’nin selameti adına bunu en güçlü şekilde savunmayı sürdüreceğiz. Ama yasama olarak, yürütme olarak yargıda tuzun kokmasına da müsaade etmeyeceğiz. Yetki alanımız çerçevesinde biz zaten gerekeni yapıyoruz. Vazifelerini ihmal edenlere de vazifelerini hatırlatmak bizim sorumluluğumuzdur, bundan da kaçınmayacağız.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, 30 Mart seçimlerinde ağır yenilgiye uğrayan siyasi parti ve çevrelerin hezimetlerini örtmek için yoğun bir şekilde gündemi farklı yerlere çekmeye çalıştıklarına şahit oluyoruz. Dikkat ederseniz CHP, MHP ve BDP seçimin üzerinden 16 gün geçmiş olmasına rağmen halen çıkıp özeleştiri yapmadılar, hala seçim sonuçlarını sağlıklı şekilde değerlendirmediler. Cumhuriyet Halk Partisi 30 Mart akşamından itibaren seçimlere hile karıştığı iddiasını sürekli gündemde tutarak kendi tabanını oyaladı.
Milliyetçi Hareket Partisi 30 Mart akşamından itibaren seçim sonuçlarını konuşmak yerine Cumhurbaşkanlığı seçimlerini gündeme getirerek zaten kampanya boyunca da Cumhurbaşkanlığı seçimlerini konuşmuştu, şimdi Salı günleri şu grup toplantısı olmasa herhalde konuşacak hiçbir şeyi yok. Bunu da dostlar alışverişte görsün anlayışıyla ister istemez gelip bu konuşmaları tabii ki yapıyorlar.
BDP’nin aynı şekilde gündemi farklı yerlere çekerek seçim yenilgisinin üzerini örtmeye çalıştığını görüyoruz.
Bir kere burada şunu açık açık ifade etmek durumundayım: Yapay gündemler bu 3 muhalefet partisinin de seçimin verdiği mesajlardan köşe bucak kaçmalarına çare olmayacaktır. Bu partiler kendilerini sorgulamazsa, tabanlarına gereken hesabı vermezlerse er ya da geç bu partiye oy vermiş kardeşlerim parti yönetimlerini sorgulamaya başlayacaktır. Nitekim, CHP’de bu sorgulamanın başladığını da görüyoruz.
Vatana ihanet içindeki paralel yapıyla işbirliği yapmanın elbette bir bedeli olmalıdır. CHP ve MHP kendi tabanlarına karşı bunun hesabını mutlaka vermelidir, verecektir. Geçen hafta da ifade ettim, biz ne bu ihaneti, ne de bu hainlerle işbirliği yapanları asla unutmayacağız ve asla da unutturmayacağız. Bu ihanetin, bu işbirliği ve ittifakın üzerinin örtülmesine de asla göz yummayacağız.
Arkadaşlar, biz hiçbir zaman gerilimin tarafı olmadık. Siz o sesi çok çıkanlara, o malum medya eliyle kara propaganda yapanlara hiç aldanmayın. Bu ülkede 12 yıldır biz eser siyasetinin, plan ve proje siyasetinin temsilcisi olduk, onlar gerilim siyasetinin temsilcisi oldular.
Şunu soracaksınız: Ne yaptınız? Bu ülkede yerel yönetimlerde neleriniz var, hangi eseriniz var? Bunu onlara sorun yeter. 12 yıl boyunca biz eser ürettik, hizmet ürettik, icraat ürettik, onlar sadece ve sadece gerilim ürettiler.
Şu ana kadar 12 yıl içerisinde 8 seçime girdik ve her seçimden birinci parti olarak zaferle çıktık. Her seçim sonrasında başta medya olmak üzere bizden balkon konuşması yapmamızı, gerilimi düşürmemizi istediler, hep bunu söylediler. Biz de bunu yaptık, büyüklük bizde kalsın dedik, her seçim sonrasında gerilimi düşürmek için gereken adımı attık. İşte en son 12 Haziran 2011 seçimlerinin olduğu akşam yine Genel Merkezimizde balkona çıktık, gün hesaplaşma değil, helalleşme günüdür dedik ve herkesten helalleşme istedik, açtığımız davalar, bütün o davalardan feragat ettik, bunları yaptık. Biz bu büyüklüğü, bu olgunluğu gösterirken, ne CHP’den, ne MHP’den, ne de BDP’den aynı olgunluğu hiçbir zaman göremedik. Biz elimizi uzattık, onlar bize yumruklarıyla karşılık verdiler ve kaçtılar. Biz musaffa yapalım istedik, onlar yumruklarını sıktılar. Öyle zamanlar oldu ki gidelim partilerinde ziyaret edelim, konuşalım dedik, o nezaketi bile göstermediler; işte MHP’ye 3 kez bizim bu tür talebimiz olmuştur.
Kardeşim, şimdi gerilimin tarafı kimdir? İşte bunlar. Biz CHP’yle de gittik grupta kendilerini ziyaret ettik, daha önceki dönemde makamlarında ziyaret ettik, onlar da geldi görüştük; anlaşırız, anlaşmayız ayrı bir konu, ama bu görüşmeleri yaptık. Fakat MHP’yle bunu hiç yapamazsınız. 3 kez talebimiz olmasına rağmen, bu ülkenin iktidar partisiyiz, Parlamentonun yüzde 63’üne sahibiz, biz sizden ziyaret istiyoruz, gelelim bir ziyaret edelim, oturalım, konuşalım istiyoruz, beyefendiler evet diyemiyorlar, hayır. Peki, kim gerilimin tarafı? Bunlarda insani ilişkiler noktasında da maalesef böyle bir şeyi beklemeyin.
Geçen hafta ben burada bir ifade kullandım Bahçeli’yle alakalı. Niye kullandım o ifadeyi? Beyefendiler rahatsız olmuş. Peki aynı gün grup konuşmasında Bahçeli’nin şahsıma yönelik hareketlerini kulakları bunların sağır mıydı ya, dinlemediler mi? Sen bu ülkenin Başbakanına bu denli harekette bulunacaksın, eee, bu ülkenin Başbakanı 1,5 yıldır sizin isminizi ağzına almadı, size hala cevap vermeyecek? Kusura bakmasınlar, biz bir yanağına tokat atıldığı zaman öbür yanağını uzatanlardan değiliz, bizim kültürümüzde bu yok. Biz Akif’in ifadesiyle, yumuşak başlı isem kim dedi uysal koyunum. Biz uysal koyun değiliz. Ve bugüne kadar olan bu süreçte gösterdiğimiz bundan sonra aynı şekilde devam etmeyecektir. Bu nasıl bir hesap Allah aşkına? Kazanan biziz, birinci parti olan biziz, zafere ulaşan biziz, ama adeta özür dilememizi bekler gibi balkon konuşması yapması beklenen de yine biziz. Tamam da, ya bu adamların da balkon konuşması yapması gerekmez mi ya? Bir de onlara söyleyin, onlar da çıksın bir balkan konuşması yapsınlar.
Gerilim siyasetini kim üretiyorsa, gerilimi düşürecek olan da odur. Gergin üslup konusunda AK Parti’yi ya da bizi itham edenler, önce gitsinler şöyle aynada kendilerine baksınlar, kendi üsluplarını gözden bir geçirsinler; şu anda da yapmak istedikleri bu. Şu anda da gerilim üreterek hem başarısızlıklarını, hem beceriksizliklerini gizleme çalışıyorlar. Biz bu oyuna gelmeyeceğiz.
Üretilen yapay gündemler, yapay tartışma ve gerilimler, altını çizerek ifade ediyorum; AK Parti için kurulmuş bir tuzaktır ve biz bu tuzağa düşmeyeceğiz. Biz Türkiye’nin cumhurbaşkanlığı seçimlerine de, ardından 2015 genel seçimlerine de sükunet içinde, tamamen demokratik, kültür ve olgunluk içinde gitmesini arzu ediyoruz, bunun için de samimi şekilde mücadele vereceğiz. Önümüzde sadece 4 ay var, biz 4 ay içinde ilkeli duruşumuzu, onurlu ve en önemlisi de omurgalı duruşumuzu muhafaza edeceğiz. Siyaset omurgalı duruş gerektirir, siyaset ilkeli duruş gerektirir.
Bakın, 30 Mart seçimleri öncesinde aynen bugün olduğu gibi seçimlere 4 ay kala 17 Aralık’ta bir senaryo yazdılar ve bu çirkin senaryoyu uygulamaya koydular. O senaryonun yazarlarının, piyonlarının, maşalarının, aktörlerinin bugün ne halde olduğunu herkes gördü ve görüyor. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine 4 ay kala da aynı şekilde bayat senaryolara başvuranlar milletten gereken cevabı alırlar.
Türkiye’de cumhurbaşkanlığı seçimleri maalesef bugüne kadar genellikle hep sancılı oldu, Türkiye’ye, millete çok ağır bedeller ödetti. Biz bu sancılı seçimleri sona erdirmek için cumhurbaşkanın halk tarafından seçilmesini sağladık ve inşallah Ağustos ayında tarihimizde ilk kez cumhurbaşkanı halkın oylarıyla seçilecek. Bildiğiniz gibi, 10 Ağustos’ta ilk tur, 24 Ağustos’ta ikinci tur olarak Yüksek Seçim Kurulu bunu karara bağladı.
Geçmişte olduğu gibi bugün de cumhurbaşkanlığı seçimlerinin bir krize dönüştürülmesine, Türkiye’ye ve millete bedeller ödetilmesine biz asla izin vermeyiz. Bu süreci suhuletle götüreceğiz, ekonomide, demokraside en küçük bir riskin oluşmasına mahal vermeden, ülkede en küçük bir belirsizlik oluşmasına mahal vermeden bu süreci tamama erdireceğiz.
Şöyle düşünün bizden önceki dönemleri, ya bir seçim yılında ekonomi alt üst oluyordu, seçim ekonomisi derlerdi, sağa, sola her şeyi saçarlardı. Ama bizde hamdolsun böyle bir şey olmadığı gibi, buyurun şimdi bu yıl iki seçim olacak, ekonomimiz sürekli tırmanışta, daha iyi bir konumdayız. Niye? Yere sağlam basıyoruz. Bazı eksiklerimiz yok mu? Var. Onları da bu ara kesinlikle çözeceğiz ve bizler faiz lobisine milletimizi sömürtmeyeceğiz, bunun da kararlılığı içindeyiz.
Bu ilk seçimleri inşallah başarıyla gerçekleştirecek, bundan sonra da Türkiye’nin tam bir demokratik kültürle bu süreci tamamlanması için ilk adımı atmış, kapıyı aralamış olacağız.
Bakın değerli arkadaşlarım, önümüzdeki hafta 23 Nisan’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının 94. Yıldönümünü 77 milyon hep birlikte idrak edeceğiz. Bugüne kadar değişik vesilelerle 23 Nisan 1920’deki kuruluş felsefesine dikkat çektik. Türkiye’nin o dönemdeki her vilayetinden mebuslar Ankara’da ilk Meclis çatısı altında bir araya gelmişlerdi, Alevi de vardı, Sünni de vardı, Türk de, Kürt de, diğer etnik kökene mensup herkes vardı, sarıklı da vardı, fesli de vardı, sakallı, şalvarlı da vardı, hiç kimse yek değerinin inancına, mezhebine, etnik aidiyetine, geldiği şehre, kılık kıyafetine, fikrine, meşrebine hoşgörüsüzlükle bakmıyordu. Misakı Milli içinde ne varsa, kim nasıl yaşıyorsa, orada ilk Mecliste temsil edilmesi amaçlanmıştı, çünkü orası Türkiye Büyük Millet Meclisi’ydi, kaymak takımının Meclisi değildi. Yani Türkiye neyse ilk Meclis de bir Türkiye fotoğrafı olarak teşekkül etmişti. Hepsi de istiklalden yanaydı, hepsi vatanseverdi, hepsi birer kahramandı, hep birlikte toprakları, vatanları uğruna çalıştılar, İstiklal Savaşını idare ettiler ve hep birlikte zafere imza attılar.
Ne zaman ki Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde tek tip insan modeli oluşturulmak istendi, işte o zaman sorunlar başladı. Devlet tarafından, tek parti idaresi tarafından vatandaş arasında makbul ve makbul olmayan ayrımı yapıldığında, işte o hoşgörü, tahammül, birbirine saygı atmosferi büyük bir yara aldı. Devletin vatandaşlar arasında yaptığı ayrım maalesef arkasında hem kronik sorunlar bıraktı, hem de kimi zaman trajik hadiselere sebep oldu.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının artık 100. yılına yaklaşırken, iktidarıyla, muhalefetiyle, medyasıyla, sivil toplum örgütleriyle bizim artık ilk meclis ruhunu bu topraklara yeniden egemen kılmamız kaçınılmaz bir zarurettir.
Makbul ve makbul olmayan vatandaş ayrımı bu ülkeye sağlıklı bir istikamet çizemez. Birbirlerinin etnik kökenine, mezhebine, meşrebine, yaşam tarzına hor gözlerle bakan zümreler Türkiye’ye barış ve huzur dolu bir istikamet çizemez. Şiddeti, terörü, nefreti, ayrımcılığı teşvik edenler asla ve asla Türkiye’nin hayrına hareket edemezler. Kendi koltuğunu, kendi makamını, kendi örgütünü ya da kendi zümresini düşünenler başkalarını, tahkir edenler, başkalarına kibirle bakanlar, kibirle onları aşağılayarak bakanlar bu ülkede kardeşliğin değil, kusura bakmasınlar, husumetin yanında saf tutarlar.
Gerilim siyaseti değerli kardeşlerim, belli zamanlarda 3-5 oy getirse de ya da belli oy oranını muhafaza etse de, orta vadede hiç kimseye yarar getirmez, Türkiye’ye hiç fayda sağlamaz.
Evet, geçen hafta da ifade ettim, muhalefetten balkan konuşması bekliyoruz, biz artık muhalefetin Türkiye’yi kucaklamasını bekliyoruz. AK Parti nasıl ki 81 vilayette varsa, nasıl ki 7 coğrafi bölgede varsa, muhalefetin de artık böyle bir hedefin peşinde koşmasını, Türkiye’yi kucaklayacak bir siyaseti devreye almasını samimiyetle arzuluyoruz.
Bakın, bizim hamdolsun bir il hariç yüzde 20’nin altında oy aldığımız il yok, hepsi yüzde 20’nin üzerinde, bir ilin dışında yüzde 20’nin altında oy aldığımız il yok. Diğer siyasi partiler ise bakıyorsunuz yüzde 5’in alında, yüzde 10’un altında bu şekilde gezinip duruyorlar.
12 yıl içinde biz çok köklü reformlar yaptık, biz milletimizi kucakladık, biz milletimizi Allah için sevdik, bağrımıza bastık. 12 yıl önce hayali dahi kurulamayan hedefleri biz gerçeğe dönüştürdük, daha yapacak çok işimiz var, Türkiye’nin ihtiyacı olan daha çok reform var, bunları da yapacağız, var olan sorunları da aşacağız. Şu önümüzdeki 9 yılda birbirimize kenetlenerek, yapıcı eleştiriler, yapıcı muhalefet üreterek hep birlikte 2023 için çalışarak inanın bu güzel ülkeyi çok daha yüksek hedeflerle buluşturabiliriz, ama muhalefetin böyle bir derdi varsa 2023 çok önemli. Şöyle Batının gelişmiş ülkelerin bakın, muhalefet iktidarıyla birçok konuda işbirliği yapabilir, ama bizde maalesef böyle bir muhalefet yok. Acaba nerede biz takozu koyabiliriz, hep bunun gayreti içindeler.
Kardeşlerim, yengiler yetimdir, ama unutmayın, zaferlerin ise sahibi çoktur.
Biz her zaman şu duayı yaptık: Allah’ım bizi değil, Türkiye’yi zaferle buluştur. Türkiye kazanacaksa biz kaybetmeye razıyız, zafer Türkiye’nin olacaksa biz mağlubiyete razıyız. 77 milyonun her bir ferdinin de bu hissiyat içinde olduğuna ben yürekten inanıyorum. 77 milyonun bu hissiyatının artık siyasette, yargıda, yasamada, yürütmede tam olarak yansıması, medyada, sivil toplumda bu hissiyatın tam olarak egemen olması en büyük arzumuzdur. Kişisel hırsları bırakıp Türkiye’yi öne çıkaranlar görecekler ki, hem kendileri kazanacak, hem Türkiye kazanacak. Biz bu hissiyatla yolumuzda ilerlemeyi sürdüreceğiz. Türkiye’yi her boyutuyla büyütmeye, yüceltmeyi, Türkiye’yi her alanda büyük zaferlerle buluşturmaya devam edeceğiz. Bu kutlu yolda bizimle yürüyen, yürümek isteyen herkese kapımız da, saflarımız da, yüreğimiz de sonsuz derecede açıktır. Kucaklayarak, birleştirerek, kardeşliği her alanda egemen kılarak, inşallah 2023’ü hep birlikte inşa edeceğiz.
Bu düşüncelerle sözlerime son verirken, Meclis çalışmalarınızda sizlere başarılar diliyorum.
Yarın saat 10’da milletvekillerimizle inşallah Genel Merkezimizde bir araya gelecek, kendileriyle de bir seçim değerlendirmesini başa baş inşallah yapmış olacağız.
Gündemimizde ülkemiz ve milletimiz için son derece önemli tasarı ve teklifler var. Gerileme, tahriklere, hakaretlere boğun eğmeden, sabırla ve tahammülle ülkemizin ve milletimizin ihtiyaç duyduğu yasaları çıkarmaya devam edeceğiz.
Hepinize kolaylık temenni ediyorum, Allah yar ve yardımcımız olsun diyor, sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.